MÜSLÜMANA KÂFİR DEMEK
10 Nisan 2026, Cuma 10:05
Müslümanım diyen, kelime-i şehâdet söyleyen kimseye kâfir denilmez.
Zira İslamiyet zahire hükmeder. Kalpten geçeni ise ancak Allahü teala bilir.
Nitekim Peygamber efendimiz,
Bir savaşta, kelime-i şehâdet getiren birisini öldüren kimseye,
“Kelime-i şehâdet söyleyen kimseyi niçin öldürdün?” buyurdu.
O da, “dili ile söylüyordu ama kalbi ile inkâr ediyordu.” deyince,
Efendimiz aleyhisselam “Kalbini yarıp da mı baktın?” diyerek onu azarladı.
Haram işleyen müslümana da kâfir denilmez.
Çünkü Ehl-i sünnete göre bir mü’min, haram olduğunu inkâr etmediği müddetçe, günah işlemekle kâfir olmaz.
Mesela bir mü’min, haram olduğuna inandığı halde nefsine uyarak içki içse, kâfir olmayıp, fâsık yani günahkar olur.
Namazın da farz olduğuna inandığı halde tembellikle kılmazsa, yine kâfir olmayıp, fâsık olur.
Zira namazın farz olduğuna inanmak imanın şartı, vakti girdiğinde namaz kılmak ise İslamın şartıdır.
Diğer farzlar ve haramlar da bu misallerde olduğu gibi aynı hükme tabidir.
Onun için bir mü’mine, iyice emin olmadan fâsık veya kâfir demekten, ona lânet etmekten sakınmalıdır! Eğer bu sıfatlar, o kimse de yoksa söyleyene döner.
Nitekim hadis-i şerifte;
“Hiç kimse, başka bir kişiye fâsık (günahkar) diye söz atamaz, kâfir (imansız) diyemez.
Eğer fâsık dediği kimse fâsık, kâfir dediği kimse de kâfir değilse, bu sıfatlar muhakkak onları söyleyen kimseye döner.” (Buhari,Edeb,44),
Başka bir hadis-i şerifte ise:
“Kul, lanet ettiği zaman, lanet edilen buna müstahak değilse, kendine döner.”(Ebû Dâvûd, Edeb, 45) buyruluyor.
Peygamber efendimiz, Tirmizî’nin rivayet ettiği meşhur bir hadis-i şerifinde;
“ … Bir zaman sonra benim ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılır.
Bunlardan yetmiş ikisi Cehenneme gidip, yalnız bir fırka kurtulur.” buyurur,
orada bulunan eshab-ı kiram, bu kurtulacak fırkanın kimler olduğunu sorunca;
“Cehennemden kurtulan fırka, benim ve eshabımın gittiği yolda gidenlerdir.” buyurdu.
Bu fırka, itikâdî yani inançla ilgili hususlarda Peygamber efendimize ve eshabına uyduğu için bunlara “Ehl-i sünnet vel cemâat” denildi.
Ehl-i sünnetin dışında kalan ve cehennem azabından kurtulamayacağı haber verilen 72 fırkaya ise Ehl-i bid’at veya Ehl-i dalâlet denildi.
Nitekim Kur’ân-ı kerimde:
“Hidayet yolunu öğrendikten sonra, Peygambere uymayıp, mü’minlerin yolundan (icmadan) ayrılanı, saptığı yola sürükleriz ve sonu çok fena olan cehenneme sokarız.” (Nisâ/115) ayetinin meali bunları haber vermektedir.
Hadis-i şeriflerde de:
“Kim bizim bu işimizde (dinimizde) bulunmayan bir bid’at (yenilik) çıkarır ise bu reddedilir.” (Buhârî) ve
“Her bid’at dalâlettir, sapıklıktır. Her dalâlet ateştedir.” (Müslim) buyruluyor.
Ehl-i bid’atin cehennemde azap çekmesine sebep, itikadının bozuk olmasıdır.
Nitekim İmam-ı Rabbânî hazretleri (ö.1624):
“Hadis-i şerifte, bu ümmetin 73 fırkaya ayrılacağı, bunlardan 72 fırkanın Cehenneme gidecekleri bildiriliyor, Cehennemde sonsuz kalacakları bildirilmiyor.
Cehennem ateşinde sonsuz azapta kalmak, imanı olmayanlar için, yani kâfirler içindir.
72 fırka, itikatları bozuk olduğu için Cehenneme girecekler ve itikatlarının bozukluğu kadar yanacaklardır.” buyuruyor.
Ehl-i sünnet vel cemâat fırkasında olanlar ise, itikatları bozuk olmadığı için, Cehenneme girmeyecekler ise de,
yaptığı günahlar sebebi ile Cehenneme girebilirler.
Eğer günahlarına tövbe etmişler ise,
yahut affa veya şefaate kavuşurlar ise, Cehenneme girmeyecekleri haber verilmiştir.
Bir müslümanın, bir sözünden veya bir işinden yüz şey anlaşılsa, bunlardan 99’u küfre sebep olsa, biri müslüman olduğunu gösterse, o bir şeyi anlamak ve ona kâfir dememek gerekir.
Fakat bu husus, o bir sözün veya bir işin, yüz çeşit manası olduğu durum içindir.
Yoksa bir kimsenin yalnız bir sözü veya bir işi bile,
açık olarak küfrü gösterse,
yani imanı gösterecek hiçbir manası olmasa,
o kimsenin kâfir olduğu anlaşılır.
Mesela, müslüman olmanın en önemli alametlerinden biri namaz kılmak olduğu halde Peygamber efendimiz:
“Ahir zamanda bir camide binden fazla kişi namaz kılacak; fakat içlerinde bir tane mümin bulunmayacaktır.” [Deylemi] buyuruyor.
Demek ki, müslüman olmak için, sadece müslüman alametlerinin olması yetmez.
Dinde zaruri olarak yani cahillerin de bildiği ve sözbirliği ile bildirilmiş olan bir inanışı veya bir işi inkar eden kimse,
kâfir ve mürted olacağı için,
lâ-ilâhe illallah dese ve her ibadeti yapsa ve her günahtan da sakınsa bile, buna ehl-i tevhid ve ehl-i kıble denmez. (Hadika)
Seyyid Abdülhakim Arvâsî hazretleri de (ö.1943):
“72 bid’at fırkasına sapık denir. Bunların hiçbiri kâfir değildir.
Fakat 72 fırkadan herhangi birinde bulunduğunu söyleyen bir kimse,
Kur’an-ı kerimde veya hadis-i şeriflerde açıkça bildirilmiş ve
müslümanlar arasına yayılmış bilgilerden birine inanmazsa, kâfir olur.” buyuruyor.
Bazı misaller verecek olursak;
İmanın 6 şartından birini, mesela kaderi inkâr eden kâfir olur, bütün iyi amelleri yok olur. (Redd-ül-muhtar),
Meşhur bir farzı inkâr eden kimse, namaz kılsa da kâfir olur. (Berika),
Hz. İsa’nın yeryüzüne nüzûlünü,
Hz. Mehdi’nin zuhûrunu,
kabir azabını ve şefaati kabul etmeyen ise, ehl-i bid’at olur.
Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer’in hilafete seçilmeleri haklı değildi diyen ehl-i bid’at olur.
Ancak, Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer’in hilafete hakları yoktu derse, kâfir olur.
Mi’rac mucizesini inkar eden ehl-i bid’at olur.
Ancak, İsrâ mucizesini inkar ederse kâfir olur. Çünkü bu, İsrâ suresinin 1. ayet-i kerimesi ile haber verilmiştir.
“Dinde reform yapmak lazımdır.”,
“Bazı ayet ve hadisler tarihseldir.” vs. diyenler ise,
ehl-i bid’at olmayıp,
kâfir veya zındık yani müslüman gibi görünüp dini içeriden yıkmaya çalışan kişi olur.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.