Bazı kesimler, Müslümanlar arasında itibar görsün diye, Seyyid Kutub’un asılma nedeninin din davası olduğu ve bu sebepten asıldığını söylemektedirler. Halbuki S. Kutub’u savunanlar dahi onun İhvan-ı Müslimin adlı örgütün üyesi olduğu ve Cemal Abdunnasır’a suikast ve darbe girişiminde bulunduğu için tutuklanarak asıldığını açık bir şekilde şöyle ifade etmektedirler:
– “27 Kasım 1954’te, İhvan-ı Müslimin, Mısır devlet başkanı Cemal Abdunnasır’a suikast girişimiyle itham edildiğinde Seyyid Kutup da İhvan-ı Müslimin saflarına katılmıştı. Bundan dolayı İhvan-ı Müslimine mensup birçok kişi ile birlikte Seyyid Kutup da tutuklandı. Yapılan yargılamanın neticesinde Seyyid Kutub’a ağır işlerde çalıştırılmakla birlikte, on beş sene ağır hapis cezası verildi. Artık Seyyid Kutub Kahire’den birkaç km. uzakta “Limanneze” hapishanesinde yaşamaya başlamıştı. On sene hapis yattıktan sonra o zamanın Irak devlet başkanı Abdus-selam’ m, Abdunnasır’ı ziyaret ederek Seyyid Kutub’u serbest bırakmasını istemesi üzerine, Seyyid Kutub 1964’te serbest bırakıldı. Hapisten çıkan Seyyid Kutub 1965’te “Yoldaki İşaretler” adlı kitabını yayımlayınca tekrar tutuklandı. Bu tutuklama da yine İhvan-ı Müslimin’den birçok kişi vardı. Gerekçe olarak da İhvan-ı Müsliminin devlete karşı darbe girişimini ileri sürerek İhvanı ve Seyyid Kutub’u darbecilikle itham ediyorlardı. Sonuçta 22 Ağustos 1966’da idam edildi.”
Görüldüğü üzere, S. Kutub’un aslında bir din adamı olmadığı ve asılma nedeninin de dine yaptığı büyük hizmetlerinden dolayı değil, bilakis siyasi nedenlerden dolayı olduğu anlaşılmaktadır.
1952 yıllarında Abdunnasır tarafından başlatılan özgürlük mücadelesi neticesinde 1956 yılında Mısır yönetiminin Süveyş kanalı millileştirme kararı alması üzerine İsrail, İngiltere ve Fransa birleşerek Mısır’a karşı savaş açmışlardır.
Bu savaş olurken, “Yeni Sabah Gazetesi” dizi halinde bu savaşı detaylı olarak nakletmiştir. O dönemin daha iyi anlaşılabilmesi için bu gazetede geçen bazı alıntılara göz atalım.
“Abdünnasır, Mısır Kralı Faruk’u tahttan indirip yerine geçince şu konuşmayı yapar:
– Yahudilerle harbederken kraldan yardım istedik, göndermedi, Yahudilerle birleşti. Harbden dönünce, kralı devirmeyi düşündük. İlk teşebbüsle muvaffak olamadık, ikinci defa da muvaffak olduk. İngilizlerin elli beş bin askeri ile Mısır’daki Güllub Paşa’yı hudut harici ettim. Avrupa devletlerinin yöneticilerinden bazıları İngiltere’ de, Avam kamarasında Mısır’la harb yapmak için konuştular. İngilizlerin o zamanki başbakanı Sir Anthony Eden, Kur’ânı eline alıp:
– Bu Kitap dünya yüzünde oldukça, bununla amel edildikçe bize rahat yok. Ben bu Kitab’ı yeryüzünden kaldırmaya gideceğim, dedi. Yaşlı İngiliz kumandanları ile genç İngiliz kumandanları ikiye ayrıldı. Yaşlılar:
– Tarih boyunca, bu Kitab’ı ortadan kaldırmaya gidenler ne kadar güçlü de olsalar yenildiler. Siz de muvaffak olamazsınız, dediler. Gençlerse:
– Yirmi dört saat içinde Mısır’ın işini bitiririz, dediler ve harbe karar verdiler.
Bunun üzerine Abdünnasır seferberlik ilan etti. Uçaklarının hepsini başka devletlere kaçırttı.
Arabistan’ın her yerinden gönüllü asker geldi. Kadınlardan gönüllü asker topladı. Kadın asker sayısı beş yüz binden fazla oldu. Kadınlara yaşadığı memlekette silah kullanma eğitimi verildi. Rusya’dan çok silah aldı. İngilizler hazırlanıp gelinceye kadar kadınlar yaşadıkları memlekette, erkekler ise cephede harb eğitimini, silah atışını tamamen öğrendi.
İngilizler Abdünnasır’ı kötülemek için parayla adam tutup Abdünnasır haksız, İngilizler haklıymış gibi söylettiler, propaganda yaptırdılar. Kendi kendilerini haklı gösterdiler. İşte bu ifadeler o günkü gazetelere bu şekilde yansımıştır.
Abdünnasır’ın, kadınlar ve erkeklerle birlikte topyekün ülke bağımsızlığı için İngilizler ve Yahudilere karşı büyük bir mücadele verdiği bu dönemde, İhvan-ı Müslimin cemiyeti ile birlikte hareket ederek; kafirlere karşı bu mücadeleyi veren devlet başkanına darbe yapmaya kalkan Seyyid Kutup, sizce kime hizmet etmiş olabilir? Kadınların dahi, ülke bağımsızlığı için mücedele verdiği bir dönemde, haince yapılan bu darbe girişimi, ancak, İngilizlerin satın aldığı vatan hainlerinin yapabileceği türden bir ihanettir.
Mısır’da pek çok din adamı, aldıkları menfaatler karşılığında İngilizlerle anlaşmışlardı. Abdünnasır da, düşmanla anlaşan bu din adamlarını tespit edip, onları astırdı. Senin devletini, kâfir istilasından kurtaran ve hürriyetine kavuşturan kimse; böyle hain din adamlarını astırmaz da ne yapar? İşte bu şekilde astırdıklarından birisi de Seyyid Kutub idi.
Nitekim, Seyyid Kutub’un İngilizlerle iş birliği içinde olduğunun diğer kanıtı da şudur: “Serge Hutin adlı bir masonun yazdığı ve Fransa’da yayınlanan Fransızca “Les Francs-Maçons” adlı kitabın 27. sahifesinde yazıldığına göre, Seyyid Kurub’un kendisine rehber edindiği Cemaled-din Efgâni ve Muhammed Abduh din maskesi altında çalışan birer mason üstadıdırlar.”
Robert Anthony Eden (d. 12 Haziran 1897 – ö. 14 Ocak 1977), İngiltere’li siyasetçi, II. Dünya Savaşı yıllarında dışişleri bakanı, 1955-1957 arasında başbakan. İktidarı döneminde gerçekleşen Süveyş Krizi ile hatırlanır. Kriz sonrasında istifa etmek zorunda kaldı. Yapılan bazı anketlerde “20. yüzyılın en başarısız Britanya başbakanı” seçilmiştir.
Bu husus, o dönemleri anlatan; “Başlangıcından Bugüne Mezhepsizler” adlı kitabın 2. cildinin 377. sayfasında da şöyle ifade edilmektedir: “Les Francs-Maçons” adlı kitaba göre, Arap dünyasında birçok siyasî hareketi ve yazarı etkisi altında tutan “İhvanül Müslimin” hareketi, masonların kontrolü altındadır. Seyid Kutub’ların ve benzerlerinin kitaplarını genç nesillerin eline veren kimselerin, bu Seyyid Kutub’un “İhvanül Müslimin” hareketinin öncülerinden olduklarını bilmiyorlar mı?” Mason olan bir insan kimlere hizmet eder?
Buraya kadar anlaşılan şudur ki; Cemal Abdunnasır, halkı ile birlikte İngiltere, Fransa ve İsrail sömürgesinden kurtulmak için onlarla tek başına savaşarak bir bağımsızlık mücadelesi veriyor. Seyyid Kutub ise, o dönemde masonların kontrolündeki İhvanı müslimin örgütüyle birleşerek, bu mücadeleyi veren Mısır’ın devlet başkanı Cemal Abdunnasır’a karşı, ihtilal yapmak için suikast girişiminde bulunuyor. Sonra da idam ediliyor. Şimdi yapılan bu suikast girişimi kimin işine gelir? Elbette ki İngilizlerin ve İsrailin işine geleceği çok açıktır. İşte Abdunnasır da Seyyid Kutub’un İngilizlerle olan bu ilişkisini görüp, ihanetini ispat ettiği için, önce hapis cezası verilmiş daha sonra da idam edilmiştir. O dönemde kimin kime hizmet ettiğini anlayabilmek için yaşanan olayları yakinen bilmek ve geniş bir çerçeveden bakmak gerekir. Tüm parçalar birleştirilince Seyyid Kutub’un İngiliz ajanı olduğu çok daha net bir şekilde görülmektedir. Bu konuda da hiçbir şüphe yoktur.
İngiliz ajanı olduğu anlaşılan Seyyid Kutub’a onbeş yıl ağır işlerde çalıştırılmak üzere ağır hapis cezası verilmiştir. Hapiste iken Kur’an tefsiri “Fi’zilâl’il-Kur’an” ve siyasi ve düşünsel görüşlerini içeren kitaplarını kaleme almıştır. İlginç olan; hapiste ağır işlerde çalışma zorunluluğu olan bir adamın, bu zor şartlar altında, bu kitapları nasıl yazdığıdır. Bu durum ise ayrı bir muamma ve tartışma konusudur. Hele hele bu bir Kuran Tefsiri ise… Günümüzde maalesef, Seyyid Kutub’un bu Kur’ân Tefsir’i çok iyi bir tefsirmiş gibi memleketimizde bastırılıp, satılıyor.
Yorumlar
Hüseyin
06-01-2026 14:03Gençler, bu adam peşinden gidilecek biri değil. Siyasî bir figürü dinî rehber sanmak, yalnız dünyayı değil ahireti de yakar.