MAHALLENİN CAMİSİ
03 Ekim 2026, Cumartesi 11:37
Bir elimizde şeytan uçurtmaları...
Defter yaprağından imal ve uyduruk...
Koşmaktan yanmış susamış hâllerde...
Şadırvana saldırırdık.
Bizim mahallenin camisi vardı; evimiz gibiydi.
Avlusu bahçemiz...
*
Adı şeytan uçurtmasıydı.
Ama çocukluğumuza teslim ve boynuna makara ipliği geçirilmiş...
İğreti kuyruğuyla...
Bizimle camiye gelirdi.
Hepimize ve herkese ait...
*
Beş vaktin, beş vaktini kaçırmayanların da...
Cuma’dan Cuma’ya veya sadece bayramlarda gelenlerin de camisiydi.
Bir ve son kez uğrayanların ve uğurladıklarımızın da...
Kapısı her daim açık...
Vakitli ve vakitsiz girebileceğimiz...
Herkesin olduğu kadar bizim olan...
Hiçbir kimlik ibraz etmeden...
Ağırlık yapan varlığımızı, içimizi burkan yokluğumuzu...
Ve dahi, şan, şöhret, makam, mevki vs. gibi “sanal” bastonlarımızı layık olduğu yere...
Yani hemen girişte ayakkabılarımızın yanına bırakarak...
*
Bir elimizde şeytan uçurtmaları...
O zamanlar çocuktuk.
Ezana denk geldik mi, kuyruğunu ve ipini karnına yerleştirir, uçurtmalarımızı öylece ayakkabımızın üstüne koyardık.
“Adam adam” takılmak arzuydu belki; hani gizlice sigara tüttürmeler gibi...
Mahallenin ihtiyarlarıyla, esnafıyla...
Onların takdirkâr bakışlarıyla...
Adamlarla, adam gibi birlikte...
Amma velâkin secdede işin adabını unutur, kafayı yana çevirir arkadaşlarımıza bakardık...
Gülüşmelerimizin dozu kaçınca, büyüklerin ikazına muhatap kalıp mahcup olmamak için birer ikişer sıvışırdık.
Sevildiğimizi bildiğimiz yerdi mahallenin camisi...
Evimiz gibi...
*
Bizim mahallenin camisi...
Çocukken...
“Biz” olmayı öğrendiğimiz yerdi.
Sonralarıysa...
“Biz” olmayı hatırladığımız...
*
Ben buraya kadarki yazıyı seneler önce kaleme almıştım. Çocukluğuma bir hasret ile birlikte bugün kaybettiklerimize de işaret eden yönleri var.
“Bizim mahallenin camisi” ifadesinin içinde geçen üç kavramı da kaybettik.
“Biz…”
“Mahalle…”
“Camii…”
İstanbul Göztepe’ye taşındığımızda, o sırada inşaatı devam eden Gözcübaba Camii’nin yaz kursuna başlamıştım. Camiinin İmam Efendisi Rahmetli İbrahim Tanrıkulu Hocaydı… Müezzini ise sevgili can kardeşlerim ve arkadaşlarım İsmail Sefa ve Enis’in muhterem babası Salih İpşir…
O zaman “biz”dik…
Gözcübaba “mahalle”mizin “cami”siydi.
Evet, Adapazarı’na göre belki daha kozmopolit bir çevreden bahsediyorum ama apartmanların 3-4 katı geçmediği, aralarda bahçeli evlerin olduğu bir ortamda hem “biz” kavramını komşuluk ve arkadaşlık anlamında kaybetmemiştik. Hem mahalleli ne kadar kozmopolit olursa olsun Cuma, bayram ve Ramazan’larda camiyi hayatın merkezine koymayı başarıyordu.
İstanbul’da camilerden bir cami olan Gözcübaba’da imamıyla, müezziniyle Kur’an-ı Kerim’i ileri tecvid kaideleri çerçevesinde öğrenmek mümkündü. Ve yanı sıra ehl-i sünnet çizgide, dört hak mezhep üzere doğru din bilgilerini edinmek de…
İbrahim Hoca da Salih Hoca da “Camii”nin manasına ve misyonuna denk bir gayret ve samimiyet içinde mahallenin mümtaz simalarıydılar.
*
Vakit namazların dışında hangi camide bir görevli bulup sohbet edebilirsiniz bugün?
Ve şimdiki imam- hatip ve müezzin efendiler bizim çocukluğumuzun hocalarından ne kadar uzaklar ve “devlet memuru” bıkkınlığı içindeler…
“Vay efendim, öyle değil. İmamlara/ müezzinlere laf ediyorsun!” diye isterseniz kızın bana…
Ben de çocukluğumun yetişkinleri gibi değilim.
Ben de bu hız ve dijital çağın esiri olarak birçok arızalarla kusurluyum.
Fakat öğretmenlerimiz gibi din görevlilerimizin de toplum içinde durduğu yer hak ettikleri yer mi?
Görmeleri gereken maddi ve manevi saygıyı gösteriyor muyuz?
Buna bağlı olarak onlar sahip olmaları gereken irfan ve müktesebatı ve dahi manevi ideali temsil edebiliyorlar mı?
Eğer civarınızda, benim bu bakışımı haksız çıkaracak bir hayat ortamı, o hayat ortamının içinde merkeze alınan bir camii ve o camide sizi maneviyatlarıyla takviye eden din görevlileri varsa ne mutlu size…
Sakın oralardan başka bir yerlere taşınmayı düşünmeyin.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.
Yorumlar
Enis ipşir
03-10-2026 22:51Sevgili kardeşim 47 sene sanki dün gibi ne zaman geldi geçti. Erenler pastanesinin de ayrı bir yeri var abim ve benim için.gözlerinden öperim.
Bekir Albayrak
03-10-2026 13:07Merhaba Murat Bey. Yazınızı çok beğendim, güncel önemli bir konuya değinmişsiniz. Camilerimizi tekrar gençlerimizin vakit geçireceği sosyal mekanlar haline getirmemiz gerekli. Son 10 yıldır çocuklar dijital oyun ve sosyal medya bağımlılığından dolayı ev dışında zaman geçirmiyorlar. Bu yüzden camilerimizde oynayan çocuklar bulmak mümkün olmuyor. Konu tüm müslümanların sorunu ama, EN büyük sorumluluk ise camilerimizin yöneticisi Diyanette. Sivil toplum örgütlerimizin acilen ilgilenmesi gereken bir durum bence.
İsmail Sefa
03-10-2026 12:1140-50 yıl öncesine götürdün beni bu güzel ve unutulmaz satırlarınla. Allah razı olsun can kardeşim. Gözcübaba'da başlayan arkadaşlığımız sonrasında da hiç fasılasız devam ediyor elhamdülillah.