GÜRBÜZ BİR ADAM, DELİ BİR BALTA, BİR KİTAP VE…
28 Mart 2026, Cumartesi 11:13
Gürbüz Azak deyince; ressam mı, yazar mı, yayıncı mı gelir aklınıza? Onu düşününce bir kibar beyefendi mi hatırlarsınız, Deli Balta çizgi romanı mı belirir zihninizde yoksa Türkiye gazetesinde çıkan kurabiye gibi pişkin ve kıtır yazılarının tadı mı yayılır ağzınıza?
———
Ben küçücük çocukken kocaman bir adamla tanışmıştım.
Cağaloğlu’nda, Gazeteciler Cemiyeti’nden Ayasofya’ya doğru uzayan cadde üzerindeki binanın merdivenlerini tırmandık. O zaman binalar dört-beş katlıydı ve sözünü ettiğim yazıişleri salonu üst kattaydı.
❤️❤️❤️
Yetmişli seneler. Orta biri bitirmiştim ve birkaç senedir kitap okuyor, gazete takip ediyordum.
Baksam baksam bitmeyecekmiş gibi gelen o koca adam çok meşguldü. Enlemesine genişleyen yazı işleri salonunun karşısı boydan boya caddeye bakıyordu. O ise kâğıtların tepeleme yığılı olduğu sol köşedeki masasında, pencereye sırtı dönük halde oturmuş, günlük gazetelerin hiç bitmeyen telaşı arasındaki en acil işleri yetiştirmeye çalışıyordu.
Ben haliyle bunca teferruatı çok sonra idrak edecektim. O gün ise bir “aferin” daha duymayı beklemekteydim.
Aslında pek de öyle olmadı…
❤️❤️❤️
Yalayıp yuttuğum epey hikaye kitabındaki resimleri onun çizdiğini biliyordum. Bir de hiç durmadan basılan ve ben hariç herkesin okuduğunu söylediği Minyeli Abdullah romanının kapağını yaptığını…
“Müthiş” diyorlardı ve ben de o resme bakarak müthiş’in bu olduğunu öğreniyordum.
Peki, ne resmiydi, işte onu bilemiyordum!
Alaca bulaca bir güzellikti de neydi? Bilmem ki… Kimse cevabı bilmese de herkes beğeniyor ve diyorlar ki; “bu roman için tam elli tane resim yapmış ve sonunda bunu beğenmişler.”
Allah Allah, çok güzel bir renk cümbüşü ama ne resmi?
Çocuk için zordu bunu ayırmak.
Hekimoğlu İsmail’i meşhur bir romancı yapan “Minyeli Abdullah” kitabı mıydı acaba Gürbüz Azak’a da en meşhur kapak ressamı olmanın kapısını açan?
Çünkü öyle beş, on, beş yüz, bin filan değildi sözü geçen. Daha yirmi otuz yıl evvel “üç bin kapak yaptığı” söyleniyordu ki, bu öyle kolay kolay kırılıverecek bir rekor değildi…
❤️❤️❤️
Yazdıklarımı aldı. Masasındaki kâğıtların altına koyarken;
“Ben bunlara bakarım sen haftaya tekrar gel” dedi.
Çizdiklerime bakarak;
“Beyaz şöhler kartona siyah çini mürekkebiyle çizmelisin. Bunun için de tarama ucu ve mürekkep lazım. Çerçeveler ve yazı için de rapido kalem…”
Neymiş, 0,3 rapido kalem… Neymiş, Schoeller karton 200 gram… Neymiş, bir şişe siyah çini mürekkep ve sıfır numara tarama ucu ile ona uygun sap!..
Bunlar sanki şeytan uçurtmalı çocuğa uzatılan bir Kızılelma’nın anahtarı gibiydi. Aval aval baktım. O ise bir kağıda hızlıca bu reçeteyi… yani, listeyi yazıp bana uzattı, “yokuşta satarlar” dedi ve kendi işine devam etti.
❤️❤️❤️
Daha acayibini mi istiyorsunuz?
Paşabahçe Cam Fabrikası’nda işçi olarak çalışan babam heves edip bunların hepsini almama izin verdi.
Benn… şimdii… kendisine Padişahın kızı alınıvermiş bir şaşkın Keloğlan gibiydim! Sonn derece gururlu ama toy…
Orayı dürttüm olmadı, burayı karaladım, şuraya mürekkep kaçırdım, ardından şöyle yaptım ama gene de hiçbir şey hiçbir şeye benzemedi hatta o güne kadar yapabildiklerimi de yapamaz oldum.
Fakat bir hafta geçti gene gittim.
Yazdıklarımı okumak mı?
Kâğıtlarımı bulamadı hatta beni bile zor hatırladı…
Tam bir ömür sonra ve bir ömürlük tecrübe ardından o güne bakınca diyorum ki; o gün olan şey, tam da olması gerekendi…
İşte o gün;
“Şu küçük çocuk bu koca adamın kitabının önsözünü yazacak!” deselerdi kim inanırdı?
❤️❤️❤️
Bütün bunları şimdi size şöyle de tercüme edebilirim ki;
Boğaz’da yüzen sürüler arasından geçen bir zıpkın kaç istavrit vurur veya aynı sürüye salınan lüfer zokası ile kaç balık tutulursa, şansım ancak o kadardı.
Ben galiba en inatçı kıraça idim ki boyumun beş mislini bulan çelik iğneye sarılmış ve bir daha onu bırakmamıştım!..
Minik kanatlarımla tutunduğum kocaman oltalar Babıali denen sandala çekti beni. Güneşe çıktım sanki nura gark oldum yani ışıkla tanıştım.
❤️❤️❤️
Yıllar sonraydı…
Ben işte artık o binanın başka bir katında çalışıyordum.
Dudaklarımın üstünde, bir sıra seyrek civciv tüyü gibi yumuşacık bıyıklarım bile çıkmıştı.
Çocuk dergisi hazırlamaya çalışıyorduk. İki sayısını da yapmıştık Can Kardeş’in ama aramıza tecrübeli biri gerekiyordu.
Dediler ki “Tercüman gazetesinden Gürbüz Bey ile anlaştık.”
Vay canına!.. Şakınlıklar içindeydim. Geldi de... Hem de benim masacığım ile onun geniş masası aynı odada. Demek ki kendi başıma uğraşmak yeterli değilmiş.
Şimdi bir yandan tecrübelerle dolu Gürbüz ustadan iş öğrenmeye çalışıyordum diğer yandan da “hayırlı olsun”a gelen dostları ile tanışıyordum. Çizgi roman ustaları, olimpiyat şampiyonu güreşçiler, gazeteciler, köşe yazarları ve nice sanatçılar…
Ben askere gidene kadar aynı odada kaldık.
❤️❤️❤️
Bir gün ben çok mutlu ve duygusal olmalıyım. Hani çok çok uzakta duran, ulaşılmaz yerdeki hayallere dalar ya insan. Bunu kendisine de söyledim.
“Gürbüz abi…
Düşünebiliyor musunuz;
Ben kırk yaşıma gelmişim…
Ve ikimiz, gene böyle, aynı odada çalışıyormuşuz!..”
Bana sıcacık baktı, gülümsedi ve derinden gelen buğulu sesiyle;
“İnşallah Muammer, inşallah.” dedi.
❤️❤️❤️
Gürbüz ağabeyimizin doğum tarihi, nüfusta 5 Temmuz 1938” yazsa bile, gerçeği 20 Şubat 1939’dur. Sebebi ise şuymuş: Arkadaşlarından daha gürbüz olduğu için “boşuna zaman kaybetmesin” demişler. Okula erken gitmesi için mahalleden yalancı şahit bulup yaşını büyütmüşler.
Yani ben bu satırları yazarken Gürbüz ağabeyimiz seksen sekizinci yaşının içindeydi, bizlerle olgunluğunu paylaşıyordu.
❤️❤️❤️
Bu hikayenin başı ile bugün arasından çok zaman geçti. Hani o, yazdıklarımı masasındaki kağıtlar arasında bulamamıştı, hani acemi çizgilerime bakıp ve eminim ki bir daha gelmeyeceğimi umarak; haftaya gel, demişti.
Ama şu yarım asırda her ikimizin de yaptıklarına bakıyorum; devam eden iki kuşakta sanırım birbirine bizim kadar benzeyen başka iki isim yoktur.
Geriye baktıkça şaşırıyorum:
Her ikimiz de grafikerlik yaptık, gazetelerde tektik eleman olarak çalıştık… Kapak yaptık, kitap resimledik… Şiir yazdık, roman yazdık, mizah yazdık, karikatür çizdik, çizgi roman yaptık… Onlarca yıl köşe yazarlığı yaptık hem de günlük kavgalar değil deneme üslubunda… Yanlış saymıyorsam üç gazete ve altı dergide aynı anda çalıştık veya iş yaptık… Tarihi, sanat ve edebiyatı, denizi, İstanbul’u, ağaçları, kuşları, şarkı söylemeyi, renkleri, atları, güreşleri ve daha neleri, neleri sevdik…
İkimiz de yayıncılığa heveslendik, dergi çıkardık.
❤️❤️❤️
Gürbüz ağabeyin düzenli olarak kaleme aldığı son yazıları ise, tam altmış ay boyunca benim çıkardığım Dîvanyolu dergisinde basılmıştı.
Yakında satışa sunulacak olan “Bir Kitap” isimli kitabındaki çerçevelik, nefis satırlar da işte o “Divanyolu Yazıları”ndan meydana gelmiştir.
Yani şu anda, aslında;
Hani o küçücük çocuk, o kocaman adamın kitabına önsöz yazmaktadır.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.
Yorumlar
Hakan Özcan
01-04-2026 01:02Mekteb adam Gürbüz Azak.Gürbüz Abi bir başkaydı. Anadolu insanı, gönlü zengin, hatırnaz ve vefalı.
Osman B.Karabacak
28-03-2026 21:04Babam kitap kapaklarını Gürbüz Bey'e yaptırırmış. Üç eskiz hazırlar hangisi olsun diye babama sorarmış. Babam da, siz hangisini isterseniz diye seçimi üstada bırakırmış. Ben de Musmmer Abi'nin kendi bürosunu açmasına şahitlik ettim. Bol bol vaktini çaldım :)
Cengiz Öztürk
28-03-2026 18:46Yüce bir insan Gürbüz abim ve sevgili kardeşim Muammer. Dostluğun vefanın hayat bulmuş hali. Sanat, edebiyat, yazı, dünyaya bakış açısı. Gürbüz abinin babacanlığı ve Muammer’e yol göstermesi ve Muammerin azmi. Ben ne şanlıyım bu süreçlere tanıklık ettim. Binlerce gönüle taht kurdular. Allah yollarını bahtlarını açık etsin. İki güzel adam.
burak göz
28-03-2026 17:11sevgili abiciğim, samimi duyguların ışığında dile kolay yarım asırlık bir sörf yapmışsın. şimdi başımı sola çevirip raflarda muammer erkul kitaplarının yanında "ATLAR HAZIRMI" ,"BİR YAZAR BİR ÖMÜR" kitaplarının bana baktığını görünce içim ısındı, atlar hazır mı diye tekrar elime aldım. iyi ki varsınız...
Süleyman Eldeniz
28-03-2026 15:44Son otuz yılına şahit olduğum bu yol arkadaşlığını, dostluğu, abi-kardeşliği hala imrenerek ve de acayip kıskanarak izlemekteyim. O derinden gelen buğulu sesini bir kaç gün önce Ramazan Bayramı vesilesi ile yeniden duydum Gürbüz abimin, bayram hediyesi gibiydi. Rabbım ikinize de hayırlı, mübarek ve uzuun bir ömür nasip etsin. Allah rızası için ikinizi de seviyorum. 6 yıl ve 60 sayı çıkan Divanyolu dergisi birçok genç kaleme sahip çıkmış , elinden tutmuş önlerini açmıştır. Birçok arkadaşımızın kitapları çıkmış, hayallerine kavuşmuşlardır. Gürbüz abimizin yazıları da bir baş ucu kitabı olacaktır İnşaAllah. Dört gözle beklemekteyiz.
Ayşe
28-03-2026 14:21Dergimi elime aldığımda ilk okuduklarım onun yazıları oldu hep. Sevinçle bekliyorum şimdi de ? Gürbüz Azak'a muhabbetle ?
Muammer
28-03-2026 13:06Sevgili Can ağabeye; Sadece Türkiye’deki Stop isimli köşem bile yirminci yılını görmüştü. Çocuk dergilerinde sürekli genç kardeşlerimizle yakındık ve hala öyle olmaya çalışıyoruz. Özellikle öğrenci iken, onların hep bana ulaşabilecekleri kadar yakınlarında durmaya çalışıyord/um. Değişik örnekler var. Misal olarak bu kardeşlerimden biri en büyük üniversitelerimizden birinin Tarih Bölüm başkanı, bir başkası Roma Güzel Sanatlar Akademisi’nde hoca iken emekli oldu… Biz yakın durursak onlar kendi fıtrat ve kabiliyetleri istikametine daha bir güvenli yürüyebiliyorlar. Onları taşımak veya minnet duymalarını istemek değil işimiz, onların yolculuğunda sadece bir adım bile olsa kol kola, beraber yürümek ve eğer lazım ise tesellide, teşvikte bulunmak. Bu da zaten yetiyor. Bizimle ilgilenen veya bizim elimiz dokunmuş kim varsa, Rabbim hepsinden razı olsun inşallah.
Can alpgüvenç
28-03-2026 12:36Sevgili Muammer, ben sizi sadece karikatürist olarak tanıyorum ama siz aynı zamanda bir yazarmışsınız! Kaleme aldığınız bu makaleden bu anlaşılıyor ki, çok güzel bir kitapla karşı karşıyayız.. İnşallah okuyacağız... şunu merak ediyorum. Şimdi karşınıza, sizin o yaşlarınızdaki bir genç çıkagelse nasıl davranırsız? elinden mi tutarsanız, yoksa hadi yavrum büyü de gel mi dersiniz?