• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

HEKİMLİKTE TEMSİL KRİZİ VE GÜVEN EROZYONU

27 Nisan 2026, Pazartesi 10:45
HEKİMLİKTE TEMSİL KRİZİ VE GÜVEN EROZYONU

Bir kurumun gücü, tabelasından değil; üyelerinin ona duyduğu güvenden gelir.
Güven zayıfladığında ise en köklü yapılar bile anlamını yavaş yavaş yitirir.

Meslek odaları, kuruluş amaçları gereği üyelerini korumak, yönlendirmek ve temsil etmekle yükümlüdür. Özellikle hekimlik gibi yüksek sorumluluk, ciddi risk ve yoğun baskı barındıran bir meslekte bu temsil işlevi yalnızca kurumsal bir görev değil, aynı zamanda mesleki varoluşun temel dayanaklarından biridir. Ancak bugün gelinen noktada, tabip odalarının bu temel işlevi ne ölçüde yerine getirdiği artık daha yüksek sesle sorgulanmaktadır.

Geçtiğimiz pazar günü İstanbul Tabip Odası seçimlerinde ortaya çıkan tablo bu sorgulamayı daha da görünür kılmıştır. Yaklaşık 36 bin üyesi bulunan bir yapıda yalnızca 8 bin 600 hekimin sandığa gitmesi, basit bir katılım düşüklüğü olarak açıklanamaz. Bu durum, hekimlerin önemli bir kısmının meslek odalarına olan güvenini kaybettiğini ve kendilerini bu yapılar tarafından yeterince temsil edilmiş hissetmediğini düşündürmektedir.

Güven düşerse katılım düşer.

Bir hekimin meslek odasından beklentisi aslında oldukça nettir. Hakkı ihlal edildiğinde yanında duracak, mesleki belirsizlikler karşısında yol gösterecek ve gerektiğinde devletle ya da kurumlarla karşı karşıya kaldığında koruyucu bir çerçeve sunacak bir yapı arzu eder. Ancak sahada oluşan algı, bu beklentinin karşılanmadığı yönündedir. Nitekim birçok hekim, tabip odalarını yüksek aidatlar talep eden, bu aidatların kullanımına dair yeterli şeffaflık sunmayan ve hekimin temel sorunları karşısında çoğu zaman sessiz kalan yapılar olarak değerlendirmektedir.

Sorunun en belirgin boyutlarından biri aidat meselesidir. Bugün birçok tabip odasında, resmi işlemlerden önce hekimin aidat borcunun kapatılması şart koşulmakta, aksi durumda işlem yapılmamaktadır. Bu yaklaşım, meslek odasını temsil eden bir yapı olmaktan çıkarıp bürokratik bir tahsilat mekanizmasına dönüştürmektedir.

Zorunluluk bağlılık oluşturmaz… mesafe oluşturur.

Geçmişte yaşanan bazı kritik süreçler de bu güven kaybını derinleştirmiştir. Kamu ve üniversite bünyesinde çalışan hekimlerin muayenehanelerinin kapatılması sürecinde, meslek odalarının yeterince güçlü ve kapsayıcı bir duruş sergileyememesi birçok hekimin kendisini yalnız hissetmesine neden olmuştur. Benzer şekilde bilimsel kongreler alanında ortaya çıkan tablo da dikkat çekicidir. Bilginin paylaşılması gereken platformlar giderek ekonomik bir yapının parçası haline gelmiş, katılım çoğu zaman yüksek maliyetler ve sponsorluk ilişkileri üzerinden mümkün olmaya başlamıştır. Bu durum yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda bilimsel bağımsızlık açısından da sorgulanması gereken bir zemine işaret etmektedir.

Bu noktada meslek örgütlerinin rolü yeniden değerlendirilmelidir. Tabip odalarının, hekimleri koruyacak, mesleki yükleri azaltacak ve bilimsel ortamları daha erişilebilir kılacak ilkesel çerçeveler ortaya koyması beklenirken, mevcut durumda bu yönde yeterli bir yönlendirme görülmemektedir. Hekimler çoğu zaman ya sponsorluk ilişkilerine yönelmekte ya da bilimsel platformların dışında kalma riskiyle karşı karşıya kalmaktadır.

Gelinen aşamada artık şu soruyu açıkça sormak gerekmektedir: Hekimi yeterince temsil edemeyen bir yapının, hekimden zorunlu aidat talep etmesi ne kadar meşrudur? Bu soru, yalnızca bugünü değil, meslek örgütlerinin yarınını da belirleyecek niteliktedir.

Belki de artık daha sade ve daha adil bir modele ihtiyaç vardır. Meslek odalarına üyelik devam edebilir; ancak aidat zorunluluğu kaldırılarak bu süreç gönüllülük esasına dayandırılmalıdır. Çünkü gerçek bağlılık, ancak gönüllülük zemininde gelişir. Kendini temsil edilmiş hisseden bir hekim, destek vermekten kaçınmaz. Ancak temsil duygusu zayıfladığında, zorunlu aidat uygulamaları kurumsal bağı güçlendirmek yerine daha da zayıflatır.

Bugün birçok hekimin zihninde aynı soru dolaşmaktadır:
“Benim adıma konuşan kurum gerçekten benim yanımda mı?”

Bu soruya verilecek samimi ve güçlü bir cevap üretilemediği sürece, meslek odalarının meşruiyeti tartışılmaya devam edecektir.

Ve unutulmamalıdır:

Temsil, aidatla değil güvenle ayakta durur.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.