DENGEYİ BOZANLAR
05 Temmuz 2026, Pazar 12:49
Biyolojide “denge” kavramı muazzam derecede önemlidir. Canlıların hayatta kalabilmesi için her şey belirli bir dengede olmalıdır; hücre seviyesinden tüm organizmanın bütününe uzanan hassas bir denge zincirinden söz ediyoruz. Mesela vücudumuzun ısısı her zaman belli bir aralıkta tutulur. Eğer sıcaklık düşerse damarların büzüşmesi ve titreme gibi tepkilerle vücudumuz ısınır, yükselirse de damarlar genişler ve terleme başlar. Aynı şekilde kanda şeker seviyesi yükselince insülin, düşünce glukagon salgılanır. Bir nevi termostat mantığı gibi, beden kendini sürekli belirli aralıklarda tutmaya uğraşır.
Canlıları iç ortamının dengede tutulmasına “homeostatik denge” denir. Bu prensip, sadece ısı veya şeker için değil, pek çok sistem için de geçerlidir. Kalp atış hızından tansiyona, hücre içi sıvı miktarından nefes alıp vermeye kadar binlerce denge unsuru vardır. Bunlardan herhangi biri, kritik seviyelerden uzaklaşırsa, hastalıklar hatta ölümler dahi görülebilir. Dolayısıyla, birçok hastalığın (şeker hastalığı, yüksek tansiyon, depresyon vb.) temelinde “dengeyi kaybetmek” yatar.
Haz kimyasalları dediğimiz dopamin, serotonin gibi nörotransmitterler için de aynı kural işler. Sinapslarda (nöronlar arası boşluklar) bu kimyasallar belirli bir seviyenin üstüne çıkarsa beynimiz bu durumu dengelemeye çalışır; azaldığında ise onları tekrar arttırmaya yönelik tedbirler alır. İnsanı mutlu eden (ödül) ya da üzen (ceza) tüm süreçlerde, belli bir “denge” korunmak zorundadır. Eğer bu denge çok radikal biçimde bozulursa beyin de normal işleyişini kaybetmeye başlar. Bu dengeyi muhafaza etmek için sinir sisteminde “geri alım pompası” gibi çeşitli koruyucu mekanizmalar bulunur.
Geri alım pompasını, sinapslarda biriken kimyasalları “süpürerek” temizleyen küçük bir sistem gibi düşünebilirsin. Bir nöron, karşı nörona kimyasal mesajlarını (örneğin serotonin) ilettikten sonra, bu kimyasallar sinaps boşluklarında öylece kalmaz; pompalar devreye girer ve kullanılmamış veya fazla kalan kısımları geri çeker. Bu sayede beynimizdeki haz kimyasalları her daim dengede tutulur.
Mesela serotonin, genellikle takdir gördüğümüz zaman salgılanır. Kendimizi kıymetli hissetmemizi sağlayan bu madde, birisi bize teşekkür ettiğinde bir miktar salgılanır. Lakin bu uzun sürmez çünkü bir süre sonra geri alım pompası tarafından sinapstaki serotonin geri çekilir ve bizim başka iyi şeyler yapmamız gerekir. Bu sebeple bütün sevinçler geçicidir, her daim yeni sevinçler gerekir. Geri alım pompası, ikinci olarak da ilaçlarda karşımıza çıkar ki ileride tekrar bu konuya temas edeceğiz.
Öte yandan, sinapslarda haz kimyasalları azaldığı zaman da sıkıntı baş gösterir. Bu noktada nefsimiz devreye girerek, “Hemen mutluluk kimyasalı bulmalıyım!” diye önüne gelen her kısa yolu, ahmakça bir hevesle talep etmeye başlar. Çünkü hemen o anda rahatsız eden o ‘eksikliği’ gidermek ister. Ne var ki haramların çoğu, dopamin ya da serotonin gibi haz nörotransmitterlerini hızla ve yoğun biçimde salgılattığı için geçici bir ferahlama sağlasa da aslında beynin dengesini altüst ederek daha büyük problemlere yol açar. Beyin, dengeyi sağlamak uğruna sinir hücrelerinde uyum mekanizmalarını (reseptör kapatmak gibi) devreye sokar ve kişi normal yollardan keyif alamaz hâle gelir. Bu hâl “bağımlı” olmaya giden yoldur.
Aynı şekilde, büyük travmalar da bu dengeleri farklı bir cepheden bozabilir. Bir travma neticesinde stres kimyasalı (kortizol) aşırı salgılanır, sinir hücrelerinin yapısı bile değişebilir. Birçok günahın da (alkol, pornografi, uyuşturucu vb.) aynı etkileri yaptığı; beynin farklı bölgelerinde ama travma etkisine benzer deformasyonlar oluşturduğu bilimsel çalışmalarda gözlemlenmiştir. Aradaki tek fark, hangi bölgenin ne tür bir kimyasalla aşırı yük altında kaldığıdır.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.