• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

OSMANLI TÜRKTÜR

13 Nisan 2026, Pazartesi 00:48
OSMANLI TÜRKTÜR

Osmanlıda aslî unsur Türk’tü. Sünnî Müslümân halka “Millet-i hâkime” denirdi. “Millet-i mahkûme” ise askere gitmeyip cizye ve mülkiyetlerinde olan toprak için haraç vergisi ödeyen gayr-i müslimlerdi.

Osmanlıda azınlıklar kendi dillerini konuşmakta serbestti. Dînî törenlerinde, nikâh ve cenâzelerinde din ve hattâ mezheplerine göre davranabilirlerdi.

İmparatorluk Türkiyesi’nde Türklerin yazılı olmayan fakat geleneğe (örf) dayanan imtiyazlı durumları çoktur. Devletin bütün eğitim, kültür, adâlet ve din mekanizmasını mutlak elinde tutan ilmiye sınıfında Türk olmayan Müslüman kavimlerin nispeti hiçbir devirde onda biri bulmamıştır.

Tanzîmat’tan sonra bile azınlık olan paşalar ancak ilmiyye sınıfından olup eğitim, bayındırlık ve bâzı bürokratik kalemlerde de çalışmış olmasına rağmen seyfiyye (ordu) paşası olamamışlardır.  (Yılmaz Öztuna, Ötüken Yayınları, Büyük Osmanlı Târîhi, 8. Cilt, s. 18-21, 1992 İstanbul)

Osmanlı’da Türkler ikinci sınıf muâmele gördü diyenler bu gerçeklere ters düştüklerinin ya farkında değildirler yahut bilerek yalan söylüyorlardır. Osmanlı’nın esâsı ve mayası Türk’tür. Türkler de Müslüman olmaları hasebiyle Hristiyanlardan üstün ve şerefli idiler. Çünkü İslamiyet’ten daha büyük bir şeref yoktur. Gayrimüslimlerden, korunmaları, ev-bark, nâmus, çoluk çocuk, âile fertleriyle hiçbir kaygı duymadan İslâm’ın adâleti altında huzûr içinde yaşamaları karşılığında baş vergisi olarak tanımlanan cizye, tasarruf ettikleri araziler için de haraç alınırdı. Aslında bütün İslâm ülkelerinde arâzî için ödenen vergilere haraç denirdi. Toprağından mahsul alamayan gayr-i müslimlerden haraç da alınmazdı; çünkü arâzî-i haraciyye, mahsullerinden haraç vergisi alınan topraktır.

Şerîat’in hükümlerine harfiyyen uyan Osmanlıda haksızlık büyük bir cezâ gerektirdiği için hukuk sistemi kul haklarına hele hele gayrimüslim haklarına daha çok riâyet ederdi. Zimmîlerin, hukûkun işlemesinde şüphe etmeleri bile Osmanlı için zuldü.

Kısacası Osmanlıda aslî unsur olan Türkler ve bunun yanında bütün Müslüman tebaa ümmet kavramı çerçevesinde millet-i hâkime, gayr-i müslimler ise millet-i mahkûme idi. Fakat genel insan hakları kavramında hâkim ve mahkûm arasında hiçbir fark yoktu.

Hiç düşünülmüş müdür ki bu aşîret ve çadır temelli dünyâ hâkimi devlet nasıl 623 yıl yaşadı? Tek cevâbı adâletti.

Gerek gayr-i müslim gerekse Müslüman tebaa üzerine Osmanlı’nın yıkılmasıyla kurulan ve yamalı bohça gibi olan devletlerde huzûr da el etek çekmiştir. Balkanlar ve Orta Doğu cadı kazanı ve fitne yuvası olmuştur. Şimdi “Keşke bu Osmanlı’nın millet-i mahkûmesi olsak” derler mi bilmem ama bu günleri hazırlayan Genç Osmanlılar, Jön Türkler ve İttihâtçılar yalnız ümmetin değil Osmanlı bünyesinde huzurla yaşayıp bugün bu huzûra hasret kalan insanların da vebâlini taşımaktadır.

Osmanlıya isyân eden Osmanlı tebaasının bugünkü nesli, daha çok çekeceksiniz. Unutmayın dedeleriniz yaptı siz mahkûm oldunuz. Genel bir kural vardır: “Dedenin yediği koruk torunun dişini kamaştırır.”

Bütün bunlara rağmen “Osmanlı azınlıklara iyi davranmadı” demek haksızlık değil, hadsizliktir!..

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.