TARİH USULÜNE DUYULAN İHTİYAÇ
26 Haziran 2026, Cuma 09:55
Tarih ilmi, yapısı gereği laboratuvara sokulamayan, çoğunlukla zanna dayalı rivayetlerden ve insan unsurunun sübjektif aktarımlarından oluşan bir sahadır. Bu sebeple, tarih kitaplarında nakledilen her bilginin mutlak birer doğru gibi telakki edilmesi vahim bir metodoloji hatasıdır. Geçmişin güvenirliğini ve geçerliliğini tespit etmek son derece zor olduğundan, tarihi olaylara daima ihtiyatla yaklaşmak ve mevzuyu birkaç farklı açıdan doğrulamak kaçınılmaz bir mecburiyettir. Unutulmamalıdır ki, tarih ilminde tek bir nazariye yoktur; aynı hadise farklı ideolojik veya siyasi bakış açılarından değerlendirildiğinde tamamen zıt sonuçlara varılması işten bile değildir. Büyük İslam mütefekkiri İbn Haldun, Mukaddime’sinde tarih kitaplarındaki mesnetsiz, abartılı ve çelişkili bilgilerin kitleleri nasıl yanlış yönlendirdiğini dâhiyane bir biçimde ispat etmiş ve tarihin mutlaka hikemi ve ilmi bir usule tabi tutulmasının mecburi olduğunu ortaya koymuştur. Çünkü mevcut tarih kaynaklarının kahir ekseriyeti, bilimsel olmaktan uzak, hikayeci ve ideolojik birer anlatıdan ibarettir.
Oysa tarih; şahısları, kurumları, yaşanmış olayları ve dönemlerin anlayışlarını bugünün mahkemesinde yargılama bilimi değildir; o, geçmişin fotoğrafını objektif bir biçimde çekme ve ibretlik çıkarımlarda bulunma ilmidir. Ne hazindir ki, İslam tarih yazıcılığında Şii yazarlar ve Şia kaynakları çok erken dönemlerden itibaren son derece etkin bir rol oynamışlardır. Bu tarafgir tarihçiler, özellikle sahabe efendilerimiz arasında yaşanan insani ve siyasi ihtilafları kasıtlı olarak çarpıtmış, ümmetin arasına fitne ve tefrika tohumları ekmişlerdir.
Şii tarihçilerin özellikle Hz. Ali ile Hz. Muaviye “radıyallahüanhuma” arasında vuku bulan hadiseleri, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin efendilerimizin yürek yakan şehadetlerini sürekli kaşımaları ve bu tarihi kırılmaları kelami (itikadi) boyuta taşımaya çalışmaları masum bir tarih merakı değildir. Bu, kendi ihdas ettikleri "imamet" teorisini tarihsel verilerle temellendirmek ve meşrulaştırmak için başvurdukları planlı bir yöntemdir. İşte tam bu noktada sarsılmaz bir Ehl-i Sünnet barikatı kurmak şarttır: İslam akidesi ve itikadı; ancak mütevatir, meşhur ve sahih dini kaynaklara göre belirlenir. İnancını hadis ve fıkıh süzgecinden geçmemiş tarih kitaplarına göre şekillendirmeye, kelami konuları tarihsel kavgalar üzerinden anlamaya çalışanlar, Ehl-i Sünnet’in istikamet çizgisinin dışına çıkma tehlikesiyle karşı karşıyadırlar.
Bu spekülatif hafıza mühendisliğinin en bariz tezahürü Aşura gününde yaşanmaktadır. Aşura günü; Hz. Adem’in tövbesinin kabulü, Hz. Nuh’un tufandan kurtuluşu, Hz. Musa’nın Firavun’un zulmünden necat bulması, Hz. Eyyûb’un sıhhatine kavuşması ve Hz. Yunus’un balığın karnından selametle çıkışı gibi insanlık tarihi için dönüm noktası olan pek çok sevindirici ve lütuf dolu hadiseye şahitlik etmiştir. Durum buyken, o günü sadece ve sadece Kerbela faciasının anıldığı bir matem ve ajitasyon gününe indirgemek, İslam’ın geniş ufkuyla bağdaşmayan, tamamen ideolojik ve spekülatif bir yaklaşımdır.
Ümmetin her türlü bozuk fikir, ideoloji ve mezhebi sapmalara karşı zihni muhafazasını sağlamak istiyorsak, acilen Ehl-i Sünnet camianın kendisine has muhkem bir "Tarih Usulü" geliştirmesi gerekmektedir. Bu usulün temel taşları; hadis usulünün o kılı kırk yaran, ricali süzgeçten geçiren "tetkik edici" muazzam teknikleri ile, fıkıh usulünün nassları ve olayları körü körüne değil, illet ve hikmet ekseninde açıklayan "izah edici" metotları olmalıdır. Rivayeti dirayete feda etmeyen, tarihi akidenin üstüne çıkarmayan bir usul mimarisi, istikbalimizin en muhkem kalesi olacaktır.
Sonuç olarak Bizler tarihi, geçmişin kavgalarını bugüne taşıyıp yeni düşmanlıklar üretmek için değil; Kur'an'ın emrettiği üzere ondan "ibret almak" için okuruz. Eğri bir cetvelden doğru çizgi çıkmayacağı gibi, usulsüz ve tarafgir tarih kitaplarından da sıhhatli bir ümmet bilinci doğmaz. Hadis ve fıkıh usulünün adalet mizanını tarih ilmine tatbik etmedikçe, geçmişin karanlık dehlizlerinde kaybolmaktan ve Şii/seküler anlatıların esiri olmaktan kurtulamayız.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.