TALAN EDİLEN ÜLKEM…
02 Nisan 2026, Perşembe 00:30
Geçen pazar sabahı iki arkadaşla Üsküdar Aziz Mahmud Hüdai camiine gittik. Namaz sonrası Celvetiyye zikri başladı. Huşu içinde katıldım. Namaz çıkışı artık mutad hale gelmiş olan çorba ikramından biz de alıp içtik. Gayet lezizdi. Yardım edenlerden, pişirip servis edenlerden, yiyenlerden, sebep olanlardan başta Allah dostu Aziz Mahmud Hüdai hazretleri olmak üzere Rabbim razı olsun.
Malum türbesinin ve orada cami ve vakıf yönetim binası, otopark, aşevi vs’nin olduğu yeri ki belki de daha büyüktü vakti zamanında kendi kesesinden ücretini ödeyerek Aziz Mahmud Hüdai hazretleri satın alıp dergahını kurmuş.
Daha sonra Bulgurlu köyünde (o vakit 45 civarında hane olan küçük bir köymüş) bir çilehane ve hamam yaptırmış.( Halen çilehanenin olduğu yer Çilehane sokak adıyla mevcut.)
Ayrıca 100 dönüme yakın Gazi tepesi tarafında (tahminim Metronun oralarda bir yeri de satın alarak bağ yapıp mamur hale getirir.
Zamanın padişahı ki (7 padişah gördüğü veya elini öptüğü söylenir) 1.Ahmed kendisine 1617 yılında Bulgurlu ve Ilısuluk adı verilen bölgeyi temlik eder.
Orada halkı irşad yanında her gün kazanlarca pişen yemek ikram edilirmiş.
Bugün Aziz Mahmud Hüdai vakfı tarafından aynı usul devam ettiriliyor ve sadece Üsküdar’da 1000 kişiden fazla insana çorba ikram ediliyor.
Mübarek vakfederken zaten “ Ayende ve Revendeye” ikramda bulunula demiş. Yani gelene geçene, oralarda konaklayanlara, yolda kalanlara…
Ne zamana kadar?
Tabi ki 1924 yılında Tekke ve Zaviye kanunu çıkana kadar buranın her tür icarı Aziz Mahmud Hüdai vakfına ait olarak işletilir.
Osmanlı ve daha geriye gidersek Selçuklu devleti “Vakıf Devlet” dersek yeridir.
Osmanlı’da devlet her şeyi yapmazdı. Mesela talebe yetiştirmek, cami görevlileri başta olmak üzere bir sürü hizmet tekke ve zaviyeler, dergahlar eliyle yürütülürdü.
Türkçesi camilerin devlet tarafından maaşı ödenen imamı, müezzini veya başka görevlileri olmazdı.
Camiyi yaptıran Padişah’tan tutun hanım sultanlar, vezirler, ayan üyeleri, paşalar veya zengin olmuş Ağa’lar yaptırdıkları bu camilere muhakkak bir akar bağlarlardı.
Yani Kılıç Ali Paşa Tophane’de camii, Mihrimah Sultan Üsküdar ve Edirnekapı camileri, ya da Fatih Camii yapıldığında bugün gördüğünüz dımdızlak cami yapıp bırakmaz, onun etrafında medrese, aşevi vs olduğu gibi ya han hamam vs olur ki bunlar gelir getirir ya da bir yerdeki arazinin öşür ve icarı bağlanırdı.
Devşirme diye küçümsenen Sokullu Mehmet Paşa’nın yaptırdığı bu kabilden birçok cami, han hamam vs vardır. Lüleburgaz’a gidenler etrafta o külliyenin kalıntılarından serpiştirilmiş kalıntılar göreceksiniz. Ayrıca kaç köyün geliri oranın bakım, onarım ve görevlilerin hayatını idame ettirmeye, aşevinden yersiz yurtsuz garip gurebaya ikram etmeye yarıyordu kim bilir.
Bugün Haseki Hastanesi diye bildiğimiz ki orası geniş bir külliyeydi, cami, han hamam, hastane ve aşevi ve daha nice yapılarla, bir dizide “Sülüman” diye Kanuni arkasında dalavere çeviren tiplemesi yapılan Hürrem Sultan’ın vakfiyesiydi. Ayrıca Kudüs’te de yaptırmış olduğu vakıftan her gün 3 bin kişiye yemek veriliyordu.
Şehzade şehirleri diye bilinen Trabzon, Tokat, Amasya ve Manisa başta olmak üzere, Osmanlı’ya başkent olmuş Bursa, Edirne ve İstanbul’da Padişahlar, Hanım sultanlar, şehzadeler, devlet büyüklerinin yaptırmış olduğu cami, medrese, bimarhane, imarethane, mektep, hastanelerin bugün kalmışsa bile dımdızlak birer binası var ortada.
Hani bunların han hamam ve arazileri?
Hani nerede bunların akarları?
Bafra Tayyar Paşa Camii’nin, Çarşamba Rıdvan Paşa Camii’nin, Ordu İbrahim Ağa Camii’nin vakfiyeleri nerede hırsızlar?
Sadece Osmanlı’da değil, Van’da, Elazığ’da, Malatya’da, Diyarbakır, Konya ve Kütahya ve bu aziz vatanın her karışında geçmişte yaşamış Anadolu Selçuklu ya da beyliklerin hepsi de yaptıkları vakıf eserlerin akarlarını da devamlılık için vakfetmişlerdi.
Sadece İstanbul değil, ülkenin neresinde görürseniz görün eski bir tarihi eser varsa, bilin ki onun çalınan bir akarı da vardır.
Bu vakıflar bir yerde Osmanlı coğrafyasında dara düşenleri, gelir adaletsizliğinden bunalanları, yetimi, garip gurebayı gözetir bir yerde onlara yardım elini uzatır, sosyal dayanışmayı sağlardı.
Cumhuriyet ilan edildiğinde sadece İstanbul’da 230 bin (iki yüz otuz bin) vakıf eseri vardı.
Onca savaşa, kıtlığa yokluğa rağmen açlıktan ölen olmamıştı. Ama vakıf malları talan edildikten 10 yıl sonra 1930’larda İstanbul gibi bir şehirde çocuklar açlıktan ölmüştü.(İnanmayan o günün gazete haberlerini tarayabilir)
İstanbul’da bilhassa eski İstanbul’da ya bir harabe tarihi eser, ya da kalıntısını hala görebilirsiniz bunca yıl sonra bile.
Silivri’de Piri Mehmet Paşa Camii var. Vakıf duvarları üzerinde yükselmiş evler, dükkanlar görürsünüz gittiğinizde.
Kapanın elinde kalmış ecdadın mirası.
Ki geçmişte Vakıf Malına el uzatılmaz, Vakıf senedine, Ayet kadar uyulmasına dikkat edilirdi.
4. Murad Bağdat seferine giderken Bulgurlu civarındaki arazilerden buğday ve arpa toplanması için ferman çıkarıyor. Vakfı o gün idare edenler buranın vakfında böyle bir cebri uygulama yapılmayacağı sizden önceki padişahlar tarafından temlik edilirken verilen senette yazıyor diye itiraz ediyorlar ve incelemeler yapıldıktan sonra Aziz Mahmud Hüdai Vakfına ait topraklardan buğday arpa alımından vaz geçiliyor. Savaşa giderken bile ecdad vakıf malına senedi hilafına bir hüküm vermekten imtina ediyor.
Ayrıca vakıflar o kadar fazlaydı ki. Çoğu kere bunlar çeşitli vesilelerle yazılıp çizildiği için tekrar etmeyeceğim.
Cumhuriyet döneminde satılan vakıf adedi, 8562 adet.
Yani bu sayı bile Osmanlı Vakıf müessesinin boyutu hakkında bilgi verebilir.
1930’lu yıllarda sadece Uzunköprü ilçesinde satılan ve kiraya verilen vakıf malı adedi, 402.
Önce tekke ve zaviyeleri kapattılar.
Sonra bütün vakıfları evkaf vekaletine bağladılar.
Sonra mallarını yok pahasına oturanlara, kıymetlileri devlet ricalinin lüzum gördüklerine peşkeş çektiler.
Küçüksu Cami minaresini yıkıp orayı Cumhuriyet Halk Fırkası binası yaptılar.
Birçok vakfı amacı dışında kullandılar, camileri eski ve cemaati yok diye satıp pis, uygunsuz işret işlerde kullandılar.
Her yapılan cami, çeşme, köprü vs için muhakkak bir akar bağlandı.
Kendi memleketim Bafra’da Köprülü Mehmet Paşa’nın eşi Ayşe Hanım tarafından yaptırılan Büyük Cami’ne bağlanan han ve hamamların akarların hepsi belliydi. Cami Hatip, imam, kayyım, ve temizlik görevlilerinin hatta her cuma günü baniye Ayşe Hanım ve evlatlarına okunacak Yasin için ödenecek rakamlar kuruşu kuruşuna tespit edilmiş vakıf senedine yazılmıştı.
Aynı şey 1808 yılında idam edilen Canikoğullarından Tayyar Paşa’nın adını taşıyan Tayyar Paşa Camii içinde geçerliydi.
Buyurun bir vakıf senedi misali daha:
“13 Kasım 1557 tarihli vakfiyeye göre, Mehmed Bey bin Bali Bey yaptırmış olduğu mektepte okuyan on yetim öğrenciye, her Ramazan Bayramı arifesinde bir adet gömlek, bir adet takke ve bir adet pabuç alınmasını şart koşmuştur.”
Osmanlı topraklarının elden çıkanlarını da düşünürseniz nasıl bir sosyal dayanışma var görebilirsiniz.
1924 yılı öncesi toplumu ayakta tutan en önemli maddi ve manevi yapılar vakıflardı.
Binlerce insan bu vakıflarda çalışıyor, evine ekmek götürüyordu.
Sonra Tekke ve zaviyeler kanunuyla tekke ve zaviye, dergahlarda çalışanlar işsiz kaldı. Sonra bu araziler, hanlar hamamlar ve evler birer birer yok pahasına satıldı.
1928 yılında çıkarılan alfabe değişikliğiyle de bu eski medrese usulü eğitim görmüş insanlar açlığa, yokluğa yoksulluğa mahkum edildi.
Asırlardır dedelerinden kalmış bu vakıf mallarını idare ederek ya da orda çalışarak hayatlarını idare edenler kapı dışarı edildi, onlardan boşalan bu eserler Allianz veya Amerikan Protestan okullarında okumuş lümpen veya sabetayist ailelere peşkeş çekildi.
İstanbul’un her neresine gidersem gideyim yüreğimi sızlatan bu durumlarla muhakkak karşılaşırım.
Rabbim bu millete bunları yaşatanları, dinine ve kutsallarına her tür zulmü reva görüp işleyenleri iki cihanda zelil ve hakir eylesin.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.
Yorumlar
Mesut Burkay
03-04-2026 12:40AMİN RABBİM TEKRAR ASLIMIZA DÖNDÜRSÜN
Mahmut Kar
03-04-2026 09:58Beni çok duygulandıran bu bilgileri derli toplu şekilde verdiğiniz için size çok teşekkür ediyorum.