KIRMIZI FESİN PÜSKÜLÜ VE KADİR MISIROĞLU
25 Nisan 2026, Cumartesi 11:03
KIRMIZI FESİN PÜSKÜLÜ VE KADİR MISIROĞLU
Her zaman tartışılmıştı Kadir abi, tartışılmayı da hak ediyordu.
Fakat kendinin tartışmaya hiç tahammülü yoktu; yani o söyleyecek sen yapacaksın, diyecek anlayacaksın!
Vefatından yıllar sonra hayranı olanlara sürpriz; hiiiç kolay biri değildi fakat elbette uzun uzun anlatılmaya değer…
———
Almanya’da sürgündeydi.
Hattın diğer ucundan beni istedi, verdiler. Ahizeyi aldım, kulağıma koydum…
İlk böyle tanışmıştık, telefonda…
Bana, yanılmıyorsam tekrar basılacak olan “Hicret” ismindeki kitabı hakkında bilgi vermişti, kapağını hazırlamam için. Hicret’i hatırlama sebebim ise kendinin de mecburen yurt dışında bulunmak zorunda olmasıydı.
Çizdiğim resmi çok beğenmiş, bunu defalarca söylemiş ve sonra başka kapaklar da tarif etmişti.
❤️❤️❤️
Vilayet Han’ı bilir misiniz?
Osmanlı Hükümeti, Bâb-ı Âlî yani şimdiki İstanbul Valilik binasının önündeki çook geniş meydanın üst yanında kalan binadır.
Sebil Yayınevi ve Ukaz Dizgi buradaydı hatta Osmanlılar Vakfı da burada kuruldu.
Bunu da herkesten önce bana söylemişti…
Onu ilk gördüğüm yer burasıydı ama çok daha öncesi var evvela onu anlatayım:
❤️❤️❤️
Üsküdar’ın meşhur Selamsız mahallesinin arasından çıkıp Bağlarbaşı’na doğru giden cadde, tarihî karakolun yanından geçer. Bir çok yolun birleştiği küçük meydana bakan yüksek girişli, iki katlı bu taş binanın güneş yönünde Çinili Parkı bulunur. Biz dolmuştan inince, diğer yöndeki yani karakolun gölgesi istikametinde uzayan bir sokağa girip yürümüştük. Annem, babam ve ablam, eski romanlardaki köşklere benzeyen bir ahşap binanın önünde durduk.
Kapıları ve pencereleri yüksekti ve galiba üç katlıydı ve galiba çatı arasında da bir iki oda vardı. Ziyaretçi kabul edilen veya kayıt, görüşme yapılan bir odada oturduk.
Ben o zamanlar dokuz yaşımda filan olmalıyım, ablamla da aramızda da bir o kadar yaş farkı var.
İşte burası ablamın okuluydu. İslâmî eğitim veren, tesettüre de riayet edilen bu kız mektebinin benzerleri o yıllarda ya başka yoktu veya çok azdı.
Buraya “Kadir Mısıroğlu’nun okulu”, yöneticiye de “Kadir Mısıroğlu’nun hanımı” diyorlardı. Müdürmüş… İçeri girip çıkan ablaların başı hep aynı şekilde kapalıydı ve kıyafetleri de birbirinin benzeriydi.
Babamdan ve benceğizden başka erkek görmemiştim oralarda.
Ablam hafta içinde okulda kalır, hafta sonu eve gelirdi. Nişanlanıncaya kadar böyle devam etti.
Yıllaar geçti, ben büyüdüm, Babıali’ye kapılandım, mesleğe karıştım ve Kadir Mısıroğlu adı tekrar gündemime, işte Almanya’dan gelen o telefonla tekrar girdi.
❤️❤️❤️
Necmi Çiçekçi adını duymuşsunuzdur.
Reklamcıdır, lisansı olan bir pilottur ama çoğunuz onu; eski mesai arkadaşım ve sevgili dostum Hanefi Söztutan’ın sözlerini yazdığı "15 Temmuz Demokrasi Marşı"na yaptığı beste ile hatırlar.
1990 öncesi ve sonrasının genç, yakışıklı, dinamik Necmi Çiçekçi’si faal olarak gazetecilik yapıyordu. Bizler Türkiye Çocuk dergisiyle uğraşırken o da “Çiçek” adında haftalık, yarım boy bir ilave hazırlıyordu.
Hanefi bazı yazılarıyla ben de bazı çizimlerimle Çiçek’e katkıda bulunuyorduk. Fakat nazar mı değdi bilmem; her şey yolundayken, ilave çok seviliyorken şoke edici bir haber patladı; Çiçek kapanmış Necmi abi işten çıkarılmış!.. Gerçekten de buna inanılması çok zordu. Peki sebebi ne miymiş?
Aylardan Ramazan olmalı, ilavede yemek tarifleri veriliyor. Farklı olsun diye yabancı kaynaklardan da tarifler alınıyor. Her nasılsa, bir yemek (aynen orijinalindeki gibi) şarap mı likör mü neyse alkol ilavesi olan tarif ile basılmış!..
Bu bir facia, hele o zamanki okuyucular buna asla müsamaha göstermezlerdi.
…..
Bu kadarla da kalmadı; Necmi Çiçekçi çok tehlikeli bir kaza geçirecek, asansör boşluğuna da düşecekti! Evinde ziyaret ettiğimde henüz koltuk değnekleri olmadan yürüyemiyordu.
Bunlar başka konular…
❤️❤️❤️
İşte bir gün beni aramıştı Necmi Çiçekçi.
“Ben Sebil Yayınevi’nin yanında Ukaz Dizgi’deyim yani Vilayet Han’da. Gelebilir misin senle bazı işlerimiz olacak…”
Kadir Mısıroğlu’nun iki oğlu vardı Sünusi ve Selman ama babaları sürgünde. Dönemin gözdesi bazı makine ve cihazlar alınmış ama bu işler için tecrübe lazım. Toparlasın diye oraya Necmi abiyi getirmişler. Fakat kolay değil, kâr edebilmek için de zaman gerekiyor…
Ben o zamanlar (alt köşesinde tarihî Babıâlî kapısı olan) Alayköşkü caddesindeydim, inerken sağda kalan Sıdıka Batu iş hanında.
Karşımızda (sonradan yıllarca Timaş yayınevi olarak kullanılacak olan) Günaydın gazetesi vardı.
Yakınız yani, lazım oldukça uğramaya, yapılacak işleri halletmeye başladım.
Bir gün hava soğuk, yakalarımı kaldırıp hızlı hızlı Vilayet Han’a geldim üst kata çıktım.
A a, içerisi buz gibi… Daha da enteresan olan; Ayasofya görülen pencereye sırtı dönük halde oturan Necmi abinin üzerinde beyaz bir gömlek var. Kravatı boynunda ama gevşek. Ceketini çıkarmış ve görünen bir yere asmış üstelik gömleğinin iki kolununu da kıvırıp katlamış…
Ne diyeceğimi bilemedim, sordum da… Dedi ki;
“Birazdan müşteri gelecek. Bizim kalorifer yanmıyor, burayı ısıtamıyoruz. Ben de psikolojik olarak tesir etsin diye, üşümüyormuş gibi yapıyorum!..”
İkimiz de güldük ama işte o zamanlar, böyle ağlanacak hallere düştüğümüz çok oluyordu.
❤️❤️❤️
(Yarın devam edeceğiz…)
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.