• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

NASIL ZENGİN OLDULAR...

05 Şubat 2026, Perşembe 01:49
NASIL ZENGİN OLDULAR...

Cumhuriyeti kurduktan sonra mübadele yapıldı.

Rumlarımızı yollayıp Türklerimizi aldık.

Gidenlerin çoğu şehirliydi, gelenlerde genelde çiftçi.

Ve şehirlerde ki Rum malları o gün kurucu kadro tarafından yandaşlara peşkeş çekildi.

Sonra yeni rejim; müslümanları astı..

Komünistleri kaçırttı.

Kürtleri bombaladı, ezdi.

Osmanlı'dan kalan zengini gerici yobaz diye fakir etti.

1942 yılında kalan son Ermeni ve Rum zenginleri varlık vergisiyle kaçırtarak mallarına el koydu.

Rejimin muktedirleri gün geldi Mussolini gibi yürüyüp, Hitler gibi bıyık bıraktılar.

Onlar yenilince bu sefer Amerikancı oldular.

BM'ye üye olduk.

Sonra NATO'ya...

1945 sonrası ABD'ye o kadar meftun olduk ki; ilk yerli uçağımızı yapan Nuri Demirağ'ı yaptığına yapacağına pişman ettik..

İlk füze imalatçısı Nuri Killigil’i paramparça ettiler.

Şakir Zümre’yi sobacı yaptılar.

ABD ben sana uçak satıyım, bomba vereyim bırak bu işleri dedi diye...

ABD dedi ki sonra da; " ben sana bir banka kurayım, Türkiye'de yerli sanayi oluşsun. Ama bu tekstil ve montaj sanayi ötesine geçmesin."

Sen pamuk üret, buğday üret, ben teknolojiyi sana veririm dedi.

1949 yılında Türkiye Sanayi Kalkınma Bankası ismiyle Dünya Bankası ve çoğunluğu İş Bankasına ait olmak kaydıyla büyük sermayeli bir banka kuruldu.

ABD'li müdür 4 ay sonra hastalanıp ölünce yerine Reşit Egeli atandı.

İzmir Allianz okulu, daha sonra Şişli Terakki mezunu bu vatandaşın bazı sabatayist ailelerle akrabalığı olmakla birlikte sabetayistliği kesin değil ama masonluğu kesindir.

25 yıl boyunca bu bankanın başında kaldı.

Banka üst kadrosu Şişli Terakki ve Robert Kolej mezunlarınca devamlı işgal edildi.25 sene bu bankanın avukatlığını yapan şahıs daha sonra Şişli Terakki Vakfı’nın başkanı olup IŞIK’landı.

Türkiye'de ne kadar sabateyist, hazar ya da karaim Yahudi’si aile varsa desteklendi. Onların ticari kredileri, eğer zarar görmüşlerse silindi.

Reşit Egeli’nin bankayı nasıl şahsi tasarruflarıyla yönettiğini anlatan sahibin ağzından anlatacağım.

Gazeteci Hakkı Devrim okulu bitirdikten sonra bir davette Reşit Amca’ya (!) rastladım. Ne yaptığımı ne yapmak istediğimi sordu. Ben de bir arkadaşla beraber o gün henüz Türkiye’de olmayan Meydan Larousse Ansiklopedisini çevirip yayınlamayı düşündüğümüzü anlattım. Ama sermayemiz yok dedim.

Yarın bankaya gelin dedi.

Ertesi gün bankadaki odasında bize; “Ne kadar lazım “diye sordu. “400 bin TL “dedik.(yıl 1955 ve bir öğretmen maaşı 60 TL. Yanlış yazmadım sadece 60 TL)

Sonra manyetolu telefonu çevirip;

“Benim için 400 Bin TL hazırlayın” diye direktif verdi. Bu banka şahsi kredi veren bunun için kurulmuş olan bir banka değil. Kuruluşlar için büyük miktarlarda kredi veren bir banka. (Bununla alakalı 3. Romanım TÜNELİN ORTASINDA geniş malumat vardır)

Ve biz o parayla Meydan Larousse’yi çıkarıp çok iyi para kazandık diye kendisi anlatmıştı.

1951 yılında Eczacıbaşı, ilk ilaç fabrikasını Türkiye Sınai Kalkınma Bankası kredisi ile kurdu.

Ardından İzmir Çimento, Çimentaş, Aslan ve Eskihisar Çimento Fabrikaları, Mensucat Santral bu bankadan alınan kredilerle ortaya çıktı.

Koruma Tarım, Tatko, Anadolu Çimento, Çukurova Sanayi, Birlik Mensucat, Ekinciler Tekstil, Aytınyıldız Mensucat, Bossa, Elka Yonga Levha, Türkay Kibrit, Aksu Tekstil, Bozkurt Tekstil, DYO Boya, Komili, Kavel, Türk Demir Döküm, Uzel Traktör ve Makina, Narin Mensucat fabrikaları…

Ve daha sonra niceleri...

1971 yılında TÜSİAD'ı kuranların hepsi zenginliklerini bu bankaya borçluydu.

Masonik bir örgütlenme dışında kalanlar desteklenmedi, ezildi yok edildi üstelik.

Reşit Egeli'nin nasıl pervasız ve bu zenginler nezdinde ki kudretini anlamak için Gazeteci Leyla Umar'a karşı yaptığı hareketi yazsak yeterli.

Bir yazısında çok kötü olmamak kaydıyla kendisinden bahsettiği için, Leyla Umar'ı bir davette milletin orta yerinde tekme tokat dövmüştür.

O günün en güçlü gazetelerinden birinde çalışan, Refik Erduran'ın eşi olan bu kadın kendisini şikayet bile edememiştir.

İşte bir zamanlar Türkiye'de bu topraklara, değerlerine, dinine ne kadar aykırı bakışı olan insan varsa onlar desteklenip sanayici/iş adamı oldular.

Milyonlara, milyarlara hükmettiler.

İnsanlar bunları " adam" sandı...

Artık düşsün maskeleri...

Gerçek yüzlerini, tıynetlerini, çapsızlıklarını, görsün uyuşturulmuş kalabalıklar.

Sadece Batı'nın taşeronu olduklarını, Türkiye'nin her tür zenginliğini onlar adına sömürmek için hareket ettiklerini bilsin millet.

Ve onlar her zaman sahiplerinin hizmetinde olacaklarını.

Asla dedikleri dışında hareket edemeyeceklerini...

Çıkarsa ne olacaklarını bilirler.

Alın size örnek..!

1996 yılında Özdemir Sabancı suikasti; Batı çizgisinden çıkıp, yerli üretim yapmaya kalkışan, büyük baronların rol dağılımı dışında hareket eden Sabancı ailesine verilen sinyaldi.

Ailenin 20 yıllık suskunluğu ve hiçbir icraatta bulunmamaları da bu yüzdendir.

Fehriye Erdal'a Belçika'da bir şey olduğu takdirde, Sabancı ailesi bir ferdini kaybedecektir.

1950'lerden beri oluşturulan bu "ayrıcalıklı aileler" asla kendi inisiyatifleriyle bir şey yapamazlar.

" Milli ve Yerli" asla olamazlar.

Kayıt düşmek için yazdım...

Ne yaparsanız yapın...

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.