KURALSIZ/KAİDESİZ DİNÎ HAYAT ARAYIŞI VE BUGÜNÜN ANATOMİSİ
24 Mart 2026, Salı 09:50
Tarih boyunca insanlar bir şeye inanma ihtiyacı hissetmişler, bunu da yeme, içme ve en zaruri ihtiyaçlar hiyerarşisinin en tepesine yerleştirmişlerdir. İnsanın yaratılışında var olan bu temel hususiyet, İslam’ın yeryüzüne yayılıp bütün insanlığa ulaştırılması ile de çok kıymetli bir vasıf kazanmıştır. İslamiyet, yeryüzüne azim ve kararlı, İlay-ı Kelimatullah davasını hayatında şiar edinmiş mübarek insanların iştiyakıyla yayılmıştır. Hiç kimse zor ile din değiştirmeye mecbur edilmemiş, bütün cihan İslam’ın mübarek nuruyla aydınlanmıştır. İslamiyet sınırları içerisine girmek de yaymak için geceli gündüzlü gayret göstermek de nasip ve gönül işidir. Bu mübarek dava, tarih boyunca başta Eshab-ı kiram efendilerimiz olmak üzere gönül ehli muhterem insanların başlarının üzerinde ve naif omuzlarında bugünlere gelmiştir.
İslam tarihi boyunca bir kimse zor ile İslam dininin sınırları içine alınmamıştır. Bu konudaki temel hükme göre; herkes kendi iradesi ile hareket eder. Mübarek dinimiz de başka dinde bulunan bir kimsenin zor ile Müslüman yapılamayacağını ifade eder. Eğer bir dinin sınırları içerisine girilmiş ise de o dinin bütün hükümleri sorgusuz sualsiz kabul edilmiş demektir.
Din bir bilim değildir ve sorgulanmasına izin vermez (ama tefekkür etmek ve bu konuda var olan hakikatleri düşünüp ibret almak ayrı şeydir). Zira din, emredilene uymak demektir. Bir kişi, zorlama ile bu daireye sokulamayacağı gibi girdikten sonra da her hükmü şartsız ve sorgusuz kabul edilmek mecburiyetindedir.
Hakikatte, içtimâi hayatımızda da her şeyi kendi anlayışımıza, kendi doğrularımıza göre dizayn etme hakkında sahip değiliz. Mesela; bir iş yerinde çalışan kişinin bile uyması gereken kurallar vardır. Sabah geliş, akşam ayrılış saati, kendisine emredilen işi hangi esaslara göre yapması gerektiği, hangi hassas noktalara dikkat edilmesinin icap ettiği gibi kurallar bellidir. Bu kuralları kendi anlayışına göre esnetmek isteyen ise bir müddet sonra o iş dairesinden uzaklaştırılır.
Devletin işleyiş siteminde de durum aynı değil midir?
Devletin bütün anayasa maddelerini, kanunlarını, yönetmelik, yönerge ve tüzüklerini sorgusuz sualsiz kabul edenler vatandaşlığa kabul edilirler. Bunların hemen hepsini kabul edip bir maddeyi ihlal etmek veya beğenmemek büyük yaptırımlara maruz kalınmasına sebep olabilir. Çünkü devletlerde, sistem çarkı ancak bu şekilde problemsiz biçimde döner.
Daha insanın koyduğu kurallarda bile herhangi bir esnekliğe ve kuralsızlığa müsamaha gösterilemezken kâinatın ve her şeyin sahibi Allahü tealanın koyduğu kuralları kendi kafamıza göre esnetme hakkına nasıl haiz olabiliriz?
Dinin temel esaslarını ve hükümlerini kendi aklımıza, anlayışımıza ve doğrularımıza göre düzenlersek ortada din değil felsefe yığını ucube nazariyeler yığını kalır.
Her mesleğin kendine göre kuralları vardır. Hakkında dava açılan kişi, anayasa ve yasa kitapçığını açıp kendi savunmasını hazırlamaz, doğruca avukata koşar. Arabası veya evinde herhangi bir araç gereci arızalana bu işin ustasını bulur. Hasta olan kişi tıp kitabını açıp kendini ameliyat etmeye kalkışmaz, işin ehli olan cerraha kendini teslim eder. Ama mevzu din olunca hemen herkesin söyleyecek bir sözünün olması ve “bana göre” cüretkârlığını göstermesi çok tuhaf bir durumdur.
Bugün Müslümanlar arasında en yaygın görülen hastalıklardan biri de dini meseleleri nakle değil de akla göre açıklamaya çalışan hastalıklı zihniyetin varlığıdır. Hele de bu konuda eğitiminin başına “din” kavramını koymuşsa o kişi her konuda hüküm koyma hakkını kendinde görebilmektedir. Bu konuda din kitaplarında kesin ve net ifadeler yer almakta, bu işe yeltenenler için uyarılarda bulunulmaktadır. Konuyla ilgili iki hadis-i şerifte; “Kur’an’ı kendi görüşüyle açıklayan, verdiği mânâ doğru olsa bile, muhakkak hata etmiştir (Nesaî)” , “Kur’an’a ehliyeti olmadan mânâ veren, Cehennemde azap görecektir (Tirmizî)” buyurulmuştur.
Peygamberler hariç, insanların en üstünü olmasına rağmen, Hazret-i Ebu Bekri Sıddık “radiyallahü anh”, “Kur’an-ı kerimi kendi reyimle, kendi görüşümle tefsire kalkarsam, beni hangi yer taşır, hangi gök gölgeler?” buyurmuştur (Şir’a).
İslâm dininin güzel ahlâkına ulaşmak için kurtulmak gereken 40 kötü ahlak ve bunlardan kurtulma çarelerinin anlatıldığı, aynı zamanda Muhammed bin Kutbüddîn İznîki hazretlerinin “Mızraklı İlmihâl” diye bilinen kitabı esas alınarak yazılan, içerisinde iman ve ibadet bilgilerini ihtiva eden “Cennet Yolu İlmihâli”nin de bulunduğu, büyük İslam âlimi Hüseyin Hilmi Efendi hazretleri tarafından hazırlanan İslam Ahlakı (Alî bin Emrullah ve Muhammed Hâdimî hazretleri) adlı kitapta şunlar yazmaktadır; “Dinimizi doğru olarak öğrenmek için Ehl-i sünnet âlimlerinin sözbirliği ile kabul ettikleri fıkıh kitaplarını okumak gerekir. Ehl-i sünnet âlimi olan hakiki din adamlarının kabul ve tasdik etmediği kitaplardan ve sözlerden din bilgisi öğrenmeye kalkışmamalıdır! Her din kitabına yahut âlim görünen ve din adamı denilen herkesin sözüne veya kitabına uyarak ibadet yapmak caiz değildir. Ehl-i sünnet olmayan din adamlarının kitaplarına ve sözlerine uymamalıdır! Muteber kitaplardan toplanmış, tercüme edilmiş İlmihali okumalıdır! Böyle tercüme edilmemiş, kafadan yazılmış ilmihal kitaplarını ve uydurma tefsirleri okumak insanı dünya ve ahiret felaketlerine sürükler”.
İslam âlimleri tarafından verilen ölçüler açık ve nettir. Kuralsız ve kaidesiz din arayanların kendi kafalarından “din” diyerek uydurduklarına inananlar dönüşü olmayan yollara girerek ebedi felakete duçar olabilirler. Mesela; bugün saf, iyi niyetli ve alt yapısı göçmüş birçok insanlarımızı “umre” adı altında mahremiz biçimde “Mübarek Mekanlar”a götürüp kendi ticaretlerine alet edenlerin, zekât, fitre ve Ramazan fidyelerini (sırf onların paralarını alabilmek için) fıkıh kaidelerine aykırı biçimde anlatanların, daha birçok konuda kendi anlayışına göre hüküm verenlerin ahirette vereceği çok ağır hesaplar olduğu da unutulmamalıdır.
Bu konuda din adına ülkemizde ne numaralar çevrildiğini de sonraki yazımızda ele alacağız inşallah…
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.
Yorumlar
Fazıl
24-03-2026 16:07Allahu Taala razı olsun kaleminize sağlık hocam. Maalesef nakliye önemini genel olarak bir türlü anlayamadık.
Nafiz BUĞDAYLI
24-03-2026 13:53Allahü teala razı, yar ve yardımcınız olsun, iki cihan saadeti ihsan eylesin, iman selameti versin Mustafa hocam, teşekkürler.. Yüreğinize, ellerinize, kaleminize sağlık efendim.. Selamünaleyküm.
Musa Çetiner
24-03-2026 13:11Bize ne olduysa azar azar oldu hocam peygamberimizi yok sayanlar kendi çıkarları için dini alet edenler türedi sonumuz hayrolsun.
Ramiz Çırak
24-03-2026 13:09Harika