• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

MÜRŞİDE TESLİMİYETİN ŞER’İ SINIRLARI

09 Ocak 2026, Cuma 00:25
MÜRŞİDE TESLİMİYETİN ŞER’İ SINIRLARI

Tasavvuf geleneğinde "hak yola rehberlik eden" anlamına gelen mürşitlik makamı, tarih boyunca hem büyük bir hürmete hem de ciddi tartışmalara konu olmuştur. Özellikle mürşidin yetki sınırları ve müridin teslimiyet ölçüsü, tenkitçiler ile istismarcılar arasında adeta bir savaş alanına dönüştürülmüştür. Bu hassas meseleyi, Kur’an ve Sünnet’in çizdiği "orta yol" üzerinden değerlendirmek, günümüzdeki kafa karışıklıklarını gidermek adına elzemdir.

İslam hukukunda itaatin hiyerarşisi Nisa Sûresi 59. ayette açıkça belirtilmiştir: "Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idareci ve âlimlere) de..." Allah’a itaat mutlak ve sınırsızdır; Peygamber’e itaat ise vahyin kontrolünde olduğu için Allah’a itaat hükmündedir. Ancak "ulu’l-emr" kapsamına giren mürşidlerin yetkisi, ilahi emirlerle sınırlıdır.

Dört Büyük Halife dönemine baktığımızda, Hz. Ömer’in “radıyallahü anh” halifeliğinin başında halka sorduğu itaat sorusu konuyu aydınlatmaktadır. Sahabenin, "Eğer yoldan saparsan seni kılıçlarımızla düzeltiriz" cevabı karşısında Hz. Ömer’in “radıyallahü anh” memnuniyet izhar etmesi, İslam’da hiçbir beşerin —manevi seviyesi ne olursa olsun— sorgulanamaz olmadığını kanıtlar. Bu örnek, mürşidlerin de ancak "maruf" (şeriata uygun) olan emirlerine itaat edilebileceğinin en somut delilidir.

Bazı çevreler, Kehf Sûresi’ndeki Hz. Musa ve Hızır kıssasını mürşide "mutlak ve sorgusuz teslimiyet" için delil göstermektedir. Oysa Hızır’ın “aleyhisselam” konumu vahiyle sabitlenmiş özel bir durumdur. Vahiyle tescillenmiş bir dokunulmazlığı olmayan hiçbir mürşit sorgulanamaz değildir. Nitekim ulü’l-azm bir peygamber olan Hz. Musa’nın bile Hz. Hızır’ı şeriat kurallarıyla sorgulaması bunun en açık kanıtıdır. "Ledünni ilim" bahanesiyle zahiri şeriatın çiğnenmesi, tasavvufun özüne aykırıdır.

Müteşeyyihlerin (şeyh taslaklarının) çoğaldığı günümüzde, bir mürşide intisap etmeden önce ciddi bir araştırma süreci şarttır. İlgili tarikatın temel kaynaklarını okumak ve müstakbel rehberin hayatını şeriat terazisinde tartmak gerekir. Unutulmamalıdır ki, "eğri ağacın doğru gölgesi olmaz." Şeriatın zahirine aykırı tutumu olan bir kişiye itiraz etmek sadece bir hak değil, dini bir görevdir.

Netice itibarıyla, tasavvufi teslimiyet, müridi mürşidin elinde "gassalın elindeki meyyit" gibi tarif etse de bu teslimiyet sadece manevi terbiye usulleriyle sınırlıdır. İslam’ın genel kaidesi olan "Hâlık’a isyan olan yerde mahlûka itaat edilmez" ilkesi, tasavvufun da sarsılmaz temelidir. Mürşid, Kur’an ve Sünnet’in zahirine uyduğu müddetçe rehberdir. Tasavvufi eserlerdeki edebi ve sembolik ifadeler, bu ilmin literatürü içinde değerlendirilmeli ve asla temel dini kaideleri esnetmek için kullanılmamalıdır. Hakiki tasavvuf, şeriatın iç yüzüdür; dışını bozanın içine itibar edilmez.

Yorumlar

  • yorum avatar
    Recep Altıkulaç
    10-01-2026 00:49

    Günümüzde doğru ve yanlışın iç içe girmiş olduğu birçok meselenin hakkıyla incelenmediği gerçeği vardır. İfrat ve tefrit denen olayın tam da bu gibi meselelerde daha çok varlık göstermekte Ali Osman Hoca efendi'ye bu konuyu anlaşılabilir ve tespitinin çok güzel bir üslupla yaptığından dolayı teşekkür ediyoruz Allah kendisinden razı olsun

  • yorum avatar
    Fatih Zengin
    09-01-2026 23:14

    Maşallah HOCAM çok güzel Nokta Atışı Yaptınız.

  • yorum avatar
    Osman Altıkulaç
    09-01-2026 15:25

    Evvala AliOsman hocamız'teşekkür eder,ALLAH cc razı olsun deriz.Fitne asrı olan bu zamanda eğriyi doğrudan, Hakkı batıldan ayırmanın en kestirme yolu Kitap,Sünnet ve ilmi ile amil olan alimlerimizdir.Hocamızda bu halkada Bi-iznillAh saglamca yerini alanlardandır hem MaaşAllah, hem ELHAMDULILAH.Sözünün üstüne söz söylemek haddimiz değildir. Ancak şu kadarını söylemek isterimki eğer Kuran, Sünnet ve ilmi ile amel eden alimlerimiz olmasaydı bu mübarek yol bu günlere kadar gelmez ve yarınlara ulaşmadı.Ulaşan ancak sapıklık olurdu.Hele istismarcı güruh cahilleri avlamada çok daha ileri giderlerdi.RABBİMİZDEN duamız bizleri cehaletten ve Hz.Ömer (R.a) işaret ettiği "dilleri ile alım kalpleri ile cahil "olan şarlatanlar'dan hıfz-ı emin eylesin. Ves-selam.

  • yorum avatar
    ahmet koçak
    09-01-2026 15:13

    ALLAH c.c.razı olsun kıymetli hocam,kafa karışıklığını gideren çok net bir izahat olmuş.yüreğinize ve kelamınıza manevi kuvvet olsun inşaallah.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.