GIYBET VE ÖLÜ KARDEŞİNİN ETİNİ YEMEK
24 Nisan 2026, Cuma 10:57
Lügatte gözden kaybolmak, gizli kalmak gibi anlamlara gelen Gıybet, dini literatürde,
bir kimsenin arkasından, duyduğunda üzüleceği şeylerin konuşulmasıdır ki, haramdır.
Bu, o kimsenin bedeninde, nesebinde, ahlakında, işinde, sözünde, dininde, dünyasında, hatta elbisesinde, evinde, hayvanında bulunan bir kusur da olsa, arkasından söylendiği zaman, bunu işitince üzülürse, gıybet olur.
Kapalı söylemek, işaret ile, hareket ile bildirmek, yazı ile bildirmek de, hep söylemek gibi gıybettir.
Ancak dinleyen, o kimseyi tanımıyorsa, gıybet olmaz.
Duyunca üzüleceği bir sözü yüzüne karşı söylemek de günahtır.
Bir keresinde Efendimiz aleyhisselam ashabına gıybetin ne olduğunu sordu, onların, “Allah ve Resûlü daha iyi bilir.” demeleri üzerine,
Gıybet, “Kardeşini hoşlanmadığı bir şeyle anmandır!” buyurdu.
Sahabeden biri, “Ya kardeşimde o söylediğim durum varsa ne dersin?” deyince,
“Söylediğin şey eğer onda varsa gıybet etmişsindir. Şayet yoksa ona iftira etmiş olursun.” (Müslim) buyurdu.
Hucurat suresinin 12. âyet-i kerimesinde ise;
“... Birbirinizin gıybetini yapmayın. Hiç sizden biriniz ölü kardeşinizin etini yemek ister mi? Bundan tiksinirsiniz (değil mi)?
O halde (gıybet etmekle) Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul edendir, çok merhametlidir.” buyrularak,
Gıybetin, ölü kardeşinin etini yemek gibi ne kadar iğrenç bir davranış olduğu ifade edilmekte ve kişinin tövbe ederek bu günahtan temizlenebileceği bildirilmektedir.
Ancak gıybet, manevi kul hakkı olduğundan ayrıca gıybet edilen kimse ile de helalleşmelidir.
Zira hak sahibi ile helalleşmeden sadece tövbe ile kul haklarından kurtulmak mümkün değildir.
Çünkü hulus-i kalb ile yapılan tövbe günahı temizler ise de kul hakkını silmez.
Nitekim hadis-i şerifte:
“Gıybetten sakının; çünkü gıybet zinadan daha şiddetlidir.
Kişi zina edip tövbe eder de, [bir daha yapmazsa], Allahü teala onun tövbesini kabul eder.
Gıybet eden ise, gıybet ettiği kimse affetmedikçe, af olunmaz.” (Taberani) buyruluyor.
Gıybet üç türlüdür:
1- Küfür, yani imanın gitmesine sebep olan gıybet:
Gıybet eden, “Benimki gıybet değil, onda olanları söyledim.” derse, harama helal dediği için küfür olur. Küfürden tövbe eder gibi, tövbe etmesi gerekir.
2- Duyulan gıybet:
Gıybet olunanın bundan haberi olmuşsa büyük haram olur. Tövbe etmekle affedilmez, onunla helalleşmek de lazım olur.
3- Duyulmayan gıybet:
Gıybet olunanın bundan haberi olmazsa tövbe ve istigfar etmekle ve ona hayır dua etmekle af olur. (Berika)
Birinden bahsedilirken,
“Elhamdülillah, Allah bizi hayasız yapmadı” gibi, onu kötülemek, çok çirkin gıybet olur.
“Falanca kimse çok iyidir, ibadette şu kusuru olmasa, daha iyi olurdu.” demek de gıybet olur.
Bir keresinde Peygamber efendimiz,
“Falancanın boyu kısadır.” diyen birine,
“Bu sözün denize atılsa, denizi kokutur.” (Tirmizi) buyurdu.
Gıybet günahına ortak olmamak için gıybet edene mani olmalı, mümkün değilse konuyu değiştirmeye çalışmalı veya orayı terk etmelidir.
Bunlar da mümkün olmazsa, kalben gıybete razı olmamalıdır.
Nitekim Peygamber efendimiz;
“Gıybet edeni dinleyen de günaha ortaktır.” (Taberani) buyuruyor.
Gıybet, kul hakkı olduğundan insanın sevaplarının azalmasına ve başkasının günahlarının kendine verilmesine sebep olur.
Nitekim Peygamber efendimiz hadis-i şerifte;
"Şüphesiz ümmetimin müflisi şu kimsedir ki,
kıyamet günü namaz, oruç ve zekat sevaplarıyla gelir,
ancak kimine sövmüş, kimine iftira etmiş, kiminin malını yemiş, kiminin kanını dökmüş ve kimini dövdüğü için iyiliklerinin sevabı hak sahiplerine verilir.
Üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yüklenir.
Sonra da cehenneme atılır.” (Müslim) buyuruyor.
Ancak bazı şeyleri haber vermek gıybet hükmünde değildir.
Mesela bir kimsenin dinsizliği aleni ise, dinsiz demek gıybet olmaz. Açıktan işlenen günahları haber vermekte böyledir.
Bid'at ve dalalet ehlinin bozuk sözlerini ve yazılarını ve alışverişte hile yapanların hilelerini müslümanlara duyurup, bunların şerlerinden sakınmalarına sebep olmak gıybet olmaz, emr-i maruf olur. (Redd-ül-Muhtar)
Nitekim Peygamber efendimiz hadis-i şeriflerde;
“Facirin (kâfir veya günahkâr mü’min) halini anlatmaktan çekinmeyin ki halk, onun zararından korunsun.” (Taberani) ve
“Ortalık karıştığı, yalanlar yazıldığı, adetler ibadetlere karıştırıldığı ve Eshabıma dil uzatıldığı zaman, doğruyu bilenler herkese bildirsin!
Allahü tealanın, meleklerin ve bütün insanların laneti, doğruyu bilip de, gücü yettiği halde bildirmeyene olsun.” (Ebu Nuaym, Deylemî) buyuruyor.
Bu lanete müstahak olmamak için ölü veya diri bütün mezhepsizlerin dine aykırı yanlışlarını çeşitli yollarla anlatıp, müslümanları bu sapıklıklardan korumak lazımdır.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.