• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

DİNDE REFORMCULAR VE MUHAMMED ABDUH

06 Mart 2026, Cuma 00:25
DİNDE REFORMCULAR VE MUHAMMED ABDUH

Abduh, 1849’da Mısır’da doğdu ve 1905’de orada vefat etti.

Kahire’deki Ezher Medresesi’nde öğrenim görmeye başladı.

O sırada, Mısır’da French Grand Orient’a bağlı mason locası reisi olan Cemâleddin Efgānî ile tanışıp, 1871-1879 yılları arasında ondan felsefe ağırlıklı dersler aldı.

Cemâleddin’in masonik ve reformist fikirlerinden son derece etkilenen Abduh, bunu ifade etmek için bir yazısında:

Cemâleddin’i görmeden önce, gözüm kör, kulağım sağır, dilim dilsiz imiş” demektedir.

Abduh, Ezher’den mezun olduktan bir yıl sonra oraya hoca olarak tayin edildi.

Ancak Hidiv Tevfîk Paşa (ö.1892) hükümeti, derslerinin ve yazılarının zararlı olduğunu anlayarak onu görevden aldı.

Riyad Paşa’nın (ö.1911) ısrarı üzerine mahkeme memurluğu görevi verilip, el-Vekâiu’l-Mısriyye gazetesinde yazılar yazmaya başladı.

Fekat o, bütün yazılarında islamiyeti yıkmaya, masonların planlarını uygulamaya uğraştığı için, 1882 yılında üç yıl sürgün cezasına çarptırılarak Beyrut’a gönderildi. 

O sırada, hocası Cemâleddin Efgânî’nin daveti üzerine Paris’e gitti.

Birlikte El-Urvetül-vüska gazetesini çıkartarak, İslama karşı mason planlarını uygulamaya çalıştılar.

Gazetenin kapanmasıyla önce Beyrut’a sonra Mısır’a geçerek, Paris’te alınan masonik kararları uygulamaya ve gençleri aşılamaya başladı.

Nihayet masonların yardımı ile, Kahire müftüsü oldu ve ehl-i sünnete saldırmaya başladı.

Mısır valisi Muhammed Ali paşa (ö.1849), iyi, akıllı ve dindar bir zat idi. Ondan sonra gelenler, öyle olmayıp, din işleri, ehliyetsiz ellerde kaldı.

Nitekim asırlardan beri İslam alimi yetiştiren Cami’ul-ezher medresesinin idare meclisine getirilen Abduh, ilk iş olarak, buradaki ders programlarını bozmaya, gençlere kıymetli bilgilerin okutulmasını önlemeye başladı.

Üniversite kısmındaki dersleri kaldırıp, onun yerine lise ve orta kısımdaki kitapları yüksek sınıflarda okuttu.

Nitekim masonlar, daha önce Osmanlı devletinde de aynı taktiği uygulamış, tanzimatla birlikte medreselerden fen dersleri kaldırılarak, din dersleri bu yüksek bilgilerden mahrum edilmişti.

İslamiyet ilim üzerine kurulmuştur. İlim olmayınca, hakiki din adamı kalmayınca, islamiyet bozulur.

Bunu çok iyi bilen masonlar, Mısır’daki müslümanları manevi olarak imhaya başladı.

İngilizler de bu masonlar vasıtası ile, Osmanlı devletini içerden yıktı.

Nitekim Beyrut’taki mason locasının başkanı Hanna Ebî Râşid,

1961’de yayınladığı Dairetü’l-meârifü’l-masoniyye kitabının 197. sayfasında:

(Cemâleddin Efgânî, Mısır’da mason locası reisi idi. Alimlerden ve devlet adamlarından 300’e yakın üyesi vardı.

Ondan sonra, imam üstad Muhammed Abduh reis oldu. Abduh, büyük bir mason idi. Bunun, masonluk ruhunu arap memleketlerine yaydığını kimse inkar edemez) demekte,

1960’da Fransada basılan, Fransızca Les franco-maçons kitabının 127. sayfasında ise,

(Mısır’da kurulan mason localarının başına Cemaleddin Efganî ve ondan sonra Muhammed Abduh getirildi. Bunlar, müslümanlar arasında masonluğun yayılmasına çok yardım ettiler) demektedir.

Abduh ile aynı dönemde yaşamış olan Yusuf Nebhanî (ö.1932),

el-Ukûdü'l-lü'liyye fi'l-medihi'n-nebeviyye adlı eserinde;

Abduh’la beraberlerken namazlarını kasden kılmadığına şahit olduğunu ifade etmekte ve bu ekole mensub insanlar hakkında:

"Bu bid'atçılara ptotestanları taklid etmek kolay geldi de, mezhep imamlarını taklid etmek kolay gelmedi.

Yine bunlara, Abduh ve Afganî gibi kimseleri taklid kolay geldi de, her nedense !

bin yıldan fazla bir zamandır izleri takip edilen Ümmet-i Muhammed'in imamlarını taklid etmek kolay gelmedi " diyerek,

bunların ne kadar nasipsiz ve basiretsiz olduklarını ifade etmektedir.

Osmanlı Devleti Şeyh'ul-İslamlarından Mustafa Sabri Efendi de (ö.1954),  Mevkıfu'l-aklı ve'l-ilmi ve'l-âlim min Rabbi'l-âlemîn ve ibâdihi'l-mürselîn adlı eserinde,

Abduh’un bozuk fikirlerine reddiyeler yazarak onun İslamı yıkmak için çalıştığını ispat etmektedir.

O, 4 cilt halinde kaleme aldığı bu kitabında:

"Belki de Abduh ve üstadı Efgânî, Luther ve Calvin'in Hıristiyanlık için oynadığı rolü İslam için oynamak istiyorlardı.

Fakat onlar Luther ve Calvin gibi yeni bir din kurma imkanına kavuşamadılar.

Onların çalışmaları, sadece reform kimliğine bürünmüş dinsizlik düşüncesine yaradı." demektedir.

Mısırlı Prof. Muhammed Hüseyin'in orjinal ismi el-İslam ve'l-Hadâratü'l-garbiyye olan ve Modernizmin İslam Dünyasına Girişi adıyla Türkçeye tercüme edilen eserin 155. sayfasında ise:

(Abduh sürgünde iken, 1883'te İngiliz Papaz Isac Taylor (ö.1901) ile Abduh ve bazı arkadaşları arasında,

İslamiyet ve Hıristiyanlığın birbirine yaklaştırılması anlaşmasıyla dinler arası ittifaka başlandı.) ifadesinden,

Abduh’un, Dinler Arası Diyalog çalışmalarını ilk başlatan kişilerden olduğu ve FETÖ projesinin temelinin bu yıllarda atıldığı anlaşılmaktadır.

Büyük islam alimi, 14. asrın müceddidi olan Seyyid Abdülhakîm Arvasi (ö.1943) hazretleri de:

(Kahire müftüsü Abduh, islam alimlerinin büyüklüğünü anlayamamış, İslam düşmanlarına satılmış, sonunda mason olarak islamiyeti içerden yıkan azılı kafirlerden olmuştur.) buyuruyor.

Mısır’da çıkan Vakayı’ul-Mısriyye gazetesindeki ve El-Menar mecmuasındaki ve El-Ahram gazetesindeki yazıları, bozuk düşüncelerini ortaya koymaktadır.

Abduh’un bozuk fikirlerinden bazıları, şöyle sıralanabilir:

1- Akıl ile dini, birbirinden ayrı sanarak, bunları ilk birleştiren ben olacağım demektedir.

2- Kendinden önce, İslam alimlerinin mantık, matematik, tarih, coğrafya okumadıklarını, fen dersleri öğrenmenin günah sanıldığını, bu bilgileri İslama kendisinin sokacağını iddia ederek;

Bu ilimlerin asırlardan beri, her medresede okutulduğunu ve bu konularda binlerce kitap yazılmış olduğunu inkar etmektedir.

3- Kendinden önce gelen binlerce İslam aliminin, dine, İslamla ilgisi olmayan şeyler soktukları iftirasını atarak, güya kendisinin bunları düzeltmekte olduğunu iddia etmektedir.

4- Abduh kendi yazdığı İslamiyyet ve nasraniyyet kitabında,

“Bütün dinler birdir. Dış görünüşleri değişiktir.” demekte, yahudi, hıristiyan ve müslümanların, birbirlerini desteklemelerini dilemektedir.

Londra’da, bir papaza yazdığı mektupta,

İslamiyyet ve hıristiyanlık gibi iki büyük dinin el ele vererek kucaklaşmasını beklerim.

O zeman, Tevrat ve İncîl ve Kur’an birbirlerini destekleyen kitaplar olarak her yerde okunur ve her milletçe saygı görür.” diyerek,

FETÖ projesinde olduğu gibi Hıristiyanlığı, hak din saymakta, müslümanların Tevrat ve İncil okuyacakları zamanı beklemektedir.

5- Zilzal suresindeki, (Zerre ağırlığında hayır işleyen, karşılığına elbet kavuşur.) mealinde olan ayet-i kerimeyi tefsir ederken,

Müslüman olsun, kafir olsun, salih amel işliyen herkes Cennete girecektir.” diyor.

Onun bu görüşü hakkında, çömezlerinden olan Seyyid Kutup bile, Nisa suresinin 124. ayet-i kerimesini tefsir ederken,

“Üstad Muhammed Abduh, düşünüşünü nakz eden ayet-i kerimelerin sarahatini hiç hatırlamıyor.

Bu ayetler Abduh’un görüşünü nakz etmektedir.” demek zorunda kalmıştır.

Evet, Abduh’a Paris’te yutturulan masonluk afyonunun dozu, o kadar çoktu ki, aklı ve şuuru, ayet-i kerimeler arasındaki bağlantıları göremeyecek kadar altüst olmuştu.

6- Fil suresinin tefsirinde, “Ebabil kuşları, sivri sinek olabilir. Askerler de çiçek veya kızamıktan ölmüş olabilir.” diyor.

Halbuki, bunların manalarını Peygamber efendimiz açıkça bildirdi. Tefsir alimleri de, o manaları bulup, kitaplarına yazdı.

Nitekim, Elmalılı Muhammed Hamdi efendi de (ö.1942), Fil suresinin tefsirinde, bunun bozuk görüşlerine cevaplar vermektedir.

Görüldüğü gibi İslam alimlerinin kitaplarından, bilgilerinden haberi olmayan zavallı Abduh;

akla, ilme, fenne uymalı diyerek ortaya çıkmakta,

mezhep imamlarını taklid etmeyi inkar etmekte,

bütün din bilgilerini, zamanının fen buluşlarına, felsefecilerin o günkü düşünüşlerine uydurmaya kalkışmaktadır.

Onun bu davranışları, kelam, fıkıh ve tasavvuf bilgilerinden haberi olmadığını, İslamın zevkini tatmamış olduğunu göstermektedir.

İslam alimlerinin yüksekliklerini sezmiş olsaydı ve nefsinin pençesinden kurtulsaydı ve maddenin, ruhun hakikatini anlasaydı, böyle saçmalamazdı.

Abduh: masonların, islamiyeti yok etmek için giriştikleri savaşta, (İslam memleketlerine asrîlik ismi altında, dinsizlik sokmak) propagandalarına aldanarak, Ehl-i sünnet vel-cemaat yolunu tamamen bıraktı.

Ayet-i kerimelere ve hadis-i şeriflere kendi aklı ile, garplılaşmaya uyacak manalar vererek, Selef-i salihînin yolundan ayrıldı.

Kitaplarının bir kısmı, o yolda olanlar tarafından Türkçeye çevrilmiş, büyük İslam alimi (!) Abduh’un eserleri diye, gençliğin önüne sürülmüştür.

Kahire mason locası başkanı olan Abduh’un zehirli fikirleri, Mısır’da Cami’ul-ezher medresesine yayılarak;

Reşîd Rıza (ö.1935),

Kasım Emîn (ö.1908),

Mustafa Meragî (ö.1952),

Mahmûd Şeltüt (ö.1963),

Tentavî Cevherî (ö.1940),

Abdürrazık paşa (ö.1947),

Zekî Mubarek (ö.1952),

Ferîd Vecdî (ö.1954),

Abbas Akkad (ö.1964),

Ahmed Emîn (ö.1954),

Hasan el-Benna (ö.1949) gibi dinde reformcular türedi.

Bunlara da üstatları Abduh’a yapıldığı gibi, ilerici İslam alimi denilerek, kitapları Türkçeye tercüme edildi.

Cahil din adamlarının ve gençlerin doğru yoldan kaymalarına sebep oldular.

Abduh 1905’de Mısırda ölünce, yetiştirmiş olduğu çömezleri de, boş durmamış, kahır ve gadab-ı ilahînin tecellisine sebep olan çok sayıda zararlı kitaplar neşretmişlerdir.

Bulut olmayınca, yağmur beklemek, mucize istemek olur. Allahü teala bunu yapabilir. Fakat, adeti böyle değildir.

İslam alimi yetişebilmesi için de İslam ilimleri meydana çıkıp, yayıldıktan sonra yüz sene geçmesi lazımdır.

İslam düşmanları, İngilizlerin önderliğinde İslam güneşini söndürdü. Ancak Allahü tealanın izniyle Hazret-i Mehdî’nin zuhuru ile yeniden doğacaktır.

Bu masonların ve mezhepsizlerin iç yüzünü daha iyi anlayabilmek için;

Hakîkat Kitâbevi yayınlarından;

FÂİDELİ BİLGİLER kitabını mutlaka okumalıdır.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.