NAMAZLA HUZURA KAVUŞMAK
25 Eylül 2026, Cuma 10:05
Allahü teala, Kur’an-ı kerimin birçok yerinde, imanla namazı birlikte zikretmiştir.
Çünkü iman, Allahü tealayı alemlerin rabbi olarak kabul etmeyi, namaz ise, O’na kul olmayı ifade etmektedir.
İmanla ölen bir mü’minin kıyametteki ilk hesabı namazdan olacaktır.
Nitekim Peygamber efendimiz:
"Kıyamet gününde kulun ilk önce hesaba çekileceği ibadet namazdır.
Namazı düzgün olursa işleri iyi gider ve kurtuluşa erer.
Namazı bozuk olursa perişan olur ve hüsrana uğrar."(Tirmizî) buyuruyor.
Nerede ve hangi şart altında olursa olsun, mutlaka namazı vaktinde kılmalıdır.
Bir namazda 12 farz olup, bu 5 vakit namazla 60 farz eder.
Yani bir mü’min, sadece namaz kılmamakla her gün 60 kere Allahü tealaya isyan etmiş olur.
Namaz kılmayan bir kimse, ya farz olduğunu bilmiyordur, ya tembellikle kılmıyordur, ya da önem vermiyordur.
Namaza önem vermemek ise, kılamadığı için üzülmemek demek olup, bu hal dinden çıkmaya yani mürted olmaya sebeptir.
Zira Peygamber efendimiz:
"Mü’min ile kâfiri ayıran fark namazdır" (Müslim) buyuruyor.
Osmanlının son döneminde yetişmiş olan büyük İslam alimi Seyyid Abdülhakîm Arvâsî (ö.1943) hazretlerinin yazmış olduğu Namaz Risalesi konuyla ilgili çok kıymetli bilgiler ihtiva etmektedir.
Bu risalede özetle diyor ki:
Namazsız din olmaz.
Namaz, İslam’ın beş şartından ikincisi olup, Fahr-i kâinatın “sallallahü aleyhi ve sellem” mi’raca teşriflerinde, her gün beş vakit olarak farz oldu.
Namaz, dinin direğidir. Kim, namazı devam üzere, şartlarına uygun eda ederse, dinini ikame etmiş, İslam binasını ayakta tutmuş olur.
Namaz kılmayanlar ise, Allahü teala korusun, dinlerini ve İslam binasını yıkmış olurlar.
Peygamber efendimizin mi’rac gecesinde, Cennette Allahü tealayı görmek şerefi, dünya haliyle namazda nasip olmuştur.
O yüce Peygambere tam tabi olan mü’minlerin de, bu dünyada o nimetten namazda nasipleri olduğundan,
“Namaz, mü’minin mi’racıdır.” buyruluyor.
Namazla bütün zahmet ve zorluklar aradan kalkar, kalp ve ruh baştan başa, zevk ve lezzet bulur.
Namazda öyle şaşılacak ve anlatılamaz haller hâsıl olur ki, bu ancak sona varan evliya zatlara nasip olup, Allahü tealanın büyük nimetlerindendir.
Şartlarına uygun olarak kılınan namaz;
Allahü tealanın razı olduğu bütün amellerin en efdalidir,
Peygamberlerin sünnetidir,
Meleklerin sevdiğidir,
Yeryüzü ve gökyüzünün nurudur,
Bedenin kuvvetidir,
Rızkın bereketidir,
Duanın kabulüne sebeptir,
Ölüm meleğine karşı şefaatçidir,
Kabirde ışıktır,
Münker ve Nekir’e cevaptır,
Kıyamet gününde gölgedir,
Cehennem ateşine karşı siperdir,
Sırat köprüsünü yıldırım hızıyla geçiricidir,
Cennetin anahtarıdır.
Cennette başa taçtır.
Bütün ibadetler içinde namaz, asıl maksat olup, diğer ibadetler hakiki namaza kavuşabilmek için birer vesiledir.
Ayrıca namaz insanı, İslamiyet'in yasakladığı her türlü kötülükten uzaklaştıran bir kalkandır.
Nitekim Allahü teala Kur’ân-ı Kerimde:
“… Hakkıyla kılınan namaz, insanı her türlü hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar…”(Ankebut 45) buyuruyor.
Namazı, huşû ve hudû ile bütün şartlarına uyarak cemaatle eda etmek, kurtulmanın başlıca sebeplerindendir.
Nitekim Allahü teala Kur’ân-ı Kerimde:
“Mü’minler elbette kurtuluşa ermişlerdir. Onlar ki, namazlarında derin saygı içindedirler.” (Müminûn 1-2) buyurarak,
bu suretle namazını kılan müminlerin kurtulacaklarını haber vermektedir.
Bir mü’min için vakit girdiğinde ilk iş namaz kılmak olmalıdır.
Zira Peygamber efendimiz:
“Amellerin en efdali evvel vaktinde kılınan namazdır.”(Buhârî) buyuruyor.
Allahü tealanın emrini geciktirmek, edepsizlik ve dik başlılık olduğundan vakti girdiğinde namazını kılmak kulun birinci önceliği olmalıdır.
İbadetlerin hepsini kendinde toplayan ve insanı Allahü tealaya en çok yaklaştıran şey namazdır.
Meleklerin kimi devamlı kıyamda, kimi rükûda, kimi secdede, kimi de ka’de halindedir.
Allahü teala bunların hepsini bir rekat namazda toplayıp, mü’minlere hediye etti.
Namaza dururken, dünya düşüncelerini zihninden silip, Allahü tealanın azametini göz önüne getirmeye çalışmalıdır.
Çünkü namaz kılmak, Allahü tealanın huzuruna çıkmaktır.
Namazda;
Huşû ve hudû:
Namazda sükûnet ve tevazu üzere olmak, kıyamda secde yerine, otururken dizlerine bakmak ve okunan Kur’an-ı kerimin Allahü tealanın kelamı olduğunu düşünmektir.
Ta’dîl-i erkân:
Namazın rükû ve secdeleri ile bunlar arasında geçişi sağlayan kavme ve celseyi yerli yerinde, acele etmeden ve sükûnet içinde yerine getirmektir.
İftitah tekbiri:
Ellerini kaldırıp Allahü ekber diyerek namaza girmek ve
“Ben Allahü tealadan başka her şeyden uzağım, O’nun benim namazıma ihtiyacı yoktur.” şuuruna ermektir.
Kıyam:
Ayakta durup,
“Ya Rabbi! Ben her emrini yerine getirmeye hazırım.” diyebilmektir.
Rükû:
Ellerini dizlerine dayamakla kıyamdan daha ziyade zillet ve korku içinde olmaktır.
Secde:
Rükûdan sonra Allahü ekber diyerek yere kapanmaktır ki, bundan daha ileri bir zillet kul için mümkün değildir.
Bu nedenle Peygamber efendimiz:
"Kulun Rabbine en yakın olduğu an secde hâlidir…" (Müslim) buyuruyor.
Namazdan sonra Âyete’l-Kürsî ve tesbihleri okumayı da ihmal etmemelidir.
Zira Peygamber efendimiz:
“Her kim farz namazların akabinde “Âyete’l-Kürsî”yi okursa cennete girmesine tek engel ölüm olur.” (Nesâî) ve
"Her farz namazın ardından,
33 defa 'Sübhânellâh',
33 defa 'Elhamdülillâh',
33 defa 'Allâhü ekber' söylerseniz,
bunlar 99 eder. Yüzüncü tehlil olarak da,
“Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehül-mülkü ve lehül-hamdü ve hüve alâ külli şeyin kadîr” derseniz,
günahlarınız deniz köpüğü kadar da olsa bağışlanır." (Müslim) buyuruyor.
Bu tesbîhatlarla namazın lâyıkıyla kılınamadığı ve ibadetin kusurlu olduğu itiraf edilmektedir.
İmam-ı Rabbani (ö.1624) hazretleri de:
“Namaz kılarken meydana gelen kusurlar, bu tesbih ve tekbirleri okumakla telafi edilir” buyuruyor.
Erkeklerin cemaatle namaz kılmasının birçok hikmeti ve fazileti olmakla birlikte bunlardan biri de,
Cemaatten birinin namazı makbul olursa, Allahü teala onun hürmetine diğerlerinin namazını da kabul edebilir.
Allahü Teala Kur’ân-ı Kerîmde:
“Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, Onlar namazlarını ciddiye almazlar.” (Maun 4-5) buyuruyor ki,
Bunun manası;
(Onlar namazı vaktinde kılmazlar.
Cemaati kaçırırlar veya birinci tekbire yetişmezler.
Ta’dîl-i erkâna ve âdâbına riayet etmeyip gaflet içinde kılarlar.
Bu gibi hususlara riayet etmeyenler, namazı hiç kılmayanlar gibi, Kıyamet gününde ilahi azaba hazır olsunlar.) demektir.
Kendini kusurlu bilip, Allahü tealadan utanarak ve bütün şartlarına riayet ederek namazı en kemal mertebede kılmaya çalışmalıdır.
Bunun için de Allahü tealanın azamet ve celal sahibi olduğunu,
kendisinin ise, hakir, zelil ve Allahü tealanın emrine boyun eğen adi bir kul olduğunu düşünmelidir.
Bunlar elde edilmeden namazdaki yüksek kemâlâta ve hakiki huzura kavuşmak asla mümkün değildir.
"Âkıl isen kıl namâzı çün saâdet tâcıdır,
Sen namâzı şöyle bil ki, mü’minin mi’râcıdır."
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.
Yorumlar
Ahmet
25-09-2026 12:25Selamünaleyküm hocam Cumanız mübarek olsun yazılarınızdan istifade ediyoruz Allah razı olsun Rabbim sağlık sıhhat afiyet versin imanımızı ve sağlığımızı muhafaza eylesin