• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

SELEF-İ SÂLİHÎN VE SELEFÎLİK

30 Ocak 2026, Cuma 00:25
SELEF-İ SÂLİHÎN VE SELEFÎLİK

Hemen belirtelim ki, Ehl-i sünnet alimlerinin kitaplarında, Selefiyye veya Selefilik diye bir ifade yoktur.

Selef-i sâlihîn ise, Eshab-ı kiram efendilerimizle Tâbiîn ve Tebe-i tâbiîn dönemindeki müctehid alimlere denilmektedir.

Eshab-ı kiram efendilerimizin hepsi, birer müctehiddi ve her birinin mezhebi vardı.

Onlar bu bilgilerin hepsini ve daha fazlasını, Resulullah efendimizin kalplere işleyen, ruhları cezbeden sözlerini işitmekle, az zamanda edindiler.

Tâbiin ve Tebe-i tâbiin döneminde de müctehid alimler çoktu. Ancak bunlardan, sadece dördünün mezhebi kitaplara geçip, dünyanın her yerine yayılmış, diğerleri ise unutulmuştur.

Bu dört mezheb imamı ve bunların yolunda giden alimler, Peygamber efendimizi ve Eshab-ı kiramı örnek aldıkları için bunlara, Ehl-i sünnet vel-cemaat alimi denilmiştir.

Bunların iman esasları, birbirlerinin aynıdır. Aralarında hiç fark yoktur. Ayrılıkları yalnız ameldedir. Bu da, Müslümanlar için bir kolaylıktır.

Bugün, Selef-i sâlihîn denilen nurlu yolu takip etmek, ancak Ehl-i sünnet alimlerinin bu dört mezhebinden birine tabi olmakla mümkündür.

Ehl-i sünnetin itikadi ve ameli mezheplerini kabul etmeyen mezhepsizler ise;

Sahâbe ve Tâbi’înin izinde yürüdüklerini iddia ederek kendilerine Selefi, bozuk yollarına ise, Selefilik veya Selefiyye mezhebi ismini vermişlerdir.

Bu isimlerle de, kendilerini “Selef-i sâlihîn efendilerimize” nisbet ederek göz boyamışlardır.

Temeli İbni Teymiyye’nin sapık görüşlerine dayanan Selefîlik, günümüzde Vehhabiliğin kamufle ismi olarak kullanılmaktadır.

IŞİD başta olmak üzere El-Kaide, Taliban, Boko Haram, Eş-Şebab ve El-Mehdi gibi radikal terör örgütleri hep selefiliğin içerisinden çıkmaktadır.

Bunlar, Vehhabiliğin fikri dayanağı olan İbn-i Teymiyye (ö.1328) ve Vehhabiliğin kurucusu olan Muhammed bin Abdülvahhab (ö.1792) ve bunların uzantıları olan selefilerin din anlayışından beslenmektedir.

Bunlar, sahabe döneminde olduğu gibi İslamiyeti en sade şekliyle yaşamak adına;

dinin cevaz verdiği yenilikleri bid’at ve şirk olarak kabul etmekte ve asıl müslümanlığı kendilerinin yaşadığını iddia ederek diğer müslümanları  tekfir etmektedirler.

Dini de, cihat ve namazdan ibaret görmekte, cihadı ise sadece silahlı mücadele olarak kabul etmektedirler.

Maalesef bu terör örgütlerinin, cihad adı altında katliamlar yaparak İslamiyetin imajına verdiği zarar, bütün dünya kafirlerinin birleşerek İslam’a verebileceği zarardan daha büyüktür.

Bu, İslamiyeti haçlı saldırıları ile yok edemeyen kafirlerin, İslam kalesini içeriden yıkma, yani İslam’ın İslam’la vurulması projesidir.

Bu projenin baş mimarı da İngilizlerdir.

Bunlar hedeflerine ulaşabilmek için, önce casusları vasıtasıyla 1800’lü yıllarda Vehhabiliği tesis ettiler, sonra da Cemalettin Afgani, M. Abduh, Reşit Rıza, Mevdudi ve Seyid Kutub gibi mezhepsizleri piyon olarak kullandılar.

Maalesef selefiler, sadece ülkemizde ve Arap coğrafyasında değil, Balkanlardan Kafkaslara, Türkî Cumhuriyetlerden Afrika coğrafyasına kadar her yerde çok aktif bir şekilde faaliyetlerine devam etmektedirler.

İnsanlığın İslam’a en fazla ihtiyaç duyduğu bir zamanda, selefiliğin önünün açılması, İslam dünyasının omurgasını oluşturan ehl-i sünneti yok etmek içindir.

İslam aleminin baş belası olan selefilik zehirinin panzehiri de, selef-i salihin efendilerimizin nurlu yolunu bizlere ulaştıran ehl-i sünnet vel-cemaat alimlerinin kitaplarını okumak, yaşamak ve yaymaktır.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.