DELİ DANA
04 Haziran 2026, Perşembe 13:09
İlim azaldı her şeyi bilenler çoğaldı. Bir mikrofon kapan nutuk atmaya başlıyor. Bu cahilleri kim dinleyecek demeyin onların da müşterisi var. Hatta ilim sahiplerinden daha fazla. Zira ilim ehli aklına estiği gibi konuşmaz, konuşamaz. Her söylediğini bir delile dayandırmak temel düsturudur. Cahil ise her aklına geleni söyleyebilir, sırf insanların hoşuna gitsin diye konuşabilir, sadece dikkat çekmek adına olmadık saçmalıklara imza atabilir. Sonunda bir bakarsın ki ehl-i ilmin halesi boş kalmış, cahil milyonlara vazediyor.
Adına özgüven denen ne idüğü belirsiz mefhum bugünki keşmekeşin mes’ulü. Osmanlı Türkçesinin zenginliğinden uzak kaldığımız için cür’et kelimesini unuttuk. Onu cesaret zannediyoruz. Halbuki cür’etteki cesarette ukalalık var, saygısızlık var. İlmi olmayan, Türkçesi kırık dökük bir nesil temelsiz bir “özgüven”in peşine takılırsa olacağı bu…
Her şeyi bilmek çok konuşmayı da beraberinde getirdi. Eskiden az sözle çok şey anlatılırdı. Artık bitmek bilmeyen gevezeliklerle muhatabız. Herkes her an nutuk çekme derdinde. Üstelik bunu yaparken nefes almak bile akıllarına gelmiyor. Konuşmak ve fakat boşa konuşmak, ne var ki ilginin bir an bile eksilmemesini beklemek. Maalesef bugünün hastalıklı nesilleri bu davranış kalıplarını benimsemiş haldeler. Bu safhada yapacak çok da fazla bir şey yok.
Zamanın hastalıklarından biri de tatminsizlik. Cemiyetimizin kahir ekseriyeti bu hastalığın pençesinde. Hiçbir şeyden tatmin olmayan, her an haz peşinde koşan, huzuru unutmuş insanlarla karşı karşıyayız. Bunlar büyük bir tatminsizlik yaşadıkları için onu uzaklarda arıyor. Nefes almaksızın oraya buraya giderek huzuru bulacaklarına inanmak istiyorlar. Dikkat ederseniz inanmak istiyorlar diyoruz zira inanmıyorlar; yaptıkları şey bilerek ve isteyerek kendilerini kandırmaktan ibaret. Deli dana tabiri her birini çok güzel tarif ediyor. Halleri yatak hastasının, “oturtun, sağıma döndürün, soluma döndürün, diğer odaya götürün” demesinden farksız. Sağda da, solda da, oturarak da, diğer odada da durum aynı olacak. Bunu bilmek lakin bilmiyormuş gibi yapmak kendini oyalamaktan başka bir şey değil.
Bunlardaki bir diğer sıkıntı da gösterme sevdası. Gidilen yer bir statüye işaret ettiği için oradan birkaç kare fotoğraf paylaşmak işin aslını teşkil ediyor. Kayak kıyafetiyle Alplerden bir görüntü vermek şu manaya geliyor: Ben buraya gelebilecek kadar zenginim, buradaki otellerde kalabilecek kadar zenginim, hasılı ben zenginim… Tabii seçilen coğrafyanın Avrupa’da olması fazladan, uygarım, çağdaşım, örümcek kafalı değilim gibi manalara da geliyor. Davos toplantılarına katılan iş adamlarının mes’elesi de statü paylaşımı aslında. Oradan birkaç kare fotoğraf vermek, uzatılan bir mikrofona İngilizce üç beş cümle kurmak…
Bu gelişmeler bozulma safhasını çoktan geçtiğimize, çözülme merhalesini bir hayli geride bıraktığımıza ve nihayet buharlaşma vetiresini yaşadığımıza işaret ediyor. Buharlaşıyoruz desek de umutsuz değiliz. Ölçemeyeceğimiz kadar suyu buharlaştıran ve rahmet olarak arza iade eden ve onunla yeryüzünü bolluk berekete boğan bir rabbimiz var.
Elhamdülillah.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.