ÖRNEK BİR DOSTLUK HİKÂYESİ
03 Nisan 2026, Cuma 01:00
Eyüp Sabri Kalyoncuoğlu ile Hüseyin Hilmi Işık Efendiler, Tanzimat yıllarında doğup tek parti döneminde büyüyen; milletimizin yaşadığı maddî ve manevî çöküntülere bizzat şahitlik etmiş iki öğretmen, subay, ilim ve mana önderi ve aynı zamanda çok yakın iki dosttur. Zor şartlar altında İslâm’ı hem yaşamış hem de yaşanmasına vesile olmuşlardır. Buluşmaları, sıradan bir hasret gidermenin ötesinde; herkese örnek olacak bir ilim ve zikir meclisi hâlinde tezahür etmiştir. Birbirlerinden nasıl istifade edeceklerini iyi bilen bu iki kıymetli zat, bütün hayırlı işlerde birbirlerine destek olmuş ve en önemli konularda da mutlak bir güvenle istişare etmişlerdir.
Misalen, Ankara’daki asker talebeleriyle takibat nedeniyle ilişkisi kesilen Hüseyin Hilmi Efendi, yazdığı mektubu Eyüp Sabri Efendi aracılığıyla onlara göndermiş; şifahen iletilecek talimatları da düzenlenen bir toplantıda yine onun vasıtasıyla bildirmiştir. Eyüp Sabri Efendi, şeyhi Muhammed Şemseddin Canpek Efendi kendisine irşat icazeti verince, bu konuda telaşa kapılarak Hüseyin Hilmi Efendi’nin yanına gider ve sorar:
“Üstadım, ben âciz, fakir, zelil, zayıf ve noksan bir kulum. Bu icazet bir hüsnüzan mahsulüdür. Acaba Şeyhimin bana verdiği bu vazifeyi yerine getirmesem mesul olur muyum?”
Hüseyin Hilmi Efendi ise şöyle cevap verir:
“Sabri Bey Kardeşim, yıllardır seni tanırım. Dinde olan istikametin, yola olan sadakat ve samimiyetin bu yüce rütbeyi sana kazandırmıştır. Bunca sahtekâr ‘ben şeyhim’ diyerek ortada gezip dururken, senin kenara çekilmen doğru olmaz. Kulluğunu ve noksanlığını sürekli hatırlayarak bu vazifeyi yapmanın senin için hayırlı olacağını düşünüyorum!”
Eyüp Sabri Efendi’nin şeyhi Muhammed Şemseddin Efendi de silsiledeki vasıflarını yazma görevini Hüseyin Hilmi Efendi’ye vasiyet etmiştir. Manzume şöyledir:
Be deryayı muhabbet ehlibeyti şûde ğavvas
Ez lebî Şemseddîni el Hakk, şûdi durar heran mensûr...
Daha sonraki yıllarda ailece de görüşen bu iki dost, yaptıkları her hizmette birbirlerini desteklemişlerdir. Eyüp Sabri Efendi, talebelerine Türkiye Gazetesi’ni okumayı ve TGRT yayınlarını izlemeyi tavsiye etmiştir. Hâlen de takipçileri bu gazeteyi okumaya devam etmektedir.
Prof. Dr. Yusuf Ziya Kavakçı, yaptığımız ikili sohbette, Hüseyin Hilmi Işık Efendi’yi ve Süleyman Kuku’yu, Hırka-i Şerif Camii’nde müezzinlik yaptığı dönemlerde Eyüp Sabri Efendi’yi ziyaret ederken tanıdığını ifade etmiştir.
Bu iki ebedî dost, yapmış oldukları ilmî münazaralarda zaman zaman fikir ayrılığına düşmüşlerse de birbirlerinin görüşlerine saygı duyarak ilişkilerini sürdürmüşlerdir. Malatya’da muvazzaf oldukları bir dönemde yaptıkları ilmî bir tartışma sonucunda mutlak bir karara varamayınca, yanlarında er olarak askerlik yapan ve ‘Eb’ul İbare’ olarak bilinen İhsan Mehmetalioğlu’nu hakem tutmuş ve onun kararına uymuşlardır.
Sonuç olarak, zor zamanların cefakâr ve sabırlı adamlarının vefakâr ve sadıkane tutumları, yapmış oldukları hizmette de etkili olmuştur. Onlar birbirine köprü olmuş; asla yaptıkları hizmet ve bulundukları konum hakkında haset etmemişlerdir. Bilakis hem madden hem de manen birbirlerini nasıl destekleyecekleri konusunda fırsat kollamışlardır. Bugün bize düşen, bu bağı devam ettirip sonraki nesillere aktarmaktır. Şahsen ben, bu iki güzel zattan da istifade etmeye çalışmış biri olarak, onların yeterince tanınmadıklarını düşünüyor ve bu dostluğun örnek alınarak yeni bağların kurulmasını bütün gönüldaşlara tavsiye ediyorum.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.
Yorumlar
ahmet koçak
03-04-2026 14:51iki kıymetli ALLAH c.c dostunun,bizlere nasıl dost olmamız gerektiğini gösteren güzel bir hatırat,RAB bim c.c.kıymet bilenlerden eylesin bizleri inşaallah...
Fatih Zengin
03-04-2026 10:59Allah c.c. Razı olsun Hocam