• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

İRAN DEVRİMİ VE RADİKAL İSLAMİ YAPILAR

05 Mart 2026, Perşembe 06:11
İRAN DEVRİMİ VE RADİKAL İSLAMİ YAPILAR

Malumu aliniz bendeniz yaşlı sınıfına giriyorum. 1970 yılında başlayan İmam-Hatip Lisesi hayatımız da bunun açık göstergesi değil mi?

O dönem TÖS-DER, TÖB-DER gibi komünist öğretmen örgütleri memleketin okullarında çocukları zehirlerken, dini hassasiyeti olan ebeveynler çocuklarını İmam-Hatip’lere yazdırarak imansızlık belasından uzak tutmayı yeğlediler.

Lakin o yıllarda sadece komünizm tehlikesi değil, onunla at başı giden Batı hayranlığı yani Amerika’ya asker yazılmak da ayrı bir dertti.

Şöyle efendim. Dünya savaşı sonrası Yalta’da dünyayı paylaşan Roosvelt ve Stalin arasındaki hakem İngiltereydi. Ya da oyun kurucu mu diyelim.

Kapitalizmin silahşörü Amerika ile komünizmin tetikçisi Rusya genç bir aslan olarak güya dünyayı bölüşmek için bir birleriyle mücadele ediyor görünecekler, yaşlı tilki İngiltere de onlardan geriye kalan avı iştahla yiyecek.

Yıllarca böyle devam ettiler. Bu arada Amerika komünizm sopasıyla kapitalist sistem içinde kalan dünyayı korkutarak sömürürken, Rusya da demir yumrukla komünist blokta kalan ülkelerin iliğini kurutuyordu.

Gevşeyen yerlerde hemen müdahele ediliyor asla sistemin dışına çıkılmasına izin verilmiyordu. (İran, Başbakan Musaddık’ın 1952 yılında Petrolü millileştirme hamlesinde olduğu gibi)

Ya da Adnan Menderes’in Rusya ile bazı işbirliklerine gitmesi ve son gezisini Moskova’ya yapmayı planlaması gibi.

Kapitalist surda delik ihtimaline karşı her tür kart çekiliyor ve sistemin gevşemesine izin verilmiyordu.

Komünizm’in İslam ülkelerinde gençler arasında rağbet görmesi üzerine “yeşil kuşak” projesi olarak yeni bir yönteme başvuruldu.

Kuzey Afrika ülkeleri, İran, Afganistan ve Türkiye’de “İslam Sosyalizmi “ adı altında bazı radikal selefi yazarların yayınları o ülkelerin istihbarat servislerince bizzat yerel dillere çevrilip bastırılarak cüzi rakamlara dağıtıldı.

Eskişehir’de 3 sakallı vatandaşı yan yana yürüyorlar diye tutuklatan örfi idare komutanlarının olduğu dönemde MİT Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Yaşar Tunagür’ün çevirmiş olduğu Seyyid Kutub’un “İslam’da Sosyal Adalet” kitabını bastırıyor!

O Yaşar Tunagür aynı zamanda Edirne Müftülüğü sırasında Kırklareli’nde adı fena işlerle anılan Fetö’yü önce Edirne’ye, Diyanet İşleri Başkan yardımcısı olduğunda da İzmir Kestane Pazarına vaiz olarak alan şahıs.

1972 yılında Vehbi Koç’un evinde Aydın Bolak (dindar görünümlü ama ne kadar masonik illişki varsa içinde olan şahıs), Kasım Gülek (eski CHP Genel Sekreteri MOON tarikatı Türkiye temsilcisi), Fuat Doğu (MİT Başkanı ), F. Gülen bir toplantı yaparlar. Büyük ihtimal Fetö’nün yol haritası o zaman çizildi.

Tabii bu arada İmam-Hatip okulları milletten rağbet görmeye başlayınca İslami yapıların yurtiçi-yurtdışı ağızlarının suları akmaya başlamıştı. Malum bir parti de zaten burayı kendi arka bahçesi olarak görüyordu ki aslında İmam-Hatiplere zerre kadar katkısı olmazken bir de üstüne üstlük 1997’de orta kısımlarının kapatılmasının ve katsayı belasının da müsebbibi oldu.

Neyse işte o yıllarda bu sefer radikal yapılarda İmam-hatiplerden adam devşirmek için hızla çalışmaya başladı. Mezkur Partinin içindeki bazı kliklerin de desteğiyle RABITA örgütünün Türkiye faaliyetlerinin bir ayağı hep bu okullarda oldu.

Mesela Hanbeli Fıkhı müçtehidi sayılan ama aslında Vehhabi imamı olan, Suudi devletinin kurucusundan madalya alan Abdurrahman B. Nasır Es-Sadi’nin Bahçeden Güller isimli itikat kitabı (ki bizim ülkemizde Vehhabiyi bırakın Hanbeli mezhebinden bile olan yokken) bütün okullarda ücretsiz dağıtıldı.

Seyyid Kutub’un Fizilalil Kuran tefsiri yok pahasına (16 ciltlik bir eser öğrencinin kolay kolay alacağı bir şey değilken) satılarak her öğrencinin alması teşvik edildi.

Sosyalizmden dönme Ali Şeriati’nin kitapları peynir ekmek gibi satılmaya başlandı.

O günlerde Afganistan’da komünist darbe oldu, Tereki işbaşına geldi. Onu öldüren Hafızullah Emin dini hayatı destekleyeceğini vaad edince Ruslar ülkeyi işgal edip onu öldürüp B. Karmal’ı iktidara getirdiler.

Taliban hareketi ülkeyi işgalden kurtarmak için silahlı direnişe başladı.

Bu bilhassa bizim ülkemizde neşvü nema bulan radikalizme can suyu oldu.

Cihad fırsatı ortaya çıktı. Çok genç Afgan cihadına iştirak etti.

İran’da da Humeyni’nin iktidara gelip Şahın ülkeyi terk etmesiyle Amerika için alarm zillerini çalmaya başladı.

Afganistan’ı Ruslara, İran’ı sözde İslam Devrimine kaptıran Amerika vakit kaybetmeden Pakistan ve Türkiye’de ordu eliyle idareye el koydu. 1979’da Ziya-ül Hak 1980’de Kenan Evren görevlerini icra etti.

İşte son 10 yılda bilhassa İmam-Hatiplerde gençlerin bir kısmı, Rusya ve Amerika’nın orantısız güç kullanımları, İslam ülkelerindeki yöneticilerin bu ülkelere uşaklık derecesinde tabi olması sonucu radikal görüşlere kaymaya başladı.

İran Devrimini gerçekten bir İslam Devrimi sanan, daha doğrusu Şia ile ilgili, şia tarihiyle ilgili bilgiden noksan gençlik bu hareketi canı gönülden destekledi.

Tabi bunda ölünceye kadar İran Devrimini matah bir şey sanan mezkur partinin liderinin teşvikinin de etkili olduğunu belirtmekte yarar var.

Bunların büyük bir kısmı bu eski iddialarında sabit kalsa da bir kısmı İran’daki devrimin bir İslami devrim olmadığını görerek hayal kırıklığı yaşadı.

Ama içimizde bugün İran taraftarı veya oraya methü sena edenler varsa bunlar işte bu dinazorlar ya da onların zehirlediği gençlerdir.

Tabi Türkiye’de bilhassa bir ilimizde ve İstanbul’da şia inancında ciddi bir kesim var.

Siyaseten İran rejimini destekleyen bir partimizin üyelerinin bir kısmını da ilave edersek, azımsanmayacak bir İran taraftarı çıkar memleketimizde.

Ha Amerika destekçileri derseniz, onu her daim yazıyoruz.

Amerikan misyonerleri 1820 yılında ilk olarak Osmanlı topraklarına ayak bastıkları günden bu yana devşirmeler başlamıştı zaten.

Ha derseniz ki, abi İran Şia destekçisi, Vehhabi meddahı, Selefi örgütlerin elinde payimal olanlar, Amerika’ya meftun olanlar derken geriye ne kaldı?

Bir avuç Ehl-i Sünnet müdafii kaldı kardeşim.

Unutmayın, Resullullah Efendimiz 13 yıllık Mekke dönemi risaleti tebliği sonucu ki çoğu Mekke dışındaki kabilelerden olmak üzere iman eden sayısı topu topu 1700 kişi..

Nicelik değil, nitelik önemli.

Ben size kendi şahit olduklarımdan, yaşadıklarımdan bir şeyler aktarmaya çalıştım.

“Festakim kema ümirt”

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.