Çanakkale Destanı’nın Manevi Yönü ve Bilim Dünyasının Hâlâ Sırrını Çözemediği Olay - BİR İNGİLİZ TABURU’NUN KAYBOLUŞ HİKÂYESİ
17 Mart 2026, Salı 05:28
Yeryüzünde meydana gelen her oluşumu ve hayatta karşılaştığımız her olayı gözümüzün gördüğü, elimizin dokunduğu kanun ve kurallara ait ölçülerle izah etmeye kalkışmanın yersiz bir kuruntu olduğu bugünün bilim dünyası tarafından da kabul edilmeye başlanmıştır. Yeryüzünde meydana gelen ve bugünün bilim kuralları ile açıklanamayan bazı hakikatler ve ardından meydana gelen hadiseler, bu konuda yapılmış tanımlamaları ve izahatları yeniden gözden geçirmeyi mecburî hale getirmiştir.
Dünyanın yaratıldığı, insanoğlunun var olduğu ilk günden beri fizik kanunlarıyla açıklanamayan birçok hadise vardır. Bunlardan biri de yakın tarihimize aittir. Bu olay, Çanakkale Savaşları’nda bir İngiliz taburunun kayboluş hikâyesidir ki bugünün zirve teknolojilerine, yapılan çeşitli çalışmalara, araştırmalara ve gayretlere rağmen fizik kanunları ve bilim kuralları, bu hadiseyi kendi pencerelerinden açıklamaya güç yetirememişlerdir. Bilim dünyasının elinin kolunun bağlandığı bu hadise; bulut kütleleri arasında kaybolan ve 2000’li yıllarda bile her türlü teknolojik imkâna rağmen hâlâ kendilerinden haber alınamayan ve izlerine rastlanamayan İngiliz 4. Norfolk Taburu’nun kaybolma hadisesidir. Bu olayın kısa hikâyesi şöyledir:
“Yıl 1915… Yer Çanakkale... Gelibolu Savaşı'nın son günleri… İngiliz askerleri, tarihinin en büyük yenilgilerinden birine adım adım yaklaşıyor. İngiliz komutan Sir Lan Hamilton, korkunç bir yenilgiye uğrayacaklarını sezmiş, savaşı kazanmanın yegâne yolunun, yeni ve taze kuvvetlerle yapılacak büyük bir saldırı olduğunu planlamıştı.
Kraliyete bağlı Norfolk Taburu, savaşta elde edilecek başarı ümidinin önemli bir halkası olarak 29 Temmuz 1915'te İngiltere'den hareket etti. Bu taburda yer alan askerlerin savaş tecrübeleri hiç yoktu. Bu askerler, ordu mensupları tarafından “tatil gecesi askerleri” adı verilen savunma birliklerine tabiydiler. İngiliz Norfolk Taburu askerleri, savaş hattı gerisinde, tabiat ve iklim şartlarına alışmaları beklenmeden alelacele, 10 Ağustos 1915 Salı günü Suvla Koyu'ndan harekete geçirildi. Askerlerin hepsi genç ve acemiydi. İngiltere'nin Dereham Kasabası'nda toplanan Norfolk Taburu birlikleri, anavatanlarından çok uzak topraklarda şaşkın ve tedirgindiler. Çünkü çevreyi tanımıyorlardı ve kendilerine verilen emir de savaşmak ve öldürmekti. Öyle ki bu askerler, bu savaş sürecinde başlarına neyin geleceğini tahmin bile edemezlerdi.
General Hamilton, Tekke ve Kavaktepe taraflarına gece karanlığında şaşırtıcı bir saldırı planlamaktaydı. Bu iş için içlerinde Norfolk Taburu’nun da bulunduğu bir kuvvet, bu tepelerin yamacına kadar gelecek ve sabaha karşı saldırmak üzere hazır pozisyonda bekleyecekti. Ancak gizli gece sızmasının yapılacağı Küçük Anafarta bölgesinde, Türk askerinin pusuda olduğu tahmin ediliyordu. Bu sebeple 4. Norfolk Taburu, yolu açması için harekete geçirildi.
İngilizler; Türk askerlerinin manevi gücünün, tahminlerinin çok üstünde olduğunu hesaba katmıyorlardı. İngilizlerin önemli bir kısmı, etkili makineli tüfek atışı altında bulunduğundan, oldukları yerde çakılı bekliyorlardı. Ancak sağ kanatta 5. Norfolk Tb., daha zayıf bir karşı ateş altında bulunduğundan daha az bir mukavemetle karşılaştığı için ilerlemeye devam etti. Tam bu esnada, Yeni Zelanda birliğinin önünde, 4. Norfolk Taburu’na bağlı askerler, hedef tepeye doğru ilerlemeye başladılar. Tepe, çok stratejik bir öneme sahipti. Tepenin ele geçirilmesi İngilizleri rahatlatacak ve Türk askerlerini çok müşkül duruma düşürecekti. Daha sonra askerlerinin hareketini yöneten bir İngiliz komutan sabahın ağarması ile çevreyi dürbünle rahatlıkla izlerken, durumun kontrol altında olduğunu görüyor ve yanındakilere rahat ve emniyette olduklarını haber veriyordu. Daha sonra bu komutanın raporlara da yansıyacak olan anlattıkları şu şekildedir:
“Tepenin üzeri; büyük, bombeli, beyaz bir bulutla kaplıydı. Bizim askerler, yavaş yavaş tepeye ilerlediler ve bulutun içinde kayboldular. Son Norfolklu asker de bulut kütlesinin içine girdiğinde, bulut kütlesi, sanki ağırlığını ve yükünü almış gibi yavaşça havalandı ve rüzgârın aksi istikametine doğru hareket etti. Öyle ki gökyüzünde bu buluta benzeyen 7-8 bulut daha vardı ve bunlar sanki diğer bulutlara arkadaşlık ediyordu.”
Bu komutan, savaştan sonra akıl hastalığı iddiasıyla uzun süre tedavi görmüş, derdini ve şahit olduklarını hiç kimseye inandıramadığı için bir akıl hastanesinde ölmüştür. Ayrıca 4/165 künyeli F. Reichardt, 13/416 künyeli R. Nevnes ve er J. L. Newman adlı 3 askerin de askerî makamlara verdiği bilgide şunlar anlatılmaktadır:
“12 Ağustos 1915'te gün ağarırken ilk başlarda gökyüzünde bulut yoktu. Daha sonra tepenin üzerinde altı ya da sekiz adet bombeli biçimde bulut, yayılmış duruyordu. Bulut kümesinin tam altında, toprağın üzerinde bir bulut daha vardı. Yaklaşık 250 metre uzunluğunda, 60 metre eninde ve 65 metre yüksekliğindeydi. Bu bulut oldukça yoğundu. Yapısı katı madde gibiydi ve bizimkilerin bulunduğu savaş yerine 900-1100 metre uzaklıktaydı. Bütün bunları Yeni Zelanda kıtasının Sahra Birliği'ne bağlı 3. Bölük’teki 22 asker gördü. Aralarında biz de vardık. Bulunduğumuz yer 60 Rakımlı Tepe'ye göre 90 metre daha yüksekte olduğu için üstten görebiliyorduk. Bir bulut, kuru bir dere yatağına doğru ilerlediğinde onun daha önce durduğu zemini bütünüyle görebildik. Bulut, diğerleri gibi açık gri renkteydi. 4. İngiliz Norfolk Taburu bu buluta doğru ilerledi ve bulutun içine girdi. Ancak sonra diğer tarafından çıkan kimse olmadı. Hepsi içine girip görünmez olunca bulut yavaş yavaş yükseldi. Diğer bulutlarla aynı hizaya gelince hepsi birden kuzeye doğru uzaklaşmaya başladılar. Kuzeye doğru gözden kayboldular. Aşağıda imzası olan bizler, anlattığımız bu olayın kelimesi kelimesine doğru olduğunu beyan ederiz."
General Sir Lan Hamilton, İngiliz Savaş Bakanı Lord Kitchener'e gönderdiği bir telgrafta, yaşananları şöyle anlatıyordu:
"Savaş sırasında, 163. Tümen her bakımdan üstün olduğu bir esnada, çok garip ve ilginç bir şey yaşandı. Türk askerlerinin zayıflamakta olan güçlerine karşı, Albay Sir H. Beauchamp, cesur ve öz güveni yüksek bir komutan olarak ciddi bir gayretle, çevik bir biçimde ilerledi ve savaşın en başarılı kısmı böyle başladı. Savaş, daha da şiddetlenmişti. Bu askerlerin çoğu, yaralıydı ve susuzluk, askerleri çok perişan bir hâle getirmişti. Bu askerlerin bazıları, kampa ancak gece yarısı dönebildiler. Ancak Albay, 16 subay ve 250 askeriyle düşmana karşı saldırmış, düşmanın üzerine hızla ilerlemişti. Daha sonra bu askerlerden her türlü araştırmalara rağmen hiçbir haber alamadık. Askerler, ormanlık araziye hücum ettikten sonra gözden kayboldu ve sesleri bir daha duyulmadı. İçlerinden hiçbiri tekrar geri dönmedi".
267 kişi, hiçbir iz bırakmadan kaybolup gitmişti. Bir öğleden sonra başlayan ilerleyişin başarısızlıkla sonuçlanması, Sir Lan Hamilton'un, savaşı kendi lehine döndürme ümidini de yok etmişti. 1916'da İngiliz Hükûmeti, savaşın kaybedilme sebebi ve bulunamayan askerlerin akıbetini araştırmak için resmî bir kurul görevlendirdi.
“Gelibolu Kurulunun Son Raporu" ismiyle sansüre uğramış bu rapor, önce 1917'de ve daha sonra da 1919'da yayımlandı. Rapor, 1965 yılına kadar ortaya çıkarılmadı ve saklandı. Bu raporda, cepheyi dürbün ile izleyen İngiliz komutanın ifadeleri de mevcuttur. Fakat İngiliz komutan, anlattıkları ile çevresini ikna etmeyi başaramamış ve kendisine akıl hastası muamelesi yapılmıştır. Çanakkale Savaşı ile ilgili bütün raporlarda; ölenlerin, yaralıların, kayıpların sayısı açık açık ve tek tek tespit edilmiştir. Bir asker yakını dahi, “Benim evladımın veya akrabamın mezarının nerede olduğu belli değildir!” diye şikâyetçi olmamıştı. Çünkü her ölenin üzerinde yer alan künyesi, askerin kimliğini gösteriyordu. Ayrıca Türkiye, ölenler için mezar yapılmasına destek olmuş, düşmanın ölülerinden intikam alma gibi bir niyeti kesinlikle olmamıştır. Ölen her yabancı askerin mezar yeri bile şu an bellidir ve yabancılar her yıl Çanakkale’ye gelip ayinler yapmak suretiyle askerini anarlar. Fakat bir tek şey, özellikle unutulmadı: Kaybolan Norfolk Taburu Askerleri!
Bu askerlerin şu an ne mezarı ne de akıbetleri belli! Ve bu askerler için yakınları: “Herkesin mezarı ve akıbeti belli fakat bizim askerlerimiz hakkında hiçbir haber ve bilgi yok!” diyerek yıllarca İngiliz hükûmetinden hesap sormuş, İngilizler ise bilim adamları ile Gelibolu’ya gelip onlarca yıl araştırma yapmışlardır. Ancak bu kadar modern, teknolojik ve bilimsel imkânlara rağmen hâlâ bu askerlerden bir ize veya habere rastlanamamıştır. Bu olay, İkinci Dünya Savaşı’ndan kalan “Philedelphia Deneyi” gibi bütün sırlarıyla ortada kalmış ve buna hâlâ bir cevap bulunamamıştır. Avrupa’da, ABD’de ve İngiltere’de yayımlanan birçok kitap, makale ve yazıda bu olaya geniş yer verilmiştir. Hatta bazı Batılı bilim adamları ve devlet adamları, bunun Çanakkale Savaşı'nın kendisinden de önemli olduğunu dile getirmişlerdir.
Çanakkale Savaşları sırasında yaşanmış böylesine ilginç ve gizemli daha yüzlerce hadise anlatılabilir. Bu ve bunun gibi olaylara, bir mana veremeyenlerin, yaşananlara materyalist bakış açısıyla cevap verebilmesi şu ana kadar mümkün olamamıştır. Israrla; gözüyle görmediğini, eliyle dokunmadığını yok sayanların, gerçek olan ve belgelerle kayıtlara geçmiş bu olaya mutlaka vermesi gereken bir cevapları olmalı! Peki, var mı bir cevap? Tabii ki yok! Verebilecekleri bir cevabın olmasını da beklemiyoruz. Bu sebeple bilmek beyne, inanmak kalbe iyi gelir demişler. Her şeyin sonsuz bir kudret sahibinin elinde olduğunu bilenler için her şey kolay ve rahat… Hülasa; “Ol deyince Olduran, gönüllerimizi imanla dolduran Yüce Rabbimizin 99 adıyla”... Gerisi teferruat…
Herkese hayırlı bayramlar…
Kaynak: Yukarıdaki yazımız; Babıali Kültür Yayıncılık tarafından basılan “Değer Sizseniz Değer Sizsiniz” adlı kitabımızdan iktibastır.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.