• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

BİR KATLİAMIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

23 Nisan 2026, Perşembe 10:09
BİR KATLİAMIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Geçen hafta önce Urfa daha sonra K.Maraş’ta yaşadığımız okul saldırısı ve acı can kayıpları üzerine eli kalem tutan, dili söz edebilen herkes kendince bir şeyler yazdı, söyledi.

Ben de dilimin döndüğünce kendimce yaşadıklarımızın bir tahlilini yapmak istiyorum.

Yaklaşık 200 yüzyıldır Batı trenine atlamaya çalışıyoruz. İlk yüzyılında kendi müktesabatımızla bu trenin bir kompartımanında olmaya çalışırken, son yüzyılda kendi geçmişimizi, dinimizi, kültürümüzü inkar ederek trenin asli yolcusu olmak için bazen cebri metodlar bazen algı operasyonları yaptık.

Ama ne trenin asli yolcuları bizi almak için gayret sarf etti, ne de biz tam olarak onlar gibi olup trende yer alabildik.

Hala trenin ardı sıra koşuşan şeyler gibiyiz. Bir kısmımız en azından…

Batı’ya öykünürken kontrolsüzce aldığımız ve içselleştirdiklerimiz bugünkü zaaflarımızı oluşturdu.

Biz ataerkil toplumduk ve avlulu evlerde ya da büyük konaklarda yaşardık.

Dede, nine, amca, hala ve ebeveyn ve çocuklardan mürekkep bu büyük aileler çocukların büyürken şekillendiği korunaklı yapılardı. Hem geçmişi geleceğe aktaran bir köprü hem de çocukların her an üzerinde tarassut halinde büyüklerin gözleri. Onların etraftan gelebilecek kötülüklerden, yanlış alışkanlıklar edinmekten korurdu.

Ama içinde yer almaya çalıştığımız Batı’nın kapitalist çarkı içi fabrikalara işçi lazımdı. İşçinin az üzerinde kendini ondan üstün gören yöneticiler. Ve bunların o geniş aileler içinde yaşaması mümkün değildi artık.

Anne babanın çalıştığı, az bir gelirle hayatlarını idame ettirirken iki oda bir sofa daire sahibi olabilmek için çocuklarını ihmal ettiği günlere evrildik.

Teknolojinin ışık hızından daha fazla ilerleme kaydettiği bu zaman diliminde yaşayan yeni nesil çocukları her tür zararlı akıma karşı koyacak bendleri ihmal ettik.

Devletler uyuşturucuyla, hırsızla mücadele edebildiği kadar sosyal medya denen bu canavara karşı mücadelede yetersiz kaldı.

Dedesiz, ninesiz, amca ve dayısız çocuklar maalesef kurtlar sofrasına yem olmaya başladı.

Tabi bir de buna zaman zaman kendilerini çağdaş, ilerici, eşitlikçi gibi sıfatlarla niteleyen devlet aygıtı içinde yer almış bazı aktörlerin, kendi dini ve kültürel mirasları hilafına cinsiyet eşitliği, gender söylemlerini mevcut iktidarlara Batı blokunda yer almak için bunlara alan açmak gerek tavsiyeleriyle toplumun ifsadı tam gaz olmaya başladı.

Her sözlerini eğitim şart diye bitiren medya maymunu sarışın şebeklere son katliamı yapan çocuğun iyi bir okulda okuduğunu, 13 yaşında İngilizceyi anadili gibi yazıp konuştuğunu söylemeye gerek var mı?

Hele annesinin edebiyat öğretmeni, babasının Emniyet Başmüfettişi olduğunu da.

Belli temel eğitimi çocuğun almasından yanayım. Ama eğitimin çocukların gelişimi ve toplumun ıslahı için birincil şart olduğu fikrini asla ve asla kabul etmiyorum.

Dünyayı ateşe veren bütün caniler, komutanlar, devlet adamları kesinlikle üniversite mezunu düzeyinde eğitimli kişilerdi.

İnsanlığa Allahü tealanın dinini tebliğe gelen Peygamber Efendimiz ise Ümmiydi!

Sözün kısası; aileyi koruyan çeperler tamamen berhava olmuş vaziyette. Çocuklara göz kulak olacak, onlara hayat yolculuğunda rehberlik edecek, yanlış yaptıklarında ikaz edecek büyükleri olmadan gelecek nesilleri korumak ne yazık ki mümkün hiç olmayacak.

1+1 evlerin revaçta olduğu bir toplumun geleceği olmaz.

Devleti yönetenlerin bir an önce aileyi parçalayan kararlar almak yerine, büyük ailelerin oluşumuna imkan verecek projelere yönelmesi gerekir.

Ha şunu da unutmadan söyleyeyim.

Zaman hep kötüye gidecek. Gelecek geçmişten kötü olacak.

Sözlerimi Yavuz Sultan Selim’in gördüğü bir rüya üzerine gittiği Medine-i Münevvere’de, Peygamberimizin kabrine ulaşmak için tünel kazan üç zahid kılıklı gavura sorduğu soruyla bitireyim.

“Babamın zamanımı iyidir, benim zamanım mı der”

Dalkavukluk yaparak canlarını kurtaracaklarını sanan o 3 zahid:

“Aman efendim sizin zamanınız elbette “ derler.

“Urun boyunlarını bu keferelerin “ diye gürler azametli Yavuz.

“Bunlar nasıl zahiddir ki hadis-i şeriften haberleri yok, hilafına laf ederler.

Her gelen gün geçmişten daha kötü olacaktır”

Maalesef her gelen gün geçmişten kötü olacaktır!

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.