• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

MİRYAKEFALON'UN SIRRI ÇÖZÜLDÜ

23 Eylül 2026, Çarşamba 12:08
MİRYAKEFALON'UN SIRRI ÇÖZÜLDÜ

Miryokefalon Savaşı, Anadolu’nun Türklerin yurdu olduğunun Romalılar tarafından da kabul edildiği büyük bir dönüm noktasıdır. Bu savaştan sonra Romalılar da Anadolu’ya Türkiye demeye başlamışlardır. Peki, sonuçları bu kadar önemli olan bir savaşın yapıldığı yer neden hâlâ tartışılıyor?

Denizlililer savaşın Çivril’de olduğunu söylüyor. Beyşehirliler Bağırsak Boğazı’nı işaret ediyor. Ispartalıların kendilerine göre tezleri var. Afyonlular başka bir şey söylüyor. Malazgirt Savaşı’nın, Mercidabık’ın, Ridaniye’nin yerini biliyoruz. Miryokefalon’un nokta yerini neden bilmiyoruz?

Bu sorunun cevabını arayan isimlerden biri, bölgenin insanı olan yüksek mühendis Ramazan Topraklı. Yıllardır Isparta coğrafyasını ve bölgenin tarihini araştırıyor. Onun üzerinde durduğu en önemli meselelerden biri, tarihî coğrafyanın zaman içinde değişmiş olması.

Topraklı’ya göre Miryokefalon Savaşı’nın yerini belirlemekte yaşanan güçlüğün temelinde, Eğirdir Gölü’nün geçmişteki coğrafi yapısının yeterince dikkate alınmaması bulunuyor.

EĞİRDİR GÖLÜ ESKİDEN İKİ AYRI GÖL MÜYDÜ?

Yenice köyünün hemen yakınlarında, halk arasında Yenice Sivrisi olarak adlandırılan bir dağ bulunuyor. Tarihî kaynaklarda burası Kelene Hisarı olarak geçiyor. Dağın üzerinde ve yamaçlarında eski yapı temelleri ve kale kalıntıları var.

Ramazan Topraklı, buranın Friglerin önemli şehirlerinden Kelene’nin hisarı olduğunu, Büyük İskender’in de milattan önce 333 yılında burayı savaş yapmadan aldığını ifade ediyor.

Bölgeyi anlamak için büyük ve küçük Yenice sivrilerini bilmek gerekiyor. Çünkü Miryokefalon Savaşı’nı anlatan bazı kaynaklarda bu iki tepeden bahsediliyor.

Topraklı’nın değerlendirmesine göre Eğirdir Gölü, tarihte bugünkü gibi tek parça değildi. Kuzeyde Hoyran Gölü, güneyde Eğirdir Gölü bulunuyordu. İkisinin arasında yaklaşık 17 kilometrelik bir kara parçası vardı. Bu kara parçasının üzerinde kuzeyden güneye akan, iki gölü birbirine bağlayan bir ırmak bulunuyordu.

Bu ırmağın tarihî adlarından biri Menderes’ti. Topraklı’ya göre kaynaklarda geçen bu Menderes, bugün bildiğimiz Büyük Menderes ya da Küçük Menderes değildir.

Bir diğer adı da El-Battal’dı. Battal Gazi’nin bu bölgede büyük kahramanlıklar gösterdiği ve Bizans ordusuna karşı mücadele ettiği anlatılıyor.

İşte tarihî yol, iki göl arasındaki bu kara parçasından ve ırmağın üzerindeki köprüden geçiyordu.

Osmanlı kayıtlarında Yenice Köyü Köprüsü adıyla geçen bir köprü bulunuyor. Topraklı, bu köprünün Kemer Boğazı’nda olduğunu ve bugün sular altında kaldığını düşünüyor.

Tarihî yolu belirlemek için bu köprünün yeri son derece önemlidir. Çünkü tarih boyunca Roma orduları, Haçlı orduları ve Osmanlı orduları bu güzergâhı kullanmış olabilir.

Eğirdir Gölü’nün geçmişteki coğrafi yapısı bilinmediğinde ise orduların güzergâhları bugünkü gölün kuzeyinden veya güneyinden geçirilmeye çalışılıyor. Topraklı’ya göre tarihî kaynakların verdiği mesafelerin birbirini tutmamasının sebeplerinden biri de budur.

MAZİYE KÖYÜ’NÜN SU ALTINDA KALMASI

Ramazan Topraklı’nın bu konudaki dayanaklarından biri de Osmanlı arşivlerindeki Maziye köyüyle ilgili kayıtlar.

Maziye köyü, geçmişte Eğirdir Gölü’nün kenarındaydı. Topraklı, köyün adının antik Marsyas isminden geldiğini ve halkın bu adı zamanla Maziye’ye dönüştürdüğünü söylüyor.

Köyün bulunduğu ova bugün de Mazı Ovası olarak anılıyor. Yakındaki bağlara da Mazı Bağları deniliyor.

Topraklı’nın arşiv kayıtlarından hareketle yaptığı tarihlendirmeye göre Maziye köyü 1614 yılında göl suları altında kaldı. Köy sakinleri bunun üzerine Yenice köyüne yerleştiler. Göl altında kalmayan arazilerin ortak kullanılması konusunda bir anlaşma yapıldı.

Fakat daha sonra arazilerin kullanımı sebebiyle anlaşmazlık çıktı ve mesele mahkemeye taşındı. Topraklı, mahkeme kayıtlarında köyün ne zaman su altında kaldığına ilişkin ifadelerin bulunduğunu anlatıyor.

Bu kayıtları ve bölgenin topografyasını birlikte değerlendirerek Hoyran ve Eğirdir göllerinin geçmişte ayrı olduğunu, suların yükselmesiyle bugünkü coğrafi yapının oluştuğunu savunuyor.

Bu mesele yalnızca iki gölün birleşmesinden ibaret değildir. Tarihi doğru yorumlamak için o dönemde yolların, köprülerin, akarsuların ve geçitlerin nerede olduğunu bilmek gerekir.

II. KILIÇ ARSLAN’IN KURDUĞU PUSU

Miryokefalon Savaşı bir pusu savaşıdır.

İmparator Manuel Komnenos, büyük ve zırhlı ordusuyla Anadolu içlerine doğru yürüyordu. Hedefi Konya’yı almak ve Türkleri Anadolu topraklarından sürmekti.

Sultan II. Kılıç Arslan ise savaşmadan meseleyi çözmek istiyordu. Manuel’e elçi gönderdi. Savaşmayalım, istediğin kaleyi sana vereyim dedi.

Fakat Manuel kararını vermişti. Elçiye, Sultan’la Konya’da görüşeceğini söyleyerek barış teklifini kabul etmedi.

Olumsuz cevap Sultan’a ulaşınca Kılıç Arslan, ordusunu uygun bir yerde konuşlandırdı. Ramazan Topraklı’ya göre bu yer, Yenice Sivrisi’nin etekleri ve yamaçlarıydı.

Türkler ağaçların arasına, kayalıkların arkasına ve siperlere gizlendiler. Manuel ise kendisine güveniyordu.

Süryani Mihayil’in anlatımına göre imparator, beş günlük bir yürüyüşle Türk topraklarının ortasına kadar ilerledi.

Manuel’in İngiltere kralına yazdığı mektupta, ordusunun dar bir yol üzerinde yaklaşık 10 mil boyunca uzandığı anlatılıyor. Bu da yaklaşık 15 kilometrelik bir ordu demekti.

Öncü birlikler, onların arkasındaki kuvvetler, imparatorun bulunduğu merkez birlikleri ve artçılar dar bir güzergâhta ilerliyordu.

Topraklı’nın savaş alanına ilişkin yorumuna göre Bizans ordusunun ön kısmı Kökeköy yönüne ilerlediğinde arka kısmı da Kemer Boğazı’ndaki köprüyü geçmişti.

Türkler bu sırada bekliyorlardı. Yamaçlarda görülen az sayıdaki Türkmen de Bizans ordusu tarafından ciddiye alınmıyordu.

Fakat ordu dar geçide girince savaş naraları yükseldi.

Türkler yamaçlardan taşlar yuvarlayarak ordunun düzenini bozdular. Atlar ürktü, arabaları çeken hayvanlar öldü ve yol tıkandı. Manuel’in merkezdeki kuvvetleri ilerleyemedi. Öndekilerin de geri dönmesi zorlaştı.

Türkmenlerin önemli bir kısmının zırhı bile yoktu. Buna karşılık Bizans ordusu ağır zırhlıydı.

Topraklı, savaşın kazanılmasında bu Türkmenlerin çok büyük rol oynadığını vurguluyor.

İmparator Manuel, ordusunun önündeki kuvvetlerin ağır kayıplar vermesi üzerine geri çekildi. Kaynaklarda, geri çekilirken bir ırmaktan su içmek istediği fakat suyun kokusundan rahatsız olarak içmekten vazgeçtiği de anlatılıyor.

Akşam olduğunda Manuel, ordusunun öncü birliklerine yeniden ulaşmıştı. Kuşatılan birliklerin çevresinde ise Türklerin baskısı devam ediyordu.

Sonunda Manuel barış için elçi gönderdi.

II. Kılıç Arslan’ın barış şartları arasında bazı kalelerin yıkılması da bulunuyordu. Manuel, dönüş yolunda şartların bir kısmını yerine getirse de anlaşmanın tamamına uymadı.

SAVAŞIN YERİNE İŞARET EDEN ALTI KAYNAK

Ramazan Topraklı, Miryokefalon Savaşı’nın Yenice Sivrisi ve Kemer Boğazı çevresinde gerçekleştiği görüşünü altı tarihî kaynak üzerinden açıklıyor.

Bunlardan ilki, İmparator Manuel’in savaştan sonra İngiltere kralına gönderdiği mektup. Topraklı, bu mektupta ordunun yürüyüş uzunluğu ve savaşın gerçekleştiği coğrafyayla ilgili önemli bilgiler bulunduğunu belirtiyor.

İkinci kaynak Niketas Honiates. Honiates’in anlatımında Manuel’in Honaz’dan hareket ederek Lampis üzerinden Kelene’ye yürüdüğü ifade ediliyor.

Topraklı’ya göre bu anlatımda adı geçen Kelene, Dinar’da değil, Yenice Sivrisi’nin bulunduğu bölgededir. Lampis ise Uluborlu ve Senirkent Ovası’yla ilişkilidir.

Bu yer adları farklı noktalara konumlandırıldığında ordunun güzergâhı da değişiyor. Topraklı, Miryokefalon’un yerini tespit ederken yaşanan karışıklığın önemli bir kısmının buradan kaynaklandığını söylüyor.

Üçüncü kaynak Süryani Mihayil. Onun anlatımında Bizans ordusunun Türk topraklarının ortasına kadar ilerlediği, ulaştığı yerin Sultan’ın bulunduğu noktaya üç saatlik, Konya olarak ifade edilen yere ise bir günlük mesafede olduğu aktarılıyor.

Topraklı bu mesafeleri tarihî yol üzerindeki yerleşimlerle karşılaştırarak savaşın geçtiğini düşündüğü alanı belirlemeye çalışıyor.

Dördüncü kaynak ise Üçüncü Haçlı Seferi’ne ilişkin anlatımlar.

1190 yılında Alman İmparatoru Friedrich Barbarossa, ordusuyla Anadolu’dan geçerken Türkmenlerin saldırılarına uğradı. Kaynaklarda esir alınan bir Türkmen’in Barbarossa’ya yol hakkında bilgi verdiği anlatılıyor.

Bu anlatıma göre Türkmen, imparatora mevcut yoldan devam etmemesini, çünkü Manuel’in yenildiği yerde büyük bir Türk kuvvetinin kendisini beklediğini söyledi.

Barbarossa da güzergâhını değiştirdi.

Topraklı, bu anlatımdaki yol ve mesafe bilgilerinin Kemer Boğazı çevresini işaret ettiğini düşünüyor.

Beşinci kaynak Ebü’l-Ferec. Onun anlatımında Türklerin Bettoman’ın derin geçitlerinde Bizans ordusunu perişan ettiği belirtiliyor.

Topraklı, Bettoman adını Yenice bölgesindeki iki sivri tepeyle ilişkilendiriyor. Büyük ve küçük Yenice sivrilerinin kaynaklarda ikiz tepeler olarak anlatıldığını ifade ediyor.

Altıncı kaynak ise Ermeni tarihçi Smbat’ın anlatımı. Burada Bizans ordusunun yıkık bir kalenin önünde ağır kayıplara uğratıldığından bahsediliyor.

Topraklı, bu kaleyi de Kemer Boğazı çevresindeki tarihî kale ve yerleşimlerle ilişkilendiriyor.

Bütün bu kaynakları tarihî yol, köprü, akarsu, göl ve yerleşim adlarıyla birlikte değerlendirerek Miryokefalon Savaşı’nın Yenice Sivrisi çevresinde yapıldığı sonucuna ulaşıyor.

TARİHİ YERİNDE ANLAMAK

Bir şeyin doğru cevabını vermenin bir yolu vardır, bir de yeri vardır. O cümleleri kurarsınız ama o yeri gösteremezseniz bazı şeyler havada kalır.

Miryokefalon Savaşı gibi önemli bir hadisenin geçtiği coğrafyayı anlamak için yalnızca tarih kitaplarını okumak yetmez. Kaynakların anlattığı yerleri, yolları, geçitleri ve mesafeleri de araştırmak gerekir.

Ramazan Topraklı’nın üzerinde durduğu mesele budur. Kendisi bir mühendis olduğunu, tarihçilere zemin hazırladığını ve coğrafyayı tanıtmaya çalıştığını söylüyor.

Fakat yer bilgisi olmadan tarih bilmek de kolay değildir.

Miryokefalon Savaşı’nın yeri üzerine farklı görüşler bulunmaya devam ediyor. Yenice Sivrisi ve Kemer Boğazı tezi de tarihî kaynakların yeniden yorumlanmasına ve bölgenin eski coğrafyasının tespitine dayanıyor.

Asıl önemli olan, ayakları yere basan konuşma, dipnotlu konuşma ve kaynak vermektir.

Anadolu’nun Türk yurdu olma sürecinde büyük önem taşıyan Miryokefalon Savaşı’nı anlamak için bu tartışmaların tarihî kaynaklar ve coğrafi veriler ışığında sürdürülmesi gerekir.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.