<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Medya Mit</title>
        <link>https://www.medyamit.com.tr/</link>
        <description>Medya Mit</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Mihraç Ural yakalandı</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/mihrac-ural-yakalandi-2053</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/mihrac-ural-yakalandi-2053</guid>
                <description><![CDATA[Milli İstihbarat Teşkilatı ve Suriye Genel İstihbarat Servisi’nin koordineli düzenlediği operasyon sonucunda, “kırmızı kategori”de aranan “Banyas katliamcısı” Mihraç Ural’ın yakalandığını duyunca aklıma önce Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde 52 kişinin hayatını kaybettiği 2013’teki bombalı saldırı, sonra da 2015’te bana yönelik suikast hazırlığı geldi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Hürriyet'ten Nedim Şener'in makalesi</strong></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/nedim-sener/suikastcim-yakalanmis-43343441" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file"><strong>https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/nedim-sener/suikastcim-yakalanmis-43343441</strong></a></p><p class="MsoNormal">Milli&nbsp;İstihbarat Teşkilatı ve Suriye Genel İstihbarat Servisi’nin koordineli düzenlediği operasyon sonucunda, “kırmızı kategori”de aranan “Banyas katliamcısı” Mihraç Ural’ın yakalandığını duyunca aklıma önce Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde 52 kişinin hayatını kaybettiği 2013’teki bombalı saldırı, sonra da 2015’te bana yönelik suikast hazırlığı geldi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Suriye resmi haber ajansı SANA’nın haberine göre; Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde 52 kişinin yaşamını yitirdiği 2013’teki bombalı saldırının sanığı ve 2013’te Suriye’nin sahil bölgesindeki Banyas ve Beyda köylerindeki katliamların baş sorumlusu Mihraç Ural (Ali Kiyali), yurtdışına kaçmaya çalışırken sınırda yakalandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bilmeyenler için şu kısa özgeçmişi Miraç Ural’ın ne kadar tehlikeli ve Esad yönetiminin katliam sorumlularından birisi olduğunu göstermeye yetiyor aslında; 1956 Antakya doğumlu olan Mihraç Ural, yasadışı örgüt faaliyetleri nedeniyle tutuklu olduğu Türkiye’den 1982’de Suriye’ye firar etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">OĞLU ESAD’IN TEĞMENİYDİ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ural, Esad ailesiyle akrabalığı olan eşi Malak Fadel üzerinden dönemin Devlet Başkanı Hafız Esad’ın kardeşi Cemil Esad ile yakın ilişkiler kurdu. Edindiği imtiyazlar sayesinde Suriye’de varlıklı biri haline geldi. Hatay’ın Samandağ ilçesi başta olmak üzere civar bölgelerdeki halkın Suriye rejimine sempatisini sağlamak için çalıştı. Ural, Arap Baharı ve Suriye’deki halk hareketlerinin başlamasının ardından 2012 yılı başlarında mezhepsel taban üzerinde faaliyet gösteren “İskenderun Sancağının Kurtuluşu İçin Halk Cephesi - Suriye Direnişi” örgütünü harekete geçirdi. Aynı yıl oğlu Bedrettin İbrahim Ural da Suriye ordusunda teğmen rütbesiyle göreve başladı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">BEYDA-BANYAS KATLİAMCISI<br><br>Kendisine bağlı örgüt üyeleriyle Lazkiye’nin Keseb ve Basit bölgelerinde hâkimiyet kuran Ural’ın adı, 3 Mayıs 2013’te Suriye’nin sahil şeridinde Sünnilerin yaşadığı Banyas ve Beyda köylerinde çoğunluğu kadın ve çocuk en az 150 kişinin öldürüldüğü katliamda geçti. Ural, Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013’te 52 vatandaşın hayatını kaybettiği bombalı saldırılarda da rol oynamıştı. Olayı soruşturan Adana Cumhuriyet Savcılığı iddianamesinde, terörist Mihraç Ural’ın saldırıyı devrik Esad rejiminin istihbaratıyla planladığı tespit edilmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Suriye Direnişi Örgütü elebaşısı Ural, 1970’te kurulan yasadışı Türkiye Halk Partisi Cephesi’nden (THKP-C) kopanların oluşturduğu THKP-C/Acilciler Örgütü’nün de kurucuları arasında yer alıyor. Ural, uzun yıllar Acilciler grubunun önde gelen yöneticilerinden oldu. Ural, Esad rejimi yıkılına kadar da PKK ve Suriye kolu ile işbirliği yaparak Türkiye’ye karşı saldırılarda rol aldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hatay 2. ve 3. Ağır Ceza Mahkemelerinde, “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek” suçundan 15’er yıl, 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ise aynı suçlardan 22.5 yıla kadar olmak üzere toplam 52 yıl 6 aya kadar hapis cezası istemiyle hakkında dava açılan Ural için kırmızı bülten düzenlenmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“ACİLCİ URAL’IN SUİKAST PLANI”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Suriye’den doğru Türkiye içinde de mezhep çatışması çıkarmak için uğraşan Esad yönetimini kasaplarından birisi olan terörist Miraç Ural ile adımın yan yana geldiği tek olay, 2015’te bana yönelik suikast girişimi hazırlığıydı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">22 Şubat 2015 günü Posta gazetesinde “Şimdi de ‘Acilciler’in suikast listesindeyim!” başlıklı yazımda konuyu şöyle anlatmıştım: “Türkiye seçim havasına girdi, suikast senaryoları sezonu açıldı! Yalan ile gerçek birbirine karışıyor. Hava puslu mu puslu. Hafta ortasında İstanbul Emniyet Müdürlüğü Koruma Şubesi’nden bir polis memuru aradı. İstihbarat’tan gelen bir uyarı üzerine bana tebligatta bulunmak istediklerini söylediler. Merak ettim, gazeteye davet ettim. Polis memuru bana bir kâğıt imzalattı. Kâğıtta aynen şunlar yazıyordu: ‘Güvenilir bir kaynaktan; Suriye/Esad rejimi ve THKP-C Acilciler terör örgütü ile irtibatlı Miraç Ural’ın organizesinde, 2015 yılı mart ayından genel seçimlere kadar ülkemizde bir dizi terör eylemi planladığı, planlanan eylemler arasında canlı bomba, suikast vb. eylemlerin yer aldığı, eylemlerde yer alması muhtemel şahısların önümüzdeki günlerde Türkiye’ye aktarılması ya da Türkiye’deki irtibatlarının harekete geçirilmesinin beklendiği, eylem hedefleri arasında Gazeteci Nedim Şener’in bulunduğu istihbar edilmiştir.’<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mihraç Ural’ın o planı tutmadı ama Esad yönetiminin desteğinde Türkiye’ye karşı saldırılara devam etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MİT FAİLLERİ TÜRKİYE’YE GETİRDİ<br><br>11&nbsp;Mayıs 2013’te Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde iki ayrı noktada bombalı araçlarla saldırı düzenlendi. Patlamalarda 52 kişi hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı. MİT, 13 yıldır saldırının faillerinin peşindeydi. Saldırının organizatörlerinden Yusuf Nazik, 12 Eylül 2018’de MİT’in Suriye’nin Lazkiye kentinde düzenlediği operasyonla yakalanarak Türkiye’ye getirildi. Nazik, sorgusunda Suriye istihbaratından aldığı talimatlarla saldırıyı gerçekleştirdiklerini itiraf ederken, Mukaveme Suriye lideri Mihraç Ural hakkında bilgi verdi. Nazik’in yakalanmasından yaklaşık altı yıl sonra, saldırının planlayıcıları arasında yer alan Muhammed Dib Koralı da MİT’in operasyonuyla yakalandı. Bombaların temin edilmesinde rol oynadığı belirtilen Koralı,14 Ocak 2025’te Suriye’de düzenlenen operasyonla Türkiye’ye getirildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">2025’te yakalanan bir diğer isim Temir Dükancı oldu. Suriye istihbaratıyla bağlantılı olan Dükancı’nın, Reyhanlı saldırısında kullanılan patlayıcıların deniz yoluyla Türkiye’ye geçirilmesine yardım ettiği ve patlayıcıları taşıyacak araçları temin ettiği tespit edildi. Lübnan’a kaçmaya çalışan Dükancı, Suriye-Lübnan sınırında düzenlenen operasyonla yakalanarak Türkiye’ye getirildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Saldırının faillerine kırmızı bültenle aranan Ömer El-Hatip, 1 Ekim 2026’da deniz yoluyla Avrupa’ya kaçmaya çalışırken MİT tarafından yakalandı. El-Hatip, Yusuf Nazik ile birlikte Şubat 2013’te Hatay üzerinden Türkiye’ye giriş yaptı ve saldırının gerçekleştirileceği noktaların belirlenmesinde rol aldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Saldırının en kritik İsimlerinden Mihraç Ural da 14 Ekim günü yakalandı. MİT ve Suriye Genel İstihbarat Servisi (GİS) tarafından uzun süredir takip edilen Ural, Suriye’de 14 Ekim 2026 gecesi MİT ve Suriye İstihbaratı’nın koordineli çalışmaları sonucunda yakalandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mihraç Ural, Suriye’de Esad rejiminin yıkılması ardından kaçak yaşıyor ve sürekli gizleniyordu. MİT ve Suriye İstihbaratı Ural’ın peşindeydi. Son dönemde Mihraç Ural’ın yakalanacağı endişesiyle yer değiştirmeye çalıştığı yönünde istihbari bilgiye ulaşıldı. Söz konusu bilgiler çerçevesinde Ural dün gece Suriye sınırını geçmeye çalışırken yakalandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 09:11:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/10/mihrac-ural-yakalandi-1792131203.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sende mi Konya Büyükşehir?</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/sende-mi-konya-buyuksehir-2032</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/sende-mi-konya-buyuksehir-2032</guid>
                <description><![CDATA[Konya Büyükşehir Belediyesi’nin 13. Konya Kitap Günleri’ne Emrah Safa Gürkan’ı davet etmesi eleştirilere neden oldu. Gürkan’ın daha önce Osmanlı’nın kuruluş dönemine ilişkin konuşmasında kullandığı “at hırsızı” ifadesinin yanı sıra, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından Saraçhane’de düzenlenen gösterilere katılarak elinde “Geldim” yazılı pankartla görüntülenmesi de yeniden gündeme getirildi. Gürkan’ın kısa süre önce Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin kitap fuarında da ağırlanmış olması dikkat çekti ve büyük eleştirilere uğradı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Konya Büyükşehir Belediyesi’nin 13. Konya Kitap Günleri’ne Emrah Safa Gürkan’ı davet etmesi eleştirilere neden oldu. Gürkan’ın daha önce Osmanlı’nın kuruluş dönemine ilişkin konuşmasında kullandığı “at hırsızı” ifadesinin yanı sıra, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından Saraçhane’de düzenlenen gösterilere katılarak elinde “Geldim” yazılı pankartla görüntülenmesi de yeniden gündeme getirildi. Gürkan’ın kısa süre önce Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin kitap fuarında da ağırlanmış olması dikkat çekti ve büyük eleştirilere uğradı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özellikle çeşitli paylaşımlarda, Osmanlı’ları ‘at hırsızı’ diye nitelemesi, İmamoğlu’na ‘geldim’ diyerek destek vermesi ve yargıyı suçlaması üzerinden eleştirildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kocaeli Kitap Fuarından sonra Konya Büyükşehir Kitap Günleri’ne daveti Ak partili belediyelerin kültür etkinliklerinde konuşmacı tercihlerini hangi kriterlere göre yaptığını veya onların da bir Ayşe Barımı mı var? sorularını akıllara getirdi.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 17:26:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/10/sende-mi-konya-buyuksehir-1791815283.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diyanet TV’de Tepki Çeken Görüntü: “Bir Kız Bir Erkek” Düzeni Neyin Mesajı?</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/diyanet-tvde-tepki-ceken-goruntu-bir-kiz-bir-erkek-duzeni-neyin-mesaji-2000</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/diyanet-tvde-tepki-ceken-goruntu-bir-kiz-bir-erkek-duzeni-neyin-mesaji-2000</guid>
                <description><![CDATA[Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Safi Arpaguş’un Diyanet TV’de katıldığı “İyilik Vakti” programındaki oturma düzeni, kurumun temsil ettiği dinî hassasiyetlerle bağdaşmaması sebebiyle sosyal medyada tartışmalara neden oldu. Genç kadın ve erkeklerin yan yana, hatta “bir kız bir erkek” şeklinde yerleştirilmesi sosyal medyada çokça eleştirildi. Tepkilerin ardından Mil-Diyanet Sen’den gelen “Başkan son anda katıldı, düzen kendisinin tasarrufunda değildi” şeklindeki evlere şenlik açıklaması ise eleştirileri dindirmek yerine adeta yeni bir tartışmanın kapısını açtı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Safi Arpaguş’un Diyanet TV’de katıldığı “İyilik Vakti” programındaki oturma düzeni, kurumun temsil ettiği dinî hassasiyetlerle bağdaşmaması sebebiyle sosyal medyada tartışmalara neden oldu. Genç kadın ve erkeklerin yan yana, hatta “bir kız bir erkek” şeklinde yerleştirilmesi sosyal medyada çokça eleştirildi. Tepkilerin ardından Mil-Diyanet Sen’den gelen “Başkan son anda katıldı, düzen kendisinin tasarrufunda değildi” şeklindeki evlere şenlik açıklaması ise eleştirileri dindirmek yerine adeta yeni bir tartışmanın kapısını açtı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Diyanet İşleri Başkanlığı gibi toplumun dinî hassasiyetleri konusunda örnek olması beklenen bir kurumun kendi televizyon kanalında ortaya çıkan görüntü, sosyal medyada ciddi rahatsızlığa yol açtı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kullanıcıların yaptığı yorumlar şu şekilde;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bir kullanıcı; “Diyanet İşleri Başkanının TV çekiminde kadın erkek dinleyicilerin karışık ve baş açık oturtulmasını eleştirdik. Buna ‘Ne var bunda?’ diye karşı çıkanların seküler değil, Diyanet personeli ve muhafazakâr görünümlü kişiler olması karşısında hayretler içinde kaldım” ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aynı zamanda eleştirilerde şu soru yöneltildi:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Bu hususa en çok uymasını beklediğimiz Diyanet kurumu ve başkanından hassasiyet ummak çok mu olurdu?”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Programdaki yerleşim düzeninin rastlantıdan öte, özellikle planlanmış bir görüntü verdiği de dile getirildi:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Sanki özel oturtulmuşlar... Bir kız bir erkek, bir kız bir erkek. Maksadınız nedir? Üniversite çağındaki gençleri kaynaştırmak mı?”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu görüntünün bazı kesimlere 28 Şubat döneminde üniversitelerde uygulanan zorlayıcı düzenlemeleri hatırlattığı da ifade edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Eleştirilerin odağında en çok şu çeşit sorular da yer aldı:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Kime ne mesaj veriyorsunuz? İslâm akidesinin neresinde var bu? Diyanet eliyle hayata geçirilmeye çalışılan bir şey mi var?”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Diyanet cephesinden gelen açıklama ise evlere şenlik<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tepkilerin ardından Mil-Diyanet Sen tarafından yapılan açıklamada, Prof. Dr. Safi Arpaguş’un yoğun programı nedeniyle yayına “son anda ve adeta apar topar katıldığı”, stüdyo ve oturma düzeninin ise kendisinin tasarrufunda olmadığı savunuldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Açıklamada, “Programa son anda yetişen bir Diyanet İşleri Başkanımızın, kendisinden önce hazırlanmış bir stüdyo düzeni üzerinden hedef hâline getirilmesi ne vicdanla ne de hakkaniyetle bağdaşır” denildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ancak tam da bu savunma, Diyanet açısından daha büyük bir soru işaretini ortaya çıkardı:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Başkanın haberi yoksa, Diyanet TV’de bu düzeni kim hazırladı?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dahası, sendika açıklamasında sorumluluğun programı hazırlayanlar, danışmanlar, müşavirler, TV yönetimi ve ilgili yetkililer tarafından açıklığa kavuşturulması gerektiği belirtilerek aslında ortada kurumsal bir problem bulunduğu da dolaylı biçimde kabul edilmiş oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Diyanet İşleri Başkanlığı’nın toplumun dinî hassasiyetlerini temsil etmesi beklenirken, kendi ekranında ortaya çıkan bu görüntü ve ardından yapılan savunma, “Diyanet kendi yayınında hangi ölçüyü esas alıyor?” sorusunu cevapsız bıraktı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Eleştirilerin özeti ise tek cümlede toplandı:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Diyanet’ten hassasiyet beklemek artık fazla mı geliyor?<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 11:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/10/diyanet-tvde-tepki-ceken-goruntu-bir-kiz-bir-erkek-duzeni-neyin-mesaji-1791447129.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye normalleşiyor</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/turkiye-normallesiyor-1961</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/turkiye-normallesiyor-1961</guid>
                <description><![CDATA[Meclis yeni yasama yılına yoğun bir gündemle başlıyor. Meclis'in önünde ezici çoğunlukla ilk yasal adımın atıldığı "Terörsüz Türkiye" meselesi, bu ülkenin 100 yıllık özlemi olan sivil anayasa yapma ve tabii siyaseti de derinden etkileyen ekonomi eksenli son fon skandalı gibi konjonktürel birçok mesele var.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Sabah Gazetesi’nden Mahmut Övür’ün makalesi</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.sabah.com.tr/trend/galeri/yasam/son-dakika-mansur-yavas-ve-cemil-tugay-o-fotografla-ne-mesaj-verdi-chp-ve-yeni-parti-farkinda-degil" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file">https://www.sabah.com.tr/trend/galeri/yasam/son-dakika-mansur-yavas-ve-cemil-tugay-o-fotografla-ne-mesaj-verdi-chp-ve-yeni-parti-farkinda-degil</a></p><p class="MsoNormal">Meclis yeni yasama yılına yoğun bir gündemle başlıyor. Meclis'in önünde ezici çoğunlukla ilk yasal adımın atıldığı "Terörsüz Türkiye" meselesi, bu ülkenin 100 yıllık özlemi olan sivil anayasa yapma ve tabii siyaseti de derinden etkileyen ekonomi eksenli son fon skandalı gibi konjonktürel birçok mesele var.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ankara'nın siyaset kulislerinde özellikle fon krizi nedeniyle negatif rüzgârlar esiyor ve pusuda bekleyen birileri de buradan siyaset devşirme hayali peşinde. Sanki bazı muhalif çevreler dejavu yaşıyor. Siyaset üretme yerine tıpkı 17-25 Aralık yargı darbesi gibi fon krizine umut bağlayanlar var. Oysa Meclis ve siyaset bu tür onlarca sınamayı aştı, en kanlı darbeyi bile atlattı. Bugün ise o başarının alan açmasıyla daha derinlere inen bir dönüşüm içindeyiz ve onun sancıları yaşanıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bir anlamda Türkiye kabuk değiştiriyor ve normalleşiyor. Siyasetten ekonomiye, spordan sivil topluma her alanda bir arınma ve ayıklanma yaşanıyor. Partilerdeki siyasi ayrılıklar da ayrık otlarının temizlenmesi de bu dalgalanmanın eseri. Bu süreç doğru yönetilir ve bariz bir hata yapılmazsa bambaşka bir fotoğraf ortaya çıkar. AK Parti kendi içindeki ayrık otlarıyla hesaplaşıyor, CHP tarihinde ilk kez büyük bir ayrılık yaşadı ve hâlâ siyasi aks arayışı sürüyor. Diğer partilerin içinde de benzer hesaplaşmalar var.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">CHP ve Yeni Parti siyasetteki ayrışmanın en tipik örneği. İki parti de henüz yolunu bulmuş değil. CHP, Kemal Kılıçdaroğlu'nun geri dönüşüyle daha Türkiye merkezli bir siyasete dönüyor olsa da yine de net değil ve toplumun umudu olabilecek bir siyaset sunamıyor. Yeni Parti'nin durumu daha da vahim. İçinden çıktığı CHP'yi hem her fırsatta itibarsızlaştırıyor hem de giderek ona benziyor. Ortada peşinden sürüklediği büyük kitleyi heyecanlandıracak, umutlandıracak bir siyaset de yok.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu yüzden daha iki yıl önce aday yaptığı belediye başkanlarını birer ikişer AK Parti'ye kaptırıyor. Yetmiyor, belediyelerdeki meclis üyeleri de neredeyse toplu halde AK Parti'ye geçiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İş öyle bir noktaya vardı ki, CHP ve Yeni Parti'nin "kalesi" İzmir bile sarsılmaya başladı. Aylardır siyaset kulislerinde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı <a href="https://www.sabah.com.tr/haberleri/cemil-tugay" target="_blank">Cemil Tugay</a>'ın AK Parti'ye geçeceği konuşuldu. Sonra birden Tugay'ı Külliye'de Başkan Erdoğan'ın yanında gördük. Birlikte fotoğrafları yayınlandı. Çok değil tam 21 gün önce, hem de CHP'nin kuruluş yıldönümü olan 9 Eylül'de aynı fotoğrafı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı <a href="https://www.sabah.com.tr/haberleri/mansur-yavas" target="_blank">Mansur Yavaş</a> vermişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İki fotoğraf, iki başkan... İkisi de CHP'li ve ikisine de Yeni Parti sahip çıkmak için can attı. Ama onlar gidip Başkan Erdoğan'la fotoğraf verdi. Bundan daha büyük siyasi mesaj mı olur? Ne yazık ki ne CHP ne de Yeni Parti bu mesajın farkında. Siyasetteki bu geçişkenliğin tesadüf olmadığını, dosyalara ve siyasi baskılara bağlı olmadığını artık görmek gerekiyor. İnsanlar bir arayış içinde ve umut veren ilkeli bir siyaset bulduklarında oraya koşuyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 09:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/10/turkiye-normallesiyor-1790923916.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Karşı Mahalleye Şirinlik Çocuklarımızı Onlara Yaklaştırdı</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/karsi-mahalleye-sirinlik-cocuklarimizi-onlara-yaklastirdi-1956</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/karsi-mahalleye-sirinlik-cocuklarimizi-onlara-yaklastirdi-1956</guid>
                <description><![CDATA[16. Uluslararası Kocaeli Kitap Fuarı’nın davetli tercihleri üzerinden başlayan tartışmaya Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu da dikkat çeken bir açıklamayla katıldı. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin kültür politikalarına yönelik eleştirilerin ardından sosyal medya hesabından değerlendirmede bulunan Sofuoğlu, kültürel faaliyetlerde “karşı mahalleye şirinlik gösterme” anlayışının gençler üzerinde olumsuz sonuçları olduğunu belirtti. Sofuoğlu, “Siz şirinlik yapıyorsunuz diye düşündünüz ama çocuklarınızı onlara yaklaştırdığınızın farkında bile olamadınız” ifadelerini kullandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">16. Uluslararası Kocaeli Kitap Fuarı’nın davetli tercihleri üzerinden başlayan tartışmaya Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu da dikkat çeken bir açıklamayla katıldı. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin kültür politikalarına yönelik eleştirilerin ardından sosyal medya hesabından değerlendirmede bulunan Sofuoğlu, kültürel faaliyetlerde “karşı mahalleye şirinlik gösterme” anlayışının gençler üzerinde olumsuz sonuçları olduğunu belirtti. Sofuoğlu, “Siz şirinlik yapıyorsunuz diye düşündünüz ama çocuklarınızı onlara yaklaştırdığınızın farkında bile olamadınız” ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından 3-11 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek 16. Uluslararası Kocaeli Kitap Fuarı’nın konuşmacı tercihleri tartışılmaya devam ediyor. Fuarın resmî programında Prof. Dr. Halis Aydemir’in 8 Ekim’de, Prof. Dr. Emrah Safa Gürkan’ın ise 10 Ekim’de etkinlik gerçekleştireceği görülüyor.&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Sofuoğlu: “Hâlâ Ders Almayacak mısınız?”<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Bu tartışmaların ardından Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu yaptığı paylaşımda fuarın konuşmacı tercihlerine yönelik eleştirilerle aynı eksende değerlendirdi<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sofuoğlu paylaşımında, kendi değer dünyasına yakın kesimlerin kültür faaliyetlerinde farklı çevreleri memnun etmeye çalışırken kendi gençleri üzerindeki etkisini gözden kaçırdığını ifade etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sofuoğlu şu ifadeleri kullandı:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Kendi çocuklarını kaybetme sebeplerimizden birisinin, karşı mahalleye şirinlik göstermek olduğunu hâlâ anlayamadılar Sayın Hocam.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sofuoğlu, söz konusu yaklaşımın yalnızca yetişkinler arasındaki bir “hoşgörü” veya “açılım” olarak kalmadığını, gençler tarafından farklı biçimde algılandığını söyledi”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Siz şirinlik yapıyorsunuz diye düşündünüz ama çocuklarınızı onlara yaklaştırdığınızın farkında bile olamadınız.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Onları Memnun Etme Çabalarınız Önce Çocuklarınızı İkna Etti”<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Sofuoğlu’nun paylaşımındaki en dikkat çekici vurgu ise kültür politikaları ile genç kuşakların fikir dünyası arasında kurduğu ilişki oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Kültürel faaliyet adına çabalarının çoğunu onları memnun etmek için sarf ettiler” diyen Sofuoğlu, bunun sonucunda farklı düşünce çevrelerinin gençler nezdinde meşrulaştırıldığını savundu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sofuoğlu, <strong>“Onları memnun etme çabalarınız, önce çocuklarınızı ikna etti”</strong> ifadelerini kullanarak şu soruyu yöneltti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Çocuklarınızın birçoğu sizinle aynı fikirde değil, hâlâ ders almayacak mısınız?”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sofuoğlu’na göre sorunun temelinde, “karşı mahalle” olarak nitelendirdiği kesimlere yönelik kültürel yakınlaşmanın genç kuşaklar üzerindeki etkisinin hesaba katılmaması bulunuyor.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 21:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/10/karsi-mahalleye-sirinlik-cocuklarimizi-onlara-yaklastirdi-1790878295.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kocaeli Belediyesi Kimlerin Elinde?</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/kocaeli-belediyesi-kimlerin-elinde-1947</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/kocaeli-belediyesi-kimlerin-elinde-1947</guid>
                <description><![CDATA[Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği 16. Uluslararası Kocaeli Kitap Fuarı’nın davetli tercihleri tartışma konusu oldu. Osmanlı’nın kuruluşuna ilişkin konuşmasında “at hırsızı” ifadesini kullanan Emrah Safa Gürkan ile geçmişte “Bu yaklaşımı bırakın hadis üzerinden yapmayı, biz bunu ayet bile olsa aklen reddederiz” sözleriyle ciddi tartışmalara neden olan Halis Aydemir’e yer verildi. İman, itikad ve ecdad hassasiyeti olan milyonlarca insanın gönlünü inciten bu anlayışlara kapılar açılırken; Ehli Sünnet çizgisinde eserleriyle, ilmî çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu, Sanat Tarihçisi Dr. Talha Uğurluel gibi isimlerin neden davet edilmediği akıllara soru işaretleri getirdi. Tartışmanın merkezinde ise tek bir soru var: Kocaeli Büyükşehir Belediyesi kültür politikalarında hangi ölçüyü esas alıyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği 16. Uluslararası Kocaeli Kitap Fuarı’nın davetli tercihleri tartışma konusu oldu. Osmanlı’nın kuruluşuna ilişkin konuşmasında “at hırsızı” ifadesini kullanan Emrah Safa Gürkan ile geçmişte “Bu yaklaşımı bırakın hadis üzerinden yapmayı, biz bunu ayet bile olsa aklen reddederiz” sözleriyle ciddi tartışmalara neden olan Halis Aydemir’e yer verildi. İman, itikad ve ecdad hassasiyeti olan milyonlarca insanın gönlünü inciten bu anlayışlara kapılar açılırken; Ehli Sünnet çizgisinde eserleriyle, ilmî çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu, Sanat Tarihçisi Dr. Talha Uğurluel gibi isimlerin neden davet edilmediği akıllara soru işaretleri getirdi. Tartışmanın merkezinde ise tek bir soru var: Kocaeli Büyükşehir Belediyesi kültür politikalarında hangi ölçüyü esas alıyor?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>ECDADA “AT HIRSIZI” DİYEN İSİM FUARIN KONUĞU<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Prof. Dr. Emrah Safa Gürkan’ın Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemini anlattığı bir konuşmada kullandığı ifadeler daha önce geniş tartışmalara yol açmıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gürkan’ın konuşmasında Osmanlılar için “sonradan görme” ifadesini kullandığı ve devamında “At hırsızı hepsi” dediği kamuoyuna yansıdı. Aynı konuşmada Osmanlıların Oğuz kökenine ilişkin geleneksel anlatıya da itiraz ettiği görülüyor.&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Böylesine ağır ve toplumun tarihî hassasiyetlerini inciten sözler söylemiş bir ismin, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl da davet edilen konuklardan biri olması doğal olarak şu soruyu beraberinde getiriyor:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ecdadına yönelik bu ifadelerden rahatsızlık duyan insanların hassasiyetleri Kocaeli Büyükşehir Belediyesi açısından ne kadar dikkate alınıyor?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>HALİS AYDEMİR’İN TARTIŞMALI SÖZLERİ DE HAFIZALARDA<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Eleştirilerin ikinci odağında ise Prof. Dr. Halis Aydemir bulunuyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aydemir’in geçmişte 72 fırka hadisi ve insanların bu hadis üzerinden sınıflandırılması üzerine yaptığı değerlendirmede kullandığı şu sözler ciddi tartışmalara neden olmuştu:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Bu yaklaşımı bırakın hadis üzerinden yapmayı biz bunu âyet bile olsa aklen reddederiz.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İman, itikad ve dinî hassasiyetleri güçlü olan geniş bir toplum kesiminin tepki gösterdiği böylesine tartışmalı bir söylemin sahibi fuarda ağırlanırken, aynı kesimlerin benimsediği ilim insanlarının program dışında kalması ise eleştirileri beraberinde getiriyor.&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil yıllardır Osmanlı tarihi üzerine akademik çalışmalar yapan, çok sayıda eser yayımlayan ve konferanslarıyla geniş kitlelere ulaşan bir tarihçi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Üstelik Şimşirgil, geçmiş yıllarda Kocaeli Kitap Fuarı’nda da yer almış bir isim.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Buna rağmen son üç yıldır Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil’in adı neden fuarın davet edilen tarihçi kadrosunda bulunmuyor?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aynı soru Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu ve sanat tarihçisi Dr. Talha Uğurluel için de geçerli.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Halis Aydemir davet edilebiliyorsa, Ehl-i Sünnet çizgisindeki görüşleri ve çalışmalarıyla tanınan isimlerin görünürlüğü neden aynı seviyede değil?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sorulması gereken budur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>MESELE SADECE İKİ YAZAR VEYA ÜÇ TARİHÇİ DEĞİL</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kocaeli Kitap Fuarı sıradan bir yayınevi organizasyonu değil.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin kendi verilerine göre fuarda bu yıl 1.065 etkinlik gerçekleştirilecek ve yüzlerce yayınevi ile kuruluş yer alacak. Belediye ayrıca öğrencilerin her yıl fuara taşındığını açıkça ifade ediyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dolayısıyla burada kamu kaynaklarıyla düzenlenen, çocukların ve gençlerin de yönlendirildiği devasa bir kültür organizasyonundan söz ediyoruz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Böyle bir organizasyonda şu soruları sormak kimseyi susturmak anlamına gelmez:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu milletin çocuklarının karşısına hangi tarih anlayışı çıkarılıyor?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hangi din anlayışları ve düşünce biçimleri görünür hâle getiriliyor?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hangi isimlere salonlar açılıyor, kimler program dışında bırakılıyor?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ve en önemlisi:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Davetli isimler hangi kriterlere göre belirleniyor?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>ECDADA HASSASİYET GÖSTERENLERİN DE SÖZ HAKKI YOK MU?</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bir tarafta Osmanlı’nın kurucu çevrelerini anlatırken “at hırsızı” gibi son derece ağır ve aşağılayıcı bulunabilecek ifadeler kullanmış bir tarihçi...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Diğer tarafta dinî bir tartışmada “ayet bile olsa aklen reddederiz” cümlesini kullanmış ve bu sözü yıllarca tartışılmış bir akademisyen...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu isimlere kapı açılması belediyenin tercihidir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ancak mesele tam da burada bitmiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ecdadına yönelik kullanılan ifadelerden rahatsız olan, Kur’an ve sünnet konusunda hassassiyeti olan insanların görüşlerini temsil eden akademisyenlere aynı imkân tanınıyor mu?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mesele, bu milletin çocuklarının önüne hangi sözlerin, hangi fikirlerin ve hangi tarih anlayışının çıkarıldığıdır.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 23:51:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/09/kocaeli-belediyesi-kimlerin-elinde-1790801590.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Nuh Peygamberin (As) Gemisi Nerede ? Ağrı Dağı Mı ? Cudi Dağı Mı ?</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/nuh-peygamberin-as-gemisi-nerede-agri-dagi-mi-cudi-dagi-mi-1946</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/nuh-peygamberin-as-gemisi-nerede-agri-dagi-mi-cudi-dagi-mi-1946</guid>
                <description><![CDATA[Tarihçi yazar Dr. Talha Uğurluel, Nuh Peygamber’in gemisinin bulunduğu yere ilişkin tartışmalara dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Ağrı Dağı’nda yürütülen çalışmaları değerlendiren Uğurluel, tarihî ve kültürel izlerin Cudi Dağı’nı işaret ettiğini savunarak bölgede kapsamlı arkeolojik araştırma yapılması çağrısında bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<iframe width="560" height="315" src="https://www.youtube.com/embed/pE0EIAR2muU?si=ysvaXrxeltZm5D9V" title="YouTube video player" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe><p class="MsoNormal"><strong>Tarihçi yazar Dr. Talha Uğurluel, Nuh Peygamber’in gemisinin bulunduğu yere ilişkin tartışmalara dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Ağrı Dağı’nda yürütülen çalışmaları değerlendiren Uğurluel, tarihî ve kültürel izlerin Cudi Dağı’nı işaret ettiğini savunarak bölgede kapsamlı arkeolojik araştırma yapılması çağrısında bulundu.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Talha Uğurluel, son dönemde Nuh’un Gemisi’ne ilişkin Ağrı Dağı çevresinde yürütülen araştırmaların yeniden gündeme gelmesi üzerine konuyu değerlendirdi. Kur’an-ı Kerim’de Cudi isminin geçtiğini hatırlatan Uğurluel, Ağrı Dağı’ndaki bulguların Nuh’un Gemisi’ne ait olduğuna ilişkin iddialara temkinli yaklaşılması gerektiğini söyledi.&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Cudi’de Bir Arkeolojik Kazı Yapılsın”<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Cudi Dağı çevresinde yüzyıllardır aktarılan anlatılara, Sefine geleneğine ve bölgede bulunduğunu söylediği tarihî izlere dikkat çeken Uğurluel, üniversiteler ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’na çağrıda bulundu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Uğurluel, <strong>“Şurada bir arkeolojik kazı yapalım, bir yüzey taraması yapalım”</strong> diyerek Cudi Dağı’nın bilimsel yöntemlerle daha kapsamlı biçimde incelenmesini istedi.&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Uğurluel, konuşmasının sonunda kendi değerlendirmesini, <strong>Nuh’un Gemisi’nin Cudi Dağı’na oturduğu görüşünü savunduğunu</strong> belirterek tamamladı ve bölgede yer alan tarihî izlerin araştırılması gerektiğini yineledi.&nbsp;<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 17:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/09/nuh-peygamberin-as-gemisi-nerede-agri-dagi-mi-cudi-dagi-mi-1790779686.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Pezeşkiyan Mekke Anlaşması&#039;nı değerlendirdi</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/pezeskiyan-mekke-anlasmasini-degerlendirdi-1923</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/pezeskiyan-mekke-anlasmasini-degerlendirdi-1923</guid>
                <description><![CDATA[İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Savunma Anlaşması'nı, Müslümanların birleşmesi adına atılmış bir adım olarak değerlendirdiklerini belirterek, "Bu, kavga etmek yerine Müslümanların yan yana oturması ve İslami birliği gerçekleştirmesi yönünde atılmış olumlu bir adım." dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Savunma Anlaşması'nı, Müslümanların birleşmesi adına atılmış bir adım olarak değerlendirdiklerini belirterek, "Bu, kavga etmek yerine Müslümanların yan yana oturması ve İslami birliği gerçekleştirmesi yönünde atılmış olumlu bir adım." dedi.<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.haberturk.com/haberleri/pezeskiyan">Pezeşkiyan</a>, Katar merkezli Al Jazeera televizyonuna verdiği röportajda bölgedeki gelişmeler, ABD ile <a href="https://www.haberturk.com/haberleri/iran">İran</a> arasındaki müzakereler, Hürmüz Boğazı’nın durumu ve Tahran’ın bölge ülkeleriyle ilişkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Savunma Anlaşması’na ilişkin soruyu yanıtlayan Pezeşkiyan, anlaşmanın Müslümanların birleşmesi açısından olumlu bir adım olabileceğini söyledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Pezeşkiyan, "Bu, Müslümanların birleşmesi adına ileriye doğru atılmış olumlu bir adımdır." diye konuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Anlaşmanın İran’a karşı olup olmadığı sorusuna ise Pezeşkiyan, "Bu adım, kavga etmek yerine Müslümanların yan yana oturması ve İslami birliği gerçekleştirmesi yönünde bir adım olabilir." yanıtını verdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"ABD ile müzakerelere güvenmiyoruz"<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, ABD ile müzakerelere ilişkin ise Tahran’ın Washington’a güvenmediğini dile getirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Amerikan tarafına güvenimiz yok ve hangi temelde bir anlaşmaya varılabileceğini bilmiyoruz." diyen Pezeşkiyan, İran’ın son önerisine ilişkin ABD’nin tutumunu netleştirmesini beklediklerini vurguladı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Pezeşkiyan, arabulucular Katar ve Pakistan’ın İran’ın mesajlarını Washington’a ilettiğini aktararak, görüşmelerin haziran ayında iki taraf arasında varılan mutabakat zaptına dayandığına işaret etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"Hürmüz’ün kapatılması doğal bir tepki"<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasından İran’ın sorumlu olduğu yönündeki suçlamaları reddeden Pezeşkiyan, Hürmüz’deki geçiş güzergahlarının İran’a karşı kapatıldığını savundu. Pezeşkiyan, boğazın kapatılmasını İran’ın önündeki yolların kesilmesine verilen doğal bir tepki olarak nitelendirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İran Cumhurbaşkanı, savaşın müzakereler yoluyla sona erdirilmesi halinde Hürmüz Boğazı’nın ticari gemilere yeniden açılabileceğini kaydetti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Pezeşkiyan, ABD’yi savaşın saldırganı olarak nitelendirerek, İran’ın yaklaşık iki yüz yıldır herhangi bir ülkeye saldırmadığını belirtti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"Bölgesel bir polise ihtiyacımız yok"<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Bölgesel güvenliğin bölge ülkelerinin işbirliğiyle sağlanabileceğinin altını çizen Pezeşkiyan, "Bölgesel bir polise ihtiyacımız yok." ifadesini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Pezeşkiyan, ABD ve İsrail’in bölge ülkelerini birbirine karşı kullanarak bölgenin kaynakları üzerinde kontrol sağlamaya çalıştığını öne sürerek, Suudi Arabistan’ın İslam dünyasının birliğini sağlamada rol oynayabileceğine dikkati çekti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"Husilerin eylemleriyle bağlantımız yok"<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Yemen’deki Husiler ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmalara da değinen Pezeşkiyan, Husilerin eylemlerinin İran’la bağlantılı olmadığını savundu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Pezeşkiyan, Husiler ile Suudi Arabistan arasındaki sorunların diyalog yoluyla çözülmesi çağrısında bulunarak, "Bir kardeş, Müslüman kardeşiyle savaşmamalı." şeklinde konuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İran’daki iç siyasi duruma ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Pezeşkiyan, ülkede daha önce görülmemiş bir birlik ve dayanışma bulunduğunu, İran’ın iç koşullarında biriken sorunların üstesinden gelmek için çalıştıklarını dile getirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Pezeşkiyan, ABD ve İsrail’in, İran’ın kendi kendine yeterli hale gelmesini engellemeye çalıştığını savunarak, ülkesinin insanlarının hayata tutunmaya devam edeceğini sözlerine ekledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 12:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/09/pezeskiyan-mekke-anlasmasini-degerlendirdi-1790500032.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mithat Paşa ve avanesi devleti savaşa sürükledi</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/mithat-pasa-ve-avanesi-devleti-savasa-surukledi-1919</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/mithat-pasa-ve-avanesi-devleti-savasa-surukledi-1919</guid>
                <description><![CDATA[“Rus generallerine karşı büyük ordulara komuta edecek kumandanlarımız yok gibi idi. Mali durumumuz da bozuktu. Velhâsıl ol vakit muharebe yoluna gitmek bizce hiç câiz değil idi. Lâkin ilk önce Midhat Paşa umumi efkârı savaşa teşvik ile muharebe yoluna sevk etti. Sanki topu o doldurdu. Redif Paşa ile Mahmud Paşa dahi ateş ettiler. Devleti bir büyük belanın içine attılar.”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Prof.Dr. Ahmet Şimşirgil- Türkiye Gazetesi</strong></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/devleti-belanin-icine-attilar-1818361" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file">https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/devleti-belanin-icine-attilar-1818361</a></p><p class="MsoNormal"><strong>“Devlet soylu küheylandır muhannesler binebilmez”</strong>, der şair. Darbe ile işbaşına gelerek devlet atına binenlerin de nerede inecekleri asla belli olmaz. Zira onlar ne milletin ne de devletin temsilcileri olabilirler. Kendilerine bu yolu açan yabancıların gönüllü köleleri olmaktan öteye asla gidemezler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İşte Abdülaziz Han’ı tahtından alaşağı edip şehit ettiren cunta da gözü kara bir şekilde Osmanlı Devleti’ni Ruslarla <strong>"93 Harbi"</strong> denilen 1877-78 harbine sürüklemişti. Devlet için büyük bir yıkıma sebebiyet veren bu harbi, yeni padişah II. Abdülhamid Han hiçbir şekilde istemiyordu. Büyük devletler de bu konuda padişahın düşüncesine uygun bir siyaset benimsemişlerdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nitekim İngiltere Rusya’nın atacağı adımlardan endişe duyduğundan iki taraf arasında bir savaş çıkmasını arzu etmiyordu. Bu sebeple teşebbüslerde bulunarak tarafları 1877 baharında Londra’da topladı. Görüşmeler neticesinde 31 Mart’ta İngiltere, Almanya, Rusya, Fransa, Avusturya-Macaristan ve İtalya arasında Londra Protokolü imzalandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu protokol, Bâbıâli’ye, Tersane Konferansı kararlarından daha hafif ıslahat şartları teklif ediyordu. Birkaç Balkan eyaletinde Hıristiyan tebaa lehine yapılacak bu ıslahat mukabilinde Büyük Devletler, Rusya’ya karşı Osmanlı Devleti’nin sınırlarını garanti ediyorlardı. Rusya da mecbur kalarak bu kararlara uymak zorunda kalmıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Londra Protokolü’nün başlıca şartları, Karadağ’a Hersek sancağından Ortodokslarla meskûn iki kazanın verilmesi, Karadağ’ın gene Osmanlı’ya tâbi olmakta devam etmesi, Bulgaristan ve Bosna-Hersek’te bizzat Bâbıâli tarafından ıslahat yapılmasıydı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Buna rağmen Bâbıâli, 10 Nisan’da Londra Protokolü’nü reddetti. Bilhassa Karadağ’a arazi bırakılamayacağı, Büyük Devletlere bildirildi. Bunun üzerine Rus Çarı, Karadağ’a sadece Nikşik kazasının bırakılması şartıyla savaşı önleyebileceğini Bâbıâli’ye tebliğ etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aslında Rus Çarı II. Aleksandr da Abdülhamid Han gibi harp yanlısı değildi. Hiç olmazsa bu kazayı Karadağ’ın uhdesine alarak kamuoyunu yumuşatmayı düşünüyordu. Aksi takdirde halkın muhalefetinden endişe duyuyordu. Ayrıca uzlaşma istemeyen taraf hâline gelerek İngiltere’nin tepkisini çekmek istemiyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Çar II. Aleksandr, Londra Protokolü’nün (31 Mart 1877) Bâbıâli tarafından reddedilmesi üzerine şark meselesini halletmek ve Osmanlı tebaası Hristiyanları korumak iddiasıyla 24 Nisan 1877’de Osmanlı Devleti’ne savaş ilân etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ahmed Cevdet Paşa, 93 Harbi'ne karar verilmesiyle alakalı ordunun durumundan ve mali sıkıntıdan bahsettikten sonra şöyle bir değerlendirmede bulunmaktadır:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Rus generallerine karşı büyük ordulara komuta edecek kumandanlarımız yok gibi idi. Mali durumumuz da bozuktu. Velhâsıl ol vakit muharebe yoluna gitmek bizce hiç câiz değil idi. Lâkin ilk önce Midhat Paşa umumi efkârı savaşa teşvik ile muharebe yoluna sevk etti. Sanki topu o doldurdu. Redif Paşa ile Mahmud Paşa dahi ateş ettiler. Devleti bir büyük belanın içine attılar.”</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gerçekten de Mithat Paşa ve avanesi, İngiltere’nin mutlaka yanlarında olacağı gibi muğlak ve sığ bir düşünceyle hareket etmişti. Rus tarafı ise İgnatiyef vasıtasıyla bütün Avrupa başkentlerini gezerek antlaşma zemini aramış ve devletlerin tarafsızlıklarını temin etmiş bulunuyordu. Osmanlı Meclis-i Mebusanı dünyadaki gelişmelerden bîhaber savaş nutukları çekmekle meşguldü.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Savaşmak padişahı tahttan indirmeye benzemiyor!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ahmed Cevdet Paşa’nın değerlendirmelerinin ne kadar isabetli olduğu savaş başlar başlamaz anlaşılacaktı. Muzafferiyet merkezde savaş çığlıkları atmakla gelmiyordu. Cephede yerinde hareketler ile kazanılıyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Rus harp planı kapsamında Rus ordusu Tuna Cephesi’nde iki grup şeklinde teşkil edilecekti. Birinci grup Tuna Nehri ve Balkan Dağları’nı geçer geçmez 100 bin civarında askerle İstanbul’a yürüyecekti. Böylece muhtemel Fransız ve İngiliz müdahalesinin önüne geçilmiş olacaktı. Seksen bin kişilik diğer grup ise Rusçuk ve Şumnu’da konuşlu Osmanlı kuvvetlerine karşı yürüyerek İstanbul’a yürüyen ordunun gerisini tutarak ikmal hattının güvenliğini sağlayacaktı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Haziranın sonuna kadar geçen süre zarfında en dikkat çekici şey, Osmanlı ordusunun Tuna’yı geçerek Rus hatlarına karşı herhangi bir taarruza girişmemesiydi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tuna Umum Kuvvetleri Komutanı Abdülkerim Nadir Paşa idi. Hüseyin Avni Paşa’nın adamı olup Abdülaziz Han’ın tahttan indirilmesinde rol oynamıştı. Ancak düşman karşısında savaşmak padişahı tahttan indirmeye benzemiyordu. Emrinde iki yüz bin kişilik kuvvet bulunduğu hâlde ne yapacağını bilemez bir hâlde idi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Birliklerini Bulgaristan’ın dört bir yanında geniş hat üzerinde konuşlandırmıştı. Ordunun büyük kısmı Şumnu, Rusçuk Silistre, Varna, Niğbolu, Dobruca ve Vidin gibi merkezlerde toplanmıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Abdülkerim Nadir Paşa Şumnu civarında kalarak müstahkem mevki savunmaları ile Rus ordusunu durdurmayı hedefliyordu. Ancak, haberdar olmadığı şey, Rus ordusunun müstahkem mevzilerle oyalanmayıp hızla İstanbul’a yürümek istediğiydi. Onun çakılı kalması ve Rus ordusunun rahatlıkla Tuna’yı geçmesi vaziyeti son derece nazik bir hâle getirdi...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Rus ordusunun Tuna’yı geçmesi üzerine Serasker Redif Paşa ve Hassa Müşiri Namık Paşalar da İstanbul’dan cephe hattına gönderildiler. Padişah sürekli olarak sürekli Rus ordusunun ilerleyişinin durdurulması yönünde tedbir alınmasını emrederken paşalar cephe hattında bir değişikliğe gidemeden atıl vaziyette duruyorlardı. Tuna Nehri’nin savunması ortada görünmüyordu. Daha savaşa girmeden emir komuta sanki işlemez hâle gelmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Haziran ayı ortalarında Osman Paşa, Başkomutan Abdülkerim Nadir Paşa’ya özetle şu planı teklif etmişti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Osman Paşa, müstahkem Vidin Kalesi’nin savunulması için on iki tabur kadar bir kuvvet bırakıp, komutasında bulunan on dokuz tabur ile harekete geçecektir. Süratli bir hareketle Lofça’dan geçip Tırnova’ya varacak, orada Mehmed Ali Paşa komutasında Şumnu’dan gelecek Şark Ordusu ile birleşecekti... Bu buluşmadan sonra bu iki ordu bir kuvvet hâlinde düşmanı karşılamak üzere Ziştovi istikametinde ilerleyecekti. Şayet bu hareketi Rus kuvvetlerinin müdahalesi ile önlenirse o zaman Lofça’yı tutup tahkim edecekti. Burası Balkan geçitlerinin müdafaası için Plevne’den de elverişliydi.”</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ne yazık ki Osman Paşa, yapmış olduğu maruzatı için müsaade alamamış hatta herhangi bir hazırlık yapmaktan da menolunmuştur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bunun neticesinde İstanbul’a inmek arzusuyla Grandük Nikola komutasında süratle ilerleyen Ruslar ise bu sayede hiçbir ciddi direnişle karşılaşmaksızın haziran sonunda Tuna’yı geçip, temmuz ayı içerisinde sırasıyla Tırnova, Niğbolu ve Şıpka Geçidi’ni ele geçirdiler. Böylelikle Osmanlıların birinci savunma hattı daha harbin birinci ayı dolmadan düşmüş oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Osman Paşa Plevne’de</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Balkanlara doğru sarkmakta olan Rusların önüne hemen bir set çekmek gerekiyordu. Gazi Osman Paşa harekete geçmek üzere üst üste telgraflar çekiyordu. Niğbolu’da düşmüş vaziyet nazik bir hâl almıştı. Nihayet II. Abdülhamid Han’ın da bizzat devreye girmesiyle bu vazife Gazi Osman Paşa’ya verildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bunun üzerine Osman Paşa Vidin’den süratle ayrılarak, emrindeki 25 bin kişilik bir kuvvetle altı günlük cebrî bir yürüyüşün ardından 7 Temmuz’da Plevne’ye geçti. Düşman öncü birlikleri bölgeye ulaştığı için Osman Paşa’nın bu yürüyüşü son derece sıkıntılı geçmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">489 yıl Türk idaresinde kalmış olan Plevne kasabasında 1870 tarihli Tuna Vilâyeti Salnâmesi’ne göre on sekiz cami, iki kilise, bir havra, dokuz yüz dükkân ve otuz han bulunuyordu. Yine kaynaklarda Osmanlı Devleti’nin son yıllarında Plevne’de 1500’den fazla Müslüman 500’e yakın Hristiyan ve yetmiş beş Yahudi hanesi yer alıyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Plevne, Balkan dağlarıyla Tuna arasındaki verimli bir arazinin ortasında kurulmuştu. Mühim yolların kavşak noktası olması münasebetiyle büyük bir öneme sahipti. Ancak coğrafi bakımdan savunmaya elverişli değildi. Bu nedenle Gazi Osman Paşa öncelikle Plevne’yi harp nizamına uygun müstahkem bir mevki hâline getirmek için hummalı bir çalışma başlattı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kasabanın etrafında kurmaylarıyla keşif ve incelemelerde bulundu. Ardından sahra istihkâmları inşa ettirdi, avcı hendekleri kazdırdı, topçu birliğinin büyük bir kısmını toprak siperler gerisine yerleştirdi. Bütün bu çalışmalar sonunda Plevne, 25 tabur piyade, 6 süvari bölüğü ve 58 top ile müdafaaya hazır bir hâle geldi. Ordunun mevcudu yirmi bin kişi idi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Rus Orduları Başkumandanı Grandük Nikola, Osmanlı kuvvetlerinin Plevne tarafında toplandığını öğrenince ordusunun sağ kanadının tehlikede olduğunu anlamakta gecikmedi. Bu nedenle hemen Batı Ordusu Kumandanı General Krüdener’e Plevne’ye hücum emri verdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Osmanlı kalelerini bir bir düşüren Ruslar için Plevne çerez gibi duruyordu. General Krüdener 35 bin kişilik birliğiyle mağrur bir şekilde Plevne üzerine yürüdü.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Artık Plevne’de tarihe geçecek savaşlar başlamak üzere idi...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 11:37:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/09/mithat-pasa-ve-avanesi-devleti-savasa-surukledi-1790498405.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>FETÖ Yazıcıoğlu&#039;nu neden hedef aldı</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/feto-yazicioglunu-neden-hedef-aldi-1887</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/feto-yazicioglunu-neden-hedef-aldi-1887</guid>
                <description><![CDATA[Aradan 17,5 yıl geçti. Öyle bir 17,5 yıl ki; her yeni kaos, öncekileri unutturdu. Bu bakımdan, çok şükür raftan indirilen "Yazıcıoğlu Suikastı"nı gençlerimiz hiç bilmeyebilir, bilenler de ayrıntıları unutmuş olabilir. Oysa o ayrıntılar, dosyanın bugün yeniden açılmasının da gerekçesidir!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Star Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Nuh Albayrak'ın makalesi</strong></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/cioglu-sorusturmasi-yarginin-bagimsizlik-ilanidir-yazi-2041648/" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file">https://www.star.com.tr/yazar/cioglu-sorusturmasi-yarginin-bagimsizlik-ilanidir-yazi-2041648/</a></p><p class="MsoNormal">Aradan 17,5 yıl geçti. Öyle bir 17,5 yıl ki; her yeni kaos, öncekileri unutturdu. Bu bakımdan, çok şükür raftan indirilen "Yazıcıoğlu Suikastı"nı gençlerimiz hiç bilmeyebilir, bilenler de ayrıntıları unutmuş olabilir. Oysa o ayrıntılar, dosyanın bugün yeniden açılmasının da gerekçesidir!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yani Yazıcıoğlu suikastının aslında ne olduğunu bilmeden bu soruşturmanın önemini anlamak mümkün değildir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">FETÖ, YAZICIOĞLU'NU NEDEN HEDEF ALDI?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özgül ağırlığı olan ("Benim özgül ağırlığım var" diyen değil) kişiler, Fetullah Gülen'in emrine girmiyorsa hiç yaşamamalıdır!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu aslında Muhsin Başkan'ın başına gelenlerin özetidir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Eski bir örgüt üyesi olan Abuzer Dilekçi'nin 2021 yılında kendi isteğiyle Adıyaman TEM'e verdiği şu ifade, soruşturma dosyasına girmişti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ByLock yazışmalarına göre, "Josef" kod adlı üst düzey Fetullahçı militanın ilettiği "Muhsin bey bizimle çalışsın" talimatını Yazıcıoğlu "sert bir dille" reddedince Fetullah Gülen de, "O halde açıklarını ve zaaflarını araştırın" talimatı vermişti. Ancak "Açığını bulamadık" cevabı üzerine "O halde kaldırın" demişti!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu vahşi talimatın 25 Mart 2009 günü yerine getirilmesinden sonra, "Tereyağından kıl çeker gibi halledildi" raporu iletilen örgüt elebaşının, "sürecin en sıkıntılı hadisesiydi" şeklinde cevap verdiği kayıtlara geçmişti.<a href="https://www.star.com.tr/yazar/cioglu-sorusturmasi-yarginin-bagimsizlik-ilanidir-yazi-2041648/#_ftn1" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref1;">[1]</span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gerçekten tereyağından kıl çeker gibi halletmişlerdi! Hiçbir delil bırakmamışlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ayrıca kripto FETÖ elemanları, kurtarma ekibini özellikle aksi tarafa yönlendirmiş ve o arada FETÖ'cü Yarbay Davut Uçum ile Astsubay Üstçavuş Aydın Özsıcak, "kaza"yı aydınlatacak olan kayıt cihazlarını sökmüştü.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Zaten emniyet ve yargı da FETÖ ipoteğinde olduğu için kimse soruşturma açamayacak; açsa da sonuç alamayacaktı!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tesadüfe bakın ki, aynı isimler 15 Temmuz 2016 gecesi Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı öldürmek için Marmaris'e giden suikast timinin de öncüleriydi!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">NASIL ÖLDÜRDÜĞÜNÜ ÖVÜNEREK İLÂN ETMİŞTİ!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Fetullah Gülen, aydınlanamayacağından emin olduğu bu tür büyük operasyonları sahiplenme imasında bulunarak muhataplarını mafya usulü tehdit ediyordu!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nitekim, "Kaza enkazına neden geç ulaşıldı" tartışmalarının sürdüğü 30 Mart 2009 günü yayınlanan "Alperenler ve Liyakat" başlıklı konuşmasında, Yazıcıoğlu'nu kastederek "Bir ilahi tokatla dışarı atıldı! Bir perşembe günü vefat edip cuma günü cenazesine ulaşıldı" demişti. Merhum Yazıcıoğlu'nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu ve avukatları, bu konuşmayı savcılığa sunarak soruşturmanın genişletilmesini istemişti.<a href="https://www.star.com.tr/yazar/cioglu-sorusturmasi-yarginin-bagimsizlik-ilanidir-yazi-2041648/#_ftn2" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref2;">[2]</span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu ifadelerle, eski elemanlarından Latif Erdoğan'ın "Şeytanın Gülen Yüzü" kitabında ayrıntılı anlattığı "Ben öfkelenirsem fırtına eser, deprem olur" şeklinde ilân ettiği "ilahi güç" sapıklığını da tekrarlıyordu.<a href="https://www.star.com.tr/yazar/cioglu-sorusturmasi-yarginin-bagimsizlik-ilanidir-yazi-2041648/#_ftn3" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref3;">[3]</span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">CUMHURBAŞKANI ÖZAL'I DA TEHDİT ETMİŞTİ!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Daha o yıllarda devlete sızma çabalarının hızlandığını hisseden Özal, bir rapor hazırlatmıştı. Masonik yapının ve karanlık ilişkilerin ayrıntılı anlatıldığı resmî raporda, "CIA bağlantısı güçlenen cemaat, gelişen durumlara kendini uyarlayarak dış destekli hedeflerine ulaşmaya çalışmaktadır" deniyordu. Ayrıca, 21 kişilik "İcra Heyeti" listesinde yer alan Fetullah Gülen, Kasım Gülek, Abdullah Aymaz, İlhan İşbilen ve Yaşar Tunagür'ün de bulunduğu 14 isim "Mason" olarak işaretlenmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1991 yılında hazırlanan raporda ayrıca; Fetullah Gülen'in CIA, MOSSAD, Moon Örgütü bağlantılarını Kasım Gülek'in yürüttüğü belirtiliyor, "Siyonist örgütler de, Gülen cemaatine büyük ölçekte siyasî ve ekonomik güç sağlamıştır" deniyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aslında Özal çok isabetli bir noktaya parmak basmıştı. Raporun gereği yapılabilseydi; FETÖ, devleti kuşatamayacaktı. Soruları çalamayacak; askerî okullar, yargı ve emniyet, "Fetullahçı yuvası" olmayacaktı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dolayısıyla da 17/25 Aralık ve 15 Temmuz tezgâhlanamayacaktı!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ancak Fetullah Gülen, Cumhurbaşkanı Özal'ın etrafına yerleştirdiği kriptoları sayesinde bu raporu öğrenmiş; Sızıntı dergisinin Ağustos 1991 sayısındaki "Şaşkın Başkan" başlıklı yazıda, "Sen çağ atlama naralarıyla kendini avutadur, bundan sonra kopacak kıyamet senin kıyametindir" ifadeleriyle, açıkça "Öldürüleceksin" demişti!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı Özal, yaklaşık 9 ay sonra 2 Mayıs 1992 tarihinde, Dallas Methodist Hastanesi'nde prostat ameliyatı olmuştu. O günlerde Amerika'da bulunan Fetullah Gülen, ziyaret talebinde bulunmuş; ancak kabul edilmemişti. Zaten "enfeksiyon" endişesiyle, kimseye görüşme izni verilmemişti. Bütün bunlara rağmen Fetullah Gülen, 5 Mayıs günü Özal uyurken odasına girip fotoğraf çektirmeyi başarmıştı! Yani, övünerek yayınladıkları o "ziyaret fotoğrafı" aslında, yeni bir "tehdit" mesajıydı!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nitekim 4 Nisan 1993'te başlayan ve 11 gün süren Orta Asya seyahatinde FETÖ okullarına götürülen Özal'a "ölüm limonatası" ikram edilmişti!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özal'ın, 17 Nisan 1993 günü gerçekleşen âni ölümüyle ilgili DDK raporunda, "o günkü GATA nöbetçi subayı" olarak adı geçen Mustafa Sarsılmaz ise, TSK'dan emekli olduktan sonra Şifa Üniversitesi rektör yardımcılığına getirilmiş; 15 Temmuz'dan sonra da ABD'ye firar etmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yani Özal'ın kıyameti öyle "karanlık" kopmuştu ki, 19 yıl sonra kabri bile açılmış ama bir türlü aydınlatılamamıştı!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">YARGI, FETÖ ENFEKSİYONUNDAN KURTULAMASAYDI...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Peki neden "Yargının bağımsızlık ilanı" şeklinde "iddialı" bir başlık kullandık?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Çünkü Yazıcıoğlu'nun asla bir "kaza" sonucu vefat etmediği; FETÖ cinayetine kurban gittiği şimdi ortaya çıkmış değildir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ayrıca bahsettiğimiz konu, çok kolay "fail-i meçhul" olabilecek "sıradan bir "cinayet" de değildir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nice değerli meslektaşımla birlikte merhum Yazıcıoğlu'nun Fetullah Gülen'in talimatıyla "öldürüldüğünü" defalarca yazıp söyledik.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mesela 30 Temmuz 2016'daki; yani 15 Temmuz hıyanetinden sadece 15 gün sonraki yazımda, bu cinayetin nasıl gizlendiğine dair çok önemli ayrıntılar paylaşmıştım:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/ismail-gunesi-olduren-fetoculer-darbeden-tutuklandi-yazi-1129629/" target="_blank">https://www.star.com.tr/yazar/ismail-gunesi-olduren-fetoculer-darbeden-tutuklandi-yazi-1129629/</a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">28 Ocak 2020 tarihli yazımda ise kazadan sonra 112'yi arayarak yaklaşık 30 dakika konuşan İsmail Güneş'in otopsi raporundaki "Çenesi kırık" tespitine rağmen hiç konuşulmayan önemli bir ayrıntıya dikkat çekmiştim. Zira merhum İsmail Güneş kardeşimin uzun ses kaydı, "Bu kim ya?.." ifadesiyle bitiyordu:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">https://www.star.com.tr/yazar/fetonun-ayagini-birakin-sizi-esir-alan-beynine-bakin-yazi-1509975/<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu cinayetten 11 yıl sonra; hatta 15 Temmuz'un üzerinden bile 4 yıl geçtiği halde, bizim sektörün "penguenci"lerinin, "yıldönümü" haberlerini hâlâ "helikopter kazası" şeklinde verdiğini görünce tepkimi dile getirmek için çektiğim video şu cümleyle bitiyor:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Nerede takılmışsa bu DAVA, en kısa zamanda neticelenmelidir ve FETÖ'nün, Muhsin Yazıcıoğlu'nu planlayarak katlettiği yargı kararıyla sabitleşmelidir. Bu, devletin Yazıcıoğlu'na borcudur; ödemelidir."<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/guncel/bu-merhum-muhsin-baskana-en-buyuk-saygisizlik-haber-1525228/" target="_blank">https://www.star.com.tr/guncel/bu-merhum-muhsin-baskana-en-buyuk-saygisizlik-haber-1525228/</a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">YARGI, HERKESİN BİLDİĞİ BU HIYANETE NEDEN BUGÜN EL ATTI?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Ben demiştim" derdinde değilim. Zaten bunları herkes biliyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Peki, asıl bilmesi gereken "yargı" neden bilmiyordu? Hadi bilmemek ayıp değil(!) diyelim, kulakları sağır eden bu feryatları neden duymadı?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ve de hiç üzerine alınmadı?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hatta, 28 Şubat Davası'nda olduğu gibi cinayeti neden gizledi?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bugün belediye soruşturmalarından hoşlanmayan CHP yöneticileri, "Saray yargısı" gibi basit söylemlerle yargıyı aşağılamaya çalışıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1- O halde; darbelerin ve bu "nitelikli" suikastların aydınlatılmamasını da Erdoğan mı istemişti? Yargı mensuplarına "Bu işlerin üzerine gitmeyin; FETÖ'yü sıkıntıya sokacak bir adım atmayın" mı demişti?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">2- CHP madem yargının bağımsızlığını bu kadar önemsiyordu da, Fetullahçı mankurtların, Fetullah Gülen'in talimatlarını "yargı kararı" diye servis ettiği dönemlerde neden bir kere olsun, "Yargı bağımsız değil" eleştiri yapmamıştı?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu dudumda bu "koro" kime çalışıyor?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/cioglu-sorusturmasi-yarginin-bagimsizlik-ilanidir-yazi-2041648/#_ftnref1" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn1;">[1]</span></a> Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümüne ilişkin soruşturmada FETÖ izi, AA, Cemil Budak, 16 Temmuz 2026.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/cioglu-sorusturmasi-yarginin-bagimsizlik-ilanidir-yazi-2041648/#_ftnref2" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn2;">[2]</span></a> Yazıcıoğlu ailesi: 'Bir ilahi tokatla dışarı atıldı' sözü araştırılsın, Güngör Karakuş, Haber Türk, 18 Ağustos 2016.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/cioglu-sorusturmasi-yarginin-bagimsizlik-ilanidir-yazi-2041648/#_ftnref3" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn3;">[3]</span></a> Latif Erdoğan, Şeytanın Gülen Yüzü, <i>Turkuvaz Yayınları,</i> İstanbul 2016, s. 33.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 11:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/09/feto-yazicioglunu-neden-hedef-aldi-1790064769.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BM veto hakkını kaldırmalı</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/bm-veto-hakkini-kaldirmali-1882</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/bm-veto-hakkini-kaldirmali-1882</guid>
                <description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bloomberg için "BM, Güvenlik Konseyi'nin veto hakkını kaldırmalıdır" başlıklı makale kaleme aldı. Veto imtiyazının kaldırılması, seçilmiş üyelerin karar alma süreçlerinde daha fazla ağırlık kazanması ve Genel Kurul'un rolünün güçlendirilmesi yönündeki çabayı desteklediklerinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Genel Kurul bünyesinde, hiçbir devletin uluslararası toplumun çoğunluğunun iradesini kalıcı olarak engelleme yetkisine sahip olmaması ilkesi etrafında geniş bir koalisyon oluşturulmalıdır" ifadelerini kullandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bloomberg için "BM, Güvenlik Konseyi'nin veto hakkını kaldırmalıdır" başlıklı makale kaleme aldı. Veto imtiyazının kaldırılması, seçilmiş üyelerin karar alma süreçlerinde daha fazla ağırlık kazanması ve Genel Kurul'un rolünün güçlendirilmesi yönündeki çabayı desteklediklerinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Genel Kurul bünyesinde, hiçbir devletin uluslararası toplumun çoğunluğunun iradesini kalıcı olarak engelleme yetkisine sahip olmaması ilkesi etrafında geniş bir koalisyon oluşturulmalıdır" ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Bugünün dünyasında kalıcı barışın, birbirinden kopuk ve birbiriyle konuşmayan blokların çoğalmasıyla kurulamayacağı açıktır. 'Daha adil bir dünya' için farklı coğrafyaların tecrübesini, kapasitesini ve iradesini ortak bir zeminde buluşturmalıyız." dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bloomberg için "BM, Güvenlik Konseyi'nin veto hakkını kaldırmalıdır" başlıklı makale kaleme alan Cumhurbaşkanı Erdoğan, son yıllarda dünyanın tanık olduğu salgınlar, enerji krizleri, tedarik zincirlerindeki kırılmalar ve bölgesel çatışmalar gibi trajedilerin, dünyanın karşı karşıya olduğu krizlerin çözümünü birkaç başkentin iradesine bırakmanın bugünün gerçekleriyle bağdaşmadığını gösterdiğini belirtti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Küresel karar alma mekanizmalarının bugünün şartlarına uyum sağlamasının artık ertelenemez olduğunu vurgulayan Erdoğan, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin hala İkinci Dünya Savaşı sonrasının yapısını yansıttığına işaret etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Daha etkin, adil ve hesap verebilir bir temsil anlayışının zorunluluk arz ettiğini, bunun yolunun da temsili genişletmenin yanında, liderlik sorumluluğunu adil biçimde paylaşmaktan geçtiğini ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Farklı coğrafyaların tecrübesini, kapasitesini ve iradesini küresel ve bölgesel meselelerin çözümüne dahil etmek mecburiyetindeyiz. 'Dünya 5'ten büyüktür' çağrımız, bu yönüyle daha geniş bir sorumluluk anlayışına davettir. Reform ihtiyacını artık somut bir yol haritasına dönüştürmek elzemdir. Bu yol haritasının merkezinde ise veto imtiyazının ilgası yer almalıdır. Çünkü Güvenlik Konseyine ayrıcalıklı yeni üyeler eklemek, karar alma gücünün birkaç devletin elinde toplanması sorununu çözmez ve imtiyazlı yapının kapsamını genişletir. Veto imtiyazının kaldırılması, anlamlı her türlü reformun hem başlangıç noktası hem de temel stratejik hedefi olmalıdır. Reform, aynı imtiyazın başka devletlere de tanınması anlamına gelemez. Genel Kurul bünyesinde, hiçbir devletin uluslararası toplumun çoğunluğunun iradesini kalıcı olarak engelleme yetkisine sahip olmaması ilkesi etrafında geniş bir koalisyon oluşturulmalıdır."<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"HESAP VEREBİLİRLİK ARTIRILMALI"<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Güvenlik Konseyi ile Genel Kurul arasındaki dengenin de yeniden kurulması gerektiğini vurgulayan Erdoğan, şunları ifade etti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Genel Kurul'un yetkileri güçlendirilmeli, daimi üyeliklerin bulunmadığı, Güvenlik Konseyi üyelerinin Genel Kurul tarafından belirli süreler için dönüşümlü olarak seçildiği, yeniden görev almak isteyen ülkelerin seçimlerde üyelerin çoğunluğunun güvenini yeniden kazandığı bir yapıyla Güvenlik Konseyinin temsil kapasitesi ve Genel Kurul karşısındaki hesap verebilirliği artırılmalıdır. Geleceğin uluslararası düzenini geçmişin hiyerarşilerini muhafaza ederek kuramayız.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dünya tarihi bakımından oldukça kısa sayılabilecek son çeyrek asırda yaşanan gelişmeler, hiçbir güç dengesinin ve hiçbir uluslararası nizamın baki olmadığını gösterdi. İnsanlığa barış, istikrar ve ortak refah vadeden sistem, yeni savaşları önlemekte, eşitsizlikleri azaltmakta ve değişen güç dengelerine cevap vermekte yetersiz kaldı."<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı Erdoğan, ekonomiden güvenliğe, teknolojiden diplomasiye kadar yeni güç merkezleri ortaya çıkarken, uluslararası kurumların bu dönüşüme aynı hızla uyum sağlayamadığına işaret etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"FİNANSMANA ERİŞİMİ GÜVENCE ALTINA ALINMALI"<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Savaşlar, iklim krizi, düzensiz göç ve ekonomik kırılganlıkların, devletlerin güçlü kurumlara, dayanıklı ekonomilere ve caydırıcı savunma yeteneklerine sahip olmalarının önemini bir kez daha ortaya koyduğunun altını çizen Erdoğan, ticaret, lojistik, ulaştırma ve enerji koridorlarının güvenlik ve sürdürülebilirliğinin daha belirleyici hale geldiğini belirtti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Asya'nın ekonomik ağırlığı artarken, Afrika'nın da potansiyeliyle uyumlu daha güçlü bir temsil talep ettiğini, gelişmekte olan ülkelerin kendi önceliklerini daha yüksek sesle dile getirdiğini aktaran Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Bazı bölgesel aktörlerin artan nüfuzu, kendi coğrafyalarında daha fazla sorumluluk üstlenmelerini beraberinde getiriyor. Her bölgenin meselelerini dışarıdan belirlenen yöntemlerle çözmek mümkün değildir. İlgili ülkelerin iradesini, yerel şartları ve müşterek menfaatleri esas alan yaklaşımların daha kalıcı ve istikrarlı sonuçlar üreteceğine inanıyoruz. Diplomatik kapasitesi, ekonomik imkanları ve farklı taraflarla iletişim kurabilme kabiliyeti bulunan ülkelerin barışın ve istikrarın tesisinde daha etkin roller üstlenmesi, kaçınılmaz bir gerekliliktir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Küreselleşmenin refahı yayacağı yönündeki beklentiler tam anlamıyla karşılanmadı. Gelir dağılımındaki adaletsizlikler derinleşirken teknoloji ve ekonomik bağımlılıklar yeni rekabet alanlarına dönüştü. Bu değişen koşullarda küresel adaletin temini için mesuliyetler hakkaniyetle paylaşılmalı, gelişmekte olan ülkelerin kalkınma hakkı ve ihtiyaç duydukları finansmana erişimi güvence altına alınmalıdır."<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"GENEL KURUL'UN ROLÜNÜN GÜÇLENDİRİLMESİ ÇABASINI DESTEKLİYORUZ"<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Böylesi bir değişimin geniş bir uluslararası iradenin ortaya konulmasını zaruri kıldığını belirten Erdoğan, Türkiye'nin güçlü küresel ilişkileri ve çok taraflı diplomasi tecrübesini bu reform arayışının hizmetinde kullanmaya devam edeceğini vurguladı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Veto imtiyazının kaldırılması, seçilmiş üyelerin karar alma süreçlerinde daha fazla ağırlık kazanması ve Genel Kurul'un rolünün güçlendirilmesi yönündeki çabayı desteklediklerinin altını çizen Erdoğan, şunları kaydetti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Farklı bölgelerden ülkelerin bu müşterek zeminde buluşması, uluslararası sistemin meşruiyetini ve temsil kabiliyetini güçlendirecektir. Bugünün dünyasında kalıcı barışın, birbirinden kopuk ve birbiriyle konuşmayan blokların çoğalmasıyla kurulamayacağı açıktır. 'Daha adil bir dünya' için farklı coğrafyaların tecrübesini, kapasitesini ve iradesini ortak bir zeminde buluşturmalıyız. Türkiye, köklü devlet geleneği, diplomatik kapasitesi ve farklı coğrafyalarla kurduğu güçlü ilişkilerle bu reform arayışında üzerine düşen sorumluluğu üstlenmeye devam edecektir."<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 09:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/09/bm-veto-hakkini-kaldirmali-1790057061.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Darbe peşindeki paşalar</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/darbe-pesindeki-pasalar-1869</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/darbe-pesindeki-pasalar-1869</guid>
                <description><![CDATA[Osmanlı Devleti’nin son elli yılına damga vuran paşalardan biri de Gazi Osman Paşa idi. Adı muhteşem Plevne savunmaları ile özdeşleşen bu paşa maalesef Türk tarihinde bir türlü hak ettiği değeri bulamadı. Konuşulmadı. Adına anma programları yapılmadı...
Osman Paşa’yı tanımak ve tanıtmak adına tarihin bu en önemli devresine ışık tutacağız. Zira buradan çıkarılacak çok büyük dersler olacaktır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Prof.Dr. Ahmet Şimşirgil- Türkiye Gazetesi</strong></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/balkanlar-bagimsizlik-pasalar-darbe-pesindeydi-1816768" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file"><strong>https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/balkanlar-bagimsizlik-pasalar-darbe-pesindeydi-1816768</strong></a></p><p class="MsoNormal">Osmanlı Devleti’nin son elli yılına damga vuran paşalardan biri de Gazi Osman Paşa idi. Adı muhteşem Plevne savunmaları ile özdeşleşen bu paşa maalesef Türk tarihinde bir türlü hak ettiği değeri bulamadı. Konuşulmadı. Adına anma programları yapılmadı...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Osman Paşa’yı tanımak ve tanıtmak adına tarihin bu en önemli devresine ışık tutacağız. Zira buradan çıkarılacak çok büyük dersler olacaktır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Geçen hafta belirttiğimiz üzere 1876 yılında, Balkanlar tam bir kargaşa içinde bulunmaktaydı. Bir taraftan Bosna-Hersek olayları, diğer taraftan Karadağ İsyanı ve Bulgaristan’daki iç huzursuzluk bölgeyi tam bir barut fıçısı hâline getirmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Osmanlı hükûmeti, Balkanlardaki huzursuzluğu bir an evvel gidermek için bazı tedbirler almış, kabiliyetli komutanları tespit ederek Rumeli’ye tayin etmişti. Bunlardan biri de Osman Paşa idi...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Vidin’deki kuvvetlerin başına geçen Osman Paşa karargâhını Adliye kasabasında kurmuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu sırada Çarlık Rusyası, Prusya-Fransa savaşından ve bu savaşın Fransa’nın yenilgisi ile sona ermesinden istifade etmek istiyordu. Öncelikle Paris Muahedesi’nin Karadeniz’in tarafsızlığı hakkındaki hükümleriyle bağlı saymadığını Avrupa devletlerine bildirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Balkan Hristiyanlarının bağımsızlık temayülü ise gittikçe artış göstermiş, Hersek Hristiyanları arasında zuhur eden silahlı mukavemet Bosna’ya da yayılmıştı. Sırbistan ve Karadağ da olayları dolaylı olarak destekleyerek teşvik ediyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bütün bu olayların gerisinde Çarlık Rusyası bulunmaktaydı. Tam bu sırada Bulgaristan’da da isyan baş göstermiş, Sırbistan ise harp hazırlığına girişmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Peki bütün bu sıkıntılar kapıda iken Osmanlı Devleti’nde neler oluyordu?..<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Osmanlı Devleti’nin merkezinde paşaları, seraskeri ve şeyhülislamı ile darbe teşebbüsleri ile meşgul idiler!..<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sultan Abdülaziz Han, Mithat ve Hüseyin Avni Paşaların başını çektiği cunta tarafından darbe ile tahtından alaşağı edilmişti. Orada da durmamışlar dört gün geçmeden büyük bir komplo ile kendisini şehit ettirmişlerdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sultan V. Murad’ın zaten bozuk olan psikolojisi daha da bozulmuştu. Bir anlamda devlet merkezi felç vaziyette idi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Pusuda Osmanlı Devleti’ni bölüp parçalamak isteyen veya ondan ülkeler almak için fırsat bekleyenler için bunda âlâ fırsat olur muydu?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Padişahını şehit etmiş olan bedbaht paşalar sanki yabancı ülkelere buyurun ülkemiz sizin, davetiyesi çıkarmışlardı!..<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"Ortodoks Haçı İçin!.."</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Fakat buna dur; bu ülke kolay lokma değil diyecek cesur, vatansever paşalar da bulunuyordu. Nitekim Vidin’deki kuvvetlerin başına geçmiş bulunan Osman Paşa, Sırpların hareketlerini günü gününe takip ediyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">27 Haziran 1876’da Sırplar, Adliye kasabasında bulunan Osmanlı kuvvetlerinin geri çekilmesi ve Sırp Knezi Prens Milan’ın Bosna Valiliğine tayini isteğini içeren bir ültimatomu İstanbul’a gönderdi. Ancak Osmanlı Devleti bütün bu istekleri reddetti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gelişmeler üzerine Osman Paşa da 1 Temmuz 1876’da emri altındaki bütün kumandanlara ordugâhta toplanmaları emrini verdi ve kendilerine gelen telgrafı okudu:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Sırp ordusunun Yenipazar-Vidin cihetinde taarruza geçmesi ihtimali çok fazladır. Hepinize itimadım vardır. Askerlik namusunu ifa edeceğinizden her an eminim. Şimdiden bütün gazi arkadaşlarımın alınlarından öperim. Fedakârlık bugün içindir. Dün kararlaştırılan plan gereğince hareket edilecektir. İlan-ı harp haberi geldiği dakikada, ordumuz Sırp hududunu geçecektir. Şimdi kıtalarınızın başında son emrimi bekleyiniz. Allah hepinizin yardımcısı olsun.”</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Öte yandan Prens Milan, ültimatomun reddedilmesi üzerine, 2 Temmuz 1876’da Osmanlı Devleti’ne harp ilan etti. Slavlık hareketlerinin önde gelen şahsiyetlerinden Çernayef adlı bir Rus generali Sırp kuvvetlerinin başına getirilmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Çernayef aldığı emir üzerine hazır bekleyen Sırp kıtalarını harekete geçirdi. General Yayınladığı bir manifesto ile de Balkan halklarını Müslümanlara karşı galeyana getirmeye çalışıyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>“Bizler mukaddes Slavlık için... Özgürlük için... Ortodoks Haçı için savaşıyoruz. Çok yaşa Balkan halkları birliği!"</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">General Çernayef, Bulgarları ayaklandırmayı ve Rusya’nın da desteğini kazanarak Sofya’ya ulaşmayı ve bu yolla Bulgaristan’ı bağımsızlığa kavuşturmayı ümit etmekteydi. Hareket, Sırp kuvvetlerinin Vidin ve Yenipazar taraflarına saldırısı ile başladı. Bu gelişmeyi bekleyen Karadağ da hemen ardından harbe katıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Vidin Komutanı Gazi Osman Paşa, Sırpların harp kararını Adliye kasabasındaki ordugâhında haber almıştı. Osman Paşa, hazırlanan plan gereği, düşmanı Vidin’in kapısı sayılan Zayçar’da karşılayacaktı...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Osman Paşa’nın gözyaşları!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sırp piyadesinin en önünde Miralay Leşayanin idaresinde <i>"mukaddes tabur"</i> adını verdikleri seçkin fedailer birliği hareket etmekteydi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Osman Paşa, önce emrindeki kuvvetlerin bir bölümünü düşmanı oyalamak için öne sürmüştü. Bunların görevi düşmanın Adliye Geçidi’nden geçmesine mâni olmaktı. Adliye Geçidi’ne doğru ilerleyen Sırpların mukaddes taburu üzerine Osman Paşa’nın birlikleri bir anda kara bulut gibi çökmüştü. Neye uğradığını şaşıran Sırp birlikleri darmadağın olmuş Leşayanin kaçmaya mecbur kalmıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sırplar toparlanmaya çalışırken Osman Paşa, 3 Temmuz sabahı Sırp sınırını geçmeye başladı. Hedefinde Zayçar bulunuyordu. Ancak Timok Nehri'ni geçmesi zaman alacaktı. Nehir hattı boyunca mevzi çatışmalar bir ay boyunca sürmüştü.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Osman Paşa, 4 Ağustos günü Sırpların hiç beklemediği bir sırada, yaptığı ani bir hücumla stratejik önem taşıyan İzvor tepelerini zaptetti. Ardından Rus generallerinin komuta ettiği Sırp ordusunu perişan etti. Sırplar bozgun hâlinde kaçarlarken topları ve silahları Osmanlıların eline geçmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Böylece Osman Paşa, 6 Ağustos günü Zayçar’a kolaylıkla girdi. 7 Ağustos’ta ise Sırbistan’ın doğu sınırı ve Timok havzasında Kinzavaç da Osmanlı ordusunun eline geçti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Göstermiş olduğu bu başarıları üzerine kendisine tahta yeni çıkacak olan Sultan II. Abdülhamid Han tarafından ikinci rütbe Mecidiye nişanı ile müşirlik (mareşallik) rütbesi verilmiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Terfisi geldiği zaman Osman Paşa ağlamış ve büyük bir tevazu içinde kolordunun kurmay başkanı Tahir Paşa’ya:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Tahir Paşam, bizi müşir yaptılar, fakat ben bir şey yapmadım”</strong> deyince Tahir Paşa <strong>“Öyle demeyin paşa hazretleri, yarın tarih isminizi iftiharla yazacaktır”</strong> cevabını vermiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Bizi kim kurtarabilir?</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Art arda gelen bozgunlar üzerine Prens Milan’ın müracaatı ile savaşa ara verildi ve üç haftalık bir mütareke imzalandı. Bunun üzerine Osman Paşa Vidin’e dönmüş, ordusunun eksiklerini tamamlamaya ve askerlerinin eğitim ve disiplini ile uğraşmaya başlamıştır. Bu sırada Osman Paşa’nın komutası altındaki kuvvet kolordu derecesine çıkarılmıştır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sırbistan da yeniden birliklerini toparlamaya çalışmaya başlamıştı. Ancak Sırp birliklerinin gözü iyice yılmış bulunuyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">3 Ekim’de Sırbistan ile tekrar harbe başladığında Osmanlı birlikleri durdurulamaz hâle gelmişti. Nihayet 29 Ekim’de yapılan savaşta Sırp ordusu ve general Çernayef ağır bir bozguna uğramış ve perişan bir şekilde çekilmeye başlamıştır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Artık Belgrad yolu Osmanlılara açılmış bulunuyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">29 Ekim’deki bu ağır bozgun üzerine Prens Milan, Çara bir telgraf çekerek:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>“Sırbistan’ı bir Tanrı, bir de siz kurtarabilirsiniz”</i> diyerek acilen Rusya’dan askerî yardım talebinde bulunmuştur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Çardan gelen talimat üzerine Rus Elçisi İgnatiyef, Babıâli’ye bir ültimatom vererek, Sırbistan ile kırk sekiz saat içerisinde bir mütareke yapılmasını ve Osmanlı kuvvetlerine askerî hareketlerini hemen durdurmaları emri verilmesini, aksi hâlde Rusya’nın Osmanlı Devleti ile siyasi münasebetlerini keseceğini bildirmiş ve harp hazırlıklarına başlamıştı...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şimdi yeni bir devre giriliyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Osmanlı Devleti’nin başına II. Abdülhamid Han geçmiş ise de ipler Mithat Paşa cuntasının elinde idi. Tam bir diplomasi yapılması gerekirken padişahın düşüncelerinin aksine İngiliz ve Avrupalıların yardımına güvenilerek gözü kara bir şeklide <strong>"93 Harbi"</strong>ne sebep olunacaktı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Osman Paşa ise bu defa Plevne’de olacaktı. İnşallah haftaya devam edeceğiz...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 20 Sep 2026 13:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/09/darbe-pesindeki-pasalar-1789899502.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Selçuklu Tarihi Entrikaya Kurban Edildi Yeni Diziye Tarihçilerden Büyük Tepki</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/selcuklu-tarihi-entrikaya-kurban-edildi-yeni-diziye-tarihcilerden-buyuk-tepki-1862</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/selcuklu-tarihi-entrikaya-kurban-edildi-yeni-diziye-tarihcilerden-buyuk-tepki-1862</guid>
                <description><![CDATA[ATV’nin yeni tarih dizisi “Aşk ve Taht”, daha ilk bölümlerinden itibaren tarihçilerden büyük tepki aldı. Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil ve Dr. Talha Uğurluel, I. Alaeddin Keykubad döneminin aşk, harem ve saray entrikaları üzerinden anlatılmasına sert tepki gösterirken Erhan Afyoncu'nun diziyi tarih izleyicilerine tavsiye etmesi ise şaşkınlıkla karşılandı. Ancak dönemin tarihî kaynakları ve Mahperi Huand Hatun’dan günümüze ulaşan eserler, Şimşirgil ile Uğurluel’in özellikle bazı kurgu tercihleri üzerinde yaptıkları eleştirilerin haklılığını açıkça ortaya çıkardı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>ATV’nin yeni tarih dizisi “Aşk ve Taht”, daha ilk bölümlerinden itibaren tarihçilerden büyük tepki aldı. Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil ve Dr. Talha Uğurluel, I. Alaeddin Keykubad döneminin aşk, harem ve saray entrikaları üzerinden anlatılmasına sert tepki gösterirken Erhan Afyoncu'nun diziyi tarih izleyicilerine tavsiye etmesi ise şaşkınlıkla karşılandı. Ancak dönemin tarihî kaynakları ve Mahperi Huand Hatun’dan günümüze ulaşan eserler, Şimşirgil ile Uğurluel’in özellikle bazı kurgu tercihleri üzerinde yaptıkları eleştirilerin haklılığını açıkça ortaya çıkardı.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye Selçuklu Devleti'nin en kudretli hükümdarlarından I. Alaeddin Keykubad’ın hayatını konu alan “Aşk ve Taht”, yayın hayatına tartışmalarla başladı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dizinin yapım ekibi, hikâyeyi yalnızca siyasi ve askerî tarih üzerinden değil; aşk, ihanet ve iktidar mücadelesinin iç içe geçtiği bir anlatıyla ekrana taşıyor. Dizinin resmî tanıtımında da yapım, “aşk, ihanet, sadakat ve iktidar arzusuyla şekillenen” bir dönem hikâyesi olarak sunuluyor. Yönetmen Yağmur Taylan ise diziyi açıkça Alaeddin Keykubad döneminde geçen “güçlü bir aşk hikâyesi” olarak tanımlıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tam da bu tercih iki tarihçinin sert itirazına yol açtı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Şimşirgil: “Selçuklu’yu entrikaya meze yapıyorlar”<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, dizinin Türkiye Selçuklu tarihini anlatmak yerine günümüz seyircisine hitap edecek aşk ve entrika hikâyeleri üretmesine tepki gösterdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şimşirgil, dizinin I. Alaeddin Keykubad gibi son derece önemli bir hükümdarı konu edinmesinin büyük bir fırsat olduğunu, ancak bu fırsatın yanlış kullanıldığını söyledi:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Demek ki güzel bir konu seçmişler. Türk milletinin gençlerine bir sultanın, önemli bir sultanın hayat hikayesini verecekler diye düşünüyorsunuz. Fakat öyle değil.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şimşirgil Selçuklu sarayının belgelenmiş tarihinden çok, harem, aşk ve gizli ittifakların öne çıkarılmasına sert şekilde tepki gösterdi<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Dizileri tamamen günümüzün aklımıza gelebilecek entrikalarına meze yapıyorlar. Bu son derece üzüntü verici, esef verici, endişe verici bir durum.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şimşirgil ayrıca yapımcıların artık “tarihe uygun” söyleminden uzaklaşıp “tarihten esinleniyoruz” demeye başladıklarını ifade ederek dizinin tanıtımındaki “saray entrikaları”, “gizli ittifaklar” ve “haremdeki güç dengeleri” vurgularını eleştirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Dizinin en tartışmalı iddiası: Alaeddin Keykubad’ı annesi mi zindana attırdı?<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Şimşirgil’in özellikle üzerinde durduğu noktalardan biri de, dizinin Alaeddin Keykubad’ın zindana düşmesinde annesine rol vermesi oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Aşk ve Taht”ın resmî birinci bölüm özetinde Alaeddin’in “annesi ve baba gibi gördüğü atabeyinin ihanetiyle zindana düştüğü” açıkça ifade ediliyor. Aynı özette annesi Ümmühan Hatun’un Alaeddin’in zindana düşmesinde pay sahibi olduğu da anlatılıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şimşirgil buna şu sözlerle karşı çıktı:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Peki Alaaddin Keykubad'ı kim sattı? Anası sattı. Yani anası bir anda ihanet eden bir kadın oldu.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ardından tarihî süreci hatırlattı:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Peki anası sattı mı onu? Satmadı.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu noktada tarihî kaynaklar Şimşirgil’in itirazını önemli ölçüde güçlendiriyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki I. Keykubad maddesine göre Alaeddin Keykubad’ın hapsedilmesinin sebebi annesinin ihaneti değil, babasının ölümünün ardından ağabeyi I. İzzeddin Keykâvus’a karşı giriştiği <strong>taht mücadelesiydi</strong>.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Keykâvus devlet erkânı tarafından sultan seçilince Alaeddin Keykubad bunu kabul etmedi; Ermeni Kralı Leon ve Erzurum Meliki Tuğrul Şah ile birlikte Kayseri’yi kuşattı. Başarısızlığın ardından Ankara Kalesi’ne çekildi, burada kuşatıldı ve kendisine ve şehir halkına zarar verilmemesi şartıyla teslim olarak hapse atıldı. Daha sonra ağabeyinin ölümünün ardından 1220’de serbest bırakılarak hükümdar ilan edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dolayısıyla dizide Alaeddin’in hapis hayatının <strong>“anne ihaneti” üzerinden dramatize edilmesi</strong>, bilinen temel tarih anlatısıyla örtüşmüyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şimşirgil’in “Bu mücadeleleri mesela gösterseniz ne olur?” itirazının merkezinde de tam olarak bu nokta bulunuyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Talha Uğurluel: “Selçuklu’nun en ihtişamlı dönemini aşk, uçkur ve taht hırsına indirgersen…”<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Diziye bir diğer sert tepki Dr. Talha Uğurluel’den geldi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Uğurluel, Türkiye Selçuklularının sanat, kültür ve medeniyet bakımından zirve dönemlerinden birinin aşk ve taht kavgası merkezli anlatılmasına karşı çıkarak şöyle dedi:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Çok isterdim şaşırmayı, bu kez tarihe sadık kalmışsınız demeyi. Ama olmadı, olmuyor.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Uğurluel’in en sert sözleri ise dizinin genel anlatım tercihine yönelikti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Sen Türkiye Selçuklularının en ihtişamlı, en sanatlı, kültürlü, irfanlı dönemini aşk, uçkur ve taht hırsına indirgersen bu toplum seni izlemezzz!!!”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Uğurluel özellikle I. Alaeddin Keykubad ile Mahperi Hatun’un senaryodaki temsilini eleştirdi:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Alaaddin Keykubat ve Mahperi Hatun bu senaryo karşısında senden davacı olacaksa bütün emeklere yazık.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Mahperi Hatun gerçekten nasıl hatırlanıyor?<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Uğurluel’in ikinci itirazı Mahperi Huand Hatun’un tarihî şahsiyetine yönelikti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dizide Alaeddin Keykubad ile Destina arasındaki yıllara yayılan romantik hikâye anlatının merkezine yerleştiriliyor. Resmî bölüm özetinde Destina’nın yıllarca Alaeddin’i unutamadığı, Alaeddin’in de zindandayken “yeşil gözlü” kadını düşündüğü anlatılıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Uğurluel ise Mahperi Hatun’un tarihî mirasının bundan çok daha farklı olduğunu vurguluyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Mahperi Hatun’a döneminde, ‘Asrın Meryemi, Zamanın Haticesi’ demişler.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Uğurluel’in aktardığı bu ifade yalnızca bir yorum değil. Mahperi Hatun’un Kayseri’deki türbesinde bulunan sanduka kitabesi üzerine yapılan akademik çalışmalar da aynı ifadeleri kayıt altına alıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Belleten’de yayımlanan akademik çalışmada Mahperi Hatun’un kitabesinde onun “ibadet etmeye düşkün”, “adalet sahibi”, “dünyada kadınların melikesi”, “afife”, “temiz”, “devrinin Meryem’i”, “zamanın Hatice’si” ve çok miktarda malını hayır için harcayan bir kadın olarak nitelendirildiği belirtiliyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Vakıflar Dergisi’ndeki çalışma da aynı sanduka kitabesindeki bu vasıfları doğruluyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Üstelik Mahperi Hatun’un tarihî mirası yalnızca kitabeden ibaret değil.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">TDV İslâm Ansiklopedisi, 1238 tarihli Kayseri Huand Hatun Camii’nin Mahperi Hatun tarafından yaptırıldığını; cami, medrese, türbe ve hamamdan oluşan külliyenin Selçuklu mimarisinin önemli eserleri arasında bulunduğunu kaydediyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Uğurluel de tam bu noktadan hareketle şu tepkiyi gösterdi:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Hâyır eserleri ile çevresini donatmış, döneminde hakkında bu ifadelerin kullanıldığı bir Kadınefendi’yi yaftalamak ayıptır.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Şimşirgil: “Bir eserler sultanı sanki bu kadın”<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Ahmet Şimşirgil de Uğurluel ile aynı noktaya dikkat çekiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mahperi Hatun’un Kayseri başta olmak üzere çok sayıda hayır eseri bıraktığını belirten Şimşirgil, dizinin bu yönü anlatmak yerine aşk kurgusuna yoğunlaşmasını eleştirdi:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Muazzam bir külliye. Sadece Kayseri'de değil Anadolu'nun pek çok yerinde bu kadıncağız mescitleri var. Camileri var. Çeşmeleri var. Hanları var. Hamamları var. Ya bir eserler sultanı sanki bu kadın.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şimşirgil devamında:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Bu kadın tarihlerimizde iffetiyle, namusuyla, güzelliğiyle, eserleriyle, dini eserleriyle, her şeyiyle meşhur olmuş bir kadın.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Böylece Şimşirgil ve Uğurluel’in Mahperi Hatun hakkındaki itirazları aynı noktada birleşiyor: <strong>Tarihî şahsiyetin belgelenmiş hayırseverliği, mimari mirası ve toplumdaki itibarı geri plana itilirken romantik ve saray merkezli kurgu öne çıkarılıyor.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Erhan Afyoncu ise diziyi tavsiye etti<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Prof. Dr. Erhan Afyoncu ise tarihi olayları çarpıtan diziyi tarih meraklılarına tavsiye etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Afyoncu, “Selçuklu'nun Muhteşem Yüzyılı” başlığıyla yaptığı değerlendirmede dizinin Türkiye Selçukluları hakkında yapılan ilk dizi olduğunu belirterek yapımı övdü.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Afyoncu:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Dizide Türkiye Selçukluları'nın en parlak hükümdarı Alaeddin Keykubad, eşleri Mahperi Honad Hatun ve Melike Hatun ile Selçuklu'nun bu parlak dönemi anlatılıyor.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Afyoncu, şehzadeler arasındaki taht mücadeleleri ile sultanın eşlerinin kendi oğullarını tahta geçirme mücadelelerinin kendisine “Muhteşem Yüzyıl” dizisini hatırlattığını belirtti ve yapımcı Mehmet Bozdağ için:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Tarihi filmlerdeki ustalığını bu dizide de gösteriyor.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">diyerek diziyi tarih meraklılarına tavsiye etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Selçuklu sarayında <strong>siyasi rekabetin hiç yaşanmadığını söylemek tarihî açıdan doğru olmaz</strong>. Mahperi Hatun ile Melike Adile çevresindeki hanedan rekabetinin izlerini inceleyen akademik çalışmalar bulunuyor. Hatta bazı araştırmacılar iki kadının oğullarının saltanat varisliği etrafında bir rekabet yaşandığına dair işaretler bulunduğunu belirtiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ancak sarayda siyasi rekabet bulunması, dizideki <strong>her aşk, ihanet, gizli ittifak veya aile içi entrika sahnesinin tarihî olduğu anlamına gelmiyor.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tartışmanın esas düğümlendiği yer de burası.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Şimşirgil’den Afyoncu’ya doğrudan tepki<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Ahmet Şimşirgil, Erhan Afyoncu’nun diziye destek veren paylaşımına da doğrudan karşı çıktı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şimşirgil sosyal medya hesabından:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Büyük Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubad aşk, meşk ile anlatılacak! Saffetü'd dünya ve'd din lakaplı Mahperi Huand hatun entrikaların odağında gösterilecek! Erhan hoca da bunu övecek... Akıl alır gibi değil... Selçuklunun karalanmasından zevk duyacaklar izlesin!”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu tartışmayı daha önemli hale getiren bir başka ayrıntı ise dizinin tanıtım dili.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ATV’nin kendi tanıtımında yapım, Alaeddin Keykubad’ın <strong>“gerçek ve çarpıcı hikâyesi”</strong> olarak nitelendiriliyor. Aynı tanıtımda dizinin aşk, ihanet ve iktidar arzusu etrafında şekilleneceği de belirtiliyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Fakat tarihî kaynakların Alaeddin Keykubad’ın zindana düşüşünü anlattığı olay örgüsü ile dizinin “annesi tarafından ihanete uğradı” kurgusu arasında belirgin bir fark bulunuyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Benzer biçimde Mahperi Hatun’un tarihî varlığı, külliyesi, sanduka kitabesi ve hayır faaliyetleri belgelenebilirken; dizinin merkezine yerleştirdiği uzun soluklu romantik hikâye dramatik senaryonun parçası olarak karşımıza çıkıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu nedenle Şimşirgil ve Uğurluel’in itirazı “tarih dizisinde hiç kurgu olmasın” noktasından çok, <strong>kurgunun tarihî kişiliklerin gerçek hayatlarının önüne geçirilmesine</strong> yöneliyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dolayısıyla Şimşirgil ile Uğurluel’in ortak sorusu önem kazanıyor:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Türkiye Selçuklularının böylesine güçlü bir siyasi, askerî, mimari ve kültürel dönemi ekrana taşınırken neden hikâyenin ana eksenlerinden biri aşk, harem ve entrika olmak zorunda?</strong><o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 17:37:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/09/selcuklu-tarihi-entrikaya-kurban-edildi-yeni-diziye-tarihcilerden-buyuk-tepki-1789742408.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye son 20 yılda büyük bir dönüşüm yaşadı</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/turkiye-son-20-yilda-buyuk-bir-donusum-yasadi-1861</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/turkiye-son-20-yilda-buyuk-bir-donusum-yasadi-1861</guid>
                <description><![CDATA[Polonya Başbakan Yardımcısı ve Milli Savunma Bakanı Wladyslaw Kosiniak-Kamysz savunma sanayisinin gelişiminde Türkiye'yi örnek aldıklarını belirterek, "Türkiye devasa bir sıçrama gerçekleştirdi. Son 20 yılda büyük bir dönüşüm yaşadı, askeri teçhizatın yüzde 80'ini kendi üretir hale geldi" dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Polonya Başbakan Yardımcısı ve Milli Savunma Bakanı Wladyslaw Kosiniak-Kamysz savunma sanayisinin gelişiminde Türkiye'yi örnek aldıklarını belirterek, "Türkiye devasa bir sıçrama gerçekleştirdi. Son 20 yılda büyük bir dönüşüm yaşadı, askeri teçhizatın yüzde 80'ini kendi üretir hale geldi" dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Polonya Başbakan Yardımcısı ve Savunma Bakanı Wladyslaw Kosiniak-Kamysz 8-11 Eylül'de Kielce şehrinde düzenlenen 34. Uluslararası Savunma Sanayi Fuarı'nın açılışında yaptığı konuşmada Türk savunma sanayisinin son yıllarda gerçekleştirdiği dev sıçramayı övdü. Savunma Bakanı Wladyslaw Kosiniak-Kamysz, Türkiye'nin yalnızca üretim yapıp kendi ihtiyaçları için satın almadığını, aynı zamanda ihracat yaptığını, ihracatı teşvik ettiğini söyledi. Savunma Bakanı Kosiniak-Kamysz, "Bu Polonya’da da uygulamak istediğimiz bir model. Türkiye devasa bir sıçrama gerçekleştirdi. 20 yıl içerisinde büyük bir dönüşüm yaşadı. Geçmişte kendi ihtiyaçları için gereken teçhizatın yalnızca yüzde 20’sini üretiyor, yüzde 80’ini ise yurt dışından satın alıyordu. Bugün ise bu oranları tamamen tersine döndürmüş durumda" dedi. Kosiniak-Kamysz günümüz itibarıyla Polonya'da bu oranın yüzde 50'ye yüzde 50 olduğunu söyledi.<br><br><strong>"Güçlü ve güvenli bir Polonya’nın inşası konusunda tüm sorumluluğu üstleniyoruz"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hükümet olarak güçlü ve güvenli bir Polonya'nın inşası konusunda tüm sorumluluğu üstlendiklerini belirten Wladyslaw Kosiniak-Kamysz Ukrayna'da sürmekte olan savaşın ne kadar tehlikeli bir dönemde yaşadıklarını anlamalarını sağladığını ifade etti. "Polonya hükümeti ve parlamentodaki çoğunluk olarak güçlü ve güvenli bir Polonya’nın inşası konusunda tüm sorumluluğu üstleniyoruz. Önümüze çıkarılan hiçbir engel güvenli sınırların oluşturulması, ordumuzun güçlendirilmesi ve Polonya ordusu askerlerinin en iyi kişisel teçhizatla donatılması yolundaki yürüyüşümüzü durduramayacak" diyen Kosiniak-Kamysz, ülkesinin artık sadece satın alan değil, aynı zamanda üreten bir ülke olmaya başladığını belirtti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Fuarda Polonya Silahlanma Grubu tarafından amfibi zırhlı muharebe aracı Borsuk temel alınarak geliştirilen 40 tonluk yeni ağır zırhlı muharebe aracının prototipinin sergilenmesinden duyduğu onuru dile getiren Kosiniak-Kamysz, "Kendi gücümüze inanalım ve bunu inşa edelim, çünkü yalnızca güçlü olanları savunmak isterler" şeklinde konuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Ebru Orhan</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 09:38:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/09/turkiye-son-20-yilda-buyuk-bir-donusum-yasadi-1789713608.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Menderes&#039;in asıl suçu ezan yasağını kaldırmaktı!</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/menderesin-asil-sucu-ezan-yasagini-kaldirmakti-1857</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/menderesin-asil-sucu-ezan-yasagini-kaldirmakti-1857</guid>
                <description><![CDATA[Başbakan Adnan Menderes, 14 Mayıs 1950 seçimlerinden sonra 22 Mayıs'ta gerçekleşen ilk Meclis toplantısında, "Ezan yasağını hemen kaldıracağız" demişti ama Cumhurbaşkanı Celal Bayar, "İlk icraatınız ezanı Arapça okutmak olursa, korkarım bu son icraatınız olabilir" diye garip bir uyarıda bulunmuştu! Ezan yasağını kaldırması, Menderes'in "son icraatı" olmamıştı ama "sonunun başlangıcı" olmuştu!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Star Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Nuh Albayrak'ın Gazetede yayınlanan son makalesi:</strong></p><p class="MsoNormal"><span style="color:hsl(240,75%,60%);">https://www.star.com.tr/yazar/menderesin-asil-sucu-ezan-yasagini-kaldirmakti-yazi-2040630/</span></p><p class="MsoNormal">Bu ülkede bir <strong>"Başbakan"</strong> 65 yıl önce bugün (17 Eylül 1961), darağacına asıldı!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hem de halkın, yüzde 54 gibi görülmemiş çoğunlukla seçtiği bir başbakan...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Peki suçu neydi?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"Anayasa'yı ihlal etmek, diktatörlük eğilimi göstermek!"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Vallahi yalan, billahi yalan...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yahu tarihin gördüğü en <strong>"kibar"</strong> adamdı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bence en büyük suçu, diktatörlere <strong>"demokrat"</strong> muamelesi yapmasıydı!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Geçin bunları dostlar...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yahudiler, Acemler ve CHP'liler, <strong>"doğru"</strong> gibi yalan söyler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yassıada'daki yargı tiyatroları algı operasyonundan ibaretti!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Adnan Menderes'in asıl suçu(!), ezanı, aslına çevirerek tek parti diktatörlüğünün dinsizlik çabalarını boşa çıkarmasıydı!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>MASON REİSİCUMHUR CELAL BAYAR UYARMIŞTI!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Başbakan Adnan Menderes, 14 Mayıs 1950 seçimlerinden sonra 22 Mayıs'ta gerçekleşen ilk Meclis toplantısında, <strong>"Ezan yasağını hemen kaldıracağız"&nbsp;</strong>demişti ama Cumhurbaşkanı Celal Bayar, <strong>"İlk icraatınız ezanı Arapça okutmak olursa, korkarım bu son icraatınız olabilir"</strong> diye garip bir uyarıda bulunmuştu!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aynı Celal Bayar, ilerleyen tarihlere bütün Türkiye'den gelen <strong>"Ayasofya açılsın"</strong> imzaları üzerine başlatılan teşebbüsü de engellemişti!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Neyse ki, seçim meydanlarında <strong>"Dinimizi serbest bırak"</strong> diye yalvaran millete söz veren Menderes direnmiş; <strong>"Tek icraatım da olsa ezanı aslına döndüreceğim"</strong> demişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nitekim <strong>16 Haziran</strong>'da<strong>&nbsp;</strong>görüşmeye açılmış ve <strong>"18 yıllık zulüm"</strong> buruşturulup çöpe atılmıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>BÜTÜN TÜRKİYE "BAYRAM" YAPMIŞTI!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Başbakan Menderes, valilere <strong>"Ezan artık serbesttir; derhal halka duyurun"</strong> talimatı göndermişti. Müslümanlar, ertesi gün başlayan Ramazan ayına görülmemiş bir coşkuyla girmişti. Sultanahmet Camii'nin dört minaresinin 16 şerefesinden, aynı anda ezan okuyan 16 müezzin, 18 yıl önce Ayasofya'da ezanı bitiren <strong>"çakma hafızlar"</strong>dan <strong>"rövanş"</strong> almıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu haberin Bursa'daki anlamı çok farklıydı. 18 yıl önce ezan sevgisi sebebiyle Mustafa Kemal'in <strong>"özel"</strong> talimatıyla cezalandırılan Bursalılar, yine Ulucami'de toplanmıştı. Müezzin Bayram Sarıcan, şahit olduğu muhteşem manzarayı; <strong>"Ulucami'nin iki minaresinde, güzel sesli iki müezzin öyle bir ezan okudu ki, o hali anlatmak mümkün değildir, ancak yaşayanlar bilir"</strong> şeklinde tarif etmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Merhum Bayram hocanın şu tespiti ise 30 yıllık CHP zulmünü ve o günkü durumu bir cümlede özetlemişti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"Sanki İslamiyet eskiden varmış; bir ara yok olmuş; şimdi de yeniden doğuyormuş gibi manevî bir hal vardı..."</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"Herkes sevinçten ağlıyor ve birbirini tebrik ediyordu"</strong> şeklinde tasvir ettiği manzara; Bayram Sarıcan'a, <strong>"müezzinlerin pîri"</strong> Bilâl-i Habeşi Hazretlerinin, Peygamber Efendimizin vefatı üzerine ayrıldığı Medine'ye yıllar sonra döndüğünde okuduğu ezanı hatırlatmıştı.<a href="https://www.star.com.tr/yazar/menderesin-asil-sucu-ezan-yasagini-kaldirmakti-yazi-2040630/#0" target="_blank">[1]</a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bir başka camide (Suluki veya Emirsultan) ezana doyamayan müezzin tam 7 defa okumuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bütün Türkiye böyleydi. <strong>"Ezan"</strong> okunan camilerin etrafına toplananlar <strong>"şükür secdesi"</strong> için yere kapanıyordu. Her yerde adaklar kesiliyor, Başbakan Menderes'e teşekkür telgrafları yağıyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>EZANIN HESABI AĞIR OLDU</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Ezan yasağını kaldırması, Menderes'in "son icraatı" olmamıştı ama "sonunun başlangıcı" olmuştu!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ezan düşmanları, 16 Haziran'da <strong>"çentik"</strong> atmış; hesabını ise on yıl sonra sormuştu. Yassıada'da uygulanan insanlık dışı muamelenin sebebi buydu! <strong>"Darbe"</strong> ile bile izah edilemeyecek bu kin ve öfkenin gerisinde, on yıldır katmerlenen <strong>"intikam"</strong> hırsı vardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>27 Mayıs darbesinin asıl sebebi budur, geri kalan gerekçeler tamamen algı operasyonudur.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Adnan Menderes'in avukatı olduğu için Yassıada'da yaşananları çok iyi bilen Burhan Apaydın da, bu gerçeği ifade etmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">CHP'nin bu sinsi intikam tarzı, İttihatçı mirasıdır. Yüzlerce münevveri de <strong>"şapka"</strong> yüzünden asmışlardı ama kayıtlara göre hiç biri şapka için asılmamıştı!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"Şapka küfür alametidir" diyen İskilipli Atıf Hoca'yı, "toplumu isyana sevk etmekten" asanlar; ezan yasağını kaldıran Menderes'i de "milleti birbirine düşürmek"ten asmıştır!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>EZAN YASAĞINI GERİ GETİRMEK İSTEDİLER</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nitekim 27 Mayıs cuntası, darbeden sonra yine <strong>"Türkçe ezan"</strong> mecburiyeti getirmek istemiş; ancak gördükleri coşkudan korktukları için cesaret edememişti. Ama her fırsatta zehirlerini kusmaktan da geri durmamışlardı. Dindar subaylar <strong>"namaz kılmamaları"</strong> konusunda uyarılmış, <strong>"mimli"</strong> olanlar ordudan atılmıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Diyarbakır'da Kolordu Komutanı olan ve 12 Ağustos 1960'ta Bursa'ya <strong>"vali"</strong> atanan Daniyel Yurdatapan, makamına oturur oturmaz müftüyü çağırmış ve <strong>"Sana emir veriyorum, yarından itibaren ezanı tekrar Türkçe okutacaksın"</strong> demişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yassıada'da Menderes'e tokat atan Üsteğmen <strong>Teoman Koman</strong>, Jandarma Genel Komutanı olduğu <strong>"28 Şubat"</strong> dönemindeki 15 Şubat 1996 tarihli genelgesinde, <strong>"Mescitlere rütbeli personel, sivil memur ve işçiler girmeyecek, ezan okunmayacak, duvarlardaki eski Türkçe yazılar kaldırılacak"</strong> diyordu.<a href="https://www.star.com.tr/yazar/menderesin-asil-sucu-ezan-yasagini-kaldirmakti-yazi-2040630/#0" target="_blank">[2]</a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu <strong>"talimat"</strong>ların, <strong>"tek parti"</strong> zulmünden ne farkı var?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı'nın, 28 Şubat MGK'sında kullandığı, <strong>"Laiklik ilkesinin bozulması, Türkçe ezandan vazgeçilmesiyle başladı"</strong> ifadesi, bu kafaların ezan düşmanlığının ifadesidir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Oysa Müslümanları <strong>"laiklik düşmanı"</strong> olarak görmek, tam bir <strong>"laiklik münafıklığı"</strong>dır. Laikliği, <strong>"din düşmanlığı"</strong> şeklinde anlıyor; Müslümanları dövmek için <strong>"sopa"</strong> yerine kullanıyorlar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aynı Karadayı, 26 Haziran 2012 tarihinde Meclis'teki Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu'na verdiği ifadede, <strong>"Türkçe okununca anlıyordum, şimdi anlamıyoruz. Menderes'in en önemli hatası, bunu değiştirmesidir"</strong> diyerek, hâlâ aynı kafayı taşıdığını göstermişti!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>SANKİ ANLAYINCA CAMİYE KOŞTULAR</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"Türkçe ezan"</strong> tartışmalarının asıl maksadını anlamak için, <strong>"Türkçe okunsun, anlayalım"</strong> sakızını çiğneyenlerin samimiyetine bakmak yeterlidir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu zulmü millete reva görenlerin de, onların yolunda gidenlerin de camiyle cemaatle hiçbir ilgisi yoktur. Müslümanların, <strong>"Ezanı anlamıyorum"&nbsp;</strong>gibi bir şikâyeti hiç olmamışken; ezanın ne olduğunu bile bilmeyen bu samimiyetsizlerin, <strong>"anlama"</strong> iddiası, çirkin bir tezgahtan başka bir şey değildir. Sanki müezzinin ne dediğini anladıkları zamanlar camiden çıkmamışlardı!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ezanla ilgisi olmayanların sürdürdüğü bu savaş, <strong>"Vekaleten Haçlı Saldırısı"</strong>ndan başka bir şey değildir. Çünkü, ezan, kamet, hutbe ibadetin parçasıdır, din nasıl emretmişse öyle uygulanır. Çoktan taktik değiştirmiş olan Haçlı-Siyonist ittifak, artık çayın taşı ile çayın kuşunu vurmakta, yerinden kıpırdamadan savaş kazanmaktadır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu <strong>"tek parti virüsü"</strong>nün son yıllarda görülmemesi, <strong>"bünye"</strong>nin güçlü olmasındandır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bugünkü CHP ve <strong>"yeni türevi"</strong>'nin, <strong>"Kimsenin inancı-ibadeti bizi ilgilendirmez"&nbsp;</strong>açıklamaları takıyyeden ibarettir. Aynen <strong>"ezik"</strong> kaldıkları <strong>"1950 Meclisi"</strong>nde ezan yasağını savunamayınca <strong>"Kaldırılsın"</strong> dedikleri gibi, şimdi de <strong>"iktidarsız"</strong> oldukları için ses çıkaramıyorlar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Yoksa eski/yeni; adı ne olursa olsun, "CHP zihniyeti"nin İslâm düşmanlığı asla değişmez!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/menderesin-asil-sucu-ezan-yasagini-kaldirmakti-yazi-2040630/#0" target="_blank">[1]</a> Bayram Sarıcan, <i>Bursa'da Dinî Hayat,</i> Düşünce Kitabevi, Bursa 2003, s. 113.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/menderesin-asil-sucu-ezan-yasagini-kaldirmakti-yazi-2040630/#0" target="_blank">[2]</a> 28 Şubat 1997 MGK'sı Tutanakları.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 12:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/09/menderesin-asil-sucu-ezan-yasagini-kaldirmakti-1789638660.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tunceli&#039;den Söke&#039;ye Kaydırılan Tugay</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/tunceliden-sokeye-kaydirilan-tugay-1855</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/tunceliden-sokeye-kaydirilan-tugay-1855</guid>
                <description><![CDATA[Yunan medyasında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Ege kıyılarındaki askeri takviyeleri hakkında yapılan haberde Terörsüz Türkiye vurgusu yapıldı. Yunan milliyetçisi gazete, PKK'nın tasfiyesinden dolayı Türkiye'nin güneydoğusundaki birliklerin Ege kıyıları ile Yunanistan sınır bölgelerine kaydırıldığı değerlendirmesi yaptı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Yunan medyasında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Ege kıyılarındaki askeri takviyeleri hakkında yapılan haberde Terörsüz Türkiye vurgusu yapıldı. Yunan milliyetçisi gazete, PKK'nın tasfiyesinden dolayı Türkiye'nin güneydoğusundaki birliklerin Ege kıyıları ile Yunanistan sınır bölgelerine kaydırıldığı değerlendirmesi yaptı.</strong><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif;font-size:18.0pt;"><span style="line-height:107%;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;mso-font-kerning:0pt;mso-ligatures:none;"><strong>&nbsp;<o:p></o:p></strong></span></span></p><p class="MsoNormal"><strong>ATİNA'DA TERÖRSÜZ TÜRKİYE PANİĞİ<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal"><strong>Yunanistan'da Türkiye hakkındaki yayınlarıyla öne çıkan milliyetçi Pentapostagma gazetesi, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bölgedeki etkinliği hakkındaki haberinde "Terörsüz Türkiye" sürecine geniş yer ayırdı.<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal"><strong>Gazete, Terörsüz Türkiye süreci sayesinde Türkiye'nin güneydoğusu, Irak ve Suriye sınırlarındaki askeri birliklerin de Ege kıyılarına kaydırılmasının önünün açıldığını vurguladı.<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis'in Türkiye'ye yakın Yunan adalarını ziyareti sırasındaki silahlı askeri unsurlarla verdiği görüntüler tartışma yarattı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Görüntülerin hemen ardından Türk Silahlı Kuvvetleri'nin&nbsp;Ege kıyılarına yaptığı askeri takviyeler gündeme geldi.</p><p class="MsoNormal"><img src="/images/files/6aab83e5d25df489__w800xh467.webp"><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>YUNAN MEDYASINDA PANİK<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Yunan medyası, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Ege kıyılarındaki etkinliğiyle ilgili yayınlara başladı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yapılan değerlendirmelerde Ankara'nın her türlü seçeneğe hazır olduğu vurgulanırken Miçotakis hükümetine eleştiriler yöneltildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>TUNCELİ'DEN SÖKE'YE KAYDIRILAN TUGAY</strong></p><figure class="image"><img src="/images/files/6aab83d8b9957713__w800xh462(1).webp"></figure><p class="MsoNormal"><strong><img src="/images/files/6aab83d8b9957713__w800xh462.webp"><o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Yapılan haberlerde özellikle Tunceli'deki 51. Komando Tugayı, Aydın'ın Söke ilçesine kaydırılması öne çıktı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Söke'nin, Türkiye'ye en yakın Yunanistan topraklarından olan Sisam adasının tam karşısında bulunduğu hatırlatıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"PKK'NIN FESHİ NEDENİYLE GÜNEYDOĞU'DAKİ BİRLİKLER EGE'DE KONUŞLANIYOR"<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal"><i><strong>"Türkler Anadolu kıyılarını güçlü bir orduyla dolduruyor"</strong></i> başlıklı haberde, Ege ve Trakya'daki birliklerin güçlendirilmesiyle ilgili "en tehlikeli husus" vurgusu yapılarak şu ifadeler yer aldı:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>"Bu güçlendirmede insansız hava araçları, Türk Genelkurmay Başkanlığına bağlı Özel Kuvvetler (Bordo Bereliler) ve Kara Kuvvetlerinin özel birlikleri önemli yer tutmaktadır.</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Bu birliklerin bir kısmı, PKK ile ilgili süreç ve Suriye'deki SDG'nin kendisini feshetmesi nedeniyle Kuzey Irak, Suriye ve Türkiye'nin güneydoğusundaki bölgelerden yeniden konuşlandırılmaktadır.</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"TÜRK KUVVETLERİ HER ŞEYİ ANLIK TAKİP EDİYOR"<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Türk kuvvetlerinin mevcut konuşlanma biçimi, Ege adaları ve Meriç/İpsala hattının yakınlığı nedeniyle, karşı tarafın tepki verme süresini oldukça kısaltmaktadır."</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gazetenin haberinde aynı zamanda Ege Denizi'nde Türk insansız hava araçları tarafından Yunan kuvvetlerinin tüm hareketlerinin anlık olarak takip edildiğini kaydetti.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 12:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/09/tunceliden-sokeye-kaydirilan-tugay-1789636596.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ankara&#039;nın gözü üzerimizde</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/ankaranin-gozu-uzerimizde-1844</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/ankaranin-gozu-uzerimizde-1844</guid>
                <description><![CDATA[Yunan basını, Türkiye'nin Yunanistan'ın yalnızca silahlanma programlarını değil, askeri kapasitesini, siyasi reflekslerini ve toplumsal direncini de sistematik olarak analiz ettiğini gündemine taşıdı. Yayında, olası bir Türkiye-Yunanistan krizinin kısa süreli bir gerilimden çıkıp devletlerin üretim gücü, rezervleri ve dayanıklılığının belirleyici olacağı uzun soluklu bir yıpratma savaşına dönüşebileceği değerlendirildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Yunan basını, Türkiye'nin Yunanistan'ın yalnızca silahlanma programlarını değil, askeri kapasitesini, siyasi reflekslerini ve toplumsal direncini de sistematik olarak analiz ettiğini gündemine taşıdı. Yayında, olası bir Türkiye-Yunanistan krizinin kısa süreli bir gerilimden çıkıp devletlerin üretim gücü, rezervleri ve dayanıklılığının belirleyici olacağı uzun soluklu bir yıpratma savaşına dönüşebileceği değerlendirildi.<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.sabah.com.tr/haberleri/yunanistan" target="_blank">Yunanistan</a>&nbsp;merkezli Geopolitico'ya göre,&nbsp;<a href="https://www.sabah.com.tr/haberleri/turkiye" target="_blank">Türkiye</a>&nbsp;yalnızca&nbsp;<a href="https://www.sabah.com.tr/haberleri/atina" target="_blank">Atina</a>'nın silahlanma programlarını değil, askeri analizleri, Yunan subaylarının değerlendirmelerini, siyasi tepkileri ve ülkenin savunma direncinin gerçek sınırlarını da sistematik biçimde inceliyor. Yayına göre olası bir Türkiye-Yunanistan krizinde belirleyici unsur, ilk günkü askeri üstünlükten ziyade uzun süreli yıpratma savaşına dayanıklılık olacak.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>TÜRKİYE'NİN ODAĞINDA YUNANİSTAN'IN ASKERİ VE TOPLUMSAL DİRENCİ VAR</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Geopolitico'nun yeni podcast yayınında, Genel Yayın Yönetmeni Christos Konstantinidis, Türkiye'nin Yunanistan'a yönelik yaklaşımının yalnızca silah sistemleriyle sınırlı olmadığını savundu. Analizde,&nbsp;<a href="https://www.sabah.com.tr/haberleri/ankara" target="_blank">Ankara</a>'nın Yunanistan'ın avantajlarını araştırırken öncelikli olarak zayıf noktalarını, askeri hazırlığını, siyasi reflekslerini ve toplumsal dayanıklılığını değerlendirdiği öne sürüldü.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"KRİZ BİRKAÇ SAATLİK OLAY OLMAKTAN ÇIKABİLİR"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Habere göre iki ülke arasında yaşanabilecek bir çatışmanın birkaç saat süren kontrollü bir gerginlikle sınırlı kalacağının garantisi bulunmuyor. Analizde, silahların kullanılmasının ve kayıpların yaşanmasının ardından krizin uzun süreli bir yıpratma savaşına dönüşebileceği, bu süreçte yalnızca mevcut silah sistemlerinin değil devletin üretim kapasitesi, askeri rezervleri ve toplumun direncinin de belirleyici olacağı ifade edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>İHA OPERATÖRLERİ VE STRATEJİK ORTAKLIKLAR ÖNE ÇIKTI</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yunanistan merkezli Geopolitico'ya göre analizde, Türkiye'de 1,8 milyondan fazla lisanslı insansız hava aracı operatörünün bulunmasının dikkat çekici bir kapasite farkı oluşturduğu değerlendirildi. Yayında ayrıca Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail arasındaki stratejik iş birliği, Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) ile Hindistan'la ilişkilerin derinleştirilmesi ihtimali de ele alındı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"ULUSAL GÜVENLİK SINIRLARLA BAŞLAYIP BİTMİYOR"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Geopolitico'ya göre iç cephenin dayanıklılığı da ulusal güvenliğin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirildi. Analizde, son dönemde hayatını kaybeden iki Hava Kuvvetleri pilotunun cenaze törenine devlet ve siyasi liderliğin katılmamasına dikkat çekilerek, caydırıcılığın yalnızca askeri güçle değil, devletin vatan için fedakârlık yapan personeline verdiği sembolik mesajlarla da inşa edildiği savunuldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yayın, "Türkiye bizi inceliyor. Asıl kritik soru, bizim kendi zayıf yönlerimizi zamanında görüp düzeltecek cesarete sahip olup olmadığımızdır." değerlendirmesiyle sona erdi.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 11:29:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/09/ankaranin-gozu-uzerimizde-1789460988.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Devletine bağlı bir paşa</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/devletine-bagli-bir-pasa-1831</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/devletine-bagli-bir-pasa-1831</guid>
                <description><![CDATA[Devletinin en bunalımlı günlerinde Makedonya dağlarına çıkıp asilik yapmadı. Türk'ün devlet adamlarına kurşun sıkmadı. Padişahına asi olmayı aklından geçirmedi. Hiçbir zaman Batı’nın ve Türk düşmanı ülkelerin piyonu olmadı. O sahada hep milleti ve vatanı için görevini yapan bir komutandı. Milletinin değerlerine tam bağlı idi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="color:hsl(0, 75%, 60%);"><strong>Prof.Dr.Ahmet Şimşirgil- Türkiye Gazetesi</strong></span></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/gazi-osman-pasa-1815185" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file">https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/gazi-osman-pasa-1815185</a></p><p class="MsoNormal">Geçenlerde etkili bir şahsın hezeyanlarını bana gönderdiler. II. Abdülhamid Han’ın Plevne Savaşları sırasında Gazi Osman Paşa’ya yardım etmediğini, Plevne’nin düşmesine yardımcı olduğunu falan zırvalıyordu!..<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Allah Allah! Tarih bu kadar tersyüz edilir miydi? Bir milletin evlatları tarihine bu kadar yabancılaşır mıydı? Anlamak mümkün değil. Fakat son yıllardaki tarihî diziler bunun bize mümkün olduğunu çok açıkça gösterdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Plevne dediğimizde tarihimizde ilk akla gelen isim Gazi Osman Paşa’dır. Adı şiirlere marşlara konu olmuştur. 149 sene önce temmuz ayında başlayan ve içinde bulunduğumuz günlerde bir ölüm kalım savaşına dönüşen Plevne müdafaaları en mühim savunma savaşlarımızdandır. Hafızalara kazınmıştır. Fakat Osman Paşa ve Plevne bunun dışında pek fazla bilinmez. Neden bilinmez, niçin nisyana itildi?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Çünkü o orduda iken yeraltı örgütü kurmadı ve öyle örgütlere girmedi. Devletinin en bunalımlı günlerinde Makedonya dağlarına çıkıp asilik yapmadı. Türk'ün devlet adamlarına kurşun sıkmadı. Padişahına asi olmayı aklından geçirmedi. Hiçbir zaman Batı’nın ve Türk düşmanı ülkelerin piyonu olmadı. O sahada hep milleti ve vatanı için görevini yapan bir komutandı. Milletinin değerlerine tam bağlı idi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Günümüzde bazıları II. Abdülhamid Han’ın yanında kimse yoktur diye ahkam keserler. Bunlar ne tarih bilirler ne tarih bilmeye heves ederler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Günümüzün dizicileri tarihimize olmayan entrikaları sokmak için sabah akşam kafa yorarlar. Tarihî dizileri kadın kavgalarına meze yaparlar. Reyting uğruna tarihimizin altın yıllarını çöpe çevirirler. İttihat Terakki içerisinde padişaha karşı darbelere girişmiş olanlara toz kondurmak istemezler. Onları nasıl öveceklerini bilemezler. Padişahın ve devletinin yanında olanları ise bir kalemde es geçerler. Böyle şahsiyetleri milletin gençlerine öğretmeyi hiç düşünmezler. Sonra dönerler bu gençler neden tarihine, milletine yabancılaşıyor diye esef ederler...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bakın şimdi de en büyük Anadolu Selçuklu Sultanlarından Alaaddin Keykubat dizisi başladı. Dizinin tanıtımı size her şeyi anlatmıyor mu?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Aşkın, iktidar savaşlarının, saray entrikalarının ve haremde yaşanan güç dengelerinin merkezinde şekillenen hikâye.”</strong>&nbsp;Buyurun bu zihniyet gençliği tarihimizden soğutmaktan başka ne işe yarayacaktır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İşte yıllardır gerek ders kitaplarında gerekse dizi ve filmlerdeki bu sakat bakış açısı sonucunda, gençlerimiz tarih fukarası oldular.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">93 Harbi'nde Plevne’yi Ruslara karşı savunan Osman Paşa’yı günümüzde konuşacak olsanız, hakkında kimse beş cümle kuramaz. Oysa son dönemin namlı komutanlarından ve kahramanlarından bir tanesidir. Adı Türk ve dünya tarihine 1877-78 Harbi sırasında Plevne’yi parlak ve fedakârca müdafaasından dolayı büyük bir kahraman olarak geçti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Osman Paşa kimdi, nasıl yetişti. Hangi görevlerde bulundu. Plevne savaşlarında neler yaptı. Peki Plevne’den sonra milletin hafızasından birden silinen bu Paşa, gerçekten unutuldu mu? Yoksa hangi görevlerde idi. Bunları bilmek gerekir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bunlar bilindiğinde milletiyle, devletiyle bütünleşen şahsiyetlerin büyüdüğünü kahramanlaştığını, tarihine şan ve şeref yüklü sayfalar eklediğini göreceksiniz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Onun için bu milletin yücelmesini ve ilerlemesini istemeyenler onun tarihini bozmakla veya örnek alınacak şahsiyetlerini unutturmakla işe başladılar. Mithat, Enver, Talat, Cemal, Bahattin Şakir gibi olanları ise baş tacı ettirecek yolları açtılar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Yetişmesi ve ilk görevleri!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gazi Osman Paşa, 1833 yılında Tokat’ta doğmuştur. Ailesi hakkında fazla bilgi yoktur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Babası Kereste Gümrüğünde Kâtip Mehmed Efendi namında bir zattı. Annesi ise Şakire Hatun’dur. Henüz 7-8 yaşlarında iken, babasının İstanbul’da bulunması nedeniyle bütün aile fertleriyle birlikte İstanbul’a gelerek Beşiktaş semtine yerleşmişlerdir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Osman Paşa bir müddet Sıbyan Mektebi’ne devam etmiş daha sonra, Beşiktaş Askerî Rüştiyesi’ne, 1844 yılında ise henüz on iki yaşında iken, dayısının ders nazırı bulunduğu askerî idadîye yazılmıştır. Buradaki beş yıllık tahsilini tamamlayarak Harbiye’ye girmiş ve dört sene de burada okuyarak, 1853 yılında, akranlarının üzerinde bir başarı göstererek mülazım-i sani rütbesiyle buradan mezun olmuştur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Harbiye’den sonra, üstün başarısı dolayısıyla imtihansız olarak, mülazım-i sani rütbesiyle kurmay sınıfına (Erkân-ı Harp) kaydolmuştur. Fakat tam o sırada Kırım Harbi çıktığı için cepheye gönderilmiştir. (29 Eylül 1853)<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Savaşlarda gösterdiği yararlılık ve kahramanlık, komutanlarının takdir ve teveccühünü kazanması dolayısıyla rütbesi mülazım-i evvelliğe (üsteğmen) yükseltilmiştir. Kırım Harbi, 8 Eylül 1855’te Sivastopol’un zaptı üzerine Osmanlı ve müttefiklerinin galibiyeti ile noktalandı. Osman Paşa 1857 yılında yüzbaşı rütbesiyle İstanbul’a dönerek Harp Akademisi’ne tekrar devam etmeye başladı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Osman Paşa Erkân-ı Harp tahsilini tamamladıktan sonra bir süre Erkân-ı Harbiye-i Umumiye’de (Genelkurmay Başkanlığı) çalışmış, ertesi yıl ise kolağalığa, yani ön yüzbaşılığa terfi etmiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bursa ve Rumeli Yenişehir’inde görevlerde bulunan Osman Paşa 1865’te Suriye’de ortaya çıkan bir isyanı bastırmakla görevlendirilmiş ve burada büyük başarı göstermiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1866 yılında bu defa Girit Adası’nda isyan eden Rumların üzerine gönderilmiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Girit’e İstanbul’dan Mustafa Naili Paşa kumandasında 40 bin asker gönderilmiş, daha sonra ise Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa gidip asilerle savaşa girişmiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">O zamanlar henüz yarbay rütbesinde bulunan Osman Paşa kıtaların başına geçmiş, Girit’in en yüksek dağı olan Esfakya’da asilerle amansız bir mücadelenin içerisine girmiştir. Neticede kendilerini Romalı sayan bu dağlı eşkıyalara fırsat tanımayarak hepsini perişan etmiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Osman Paşa ortalığın sükûnet bulmasına kadar Girit’te kalmış, ilk defa bu hareket sırasındaki gayret, fedakârlık ve dirayeti sayesinde adı geniş ölçüde duyulmuş ve şöhret sahibi olmuştur. Bilhassa Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa’nın takdirini kazanmış ve Ömer Paşa, başarılarından dolayı rütbesini albaylığa terfi ettirerek, kendisini tebrik ile üçüncü dereceden Mecidiye Nişanı’nı takdim etmiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Vidin Komutanı!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Osman Paşa devletine isyan eden değil isyanları bastıran bir paşa olarak nam salmıştır. Suriye ve Girit isyanlarının bastırılmasında önemli roller üstlenmişti. Bu defa 1868 yılında Yemen’de isyan çıkması üzerine ihtiyatlar silah altına alınıp bir tümen teşkil edilmiş ve bu tümenin 1. Alayına Osman Paşa komutan tayin edilmiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Osman Paşa bu tayin üzerine Yemen’e giderek muharebelere iştirak etmiştir. Bu muharebe ve çarpışmalarda göstermiş olduğu başarı ve yararlılıktan dolayı rütbesi mirlivalığa (tuğgeneral) yükseltilmiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Osman Paşa, bundan sonra 3. Ordu’nun merkezi olan Manastır’da görev yapmıştır. Burada gösterdiği başarılar nedeniyle 1873 yılında 39 yaşında bulunduğu sırada, Yenipazar tümen komutanlığına tayin edilmiştir. Bu vazifede bulunduğu zaman zarfında, yüksek bilgisi, çalışkanlığı, emrindeki kıtaları her sahada yüksek kaliteli olarak yetiştirmesi, talim ve terbiyede gösterdiği başarı, o sıralarda üçüncü ordu komutanlığına tayin edilmiş bulunan Müşir Derviş Paşa ile seraskerin de nazar-ı dikkatini çekmiştir. Bunun üzerine kendisine ferik (tümgeneral) rütbesi verilmiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Osman Paşa bundan sonra sırasıyla İstanbul, İşkodra, Bosna ve Erzurum’da görevlerde bulunmuştur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu sırada, Balkanlar tam bir kargaşa içinde bulunmaktaydı. Bir taraftan Bosna-Hersek olayları, diğer taraftan Karadağ isyanı ve Bulgaristan’daki iç huzursuzluk bölgeyi tam bir barut fıçısı hâline getirmişti. Babıâli, Balkanlardaki huzursuzluğu bir an evvel gidermek için bazı tedbirler almış, kabiliyetli komutanları tespit ederek Rumeli’ye tayin etmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Rumeli’ye tayin edilen komutanlar arasında, bu sırada Erzurum’da 4. Ordu Kurmay Başkanlığında bulunan, Ferik Osman Paşa da yer almaktaydı. Osman Paşa 1875 yılında Vidin Komutanı olmuştu. Bu sırada Sırplar büyük bir hazırlık içinde idiler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Osman Paşa, Balkanlarda siyasi vaziyetin tehlikeli ve karışık bir hâl aldığını gördüğünden görevine başlar başlamaz Vidin’deki kuvvetleri seferber ederek savaşa her an için hazır duruma getirdi ve ordugâhını Sırp hududuna bir buçuk saat mesafedeki Adliye kasabasında kurmuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şimdi Sırplarla büyük ve çetin bir mücadelenin içerisine girecekti...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İnşallah bu büyük Türk devlet adamını her yönüyle tanıtmaya devam edeceğiz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 10:21:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/09/devletine-bagli-bir-pasa-1789284214.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mansur Yavaş&#039;tan istifa resti</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/mansur-yavastan-istifa-resti-1815</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/mansur-yavastan-istifa-resti-1815</guid>
                <description><![CDATA[Mansur Yavaş’ın bu kadar cesur olacağını düşünmemiştim.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmesinin CHP ve Yeni Parti cephesinde meydana getirdiği rahatsızlığı görünce istifa restini çekti.
Mansur Yavaş, “Eğer bu tutumum her iki partinin genel merkezleri tarafından bir rahatsızlık sebebi olarak görülürse, gereğini yapmaktan da çekinmem” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Hürriyet Gazetesi'nden Abdulkadir Selvi'nin makalesi</strong></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/abdulkadir-selvi/mansur-yavastan-chp-ve-yeni-partiye-istifa-resti-43303008" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file">https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/abdulkadir-selvi/mansur-yavastan-chp-ve-yeni-partiye-istifa-resti-43303008</a></p><p class="MsoNormal">Mansur Yavaş’ın bu kadar cesur olacağını düşünmemiştim.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan’la görüşmesinin CHP ve Yeni Parti cephesinde meydana getirdiği rahatsızlığı görünce istifa restini çekti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mansur Yavaş,&nbsp;“Eğer bu tutumum her iki partinin genel merkezleri tarafından bir rahatsızlık sebebi olarak görülürse, gereğini yapmaktan da çekinmem” dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mansur Yavaş’ın şu anda eli güçlü. Hem CHP’nin hem de Yeni Parti’nin kendisine ihtiyacı var.&nbsp;Mansur Yavaş&nbsp;bunun farkında. O nedenle rahatça istifa restini çekebiliyor.<br>Ama Cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecine girince&nbsp;Mansur Yavaş’ın bu kez CHP ve Yeni Parti’ye ihtiyacı olacak. CHP’nin de Yeni Parti’nin de&nbsp;Mansur Yavaş’a reste rest diyecek hali yok. Tam aksine iki parti de&nbsp;Mansur Yavaş’ın rüzgârından yararlanmak istiyor. O nedenle kan kusup kızılcık şerbeti içtik havasını veriyorlar. Ama bu uzun vadede sürdürülebilir bir durum değil. Özellikle CHP’de çok büyük bir hayal kırıklığı yaşanıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">HAYAL KIRIKLIĞI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mansur Yavaş’ın CHP’nin 103. kuruluş yıldönümü törenlerine katılmaması partide kırgınlığa neden oldu.&nbsp;Vahap Seçer’in Mersin’den,&nbsp;Zeydan Karalar’ın Adana’dan,&nbsp;Ahmet Akın’ın Balıkesir’den gelerek programlara katılması ama&nbsp;Mansur Yavaş’ın Anıtkabir’deki törenlere iştirak etmemesi hayal kırıklığına sebep oldu. Özellikle de CHP’nin kuruluş yıldönümü programlarında yer almadığı bir günde Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan’la görüşmesi rahatsızlığın artmasına neden oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">YEŞİL IŞIK YOK<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mansur Yavaş’ın Anıtkabir’deki programa iştirak etmek yerine Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan’la birlikte fotoğraf vermesi çarpan etkisi yaptı.&nbsp;Kılıçdaroğlu’nun “Telefon açıp ‘Mansur Bey katılın’ diyecek halim yok” sözü bir sitemi yansıtıyor. Ama asıl önemli olan&nbsp;Kılıçdaroğlu’nun “Mansur Bey’in pozisyonu bizim için Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı’dır” vurgusu. CHP Genel Başkanı, burada&nbsp;Mansur Yavaş’ın pozisyonunu tayin ediyor.&nbsp;Mansur Yavaş’a sadece Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı pozisyonunu veriyor. Cumhurbaşkanı adaylığı konusunda yeşil ışık yakmıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kılıçdaroğlu’nun “Bizim için vatandaşların katılımı önemli. Bir kişinin katılıp katılmaması önemli değil” sözünün de altını çizmek gerekiyor. Cumhurbaşkanı adaylığı peşinde koşan&nbsp;Mansur Yavaş&nbsp;için&nbsp;Kılıçdaroğlu, “Bir kişi” diyorsa bu siyaseten çok anlamlıdır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">YAVAŞ- ÖZGÜR ÖZEL İLİŞKİSİ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mansur Yavaş&nbsp;açıklamasında hem&nbsp;Özgür Özel’in hem&nbsp;Kılıçdaroğlu’nun görüşmeden haberi olduğunu söylüyor ama&nbsp;Özgür Özel’le günler öncesinden konuşmuş,&nbsp;Kılıçdaroğlu’na ise kerhen yani son anda bilgi vermek istemiş.&nbsp;Bülent Kuşoğlu&nbsp;üzerinden bilgilendirme yapmış.&nbsp;Mansur Yavaş’ın&nbsp;Özgür Özel’le sürekli temas halinde olması CHP’de ayrı bir rahatsızlık konusunu oluşturuyor.&nbsp;Mansur Yavaş,&nbsp;CHP’nin belediye başkanı.&nbsp;Kılıçdaroğlu’nu kerhen bilgilendiriyor ama&nbsp;Özgür Özel’den “onay” alıyor.&nbsp;Özgür Özel, “Talepten önce söylemişti, son görüşmemizde de böyle bir görüşme olacağını söylemişti. Haberim var, sıkıntı yok. Biz Mansur Bey ile kardeşlik hukukuna sahibiz, ondan şüphem olmaz. Önceden planlandığı; haberimiz ve onayımız olan bir görüşme” dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">BİR KARE FOTOĞRAF<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan’ın&nbsp;Mansur Yavaş’ı kabulünün siyaseten birçok açıdan yorumlanması gerekiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1-&nbsp;Mansur Yavaş&nbsp;muhalefetin en güçlü Cumhurbaşkanı adayı.&nbsp;Erdoğan, CHP’nin kuruluş yıldönümü olan 9 Eylül’de&nbsp;Mansur Yavaş’ı kabul ederek bombanın pimini çekip, muhalefetin kucağına bıraktı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">2-&nbsp;Muhalefet tüm oyun planını&nbsp;Erdoğan&nbsp;karşıtlığı üzerine kurdu. Ancak&nbsp;Erdoğan, en güçlü rakibiyle fotoğraf vererek özgüvenini ortaya koydu. Kendinden ne kadar emin olduğunu gösterdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">DENGE<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">POLİTİKASI ÇÖPE<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">3-&nbsp;CHP’nin kuruluş yıldönümü etkinlikleri için Anıtkabir’e gelmeyip Külliye’ye giden&nbsp;Mansur Yavaş, yıllardır özenle kurduğu denge politikasını kendi eliyle çöpe atmış oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">4-&nbsp;CHP, bu saatten sonra&nbsp;Mansur Yavaş’ı Cumhurbaşkanı adayı göstermediği taktirde bir gerekçeye sahip olmuş oldu.&nbsp;Özgür Özel’in Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan’la “normalleşme” görüşmesine karşı, “Sarayla müzakere edilmez, mücadele edilir” diye karşı çıkan&nbsp;Kılıçdaroğlu, Mansur Yavaş için “Sarayla görüşen değil, mücadele eden aday lazım” gerekçesine sığınabilir. Bu gerekçeyi de&nbsp;Kılıçdaroğlu’nun eline altın tepsi ile sunan&nbsp;Mansur Yavaş&nbsp;oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">5-&nbsp;“CHP’nin oyu ne ki?” diye küçümsemeyin. Yüzde 50 artı 1 oyun arandığı Cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP’nin oyu sonucu tayin edecek olan altın hisse kıymetinde.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İMAJI SARSILDI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">6-&nbsp;Bu gelişmelerden sonra&nbsp;Mansur Yavaş’ın vazgeçilmez Cumhurbaşkanı adayı imajı ağır bir darbe yedi.&nbsp;Mansur Yavaş&nbsp;hem CHP’nin Anıtkabir programına katılmayarak hem aynı gün Külliye’ye giderek kendi şansını kendi eliyle yok etti. CHP, başka bir Cumhurbaşkanı adayı çıkarabilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ÖZGÜR ÖZEL CUMHURBAŞKANI ADAYI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">7-&nbsp;Mansur Yavaş-Erdoğan&nbsp;fotoğrafı,&nbsp;Özgür Özel’in Cumhurbaşkanı adaylığı ihtimalini daha da güçlü hale getirdi. Zaten&nbsp;Ekrem İmamoğlu&nbsp;da “Mansur Yavaş Cumhnurbaşkanı seçilse dahi bize sahip çıkmaz. Özgür Özel daha samimi bir şekilde sahip çıkıyor. Zaten son dönemde daha popüler oldu. Cumhurbaşkanı adayı Özgür Özel olmalı” demişti.&nbsp;Ekrem İmamoğlu’nun tezi güç kazanmış oldu.&nbsp;Erdoğan&nbsp;müthiş bir siyasetçi.&nbsp;Mansur Yavaş’ın yıllar içinde oluşturduğu denge politikasını bir kare fotoğrafla yıktı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 09:32:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/09/mansur-yavastan-istifa-resti-1789108458.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Eğitim treni: Sınavdan hayata bütüncül bir yolculuk</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/egitim-treni-sinavdan-hayata-butuncul-bir-yolculuk-1805</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/egitim-treni-sinavdan-hayata-butuncul-bir-yolculuk-1805</guid>
                <description><![CDATA[Her bir eğitim kademesi (anaokulu-ilkokul-ortaokul-lise-üniversite) ayrı ayrı ama birbirine bağlı vagonlardan oluşuyor. Çocuk bir vagondan diğerine geçerek eğitim treninde aynı hat boyunca yıllarını geçiriyor. Ancak burada şunu vurgulamamız gerekiyor. Bir treni sadece lokomotifin hızına göre değil, bütün vagonlarıyla birlikte hareket etmesine göre değerlendirmemiz lazım. Eğitimde çoğu zaman bu noktayı atlıyoruz.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><i><strong>Doç. Dr. Ufuk Sözcü</strong></i></p><p class="MsoNormal"><strong>Türkiye Gazetesi: </strong><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/genis-aci-fikir-ve-tartisma/egitim-treni-sinavdan-hayata-butuncul-bir-yolculuk-1814078"><span style="color:hsl(210,75%,60%);">https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/genis-aci-fikir-ve-tartisma/egitim-treni-sinavdan-hayata-butuncul-bir-yolculuk-1814078</span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Her bir eğitim kademesi (anaokulu-ilkokul-ortaokul-lise-üniversite) ayrı ayrı ama birbirine bağlı vagonlardan oluşuyor. Çocuk bir vagondan diğerine geçerek eğitim treninde aynı hat boyunca yıllarını geçiriyor. Ancak burada şunu vurgulamamız gerekiyor. Bir treni sadece lokomotifin hızına göre değil, bütün vagonlarıyla birlikte hareket etmesine göre değerlendirmemiz lazım. Eğitimde çoğu zaman bu noktayı atlıyoruz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Eylül ayı yaklaşınca fakültenin boş koridorlarında öğretmen adaylarının gelişini beklerken yeni dönemde ortaya çıkacak manzarayı gözümde canlandırırım. Fakülte koridorları derslerle eş zamanlı olarak dolmaya başlayacak, amfiler geleceğin öğretmenlerinin heves ve aynı zamanda endişeleri ile yeni bir eğitim-öğretim yılının atmosferine kavuşacak. Mezun olup hayalini kurdukları mesleklerine başlamayı hayal edecekler. Bu artık bir rutin olarak zihnimizde yerini almış bir durum. Fakat asıl soruya odaklanıp bu sorunun zihinlerde eser miktarda değil yeter miktarda yer bulmasını sağlamamız gerekiyor. Bir kişinin anaokulundan üniversitenin bitimine kadar ortalama 14-18 yıllık bir eğitim hayatını nasıl kurguluyoruz? Ne hedefliyor ve bunu nasıl gerçekleştirmeyi planlıyoruz?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu yazıyı yazmayı düşünürken eğitim hayatını birbirine bağlı vagonlardan oluşan bir trene benzetme fikri uyandı bende. Her bir eğitim kademesi (anaokulu-ilkokul-ortaokul-lise-üniversite) ayrı ayrı ama birbirine bağlı vagonlardan oluşuyor. Çocuk bir vagondan diğerine geçerek eğitim treninde aynı hat boyunca yıllarını geçiriyor. Ancak burada şunu vurgulamamız gerekiyor. Bir treni sadece lokomotifin hızına göre değil, bütün vagonlarıyla birlikte hareket etmesine göre değerlendirmemiz lazım. Eğitimde çoğu zaman bu noktayı atlıyoruz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>VAGONLARI DÜZENLEMEK</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Eğitim trenindeki en önemli meselemiz bir vagona odaklanmış olmamız: Akademik başarı… LGS, YKS gibi imtihanlarda alınan puanlar, sıralama, yüzdelik dilim, hangi lise-bölüm-şehir vs. gibi başlıklar vagonun ne kadar ağır bastığını bize gösteriyor. Bu sene YKS’ye yaklaşık 2 buçuk milyon, LGS’ye 1 milyon öğrenci girdi. Sınav ülkenin somut bir gerçeğidir. İyi kurgulanmış bir akademik vagon öğrencilerin önündeki kapıları gerçekten açıyor. Dolayısıyla kimsenin&nbsp;<i><strong>sınav gereksizdir</strong></i>&nbsp;demediği bir yerde, ben de böyle bir şey söylemiyorum.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Mesele şu ki eğitim trenini tek bir vagon üzerinden kurgulayıp tüm yükü o vagona yüklemek, geri kalan vagonları boş bırakmak sürdürülebilir bir yaklaşım değildir.</strong>&nbsp;Eğitim treninde dürüstlük, sevgi, saygı, sorumluluk, merhamet, vatan sevgisi gibi başlıklardan oluşan bir değerler vagonu var. Kitap okuma alışkanlığı veya sportif faaliyet gibi elini sanata bulaştırmanın olduğu bir kişisel gelişim vagonu var. Çocuğun kendini nasıl hissettiği, endişesiyle nasıl başa çıktığı, başarısızlıklarına karşı tepkilerinin neler olduğunu içeren bir ruhsal vagon var. Ayrıca dinî inancına yönelik bilgi-tutum ve davranışlarını rahatlıkla ortaya koyabileceği maneviyat vagonu ile arkadaşlık kurabilmesi, bir gruba ait olabilmesini içeren bir sosyal vagon da yer almaktadır. Bütüncül bir eğitim tahayyülü için, eğitimden başka trenlere ihtiyaç duymamak için bu vagonların hepsinin rafa kaldırılmadan bir çocuğun ayrılmaz parçaları olarak görülmesi gerekiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>VAGONLARI BİRBİRİNE BAĞLAMAK</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Alanında uzman bir demir yolu mühendisi veya ülkemizdeki tabiriyle “Raylı Sistemler Mühendisi” vagonlarından hangisinin nereye geleceğini, hangi yüke dayanabileceğini, dengeyi nasıl kuracağını hesaplayarak hareket eder. Yani, vagonları rastgele arka arkaya dizmez. Bunları kuralına uygun bir şekilde birbirlerine ve lokomotife bağlar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Değerler vagonunu ele alarak örneğimizi genişletelim. 2024 yılında yürürlüğe giren Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli (TYMM) programı merkezine “Erdem-Değer-Eylem” çerçevesini almıştır. Buna göre bir değer sadece anlamı ve sosyal hayata yapacağı müspet etkisi ile dillendirilmekle kalmamalı, çocuğun o değeri eyleme dönüştürebileceği gerçek bir durum tasarımı ile hayata geçirilmelidir. Bu kanca olmazsa vagon fonksiyonunu kaybeder; lokomotif harekete geçtiğinde vagon peronda kalakalır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sorumluluk değerini tahtaya yazıp öğrencilerin açıklamasını sağlamak, bu değeri kâğıt üzerinde bırakmaktan öteye geçmez. Onun yerine okulun koridoruna bir kitaplık koyup öğrencilere bunun sorumluluğu sizde deyip süreci takip etmek eyleme dönüştürmektir ki doğru uygulama da bu olacaktır. Vagon lokomotife işte bu şekilde bağlanır: Bilgiyle değil çocuğu bizzat harekete geçiren bir düzenlemeyle…<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aynı mantık öbür vagonlar için de geçerli. Kişisel gelişim vagonunu tasarlamak, kitabı bir ödev listesi olmaktan çıkarıp bir alışkanlığa, bir zevke çevirmek demek; bir sporu, bir el işini haftalık programda gerçek ve dokunulmaz bir yer olarak kurgulamak demek. “Vakit kalırsa resim yaparız” cümlesi, o vagonu daha baştan boşaltmanın kibar bir yoludur. Ruhsal ve sosyal vagonu tasarlamaksa çocuğun kendini nasıl hissettiğini, sınıfta bir yere ait olup olmadığını rastlantıya, “kendi halleder” beklentisine bırakmamak demektir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>KİTAP OKUMANIN SIKICI HÂLİ</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Belki de en büyük eksikliklerimizden biri olan kitap okuma alışkanlığının yetersizliğini ele alalım. Çocuklara okunacak kitaplar listesi verip dönem sonlarında ne kadar kitap okuduğunu istatistiki veri olarak toplamak, kitap okumayı mecburi ve sıkıcı bir göreve dönüştürmenin en hızlı yoludur. Bir zamanlar kısa süre de olsa uygulanan sınıfta okuma saatlerinin açılması, on beş dakika sessiz okuma sonrası kitabın ele alınıp öğretmenin “En sevdiğiniz sahneyi anlatın” demesi kitabı yükten kurtarıp bir alışkanlığa dönüştürmeye yardımcı olabilir. Burada bahsettiğim iki şey, ölçmekle sevdirmek arasındaki farktır. Bu vagonun kancası tam da budur. Sevdirilen bir alışkanlık olan kitap okuma faaliyeti için listeye gerek kalmayacaktır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sosyal vagonu kendi hâline bıraktığımızda boş gittiğini görüyoruz. Zira 2022 PISA verileri; Türkiye'deki öğrencilerin, OECD ülkelerindeki ortalamadan daha yüksek bir oranla okulda kendilerini yalnız hissettiklerini ortaya koyuyor. Yakında yayımlanacak yeni rapordaki çalışmalar ise bu yalnızlık oranının düşeceğine işaret ediyor. Eğer çocuk kendini okula ait hissediyorsa, bir arkadaş grubu varsa veya kulüp faaliyetlerine aktif katılıyorsa çoğu zaman derslerinde de daha öz güvenli ve istekli olma ihtimali yüksek olacak. Yani dolu bir sosyal vagon, akademik vagonun yükünü hafifletiyor. Bu ikisi birbirinin rakibi değil, aynı trenin birbirini çeken vagonları.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>DOLU BİR TREN</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dolu bir tren neye benzer dersek, şöyle tarif edebilirim: Eğer çocuk sabah okula yorgun bir yarışçı gibi değil de gideceği yerin şuurunda olarak gelirse dersini çalışmanın yanında belirli bir zaman periyodunu da kitabına, spor alanına, el becerisine, kulübüne ayırırsa ve bu saatleri ondan çalınan değil aksine ona değer katan zamanlar olarak görürse dolu bir tren olur. Yine öğretmeni yalnızca konu yetiştirmek zorunda kalmıyor veya bu endişeye düşmüyor, üstüne sessizce arka sırada cam kenarında oturan öğrenciyi fark edip ona bir görev, bir yer verip “Sen de buradasın” hissi veriyorsa tren dolu bir tren olmaya başlayacaktır. Çocuk eve geldiğinde ebeveynleri yalnızca “Bugünkü imtihandan kaç aldın? Hangi konuları işlediniz?” sorularının yanı sıra “Günün nasıldı? Kiminle vakit geçirdin” diye de sorarsa trenin dolmasına katkı sağlar. Böyle bir trenin vagonları dolar. Çünkü pedagojinin en eski ve en sağlam bilgilerinden biri der ki: Kendini güvende, ait ve değerli hisseden bir çocuk, öğrenmeye daha açıktır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>SEFERİ BAŞTAN PLANLAMAK</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Eğitim treninde püf noktası şudur: Vagonların belirli bir sıra ve mantık içinde dizilmesi gerekir. Anaokulunda oyunla harekete geçirilen merak, ilkokul çağında okuma sevgisine dönüşmeli. İlkokulda filizlenen düzen duygusu ortaokulda sorumluluk ve öz denetime, lisede kendi kararlarını alabilen bir gence kaynaklık etmelidir. Her vagon birikimli bir şekilde ilerlemeli ve diğerinden güç almalıdır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Biz ise çoğu zaman bu sırayı ve sürekliliği unutup her kademeyi ayrı bir tren gibi değerlendirip birbirinden kopuk hâle getiriyoruz. Kademeler arasındaki raylar birbirini tutmayınca da çocuk her geçişte sarsılıyor, her yeni okulda sil baştan başlıyormuş gibi hissediyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bütüncül planlama, işte tam da bu kopuklukları önceden görüp gidermektir. Bir çocuğun on iki yılını dağınık duraklar toplamı olarak değil, tek ve bütün bir seyahat olarak görmek; hangi vagonun hangi yaşta öne çıkacağını, hangi yükün hangi kademede ağırlaşacağını bilerek dengeyi baştan kurmak... Küçük yaşta değerler, alışkanlıklar, oyun ve merak öne çıkar; ilerleyen yıllarda akademik yoğunluk tabii olarak artar. Fakat iyi bir planlamada hiçbir vagon bütünüyle boşaltılmaz. Kötü planlamanın klasik hatası ise şudur: Sınav yaklaşınca sanatı, sporu, kitabı, hatta çocuğun rahat bir nefes alışını apar topar vagondan atıp bütün yükü tek bir vagona istiflemek. Öyle bir tren istasyona varır belki ama sarsıla sarsıla, yüklerini dökerek yarısı boş varır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>TRENİN MAKİNİSTİ KİM?</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu kişi çok uzaklarda veya soyut bir karakter değil, bizzat hayatın içindeki tanıdık yüzler aslında: Sınıfın kapısını kapatıp otuz çocukla baş başa kalan öğretmen, akşam sofrasını kuran veli, ders içeriğini hazırlayan ve öğretmen adayını yetiştiren akademisyen. Benim öğretmen adaylarıma anlatmaya çalıştığım şey de tam bu: Sen mezun olup o sınıfa girdiğinde yalnızca müfredatı yetiştiren, yoklama alan, test yapan biri olmayacaksın; bütün bir seferi kurgulayan kişi olacaksın. Bir çocuğun hangi vagonda ne öğrendiğini, hangi durakta gözlerinin parladığını, nerede yorulup kenara çekildiğini, hangi geçişte yalnız kaldığını en yakından, en erken sen göreceksin. Bu, ağır ama onurlu bir sorumluluktur ve hiçbir yıllık plan tek başına onun yerini tutmaz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu mesuliyeti paylaşmak da şarttır. Öğretmen tek başına bütün vagonları çekemez; veli evde hiç kitap açmadan çocuğundan okuma alışkanlığı kazanmış bir fert olmasını bekleyemez; okul, değerleri panoya asıp geçtiği sürece o değerler eyleme dönüşmez. Tren ancak herkes kendi kancasını sağlam taktığında bütün olarak yol alır. Kancalardan biri gevşediğinde yük öbür vagonlara biner, denge bozulur; çocuk da bunu en çok hisseden yolcu olur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>SÖZÜN ÖZÜ</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Okullar yakında açılacak, her yıl olduğu gibi zil çalacak, koridorlar dolacak ve tren yeniden hareket edip hatta girecek. Benim bu sene için tek dileğim; treni yalnızca lokomotifin hızıyla, yani “Kaç net? ”veya “Kaçıncı sıra?” sorularıyla değerlendirmemek; onu taşıdığı bütün vagonlarla ve o görünmez ama belirleyici yüküyle birlikte düşünmektir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Çünkü on iki yılın, on altı yılın sonunda çocuğu istasyona götüren tek bir vagon değildir; trenin tamamıdır. İyi kurgulanmış, bütün vagonları dolu ve birbirine sağlam bağlı bir tren, çocuğu yalnızca bir sınava değil, sınavdan çok daha uzun sürecek koca bir hayata taşır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bir yıl daha başlarken, kendime ve o sınıflara girecek genç meslektaşlarıma ve sahadakilere hatırlatmak istediğim tek şey bu. Lokomotifi ihmal etmeyelim ama arkasındaki vagonları da unutmayalım. Zil çaldığında hareket eden, çocuğun kendisidir; biz de onu tüm yönleriyle geleceğe taşımakla yükümlüyüz. Asıl mesele de zaten hep bu değil miydi?<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 17:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/09/egitim-treni-sinavdan-hayata-butuncul-bir-yolculuk-1788963626.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeni Nafaka Düzenlemesinin Tarihi Belli Oldu</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/yeni-nafaka-duzenlemesinin-tarihi-belli-oldu-1784</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/yeni-nafaka-duzenlemesinin-tarihi-belli-oldu-1784</guid>
                <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, Ankara 2 No’lu Barosu’nun 2026-2027 Adli Yıl Açılış Programı’nda yaptığı konuşmada, boşanma ve süresiz nafaka düzenlemelerinin ekim ayındaki yargı paketi kapsamında hayata geçirileceğini açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Adalet Bakanı Akın Gürlek, Ankara 2 No’lu Barosu’nun 2026-2027 Adli Yıl Açılış Programı’nda yaptığı konuşmada, boşanma ve süresiz nafaka düzenlemelerinin ekim ayındaki yargı paketi kapsamında hayata geçirileceğini açıkladı.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Adalet Bakanı Akın Gürlek, Ankara 2 No'lu Barosu Adli Yıl Açılış Programı'na katıldı.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Burada kürsüye çıkan Bakan Gürlek, gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Gürlek'in değindiği konulardan biri de 'nafaka düzenlemesi' oldu.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Anayasa Mahkemesi (AYM), 4 Haziran'da Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakasının 'süresiz olarak' ödenmesini öngören hükmü oy çokluğuyla iptal etmişti.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Yüksek Mahkeme, yasal boşluk oluşmaması için iptal kararının 9 ay sonra yürürlüğe girmesine hükmetmişti.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Kararın ardından Gürlek, iptali 'adalet ve hakkaniyet ilkeleri adına son derece kıymetli' bulduklarını belirtmiş ve AYM'nin tanıdığı süre içinde tarafları mağdur etmeyecek, hakkaniyete uygun yeni bir yasal düzenlemeyi Meclis'e sunacaklarını açıklamıştı.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Bakanlık, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile kadın derneklerinin de katıldığı geniş katılımlı çalışmalar yürüterek yeni formül üzerinde çalışmıştı.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;"><strong>"YASAL DÜZENLEMELERİ EKİM AYINDA HAYATA GEÇİRMEYİ PLANLIYORUZ"<o:p></o:p></strong></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Gürlek, programda düzenlemeye ilişkin şu ifadeleri kullandı:<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><i><span style="line-height:107%;"><strong>"Boşanma ve süresiz nafaka konusunda ihtiyaç duyulan yasal düzenlemeleri de ekim ayındaki paket kapsamında hayata geçirmeyi planlıyoruz.”</strong></span></i><span style="line-height:107%;"><o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;"><strong>YENİ NAFAKA DÜZENLEMESİNİN AYRINTILARI<o:p></o:p></strong></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Anayasa Mahkemesi, 4 Haziran'da süresiz nafaka uygulamasını iptal etti.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Bu nedenle AK Parti, yeni nafaka düzenlemesini içeren 13. Yargı Paketi'ni ekimde Meclis'e sunmayı planlıyor.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;"><strong>6 AY İLE 1 YILLIK EVLİLİK İÇİN 5 YIL NAFAKA OLACAK<o:p></o:p></strong></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Yeni düzenlemeye göre evlilik 6 ay ya da 1 yıl sürse de kadına en az 5 yıl süreyle nafaka verilecek.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Evlilik tarihinden boşanma davasının açıldığı tarihe kadar geçen sürenin yarısı kadar nafaka verilecek.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;"><strong>KADIN ÇALIŞAMAYACAK DURUMDA İSE NAFAKA UZUN SÜRE OLACAK<o:p></o:p></strong></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Kadının çalışamayacak duruma gelmesi ya da yaşının ileride olması halinde mahkeme, daha uzun süreli nafaka kararı verebilecek.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">İleri yaştaki kadınlar, nafaka süresinin sona ermesinden itibaren en geç 1 yıl içinde mahkemeye başvurmazsa ek nafaka süresi talep edemeyecek.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Başlangıçta aylık olarak ödenen nafakanın daha sonra toplu olarak ödenmesine karar verilebilecek.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;"><strong>ÖNCE BOŞANMA DAVASI, ARDINDAN MAL PAYLAŞIMI DAVASI<o:p></o:p></strong></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Düzenleme yasalaştıktan sonra daha önce açılmış ve kararı kesinleşmiş boşanma davalarında bağlanmış olan yoksulluk nafakaları hemen kesilmeyecek. Bu kişilere 1 yıl daha nafaka ödenecek.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Çekişmeli boşanma davalarının azaltılması için de önlem alınacak. Boşandıktan sonra sıra nafaka ve velayet davasına gelecek. Önce çiftlerin boşanma davası görülecek, ayrılık kararı verilecek.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Ardından davanın uzamasına sebep veren unsurlar arasında olan nafaka, mal paylaşımı ve velayet ayrıca davalarda görülecek.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Malların bölüşümünden doğan davalarda, zaman aşımı da 10 yıldan 5 yıla indirilecek.<o:p></o:p></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 16:32:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/09/yeni-nafaka-duzenlemesinin-tarihi-belli-oldu-1788787996.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şehir var şehirlere benzemez</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/sehir-var-sehirlere-benzemez-1721</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/sehir-var-sehirlere-benzemez-1721</guid>
                <description><![CDATA[Şehir vardır tarihin, medeniyetin, kültürün büyük izlerini taşır... Şehir vardır hayata, geleceğe, güce, haşmete canlılık katar... İşte böyle şehirlerimizden biri de Ahlat’tır...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Prof.Dr.Ahmet Şimşirgil- Türkiye Gazetesi</strong></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/sehitlerin-saitlerin-gazilerin-mekani-1812088" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file">https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/sehitlerin-saitlerin-gazilerin-mekani-1812088</a></p><p class="MsoNormal">Şehir vardır, şehirlere benzemez... Şehir vardır tarihin, medeniyetin, kültürün büyük izlerini taşır... Şehir vardır hayata, geleceğe, güce, haşmete canlılık katar... İşte böyle şehirlerimizden biri de Ahlat’tır...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu şehirleri kullanmak ve gençlerinize dinî, tarihî ve kültürel değerlerinizi aşılamak için öğretmek zorundasınız... Bu şehirleri gençlerinize göstermek mecburiyetindesiniz... Bu şehirler yaşatılmazsa millet de yaşamaz olur. Biz Anadolu’da maalesef böyle onlarca şehrimizin pek çok yönlerini ve özellikle de mezar taşlarını toprağa gömdük. Oysa kaynaklarımızda Ahlat’a&nbsp;<strong>“İslam’ın Kubbesi”</strong>&nbsp;anlamına gelen&nbsp;<strong>“Kubbetü’l-İslam”</strong>&nbsp;ünvanı verilmiştir. Bu ünvan Ahlat’ın birçok kadı, ilim adamı, din adamı ve sanatkâr yetiştiren bir ilim ve kültür merkezi olduğunun delilidir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tarihte söz konusu ünvanla özdeşleştirilen üç büyük şehir vardır: Özbekistan'da Buhara, Afganistan’da Belh ve Anadolu’da; günümüzde Bitlis iline bağlı bir ilçe olan Ahlat’tır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ahlat bilhassa 2020 yılından itibaren Türkiye’nin gündemine tam manasıyla girmiş oldu. Ahlat’ta Cumhurbaşkanlığı Külliyesi inşa olundu. Her yıl Malazgirt Savaşının yıl dönümünde yapılan şenlikler Cumhurbaşkanı düzeyinde temsil olunmaya başlandı. Bu yıl üçüncü defa kabine Ahlat’ta toplandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu noktada sayın Cumhurbaşkanımızı tebrik ediyorum.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanımız bu seneki açılışta Ahlat’ın önemini şu çarpıcı ifadelerle ortaya koydu:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>“Ahlat, şehadete ermişlerin, yani şehitlerin; Ahlat, saadete, selamete ermişlerin, yani saitlerin ve selimlerin; Ahlat, İ'la-yı Kelimetullah yolunda gaza şuuruna ermişlerin, yani gazilerin mekânıdır. Ahlat, Anadolu'da yoğrulan millet ruhunun, hamurunun mayasıdır. Ahlat, 14 asır boyunca burada şehit düşen sahabelerin, Sultan Alparslanların, bu orduda fırtına gibi esen alplerin, erenlerin, gazilerin diyarıdır."</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Ahlat’ın Fatihi Hazreti Iyaz!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bugün Ahlat’ı andığımızda Hazreti Ömer’i ve mücahid sahâbi Iyaz bin Ganm’i anmamak ve bilmemek olmaz. Peki Ahlat’ta dahi Iyaz bin Ganem sorulduğunda iki cümle ile anacak kaç kişi vardır bilinmez. İşte bu tarihî hafızamızın ne kadar zayıflamış olduğunuz göstergesidir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ahlat, İslamiyet ile ta Hazreti Ömer Efendimiz zamanında tanıştı. Bölgenin fatihi olan Iyaz bin Ganm, Hazreti Ömer döneminde müthiş fetihlere imza atmış büyük bir sahâbi kumandandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">582’li yıllarda Mekke’de doğan Iyaz bin Ganm’i bazı kaynaklar ilk Müslümanlardan olduğunu belirtirken bazıları ise Hudeybiye Anlaşması öncesinde Müslüman olduğunu belirtirler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İkinci Habeşistan hicretine katıldı; Bedir, Uhud ve Hendek başta olmak üzere Hazreti Peygamber’in bütün gazvelerine iştirak etti. Muhtemelen irtidad olaylarının bastırılmasındaki başarısından dolayı Hazreti Ebubekir tarafından kumandan olarak Irak’a gönderildi. Hâlid bin Velîd ile Hîre’de buluşup Dûmetülcendel’i ikinci defa ele geçirdiler. Bunun üzerine Iyaz buraya vali tayin edildi. Hazreti Iyaz, Halid bin Velid’den yardım istediğinde o&nbsp;<strong>“Halid’den lyaz’a: Biraz bekle. Aslanları taşıyan, üzerlerinde öldürücü zehirler olan birliklerle sana geliyorum"</strong>&nbsp;diye haber göndermişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Daha sonra amcasının oğlu olduğu söylenen Ebû Ubeyde bin Cerrâh, Iyaz’ı Dımaşk’ın fethinde (14/635) süvari birliklerinin kumandanlığına getirdi. Yermük Savaşı’ndaki (15/636) beş kumandandan biri olan Iyaz, bu muharebede hezimete uğrayan Bizans ordusundan kaçanları Malatya’ya kadar takip etti ve şehir halkı cizye ödemeyi kabul edince anlaşma yaparak geri döndü. Bu sebeple Bizans topraklarına geçiş yolunu ilk defa onun açtığı kabul edilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kudüs’ün fethine de katılan Iyaz (16/637), ertesi yıl Halep’in fethinde Ebû Ubeyde bin Cerrah yönetimindeki kuvvetlerin öncü birliklerini sevk ile görevlendirildi ve Haleplilerle antlaşmayı o yaptı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bir müddet sonra Halepliler antlaşmayı bozunca başka bir kumandanla birlikte tekrar onların üzerine gönderilip eski şartlarla antlaşmayı yeniledi. Antakya seferine öncü kuvvetlerin kumandanı olarak katıldı, oradan Menbic’e geçti ve buranın halkıyla da bir antlaşma imzaladı. Ardından Ra'bân (Araban) ve Dülûk (Dülük) halkıyla antlaşmalar yaptı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ebû Ubeyde vefatından önce Iyaz’ı yerine vekil bıraktı. Hazreti Ömer de onu Humus, Kınnesrîn ve el-Cezîre valiliğine getirerek bölgenin fethiyle görevlendirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">el-Cezîre bölgesine yönelen bu ordunun içerisinde Ebû Musa el-Eş’arî, Sa’d bin Ebî Vakkas’ın henüz baliğ olan oğlu Ömer bin Sa’d ve Osman bin Ebü’l-As gibi isimler de bulunmaktaydı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Iyaz bin Ganm, 18 yılının şâban ayı ortalarında 5.000 veya 8.000 kişilik bir kuvvetle el-Cezîre’ye hareket etti. Birkaç günlük bir kuşatmanın ardından Rakka’yı barış yoluyla teslim aldı. Yapılan antlaşmada savaşabilecek yaştaki erkeklerden yıllık 1 veya 4 dinar cizye alınması, yeni kilise inşa edilmemesi, alenî olarak dinî merasim yapılmaması, bu şartlara uyulması hâlinde can ve mal güvenliklerinin sağlanacağı, mevcut kiliselerine dokunulmayacağı gibi hükümler yer aldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Iyaz bin Ganm buradan Ruha’ya (Urfa) hareket etti. Bir müddet direndikten sonra barış isteyen Ruhalılarla da antlaşma yapıldı (18/639). Ardından Iyaz, kumandanlarından Safvân bin Muattal ile Habîb bin Mesleme’yi Sümeysât’a (Samsat) gönderdi. Kendisi de Harran’a geçerek şehri barış yoluyla aldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Daha sonra Aynülverde, Dârâ, Habur, Sümeysât, Serûc gibi yerleri fetheden Iyaz bin Ganm Malatya ve Karkisiyâ’ya, ardından da Nusaybin üzerine yürüdü. Buraların fethini takiben Diyarbekir önüne geldi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Güçlü surlar ile çevrili şehrin idarecisi olan Melike Meryem’i bir mektup göndererek önce sulha davet etmiş Melike Meryem bunu kabul etmemiş neticede uzun süren muhasara ve savaştan sonra şehir Müslümanlar tarafından fethedilmiştir...<br>Fetihten sonra Ganm, ahaliyi şehir meydanında toplamış ve onlara zarar vermeyeceklerini ihtiva eden şöyle bir konuşma yapmıştır:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Allah bizi muzaffer kıldı, sabrettik ve nihayetinde kazandık. Eğer Allah peygamberimizi rahmet peygamberi yapmasaydı ve merhameti müminlerin kalbine yerleştirmeseydi hepinizi kılıçlarımız ile yok edecektik. Fakat Rabbimiz kitabında öfkemizi yutmamızı ve affetmemizi emretmiştir...”&nbsp;</strong>Daha sonra&nbsp;<strong>(Onlar öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah ihsanda bulunanları sever)</strong>, mealindeki Âl-i İmran suresi 134. âyeti kerimesini okumuştur. Bu sözler bölge halkının gönüllerinde büyük yumuşaklık ve bağlılık meydana getirmiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"Ben Ebu Ubeyde değilim!"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nusaybin’i de teslim alan Iyaz, bu sırada Irak’ta bulunan Sa'd bin Ebû Vakkas’ın isteği üzerine ona bir yardımcı kuvvet gönderdi. Kendisi de Mardin ve civarını alarak Musul’a yöneldi. Erzen, Derbe, Bitlis, Ahlat ve Besni’yi (Behisni) fethedip Rakka’ya döndü.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu yüce sahâbi, 17-20 (638-641) yılları arasındaki seferlerle hemen hemen el-Cezîre bölgesinin tamamını İslâm topraklarına katmış bulunuyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Rakka’da iken Halife Ömer’den Şam’a dönmesini ve hasta olan Yezid bin Ebû Süfyan’ın ölümü hâlinde idareyi ele almasını bildiren bir mektup aldı. Bunun üzerine Utbe bin Ferkad’ı yerine bırakıp yola çıktıysa da Humus’a ulaştığında vefat etti ve Hâlid bin Velid’in kabri yanına defnedildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Iyaz bin Ganm salih, faziletli ve cömert birisiydi. Cömertliğinden dolayı kendisine&nbsp;<strong>"Zâdü’r-rakb"</strong>&nbsp;(eli açık) lakabı verilmiştir. O insanları elinde mevcut olanlarla doyurur, bu da bittiği zaman onlara devesini keserdi. Iyaz hakkında gelen malları harcadığı konusunda şikâyette bulunulması üzerine Hazreti Ömer&nbsp;<strong>"O cömert birisidir. Ebu Ubeyde’nin vali tayin ettiği kimseyi azledemem”</strong>&nbsp;diyerek Iyaz bin Ganm’e olan itimadını ortaya koymuştur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Iyaz bin Ganm, savaş meydanlarında muvaffak olduğu kadar idarede de başarılıydı. Vali olunca ailesinden bazı kimseler istekte bulunmak için ziyaretine geldiler. Iyaz, onları iyi bir şekilde karşıladı. Onlar da onun yanında günlerce kaldılar. Daha sonra onlar Iyaz’a taleplerini anlattılar. Bunun üzerine Iyaz, onların her birine onar dinar verdi. Bazıları kızarak hem parayı reddettiler hem de ileri geri konuştular.&nbsp;<i>“Vallahi Şam’ın yarısının valisisin ve bizden birisine ancak ailesine ulaşabilecek bir miktar veriyorsun”</i>, dediler. Iyaz ise&nbsp;<strong>“Siz benden Allah’ın malını çalmamı istiyorsunuz. Allah’a yemin olsun ki, testereyle ikiye bölünmem bana devletin bir kuruşuna hainlik yapmamdan daha sevimli gelir”</strong>&nbsp;diye cevap verdi. Onlar ise&nbsp;<i>“Bizim durumumuzu biliyorsun. İnsanlara verdiğin gibi bize de makam mevki versen”</i>&nbsp;deyince Iyaz;&nbsp;<strong>“Ben sizin niyetinizi anlıyorum. Fakat, kavmimden bir grubu vali tayin ettiğim Ömer’e ulaşırsa, bana kızar”</strong>&nbsp;diyerek onları ikna etmeye çalıştı. Onlar da&nbsp;<i>“Ebu Ubeyde akraban olduğu hâlde seni vali tayin etti. Ömer de bu atamayı kabul etti. Sen de bizi vali tayin edersen, Ömer onu onaylar”</i>&nbsp;dediler. Bu sözler üzerine Iyaz,&nbsp;<strong>“Ben Ömer’in yanında Ebu Ubeyde gibi değilim”</strong>&nbsp;diyerek karşılık verdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bunun üzerine onlar, lyaz’ın kararına saygı duyarak memleketlerine döndüler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">O şanlı sahabelerden alınacak o kadar çok dersler var ki…<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 13:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/sehir-var-sehirlere-benzemez-1788086264.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İzmir&#039;de pitbull saldırısı: Kadın’ın parmağı koptu</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/izmirde-pitbull-saldirisi-kadinin-parmagi-koptu-1714</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/izmirde-pitbull-saldirisi-kadinin-parmagi-koptu-1714</guid>
                <description><![CDATA[İzmir'in Karşıyaka ilçesinde tasmasız ve ağızlıksız sokağa bırakılan pitbull cinsi köpek, küçük köpeğiyle yürüyüşe çıkan 5 çocuk annesi Ayşe Ortan'a saldırdı. Dehşet anlarında sağ işaret parmağı kopan talihsiz kadının uzvu, parçalandığı için ameliyatla yerine dikilemedi. Ölümden dönen kadın, köpeğin hala bulunamaması nedeniyle korkudan sokağa çıkamadığını belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;font-size:20px;"><span style="line-height:107%;mso-ansi-language:TR;mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-bidi-font-family:Arial;mso-bidi-language:AR-SA;mso-bidi-theme-font:minor-bidi;mso-fareast-font-family:Calibri;mso-fareast-language:EN-US;mso-fareast-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin;">Mehmet Pamuk&nbsp;</span></span><br><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;font-size:20px;"><span style="line-height:107%;mso-ansi-language:TR;mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-bidi-font-family:Arial;mso-bidi-language:AR-SA;mso-bidi-theme-font:minor-bidi;mso-fareast-font-family:Calibri;mso-fareast-language:EN-US;mso-fareast-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin;">İZMİR (İHA) - İzmir'in Karşıyaka ilçesinde tasmasız ve ağızlıksız sokağa bırakılan pitbull cinsi köpek, küçük köpeğiyle yürüyüşe çıkan 5 çocuk annesi Ayşe Ortan'a saldırdı. Dehşet anlarında sağ işaret parmağı kopan talihsiz kadının uzvu, parçalandığı için ameliyatla yerine dikilemedi. Ölümden dönen kadın, köpeğin hala bulunamaması nedeniyle korkudan sokağa çıkamadığını belirtti.&nbsp;</span></span><br><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;font-size:20px;"><span style="line-height:107%;mso-ansi-language:TR;mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-bidi-font-family:Arial;mso-bidi-language:AR-SA;mso-bidi-theme-font:minor-bidi;mso-fareast-font-family:Calibri;mso-fareast-language:EN-US;mso-fareast-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin;">Olay, 19 Ağustos günü öğle saatlerinde Şemikler Mahallesi'nde meydana geldi. Hasta bakıcılığı yapan Ayşe Ortan, 'Jelibon' isimli teriyer cinsi köpeğiyle fırından ekmek alıp evine dönerken, apartmanının yakınındaki bir marketin önünde bulunan pitbull cinsi köpeğin saldırısına uğradı.&nbsp;</span></span><br><br><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;font-size:20px;"><span style="line-height:107%;mso-ansi-language:TR;mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-bidi-font-family:Arial;mso-bidi-language:AR-SA;mso-bidi-theme-font:minor-bidi;mso-fareast-font-family:Calibri;mso-fareast-language:EN-US;mso-fareast-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin;">Market önünde kanlı mücadele&nbsp;</span></span><br><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;font-size:20px;"><span style="line-height:107%;mso-ansi-language:TR;mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-bidi-font-family:Arial;mso-bidi-language:AR-SA;mso-bidi-theme-font:minor-bidi;mso-fareast-font-family:Calibri;mso-fareast-language:EN-US;mso-fareast-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin;">Tasması ile zinciri salık ve ağızlıksız olduğu belirtilen pitbull, önce küçük köpeğe ardından onu kurtarmaya çalışan Ayşe Ortan'a saldırdı. Çevredeki vatandaşların müdahalesi sırasında ağzına sokulan paspas sopasının kırılmasıyla talihsiz kadının sağ işaret parmağı koptu. Ortan, vatandaşların yardımıyla güçlükle kurtarılarak ambulansla Ege Üniversitesi Hastanesine kaldırıldı. Doktorların iki kez gerçekleştirdiği operasyona rağmen, kopan parmak aşırı parçalandığı için yerine dikilemedi.&nbsp;</span></span><br><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;font-size:20px;"><span style="line-height:107%;mso-ansi-language:TR;mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-bidi-font-family:Arial;mso-bidi-language:AR-SA;mso-bidi-theme-font:minor-bidi;mso-fareast-font-family:Calibri;mso-fareast-language:EN-US;mso-fareast-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin;">Olayın ardından Ortan ve kızı, pitbullun sahibi olduğu tespit edilen Sibel G. hakkında polis merkezine giderek şikayetçi oldu. Sibel G.'nin köpeğin olay sonrası kaçtığını iddia ettiği öğrenilirken, mağdur kadın ise köpeğin sahibi tarafından bilinçli olarak saklandığından şüpheleniyor.&nbsp;</span></span><br><br><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;font-size:20px;"><span style="line-height:107%;mso-ansi-language:TR;mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-bidi-font-family:Arial;mso-bidi-language:AR-SA;mso-bidi-theme-font:minor-bidi;mso-fareast-font-family:Calibri;mso-fareast-language:EN-US;mso-fareast-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin;">"Yetişmeselerdi ölecektim"&nbsp;</span></span><br><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;font-size:20px;"><span style="line-height:107%;mso-ansi-language:TR;mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-bidi-font-family:Arial;mso-bidi-language:AR-SA;mso-bidi-theme-font:minor-bidi;mso-fareast-font-family:Calibri;mso-fareast-language:EN-US;mso-fareast-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin;">Yaşadığı korku dolu anların şokunu atlatamadığını belirten Ayşe Ortan, o anları şu sözlerle anlattı: "Marketin önünde bir köpek vardı ancak pitbull olduğunu anlamadım. Bir anda koşup köpeğimi sırtından kaptı. Bırakması için etraftan yardım istedim, kimse yaklaşamadı. Birisi köpeğin ağzına paspas sopası soktu. Sopa kırılınca parmağım hayvanın ağzında koptu. Sonradan adının Zafer olduğunu öğrendiğim bilinçli bir vatandaş, köpeği arka ayaklarından çekince hem köpeğim hem ben kurtulduk. Yetişmeselerdi ölecektim. İşimden oldum, köpek ortada olmadığı için halen korkudan sokağa çıkamıyorum. Devletin bu ağızlıksız köpek gezdirenlere karşı bir yasa çıkarmasını bekliyoruz."&nbsp;</span></span><br><br><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;font-size:20px;"><span style="line-height:107%;mso-ansi-language:TR;mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-bidi-font-family:Arial;mso-bidi-language:AR-SA;mso-bidi-theme-font:minor-bidi;mso-fareast-font-family:Calibri;mso-fareast-language:EN-US;mso-fareast-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin;">Hakim karşısında şiir okuyacak&nbsp;</span></span><br><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;font-size:20px;"><span style="line-height:107%;mso-ansi-language:TR;mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-bidi-font-family:Arial;mso-bidi-language:AR-SA;mso-bidi-theme-font:minor-bidi;mso-fareast-font-family:Calibri;mso-fareast-language:EN-US;mso-fareast-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin;">Aynı zamanda şiir yazdığını ve duruşma günü hakime, köpeğin sahibine yönelik yazdığı bir şiiri okuyacağını belirten Ortan, tepkisini şu dizelerle dile getirdi:&nbsp;</span></span><br><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;font-size:20px;"><span style="line-height:107%;mso-ansi-language:TR;mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-bidi-font-family:Arial;mso-bidi-language:AR-SA;mso-bidi-theme-font:minor-bidi;mso-fareast-font-family:Calibri;mso-fareast-language:EN-US;mso-fareast-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin;">Bre gafil, neden takmadın köpeğine ağızlık? Olamaz bu kadar vicdansızlık, rahatlık. Aklında var mıydı yoksa biraz noksanlık? Kusura bakma, sen insan değilsin. Bu bir hata asla olamaz. Kul hakkı yüce divanda tartışılmaz. Hakim bey, takdir sizindir. Bu parmağı helal etmiyorum.&nbsp;</span></span><br><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;font-size:20px;"><span style="line-height:107%;mso-ansi-language:TR;mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-bidi-font-family:Arial;mso-bidi-language:AR-SA;mso-bidi-theme-font:minor-bidi;mso-fareast-font-family:Calibri;mso-fareast-language:EN-US;mso-fareast-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin;">Olayla ilgili başlatılan adli soruşturma sürerken, saldırgan köpeğin bulunması için çalışmaların devam ettiği öğrenildi.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 10:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/izmirde-pitbull-saldirisi-kadinin-parmagi-koptu-1787989789.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Akın Gürlek: &quot;Artık Cinayet Diyebiliyoruz&quot;</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/akin-gurlek-artik-cinayet-diyebiliyoruz-1712</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/akin-gurlek-artik-cinayet-diyebiliyoruz-1712</guid>
                <description><![CDATA[Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümü ile ilgili yeniden açılan dosyaya ilişkin konuşan Akın Gürlek, olayı artık bir cinayet olarak nitelendirebileceklerini söylerken elde edilen bulguların FETÖ'yü işaret ettiğini vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümü ile ilgili yeniden açılan dosyaya ilişkin konuşan Akın Gürlek, olayı artık bir cinayet olarak nitelendirebileceklerini söylerken elde edilen bulguların FETÖ'yü işaret ettiğini vurguladı<strong>.<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Türkiye'de faili meçhul olay kalmayacak.&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Göreve geldiği günden bu yana yaptığı çalışmalar ile vatandaşların gönlünde taht kuran Adalet Bakanı Akın Gürlek, çalışmalarını sürdürüyor.&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Faili meçhul olayları aydınlatılması için bir birim kurduklarını söyleyen Akın Gürlek, gündeme damga vuran birçok olayı da aydınlattı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Son olarak Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümüne dair kritik detaylar ortaya çıkarıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tv100 televizyonu canlı yayınında gazeteciler Buket Aydın ve Başak Şengül'ün sorularını yanıtlayan Gürlek, söz konusu dosya hakkında bazı bilgileri kamuoyu ile paylaştı.&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"FETÖ'NÜN EYLEM YAPMIŞ OLDUĞUNU GÖRDÜK"<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dosyanın daha önce Sivas'ta olduğunu ve bir helikopter kazası olarak bilindiğini hatırlatan Gürlek,<i> <strong>"Ankara Başsavcılığımız bu dosyayı çekti. Burada bakıldığında FETÖ’nün organizasyon halinde eylem yapmış olduğunu gördük</strong>.<strong> Eyleme götüren çok fazla olay var. Uçak pilotu, pilotun eşi, kazadan önce Yazıcıoğlu’nun vefatından önce, pilotun da dahil olduğu örgütün mahrem imamlar toplantısı"</strong> dedi.<o:p></o:p></i></p><figure class="image"><img src="/images/files/6a907f85d0f79792__w800xh431.webp"></figure><p class="MsoNormal"><i><strong>"ARTIK CİNAYET DİYEBİLİYORUZ"<o:p></o:p></strong></i></p><p class="MsoNormal"><i>Soruşturma dosyasına giren bazı belgelere dikkat çeken Bakan, şu ifadelere yer verdi:<o:p></o:p></i></p><p class="MsoNormal"><i>“Adil Öksüz, Kemal Batmaz bu toplantıya katılıyor. Adil Öksüz darbenin ana sorumlularından birisi…&nbsp;</i><br><br><i>Muhsin Yazıcıoğlu cinayetinden 1 gün önce Adil Öksüz Türkiye’den dışarı çıkıyor.&nbsp;FETÖ’yle çok irtibatlı eylemler var.</i><br><br><i>Artık cinayet diyebiliyoruz. Çok kuvvetli şüpheler var.Özellikle pilotun eşinin Adil Öksüz’ün evinde parmak izi çıktı.”<o:p></o:p></i></p><p class="MsoNormal"><i><strong>"ARTIK CİNAYET DİYEBİLİYORUZ"<o:p></o:p></strong></i></p><p class="MsoNormal"><i>Soruşturma dosyasına giren bazı belgelere dikkat çeken Bakan, şu ifadelere yer verdi:<o:p></o:p></i></p><p class="MsoNormal"><i>“Adil Öksüz, Kemal Batmaz bu toplantıya katılıyor. Adil Öksüz darbenin ana sorumlularından birisi…&nbsp;</i><br><br><i>Muhsin Yazıcıoğlu cinayetinden 1 gün önce Adil Öksüz Türkiye’den dışarı çıkıyor.&nbsp;FETÖ’yle çok irtibatlı eylemler var.</i><br><br><i>Artık cinayet diyebiliyoruz. Çok kuvvetli şüpheler var.Özellikle pilotun eşinin Adil Öksüz’ün evinde parmak izi çıktı.”<o:p></o:p></i></p><p class="MsoNormal"><i><strong>"SONUNA KADAR TAKİP EDİYORUZ"<o:p></o:p></strong></i></p><p class="MsoNormal"><i>Kamuoyunun şeffaflıkla bilgilendirilmesinin önemini vurgulayan Bakan Gürlek, <strong>"Pilotun mahrem imamlarla Adil Öksüz ve Kemal Batmaz ile Elazığ’da toplantılara katıldığı çıktı. 1. dalga operasyonunda FETÖ eylemini yapan örgüt mensupları ve askeri personelle ilgili.</strong> <strong>Başsavcılığımız bu konuyla ilgili çalışıyor. Soruşturma derinleşecektir. Sonuna kadar takip ediyoruz.</strong><o:p></o:p></i></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Muhsin Yazıcıoğlu Türkiye’nin yetiştirdiği nadide bir insan, güçlü bir liderdi. Burada hem kamu vicdanını tatmin eden bir soruşturma yürütülüyor hem de ailenin vicdanını tatmin eden bir soruşturma yürütmeye çalışıyoruz."</strong> diye konuştu.&nbsp;<o:p></o:p></i></p><figure class="image"><img src="/images/files/6a907fa6702c3702__w800xh379.webp"></figure><p class="MsoNormal"><i><strong>"ŞU ANKİ TESPİTLER FETÖ'YÜ İŞARET EDİYOR"<o:p></o:p></strong></i></p><p class="MsoNormal"><i>Daha önce Yazıcıoğlu ailesi ile bir araya geldiğini belirten Bakan, şunları kaydetti:<o:p></o:p></i></p><p class="MsoNormal"><i>“Furkan oğlu vardı. Kıymetli hanımefendi de geldi. Acılarını derinden yaşıyorum.&nbsp;</i><br><br><i>Sonuna kadar gideceğiz, ucu nereye dokunursa dokunsun. Ama şu anki tespitlere göre bunun FETÖ’nün yaptığı bir eylem olduğu gözüküyor.”<o:p></o:p></i></p><figure class="image"><img src="/images/files/6a907f7bd6934701__w800xh533.webp"></figure>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 11:51:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/akin-gurlek-artik-cinayet-diyebiliyoruz-1787907384.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ümmetini sana verdim ey Habib!</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/ummetini-sana-verdim-ey-habib-1690</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/ummetini-sana-verdim-ey-habib-1690</guid>
                <description><![CDATA[Bu gece, Resulullah Efendimizin doğum zamanlarında görülen hâlleri, mucizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevaptır. Resulullah Efendimiz, mevlid gecelerinde Eshab-ı kirama ziyafet verir, dünyayı teşrifindeki ve çocukluk zamanındaki şeyleri anlatırdı. Eshab-ı kiram efendilerimiz de bu sünneti devam ettirmişlerdir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Bu gece (24 Ağustos 2026) Mevlid kandili kutlanacaktır. Mevlid gecesi; hicri takvime göre Rebî'ul-evvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gecedir...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dünyadaki bütün insanlara Peygamber olarak gönderilen, Muhammed aleyhisselamın doğduğu gecedir. Bu gece, Kadir gecesinden sonra, en kıymetli gecedir. Bazı âlimlere göre Kadir gecesinden de kıymetlidir. Bu gece, Peygamber Efendimiz doğduğu için sevinenler affolur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu gece, Resulullah Efendimizin doğum zamanlarında görülen hâlleri, mucizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevaptır. Resulullah Efendimiz, mevlid gecelerinde Eshab-ı kirama ziyafet verir, dünyayı teşrifindeki ve çocukluk zamanındaki şeyleri anlatırdı. Eshab-ı kiram efendilerimiz de bu sünneti devam ettirmişlerdir. Bütün Müslümanlar da, her sene, bu geceyi, mevlid kandili olarak kutlamakta, her yerde mevlid kasideleri okunarak Resulullah Efendimiz hatırlatılmaktadır...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Osmanlı padişahları da mevlid gecelerinde şenlikler yaptırır, ikram ve ihsanlarda bulunurlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ümmetinin onu hatırlamaması ne büyük gaflettir! O ki Mirac’da Rabbi ile görüştüğünde ümmetini unutmamış her vesile ile ümmetini dilemiştir. Cenab-ı Hakkın şanlı Peygamber Efendimize,&nbsp;<strong>“ne dilersin”</strong>&nbsp;dedikten sonraki konuşmaları&nbsp;<strong>Vesiletün Necat</strong>’ta şöyle anlatılır:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Ne muradın var ise kılam revâ</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Eyleyem bir derde bin türlü devâ</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(Benden ne istiyorsan vereyim. Bir derdin varsa bin türlü çaresini vereyim.)<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Mustafa dedi eyâ Rabb-i Rahîm</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Ey atâ-pûş ü atâsı çok kerîm</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(Mustafa, ey çok merhametli, ikramlı, kullarına sonsuz değerli ikramları olan yaradanım...)<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Ol zaîf ümmetlerim hâli nola</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Hazretine nice anlar yol bula</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(Benim ümmetim içinde çok zayıf olanlar, sana karşı vazifelerini tam olarak yapamayanlar var. Onların hâli ne olacak?)<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Gece gündüz işleri isyân kamu</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Korkarım ki yerleri ola tamu</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(Gece gündüz bütün işlerinde isyan ediyorlar da farkında değiller. Onların son yerlerinin cehennem olmasından korkuyorum!)<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Yâ İlâhî hazretinden hâcetim</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Budurur kim ola makbul ümmetim</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(Ya İlâhi senden isteğim, ümmetimin makbul olmasını lütfetmendir. Onları bağışlamandır. Cehennemden kurtulmalarını senden diliyorum.)<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Hak tealâdan erişdi bir nidâ</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Yâ Muhammed ben sana kıldım atâ</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hak teâlâdan “Ya Muhammed bu dileğini (duanı) ben sana ikramım, ihsânım olarak verdim” sözü yetişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Ümmetini sana verdim ey habib</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Cennetimi anlara kıldım nasib</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(Ümmetini sana verdim (bağışladım) ey habibim. Cennetimi de onlara nasip olarak verdim. Senin râzı olduğun ümmetini cennetime alacağım.)<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Yâ habibim nedir ol kim diledin</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Bir avuç toprağa minnet meyledin</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(Ey habibim, dünyanın bütünü, sana ikramlarımın karşısında bir avuç toprak değerindedir...)<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Mevlid-i şerifin faydaları</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İslâm âlimlerinden İmâm-ı Celâlüddîn Abdurrahmân bin Abdülmelik Kettânî hazretleri buyurdu ki:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>(Mevlid günü ve gecesi mübecceldir yâni şerefi, kıymeti çoktur. Kendisine tâbi olanlar için kurtuluş vesilesi olan Resûlullah Efendimizin doğumu için sevinmek, Cehennem azabının azalmasına sebep olur. Bu geceye hürmet etmek, sevinmek, bütün senenin bereketli olmasına sebep olur.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Hazret-i Ebû Bekir; “Resûlullah Efendimizin doğumuna dair yazılanların okunması için bir dirhem harcayan, Cennette bana arkadaş olur.”</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Hazret-i Ömer; “Resûlullah Efendimizin doğum zamanına kıymet veren, İslâm’a kıymet vermiştir.”</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Hazret-i Osman; “Peygamber Efendimizin mevlid-i şerîfi için bir dirhem harcayan, sanki Bedir ve Huneyn gazalarına iştirak etmiş gibi sevap kazanır.”</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Hazret-i Ali; “Resûlullah efendimizin doğum zamanına kıymet verip, mevlid-i şerif okunmasına sebep olan, dünyâdan îmânla gider” buyurmuşlardır.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Mevlid merasiminin pek çok faydaları vardır. Bunlardan birisi Mevlid için yani Peygamber Efendimizin doğumunu kutlamak ve değerlendirmek için bir araya toplanmaktır. Bu durum, Resulullah Efendimizin dünyayı teşrif etmeleri sebebiyle sürûr ve sevincin ifadesidir. Bu sevinç, çok kıymetlidir. Hadîs-i şerifte; “Kişi sevdiğiyle beraberdir” buyuruldu.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Mevlid toplantılarını, bütün İslâm âlimleri, Müslümanlar güzel görmüş her yerde, mevlid-i şerif toplantıları yapılmıştır. Mevlid-i şerif okumak ve bu sebeple toplanmak çok kıymetlidir. Nitekim İbn-i Mes’ûd’un rivayet ettiği hadis-i şerifte buyruldu ki: “Müslümanların güzel gördüğü şey, Allahü teâlâ indinde de güzel, onların çirkin gördükleri Allahü teâlâ indinde de çirkindir.”)</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Neden bıçak gibi kesildi?</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu mübarek gece bin dört yüz yıldır Rebiülevvel ayında kutlandığı hâlde bir dönem FETÖ marifeti eliyle&nbsp;<i>“Kutlu Doğum Haftası"</i>&nbsp;denilerek nisan ayına sabitlenmişti. Zira nisan ayı FETÖ elebaşının doğum ayı idi. Nitekim zaman geçtikçe de Peygamber Efendimiz unutturulmaya çalışılarak&nbsp;<i>"sevgi yılı", "merhamet yılı"</i>&nbsp;gibi isimlerle sanki küresel değerler kutlanmaya başlanmıştı...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">15 Temmuz’dan sonra FETÖ’nün bu taktiği anlaşılmış ve Diyanet,&nbsp;<i>"Kutlu Doğum Haftası"</i>nı&nbsp;<strong>“Mevlid-i Nebi Haftası”</strong>&nbsp;adıyla değiştirerek eski hâline getirmiştir. Nitekim 2017 yılından beri tam zamanında kutlanıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Kutlu Doğum Haftası</i>&nbsp;dönemlerinde yine FETÖ marifetiyle bütün müftülükler, valilikler, belediyeler, kaymakamlıklar bu faaliyete katılırken o kadar manidar ki aslına rücu edince bunların hepsi bıçak gibi kesilmiştir!..<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ne olmuştur! Şanlı Peygamber Efendimizi anmak yasak mı olmuştur? Neden kültür merkezlerinde halka, gençlere, hanımlara özel programlar yapılmamaktadır? Diyanet bunlara neden önayak olmamaktadır?..<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Buna karşılık bazı müftülükler ve bazı siyasi partiler hâlâ eski yanlışı devam ettirmektedir. Diyanet'in bunlara fırsat tanımaması gerekir!..<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">FETÖ, O şanlı Resulü unutturmak için her yolu deniyordu.&nbsp;<i>"Tevhidin birinci kısmında birleşeceğiz ikinci kısmını bir tarafa bırakacağız"</i>&nbsp;diyerek Muhammed aleyhisselama imanı önemsemiyordu! Hıristiyanların, Yahudilerin, Zerdüştlerin Cennet’e gideceğini savunuyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Günümüzde de pek çok ilahiyat hocaları kandil günlerine, Resulullah Efendimizin mucizelerine ve hatta şefaatine dahi savaş açmış durumdadırlar. Her kandil günlerinde bunlara karşı TV’lerde yorumlar yapmaktadırlar. Bunlar dünyanın en bedbaht kimseleridir...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Şükür ifadesi!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kandil günlerinin en önemli hikmeti, Sevgili Peygamberimizi tanımaya, öğrenmeye anmaya, hatırlamaya ve bilmeye vesile olmasıdır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mevlid okunması sebebiyle Resulullah Efendimize salât ve selâm okunur. Peygamber Efendimiz, hadîs-i şeriflerinde buyurdular ki:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Her kim günde yüz defa salevât-ı şerîfe okursa kıyamet gününde güneşin sıcaklığından kurtulup, Arş'ın gölgesi altında benimle beraber olur. Ve her kim benim için bir salevât-ı şerife getirirse, rahmet melekleri onun günahlarının affolması için dua ve istiğfar ederler.”</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mevlid kasidelerinde; Peygamber Efendimizin nuru, dünyayı teşrifleri (doğumu), mucizeleri, mübarek hayatı ve başka kıymetli hâlleri anlatılmaktadır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bunlar ise, bir Müslümanın bilmesi icap eden hususlardır. Mevlid kitapları bunları öğrenmeye vesile olmaktadır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Resulullah Efendimiz, asr-ı saadetlerinde zât-ı âlilerini şiirle metheden şâirleri mükafatlandırırlardı. Resulullah Efendimiz bundan razı olunca, şemâil-i şerîflerini, güzel ahlâkını, mucizelerini, mübarek hayatını yazanlardan, okuyanlardan elbette razı olurlar. Çünkü bunların hepsinden maksat, Peygamber Efendimizin rızâsını ve sevgisini kazanarak O’na yakın olmaya çalışmaktır...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Resulullah Efendimizin şemâil-i şeriflerini mucizelerini, Peygamberliği bildirilmezden önce, kendisinden meydana gelen harikulade hâlleri bilmek, bunları dinlemek ve okumak, Resulullah’a (sallallahü aleyhi ve sellem) olan imanı ve muhabbeti fazlalaştırır. Çünkü insan, yaratılış ve huyu itibarıyla güzel ve iyi şeyleri sever. Resulullah Efendimizin güzel ahlâkından ve şemâil-i şeriflerinden daha güzel ve üstün bir ahlâk elbette yoktur. Resulullah’ı çok sevmek, kâmil bir imanla O’na inanmak emredilmiştir. Mevlid-i şerîf, bu emrin de yerine getirilmesine sebep olmaktadır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Resulullah Efendimize tâzîm ve hürmet, dinimizin emridir. Mevlid zamanı bu sevincini göstermek, ziyafetler vermek, bir yere toplanmak, fakirlere ikram etmek, sevinip neşelenmek, Resûlullah’a en güzel tâzîm ve hürmet olup, Allahü teâlâya şükür ifadesidir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şimdiden okuyucularımızın mevlid-i şerifini tebrik ediyor; milletimiz ve İslam âlemi için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Mevlid-i şerifi en güzel bir şekilde idrak etmek ve şanlı Resulün şefaatlerine nail olmak dileğiyle…<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 10:57:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/ummetini-sana-verdim-ey-habib-1787558339.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ölümden korkmadan mülteci kamplarına gitti</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/olumden-korkmadan-multeci-kamplarina-gitti-1681</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/olumden-korkmadan-multeci-kamplarina-gitti-1681</guid>
                <description><![CDATA[Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın ziyaretinin 15. yılı dolayısıyla Mogadişu'da tören düzenlendi. Somali lideri Mahmud, "Erdoğan ölümden korkmadan mülteci kamplarına gitti" dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın ziyaretinin 15. yılı dolayısıyla Mogadişu'da tören düzenlendi. Somali lideri Mahmud, "Erdoğan ölümden korkmadan mülteci kamplarına gitti" dedi.<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın 2011'de Somali'ye yaptığı ziyaretin, Türkiye ile Somali arasındaki ilişkileri yeni bir seviyeye taşıdığını belirterek "Türkiye'nin Somali'ye yaptığı destek; balık vermek değil, balık tutmayı öğretmek şeklinde oldu" dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Başkan Erdoğan'ın Somali'ye yaptığı tarihi ziyaretin 15. yılı dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda düzenlenen programda konuşan Mahmud, Türkiye ile Somali arasındaki ilişkilerin geçmişinin uzun yıllara dayandığını ancak 2011'deki ziyaretle iki ülke ilişkilerinin yeni bir döneme girdiğini söyledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>'ÖLECEĞİM GÜNDE ÖLÜRÜM...'</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mahmud, 2011'de Somali'nin ağır bir insani kriz yaşadığı dönemde dünyanın farklı ülkelerinden yardım faaliyetlerinin yürütüldüğünü ancak Erdoğan'ın ziyaretinin Somali'ye yönelik yardım anlayışını değiştirdiğini vurguladı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mahmud, Erdoğan'ın bu görüşmelerin ardından okul ve hastane yapılması yönünde talimat verdiğini belirterek Türkiye tarafından inşa edilen okul ve hastanelerin yalnızca Somali'de değil, bölgede de örnek gösterildiğine işaret etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Başkan Erdoğan'ın Somali'deki mülteci kamplarını ziyaret etme kararlılığına da değinen Mahmud, güvenlik gerekçeleriyle bölgeye gidilmesinin riskli olduğunun söylenmesine rağmen Erdoğan'ın, "Beni oraya götürün, öleceğim günden başka bir günde ölmem" dediğini aktardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>TÜRKÇE'YE İLGİ SÜREKLİ ARTIYOR</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye ile Somali arasındaki ilişkilerin halklar arasındaki bağları da güçlendirdiğini belirten Mahmud, Somali'de Türkçe konuşan ve Türk kültürünü bilen gençlerin yetişmesinden duyduğu memnuniyeti ifade etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mahmud, Türkçe tartışma programları hazırlamak isteyen Somalili gençlerin kendisini ziyaret ettiğini, bu programların Türkiye'de de yayımlanarak Somali gençlerinin Türk halkına yönelik teşekkürlerini anlatmalarının planlandığını kaydetti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 09:32:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/olumden-korkmadan-multeci-kamplarina-gitti-1787380440.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Lozan zafer mi hezimet mi</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/lozan-zafer-mi-hezimet-mi-1672</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/lozan-zafer-mi-hezimet-mi-1672</guid>
                <description><![CDATA[Bir yıldönümü daha geçti ama "Lozan zafer mi; hezimet mi" tartışması yine bitmedi. Aslında, baktığınız tarafa göre hem "zafer" hem de "hezimet"tir.
Peki biz nereden bakıyoruz?
"Lozan"ı doğru anlayabilmek için öncesini doğru bilmek gerekir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Star Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Nuh Albayrak'ın makalesi</p><p><a href="https://m.star.com.tr/yazar/siz-ankaraya-devlet-deyin-ben-de-hilafeti-halledeyim-yazi-2034503/" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file">https://m.star.com.tr/yazar/siz-ankaraya-devlet-deyin-ben-de-hilafeti-halledeyim-yazi-2034503/</a></p><p class="MsoNormal">Bir yıldönümü daha geçti ama<strong>&nbsp;"Lozan zafer mi; hezimet mi"&nbsp;</strong>tartışması yine bitmedi. Aslında, baktığınız tarafa göre hem&nbsp;<strong>"zafer"</strong>&nbsp;hem de&nbsp;<strong>"hezimet"</strong>tir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Peki biz nereden bakıyoruz?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"Lozan"</strong>ı doğru anlayabilmek için öncesini doğru bilmek gerekir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İngiltere'nin Türkiye politikasının belirlendiği Şark Komitesi (Eastern Committee), Osmanlı sonrasını şekillendirmek için 23 Aralı 1918'de, George Curzon'un başkanlığında toplanmış ve&nbsp;<strong>"Türklerin tehdit gücünü (Hilafet'i) ellerinden alalım, Batı'ya sıkı bağlayalım"</strong>&nbsp;kararı almıştı!<a href="https://m.star.com.tr/yazar/siz-ankaraya-devlet-deyin-ben-de-hilafeti-halledeyim-yazi-2034503/#_ftn1" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref1;">[1]</span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">19 Mayıs 1919'da başlayan&nbsp;<strong>"yeni dönem"</strong>i yakından takip eden Lord Curzon, Kurtuluş Savaşı'nın ilk günlerinde verdiği demeçte,&nbsp;<strong>"İstanbul Hükümeti mefluçtur (felçtir) ve Mustafa Kemal, Türkiye'nin hakiki hâkimidir"</strong>&nbsp;demişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>GÖRÜŞMELER NEDEN LOZAN'A ALINDI?</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Savaş yorgunu Türk milleti canını dişine takmış ve 104 yıl önce bu günlerde gerçekleşen&nbsp;<strong>"Büyük Taarruz"</strong>la Yunan çapulcularını denize dökmüştü. 11 Ekim 1922 tarihinde imzalanan&nbsp;<strong>"Ateşkes Antlaşması"</strong>&nbsp;sonrasında da, bu zaferin tescilleneceği&nbsp;<strong>"Barış Antlaşması"</strong>na sıra gelmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Usul gereği barış müzakereleri,&nbsp;<strong>"galip"</strong>&nbsp;devletin arzu ettiği yerde ve belirlediği ilkeler çerçevesinde yürütülürdü.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nitekim İstiklâl Muharebesi'nin galibi olan Türkiye, barış görüşmelerinin yapılacağı yeri&nbsp;<strong>"İzmir"</strong>&nbsp;olarak belirlemiş ve muhataplar tarafından da kabul edilmişti. Ancak İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon'un son hamlesiyle, Barış Konferansı Lozan'a nakledilmişti!<a href="https://m.star.com.tr/yazar/siz-ankaraya-devlet-deyin-ben-de-hilafeti-halledeyim-yazi-2034503/#_ftn2" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref2;">[2]</span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu değişiklik, cephenin galibi olan Türk tarafının masada&nbsp;<strong>"mağlup"</strong>&nbsp;olacağını gösteriyordu. Zira&nbsp;<strong>"Lozan"</strong>&nbsp;hamlesi, savaş hukukunun rafa kalktığı anlamına geliyordu.&nbsp;<strong>"Yedi düvele karşı galip gelen Türkiye"</strong>, mağluplarca belirlenen yere davet edilmiş; belirlenen şartlar, galibin önüne konmuştu.<a href="https://m.star.com.tr/yazar/siz-ankaraya-devlet-deyin-ben-de-hilafeti-halledeyim-yazi-2034503/#_ftn3" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref3;">[3]</span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gerçekten İngiltere Temsilcisi Lord Curzon sadece&nbsp;<strong>"mekan"</strong>ı tayin etmekle kalmamış; müzakere şartlarını da belirlemişti. Türk Heyeti Temsilcisi İsmet Paşa da, Lozan'daki Lord Curzon'u,&nbsp;<strong>"Mücadeleciydi; müttefikleri etrafında toplayarak sevk ve idareye muktedir bir manevracıydı"</strong>&nbsp;şeklinde tarif etmişti.<a href="https://m.star.com.tr/yazar/siz-ankaraya-devlet-deyin-ben-de-hilafeti-halledeyim-yazi-2034503/#_ftn4" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref4;">[4]</span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>BU "KURTLAR SOFRASI"NA NİYE BİR "ACEMİ" GÖNDERİLDİ?</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mondros Mütarekesi'ne&nbsp;<strong>"Baş Murahhas"</strong>&nbsp;olarak imza atmış olmanın burukluğuyla&nbsp;<strong>"rövanş"</strong>&nbsp;için sabırsızlanan (ve çok iyi İngilizce bilen) Heyet-i Temsiliye Reisi Rauf Bey veya teamül gereği; Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Tengirşek'in gönderilmesi gerekirken, bu işlerle hiç ilgisi olmayan, İngilizce bilmeyen; üstelik kulağı da duymayan İsmet Paşa gönderilmişti!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İsmet Paşa bile şaşırmış;&nbsp;<strong>"İlk defa çizmeyi çıkarıp iskarpin giydim. Sivil ve diplomatik hayata çok yabancıydım. Lozan'da uğradığım güçlük, askerlikten gelip amatör diplomatlık yapmamdı"</strong>&nbsp;itirafında bulunmuştu. Gazi ise bu tercihini,&nbsp;<strong>"İsmet bana her zaman kusursuz itaat etmiştir"</strong>&nbsp;şeklinde savunmuştu!<a href="https://m.star.com.tr/yazar/siz-ankaraya-devlet-deyin-ben-de-hilafeti-halledeyim-yazi-2034503/#_ftn5" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref5;">[5]</span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>ZAYIF TEMSİLİYET, PEŞİN TESLİMİYET!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türk tarafı daha büyük bir diplomatik hata yaparak,&nbsp;<strong>"temsiliyet"</strong>te de;&nbsp;<strong>"teslimiyet"</strong>&nbsp;anlamına gelen bir tavır sergilemişti!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Müzakerelerin şartlarını belirleyen İngiltere'nin&nbsp;<strong>"çifte davet"</strong>&nbsp;oyunu üzerine kurulu bir&nbsp;<strong>"danışıklı dövüş"</strong>&nbsp;sayesinde, Lozan Konferansı başlamadan 10 gün önce&nbsp;<strong>"Saltanat"</strong>&nbsp;kaldırılmıştı! Halbuki mer'i Anayasa'ya göre hâlâ devletin temsilcisi Halife ve merkezi de İstanbul idi. Ankara'daki yapılanma, anayasaya aykırı bir&nbsp;<strong>"fiilî durum"</strong>dan ibaretti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yani Ankara'nın henüz uluslararası meşruiyeti yoktu. Zaten bütün dertleri, Batı nezdinde&nbsp;<strong>"devlet"</strong>&nbsp;olabilmekti!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bunu Avrupa da çok iyi biliyordu ve o&nbsp;<strong>"meşruiyet"</strong>&nbsp;için&nbsp;<strong>"özel"</strong>&nbsp;şartlar hazırlıyordu! Nitekim İngiltere Temsilcisi Lord Curzon,&nbsp;<strong>"Şark Konseyi Karaları"</strong>nı cebine koyarak Lozan'a gelmiş ve 11 Kasım 1922'de başlayan görüşmeleri orkestra şefi gibi yöneterek, öncelikle coğrafi hedefleri garantilemişti!<a href="https://m.star.com.tr/yazar/siz-ankaraya-devlet-deyin-ben-de-hilafeti-halledeyim-yazi-2034503/#_ftn6" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref6;">[6]</span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Asıl&nbsp;<strong>"pazarlık"</strong>&nbsp;ise, masadaki müzakerelerin dışında, İsmet Paşa'nın danışmanı Hahambaşı Hayim Nahum aracılığıyla yürütülüyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Lozan'da 100 kişilik Türk heyeti vardı ama gazeteci Hüseyin Cahit,&nbsp;<strong>"Hepsi dans öğrenmekle, briç ve poker oynamakla meşguldü. Müzakerelerle ilgili bütün bilgileri, Hayim Nahum'dan aldık"</strong>&nbsp;diyordu.<a href="https://m.star.com.tr/yazar/siz-ankaraya-devlet-deyin-ben-de-hilafeti-halledeyim-yazi-2034503/#_ftn7" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref7;">[7]</span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"HİLAFET KALKMAZSA LOZAN İMZALANMAZ!"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Masadaki hedeflerine ulaşan Lord Curzon, Londra'nın asıl şartını da,&nbsp;<strong>"Türk mukaddesatının feda edilmesi gibi muazzam bir Hristiyanî zafer ümidi olmazsa, müzakereler kesilecek ve hemen fiilî safhaya dökülecektir"</strong>&nbsp;şeklinde aktarmıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"Danışman"</strong>&nbsp;Hayim Nahum, Curzon'un bu diplomatik tehdidini İsmet Paşa'ya,&nbsp;<strong>"Konferansın neticelenebilmesi için 'Hilâfet'in kaldırılması' şartını kabul etmeniz gerekir"</strong><i>&nbsp;</i>şeklinde tercüme etmişti!<a href="https://m.star.com.tr/yazar/siz-ankaraya-devlet-deyin-ben-de-hilafeti-halledeyim-yazi-2034503/#_ftn8" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref8;">[8]</span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hayim Nahum, İsmet Paşa ile yaptığı gizli toplantıda da açıkça,&nbsp;<strong>"Hilafet kalkmazsa İngilizler muahedeyi imzalamayacak"</strong>&nbsp;demişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nitekim görüşmeler kesilmiş ve Lord Curzon, ciddiyetinin anlaşılması için Londra'ya dönmüştü!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ankara, Lozan'dan&nbsp;<strong>"Kuruluş Senedi"</strong>&nbsp;almak için her şeyi vermeye hazırdı ama Saltanat'tan sonra Hilafet'i de kaldırmayı gözü kesmiyordu!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İsmet Paşa da, bu&nbsp;<strong>"gizli"</strong>&nbsp;şartı görüşmek için Türkiye'ye dönmüştü.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nahum ise, İsmet Paşa'dan önce dönmüş ve İktisat Kongresi için İzmir'de bulunan Mustafa Kemal Paşa ile görüşerek&nbsp;<strong>"ikna"</strong>&nbsp;etmişti!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hemen Londra'ya giden Nahum, Paşa'dan aldığı söze istinaden Lord Curzon'a,&nbsp;<strong>"Siz yeni Türkiye'nin mülkî tamamiyetini (Ankara'nın meşruiyetini) kabul edin, ben İslâmiyet'i ve İslâm temsilciliğini (Hilafet'i), ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüt ediyorum"&nbsp;</strong>demişti!<a href="https://m.star.com.tr/yazar/siz-ankaraya-devlet-deyin-ben-de-hilafeti-halledeyim-yazi-2034503/#_ftn9" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref9;">[9]</span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu taahüt üzerine, Lozan'ın 2. Bölümü 23 Nisan 1923'te başlamıştı. Ancak, istediğini alan Lord Curzon&nbsp;<strong>"tali meselelerin"</strong>&nbsp;görüşüleceği bu bölüme gelmemişti!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Netice itibariyle 24 Temmuz 1923 günü imzalanan&nbsp;<strong>"Lozan Barış Antlaşması"</strong>, coğrafi tavizleri tescil eden bir&nbsp;<strong>"Ön Mutabakat"</strong>&nbsp;mahiyetindeydi. Türkiye'ye,&nbsp;<strong>"Diğer şartları da yerine getirirsen 'devlet' olabilirsin"</strong>&nbsp;senedi verilmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Antlaşma kamuoyunda çok tepki görmüştü. İsmet Paşa bile,&nbsp;<strong>"Fedakârlığı son haddine vardırdık. Toprak meselelerinde kendi zararımıza ve Müttefiklerin lehine kararlar aldık"</strong>&nbsp;demişti.<a href="https://m.star.com.tr/yazar/siz-ankaraya-devlet-deyin-ben-de-hilafeti-halledeyim-yazi-2034503/#_ftn10" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref10;"><sup>[10]</sup></span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nitekim bu gayr-i millî antlaşmayı onaylaması için 11 Ağustos'ta oluşturulan&nbsp;<strong>"özel Meclis"</strong>in ilk işi, 23 Ağustos'ta,&nbsp;<strong>"Lozan Hezimeti"</strong>ni onaylamak olmuştu!<a href="https://m.star.com.tr/yazar/siz-ankaraya-devlet-deyin-ben-de-hilafeti-halledeyim-yazi-2034503/#_ftn11" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref11;">[11]</span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>LONDRA, LOZAN'I ONAY İÇİN "İLGA"YI BEKLEDİ!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Oysa turpun büyüğü daha heybeden çıkmamıştı!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Lord Curzon, Avam Kamarası'nda,&nbsp;<strong>"Türkler bir daha eski savlet (kahramanlık) ve şevketine (kudretine) kavuşamayacaktır. Zira biz, onları maneviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz"</strong>&nbsp;demişti!"<a href="https://m.star.com.tr/yazar/siz-ankaraya-devlet-deyin-ben-de-hilafeti-halledeyim-yazi-2034503/#_ftn12" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref12;">[12]</span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ama biz ona itibar etmeyelim, kendi kaynaklarımıza dönelim!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İcra Vekilleri Heyeti Reisi (Başbakan) Rauf (Orbay) Bey, gazeteci Feridun Kandemir'e&nbsp;<strong>"İsmet Paşa, Lozan'da; İngilizlerle arabuluculuk rolü oynayan Hayim Nahum Efendi'nin telkinleriyle, Hilafet'in kaldırılmasını tamamıyla benimsemiş"</strong>&nbsp;demişti.<a href="https://m.star.com.tr/yazar/siz-ankaraya-devlet-deyin-ben-de-hilafeti-halledeyim-yazi-2034503/#_ftn13" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref13;">[13]</span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Londra-Ankara hattında yaşananlar da, bu vahameti doğruluyordu!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Zira... Antlaşmanın geçerli olması için bütün taraflarca da onaylanması gerekiyordu. Oysa İngiltere Hükümeti, bir türlü parlamentoya gönderilmiyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu arada Ankara, 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet ilân etmişti ama kimse ilgilenmemişti!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nihayet, Hilafet 3 Mart 1924'te kaldırılınca, Londra da bir yıldır beklettiği Lozan Antlaşması'nı 16 Temmuz 1924'te onaylamıştı. 5 Eylül'de de Milletler Cemiyeti'nde tescil edilmiş ve Avrupa devletleri, bir yıldır tanıyamadıkları(!) Türkiye Cumhuriyeti'ni tanıma yarışına girmişti!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"ANKARA, İNGİLTERE'YE GÜÇLÜK ÇIKARAN KURUMU KALDIRDI!"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İngiliz Yazar Philip Graves'in,&nbsp;<strong>"Ankara, Müslüman uyrukları yöneten bir gayrimüslim devlet (İngiltere) için güçlükler çıkaran kurumu (Hilafet'i) ortadan kaldırmakla, Britanya İmparatorluğu'na olağanüstü bir iyilik yapmıştır"&nbsp;</strong>değerlendirmesi çok manidardı! (Briton and Turk, London 1941)<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Merhum Ahmet Kabaklı&nbsp;<strong>"Temellerin Duruşması"&nbsp;</strong>kitabında,<strong>&nbsp;"İngiltere'nin, Hilafeti Türkiye'nin elinden almak yolunda ne kadar kararlı olduğunu anlatacağız"</strong>&nbsp;diye başladığı bölümün sonunda,&nbsp;<strong>"Hilafet, İngilizlerin verdiği ufak tefek tavizlere feda edilmişse... Yazık olmuştur, çok ucuza gitmiştir"</strong><i>&nbsp;</i>noktasına gelmektedir!<a href="https://m.star.com.tr/yazar/siz-ankaraya-devlet-deyin-ben-de-hilafeti-halledeyim-yazi-2034503/#_ftn14" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref14;">[14]</span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tabii ki, Hilafetin kaldırılması sadece başlangıçtı! Londra'nın şartına&nbsp;<strong>"inkılaplar"</strong>&nbsp;da dâhildi. Zaten Hilafet, sonraki operasyonların selameti(!) için kaldırılmıştı!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Amerika'nın Ankara Büyükelçisi Charles H. Sherrill de,&nbsp;<strong>"8. Henry gibi Gazi de Hilafeti lağvetmiş ve ruhani sınıfın nüfuzunu ortadan kaldırmıştı. Aynı zamanda namaza davetin de, Türkçe yapılmasını istemişti"</strong>&nbsp;derken, büyükelçilik yaptığı 1932 yılına kadarki&nbsp;<strong>"devrimler"</strong>i özetliyordu!&nbsp;<a href="https://m.star.com.tr/yazar/siz-ankaraya-devlet-deyin-ben-de-hilafeti-halledeyim-yazi-2034503/#_ftn15" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref15;">[15]</span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>***</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Efendim, Lozan Antlaşması'nın 143 maddesinde&nbsp;<strong>"Hilafet"</strong>&nbsp;yokmuş!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Hilafet'ten kurtulmak için asırlardır uğraşan İngilizlerin, "yeni devletin onay makamı" konumunda oldukları Lozan'da, Hilafet'i hiç gündeme getirmediğini söylemek, hıyanet değilse ahmaklıktır.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://m.star.com.tr/yazar/siz-ankaraya-devlet-deyin-ben-de-hilafeti-halledeyim-yazi-2034503/#_ftnref1" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn1;">[1]</span></a>&nbsp;The British Library, IOR/L/PS/18/B310a: 1-2.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://m.star.com.tr/yazar/siz-ankaraya-devlet-deyin-ben-de-hilafeti-halledeyim-yazi-2034503/#_ftnref2" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn2;">[2]</span></a>&nbsp;https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/lord-curzon-1859-1925/<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://m.star.com.tr/yazar/siz-ankaraya-devlet-deyin-ben-de-hilafeti-halledeyim-yazi-2034503/#_ftnref3" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn3;">[3]</span></a>&nbsp;Celil Bozkurt, Filistin'in Yahudileştirilmesi, Beyan Yayınları, İstanbul 2025, s. 11.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://m.star.com.tr/yazar/siz-ankaraya-devlet-deyin-ben-de-hilafeti-halledeyim-yazi-2034503/#_ftnref4" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn4;">[4]</span></a>&nbsp;İsmet İnönü'nün Lozan Hatıraları-I, Cumhuriyet Yayınları, İstanbul 1998, s. 104.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://m.star.com.tr/yazar/siz-ankaraya-devlet-deyin-ben-de-hilafeti-halledeyim-yazi-2034503/#_ftnref5" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn5;">[5]</span></a>&nbsp;İsmet İnönü'nün Lozan Hatıraları-I, s. 125.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://m.star.com.tr/yazar/siz-ankaraya-devlet-deyin-ben-de-hilafeti-halledeyim-yazi-2034503/#_ftnref6" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn6;">[6]</span></a>&nbsp;İsmet İnönü'nün Lozan Hatıraları-I, s. 104.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://m.star.com.tr/yazar/siz-ankaraya-devlet-deyin-ben-de-hilafeti-halledeyim-yazi-2034503/#_ftnref7" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn7;">[7]</span></a>&nbsp;Cemal Kutay, Bilinmeyen Tarihimiz-1, Dizerkonca Matbaası, İstanbul 1974, s. 294, 305.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://m.star.com.tr/yazar/siz-ankaraya-devlet-deyin-ben-de-hilafeti-halledeyim-yazi-2034503/#_ftnref8" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn8;">[8]</span></a>&nbsp;Büyük Doğu, Sayı: 29, 6 Ekim 1950, s. 10.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://m.star.com.tr/yazar/siz-ankaraya-devlet-deyin-ben-de-hilafeti-halledeyim-yazi-2034503/#_ftnref9" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn9;">[9]</span></a>&nbsp;Ahmet Anaplı, Masada Kaybedilen Vatan, Profil Yayıncılık, İstanbul 2014, s. 223.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://m.star.com.tr/yazar/siz-ankaraya-devlet-deyin-ben-de-hilafeti-halledeyim-yazi-2034503/#_ftnref10" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn10;"><sup>[10]</sup></span></a>&nbsp;Ali Naci Karacan, Lozan Konferansı ve İsmet Paşa, Türk İnkılap Tarihi Ens. Yayınları, İstanbul 1943, s. 211.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://m.star.com.tr/yazar/siz-ankaraya-devlet-deyin-ben-de-hilafeti-halledeyim-yazi-2034503/#_ftnref11" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn11;">[11]</span></a>&nbsp;Eyüp Durukan, Günlüklerde Bir Ömür-V, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2011, s. 260.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://m.star.com.tr/yazar/siz-ankaraya-devlet-deyin-ben-de-hilafeti-halledeyim-yazi-2034503/#_ftnref12" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn12;">[12]</span></a>&nbsp;Büyük Doğu, Sayı: 29, 6 Ekim 1950, s. 11, 16.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://m.star.com.tr/yazar/siz-ankaraya-devlet-deyin-ben-de-hilafeti-halledeyim-yazi-2034503/#_ftnref13" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn13;">[13]</span></a>&nbsp;Ahmet Kabaklı, Temellerin Duruşması, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İstanbul 1993, s. 147-154.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://m.star.com.tr/yazar/siz-ankaraya-devlet-deyin-ben-de-hilafeti-halledeyim-yazi-2034503/#_ftnref14" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn14;">[14]</span></a>&nbsp;Temellerin Duruşması, s. 135, 148.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://m.star.com.tr/yazar/siz-ankaraya-devlet-deyin-ben-de-hilafeti-halledeyim-yazi-2034503/#_ftnref15" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn15;">[15]</span></a>&nbsp;Temellerin Duruşması, s. 160-164.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 09:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/lozan-zafer-mi-hezimet-mi-1787293785.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İsrail ve Türkiye arasında doğrudan askeri çatışma riski vardı</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/israil-ve-turkiye-arasinda-dogrudan-askeri-catisma-riski-vardi-1664</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/israil-ve-turkiye-arasinda-dogrudan-askeri-catisma-riski-vardi-1664</guid>
                <description><![CDATA[ABD'nin Ankara Büyükelçisi, Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, İsrail'in Suriye'nin kuzeyindeki İdlib ilinin doğusunda bulunan Ebu Zuhur Askeri Havaalanı'na düzenlediği saldırının Türkiye ile İsrail arasında doğrudan askeri çatışma riski barındırdığını söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">ABD'nin Ankara Büyükelçisi, Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, İsrail'in Suriye'nin kuzeyindeki İdlib ilinin doğusunda bulunan Ebu Zuhur Askeri Havaalanı'na düzenlediği saldırının Türkiye ile İsrail arasında doğrudan askeri çatışma riski barındırdığını söyledi.&nbsp;<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">İsrail'in The Jerusalem Post gazetesine konuşan Barrack, İsrail'in dün Suriye'deki Ebu Zuhur Askeri Havaalanı'na düzenlediği saldırıya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Barrack, saldırının Türkiye-Suriye ile İsrail arasında askeri çatışma riski barındırdığını vurgulayarak "Dün yaşanan olaylar ciddi ve endişe vericiydi. Ancak, can kaybı yaşanmaması ve durumun tırmanmaması bizi rahatlattı." dedi.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">İsrail-Suriye çatışma önleme biriminin yeniden faaliyete geçirilmesi konusunda "gizli görüşmelerin" sürdüğünü söyleyen Barrack, "Türkiye, doğrudan veya dolaylı olarak bu sürece davet edilebilir." diye konuştu.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Barrack, iletişimin önemli olduğuna işaret ederek, Türkçe, Arapça, İngilizce ve İbranice dillerini akıcı şekilde konuşan personelin 24 saat görev yaptığı bir işbirliği birimi kurulmasının faydalı olacağını söyledi.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;"><strong>"Suriye radarları İsrail için tehdit oluşturmuyor"<o:p></o:p></strong></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın İsrail'e karşı saldırgan niyetleri olmadığını ve yalnızca kendi egemenliğini korumayı amaçladığını belirten Büyükelçi, Şam Havalimanı'na kurulan radarlar bağlamında, Tel Aviv yönetiminin iddia ettiğinin aksine, ABD'nin görüşüne göre sivil altyapının İsrail için bir güvenlik tehdidi oluşturmadığını söyledi.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Barrack, "Suriye'nin güvenli ve güvenilir bir iç havacılık sistemini sürdürebilmesi, işlevsel bir sivil radar kapsama alanına bağlıdır. Bu teknik gerekliliğin bir güvenlik sorunu teşkil etmediğine ve daha fazla görüşmenin konuyu herkesin memnuniyetine uygun şekilde netleştirmeye yardımcı olabileceğine inanmaya devam ediyoruz." ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">ABD'nin Türkiye ile İsrail arasında gerilimi azaltmak ve geri döndürülmesi zor bir tırmanışı önlemek için yardımcı olmak istediğini dile getiren Barrack, "Başkan (Donald) Trump'ın planı, gerekli alan ve destek sağlandığı takdirde başarıya ulaşabilecek uygulanabilir bir yol sunmaktadır." diye konuştu.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;"><strong>Ne olmuştu?<o:p></o:p></strong></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">İsrail ordusuna ait savaş uçakları, dün, Suriye'nin kuzeyindeki İdlib ilinin doğusunda bulunan terk edilmiş durumdaki Ebu Zuhur Askeri Havaalanı'na saldırı düzenlemişti.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Saldırıda can kaybı ya da yaralanan olup olmadığına ilişkin bilgi paylaşılmamıştı.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Suriyeli yetkili, İsrail savaş uçaklarının Ebu Zuhur Askeri Havaalanı'na 8 saldırı düzenlediğini belirterek, saldırılarda pistin yanı sıra hangarda atıl durumdaki bir yapının hedef alındığını kaydetmişti.<o:p></o:p></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 14:22:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/israil-ve-turkiye-arasinda-dogrudan-askeri-catisma-riski-vardi-1787138636.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Öldü mü, Öldürüldü mü?</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/oldu-mu-olduruldu-mu-1663</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/oldu-mu-olduruldu-mu-1663</guid>
                <description><![CDATA[Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun'un şüpheli ölümünün araştırılması için Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının talebi doğrultusunda başlatılan feth-i kabir işlemi bugün saat 12.00 itibarıyla tamamlandı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun'un şüpheli ölümünün araştırılması için Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının talebi doğrultusunda başlatılan feth-i kabir işlemi bugün saat 12.00 itibarıyla tamamlandı&nbsp;<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un şüpheli ölümüyle ilgili yürütülen soruşturmada kapsamında, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Denizolgun hakkında feth-i kabir kararı verildi. Polis ekipleri Karacaahmet Mezarlığı çevresinde güvenli önlemlerini arttırırken savcı ve olay yeri inceleme ekipleri mezarlığa geldi.<o:p></o:p></span></span></p><figure class="image"><img src="/images/files/3906589_ba81ea35be583444de22edaa6b17fcef.jpg"></figure><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada, "Cumhuriyet Başsavcılığımızın 2026/8086 sırasına kayıtlı olan soruşturma dosyasında, 06/09/2016 tarihinde vefat eden Arif Ahmet Denizolgun'un ölümünün ve yapılan otopsi işlemlerinin şüpheli olduğuna ilişkin iddia ve şikayette bulunulduğu anlaşılmakla; CMK’nın ilgili hükümlerince maktulün gerçek ölüm sebebinin tespitine ilişkin yeniden inceleme yapılabilmesi amacıyla fethi kabir kararı alınmıştır. Kamuoyunun bilgisine saygıyla duyurulur." ifadelerine yer verildi.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Karacaahmet Mezarlığı'nda güvenlik amacıyla demir bariyerlerle tedbir alındı. Savcı ve olay yeri inceleme görevlileri mezarlığa geldi.<o:p></o:p></span></span></p><figure class="image"><img src="/images/files/eski-bakan-arif-ahmet-denizolgun-un-fethi-kabir-islemi-tamamlandi-879931.webp"></figure><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;"><strong>FETH-İ KABİR İŞLEMİ TAMAMLANDI<o:p></o:p></strong></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Adli kaynaklardan edinilen bilgilere göre, eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un şüpheli ölümüne ilişkin soruşturma kapsamında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının talebi doğrultusunda başlatılan feth-i kabir (mezar açma) işlemi bugün saat 12.00 itibarıyla tamamlandı.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Karar kapsamında Denizolgun’un kabri açılarak ölüm nedeninin kesin olarak belirlenmesi amacıyla adli inceleme başlatıldı. Feth-i kabir işleminin ardından elde edilen bulguların Adli Tıp Kurumu tarafından inceleneceği bildirildi.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Denizolgun’un vefatına ilişkin dosyada, ölümün resmi makamlara bildirilmesindeki gecikme, cansız beden üzerinde bulunduğu ileri sürülen bulgular ve dönemin Adli Tıp incelemelerinin eksik veya hatalı yapıldığına yönelik iddialar yer alıyor.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;"><strong>ADALET BAKANLIĞI YAKIN TAKİPTE<o:p></o:p></strong></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Sürecin, faili meçhul ve şüpheli ölüm dosyalarının yeniden incelenmesinde başsavcılıklarla koordinasyon görevi yürüten Adalet Bakanlığı Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı tarafından da takip edildiği öğrenildi.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Denizolgun ailesinin kısa süre önce söz konusu Daire Başkanlığına resmi başvuruda bulunduğu belirtildi.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;"><strong>ADLİ TIP KURUMU'NA GETİRİLDİ<o:p></o:p></strong></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Titiz bir incelemenin ardıdan mezardan alınan bulgular, cenaze arabasına konularak Adli Tıp kurumu'na getirildi.<o:p></o:p></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 13:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/oldu-mu-olduruldu-mu-1787135876.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Trump&#039;ın verdiği sözü yerine getirmesini bekliyoruz</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/trumpin-verdigi-sozu-yerine-getirmesini-bekliyoruz-1648</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/trumpin-verdigi-sozu-yerine-getirmesini-bekliyoruz-1648</guid>
                <description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Al Jazeera televizyonuna verdiği röportajda Suriye'deki yeni yönetimle ilişkilerin gayet iyi olduğunu belirterek, en kısa sürede Şam'a bir ziyaret gerçekleştireceğini açıkladı. Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki Mekke Anlaşması'nın "ortak savunma paktı" niteliğinde olduğunu vurgulayan Erdoğan, ABD Başkanı Trump'tan da F-35 uçakları konusundaki sözünü tutmasını beklediklerini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Al Jazeera televizyonuna verdiği röportajda Suriye'deki yeni yönetimle ilişkilerin gayet iyi olduğunu belirterek, en kısa sürede Şam'a bir ziyaret gerçekleştireceğini açıkladı. Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki Mekke Anlaşması'nın "ortak savunma paktı" niteliğinde olduğunu vurgulayan Erdoğan, ABD Başkanı Trump'tan da F-35 uçakları konusundaki sözünü tutmasını beklediklerini söyledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan,&nbsp;Doha merkezli&nbsp;Al&nbsp;Jazeera&nbsp;Arapça&nbsp;televizyonuna&nbsp;verdiği röportajda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Röportajı AK Parti'nin 25. yıl dönümü kutlamalarının yapıldığı günde verdiğini dile getiren&nbsp;Erdoğan,&nbsp;"Böylesi bir günde bir araya gelmek, bizim için gerçekten ayrı bir mutluluk. 25. yıl kutlamalarıyla birlikte daha nice çeyrek asırlara inşallah yürüyeceğiz.” diye&nbsp;konuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında yakın zamanda imzalanan güvenlik odaklı Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na değinen&nbsp;Erdoğan,&nbsp;şunları söyledi:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Her şeyden önce Mekke Anlaşması, farklı bir değişimdi. Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında Mekke'de bu üçlü anlaşmanın imzalanması, dünyaya önemli bir mesaj vermemize vesile oldu. Mekke’de bu anlaşmanın yapılmış olması, üçlü olarak bu anlaşmayı gerçekleştirmek bizlere ayrı bir güç ve dünyaya ayrı bir mesaj olmuştur. Bu konuda ben inanıyorum ki gerek Pakistan gerek Türkiye gerekse Suudi Arabistan, bu anlaşmadan çok çok önemli memnuniyetle ayrılmışlardır. Hayırlı olsun.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ABD ile İran arasındaki sıkıntılı bir dönemde böyle bir anlaşmanın yapılmış olmasının dünya barışı için önemli bir mesaj oluşturduğunu vurgulayan&nbsp;Erdoğan,&nbsp;“Dünya barışına önemli bir mesaj diyorum çünkü Türkiye barıştan yana tavır koyan bir ülke olarak Mekke'nin seçilmiş olması, bu barış için önemli bir adım olmuştur. İran ile ABD arasındaki süreçte barışın taraftarları olarak bizler de bunu sürekli vurguladık, sürekli barıştan yana olduğumuzu anlattık. Barıştan yana böyle bir süreci özellikle kovalayan ülkeler olarak bizler de Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan, bu barışın savunucuları olarak yerimizi&nbsp;aldık. Barışın savunucuları olarak da bundan sonraki süreçte yine bizler, barışı kovalayan ülkeler olarak bu yola devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mekke Anlaşması’nın NATO'nun 5. maddesindeki savunma unsuruna benzerliği sorulan&nbsp;Erdoğan,&nbsp;“Bunu şöyle ifade edeyim. Malum NATO'nun 5. maddesi neleri içeriyorsa aynı şekilde şu anda buradaki ortak savunma anlayışı da yine herhangi bir sıkıntının yaşanması halinde bu üç ülke burada gerekli adımı beraber atma şansına sahip olacaklardır. Bu, Türkiye’ye, Suudi Arabistan’a, Pakistan’a olabilir, hangisine olursa olsun, herhangi bir saldırı bu üç ülkeden birine olursa ortak savunma paktı olduğu için burada gerekli olan her türlü saldırıya karşı bu üç ülke birbirini savunma şansına sahiptir.” ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erdoğan,&nbsp;başka ülkelerin de&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/mekke-anlasmasi" target="_blank">Mekke Anlaşması</a>'na katılımına ilişkin değerlendirmesinde, “Şu anda bu üç ülkenin dışında, bu üç ülkeye ilave olabilecek ülkeler her an olabilir. Sadece Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan değil ilave bazı ülkeler de aramıza katılabilir. Bunu anlaşmayı imzaladığımızda açıkladık, 'Bundan sonraki süreçte katılacak bazı ülkeler olursa bunlara da kapımız açıktır.' dedik ve kapıyı açık tuttuk.” şeklinde&nbsp;konuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan,&nbsp;“Mısır da eğer arzu ederse bu üç ülke arasında anlaşmayı yapar ve Mısır’a da kapısını açar.” dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ABD-İSRAİL İLE İRAN ARASINDAKİ SAVAŞ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı&nbsp;Recep Tayyip&nbsp;Erdoğan,&nbsp;ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşa ilişkin, temennisinin bir an önce barışın gerçekleşmesi olduğunu söyledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmasının sıkıntı olduğuna dikkati çeken&nbsp;Erdoğan,&nbsp;“Bu trafiği bir an önce açmak, dünya petrol trafiğini kısa zamanda açmak suretiyle inşallah dünyanın petrol trafiğindeki bu zengin akışı durdurmamak lazım. Biz buna taraftarız, İran aynı şekilde buna taraftar. Temennimiz, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiği ücretsiz olarak eğer açılırsa bu çok daha isabetli olacaktır. Ücretsiz olması, buradaki trafiği açmak noktasında çok hayırlı olacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ABD-İSRAİL’İN İRAN’A VE TAHRAN YÖNETİMİNİN KÖRFEZ ÜLKELERİNE SALDIRILARI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından Tahran’ın Körfez ülkelerine saldırıları karşısında Türkiye'nin tutumu sorulan&nbsp;Erdoğan,&nbsp;“Biz, buralarda kesinlikle savaştan yana değiliz, barıştan yanayız ama burada İsrail, bu savaşın baş aktörüdür. İsrail, burada savaşı sürekli teşvik etti, savaştan yana olmuştur. Savaştan yana olduğu için de burada diğer ülkeler çok bedel ödediler. Bunun da baş sorumlusu İsrail olmuştur.” diye&nbsp;konuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"EN KISA ZAMANDA BEN DE İNŞALLAH BİR ŞAM SEYAHATİ YAPACAĞIM"<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan,&nbsp;ABD ile İran arasında çözüm bulma çabasındaki Katar ile Pakistan’ın arabuluculuğu rolüne ilişkin, her iki ülkenin de bu konuda önemli görevler üstlendiklerini, bundan sonraki süreçte de bunun devam edeceğine inandığını söyledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erdoğan,&nbsp;“Hep beraber el ele vereceğiz, her şeyden önce Müslümanlar olarak birliğimizi, beraberliğimizi koruyarak yolumuza devam edeceğiz.” dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan,&nbsp;Suriye’de&nbsp;Cumhurbaşkanı&nbsp;Ahmed Şara liderliğindeki yeni yönetimle ilişkiler ve İsrail’in Suriye’ye saldırılarına ilişkin şunları dile getirdi:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Suriye ile devlet mekanizmalarımız gayet güzel ilişki içindeler, bu birlikteliği, bu beraberliği sürdürüyoruz. Suriye, bizim kardeşimizdir, Suriye'yi asla yalnız bırakmayacağız. Bu süreçte Suriye, kardeşlerinin kendisine olan ilgi ve&nbsp;alakasını görecektir, hiç endişe etmesinler.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye'nin, Suriye'nin istikrarına yönelik desteğine ilişkin soruyu&nbsp;Erdoğan,&nbsp;“Oranın istikrarı için Türkiye’nin üzerine ne düşüyorsa biz bunu sonuna kadar yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz.” diyerek yanıtladı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan,&nbsp;Suriye’de Beşşar Esed rejiminin devrilmesine giden süreçte Türkiye’nin rolüne ilişkin, “Elhamdülillah, bunu en güzel şekilde gerek&nbsp;Cumhurbaşkanı&nbsp;Şara gerek ilgili arkadaşlar gayet iyi biliyorlar. Üzerimize düşen neyse bunu sonuna kadar yaptık. Bundan sonraki süreçte de yapmaya devam edeceğiz. En kısa zamanda ben de inşallah bir Şam seyahati yapacağım.” ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İSRAİL’İN LÜBNAN’A SALDIRILARI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Lübnan&nbsp;Cumhurbaşkanı&nbsp;Joseph Avn’ın Türkiye ziyareti ve iki ülke ilişkilerini değerlendiren&nbsp;Erdoğan,&nbsp;“Lübnan'a karşı yapılan bu saldırılar bizi ciddi manada üzmektedir. Sayın&nbsp;Cumhurbaşkanı&nbsp;ile burada görüşmemizi yaptık. Bundan sonraki süreçte de Lübnan'a elimizden gelen destek neyse bu desteği vermeye devam edeceğiz.” diye&nbsp;konuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erdoğan,&nbsp;Lübnan’da ABD'nin sürece desteğine önem verdiklerini belirterek, “Bunu başarmak suretiyle Lübnan’ı bu yangın çemberinden kurtarmamız lazım.” dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan,&nbsp;İsrail’in Lübnan’a saldırılarına ilişkin şunları kaydetti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Şu anda İsrail, saldırgan. Lübnan, şu anda sürekli İsrail saldırıları&nbsp;altında. Bir an önce Lübnan’ı bu saldırılardan kurtarmamız gerekiyor. Bu konuyu ABD ile görüştük, görüşmeye de devam ediyoruz. Bu meseleyi Sayın Trump ile Türkiye'yi ziyareti sırasında da görüştük. Elbette önümüzdeki dönemde de kendisiyle görüşmeye devam edeceğiz.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"GAZZE'Yİ BİZ KENDİ BAŞINA BIRAKAMAYIZ"<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İsrail’in Gazze’ye devam eden saldırılarına ilişkin soru üzerine&nbsp;Erdoğan,&nbsp;“Gazze'yi biz kendi başına bırakamayız. Üzerimize düşen görev neyse Gazze ile ilgili olarak bugüne kadar bunu yaptık, bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan,&nbsp;Hamas'ın son dönemde ikinci aşamasına geçilmesi için ateşkesin maddelerine bağlı kalmayı, Gazze'deki yönetimden taviz vermeyi, silahlarının toplanmasını kabul etmesine ilişkin, “Burada Hamas, elinden gelen tüm samimi dayanışmayı ortaya koydu ama İsrail'den ise böyle olumlu bir yaklaşım söz konusu değil. Onlar hala saldırgan tutumlarıyla Lübnan'a, Gazze'ye saldırmaya devam ediyorlar.” diye&nbsp;konuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Trump ile İsrail’e ilişkin yaptığı görüşmelere değinen&nbsp;Erdoğan,&nbsp;“Trump'ın bu gelişmelerden rahatsız olduğunu görüyorum. Bizler de bu noktada her türlü uyarıyı yapıyoruz. Bundan sonraki süreçte de bu uyarıları yapmaya devam edeceğiz.” dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erdoğan,&nbsp;İsrail'deki siyasiler ile basında Türkiye’ye yönelik saldırgan tutuma ilişkin soru üzerine, “Bakın, sizinle savaşı konuşmuyoruz, barışı konuşuyoruz, dünya barışını nasıl temin ederiz, bunu konuşuyoruz ama Türkiye'ye barış değil de savaş için saldıracak olanlar olursa Türkiye, bu savaştan da çekinmez, kaçmaz, bunu da çok açık ve net bir şekilde söylüyorum. Böyle bir şeyi yaşamak istemeyiz.” ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">SUDAN İLE İLİŞKİLER<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sudan ile ilişkilere de değinen&nbsp;Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan,&nbsp;“Sudan’daki gelişmeleri iyi görmüyorum ancak Sudan’a da her türlü desteği vermeye devam ediyoruz. Bu konuyla ilgili olarak Sayın Başkan ile ilişkilerimiz de çok iyi. Sudan’da gerçekten mutedil, ideal&nbsp;bir yönetim şekli söz konusu. Sayın Başkan, kısa süre önce bizim konuğumuz oldu ve kendisiyle görüşmelerimizi gerçekleştirdik. Gerçekten Sudan’ın liderini, bu aşamada Sudan’a layık bir lider olarak gördüm.” dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erdoğan,&nbsp;Libya’daki gelişmelere ilişkin, “Libya ile ilişkilerimiz kararlı bir şekilde devam ediyor. Libya’yı da atılan adımlarda yalnız bırakmayacağız. Özellikle Libya’nın petrol rezervlerini beraberce değerlendirmekte Türkiye Petrolleri olarak biz de adımlarımızı attık, atıyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ABD VE TÜRKİYE’NİN F-35 PROGRAMINA YENİDEN KATILIMI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erdoğan,&nbsp;ABD ile ilişkilerle ilgili, “Şu anda elbette Sayın Trump'ın&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/f-35-ucaklari" target="_blank">F-35 uçakları</a>&nbsp;konusunda verdiği sözü yerine getirmesini bekliyoruz. Bize F-35’lerle ilgili söz vermiştir ve bu sözün yerine gelmesi, Türkiye açısından önem arz etmektedir, bu sözü bekliyoruz.” diye&nbsp;konuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye ile ABD arasındaki en önemli dosyalar sorulan&nbsp;Erdoğan,&nbsp;“Dosyalar çok. Savunma sanayisiyle ilgili dosyalar var. Bunun yanında ticaret hacmi konusunda attığımız adımlar var. Atacağımız adımlar var.” dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erdoğan,&nbsp;Türkiye-ABD ilişkilerinde İsrail’in yer&nbsp;almadığını vurgulayarak, “Biz, burada İsrail'i hiçbir şekilde masaya asla&nbsp;almış değiliz. Burada bizim muhatabımız Amerika’dır. Bu konuları Amerika ile görüşmek suretiyle adımlarımızı atıyoruz, atarız.” ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“RUSYA İLE İLİŞKİLERİMİZ GAYET İYİ”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erdoğan,&nbsp;Moskova ile ilişkileriyle&nbsp;alakalı, “Rusya ile ilişkilerimiz gayet iyi. İlişkilerimizi sürekli telefon diplomasisiyle devam ettiriyoruz. İlgili bakan arkadaşlarım sürekli Rusya'daki muhataplarını ararlar, onlar da benim ilgili bakanlarımı ararlar. Böylece görüşmelerimizi sürdürüyoruz.” dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan,&nbsp;“Güçlü bir orduya sahibiz, güçlü bir jandarmamız var. Bu ordu, şu anda kendi içerisinde birlik ve beraberlik halinde hareket ediyor. Bu birlik ve beraberlik halinde hareket eden ordumuzun bu düzeni, bu kuruluşu herkesi gerçek manada kendi içinde sevindiriyor. Ordumuz birdir, beraberdir, bütündür ve yoluna da bu şekilde devam etmektedir. Politikayla askerimizin ilişiği yoktur.” dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"BİZİM İÇİN ÖNCELİĞİMİZ AVRUPA BİRLİĞİ DEĞİL"<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Avrupa Birliği (AB) ile Türkiye ilişkileriyle ilgili soruları yanıtlayan&nbsp;Erdoğan,&nbsp;şunları söyledi:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Avrupa, 53 yıldır Türkiye’yi arasına&nbsp;almadığı gibi bundan sonraki süreçte de&nbsp;almayı düşünmüyor ama biz kapımızı kapamadık. Biz, yine&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/avrupa-birligi" target="_blank">Avrupa Birliği</a>’ne katılmayı düşünüyoruz.&nbsp;Alırlarsa ne&nbsp;ala,&nbsp;almazlarsa ne&nbsp;ala. Bizim için önceliğimiz Avrupa Birliği değil ama Avrupa Birliği’ne sürekli söylüyoruz, kaybeden siz olursunuz, Türkiye olmaz.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan,&nbsp;“Türkiye’de AK Parti iktidarını takibe devam edin. AK Parti ile Türkiye, çok daha güçlü yarınlara yürüyecektir, bundan kimsenin endişesi, şüphesi olmasın. Türkiye, inşallah yarına çok daha güçlü girecek ve güçlü bir şekilde de yürüyecektir. Dünya barışında Türkiye’nin konumu çok daha farklı olacaktır.” diye&nbsp;konuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Arap dünyasına seslenen&nbsp;Erdoğan,&nbsp;“Hepsine selam ve sevgilerimi gönderiyorum. Biz, onların hepsini seviyoruz. Biz, biriz, beraberiz, iriyiz, aman birbirimizi kırmayalım, gücendirmeyelim, birlikte olmaya devam edelim.” ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 11:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/trumpin-verdigi-sozu-yerine-getirmesini-bekliyoruz-1786953909.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bütün Fetö&#039;cüler Alihan Kuriş&#039;i Destekliyor</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/butun-fetoculer-alihan-kurisi-destekliyor-1643</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/butun-fetoculer-alihan-kurisi-destekliyor-1643</guid>
                <description><![CDATA["İşte bu noktada FETÖ gibi siyonist oluşumların kimi tutup kimi tutmadığına iyi bakılmalıdır. Görüldüğü üzere bütün FETÖ’cü siteler şuan Alihan Kuriş lehine açıklamalar yapmaktadır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Sosyal medya hesabından açıklama yapan Cübbeli Ahmet Hoca, Alihan Kuriş ve grubuna yönelik operasyonun tasavvuf ve dinî yapılara yönelik olmadığını savunurken, FETÖ olma yolunda ilerleyen örgüte devletin gerekeni yaptığını belirtti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cübbeli Ahmet Hoca, sosyal medya hesabından yaptığı uzun açıklamayla Alihan Kuriş ve çevresine yönelik soruşturmaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ünlü, operasyonun tasavvuf ehline veya dindarlara yönelik bir müdahale olarak yorumlanamayacağını belirterek, devletin suç teşkil ettiği değerlendirilen faaliyetlere yönelik adım attığını savundu:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cübbeli Ahmet Hoca'nın açıklamaları şöyle:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"OPERASYON TASAVVUF EHLİNE YAPILMIŞ KABUL EDİLEMEZ"<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal"><i>"AK Parti hükümeti asla Müslümanlara ve tasavvuf ehline zulüm yaparak baskın yapan bir yönetim şeklini benimsememiştir. Bunun ispatı için delile bile hâcet yoktur. Ancak FETÖ gibi dış güçlerle irtibat kuran ve memleketi işgal ettirmek için darbe yapmaya kalkışan yapılardan ders çıkaran devletimiz şu anda FETÖ olma yolunda hızla ilerleyen Alihan Kuriş suç örgütüne bir operasyon yapmıştır. Burada devlet nezdinde suçlar tespit edilmiştir.&nbsp;<o:p></o:p></i></p><p class="MsoNormal"><i>Ayrıca bu suçlar ile bu kişilerin yargılanmaması durumunda şu anda zaten Almanya'nın elinde olan bu örgüt merkezinin daha aktif rol alacağı ve FETÖ gibi 150 kadar ülkede faaliyetlerini artıracağı ve FETÖ ile iltisak kurduğu gibi tespitler mülâhazasıyla devletin ve milletin bu gibi yapılardan zarar görmemesi için hükümetimiz ve devletimiz İslam'a ve Müslümanlara zarar getirmeyecek şekilde medreselere dokunmaksızın gayri meşrû işlere bulaşmış olan yönetim kadrosuna böyle bir operasyon yapmak mecbûriyetinde kalmıştır."<o:p></o:p></i></p><p class="MsoNormal"><strong>"MİLLETİMİZ BU YALANA KANMAZ"<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal"><i>"Görüldüğü üzere; konuyu kıymetli İçişleri Bakanımız Mustafa Çiftçi Beyefendi açıklamıştır ki kendisi Hâfız-ı Kur'an olan bu kıymetli bakanımızın Müslümanlara kumpas kuracağı ve İslâmî yapılara zarar vereceği hayâl bile edilemez. Onun için olayları birbirine karıştırmak isteyenler burada tasavvuf ehline ve dindarlara operasyon yapıldığı gibi göstermek istiyorlarsa da milletimiz bu yalana kanmayacak kadar akıllı ve uyanıktır.&nbsp;<o:p></o:p></i></p><p class="MsoNormal"><i>AK Parti'ye rey vermedikleri için kendilerine operasyon yapıldığını söyleyenler kezzâbtır. Zira bu yapı AK Parti kurulduğundan beri bir kere dahî AK Parti'yi desteklememiştir. Ondan evvel merhûm Erbakan Hocamızı da desteklememiştir. Dolayısıyla işlerine gelen şekilde nerede kim daha güçlüyse ondan tâvîz kopararak o yapıyı dindar dinsiz fark etmeden desteklemişlerdir."</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"FETÖ İLE İŞ TUTTU, DEĞERLERİMİZE CEPHE ALDI"<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal"><i>"Artık hak ortaya çıkmıştır. Haktan sonra dalaletten başka bir şey kalmamıştır. Onun için Müslümanlar uyanık olmalı ve bu cemaate mensûb olanlar da Süleyman Hilmi Tunahan Hazretlerinden okumuş hocaefendilerden kalanların veya onların okuttuğu ehli sünnet itikadına sâhib hocaefendilerin gösterdiği yolda Süleyman Efendi Hazretleri'nin Ehli sünnet hassasiyeti üzere hareket etmelidirler.&nbsp;</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Dinler arası diyaloga kapı açan FETÖ'cülerle iş tutan ve şu anda görüldüğü üzere bütün FETÖ kanalları tarafından desteklenen Alihan Kuriş’in hak üzere olmadığının en büyük delili zaten FETÖ'cülerin onu methetmesi ve savunmasıdır. Onun için büyüklerin buyurduğu gibi: “Bir yere bir darbe vurulduğu zaman sesin nereden geldiği” çok önemlidir.&nbsp;</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Biz sizi daha önce birçok vesileyle bu yapılanmanın Alman devleti güdümünde FETÖ ile iltisaklı bir şekilde çalıştığı ve milli değerlerimize cebhe aldığı hususunda uyarmıştık. Birçok mesele gibi bu da maalesef geç kalınarak ele alınmış olmakla beraber “Zararın neresinden dönülürse kârdır” kabîlinden değerlendirilmelidir."</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>SÜLEYMANCILARIN FETÖ İLE İLİŞKİSİ<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal"><i>"Süleymancıların FETÖ ile ilişkisi 2000'li yıllardan başlıyor. Şöyle ki 2009'da FETÖ terör örgütünün sözde TSK yapılanması imamı Hamdullah Öztürk Ümraniye'de.&nbsp;</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>O zaman Süleymancıların reisi olan, Ahmet Arif Deniz Olgun'u ziyaret ediyor ve beraber yemeğe çıkıyorlar ve ondan sonra birlik hareket etme kararları alınıyor. Süleymancıların kadîm hocalarından Erdal Arıkan Hocaefendi’nin de beyan ettiği gibi:&nbsp;</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>“Biz medreselerde Üstaz Süleyman Efendi Hazretleri’nin öğrettiği medrese usûlü dersleri okutmakla meşgul olduk.&nbsp;</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Ama başımızdaki yöneticilerin FETÖ'cülerle görüştüğünden hiç haberimiz olmadı. Lakin özellikle 2000'lerden sonra Süleyman Efendi Hazretleri’nin tekâmül icâzetiyle yetişmemiş, onun tekâmülünden nasîbi olmayan ve tarîkat usûl ve âdâbını zerre kadar bilmeyen insanlar başımıza yönetici oldu. Biz de neler döndüğünden haberdar olamadık” diyor."</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>SÜLEYMANCILARDAKİ BOZULMA NE ZAMAN BAŞLADI<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal"><i>"Süleyman Efendi Hazretleri gibi büyük bir velînin yetiştirdiği en yakın hocaefendileri yönetimden ve istişâre heyetlerinden uzak tutma eğilimiyle başladı. Ne zaman ki mübârek dedelerinin rahle-i tedrîsinden geçmiş ve tarîkatın usûl ve erkânını bilen Hüseyin Kaplan, Hüseyin Kumaş, Hüseyin Yağcı ve Mehmet Emre gibi hasbî âlimlerden yönetim alınıp, Süleyman Efendi Hazretleri’nin koyduğu ilmî icâzet ve tekâmül şartları ihlâl edilerek sadece “soyundan gelme” vasfıyla hareket edilmeye başlandı; sonrasında ise devamlı holdingleşme, dış güçlerle irtibat, sürekli güç devşirme ve en nihâyetinde Mossad ve CIA'in en büyük aparatı olan FETÖ'yle birleşme ve gaye birliği yapıldı. İşte Süleyman Efendi Hazretleri’mizin kurmuş olduğu bu mübârek medrese ocağının başındaki yönetim bugün; bütün gayrimeşrû faaliyetlerin, yolsuzlukların, soysuzlukların, kara para aklamaların, at yarışlarının, it yarışlarının tâkip edildiği bir merkez hâline geldi."</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>"Bu şu anda diğer bazı tarîkatlerin -tümünü tenzih ederim- hâline ne kadar da benziyor, değil mi? İşte mantıktaki kâide üzere: “suğrâ, kübrâ neticeye gittiği” gibi, bu gidişatla da diğer bazı cemâatlerde aynı netîcenin hâsıl olmaması muhâldir."<o:p></o:p></i></p><p class="MsoNormal"><strong>İSMAİLAĞA CEMAATİNE UYARILAR<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal"><i>"Şimdi İsmailağa’da da Mahmûd Efendi Hazretleri’nin en yakınında yıllarca hizmet etmiş olan ve hatta Ali Haydar Efendi Babamızdan bereketlenmiş İbrahim Efendi vesair Şûrâ Hocaları gibi zatlar ile istişâre terkedilip, bu işlere birkaç senedir başlamış olup Mahmûd Efendi Hazretleri’nin usûl ve erkânından zerre kadar haberi bulunmayan Abdullah Kılıç gibi birinin genel sekreterliğe getirilmesi ve istişare heyetine sokularak bütün bürokratlarla görüşmelerde başı çekmesi, İsmailağa Cemaati açısından da aynı sorunun yaşanacağı konusunda büyük bir sinyal vermektedir."</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“DÂMAT VE TORUNLAR VAKASI MÜŞAHEDE EDİYORUZ"<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal"><i>"Görüldüğü üzere; Süleymancılarda da “Dâmât ve Torunlar Vakası”nı müşâhede ediyoruz. Özellikle de dedelerinin yolundan ayrılan, ehliyet, liyâkat ve tekâmülü bulunmayan Alihan Kuriş gibi biri cemaatin başına geçtikten sonra, dedelerinin çizdiği yoldan tamamen ayrılan bu örgütün başlarına gelenler birilerine ibret olmalıdır. İsmailağa’da da maalesef aynı şeyler gözlenmekte olup iş ehliyet ve liyâkattan çıkarılıp oğul, damat, torun ve kayınbirader noktasında şekil aldığı zaman tarihin tekerrür etmesi kaçınılmaz olacaktır. Eskilerin deyimiyle: “Tarih tekerrürden ibârettir. Ama ibret alınsaydı hiç tekerrür eder miydi?!”"</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"BÜTÜN FETÖ'CÜLER ALİHAN KURİŞ'İ DESTEKLİYOR"<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal"><i>"İşte bu noktada FETÖ gibi siyonist oluşumların kimi tutup kimi tutmadığına iyi bakılmalıdır. Görüldüğü üzere bütün FETÖ’cü siteler şuan Alihan Kuriş lehine açıklamalar yapmaktadır. Peki bu firârî Hamdullah Öztürk teröristi şu anda kimi zemmediyor? Bu kardeşinizi zemmediyor. Peki Kimi methediyor? Ahmet Usta Osmanlıoğlu'nu ve Mahmut Eren'i methediyor. Dolayısıyla vech-i şebehler bir değil, elvân elvân."</i><o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 14:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/butun-fetoculer-alihan-kurisi-destekliyor-1786878634.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Devlet Bizden Hizmet İster</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/devlet-bizden-hizmet-ister-1641</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/devlet-bizden-hizmet-ister-1641</guid>
                <description><![CDATA[Köprülü Mehmed Paşa, sadarete geldiği zaman, “Devlet-i Aliyye bizden hizmet ister, kerr ü fer ve haşmet istemez” demişti. Yani devletin kendilerinden, gösteriş değil hizmet beklediğini ifade etmiş ve hayatının sonuna kadar da bu düstura sadık kalmıştır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:hsl(0, 75%, 60%);">Prof.Dr.Ahmet Şimşirgil- Türkiye Gazetesi</span><br><br><span style="color:hsl(210, 75%, 60%);">https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/devlet-bizden-ne-ister-1809066</span></p><p>Köprülü Mehmed Paşa, sadarete geldiği zaman, <strong>“Devlet-i Aliyye bizden hizmet ister, kerr ü fer ve haşmet istemez”</strong> demişti. Yani devletin kendilerinden, gösteriş değil hizmet beklediğini ifade etmiş ve hayatının sonuna kadar da bu düstura sadık kalmıştır.</p><p>Devlet idaresinin bütün kademelerinde kargaşanın hâkim olduğu bir dönemde sadrazamlığa getirilen Mehmed Paşa, öncelikle sert ve acımasız uygulamalarıyla içeride bozgunculuğa alışmış olanları sindirmiş ve devlete yeniden hayatiyet kazandırmıştır.</p><p>İçeride birlik beraberlik olduğunda dış işler devletlerimize her zaman kolay gelmiştir.</p><p>Gerçekten de Osmanlı Devleti Köprülü öncesinde iç karışıklıklar yüzünden dış meseleler ile ilgilenemez olmuştu.</p><p>İbrahim Han döneminde başarıyla başlayan Girit meselesi uzamış kangren hâlini almıştı. Venediklilerle 1645’ten itibaren devam eden Girit Savaşı, Köprülü Mehmed Paşa’nın vezaret mührünü eline aldığı tarihte Osmanlıların hayli aleyhinde seyrediyordu.</p><p>Köprülü Mehmed Paşa’nın önündeki en büyük problem Venedik ablukasıydı. Öyle ki Venediklilerle yapılan mücadelede Bozcaada ve Limni kaybedilmiş, Çanakkale Boğazı abluka altına alınmış, bu sebeple İstanbul’un iaşesi dahi sıkıntıya düşmüş ve kıtlık baş göstermeye başlamıştı.</p><p>İçeride düzeni sağlayan Köprülü ilk olarak Venedik ablukasını kaldırmak için harekete geçti. Gönderdiği donanmada bir topçunun açtığı ateş sonucunda Venedik donanmasının komutanlık gemisinin havaya uçmasıyla abluka bitti. Bozcaada ve Limni'nin geri alınmasıyla Boğazlarda emniyet sağlandı. Bu başarı ile sadrazamın ve devletin prestiji arttı...</p><p><strong>Taç giydiren Sadrazam!</strong></p><p>Osmanlı Dveleti’nin iç karışıklıklarından faydalanmak isteyenlerden biri de Erdel Beyi II. György Rakoczi idi. O, bir süreden beri Leh Krallığı’nı elde etmek için gizli bir faaliyetin içindeydi.</p><p>İsveç Kralı ile anlaşmış ve bu gizli faaliyete Eflak ve Boğdan beylerini de karıştırmak istemişti. Osmanlılar, Lehistan ve Erdel’den oluşan güçlü bir kuzey komşuyu siyaseti icabı uygun görmüyordu.</p><p>Rakoczi, kendisini itaate davet eden üç padişah fermanını da kaale almayıp Lehistan’a saldırdı. Bunun üzerine Köprülü Mehmed Paşa Erdel Beyi üzerine sefere çıktı (Haziran 1658). Osmanlı ordusuna Kırım ve Kazak kuvvetleri de katıldığı gibi Leh Kralı da 12.000 kişilik bir kuvvet göndermişti.</p><p>Osmanlı ordusu Belgrad üzerinden Yanova’ya yürüyerek bu önemli şehri aldı. Karşısına çıkan Erdel birliklerini bozguna uğrattı. Ancak Rakoczi’yi yakalamak mümkün olmadı.</p><p>Köprülü harekâta devam etme niyetinde olmasına rağmen Celâlî Abaza Hasan Paşa isyanı üzerine dönmek zorunda kaldı. Erdel işini Kenan Paşa’ya havale etti. Barcsay Akos’a taç giydirerek Erdel Beyliğine getirdi...</p><p>Abaza Hasan Paşa uzun bir süredir Anadolu’da karışıklıklara sebep oluyordu. Köprülü öncelikle onu Anadolu’dan uzaklaştırmak için Diyarbekir’den Halep Valiliğine tayin ettirdi.</p><p>Abaza, Halep’e gitmeyince kendisini Erdel seferine davet ederek ortadan kaldırmayı planladı. Fakat Abaza sefere de katılmadı. Köprülü’nün sert icraatlarından kaçan birçok üst rütbeli görevli de Abaza’nın yanına gitti. Bu durum onun gururunu daha da artırmıştı. Bundan sonra Abaza ve maiyeti sadrazamı kolayca azlettirebileceklerini düşünüp İstanbul’daki yandaşları vasıtasıyla çeşitli baskılarda bulundularsa da bunu başaramadılar.</p><p><strong>Üst üste zaferler!</strong></p><p>Köprülü bu tehlikeli gelişmeler karşısında Erdel seferini yarıda kesti. Süratle Edirne’ye gelip padişahın huzurunda ayak divanına katıldı. Şeyhülislâmdan fetva alınarak Diyarbekir Beylerbeyi Murtaza Paşa’nın emrinde bir kuvvetin Celâlîler üzerine gönderilmesine karar verildi.</p><p>Abaza, Köprülü’ye bir suikast düzenlediyse de o bunu casusları vasıtasıyla öğrenip tedbirini almıştı. Murtaza Paşa ise emrindeki ordu ile Abaza’nın peşine düştü, fakat Ilgın’da yenilgiye uğradı (11 Aralık 1658).</p><p>Abaza Hasan Paşa bu galibiyetten sonra kışlamak için önce Antep’e gitti. Fakat baskı ve erzak kıtlığı yüzünden orada tutunamayıp Halep’e çekildi. Burada yanında Köprülü Mehmed Paşa’ya muhalif paşalar da bulunduğu hâlde bir tertip sonucu yakalandı ve Köprülü’nün emriyle hepsi idam edildi (17 Şubat 1659).</p><p>Böylece Köprülü, Anadolu’daki en önemli muhalifini ortadan kaldırmış ve iktidarı tam anlamıyla eline geçirmiş oldu. Ayrıca isyanı destekleyen Şam’daki yerli kulu teşkilâtını ağır şekilde cezalandırıp buraya yeniçeri birlikleri gönderilmesini sağladı. Bundan sonra İstanbul kaymakamı İsmail Paşa’yı Anadolu’ya göndererek Celâlî ve tüfek teftişi başlattı. Halktan 80.000 kadar tüfek toplandı. Öyle ki, ava ve avcılığa meraklı olan halk bu duruma tepki göstererek dağ başında öten bir kekliğin sesini duyanların <strong>“Öt gidinin kekliği öt bakalım; İsmail Paşa gibi arkan var, bizde tüfenk komadı”</strong> diye bağırdığı işitilmiştir.</p><p>Bu teftişte isyana destek veren askerî zümreden birçok kimse cezalandırıldığı gibi fetvalarla onları teşvik eden ve rüşvete bulaşan müderris ve kadı gibi ilmiyeden de çok kişi aynı âkıbete uğramıştı...</p><p>Anadolu’da sükûnetin sağlanması üzerine Köprülü Mehmed Paşa padişahla birlikte Bursa seyahatine çıktı (Temmuz 1659). Bu sırada Rakoczi’nin tekrar Erdel Beyliğine tayini için Bursa’ya gelen Avusturya elçisinin istekleri reddedildi. Kendilerine bir daha böyle bir talepte bulunmamaları tembih edildi. Zira Rakoczi, Eflak Beyi Mihne ile birlikte isyana devam ediyordu. Silistre Valisi Can Arslan Paşa, Kırım kuvvetlerinin de katılmasıyla Mihne’yi mağlûp etti.</p><p>Budin Beylerbeyi Seydi Ahmed Paşa ise Rakoczi’yi takipteydi. Karşısına çıktığında onu ağır bir bozguna uğrattı. Ardından Kaptanıderyâ Köse Ali Paşa Avusturya işgalinde bulunan Varad üzerine serdar tayin edildi. Çok müstahkem olan bu kale kırk beş günlük muhasaradan sonra alındı.</p><p>Osmanlı Devleti’nin Erdel ve Eflak işleriyle uğraşmasını fırsat bilen Venedik, bazı Avrupa devletlerinden topladığı 120 gemilik bir donanma ile Hanya önlerine asker çıkardı. Ancak Serdar Katırcıoğlu Mehmed Paşa’nın sert mukavemetiyle karşılaşan Venedikliler bir müddet sonra adayı terk etmek zorunda kaldılar.</p><p>Osmanlı Devleti eski şaşaalı günlerine geri dönmüş her cephede zafer haberleri ülkeyi sevince boğmuştu...</p><p><strong>Başarı Padişah'ın himmetindedir!</strong></p><p>Köprülü, yaşının bir hayli ilerlemiş olmasından dolayı hasta ve yorgundu. Bu sebeple Padişaha, kendisine halef olarak Halep Beylerbeyliğine tayin edilen oğlu Fâzıl Ahmed Paşa’yı telkin etti. IV. Mehmed bunu kabul etti. Fâzıl Ahmed Paşa hemen çağrılıp sadâret kaymakamı oldu.</p><p>Köprülü Mehmed Paşa, Padişahla birlikte bulunduğu Edirne’de vefat etti (31 Ekim 1661). Vefatında seksen altı yaşında bulunuyordu. Cenazesi İstanbul’a getirilerek Çemberlitaş’ta yaptırdığı külliyede defnedildi...</p><p>Köprülü̈ Mehmed Paşa, Osmanlı Devleti’nin yetiştirdiği çok değerli ve ünlü simalardan biridir. İktidarda kaldığı beş sene zarfında dirayetli, disiplinli ve asilere karşı şiddetli icraatı ile devleti içinde bulunduğu kötü durumdan ve gidişattan kurtarmayı sağlamıştır.</p><p>Köprülü Mehmed Paşa hakkında tarihçiler kendi aralarında ikiye bölünmüş durumdadırlar. Bazı tarihçiler ona zalimlik ve kan dökücülük vasıflarını isnat etmişlerdir. Ancak önemli bir bölümü ise onu bu konuda mazur görmüşlerdir. Bilhassa IV. Murad Han’ın vefatından sonra ülkede meydana gelen kargaşa ve karışıklıklar göz önüne alındığında yapmış olduğu ufak tefek bazı haksızlıklar müstesna icraatlarında mazur görülebilir diyenlerin oranı oldukça fazladır. Mehmed Halife, Abdi Paşa, Naima ve Raşid gibi tarihçiler bu konuda hemfikirlerdir...</p><p>Cezada merhamet, Köprülü̈ için büyük bir zaaf demekti. Zorbaların cüretine karşı şiddet kullanmayı en kestirme yol kabul ediyordu. Köprülü̈ bu cüreti uygulamak için büyük bir cesaret gösteriyor ölümü dahi göze alıyordu.</p><p>Köprülü Mehmed Paşa’nın en belirgin özelliklerinden biri de azim ve kararlılık idi. bu azim ve metanetle bütün teşebbüslerinde başarılı olmuş, böylece padişah üzerinde iyi bir etki bırakmıştır. IV. Mehmed ise emektar vezirinin sayesinde şan ve şerefle yükselmiştir...</p><p>Köprülü̈ Mehmed Paşa’nın, Devleti’ne ve hanedana çok büyük bağlılığı vardı. Padişahın hayır duasını başarının birinci şartı olarak görürdü. O, Osmanlı devlet adamları içinde siyasetiyle ve icraatlarındaki üstün başarıyla seçkin bir şahsiyet hâline gelmiştir. Tarihçi Ranke onun için;</p><p><strong>“Köprülü, icraatlarını hayatından sonra da etkili ve geçerli hâlde bırakmıştır. O, ortaya sistem koyan nazırlardandır”</strong> diyerek övgüler yağdırmıştır.</p><p><strong>TEFEKKÜR</strong></p><p><strong>Mihrin görür kemâlde her gün zevâlini</strong></p><p><strong>Âkıl felekte câh ile mağrûr olur mu hiç</strong></p><p><i>Fıtnat Hanım</i></p><p>(Tepedeki güneşin, her gün, batışını görür,</p><p>Akıllı, dünyada makamla mağrur olur mu hiç?)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 12:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/devlet-bizden-hizmet-ister-1786873151.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ByLock benzeri uygulama kullanmışlar</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/bylock-benzeri-uygulama-kullanmislar-1639</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/bylock-benzeri-uygulama-kullanmislar-1639</guid>
                <description><![CDATA[Savcılık dosyası, örgütün akıllara durgunluk veren gizlilik önlemlerini gözler önüne serdi. Alihan Kuriş'in tabanda "Mehdi" olarak görüldüğü, asıl doğum tarihi 28 Temmuz 1982 olmasına rağmen tabana hicri 1400 yılına denk gelen 21 Kasım 1979 tarihinin lanse edildiği belirlendi. Kuriş'in resmi kayıtlarda "Erhan Faruk" olan adını 1989 yılında önce "Ali Erhan"a, 2006 yılında ise "Alihan"a değiştirdiği saptandı. Örgüt tabanının, Alihan Kuriş'in kararlarını Peygamber Efendimiz ile görüşerek aldığına inandırıldığı ve bu sayede mutlak itaatin sağlandığı vurgulandı. Kuriş'in kendisine bağlı ekibi FETÖ'vari sistemle yönettiği, ByLock benzeri bir haberleşme ağı kurduğu saptandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Savcılık dosyası, örgütün akıllara durgunluk veren gizlilik önlemlerini gözler önüne serdi. Alihan Kuriş'in tabanda "Mehdi" olarak görüldüğü, asıl doğum tarihi 28 Temmuz 1982 olmasına rağmen tabana hicri 1400 yılına denk gelen 21 Kasım 1979 tarihinin lanse edildiği belirlendi. Kuriş'in resmi kayıtlarda "Erhan Faruk" olan adını 1989 yılında önce "Ali Erhan"a, 2006 yılında ise "Alihan"a değiştirdiği saptandı. Örgüt tabanının, Alihan Kuriş'in kararlarını Peygamber Efendimiz ile görüşerek aldığına inandırıldığı ve bu sayede mutlak itaatin sağlandığı vurgulandı. Kuriş'in kendisine bağlı ekibi FETÖ'vari sistemle yönettiği, ByLock benzeri bir haberleşme ağı kurduğu saptandı.<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Kayıt dışı milyarlık bütçe, şifreli çantalarda saklanan sırlar, "inkar cihattır" talimatı ve Alihan Kuriş'in "Mehdi" yalanı savcılık evrakında tüm detaylarıyla yer aldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Süleymancılık akımı olarak bilinen ve günümüzde Alihan Kuriş liderliğindeki Kuriş Örgütü'nün&nbsp;<a href="https://www.sabah.com.tr/haberleri/feto" target="_blank">FETÖ</a>&nbsp;benzeri gizli yapılanması ve devlet organlarını devre dışı bırakmayı hedefleyen karanlık yöntemleri savcılık evraklarıyla gözler önüne serildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye genelinde 81 ilde ve dünya genelinde yaklaşık 50 ülkede faaliyet gösteren yapının, gizliliğe had safhada önem vererek devlete karşı paralel bir sistem kurduğu tespit edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>FETÖ'DEN TRANSFER VE MİLYARLIK KAYIT DIŞI GELİR</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Alihan Kuriş suç örgütü soruşturması kapsamında&nbsp;<a href="https://www.sabah.com.tr/haberleri/sabah" target="_blank">SABAH</a>, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü soruşturmanın detaylarına ulaştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1959 yılında hayatını kaybeden Süleyman Hilmi Tunahan öncülüğünde faaliyetlerine başlayan ve günümüzde liderliğini Süleyman Hilmi Tuhanan'ın torununun oğlu olan Alihan Kuriş'in yönettiği yapılanmanın Kuriş döneminde büyük bir dönüşüme girdiği belirlendi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Savcılık evrakına göre, Alihan Kuriş'in liderliğe gelmesiyle birlikte örgütte gizlilik önlemleri en üst seviyeye çıkarıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>KENDİSİNİ "MEHDİ" İLAN ETTİ</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yapılan incelemelerde, Alihan Kuriş'in tabanda "Mehdi" olarak görüldüğü, asıl doğum tarihi 28 Temmuz 1982 olmasına rağmen tabana hicri 1400 yılına denk gelen 21 Kasım 1979 tarihinin lanse edildiği belirlendi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kuriş'in resmi kayıtlarda "Erhan Faruk" olan adını 1989 yılında önce "Ali Erhan"a, 2006 yılında ise "Alihan"a değiştirdiği saptandı. Örgüt tabanının, Alihan Kuriş'in kararlarını Peygamber Efendimiz ile görüşerek aldığına inandırıldığı ve bu sayede mutlak itaatin sağlandığı vurgulandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>FETÖ MENSUBU KADINLARI ÖRGÜTE KAZANDIRMIŞ</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Alihan Kuriş'in liderliğe gelmesinin ardından gizliliğin en üst seviyeye yükseltilmesinin yanı sıra yurtdışı faaliyetlerin artırıldığı, FETÖ mensuplarının akıma kazandırılmasın yönünde çalışmalar yapıldığı, özellikle FETÖ mensubu kadınların para toplama konusundaki tecrübeleri sayesinde yapının gelirlerinin ciddi şekilde arttığının üst yönetim tarafından değerlendirme toplantısında ele alındığı belirtildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>1 YILDA 7.2 MİLYAR GELİR</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü'nün sadece 2025 yılı verilerine göre, ülkedeki 2 bin 82 dernek vasıtasıyla Alihan Kuriş yönetimindeki yapının 7.2 milyar lira gelir elde edildiği tespit edilirken, bu devasa maddi gücün resmiyete dahil edilmeden kayıt dışı kullanıldığı rapor edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Örgütün; Ziraat Bankası, Halk Bankası ve Vakıf Bankası gibi kamu bankalarını kullanmaktan kaçındığı ve para transferlerini güvenilir kişilerin kişisel banka hesapları üzerinden yürüttüğü görüldü.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"KENDİMİZİ KUMA GÖMECEĞİZ"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kuriş'in yönettiği yapılanmanın örgüt için talimatları da ortaya çıktı. ''Kendimizi Kuma Gömeceğiz'' söylemiyle faaliyetlerin gizli tutulmasını sağlayan yapının, WhatsApp ve Facebook gibi sosyal medya uygulamalarının kullanılmaması, iletişimin şifreli e-postalarla yapılarak, şifreli bir yazılım programının kullanılması, emir ve talimatların illere ''Ulaklar'' aracılığıyla iletilmesi, ulakların iki kez üst üste aynı şehre gitmemesi, aynı arabayı kullanmaması, yurtlar ve dernekler ile ilgili gizli bilgilerin, sadece sorumlularda bulunan ''Şifreli'' çantalarda muhafaza edilmesi gibi tedbirler aldığı ortaya çıktı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yurtlarda resmi ve gayri resmi olarak iki ayrı kayıt düzenlendiği, gayri resmi gelirler ile ilgili akım içerisinden bir sorumlunun görevlendirildiği, kendisine zimmetlenmiş bilgisayar üzerinden işlemlerin yapılarak içerisindeki bilgilere şifre-mail-cep telefonu üzerinden 3 aşamalı onaylı şifre ile giriş sağlandığı ve bu bilgisayarın korunmasına üst seviyede dikkat edildiği belirlendi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"İNKAR CİHATTIR" TALİMATIYLA DEVLET DENETİMİNE BARİKAT</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yurtlarda kamera kaydı bulundurulmaması talimatı verilirken, kolluk kuvvetlerinin denetime gelmesi durumunda kameraların "bozuk" olduğunun söylenmesi ve "inkarın da bir cihat olduğunun unutulmaması" üyelerine telkin edildiği soruşturma dosyasına giren detaylar arasında yer aldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"ULAKLAR" VE GİZLİ HABERLEŞME UYGULAMASI</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kuriş Örgütü'nün haberleşme ağındaki gizlilik de FETÖ yöntemlerini aratmıyor. Emir ve talimatlar illere "Ulak" adı verilen aracılarla ulaştırıldığı, bu ulakların gizlilik amacıyla iki kez üst üste aynı şehre gitmemesi ve aynı arabayı kullanmaması kuralı uygulandığı belirlendi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ayrıca FETÖ'nün kullandığı "ByLock" gibi özel bir uygulama hazırlayan örgüt yönetiminin bu uygulama üzerinden haberleştiği, uygulamanın güvenlik ve istihbarat birimleri tarafından tespit edildiği öğrenildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>KAÇAK YAPILAR YIKILINCA HÜKÜMETE SAVAŞ AÇTILAR</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kurişler suç örgütü soruşturmasında, kararların alınması noktasında Alihan Kuriş'in Peygamber Efendimiz ile görüşerek karar verdiğine inandırıldığı ve inandırılmaya çalışıldığı, böylece kararlarla ilgili herhangi bir şüphe duyulmaması ve mutlak itaat edilmesini sağladıkları da soruşturma dosyasında yer aldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özellikle seçimler döneminde bu söylemin gündeme getirilerek, tabanı kontrol altında tutabilmek ve tek bir yöne kanalize edebilmek adına çalışmalar düzenledikleri, ses kayıtları, yazılı metinler, bildiriler ve internet tabanlı programlar üzerinden gönderilen talimatlar ile mensuplarını yönlendirmeye çalıştıkları değerlendirildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Büyük Piyale Kur'an Kursu ve Okul Talebelerine Yardım Derneği'nin hazine arazisi üzerinde olması ve Sadabat Erkek Öğrenci Yurdu'nun hazine arazisi üzerinde olup kaçak ve ruhsatsız olarak yapıldığı, ayrıca depreme karşı riskli olması nedenlerinden dolayı yıkılmaları nedeniyle, söz konusu örgütün tabanını ve kamuoyunu Cumhurbaşkanlığı Seçimi ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi öncesinde hükümete karşı yönlendirdiği ve propaganda faaliyeti yürüttüğü belirtildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>MERKEZİ ALMANYA'YA TAŞIMA PLANI</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Örgütün, yurt içinde artan denetimlerden kaçmak amacıyla faaliyet merkezini Almanya'ya kaydırmayı hedeflediği, Almanya'nın Köln şehrinde 17 bin metrekarelik arazi üzerine inşa edilen ve toplam maliyeti 70 milyon Euro olan devasa İslam Kültür Merkezleri Birliği (VIKZ) tesisinin tamamlanmasının ardından, Avrupa'daki tüm dini ve eğitim faaliyetlerinin buradan koordine edilerek yapının ana merkezi haline getirilmek istendiği belirtildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>YURTDIŞINDAN GETİRİLEN YAŞI KÜÇÜK ÇOCUKLAR</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Akımın yurt dışından getirdiği yaşı küçük yabancı çocukları kendi yurtlarına yerleştirip, kendi ideolojilerine göre eğitim verdikleri de öğrenildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu kapsamda, Kütahya, Mersin ve Antalya illerindeki yurtlarda barınmalarını sağladıkları, operasyon kapsamında gözaltına alınan Hüseyin Türker'in yabancı çocuklardan sorumlu olduğu, yurt dışından gelen yabancı çocukların Türkiye'de kaldığı süre içerisinde turist vizesi kullandığı, Dil eğitimi adı altında çocukların kalışlarını uzun süre sağlamak adına farklı kuruluşlar ile irtibata geçtikleri tespit edildi.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 14:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/bylock-benzeri-uygulama-kullanmislar-1786794537.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tuna’dan Köln’e Süleymancılar</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/tunadan-kolne-suleymancilar-1638</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/tunadan-kolne-suleymancilar-1638</guid>
                <description><![CDATA[Cumhuriyet’in ilk döneminden beri Türkiye’de aktif olan cemaat, öğrenci yurtları ve Kuran kursları ile öne çıkmıştı. Kendilerini ‘Süleymanlılar’ veya ‘Süleyman Efendi’nin Talebeleri’ olarak tarif eden grubun adını aldığı Süleyman Hilmi Tunahan, 1888’de bugün Bulgaristan sınırlarında yer alan Tuna nehri kenarındaki Silistre’de doğdu. Medrese eğitimi aldı. İstanbul’da ‘dersiam’ (medrese öğrencilerine veya isteyen herkese ders verme yetkisi kazanmış müderris-hoca) olarak çalıştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Hürriyet’ten Musa Kesler’in analizi<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Cumhuriyet’in ilk döneminden beri Türkiye’de aktif olan cemaat, öğrenci yurtları ve Kuran kursları ile öne çıkmıştı. Kendilerini ‘Süleymanlılar’ veya ‘Süleyman Efendi’nin Talebeleri’ olarak tarif eden grubun adını aldığı Süleyman Hilmi Tunahan, 1888’de bugün Bulgaristan sınırlarında yer alan Tuna nehri kenarındaki Silistre’de doğdu. Medrese eğitimi aldı. İstanbul’da ‘dersiam’ (medrese öğrencilerine veya isteyen herkese ders verme yetkisi kazanmış müderris-hoca) olarak çalıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhuriyet’in ilanından sonra medreseler kapatılınca müderrislikten ayrıldı. Bir zaman sonra da ‘vaiz’ olarak çalışmaya başladı. Cemaatinin ilk halkaları da bu dönemde oluştu. Tek parti döneminde ‘gayri resmi’ Kuran kursları ve dini eğitim gruplarıyla dini grubunu genişletti. Zaman zaman gözaltına alındı, soruşturmalar geçirdi. 1950’den sonra Demokrat Parti iktidarıyla birlikte nispeten ‘rahat’ bir ortamda faaliyetlerini yürüttü. Daha sonra bu dönemde de soruşturma geçirdi. 1959’da vefat etti. Yerine ilk damadı&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/kemal-kacar" target="_blank">Kemal Kacar</a>&nbsp;geçti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">KURSLAR VE YURTLAR<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kacar döneminde daha da çoğalan öğrenci yurtları, Kuran kursları dışında cemaat mensupları ticarette de aktif oldular. Yurtdışında da faaliyetler başladı. Köln merkez olmak üzere Almanya’da yoğunlaştılar. Kacar siyasete de uzak kalmadı. Millet Partisi ve Adalet Partisi’nden milletvekilliği yaptı. Çocuğu yoktu. 2000 yılında vefat edince yerine Tunahan’ın diğer damadından torunu&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/ahmet-arif-denizolgun" target="_blank">Ahmet Arif Denizolgun</a>&nbsp;geçti. O da siyasetten uzak durmadı. Önce Refah Partisi’nde milletvekilliği sonra ANAP hükümetinde bakanlık yaptı. Denizolgun 2016’da vefat etti. Çocuğu olmadığı için yerine ağabeyi Mehmet Beyazıt Denizolgun’un geçmesi bekleniyordu. Ancak kız kardeşi Gülderen Kuriş’in oğlu Alihan (Ali Erhan) Kuriş öne çıktı. Dini eğitim ve ticari açıdan geniş bir ağa sahip grup içindeki çekişmeler de o zamandan beri devam etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">PROF. DR. KİRMAN: GENİŞLEYEN BİR CEMAAT HALKASI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu konuda doktora tezi yazan Çukurova Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mehmet Ali Kirman’ın değerlendirmesi şöyle: “Tunahan, Osmanlı döneminde üst düzey medrese eğitimi almış. Cumhuriyet’ten sonra eğitim alanındaki bazı laiklik uygulamalarına itiraz ve eleştirileri var. 1930’lardan itibaren İstanbul’un büyük camilerinde vaizlik yapıyor. Genişleyen bir cemaat halkası var. Kurslar ve yurtlar üzerinden genişleyen bir yapı. Ehli Sünnet’e yani İslam’ın ana gövdesine inanç ve ibadet olarak bağlı bir grup. Bu konuda da hassas ve tavizsizler. Bu yüzden Selefilik ve Vahhabilik türevi marjinal gruplar ile de terstirler. Devletle genel olarak sorun yaşamamakla birlikte, İmam Hatipler ve Diyanet ile ters düşmeleri söz konusu. Seküler eğitim sistemine dair de eleştirileri var.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 10:13:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/tunadan-kolne-suleymancilar-1786778081.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>En büyük sermayemiz kardeşliğimiz</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/en-buyuk-sermayemiz-kardesligimiz-1633</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/en-buyuk-sermayemiz-kardesligimiz-1633</guid>
                <description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Tayyip Erdoğan olarak siyasette 50 yılı geride bıraktım. Allah ömür ve sağlık verirse daha nice yıllar Türkiye’ye hizmet mücadelesi içinde olacağım" dedi.
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başkent Millet Bahçesi’nde AK Parti’nin 25. kuruluş yıl dönümü programına katıldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Tayyip Erdoğan olarak siyasette 50 yılı geride bıraktım. Allah ömür ve sağlık verirse daha nice yıllar Türkiye’ye hizmet mücadelesi içinde olacağım" dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başkent Millet Bahçesi’nde AK Parti’nin 25. kuruluş yıl dönümü programına katıldı. Konuşmasına başlamadan önce Cumhur İttifakı ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye partisi ve tüm yol arkadaşları adına selamlarını ileten Erdoğan, tarihi bir gün yaşadıklarını ve 25’inci kuruluş yıl dönümünü büyük bir gururla idrak ettiklerini ifade ederek, AK kadro olarak çeyrek asrı devirmenin bahtiyarlığını yaşadıklarını kaydetti. 14 Ağustos 2001’den beri AK Parti çatısı altında farklı kademelerde görev yapan herkese ayrı ayrı teşekkür eden Erdoğan, "Çeyrek asırdır bu harekete gönlünü veren, bu hareket için yüreğini ortaya koyan kurucularımızdan yöneticilerimize, bizimle mesaide bulunan Abdülmecit kardeşimin şu anda aramızda da bulunan ailesinden dolayı bu hareketteki o gönlünü ortaya koyuşunu unutmamız mümkün değil. Bakanlarımızdan milletvekillerimize, il, ilçe, belde başkanlarımızdan belediye başkanlarımıza, meclis üyelerimizden mahalle, köy temsilcilerimize, sandık müşahitlerimizden üyelerimize kadar yol ve dava arkadaşlarımın tamamına teşekkür ediyorum. Kurulduğu ilk günden itibaren bu hareketi samimiyetle bağrına basan hanım kardeşlerimize, AK Parti Kadın Kolları’nın tüm mensuplarına bugün bir kez daha yürekten teşekkür ediyorum. 25 yıldır heyecanlarıyla partimize renk katan, dinamizm katan gençlerimize AK Parti’nin alnı ak, yüreği ak, bahtı ak gençlerine teşekkür ediyorum. Sandık her kurulduğunda sabahın erken saatlerinden itibaren bir bayram havasında sandıkları şenlendiren seçmenlerimize aynı şekilde gönülden teşekkür diyorum. Bugüne kadar oyunu alamadığımız ama tercihlerine saygıyla yaklaştığımız vatandaşlarımıza da demokrasimize yaptıkları katkılardan ötürü kalpten teşekkür ediyorum. 15 Temmuz gecesi meydanlarda kurduğumuz Cumhur İttifakı bünyesinde Türkiye’nin bekası, milletimizin istikbali uğrunda birlikte yol yürüdüğümüz ittifak ortaklarımıza dayanışmaları için teşekkür ediyorum. Bu vesileyle çok özel hazırlanmış çiçek göndererek 25’inci yaşımızı kutlayan MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli ile telefon etmek veya mesaj göndermek suretiyle heyecanımızı paylaşan siyasi partilerimizin değerli genel başkanlarına ayrıca teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"Bu partiyi millet kurdu, kumaşını millet dokudu, hamurunu millet yoğurdu"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">AK Parti’nin 25 sene önce milletin umudu olarak kurulduğunu aktaran Erdoğan, "Bu partiyi millet kurdu, kumaşını millet dokudu, hamurunu millet yoğurdu. Siyasetin sıkıştığı, ekonominin ağır kriz yaşadığı, Türkiye’nin önünü göremediği bir dönemde ‘artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak’ şiarıyla yola revan olduk. ‘Sorunlar çözümsüz değildir’ dedik. ‘Çözümler imkansız değildir’ dedik. ‘Buradan bir çıkış yolu var’ dedik. ‘Bizim reçetemiz var, bizim çözüm önerilerimiz var, bizim umudumuz, heyecanımız, gayretimiz var’ dedik. 14 Ağustos 2001’de AK Parti’yi kurduk ve kurarken de tüm Türkiye’ye ‘karanlığa kapalı, aydınlığa açık’ dedik. ‘Yeter, söz de karar da milletindir’ dedik" diye konuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"Ekonomide, sağlıkta, eğitimde, ulaştırmada Türkiye’ye tarihinin en büyük yatırımlarını, en büyük projelerini kazandırdık"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Partinin kurulmasından sadece 15 ay sonra 3 Kasım 2002’de seçime girdiklerini ve milletin teveccühüyle tek başına iktidara geldiklerini hatırlatan Erdoğan, "Ne dediler? ‘Yapamazlar’ dediler. Yaptık, hem de en güzelini yaptık. Türkiye’yi rahatlattık, umudu çoğalttık. En başta Türkiye’nin özgüvenini, milletin özgüvenini yükselttik. AK Parti olarak siyasetteki temsil açığına, millet iradesiyle, istikrar açığına, güçlü ve öngörülebilir yönetimle, icraat açığına, eser ve hizmet siyasetimizle, kalkınma açığına, yatırım ve girişimcilikle, özgüven açığına, Türkiye merkezli bir gelecek tasavvuruyla çözüm ürettik. Ekonomide, sağlıkta, eğitimde, ulaştırmada Türkiye’ye tarihinin en büyük yatırımlarını, en büyük projelerini kazandırdık. Milletten aldığımız yetkiyi de topladığımız kaynakları da yine milletimiz için, ülkemizi büyütmek, kalkındırmak, güçlendirmek için kullandık" ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"Türkiye’yi ‘sözü güçlü, gücü tesirli’ bir ülke konumuna getirdik"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">AK Parti’nin 25 yıllık icraat karnesini anlatan Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Eğitime 37 trilyon lira, sağlığa 14 trilyon lira, gençlik ve spora 5 trilyon lira, sosyal yardımlara 12 trilyon lira, adalete 4 trilyon lira, içişlerine 3 trilyon lira ve AFAD bünyesinde olmak üzere toplam 5 trilyon lira harcama yaptık. Çalışma ve sosyal güvenliğe 7, ulaştırmaya 15 trilyon lira, çevre ve şehirciliğe 19 trilyon lira, kültür ve turizme 11 trilyon lira, tarım ve ormana 7 trilyon lira, enerjiye 8 trilyon lira, savunma sanayiine 374 milyar dolar, sanayi ve teknolojiye 2 trilyon liralık kaynak kullandık. Teşviklerimizle 19 trilyon liralık 129 bin yatırıma ve 4 milyon 128 bin nitelikli istihdamın önünü açtık. 36 milyar dolar olan yıllık ihracatımız haziran ayında 278 milyar dolara çıktı. Milli gelirimiz 240 milyar dolardan 1 trilyon 600 milyar dolara ulaştı. Dünyanın 21’inci büyük ekonomisi olan Türkiye, 2025 yılı itibarıyla dünyada 16’ncı, Avrupa’da 6’ncı sıraya yükseldi. Dışişlerimiz Türkiye’yi bölgesinde ve dünyada ‘sözü güçlü, gücü tesirli’ bir ülke konumuna getirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"Piyade tüfeğini bile dışarıdan alan bir ülkeyi kendi savaş gemisini, insansız uçağını yapar hale getirdik"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Savunma sanayiinde destan yazdıklarını, piyade tüfeğini bile dışarıdan alan bir ülkeyi kendi savaş gemisini, insansız uçağını, helikopterini, tankını, füzesini, denizaltısını yapar hale getirdiklerine dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Yıllık 10 milyar doları aşan ihracat rakamıyla bugün dünyanın 185 ülkesinde Türk savunma sanayi ürünleri kullanılıyor. Ulaştırma alanında Türkiye’ye çağ atlattık. Tam 24 bin kilometre yeni bölünmüş yol yaptık. Otoyol uzunluğumuzu iki kat artırdık. İki kıtayı Marmaray ve Avrasya Tüneli ile yer altından, Yavuz Sultan Selim ve 1915 Çanakkale Köprüsü ile yer üstünden birbirine bağladık. 26 olan havalimanı sayımız 58’e çıktı. Yapımı devam edenler hizmete girdiğinde bu sayı 60 olacak. Türkiye’yi hızlı trenin konforuyla tanıştırmak bizlere nasip oldu. Sıfırdan 2 bin 251 kilometre hızlı tren hattı inşa ettik. 2028’e kadar 27 şehrimizi hızlı tren ağıyla birbirine bağlayacağız. 2053 yılında 48 saatte tüm Türkiye hızlı trenle gezilebilecek. Eğitimde nicelik ve nitelik olarak Türkiye’nin standartlarını yükselttik. 422 bin yeni derslik inşa ettik; toplam 836 bin yeni öğretmen ataması yaptık. Başörtüsü yasağına son vereceğiz dedik; üniversitede, okulda, kamuda son verdik. Üniversiteye girişte katsayı adaletsizliğini kaldıracağız dedik; kaldırdık. Harçları kaldıracağız, ders kitaplarını ücretsiz dağıtacağız dedik; sözümüzü tuttuk. Yükseköğrenim yurt yatak kapasitemizi 182 binden 983 bine yükselttik. Sağlıkta vatandaşlarımızı birinci sınıf sağlık hizmetleriyle tanıştırdık. Sayısı 27’ye çıkan şehir hastanelerimizle bu alanda adeta devrim yaptık" açıklamasında bulundu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Millet bahçeleriyle şehirlerin çehresini değiştirdiklerini dile getiren Erdoğan, 323 millet bahçesinin hizmete açıldığını, 239 millet bahçesinin ise yapımının devam ettiğinin altını çizdi. TOKİ’yle 1 milyon 766 bin konut ürettiklerini, 369 bin konutun inşasının sürdüğünü dile getiren Erdoğan, "6 Şubat asrın felaketinde 455 bin konutu ve iş yerini 3 yıl gibi rekor sürede depremzedelerimize teslim ettik. Deprem turistleri istismar, fırsatçılık peşinde koşarken biz yaraları sarmak için tam 91,5 milyar dolarlık kaynak kullandık. 500 bin sosyal konut projemizle çok önemli bir ihtiyacı gideriyoruz" dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gabar Dağı’nda günlük 83 bin varil petrol ürettiklerini belirten Erdoğan, Karadeniz’deki doğal gaz keşfi sayesinde bugün milyonlarca evde Türkiye’nin kendi doğal gazının kullanıldığının altını çizdi. Erdoğan, "Artık başkalarının ürettiği araçlara gıptayla bakmıyor, Türkiye’nin otomobili Togg’u yollarda gördükçe hepimiz gurur duyuyoruz" dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"Ne taahhüt ettiysek, bunları yüzde 90 oranında hayata geçirdik"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sadece yatırımlarda değil hak ve özgürlükler alanında sessiz bir devrime imza attıklarına da değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "OHAL’i kaldıracağız dedik; kaldırdık. Farklı dil ve lehçelerde yayınları serbestleştireceğiz dedik; TRT Kurdî’yi kurduk, özel yayınları serbest bıraktık. Gençlerin siyasette önünü açacağız dedik; seçilme yaşını 30’dan önce 25’e, sonra 18’e indirdik. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile ülkemizin en kronik sorunlarından olan yönetimde istikrar meselesini çözüme kavuşturduk. Ayasofya’nın kapısına vurulan zincirleri kıracağız dedik; Fatih’in emaneti Ayasofya-i Kebîr Câmi-i Şerîfi yeniden ibadete biz açtık. Daha burada tek tek sayamayacağımız nice reformu, hizmeti, eseri, yeniliği ülkemize kazandırdık. Partimizin programlarında ve seçim beyannamelerinde millete ne taahhüt ettiysek, bunları yüzde 90 oranında gerçekleştirdik" açıklamasında bulundu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gelecek 25 ve 50 yılı planladıklarını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, 25’inci Yıl Vizyon Belgesi’nin rehberliğinde hayalleri hedeflere, hedefleri gerçeklere dönüştürmeye devam edeceklerini aktardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"Türkiye’yi her alanda büyütmenin kıvancıyla buradayız"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti’nin kurulduğu günden itibaren dikensiz bir gül bahçesinde yürümediklerini aktararak, "Bizi, yolumuzdan çevirmek için her yolu denediler. Darbe senaryoları yazdılar. Muhtıra vermeye kalkıştılar. Partimizi kapatmaya kalktılar. Danıştay’da, Gezi’de, terör eylemleriyle provokasyonlar yaptılar. 17-25 Aralık’ta yargı darbesi yapmaya yeltendiler. 15 Temmuz’da haince silahlı darbe girişiminde bulundular. İçerdeki aparatlarıyla, dışardaki ağababalarıyla üzerimize geldiler. Allah’a hamdolsun hepsini tek tek püskürttük. 25 yıl sonra işte buradayız. Sapasağlam burada milletin huzurundayız. İlk günkü heyecanımızla buradayız. İlk günkü enerjimizle buradayız. İlk günkü aşkımızla, ilk günkü kararlılığımızla Ankara Millet Bahçesi’ndeyiz. Millete verdiğimiz sözleri tutmanın gururuyla buradayız. Milletin emanetine sahip çıkmanın onuruyla buradayız. Türkiye’yi her alanda büyütmenin kıvancıyla buradayız. Size mahcup olmamanın, sizi mahcup etmemenin, sizin umutlarınızı boşa çıkarmamanın bahtiyarlığıyla buradayız" ifadelerine yer verdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"Türkiye’nin son 25 yılına olduğu gibi geleceğine de bu hareket damga vuracak"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı Erdoğan, 25 yıl boyunca milletin gönlünde olduklarını ve çeyrek asırda büyük işler başardıklarına vurgu yaparak, "Ama bitmedi, hiçbir zaman bitmeyecek. Kimse bizden yorulma beklemesin. 25 yıl boyunca her sabah yeniden başladık. Her sabah ilk günkü gibi işimize sarıldık. Bundan sonra da her gün bizim için yeni bir gün olacak. Partimizi kurduktan sonraki ilk sabah, 15 Ağustos sabahı nasılsa, bugün de, yarın da, her sabah 15 Ağustos sabahı gibi olacak. Daha yeni başlıyoruz. Türkiye’yi işte bu hareket, bu kadro, onların çocukları, torunları inşallah önce 2053’e, sonra da 2071’e taşıyacak. Türkiye’nin son 25 yılına olduğu gibi geleceğine de işte bu hareket damga vuracak. Daha yapacak çok işimiz var. Türkiye’yi ellerinden tuttuk ayağa kaldırdık, küllerinden yeniden inşa ettik, doğrulduk, büyük işler başardık, ama durmayacak, dinlenmeyecek, ara vermeyecek, istikbali de inşa edecek, imar edeceğiz" dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"Biz ülkeyi yönetme görevini devraldığımızda virüs vücuda yayılmış, bünyeyi adeta felç etmişti"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye’nin 1970’lerden itibaren sinsice büyüyen bir FETÖ sorunu olduğunu dile getiren Erdoğan, "1970’lerden itibaren hiçbir hükümet bunların önünü kesemedi. 1980’de, 1997’de iki kez darbe yapıldı bu ülkede; FETÖ’ye dokunmadılar, tam tersine önünü açtılar. Biz ülkeyi yönetme görevini devraldığımızda virüs vücuda yayılmış, bünyeyi adeta felç etmişti. Sabırla yürüdük, akılla yürüdük, dikkatle yürüdük. O meşum gecede, o hain darbe girişiminde Allah onlara fırsat vermedi" şeklinde konuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"Türkiye’nin gençleri de, birikimi de, morali de, hayalleri de terörle, hain terör eylemleriyle her gün solup gidiyordu"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Terör meselesi 1984’ten bu yana canımızı yakıyordu" diyen Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Şimdi yaylalarda rahat geziyoruz. Evlatlarımız tek tek toprağa düşüyordu. Türkiye’nin gençleri de, birikimi de, morali de, hayalleri de terörle, hain terör eylemleriyle her gün solup gidiyordu. Ne dedik? ‘Biz çözeceğiz’ dedik. ‘Türkiye’yi 40 yıllık bu sıkıntıdan kurtaracağız’ dedik. Elhamdülillah işte onu da Cumhur İttifakı olarak çözüyoruz ve çözdük. Gazi Meclisimizin desteğiyle, aziz milletimizin hayır duasıyla çözüyoruz. Şehitlerimizin kahramanlığıyla, gazilerimizin fedakârlıklarıyla çözüyoruz. 86 milyon olarak el birliği, gönül birliği, hedef birliği yaparak çözüyoruz. Farklı kesimlerin bir araya geldiği Türkiye mutabakatını tesis ederek çözüyoruz. Bizim en büyük sermayemiz, kardeşliğimizdir. Kardeşliği korursak, bu ülkeye hiç kimse kem gözle bakamaz. Bizi var eden, bizi bin yıldır dimdik ayakta tutan, bizi bu coğrafyaya hâkim kılan, Müslümanlıktan gelen kardeşliğimizdir. Bu topraklarda ezan sesi susarsa, bu topraklarda Kur’an’ın sesi kısılırsa, bu topraklarda Allah muhafaza Müslümanlık zayıflarsa, biliniz ki kardeşliğimiz de zayıflamıştır. Kardeşliğimiz zayıfladığında, ülkemiz de zayıflamıştır. Biz en başından itibaren işte bu duyguyla hareket ediyoruz."<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"Sadece terörü bitirmiyoruz, Türkiye’nin içini karıştıran o emperyalist planı da altüst ediyoruz"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye’yi kardeşliğin büyüteceğini ve yine bu kardeşliğin güçlendireceğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "21’inci yüzyılı inşallah kardeşlik ‘Türkiye Yüzyılı’ yapacak. Hiç kimsenin endişesi olmasın. Ne yapıyorsak ülkemiz ve milletimiz için yapıyoruz. Ne yapıyorsak gelecek nesillerin selameti, refahı, aydınlık yarınları için yapıyoruz. Ne yapıyorsak evlatlarımıza terörsüz bir Türkiye, terörsüz bir bölge bırakmak için yapıyoruz. Şimdi birileri suyu bulandırmaya, zihinleri kurcalamaya çalışıyor. Milleti korkutup, sorunları çözümsüz bırakmak istiyorlar. Niye? Çünkü işsiz kalacaklar. Terör parantezi kapandığında istismar edecekleri bataklık da kuruyacak, işte bundan korkuyorlar. Biz sadece terör sorununu bitirmiyoruz. İnşallah terörle birlikte, Türkiye’nin içini karıştıran o emperyalist planı da alt üst ediyoruz. Terörün bitmesine kim üzülür? Türkiye üzerine hesabı olanlar üzülür. Bu yaranın, bir 40 sene daha kanamasından çıkar sağlayanlar üzülür. Siyaseti ve toplumu terör üzerinden yıllardır dizayn etmeye alışanlar üzülür. Varsın, üzülsünler. Bu ülkede anneler artık ağlamayacak, gençler toprağa düşmeyecek, çocuklar yetim, eşler dul kalmayacak, ülkenin enerjisi heba olmayacak. Türkiye, işte şimdi şaha kalkıyor. Türkiye Yüzyılının şafağı, işte şimdi söküyor. Kardeşliğimiz yeniden anlam kazanıyor, gücümüze güç katılıyor, tarih yeniden yazılıyor; açın yolları, ‘büyük Türkiye Cumhuriyeti’ geliyor. Şimdi Diyarbakır’a, Suriçi’ne Türkiye’nin her şehrinden, dünyadan turist akacak. Şimdi Tunceli’nin dağlarında barut değil, mis gibi çiçek kokacak, çimen kokacak. Şimdi Cilo dağlarında halaylar çekilecek. Dicle’nin, Fırat’ın, Munzur’un suları bundan sonra daha berrak, daha coşkun akacak. Tekrar kucaklaşacağız. Mardin’in camilerinde aynı namazda saf tutacağız. Şanlıurfa’da aynı ezanı birlikte dinleyeceğiz. Dili ne olursa olsun, aynı duyguların türkülerini birlikte söyleyeceğiz. 86 milyon olarak hep beraber birlik, bütünlük, kardeşlik içinde geleceğe daha emin adımlarla yürüyeceğiz" dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"Kapı kapı dolaşacağız, durmak yok yola devam"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">AK Parti’nin milletle doğrudan irtibat kurarak bugünlere geldiğini ifade eden Erdoğan, "Aynı şekilde bu yola devam edeceğiz. Kapı kapı dolaşacağız, durmak yok yola devam. Şimdiye kadar ne yaptığımızı, bundan sonra ne yapacağımızı anlatacağız. Bu hareket, bu dava, sadece bizimle kaim değildir. Bu hareketin, bu davanın dünü vardı; yarını da olacak. Bu, uzun soluklu bir yürüyüştür. Bu, maziden atiye giden kutlu bir yolculuktur. Önemli olan, sen yaşarken bu dava için ne yaptın? Sana bırakılan mirası nereden aldın, nereye taşıdın? Bizim meselemiz işte budur. Bayrağı devraldık, onu zirvedeki burçlara diktik, gelecek nesillere de o bayrağı inşallah emanet edeceğiz; onlar da hakkıyla taşıyacak" diye konuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"Allah ömür ve sağlık verirse daha nice yıllar Türkiye’ye hizmet mücadelesi içinde olacağım"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erdoğan, sözlerini şu şekilde sürdürdü:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Tayyip Erdoğan olarak siyasette 50 yılı geride bıraktım. Ortak eserimiz AK Parti, bugün çeyrek asrı geride bırakıyor. Allah ömür ve sağlık verirse, daha nice yıllar Türkiye’ye hizmet mücadelesi içinde olacağım. Aziz milletimin duası ve teveccühüyle, inşallah bu ülke için aşkla çalışmayı sürdüreceğim. Yuvam ve evim olarak gördüğüm AK Parti’nin bir neferi olmaya, bu hareketin başarısı için en ön safta koşturmaya devam edeceğim. Bu can bu tende olduğu müddetçe, bu sevdamız dinmeyecek. Ancak bugün içim rahat, gönlüm ferah. Arkamızdan çok çok farklı, bambaşka bir gençlik geliyor. Dil bilen, dünyayı iyi okuyan, Türkiye’yi tanıyan, ecdadını, tarihini, mirasını idrak eden, imanlı, vatansever, en önemlisi de özgüveni yüksek bir gençlik geliyor. En büyük eserim; bu gençliğin yetişeceği iklimi inşa etmek olmuştur. Kaygılı değiliz. Karamsar asla değiliz. Bu gençlik, inanıyorum ki, vakti geldiğinde, emaneti bizden devralacak, çok daha yükseklere çıkaracaktır. İşte onun için Türkiye’nin ufku aydınlıktır. Türkiye, bu gençlik sayesinde, eski karanlık günlerine asla dönmeyecektir. Türkiye, bu gençlik sayesinde, geriye değil, hep daha ileriye gidecektir."<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından İYİ Parti’den istifa eden Aydın Milletvekili Ömer Karakaş ve Gaziantep Milletvekili Mehmet Mustafa Gürban ile Gelecek Partisi’nden istifa eden İzmir Milletvekili Mustafa Bilici AK Parti’ye rozetlerini taktı. Erdoğan, Ankara’nın Gölbaşı Belediye Başkanı Yakup Odabaşı ve Kahramankazan Belediye Başkanı Selim Çırpanoğlu, Tekirdağ’ın Hayrabolu Belediye Başkanı Tuncer Başoğlu, Şırnak’ın İdil Belediye Başkanı Türkan Kayır, Kütahya’nın Tavşanlı Belediye Başkanı Ali Kemal Derin ve Domaniç Belediye Başkanı Engin Uysal, Çanakkale’nin Eceabat Belediye Başkanı Saim Zileli’ye de rozetlerini taktı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Muhammed Musab Gümüşer - Fırat Demir - Kemal Diri</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 09:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/en-buyuk-sermayemiz-kardesligimiz-1786775300.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kraliyet ailesi eski danışmanından KAAN vurgusu</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/kraliyet-ailesi-eski-danismanindan-kaan-vurgusu-1616</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/kraliyet-ailesi-eski-danismanindan-kaan-vurgusu-1616</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'dan oluşan Mekke İttifakı dünyanın gündeminde. Suudi Arabistan Kraliyet Ailesinin Eski Danışmanı Nawaf Obaid, ittifak için "Müslüman ülkelerin NATO'su olacak" dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'dan oluşan Mekke İttifakı dünyanın gündeminde. Suudi Arabistan Kraliyet Ailesinin Eski Danışmanı Nawaf Obaid, ittifak için "Müslüman ülkelerin NATO'su olacak" dedi. CNN Türk’ten Serdar Korucu’ya konuşan Obaid, başka ülkelerin de katılımının olacağını söyledi, “Mekke İttifakı, İsrail için tam bir felaket” diye konuştu. Obaid, Suudi Arabistan’ın Ankara ile hem drone konusunda iş birliği yaptığını hem de Türkiye’nin beşinci nesil uçağı Kaan’ın finansmanına ilgi duyduğunu belirtti.<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Suudi Arabistan Kraliyet Ailesinin Eski Danışmanı, King’s College London Savaş Çalışmaları Bölümü Kıdemli Araştırmacısı Nawaf Obaid, 7 Ağustos’ta imzalanan&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/mekke-ittifaki" target="_blank">Mekke İttifakı</a>’nı CNN Türk’e değerlendirdi. Serdar Korucu’nun sorularını yanıtlayan Obaid, “İttifakla bölgesel güç dengesi değişti bile” dedi. İran-ABD savaşı ardından bölgenin güçlü ülkelerinin güvenliğin nasıl sağlanacağına dair düşünmeye başladığını söyleyen Nawaf Obaid, “Bu ittifak, tüm savaşları durdurmak için oluşturuldu. Mekke'de gördüklerimiz de bunun başlangıcı” diye ekledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Obaid, 1,5-2 yıldır ittifakla ilgili çalışmaların olduğunu belirtti ve “Özellikle Suudi Arabistan ile Türkiye arasındaki ilişkiler son birkaç yılda çok gelişti. Müslüman dünyanın bu üç güçlü ülkesinin uzun vadeli bir ittifakı düşünmesi önemli” dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nawaf Obaid, ittifakta Ankara’nın rolünün altını çizdi, askeri gücüne vurgu yaptı: “Türkiye'nin bu ittifaktaki rolü çok önemli. Çünkü çok güçlü bir ordusu var. Yerli askeri sanayiye sahip ve bu sağlam temellere oturmuş. Üstelik Suudi Arabistan da en önemli yabancı müşterisi. Türkiye, bölgeye, ülkelerin güvenliği, sınırların korunması, derin sorunlar yaşayan devletlerin egemenliğinin güvence altına alınmasında kritik öneme sahip. Bunun en iyi örneği Suriye. Türkiye'nin Suriye'deki rolü çok olumlu. Aynı şekilde Türkiye'nin Filistin meselesindeki duruşu ve rolü de çok önemli.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/suudi-arabistan" target="_blank">Suudi Arabistan</a>&nbsp;Kraliyet Ailesinin Eski Danışmanı Nawaf Obaid, Türkiye’nin çok profesyonel ve güçlü bir orduya sahip olduğunu belirtti. Obaid, “Benim analizlerime göre, Türkiye, ABD’den sonra NATO'nun en güçlü ülkesi... Ankara'nın rolüne her ülke saygı duyuyor” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin insansız hava araçlarının tüm dünya tarafından takdir edildiğini belirten Nawaf Obaid, Suudi Arabistan’ın Ankara ile hem drone konusunda iş birliği yaptığını hem de Türkiye’nin beşinci nesil uçağı Kaan’ın finansmanına ilgi duyduğunu belirtti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İttifakın&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/nato" target="_blank">NATO</a>&nbsp;benzeri bir yapıda kurulduğunu belirten Nawaf Obaid, “Temelleri tamamlandığında bu ittifak Müslüman ülkelerin NATO'su olacak” dedi ve başka ülkelerin de katılacağını söyledi: “Şu an ittifakta Mısır'ın olmaması üzücü ama bu sadece teknik bir konu. Gelecekte mutlaka katılacaklardır. Katar, Kuveyt, Bahreyn pek çok Körfez ülkesi bu ittifakla ilgileniyor. Ayrıca, Ürdün ve Suriye'yi de bu kapsamda değerlendirmek gerekli. Bu ittifak Türkiye'nin üssünün bulunduğu Somali'ye kadar uzanabilir. Katılma olasılığı yüksek pek çok ülke var.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Obaid, bazı ülkelerin bu ittifaktan endişe duyması doğal olduğunu belirtti. “Yayılmacı amaçları olan, komşu ülkelere karşı gizli emellere sahip ülkeler için bu tam bir felaket” ifadelerini kullandı ve İsrail’i işaret etti. “Tüm askeri gücüne rağmen bu ittifak en çok onu rahatsız edecek” dedi. Obaid, İran’dan gelen “Endişe etmiyoruz” açıklamasını şaşırtıcı bulduğunu, Hindistan'ın ise bu ittifaka karşı adım atmasını beklemediğini belirtti, “Pakistan ile uzun zamandır sorunları var ve bu meseleye girerlerse Ortadoğu'nun büyük bölümünden dışlanırlar” diye konuştu. Nawaf Obaid, “Yeni bir dönemin başındayız. Türkiye ne kadar Avrupa'ya yönelse de her zaman bölgede önemli bir aktör. Ve bu ittifakla da Orta Doğu ve Arap dünyasının içinde güçlü şekilde yer alacak” dedi.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 15:51:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/kraliyet-ailesi-eski-danismanindan-kaan-vurgusu-1786452808.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tarihin en büyük zaferleri</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/tarihin-en-buyuk-zaferleri-1613</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/tarihin-en-buyuk-zaferleri-1613</guid>
                <description><![CDATA[Herkesin "kesin yok olacaklar" dediği bir anda, bir avuç askerin kendilerinden on kat büyük devasa orduları akılalmaz bir stratejiyle nasıl tarihe gömdüğünü okuduğunuzda gözlerinize inanamayacaksınız. Stratejinin kaba kuvveti yerle bir ettiği ve Türklerin Anadolu'nun kapılarını ardına kadar açtığı o destansı zaferin tüyler ürperten perde arkası işte burada...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Herkesin "kesin yok olacaklar" dediği bir anda, bir avuç askerin kendilerinden on kat büyük devasa orduları akılalmaz bir stratejiyle nasıl tarihe gömdüğünü okuduğunuzda gözlerinize inanamayacaksınız. Stratejinin kaba kuvveti yerle bir ettiği ve Türklerin Anadolu'nun kapılarını ardına kadar açtığı o destansı zaferin tüyler ürperten perde arkası işte burada...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Herkes onların o meydandan sağ çıkamayacağını düşünüyordu ama onlar, imkansızı başararak dev orduları tarihin karanlık sayfalarına gömdüler! Öyle bir stratejik dehayla karşı karşıyasınız ki, özellikle listenin sonundaki o unutulmaz Türk destanını okuduğunuzda tüm bildiklerinizi sorgulayacaksınız.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>1. MALAZGİRT MEYDAN MUHAREBESİ (1071)</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sultan Alp Arslan yönetimindeki Selçuklu ordusu, yaklaşık 50.000 kişilik mevcuduyla, kendisinden en az iki-üç kat büyük olan Bizans ordusunu "Kurt Kapanı" (Turan Taktiği) ile bozguna uğrattı. İbnü'l-Esîr gibi kronikçilere göre, bu zafer sadece bir askeri başarı değil, Anadolu'nun kapılarını Türkler'e açan manevi bir dönüm noktasıydı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>2. TALAS SAVAŞI (751)</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Karluk Türkleri'nin Abbasi saflarına geçerek Çinli Tang Hanedanı'na karşı kazandığı bu zafer, Orta Asya'nın kaderini belirlemiştir. Çin kaynakları (Tang Shu), Türk süvarilerinin ani müdahalesinin savaşın seyrini nasıl bir anda değiştirdiğini hayretle kaydeder.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>3. ÇANAKKALE SAVAŞI (1915)</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türk ordusunun, dönemin en ileri teknolojisine sahip müttefik donanmalarını ve ordularını durdurmasıdır. Sayıca ve lojistik olarak çok geride olan Türk ordusu, Seyit Onbaşı gibi kahramanlık hikâyeleriyle dünya tarihine "Çanakkale Geçilmez" notunu düşürmüştür.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>4. THERMOPYLAE SAVAŞI (MÖ 480)</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kral Leonidas ve 300 Spartalı (toplamda birkaç bin müttefikle birlikte), yüz binlerce kişilik Pers ordusuna dar bir geçitte günlerce direnerek Batı medeniyetinin savunma sembolü haline gelmiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>5. AGINCOURT SAVAŞI (1415)</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yüzyıl Savaşları'nda İngiliz Kralı V. Henry, çamurlu bir alanda sayıca beş kat üstün olan Fransız şövalyelerini uzun yaylı okçuları sayesinde imha etmiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>6. MOHAÇ MEYDAN MUHAREBESİ (1526)</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kanuni Sultan Süleyman önderliğindeki Osmanlı ordusu, Macar ordusunu sadece iki saat gibi kısa bir sürede dağıtarak dünya savaş tarihinin en hızlı ve kesin zaferlerinden birine imza atmıştır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>7. NARVA MUHAREBESİ (1700)</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İsveç Kralı XII. Karl, 10.000 kişilik ordusuyla, 40.000 kişilik Rus ordusunu bir kar fırtınasını arkasına alarak darmadağın etmiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>8. PREVEZE DENİZ ZAFERİ (1538)</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Barbaros Hayreddin Paşa, Haçlı donanmasına karşı sayıca az olmasına rağmen, rüzgârı ve gemi manevralarını mükemmel kullanarak Akdeniz'i bir "Türk Gölü" haline getirmiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>9. MİRBAT SAVAŞI (1972)</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sadece 9 İngiliz SAS komandosu, 300'den fazla isyancıya karşı bir karakolu savunarak modern askeri tarihin en büyük "azınlık" başarılarından birini göstermiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 12:37:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/tarihin-en-buyuk-zaferleri-1786441176.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İsrail’in sömürgeci emellerine tarihi set</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/israilin-somurgeci-emellerine-tarihi-set-1612</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/israilin-somurgeci-emellerine-tarihi-set-1612</guid>
                <description><![CDATA[İngiliz basınına göre İsrail'in Orta Doğu'ya dayattığı sömürgeci düzenin karşısına Türkiye'nin öne çıktığı yeni bir güç merkezi dikiliyor. Mekke Anlaşması'yla Ankara, Riyad ve İslamabad'ın kurduğu savunma hattı Tel Aviv'in hareket alanını daraltırken bölgedeki hesapları Tel Aviv aleyhine altüst ediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>İngiliz basınına göre İsrail'in Orta Doğu'ya dayattığı sömürgeci düzenin karşısına Türkiye'nin öne çıktığı yeni bir güç merkezi dikiliyor. Mekke Anlaşması'yla Ankara, Riyad ve İslamabad'ın kurduğu savunma hattı Tel Aviv'in hareket alanını daraltırken bölgedeki hesapları Tel Aviv aleyhine altüst ediyor.<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">İngiltere merkezli Middle East Eye (MEE), Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın Orta Doğu'da yeni bir dönemin kapısını aralayabileceğini yazdı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analiz habere göre ABD'nin&nbsp;<a href="https://www.sabah.com.tr/haberleri/israil" target="_blank">İsrail</a>'i dizginlemekte yetersiz kalması, bölgenin üç önemli gücünü kendi güvenliklerini yeniden inşa etmeye itti. Ankara'nın öncülüğündeki yeni denklem, İsrail'in yıllardır sürdürdüğü sömürgeci emellerin karşısına güçlü bir askeri, ekonomik ve siyasi blok çıkarıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>İSRAİL'İN SÖMÜRGECİ EGEMENLİK DÖNGÜSÜNÜ KIRACAK HAMLE</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Middle East Eye'da yayımlanan analiz habere göre, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması, yalnızca üç ülke arasındaki askeri iş birliği olarak görülmemeli.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Anlaşma, Orta Doğu'da uzun yıllardır devam eden İsrail'in yayılmacı politikalarına ve ABD'nin güvenlik şemsiyesine dayanan bölgesel düzeni değiştirme potansiyeline sahip.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MEE'nin analizinde, İsrail'in Gazze'de başlayan ve işgal altındaki Batı Şeria, Lübnan'ın güneyi ve İran'a uzanan saldırı politikalarının bölge ülkelerinde ciddi bir güvenlik sorgulaması başlattığı belirtiliyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"BÖLGEDEKİ HESAPLAR İSRAİL ALEYHİNE DEĞİŞİYOR"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye ve Arap ülkeleri uzun süre İsrail saldırıları karşısında tepki gösterse de doğrudan askeri bir karşılık vermedi. Ancak MEE'ye göre artık bölgedeki hesap değişiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Anlaşmanın ortaya çıkışındaki temel düşünce, Suudi Arabistan gibi bölge ülkelerinin güvenliklerini Washington'a bırakmak yerine kendi askeri ve stratejik kapasiteleriyle güvence altına alma arayışı ve olarak öne çıkıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu nedenle Mekke Anlaşması, İsrail'in sömürgeci egemenlik döngüsünü dengeleme ve Orta Doğu ülkelerinin kendi güvenlik mimarisini kurma girişimi olarak değerlendiriliyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MME anlaşmanın bölgedeki hesapları İsrail aleyhine değiştirdiğini vurguladı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>ÜÇ ÜLKE AYNI ÇATI ALTINDA BİRLEŞTİ</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kağıt üzerinde bile Mekke Anlaşması'nın ortaya çıkardığı askeri ve ekonomik tablo dikkat çekici.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın toplam nominal ekonomik büyüklüğü yaklaşık 3,3 trilyon dolara ulaşıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Üç ülkenin toplam askeri kapasitesi ise 5.600'ün üzerinde ana muharebe tankı, 1.100'ün üzerinde savaş uçağı, gelişmiş insansız hava araçları (İHA), balistik füze sistemleri, bir milyondan fazla asker ve Pakistan üzerinden nükleer caydırıcılık kapasitesi gibi önemli unsurları bünyesinde barındırıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"ORTA DOĞU'NUN EN ÖNEMLİ ASKERİ GÜÇ MERKEZİ"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu tablo, anlaşmanın yalnızca siyasi bir mesajdan ibaret olmadığını ortaya koyuyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özellikle Türkiye'nin hızla büyüyen savunma sanayisi ile Pakistan'ın nükleer kapasitesi ve Suudi Arabistan'ın ekonomik gücü aynı stratejik çerçevede birleştiğinde ortaya Orta Doğu'nun en önemli askeri güç merkezlerinden biri çıkıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>ANKARA YENİ DENKLEMİN MERKEZİNDE</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MEE analizinde Türkiye'nin anlaşmadaki rolüne özel önem veriliyor. Türkiye açısından mesele yalnızca Suudi Arabistan ve Pakistan'la askeri iş birliği yapmak değil.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ankara'nın karşı karşıya olduğu temel başlıklardan biri, İsrail'in Suriye'nin güneyindeki işgali.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye, Suriye'deki yeni yönetimin güçlenmesini ve ülkenin toprak bütünlüğünün korunmasını savunurken İsrail'in Suriye'nin güneyinde genişleyen askeri varlığını bölgesel istikrar açısından önemli bir sorun olarak görüyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu nedenle Mekke Anlaşması, Ankara'ya Suriye dosyasında da daha güçlü bir diplomatik ve askeri pozisyon kazandırabilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MEE'ye göre Ankara ayrıca Türkiye'nin hızla büyüyen savunma sanayisi için Suudi Arabistan ve Pakistan gibi ülkeler yeni pazarlar anlamına geliyor. Bu da Türkiye'nin bölgesel savunma sanayisi ihracatındaki ağırlığını daha da artırabilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dolayısıyla Mekke Anlaşması Türkiye açısından güvenlik, savunma sanayisi, diplomasi ve bölgesel nüfuzun aynı noktada buluştuğu yeni bir stratejik alan oluşturuyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>TÜRKİYE'NİN AĞIRLIĞI İSRAİL'İN HESAPLARINI ZORLAŞTIRIYOR</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ankara'nın yeni denklemdeki konumu burada özellikle önem kazanıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye, NATO üyesi olması, güçlü kara kuvvetleri, gelişmiş savunma sanayisi, geniş İHA/SİHA kapasitesi, balistik füze projeleri ve bölgesel askeri tecrübesi sayesinde anlaşmanın en önemli askeri aktörlerinden biri.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Suudi Arabistan'ın finansal kapasitesi ve Pakistan'ın nükleer caydırıcılığıyla birleşen Türkiye faktörü, anlaşmayı klasik bir diplomatik deklarasyondan çok daha önemli hale getiriyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu üçlü yapı, İsrail'in bölgede karşılaşabileceği askeri ve siyasi maliyeti yükseltebilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 12:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/israilin-somurgeci-emellerine-tarihi-set-1786439978.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Fesat ve fitneden biz de bıktık</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/fesat-ve-fitneden-biz-de-biktik-1602</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/fesat-ve-fitneden-biz-de-biktik-1602</guid>
                <description><![CDATA[Bunun üzerine yeniçeri ocağı erkânı;
“Fesat ve fitneden biz de bıktık; padişahımızın emrini bekliyorduk” diye müttefikan beyanatta bulunmaları üzerine ele geçenlerin derhâl katledilmelerine karar verildi.
Hemen o gün silahdar ağalığından mazul Ahmed Ağa ile cebeciler kethüdası Halil Ağa’nın katliyle işe başlandı. İstanbul ve Üsküdar’daki evler ve odalar basılarak zorbabaşılar ve zorbalardan ele geçenler günden güne katledildiler.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="color:hsl(0, 75%, 60%);"><strong>Prof.Dr. Ahmet Şimşirgil- Türkiye Gazetesi</strong></span></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/cumle-hareketiniz-guzeldir-1807691" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file">https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/cumle-hareketiniz-guzeldir-1807691</a></p><p class="MsoNormal">Devlet hizmetlerini her zaman kötüye kullananlar olacaktır. Tıyneti bozuk olanlar yolsuzluğa, rüşvete, ahlaksızlığa, haksızlığa her an bulaşma istidadında olurlar. Ellerine fırsat geçtiğinde bunu kullanmaya başlarlar. Ancak bunların sonu her dönemde hüsran olmuştur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İşte Köprülü Mehmed Paşa da sadarete geldiği sırada şakavete ve söz dinlememeye alışmış olanlar hazır kıta bekliyordu. Dış tehlikeler bir yana asıl olarak içeride icraatına engel olmak isteyen zümreler vardı. Bunun için sadrazam, saray mensupları ile bunların tahrik edecekleri Kapıkulu ocaklarından her birini gözden ayırmayarak işlerini ona göre mahirane çevirmek mecburiyetindeydi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Saray mensupları ihtiyar sadrazamın bir iş yapacağını tahmin etmeyerek kendisine ehemmiyet vermeyip âdetleri üzere hükûmet işlerine burunlarını sokmak istediler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bunun üzerine veziriazam, sarayda Hasodabaşı olup padişah üzerinde tesir yaparak işlere engel olmak isteyen Halil Ağa’yı tekaütlükle oradan atarak yerine kendi mutemedi Safer Ağa’yı tayin ettirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bundan sonra paralarını alarak askerleri terhis ile Bozcaada'nın düşman eline geçmesine sebep olan Abaza Ahmed Paşa’yı İstanbul’a getirterek Valide Sultan’a mensubiyetine ve onun himayesine bakmayarak derhâl idam ettirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu sırada kudretli vezirlerden Seydi Ahmed Paşa, Kaptan-ı Derya bulunuyordu. Kendisi sarayda baltacılıktan çıkma olup orada taraftarları vardı. Bunlar Seydi Ahmed Paşa’nın veziriazam olmasını istediklerinden saray ağaları vasıtalarıyla bu hususta vaat almışlardı. Köprülü’nün başına buyruk hareketlerinden rahatsız olunca hemen girişimlere başladılar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Fakat Köprülü Meh­med Paşa bunu haber alır almaz Aralık 1656’da Seydi Ahmed Paşa’yı Bosna Valiliğine tayin ettirip derhâl İstanbul'dan çıkardı. Köprülü'nün bu hareketi saray adamlarının cüretlerini kırdığından bu defa da el altından Kapıkulu süvarilerini tahrik eyle­diler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu gelişmelerin sonunda bir kısım Kapıkulu süvarileri maaşlarını istemek bahanesiyle Defterdar Divrikli Mehmed Paşa’nın Süleymaniye’deki konağını taşlayıp camlarını kırmışlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Köprülü Mehmed Paşa, sipahilerin daha o zamandan beri isyan için bahane aradıklarını gerek saraydaki ve gerek dışarıdaki casusları vasıtasıyla öğrenmiş olduğundan ona göre tedbir almakta idi. Hatta isyandan bir gün evvel gizlice Şeyhülislam Bali Efendi’yi ziyarete gidip;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Efendi hazretleri, sadarete geleli bizden şer'-i şerife aykırı ve devlet haysiyetini ihlal eden bir hareket sadır oldu mu?”</strong>&nbsp;diye sordu. Bali Efendi de;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Hayır, cümle hareketiniz şer'îdir ve güzeldir”</strong>&nbsp;diye cevap verdi. Bunun üzerine Köprülü, bu mütalaasını yazılı olarak istedi ve Şeyhülislamdan bir hüsn-i hâl vesikası olarak lüzumu hâlinde gösterilmek üzere koynuna koydu. Şeyhül­islam Efendi, ortada hiçbir sebep yokken böyle bir vesikanın alın­masına hayret ederek;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Paşa hazretleri! Bu ilama niçin ihtiyaç hâsıl oldu?”</strong>&nbsp;diye sorunca Köp­rülü;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Şimdiki hâlde ihtiyaç yok. Fakat maksat dostluğunuzu tecrübedir. Muhaliflerimizin sizi de kendilerine celbedip etmedik­lerini anlamaktır”</strong>&nbsp;diye cevapladı. Bunun üzerine Şeyhülislam Efendi de Köprülü Mehmed Paşa’ya ıslahat tedbirlerinin hepsinde bütün kudretiyle ve samimiyetiyle çalışacağına yemin etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Şehit olmaktan korkmam!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Köprülü Mehmed Paşa kısa bir süre içinde bir ayaklanmanın patlak vereceğini anlamıştı. Onun için bütün tedbirlerini alıyordu. Yine o gece tebdil-i kıyafetle yeniçeri ocağının bir sözü iki olmayan eski ağalarından Kara Hasanoğlu Hüse­yin Ağa ile görüşmeğe gitti ve ona;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>“Siz devletin hayırhahı ve ocağın mutemedisiniz. Bu ana kadar cereyan eden vakalar malûmumuzdur. Düşman Boğaz’a geldi fakat askerin zapt ve raptı yoktur. Benim maksadım din ve devlete hizmet edip bu ahir ömrümde canla başla çalışmaktır. Düşmana galebe ile nizam müyesser olur ise cümlemiz rahat oluruz; yoksa neticesi vahimdir. Seydi Ahmed Paşa’nın şecaati malûm; lakin zulüm ve adaveti ne derecededir biliyorsunuz. Kaptanlığa ve serdarlığa liyakati vardır; fakat gözü sadrazam olmaktadır. Garaza mebni tek durmaz; sadarete liyakati varsa ben arzumla çekileyim, anı vezir etsinler. Lakin ifrat, hiddet ve şiddeti ve tedbir­sizliği ile bu zamanda fenalığa sebep olacağında şüphe yoktur. Anı vezir etmeğe çalışanların maksatları kendi ipliklerini boya­maktır. İşin neticesinin İbşir Paşa ahvaline benzeyeceğine şüphe yoktur. Kaptanlıkta kalsa da arzumuz gibi istihdam ede­meziz. Anın için Bosna tarafına serdar eyledim. Hâlâ fesat çıkar­mak mutatları olan sipahi zorbaları Seydi Ahmed Paşa’nın tebdilini bahane edip fitne çıkarmağa teşebbüs ettiler. Ahir öm­rümde şehit olmaktan korkmam; bu hususta cenabınız bize ta­raftar olup nasihat ederek yeniçeriyi zapt ile devlet şerefini muha­faza ederseniz sipahinin muhalefeti bertaraf olur. Eğer ocak halkını zapt etmeği taahhüt etmezseniz, bizden hoşnut değilseniz bizi haberdar edin de biz de ona göre işten el çekelim”</i>&nbsp;dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kara Hasanoğlu, Köprülü’nün mütalaasını doğru buldu. Veziriazam da Hüseyin Ağa ile beraberce hareket edip onun sözünden dışarı çıkmayacağına dair söz verdi. Bunun üzerine o gece yeniçeri ağası ile kul kethüdası gizlice davet olunarak alı­nacak tedbirler tespit olundu...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Fesat ve fitneden bıktık!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">4 Ocak 1657 Perşembe günü sipahiler, ağalarının evlerini taş­layarak yolda rast geldiklerini çevirip Atmeydanı’na topladılar. Keyfiyet veziriazam tarafından padişaha arz edildi. Sultan Mehmed, Köprülü’nün telhisi üzerine yeniçeri ağasıyla ocak kethüdasını davet ederek;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>“Ocağınız devletin hayırhahıdır. Fesatçıların bertaraf edilmesi sizden isteğimdir”</i>&nbsp;demesi üzerine onlar da can baş üstüne diyerek yeniçerileri sipahilerle birleştirmediler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sipahilerden adam­lar gelip onları da kendileriyle beraber olmaya davet ettilerse de ocaklı ağa ve zabitlerinin nasihatlerini dinleyerek birlik olmadılar. Bunun üzerine asi sipahiler Atmeydanı’ndan yavaş yavaş çözülüp sak­lanmaya başladılar. O gece her tarafta kol gezilerek ufak bir top­lantıya meydan verilmedi. Ertesi gün veziriazam sarayında büyük bir toplantı yapıldı. Bu sırada padişah tarafından gönderilen hatt-ı hümayun okundu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Genç hükümdar bu hatt-ı hümayununda;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>“Cülûsumdan bu ana kadar sipahi eşkıyasının fenalığı hadden aşmış, ekmek yedikleri kapıya fenalıkları çoğalmıştır. Bu çeşit eşkıyanın vücutlarının ortadan kalkması elzem olduğundan tedipleri veziriazama havale olunmuştur. Din ve devlete hayırhah olanların veziriazama yardım etmeleri”</i>&nbsp;beyan olunmakta idi. Bunun üzerine yeniçeri ocağı erkânı;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>“Fesat ve fitneden biz de bıktık; padişahımızın emrini bekliyorduk”</i>&nbsp;diye müttefikan beyanatta bulunmaları üzerine ele geçenlerin derhâl katledilmelerine karar verildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hemen o gün silahdar ağalığından mazul Ahmed Ağa ile cebeciler kethüdası Halil Ağa’nın katliyle işe başlandı. İstanbul ve Üsküdar’daki evler ve odalar basılarak zorbabaşılar ve zorbalardan ele geçenler günden güne katledildiler. Bu suretle ortalığa sükûnet geldi...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>İsyana teşvikin sonu!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Devletin içten ve dıştan ne kadar tehlikeli durumlar geçirdiği bu dönemde dâhildeki bazı gayrimüslim unsurlar da büyük ümide düşmüşlerdi. İhanet şebekeleri boş durmuyordu. Nitekim o karışıklık günlerinde Ortodoks kilisesinin mevcudiyetini Fatih Sultan Mehmed’in himaye ve müsamahasına medyun olduğunu unutan Rum Patriği III. Partenios’un devletin bu bunalımlı vaziyetinden istifade ile Ortodoks kilisesine bağlı olan Eflak ve Boğdan voyvo­dalarını isyana teşvik ettiği elde edilen mektubundan anlaşıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Eflak voyvodası Konstantin tabi bulunduğu hükûmete karşı isyankâr bir tavır takınmıştı. Rum patriğinin, Eflak voyvodasına gönderip elde edilen mektubunda şöyle deniliyordu:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>“Müddet-i devr-i İslam tamam olmağa az kalmıştır. Hıristiyanlık velvelesi âlemi tekrar tutacaktır. Ona göre tedarikte ola­sınız. Pek yakında cümle vilayetler Mesihîler (Hıristiyanlar) eline girip haç ve çana mensup olanlar İslam memleketlerine sahip olacaklardır.”</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu mektubu elde eden Köprülü, işi tahkik için Rum patri­ğini davet ederek mektubu kendisine gösterdi ve yazılmasının sebebini sordu. O da cevap olarak her sene sadaka için böyle kâğıt gönderildiğini söyledi. Bu hazırlıksız cevap veziriazamı tatmin etmedi. Zira ortada sadaka ile ilgili bir bahis yoktu. Verilen emir üzerine Partenios Parmakkapı’da asıldı (24 Mart 1657).<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ardından Patrikhane bası­larak Rumların yeniçeri kıyafetine girip isyan edeceklerine dair olan şayiaları teyid edici kırk elli kat dolama, fes ve yeniçeri üsküfü elde edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Fatih Sultan Mehmed’in tayin ettiği patrikten itibaren bu III. Partenios’a kadar bütün Rum patrikleri milleti tara­fından intihaptan sonra bizzat padişahlar tarafından kabul olunurlarken bundan sonra kendilerine karşı yapılan bu imtiyazlı muamele kaldırılarak veziriazamlar tarafından kabul edilmeleri kanun oldu. Bu usul Tanzimat’a kadar da devam etmiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Devlet güçlü olunca sonuçları da mükemmel olacaktır. Haftaya bu gücün etkilerini yazacağız!..<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 09 Aug 2026 13:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/fesat-ve-fitneden-biz-de-biktik-1786270080.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mekke Anlaşması NATO&#039;ya alternatif değil</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/mekke-anlasmasi-natoya-alternatif-degil-1600</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/mekke-anlasmasi-natoya-alternatif-degil-1600</guid>
                <description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, dün Suudi Arabistan'da imzalanan Mekke Anlaşmasına ilişkin, "NATO'ya veya herhangi bir ittifaka alternatif bir yapı değil" derken, "Genişlemenin seyrini üç ülkenin ortak tutumu belirleyecek" dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, dün Suudi Arabistan'da imzalanan Mekke Anlaşmasına ilişkin, "NATO'ya veya herhangi bir ittifaka alternatif bir yapı değil" derken, "Genişlemenin seyrini üç ülkenin ortak tutumu belirleyecek" dedi.<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na ilişkin, "Bu birilerine karşı oluşturulmuş bir yapı değil. Tam aksine belli konularda gerilimler ortaya çıkmasın diye caydırıcılığı güçlendirmek için oluşturulmuş bir yapı" dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, CNN Türk canlı yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na ilişkin soru üzerine Yılmaz, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın yer aldığı anlaşmanın son derece önemli olduğunu söyledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Küresel düzenin zayıfladığı ortamlarda, bölgesel işbirliklerinin ön plana çıktığını belirten Yılmaz, şöyle devam etti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Yukarıda çatışma, aşağıda çatışma... Bir ateş çemberi etrafımız. Jeopolitik gerilimler son derece yükselmiş durumda. İşte bu ortamda birbirini tamamlayıcı özellikleri olan üç ülke arasındaki bu anlaşma çok kıymetli. Pakistan malum nükleer bir güç, ciddi bir nüfusu var ve çok önemli bir coğrafyada bulunuyor. Suudi Arabistan hem enerjide hem finansta dünyanın önde gelen ülkelerinden biri. Türkiye ise sanayisi ve özellikle savunma sanayisiyle, konumuyla, tarihi ve kurumsal birikimiyle çok önemli bir noktada. Dolayısıyla bu üç ülke arasındaki kurulan ilişki biçimi hem bölgesel istikrar hem küresel istikrara katkıda bulunacak."<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"MEKKE ANLAŞMASI NATO'YA VEYA HERHANGİ BİR İTTİFAKA ALTERNATİF BİR YAPI DEĞİL"<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Yılmaz, anlaşmayı herhangi bir tarafa, kişiye ve kuruma karşı bir tehdit olarak görmemek gerektiğini vurgulayarak, "Bu birilerine karşı oluşturulmuş bir yapı değil. Tam aksine belli konularda gerilimler ortaya çıkmasın diye caydırıcılığı güçlendirmek için oluşturulmuş bir yapı. Dolayısıyla esas itibarıyla caydırıcı bir mekanizma. Bir taraftan da savunma sanayisi başta olmak üzere işbirliğini artırıcı bir mekanizma. Bu bizim NATO'ya veya içinde bulunduğumuz herhangi bir ittifaka alternatif bir yapı değil. Bunun da altını çizmemiz lazım." diye konuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Anlaşmanın diğer ülkelere de açık olduğunu anımsatan Yılmaz, "Kesinlikle İran'a karşı bir yapılanma olarak bunu görmemek gerekir. Yani bu burada herhangi gibi ülke, bir kesim, bir tarafa dönük bir yapılanma değil. Bu nereden gelirse gelsin oluşabilecek risklere karşı caydırıcı bir mekanizma. Esas itibarıyla bölgesel barışı ve istikrarı güçlendirmek, küresel barışa ve istikrara katkı vermek üzere oluşturulmuş bir mekanizma." açıklamasını yaptı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"GENİŞLEMENİN SEYRİNİ ÜÇ ÜLKENİN ORTAK TUTUMU BELİRLEYECEK"<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Mısır'ın neden anlaşmaya dahil olmadığı sorusu üzerine Yılmaz, "Genişlemenin seyrini üç ülkenin ortak tutumu belirleyecek. Neden olmasın? Tabii ki Mısır çok değerli bir ülke, çok önemli bir güç. Askeri olarak da coğrafi olarak da nüfus itibarıyla da. Dolayısıyla önümüzdeki süreçlerde yeni katılımlar da olabilir bu yapıya. Buna açık bir yapı. Ama bunu üç ülke birlikte değerlendirerek kararlaştıracak." dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yılmaz, güvenlik işbirliğinin aynı zamanda ekonomik işbirliğini de güçlendireceğine inandığını dile getirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Güvenliğin sınırlarda başlamadığının altını çizen Yılmaz, "Çok daha geniş küresel ve bölgesel bağlantılar içinde güvenliğiniz oluşuyor. Dolayısıyla Türkiye, bir taraftan kendi savunma sanayisini, ekonomisini, kurumsal yapısını geliştirerek güvenliğini arttırırken bir taraftan da ittifaklarını genişletiyor. Ama bir taraftan da caydırıcı ve güçlü bir ülke olarak bu rolünü hem bölgesel düzeyde hem küresel düzeyde güçlü bir aktör olarak yerine getirmeye devam edecek." ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yılmaz, işbirliğinin uluslararası basında "İslami NATO", "Sünni ittifakı" şeklinde tanımlanmasına ilişkin soruya, "Doğru bulmuyorum açıkçası. İsmi neyse onunla bakmak lazım. Bu Mekke Antlaşması ve bir bölgesel güvenlik anlaşması. Elbette üç ülkede nüfusunun büyük bir bölümü Müslüman olan ülkeler. İslam dünyasının da baktığınız zaman maalesef çatışmaların, son dönemde özellikle yaşanan birçok çatışmanın odağında olduğunu ve ciddi bir güvenlik ihtiyacı içinde olduğunu görüyoruz. Bu anlamda bu yapılanma, inşallah tüm İslam dünyası için de insanlık için de daha fazla barışa daha fazla huzura vesile olur." yanıtını verdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"KAAN DA BAŞKA PROJELER DE OLABİLİR"<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Milli muharip uçak KAAN'ın olgunlaşma sürecine Suudi Arabistan'dan ortaklık veya bir finans katkısı olup olmayacağı sorusu üzerine Yılmaz, şunları kaydetti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Kesinlikle olabilir, neden olmasın. Amerika Birleşik Devletleri F35'i yaparken kaç tane ülkeyi kattı işin içine? Bu kadar büyük ekonomik gücü olduğu halde. Dolayısıyla geldiğimiz noktada bu tür yüksek maliyet, geniş pazar, ciddi bir katkı gerektiren projelerde platformlar oluşturmak ve olabildiğince çok dost ve kardeş ülkeyi bu sürece dahil etmek çok anlamlı. Teknolojik olarak da ekonomik olarak da pazarlama imkanları bakımından da Türkiye de bu noktada belli bir eşiğe gelmiş durumda. KAAN da başka projeler de olabilir. Ürün bazında birçok ülkeyi işin içine katan, sorumlulukları paylaşan, aynı zamanda hepsinin de katkısını alarak projelerin niteliğini artıran bir çabanın çok doğru olacağını düşünüyorum."<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"BU İŞBİRLİĞİNİN SURİYE'DE DE ÇOK OLUMLU YANSIMALARI OLACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM"<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Suriye'nin yeniden yapılanmasında Türkiye ve Suudi Arabistan'ın rolünün sorulması üzerine Yılmaz, "Zaten o süreç başladı. Yaptırımların kaldırılmasında birtakım kritik altyapı yatırımlarında zaten belli işbirlikleri başladı. Önümüzdeki dönem Suriye'nin istikrarı Türkiye'nin istikrarı demek aslında. Bunun bize ne kadar büyük maliyetler ürettiğini geçmişte hep birlikte yaşadık. Suriye bizim tarihsel olarak çok yakın bir ülkemiz. Oradaki insanlarla çok köklü tarihi, kültürel ilişkilerimiz var. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde Suriye'de de bu işbirliğinin çok olumlu yansımaları olacağını, Irak'ta hakeza olumlu yansımaları olacağını düşünüyorum. Etrafımızdaki ülkeler ne kadar istikrarlı hale gelirse, refah düzeyleri ne kadar artarsa Türkiye olarak biz de yukarı gideriz." ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yılmaz, "Pakistan'ın da anlaşmada yer alması Türkiye'nin nükleer öğrenme kapasitesini geliştirmeye katkı verecek mi?" sorusunu şöyle yanıtladı:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Savunma anlamında her konuda daha yakın iş birliği olacağını... Elbette tecrübe paylaşımı, iş birliği, çeşitli düzeylerde artık bu ülkelerin orduları, askeri yapıları arasında çok daha yakın bir diyalog olacaktır. Karşılıklı yapabilecekleri tecrübe paylaşımları olacaktır. Standartlarını yakınlaştırma, benzer standartları sağlamak, birlikte çalışabilirliği artırıcı birtakım hazırlıklar yaşanacaktır. Bunlar askeri olarak yürütülecek süreçlerdir."<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 12:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/mekke-anlasmasi-natoya-alternatif-degil-1786182613.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mekke Anlaşması dünyada nasıl karşılandı</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/mekke-anlasmasi-dunyada-nasil-karsilandi-1598</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/mekke-anlasmasi-dunyada-nasil-karsilandi-1598</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye'nin Suudi Arabistan ve Pakistan'la imzaladığı bölgesel savunma paktı, özellikle Orta Doğu ve Asya'da yankı uyandırdı. ABD'nin ve İsrail'in İran'a saldırılarıyla başlayan savaşta İran'ın başta Körfez ülkeleri olmak üzere bölgede ABD üssü bulunan ülkelere düzenlediği saldırıların bölgeyi istikrarsızlaştırması; arabulucu ülkeler Pakistan ve Türkiye'nin Suudi Arabistan'la daha yakın bir bağ kurması sonucunu ortaya koydu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Türkiye'nin Suudi Arabistan ve Pakistan'la imzaladığı bölgesel savunma paktı, özellikle Orta Doğu ve Asya'da yankı uyandırdı. ABD'nin ve İsrail'in İran'a saldırılarıyla başlayan savaşta İran'ın başta Körfez ülkeleri olmak üzere bölgede ABD üssü bulunan ülkelere düzenlediği saldırıların bölgeyi istikrarsızlaştırması; arabulucu ülkeler Pakistan ve Türkiye'nin Suudi Arabistan'la daha yakın bir bağ kurması sonucunu ortaya koydu.<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan, ABD/İsrail - İran Savaşı nedeniyle uzun süredir bölgesel karışıklık ve istikrarsızlık yaşanan bir dönemde ortak bir savunma anlaşmasına imza attı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Suudi Arabistan merkezli bir düşünce kuruluşu olan Körfez Araştırma Merkezi Başkanı Abdulaziz Sager, "Zirvenin siyasi sembolizmi önemli. Müslüman dünyasının en etkili üç devleti, artan belirsizlik döneminde bir araya geliyor ve bu da bölgesel ve orta güçler arasında güvenlik konularında daha yakın koordinasyon kurma isteğinin arttığını gösteriyor" dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sager, "Eğer kurumsallaştırılır ve somut işbirliğine dönüştürülürse, üçlü çerçeve, üç ülkenin kolektif diplomatik ve savunma ağırlığını güçlendirirken, daha bölgesel odaklı bir güvenlik mimarisinin ortaya çıkmasına da katkıda bulunabilir" ifadesini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Anlaşma, yaklaşık bir yıllık müzakerelerin ardından geldi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Orta Doğu'da süren savaşlar Suudi Arabistan'ın, petrol ihracatını ve kalkınma planlarını tehlikeye atarken, uzun süredir devam eden ABD güvenlik şemsiyesinin güvenilirliği konusunda büyük sorular ortaya çıkardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Riyad, İran'ın vekil güçlerinden ortak saldırı bekliyor<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Üst düzey bir Suudi yetkilisi hem Irak milislerinden hem de İran gözetimindeki Husilerden yakın zamanda koordineli saldırılar beklendiğini belirterek, Riyad'ın bu nedenle ittifaklarını genişletmeye odaklandığını vurguladı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Uzmanlar anlaşmayı Türkiye'nin güçlü savunma sanayi ve Suudi Arabistan'ın teknolojik harcama katkılarıyla besleyebileceği bir anlaşma olarak yorumluyor. Pakistan ise nükleer silahı bulunan tek Müslüman ülke.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Körfez ülkesi Kuveyt de, Güney Asya ülkesiyle enerji iş birliği ve yatırım karşılığında Pakistan ile genişletilmiş bir savunma anlaşması için görüşmeler yürütüyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İsrail tarafı, Reuters'ın anlaşmaya ilişkin sorularını yanıtsız bıraktı. Anlaşmanın destekçisi olmayan bir diğer taraf da Pakistan'la arasında sık sık sorunlar çıkan Hindistan.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 09:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/mekke-anlasmasi-dunyada-nasil-karsilandi-1786170698.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çerçeve yasa komisyonda</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/cerceve-yasa-komisyonda-1589</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/cerceve-yasa-komisyonda-1589</guid>
                <description><![CDATA[Terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda, Meclis'e sunulan "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" bugün Adalet Komisyonu'nda görüşülmeye başlanacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda, Meclis'e sunulan "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" bugün Adalet Komisyonu'nda görüşülmeye başlanacak.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" bugün Adalet Komisyonu'nda ele alınacak.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Adalet Komisyonu, saat 15.30'da Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'ni görüşecek.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, yürütme ve yürürlük hükümleriyle toplam 12 maddeden oluşuyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">KOMİSYON GÖRÜŞMELERİ BAŞLIYOR<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, "Terörsüz Türkiye" süreci kapsamında hazırlanan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin komisyon görüşmelerine 7 Ağustos Cuma günü başlanacağını bildirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Adalet Komisyonu'ndaki görüşmelerin ardından teklif, TBMM Genel Kuruluna sevk edilecek. Teklifin bu hafta yasalaşması bekleniyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">YASANIN İÇERİĞİ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Çerçeve yasa olarak da bilinen "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun" Teklifi, 12 maddeden oluşuyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Düzenleme kapsamında kasten öldürme suçları ile Haziran 2005 öncesinde müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçlara ilişkin soruşturmalar kapsam dışında tutulacak.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kanun kapsamına giren kişiler hakkında yapılacak değerlendirmelerin, halen soruşturma ve kovuşturmaların yürütüldüğü merciler tarafından yapılacak.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sürecin takibi ise Adalet, Dışişleri ve İçişleri bakanları, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, MİT Başkanı ve MGK Genel Sekreteri'nden oluşan kurul tarafından gerçekleştirilecek.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Başvuru süreci 6 ay olacak.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">TERÖRÜN 40 YILLIK MALİYETİ 2,3 TRİLYON DOLAR<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, "Milli Dayanışma" etiketiyle iletişim kampanyasında bulundu. Kampanya kapsamında hazırlanan video ve infografiklerde, 40 yıl boyunca terörle mücadelenin ülke ekonomisine toplam maliyetinin 2,3 trilyon dolar olduğu vurgulanırken, bu kaynağın farklı alanlarda değerlendirilmesi halinde Türkiye'nin ulaşabileceği yatırım kapasitesi örneklerle anlatıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Paylaşımlarda "Milli Dayanışma" etiketi öne çıkarken, "Terörsüz Türkiye" hedefinin ekonomik kalkınma, refah ve toplumsal bütünleşme açısından taşıdığı öneme dikkat çekildi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının sosyal medya hesaplarından yapılan açıklamada, terörün yalnızca güvenliği değil, ekonomik kalkınmayı ve toplumsal refahı da hedef aldığı belirtildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MSB: STRATEJİK BİR VİZYON<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Milli Savunma Bakanlığı (MSB), "Terörsüz Türkiye vizyonu doğrultusunda, terörün tamamen ve kalıcı şekilde gündemden çıkarılması yalnızca ülkemizin değil, bölgemizin de barış, güvenlik ve istikrarına önemli katkılar sağlayacaktır. Bu yönüyle Terörsüz Türkiye, ulusal güvenliği güçlendiren ve bölgesel istikrara katkı sunan stratejik bir vizyondur" açıklamasını yaptı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MGK BİLDİRİSİNDEN: TARİHİ BİR MERHALE<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Milli Güvenlik Kurulu (MGK) bildirisinde, "Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedeflerine ulaşma yolunda kaydedilen ilerlemeler ele alınmış, ülkemizin ve bölgemizin güvenlik, istikrar ve refahının teminat altına alınması istikametinde tarihi bir merhaleyi teşkil eden çalışmaların müteakip aşamalarına ilişkin istişarelerde bulunulmuştur." ifadelerine yer verildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ERDOĞAN: MİLLİ BİRLİĞİMİZİ PERÇİNLEYECEK<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin geniş bir mutabakatla TBMM'ye sunulduğunu belirterek, düzenlemenin millî birlik ve beraberliği güçlendirmesini temenni etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erdoğan, “Türkiye’yi terör tehdidinden kalıcı olarak kurtarmayı, millî birlik ve beraberliğimizi perçinlemeyi, ülkemizde ve bölgemizde huzur iklimini güçlendirmeyi hedefleyen bu adımın hayırlara vesile olmasını diliyorum” dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">KURTULMUŞ: YENİ DÖNEMİN KAPISI ARALANACAK<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin TBMM Başkanlığı'na sunulmasına ilişkin, "Bu adım; siyasi ve fikri iklimin değişmesiyle, Cumhuriyetimizin ikinci asrında ülkemizin önüne yeni imkanlar ve fırsatlar sunacak, demokrasimizin güçlenmesini, milletimizin refahının artmasını, güven ve kardeşliğin pekişmesini sağlayarak yeni bir dönemin kapısını aralayacaktır" dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">YILMAZ: TUZAKLARI BOŞA ÇIKARMAYA DEVAM EDECEĞİZ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Sayın Cumhurbaşkanımızın dirayetli liderliğinde Türkiye Yüzyılı vizyonu ile terörsüz bir Türkiye ortamında demokrasi ve kalkınma yolunda standartlarımızı yükseltmeye, güçlü iç cephemiz ile bölgemizdeki emperyalist tuzakları boşa çıkarmaya devam edeceğiz” dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">BAHÇELİ: 86 MİLYON KAZANMIŞTIR<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Terörsüz Türkiye" süreci kapsamında hazırlanan çerçeve yasaya ilk imzayı attı. Bahçeli, "Bu imzayla bin yıllık kardeşliğimiz bir kez daha tescillenmiştir. Türk’üyle, Kürt’üyle, dili ve kimliği ne olursa olsun herkes kazanmıştır. 86 milyon vatandaşımız ve Orta Doğu halkları kazanmıştır" dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ÖZEL: GENEL VE İLKESEL TUTUMUMUZA UYGUN DAVRANACAĞIZ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, "Daha sonra da Meclis Genel Kuruluna geldiğinde de Yeni Parti olarak ilk günden beri takındığımız genel ve ilkesel tutumumuza uygun olarak davranacağız. Ama bu vakitten sonra gidip kanun teklifine imza atma gibi bir niyetimiz, çabamız yok. Komisyonda tutanaklar ve tarih önünde sözümüzü Yeni Parti olarak söyleyeceğiz. Geldiğinde de Genel Kurul aşamasına da katılacağız ve oyumuzu kullanacağız." ifadesini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">DEM PARTİLİ DOĞAN: YENİ DÖNEMİN İLK ADIMI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, Meclis’e sunulan çerçeve yasa teklifinin Türkiye’de barış ve demokratik siyasetin güçlenmesi açısından tarihi bir adım olduğunu belirtti. Doğan, teklifin silahlı çatışma zemininden hukuk ve demokratik siyaset zeminine geçişte yeni bir dönemin başlangıcını oluşturduğunu ifade ederek, sürecin tüm siyasi partilerin ve toplumun ortak sorumluluğunda ilerlemesi gerektiğini vurguladı. Bu yasanın Türkiye için artık yeni bir kapıyı araladığını vurgulayan Doğan, süreci tüm Türkiye'nin ele alması gerektiğini sözlerine ekledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">DERVİŞOĞLU: KABUL ETMEYECEĞİZ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, çerçeve yasaya ilişkin, "Çerçeve yasa olarak adlandırılan ihanet belgesini asla ve kat'a kabul etmeyeceğiz." dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MADDELER<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Amaç ve kapsam</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MADDE 1-&nbsp;(1) Bu Kanunun amacı, PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesidir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(2) Bu Kanun hükümleri, PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 7/2/2013 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçları kapsar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Tanımlar</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MADDE 2-&nbsp;Kanunun kapsamı yalnızca PKK/KCK terör örgütü ve bu örgütle bağlantılı oluşumlarla sınırlandırılmıştır. Bu doğrultuda sadece ilgili örgütün faaliyeti kapsamında veya lehine işlenen suçlar Kanun kapsamında ertelenebilecektir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aşağıda belirtilen haller Kanun kapsamı dışındadır:<o:p></o:p></p><ul><li class="MsoNormal" style="mso-list:l0 level1 lfo1;tab-stops:list 36.0pt;">a) Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu,<o:p></o:p></li><li class="MsoNormal" style="mso-list:l0 level1 lfo1;tab-stops:list 36.0pt;">b) 1/6/2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlar ile bu tarihten önce işlenmiş olup verilen müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları,<o:p></o:p></li><li class="MsoNormal" style="mso-list:l0 level1 lfo1;tab-stops:list 36.0pt;">c) Örgüt mensuplarının şahsi suçları,<o:p></o:p></li><li class="MsoNormal" style="mso-list:l0 level1 lfo1;tab-stops:list 36.0pt;">ç) Diğer terör örgütlerinin faaliyetleri ve genel adlî suçlar.<o:p></o:p></li></ul><p class="MsoNormal"><i>Soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesi</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MADDE 3-&nbsp;Örgütün faaliyeti kapsamında veya lehine işlenen suçlar bakımından;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">a) Üst sınırı 15 yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlara ilişkin yürütülen soruşturma ve kovuşturmaların 5 yıl süreyle,<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">b) Üst sınırı 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlara ilişkin yürütülen soruşturma ve kovuşturmaların ise 10 yıl süreyle, ertelenmesi öngörülmektedir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erteleme kararı, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde ise yargılamayı yürüten mahkeme tarafından verilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erteleme süresi boyunca dava zamanaşımı işlemez. Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde ise mahkeme tarafından verilen erteleme kararlarına karşı itiraz yoluna başvurulabilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erteleme süresi içerisinde terör suçlarından herhangi birinin işlenmesi hâlinde, erteleme kararı kaldırılarak soruşturma ve kovuşturmaya devam olunur. Bu kapsamda yürütülen yargılama sonucunda verilen mahkûmiyet kararının infazı, bu Kanun hükümleri uyarınca ertelenemez.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erteleme süresinin herhangi bir terör suçu işlenmeksizin tamamlanması hâlinde ise kovuşturmaya yer olmadığı kararı veya düşme kararı verilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından önce işlenmiş olmakla birlikte bu Kanun kapsamına giren suçlara ilişkin, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından sonra soruşturma başlatılması, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında oluşturulacak Kurulun iznine tabi olacaktır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Koruma tedbirleri ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MADDE 4-&nbsp;(1) 3'üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlardan dolayı verilmiş olan tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirleri, soruşturma veya kovuşturmanın bulunduğu evredeki yetkili hâkim veya mahkeme ile bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili ceza dairesi tarafından değerlendirilir ve koşullarının bulunması halinde bu tedbirlerin kaldırılmasına karar verilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(2) 3'üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili istinaf veya temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında bozma kararı verilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Erteleme kararlarının kaydedilmesi ve yeniden suç işlenmesi</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MADDE 5-&nbsp;(1) 3'üncü madde uyarınca verilen erteleme kararları, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, 2'nci fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(2) Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, erteleme kararı kaldırılarak soruşturma ve kovuşturmaya devam olunur. Mahkûmiyet halinde verilen cezanın infazı, 6'ncı madde uyarınca ertelenmez ve mahkûmiyet hükümlerinin tüm sonuçları doğar. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde kovuşturma yapılmasına yer olmadığı veya düşme kararı verilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MADDE 6-&nbsp;(1) Örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçundan mahkûm olanlar ile 1/6/2005 tarihinden önce işlenen suçlar nedeniyle müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar hariç olmak üzere, 1 inci madde kapsamına giren suçlardan;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">a) Toplam 15 yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazı 5 yıl süreyle,<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">b) Toplam 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazı 10 yıl süreyle, infaz hâkiminin kararıyla ertelenir. Bu fıkranın uygulanması, müsadere kararlarının yerine getirilmesini engellemez. Erteleme süresi içinde ceza zaman aşımı işlemez.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(2) Birinci fıkra uyarınca infaz hâkimi tarafından verilen erteleme kararlarına karşı itiraz edilebilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(3) Birinci fıkra uyarınca verilen erteleme kararları, 5'inci maddenin birinci fıkrasına göre oluşturulan sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, dördüncü fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(4) Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, infaz hâkimi tarafından erteleme kararı kaldırılarak cezanın infazının devamına karar verilir. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde verilen ceza infaz edilmiş sayılır. Erteleme kararlarının takibi Cumhuriyet başsavcılıklarınca yapılır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Takip, koordinasyon ve uygulama</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MADDE 7-&nbsp;(1) Bu Kanun kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesi; Kanunun Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden müteşekkil Kurul tarafından yapılır. İhtiyaç halinde Kurul tarafından; alt komisyonlar oluşturulabilir, bakanlık, kurum ve kuruluşların temsilcileri ile gerekli görülen kişiler Kurul ve komisyon toplantılarına davet edilebilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(2) Kurul tarafından, sürecin örgüt nezdindeki ilerlemesini sağlamak üzere alt komisyonlarda görevlendirme yapılabilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(3) 1'inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben bu Kanunun amacı ve kapsamı doğrultusunda; örgütün tamamen tasfiyesi ve bu duruma ilişkin gözlem raporları uyarınca dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirme yapılabilir. Kurulun gerekli görmesi halinde adlî, idarî ve yasal düzenlemeler konusunda talepte bulunulur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(4) Bu Kanun uyarınca verilen erteleme kararları, 1'inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirilir ve gerekli görülmesi halinde;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">a) Soruşturma ve kovuşturmalar nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, sulh ceza hâkimliğinden veya mahkemesinden,<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">b) Mahkûmiyet hükümleri nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, infaz hâkimliğinden,<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kurul tarafından talep edilir. Talep hakkında ilgili mercii tarafından karar verilir. Bu kararlara karşı itiraz edilebilir. Bu fıkranın (b) bendi uyarınca talepte bulunulabilmesi için 5 yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından kararın verildiği tarihten itibaren 2 yıl, 10 yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından ise 3 yıl geçmiş olması gerekir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(5) Kurul, çalışmaları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini düzenli olarak bilgilendirir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere İzleme Komisyonu kurulur. İzleme Komisyonu, bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izler ve tavsiyelerde bulunabilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(6) Kurulun sekreterya hizmetleri Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından yerine getirilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Silah ve malzeme teslimi</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MADDE 8-&nbsp;(1) Bu Kanun kapsamındaki örgüt mensuplarının beraberinde getirdikleri yahut beyan ettikleri silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzeme kayıt altına alınır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(2) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, güvenlik kurumlarının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından belirlenir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Süre</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MADDE 9-&nbsp;(1) Bu Kanun hükümleri, 1'inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben 6 ay içinde bu Kanun hükümlerinden yararlanmak istediğini bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara yazılı olarak bildirenlere uygulanır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Görev ve sorumluluk<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MADDE 10-&nbsp;(1) Bu Kanun kapsamında verilen görevler, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca ivedilikle yerine getirilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(2) Bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukukî, idarî veya cezaî sorumluluğu doğmaz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Yürürlük</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MADDE 11- (1)&nbsp;Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Yürütme</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MADDE 12- (1)&nbsp;Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 09:12:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/cerceve-yasa-komisyonda-1786083233.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dördüncü sıradayız</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/dorduncu-siradayiz-1586</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/dorduncu-siradayiz-1586</guid>
                <description><![CDATA[Dünyanın en güçlü istihbarat servisleri belirlendi. MİT, teknoloji ve sınır ötesi operasyon gücüyle önemli bir sıraya konumlandı. İşte detaylar...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Dünyanın en güçlü istihbarat servisleri belirlendi. MİT, teknoloji ve sınır ötesi operasyon gücüyle önemli bir sıraya konumlandı. İşte detaylar...<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Siber savaşlar ve yapay zeka istihbarat dünyasındaki güç dengelerini yeniden şekillendiriyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yapay zeka modeli Gemini, açık kaynak verilerini inceleyerek dünyanın en güçlü istihbarat teşkilatlarını sıraladı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Zirvenin ilk sırasında küresel operasyon gücü ve teknolojik altyapısıyla ABD’nin CIA teşkilatı yer aldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Köklü diplomatik ağı ve stratejik analiz kapasitesiyle Birleşik Krallık’tan MI6 ikinci sıraya yerleşti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Geniş siber istihbarat ağı ve insan kaynağıyla öne çıkan Çin’in MSS kurumu ise üçüncü oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MİT, dördüncü sırada gösterilerek üst sıralardaki yerini sağlamlaştırdı. Yapay zeka analizinde MİT’in teknolojik dönüşümü, terörle mücadeledeki başarısı ve sınır ötesi operasyon kabiliyeti öne çıkarıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Beşinci sıradaki İsrail’in Mossad teşkilatını, karşı istihbarat gücüyle Rusya’nın SVR ve FSB servisleri izledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bölgesel faaliyetleriyle Fransa’dan DGSE yedinci, Hindistan’dan RAW sekizinci sırada yer buldu. Listenin son iki sırasını ise elektronik istihbaratıyla Almanya’dan BND ve bölgesel etkinliğiyle Pakistan’dan ISI paylaştı.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 10:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/dorduncu-siradayiz-1786002815.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye&#039;nin hamleleri İsrail&#039;de yankılandı</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/turkiyenin-hamleleri-israilde-yankilandi-1584</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/turkiyenin-hamleleri-israilde-yankilandi-1584</guid>
                <description><![CDATA[İsrail'in önde gelen ekonomi gazetelerinden Globes, Türkiye'nin enerji, diplomasi ve güvenlik alanlarında attığı adımları kapsamlı bir analizle değerlendirdi. Gazete, Ankara'nın Orta Doğu'da artan etkisinin İsrail'de yakından takip edildiğini yazdı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">İsrail'in önde gelen ekonomi gazetelerinden Globes, Türkiye'nin enerji, diplomasi ve güvenlik alanlarında attığı adımları kapsamlı bir analizle değerlendirdi. Gazete, Ankara'nın Orta Doğu'da artan etkisinin İsrail'de yakından takip edildiğini yazdı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye'nin Irak'tan, Lübnan'dan enerji koridorlarına uzanan çok yönlü stratejisinin, Tel Aviv tarafından dikkatle takip edildiği kaydedildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İsrail'in önde gelen ekonomi gazetelerinden Globes, Türkiye'nin Orta Doğu'da enerji, diplomasi ve güvenlik alanlarında izlediği stratejiyi kapsamlı bir analizle değerlendirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Globes analizinde, enerji projelerinden diplomatik temaslara kadar uzanan girişimlerin Ankara'nın bölgedeki ağırlığını güçlendirdiği değerlendirmesine yer verildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Haberde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türkiye'nin yalnızca güvenlik politikalarıyla değil, enerji koridorları, ekonomik yatırımlar ve diplomatik temaslarla da Orta Doğu'daki etkisini artırdığı ifade edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gazete, Türkiye'nin son yıllarda sadece askeri kapasitesiyle değil; enerji, ulaştırma, ekonomi ve diplomasi alanlarında attığı adımlarla da bölgede daha görünür bir aktöre dönüştüğünü belirtti. Ankara'nın farklı alanlarda eş zamanlı yürüttüğü girişimlerin, birbirini tamamlayan kapsamlı bir stratejinin parçaları olduğu vurgulandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"ENERJİ GEÇİŞ MERKEZİ OLMAYI AMAÇLIYOR"<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analizde, Türkiye'nin enerji alanındaki uzun vadeli hedeflerine geniş yer ayrıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Doğal gaz ve petrolde dışa bağımlılığını azaltma hedefinde olan Türkiye, yıllardır boru hatları ve enerji altyapısına yatırım yapıyor. Böylelikle Ankara, üretici olmaktan ziyade bölgenin en önemli enerji geçiş merkezlerinden biri olmayı amaçlıyor." ifadeleri kullanıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gazete, Rusya'nın Türkiye'nin en büyük enerji tedarikçisi olmayı sürdürdüğünü aktarırken, Ankara'nın bu bağımlılığı yönetebilmek ve enerji güvenliğini artırabilmek için alternatif ticaret ve ulaştırma koridorlarına ağırlık verdiğini yazdı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">IRAK İLE ENERJİ İŞ BİRLİĞİNE DİKKAT ÇEKİLDİ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Globes, Irak ile geliştirilen enerji iş birliğini Türkiye'nin son dönemdeki en dikkat çekici adımlarından biri olarak değerlendirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analize göre, İran ile yaşanan gerilim nedeniyle Hürmüz Boğazı'nda oluşan belirsizlik, Ankara'nın uzun süredir üzerinde çalıştığı projeleri hızlandırması için yeni bir fırsat oluşturdu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Haberde, Türkiye'nin yaklaşık üç yıl önce gündeme getirdiği ve Basra Körfezi'ni Türkiye üzerinden Avrupa'ya bağlamayı hedefleyen Kalkınma Yolu Projesi'ne dikkat çekildi. Yaklaşık 17 milyar dolarlık yatırımla hayata geçirilmesi planlanan koridorun, Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru'na (IMEC) alternatif olarak değerlendirildiği aktarıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gazete, Ankara'nın Irak yönetimine petrol ihracatını Türkiye üzerinden artırma önerisinde bulunduğunu, Kerkük-Ceyhan Boru Hattı'nın yeniden daha etkin kullanılmasının gündeme geldiğini yazdı. Analize göre, günlük yaklaşık 170 bin varil seviyesindeki sevkiyatın ilk etapta 750 bin varile, ilerleyen dönemde ise 1,5 milyon varile çıkarılması hedefleniyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Haberde ayrıca, İngiliz enerji şirketi BP ile Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) arasında Kerkük'teki enerji sahalarına ilişkin yapılan anlaşmaya da yer verildi. Globes, Ankara'nın hem Irak'ın yatırım ihtiyacını hem de yeni ihracat güzergahı arayışını değerlendirdiği yorumunu yaptı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">LÜBNAN TEMASLARI DA ANALİZDE YER ALDI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İsrail gazetesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile Ankara'da gerçekleştirdiği görüşmeye de geniş yer verdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analizde, Türkiye'nin yalnızca diplomatik ilişkileri geliştirmeyi değil, Lübnan'ın yeniden imarına katkı sağlamaya hazır olduğu yönündeki mesajlarının da öne çıktığı aktarıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü'nün (UNIFIL) görev süresine ilişkin tartışmalar sürerken, Türkiye'nin olası katkılarının da İsrail tarafından yakından takip edildiği belirtildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gazete, Lübnan'da oluşabilecek yeni güvenlik mimarisine ilişkin Avrupa ülkeleri, NATO, Arap ülkeleri ve Türkiye'nin adının birlikte anıldığına dikkat çekti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analizde ayrıca, Erdoğan'ın iki ülke ilişkilerinin geliştirilmesine yönelik açıklamalarına ve Türkiye'nin Lübnan'ın yeniden imarı için destek vermeye hazır olduğuna ilişkin mesajlarına da yer verildi. Globes, Ankara'nın Lübnan-Suriye diyaloğunu destekleyen yaklaşımını da öne çıkan başlıklar arasında gösterdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İSRAİLLİ UZMANDAN TÜRKİYE DEĞERLENDİRMESİ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analizde görüşlerine yer verilen İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü (INSS) kıdemli araştırmacısı Dr. Galia Lindenstrauss, Hürmüz Boğazı'ndaki belirsizliğin Ankara'nın Bağdat ile ilişkilerini güçlendirmek için önemli bir fırsat yarattığını belirtti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Lindenstrauss, Türkiye'nin son dönemde geçmişe kıyasla daha cesur hamleler yaptığını değerlendirirken, Bağdat ile artan ilişkilerin bölgedeki dengeleri etkileyebileceğini ifade etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İsrailli uzman, Lübnan'da ise Ankara'nın giderek artan ilgisinin dikkat çekici olduğunu ancak bu ilginin uzun vadeli hedeflerinin henüz tam olarak netleşmediğini söyledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"İSRAİL'DE YAKINDAN TAKİP EDİLİYOR"<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Globes, analizinin sonunda Türkiye'nin enerji, ulaştırma, diplomasi ve güvenlik alanlarında attığı adımların birbirini tamamlayan geniş kapsamlı bir stratejinin parçaları olduğunu yineledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gazete, Ankara'nın Irak, Suriye ve Lübnan'da artan diplomatik ve ekonomik temaslarının İsrail'de yakından izlendiğini belirtirken, Türkiye'nin Orta Doğu'da üstlendiği rolün bölgesel dengeler üzerindeki etkisinin önümüzdeki dönemde de tartışılmaya devam edeceği değerlendirmesinde bulundu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analizde öne çıkan ortak değerlendirme ise&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/turkiye" target="_blank">Türkiye</a>'nin son yıllarda yalnızca askeri alanda değil; enerji koridorlarından ulaştırma projelerine, ekonomik yatırımlardan diplomatik girişimlere kadar birçok başlıkta eş zamanlı adımlar atarak bölgedeki etkinliğini artırdığı yönünde oldu. Ankara'nın Irak, Suriye ve Lübnan ekseninde izlediği politikaların,&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/israil" target="_blank">İsrail</a>'de bölgesel dengeler açısından dikkatle takip edilen gelişmeler arasında yer aldığı ifade edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 09:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/turkiyenin-hamleleri-israilde-yankilandi-1785996665.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İlhami Güler: Muhafazakarların ahlakı zayıf</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/ilhami-guler-muhafazakarlarin-ahlaki-zayif-1571</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/ilhami-guler-muhafazakarlarin-ahlaki-zayif-1571</guid>
                <description><![CDATA[İlhami Güler’in Karar Gazetesinde yayınlanan yazısına ilmi bir değerlendirmede bulunan Dr. Mehmet Yavuz, Güler’e şu sözlerle cevap verdi: “Herhangi bir düşünce sistemi, onu eksik veya yanlış temsil eden insanların davranışları üzerinden değerlendirilemez. Bir hekimin etik dışı davranması tıp ilmini geçersiz kılmaz. Bir hâkimin adaletsiz karar vermesi hukuk fikrini değersizleştirmez. Aynı şekilde bazı Müslümanların dini yanlış yaşaması da Kur'an-ı Kerim'i, sahih Sünnet'i ve Ehl-i sünnet ilmî geleneğini mahkûm etmeye yetmez.”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;"><i><strong>Karar Gazetesi'nde Prof. Dr. İlhami Güler'in kaleme aldığı yazı üzerine ilmî bir değerlendirme</strong></i></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;"><i><strong>Dr. Mehmet Yavuz…<o:p></o:p></strong></i></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bugün itibariyle Karar Gazetesi'nde Prof. Dr. İlhami Güler imzasıyla yayımlanan ve muhafazakâr dindarlık ile ahlâk arasındaki ilişkiyi sorgulayan yazıyı dikkatle okudum. Yazıda dile getirilen bazı eleştirilerin üzerinde ciddiyetle durulması gerektiğine inanıyorum. Zira ibadet ettiği hâlde kul hakkını gözetmeyen, dinî kimliğiyle öne çıktığı hâlde adaletten uzaklaşan, dini ahlâkî bir dönüşümden ziyade kimlik göstergesine indirgeyen anlayışların eleştirilmesi, Kur'an-ı Kerim'in ve Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) çağrısıyla da örtüşmektedir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Ne var ki, haklı tespitlerden hareketle ulaşılan bazı sonuçların hem ilmî hem de itikadî açıdan yeniden değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Çünkü söz konusu yazı, yalnızca günümüz dindarlığındaki bazı yanlış uygulamaları eleştirmekle yetinmemekte; bu problemlerin temelinde Ehl-i sünnet düşüncesini, mezhep geleneğini, ilmihal kültürünü, itikadı ve hatta ibadet merkezli din anlayışını gördüğünü ima etmektedir. Kanaatimce tam da bu noktada önemli bir kavramsal kayma ortaya çıkmaktadır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Burada şu temel soruyu sormak zorundayız:<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bugün bazı Müslümanların dini yanlış temsil etmesi, gerçekten Ehl-i sünnet ilmî geleneğinin bir sonucu mudur; yoksa o geleneğin doğru anlaşılmamasının ve gereği gibi yaşanmamasının bir sonucu mudur?<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İşte bu yazının hareket noktası bu sorudur.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Çünkü bir düşünceyi, onu temsil ettiğini söyleyen bazı insanların yanlış uygulamaları üzerinden mahkûm etmek, ilmî metodoloji açısından sağlıklı bir yaklaşım değildir. Nasıl ki tıp ilmi, etik dışı davranan bir hekimin hatalarıyla yargılanamazsa; hukuk, adaletsiz karar veren bir hâkim sebebiyle değersiz görülemezse; İslâm'ın asırlar boyunca teşekkül etmiş ilmî mirası da onu eksik veya yanlış temsil eden insanların uygulamaları üzerinden değerlendirilemez.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Ehl-i sünnet geleneği, yaklaşık on dört asır boyunca Kur'an-ı Kerim'i, Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) Sünnetini, sahabenin anlayışını ve ümmetin ilmî tecrübesini birlikte okuyarak oluşmuş büyük bir ilim ve medeniyet havzasıdır. Elbette bu uzun tarih içerisinde hatalar da olmuştur, taassuplar da yaşanmıştır, zaman zaman şekilcilik de öne çıkmıştır. Ancak bunlar, geleneğin kendisini değil; onu temsil eden insanların zaaflarını gösterir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bir başka ifadeyle, Müslümanların krizi ile İslâm'ın krizi, dindarların kusurları ile Ehl-i sünnetin esasları aynı şey değildir. Bu ayrım yapılmadığında, eleştiri haklı olmaktan çıkar; tarihî ve ilmî bir genellemeye dönüşür.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bu yazı, herhangi bir şahsı hedef almak için değil; Ehl-i sünnet itikadına ve İslâm'ın asırlık ilmî birikimine yöneltilen bazı değerlendirmeleri Kur'an-ı Kerim, sahih Sünnet ve klasik İslâm ilim geleneği çerçevesinde yeniden ele almak amacıyla kaleme alınmıştır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Çünkü eleştiri ilmin ayrılmaz bir parçasıdır. Ancak ilmî eleştirinin ilk şartı, eleştirilen düşünceyi doğru temsil etmektir. Aksi hâlde, tartışılan şey artık hakikat değil; hakikatin zihinde oluşturulmuş bir tasviri olur.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bu sebeple, aşağıdaki satırlarda tek tek şu soruların cevabını arayacağız:<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Gerçekten Ehl-i sünnet düşünmeyi terk edip taklidi mi yüceltmiştir?<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İman ile itikat birbirinin alternatifi midir?<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Ehl-i sünnet kaderci bir anlayış mı üretmiştir?<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İbadet, ahlâkın önüne mi geçirilmiştir?<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Ve en önemlisi…<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bugün yaşadığımız dindarlık krizinin sebebi gerçekten Ehl-i sünnet midir; yoksa Ehl-i sünnetin inşa ettiği dengeyi kaybetmiş olmamız mıdır?<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;"><strong>Dindarlık Krizi ile İslâm'ın Krizi Aynı Şey Değildir<o:p></o:p></strong></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bir düşünceyi değerlendirirken yapılması gereken ilk şey, o düşüncenin ilkeleri ile onu temsil ettiğini söyleyen insanların uygulamalarını birbirinden ayırabilmektir. Aksi hâlde sağlıklı bir sonuca ulaşmak mümkün değildir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bugün İslâm dünyasında ahlâkî zaafların bulunduğunu inkâr etmek mümkün değildir. Kul hakkının ihmal edildiği, adaletin zedelendiği, yalanın, israfın, gösterişin ve makam hırsının dindar çevrelerde de görülebildiği acı bir gerçektir. Bu tabloyu görmezden gelmek de, din adına savunmaya çalışmak da doğru değildir. Kur'an-ı Kerim'in en ağır eleştirilerinden biri, söylediğini yapmayanlara yöneliktir: <strong>"Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?"</strong> (Saff, 61/2-3). Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ise gerçek müflisi, ibadetleri olduğu hâlde kul hakları sebebiyle ahirette iflas eden kişi olarak tarif etmiştir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Ancak buradan hareketle, yaşanan ahlâkî problemlerin kaynağını doğrudan Ehl-i sünnet düşüncesinde aramak, ilmî açıdan isabetli bir yöntem değildir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Çünkü herhangi bir düşünce sistemi, onu eksik veya yanlış temsil eden insanların davranışları üzerinden değerlendirilemez. Bir hekimin etik dışı davranması tıp ilmini geçersiz kılmaz. Bir hâkimin adaletsiz karar vermesi hukuk fikrini değersizleştirmez. Aynı şekilde bazı Müslümanların dini yanlış yaşaması da Kur'an-ı Kerim'i, sahih Sünnet'i ve Ehl-i sünnet ilmî geleneğini mahkûm etmeye yetmez.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Tam aksine, bu yanlış davranışlar çoğu zaman İslâm'ın öğrettiği ilkelerden uzaklaşmanın sonucudur.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Nitekim Ehl-i sünnet geleneği hiçbir zaman ibadeti ahlâktan, imanı salih amelden, ilmi hikmetten ve adaleti kulluktan bağımsız düşünmemiştir. İmam Mâtürîdî'den İmam Gazâlî'ye, İmam Nevevî'den İbn Âbidîn'e kadar uzanan geniş ilmî miras incelendiğinde görülecektir ki, din yalnızca birtakım ibadetlerin yerine getirilmesinden ibaret görülmemiş; doğruluk, emanet, kul hakkı, adalet, merhamet ve güzel ahlâk dinin ayrılmaz parçaları olarak kabul edilmiştir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Dolayısıyla bugün yaşadığımız kriz, İslâm'ın değil; Müslümanların krizidir. Daha doğru bir ifadeyle, İslâm'ın ilkeleri ile Müslümanların hayatı arasındaki mesafenin krizidir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bu ayrım son derece önemlidir. Çünkü teşhis yanlış konulduğunda tedavi de yanlış olacaktır. Eğer problemin kaynağını Ehl-i sünnetin temel esaslarında ararsak, çözüm adına ümmetin asırlık ilmî birikimini tartışmaya açmış oluruz. Oysa sorun, bu ilkelerin varlığı değil; hayata yeterince yansımamış olmasıdır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Kur'an-ı Kerim'in eleştirdiği şey de tam olarak budur. Allah-u Teâlâ, inananlardan sadece doğru inanmalarını değil; inandıkları gibi yaşamalarını istemektedir. Bu sebeple İslâm'ın ölçüsü, teori ile pratiğin birbirine yaklaşmasıdır. Teori eksik olduğu için değil, pratik teoriye uymadığı için kriz doğmaktadır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Kanaatimce bugün asıl tartışılması gereken soru şudur:<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;"><strong>Ehl-i sünnet neden bu kadar ahlâk üretemedi?</strong> değil,<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;"><strong>Ehl-i sünnetin asırlardır öğrettiği ahlâk neden yeterince yaşanamadı?</strong><o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bu iki soru birbirine benzese de aynı değildir. Birincisi geleneği suçlar; ikincisi insanı sorgular. Kur'an-ı Kerim'in yaklaşımı ise daima ikinci yöndedir. Allah-u Teâlâ dini değil, dini yaşamakla yükümlü olan insanı hesaba çekecektir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;"><strong>Düşünmenin Yerini Gerçekten Taklit mi Aldı?<o:p></o:p></strong></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Karar Gazetesi'nde yayımlanan yazının en dikkat çekici iddialarından biri, İslâm dünyasında düşünmenin zamanla yerini taklide bıraktığı, bunun da özellikle Sünnî gelenek içerisinde kurumsallaştığı yönündedir. Hatta yazıda mezhepler, ilmihal geleneği ve temel dinî eğitim, bireyi düşünemez hâle getiren yapılar olarak sunulmaktadır. Kanaatimce bu değerlendirme hem tarihî hem de ilmî açıdan önemli ölçüde indirgemecidir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Öncelikle şu temel ayrımı yapmak gerekir: <strong>Ehl-i sünnet hiçbir zaman aklı reddetmemiştir; aklı vahyin rehberliğinde kullanmayı esas almıştır.</strong> Kur'an-ı Kerim'de tekrar tekrar geçen <i>"Hiç düşünmez misiniz?", "Hiç akletmez misiniz?", "Hiç ibret almaz mısınız?"</i> hitapları, İslâm medeniyetinin düşünce geleneğinin de temelini oluşturmuştur. Nitekim İmam Mâtürîdî, aklı Allah-u Teâlâ'nın insana verdiği en büyük nimetlerden biri olarak görmüş; iman sorumluluğunu dahi aklın varlığıyla ilişkilendirmiştir. İmam Gazâlî ise aklı, vahyin karşısına değil; vahyin doğru anlaşılmasının vazgeçilmez vasıtalarından biri olarak değerlendirmiştir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Burada gözden kaçırılan önemli nokta şudur: <strong>Ehl-i sünnetin eleştirdiği şey düşünmek değil, usulsüz düşünmektir.</strong> Çünkü din adına konuşmanın da bir usulü vardır. Nasıl tıp, hukuk veya mühendislik belirli yöntemler ve ilmî disiplinler gerektiriyorsa, Kur'an-ı Kerim'den hüküm çıkarmanın da asırlar içinde oluşmuş bir metodolojisi vardır. Mezhepler işte bu metodolojinin adıdır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Mezhep, düşünmeyi durduran bir kurum değildir; düşünmeyi disipline eden bir ilmî ekoldür.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bugün herhangi bir Müslüman abdestin farzlarını, miras hükümlerini, ticaret hukukunu, nikâh ve boşanma meselelerini veya ceza hukukuna dair hükümleri doğrudan Kur'an meali okuyarak çözemez. Bunun için Arap dili, hadis ilmi, nâsih-mensûh bilgisi, sebeb-i nüzûl, kıyas, icma ve fıkıh usulü gibi birçok ilim dalına ihtiyaç vardır. Müçtehit imamlar tam da bu ilmî birikim üzerine hüküm üretmişlerdir. Dolayısıyla mezhebe uymak, düşünmeyi terk etmek değil; ehil olanın ortaya koyduğu ilmî metodolojiye güvenmektir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Elbette körü körüne taassup doğru değildir. Bir mezhebi mutlak hakikat, diğerlerini bütünüyle bâtıl görmek Ehl-i sünnetin de tasvip ettiği bir tavır değildir. Ancak taassubu eleştirmek başka şeydir; mezhep geleneğini düşünmenin önündeki engel gibi göstermek başka şeydir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Yazıda "32 farz", "54 farz", "İslâm'ın beş şartı" ve "Âmentü" gibi ilmihal bilgileri de düşünmeyi körelten ezberler olarak zikredilmektedir. Oysa bunlar İslâm'ın kendisi değil; din eğitiminde kullanılan öğretim araçlarıdır. Bir çocuğa önce alfabeyi öğretmek, onu edebiyattan uzaklaştırmak değildir. Tam aksine, daha derin bir okumanın ilk basamağıdır. İlmihal bilgileri de Müslümanın dinî hayatının başlangıç seviyesini oluşturur; nihai hedefi değil.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Klasik İslâm ilim geleneği incelendiğinde görülecektir ki, Ehl-i sünnet medeniyeti taklit üzerine değil, içtihat üzerine yükselmiştir. Fıkıh usulü, kelâm, hadis tenkidi, tefsir metodolojisi ve mantık çalışmaları bunun en açık delilleridir. İmam Şâfiî'nin <strong>er-Risâle</strong>'si, Gazâlî'nin usul eserleri, Fahreddin er-Râzî'nin tefsiri, Serahsî'nin fıkıh külliyatı ve Mâtürîdî'nin kelâm anlayışı, düşünmenin değil; sistemli düşünmenin zirve örnekleridir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Şüphesiz bugün Müslüman toplumlarda ezberci din anlayışının yaygın olduğu yerler vardır. Ancak bu durumun sebebi Ehl-i sünnet değildir; Ehl-i sünnetin inşa ettiği zengin ilmî geleneğin yeterince tanınmaması ve usul kültürünün zayıflamasıdır. Başka bir ifadeyle problem, düşünmenin öğretilmiş olması değil; düşünmenin usulünün unutulmuş olmasıdır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bu sebeple kanaatimce doğru soru şudur:<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;"><strong>Ehl-i sünnet düşünmeyi mi durdurdu; yoksa biz Ehl-i sünnetin inşa ettiği düşünme usulünü mü kaybettik?</strong><o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Tarihî tecrübeye bakıldığında ikinci sorunun hakikate çok daha yakın olduğu görülecektir. Çünkü Gazâlîleri, Mâtürîdîleri, Râzîleri, Serahsîleri ve İbn Âbidînleri yetiştiren bir gelenek için "düşünmenin yerini taklit aldı" hükmünü vermek, hem bu büyük âlimlere hem de İslâm'ın asırlık ilmî mirasına karşı hakkaniyetli bir değerlendirme olmayacaktır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;"><strong>İman, İtikat ve Amel: Birbirinin Rakibi Değil, Bir Bütünün Parçalarıdır<o:p></o:p></strong></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Karar Gazetesi'nde yayımlanan yazıda ileri sürülen en dikkat çekici tezlerden biri de, zamanla "imanın yerini itikadın aldığı", böylece dinin canlı ve ahlâk üreten yapısını kaybettiği iddiasıdır. İlk bakışta dikkat çekici görünen bu yaklaşım, kanaatimce Ehl-i sünnet akaidini doğru yansıtmamaktadır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Çünkü Ehl-i sünnet düşüncesinde iman ile itikat birbirinin alternatifi değildir. Bilakis biri diğerinin temelini oluşturur.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İtikat; Allah-u Teâlâ'ya, peygamberlerine, meleklerine, kitaplarına, ahiret gününe ve kaderin Allah'tan olduğuna sahih şekilde inanmanın adıdır. İman ise bu sahih inancın kalpte tasdik edilmesi, insanın bütün hayatına yön veren bir teslimiyete dönüşmesidir. Dolayısıyla sahih itikat olmadan sahih imandan söz etmek mümkün değildir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Kur'an-ı Kerim'in ilk muhataplarına baktığımızda da bunu açıkça görürüz. Mekke döneminde inen ayetlerin büyük çoğunluğu namazın rekâtlarını, miras hukukunu veya ibadetlerin ayrıntılarını değil; önce Allah tasavvurunu, nübüvveti, ahireti ve tevhidi inşa etmiştir. Çünkü doğru inanç kurulmadan doğru hayatın kurulamayacağını vahiy bizzat öğretmiştir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bu sebeple Ehl-i sünnet âlimleri akaid ilmini dinin temeli kabul etmişlerdir. İmam Tahâvî'nin <strong>el-Akîdetü't-Tahâviyye</strong> adlı eseri, İmam Nesefî'nin <strong>Akaid</strong> metni, İmam Mâtürîdî'nin <strong>Kitâbü't-Tevhîd</strong>'i veya Eş'arî geleneğinin temel eserleri bunun en açık örnekleridir. Hiçbirisi itikadı imanın alternatifi olarak görmemiş; aksine imanın doğru zemini olarak değerlendirmiştir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Burada dikkat edilmesi gereken esas mesele şudur:<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;"><strong>Sahih itikat tek başına yeterli değildir; fakat sahih itikat olmadan da sahih iman tamamlanamaz.</strong><o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İslâm'ın kurduğu denge tam da burada ortaya çıkar.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İman kalpte başlar.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İtikat onu istikamette tutar.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Amel ise onu hayata taşır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Dolayısıyla iman ile amel arasında kopmaz bir bağ vardır. Kur'an-ı Kerim'de "İman edenler ve salih amel işleyenler..." ifadesinin onlarca defa birlikte zikredilmesi tesadüf değildir. Bu tekrar, imanın ahlâka ve davranışa dönüşmesi gerektiğini göstermektedir. Ancak aynı Kur'an-ı Kerim, imanı yalnızca ahlâkî duyarlılığa da indirgemez. Çünkü iman, önce Allah-u Teâlâ'yı doğru tanımayı, O'na teslim olmayı ve O'nun bildirdiği hakikatleri tasdik etmeyi gerektirir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İşte burada Ehl-i sünnetin asırlar boyunca koruduğu hassas dengeyi yeniden hatırlamak gerekir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Haricîler ameli imanın ayrılmaz bir parçası sayarak büyük günah işleyeni imandan çıkarmaya kadar gitmişlerdir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Mürcie ise ameli neredeyse bütünüyle geri plana itmiştir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Ehl-i sünnet ise her iki aşırılığı da reddederek şu dengeyi kurmuştur:<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İman, kalbin tasdiki ve teslimiyetidir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Amel ise imanın tabiî meyvesidir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Meyvesiz bir ağacın eksikliği ağacı inkâr ettirmez; fakat ağacın sağlıklı olmadığını gösterir. Aynı şekilde salih amelden yoksun bir iman da sahibini ciddi bir muhasebeye davet eder; fakat imanı yalnızca ahlâkî davranıştan ibaret görmek de Kur'an'ın ortaya koyduğu bütüncül iman anlayışını daraltır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Kanaatimce bugün yaşadığımız problem, itikadın imanın yerini alması değildir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Asıl problem, sahih itikadın yeterince anlaşılmaması, imanın kalpte derinleşememesi ve bunun tabiî sonucu olan salih amelin hayatımıza gerektiği ölçüde yansımamasıdır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Dolayısıyla çözüm, akaidi değersizleştirmek değildir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Çözüm; akaidi yeniden imanla buluşturmak, imanı yeniden ahlâkla ve salih amelle bütünleştirmektir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İşte Ehl-i sünnet geleneği asırlar boyunca tam da bu dengeyi kurmaya çalışmıştır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;"><strong>İbadet ve Ahlâk: Rakip Değil, Birbirini Tamamlayan İki Sütun<o:p></o:p></strong></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Karar Gazetesi'nde yayımlanan yazının üzerinde durduğu en önemli meselelerden biri de, dindarlığın zamanla ahlâkın önüne ibadeti koyduğu iddiasıdır. Gerçekten de ibadet ettiği hâlde adaletten uzaklaşan, namaz kıldığı hâlde kul hakkını gözetmeyen, oruç tuttuğu hâlde yalan söyleyen insanların varlığı inkâr edilemez. Böyle bir tablo, yalnızca toplumun değil, bütün Müslümanların ortak vicdanını yaralayan acı bir gerçektir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Ancak buradan hareketle ibadet ile ahlâkı birbirinin alternatifi gibi sunmak, kanaatimce İslâm'ın kurduğu büyük dengeyi yeterince yansıtmamaktadır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Çünkü Kur'an-ı Kerim hiçbir zaman "ibadet mi, ahlâk mı?" diye bir tercih ortaya koymaz.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Tam aksine, ibadetin ahlâk üretmesini ister.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Namazın insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyacağını bildirir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Orucun insana takvâ kazandıracağını haber verir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Zekâtın cimriliği ve bencilliği kıracağını öğretir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Haccın insanı günahlardan arındırarak yeni bir hayata hazırlayacağını ifade eder.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Yani ibadet, İslâm'da hiçbir zaman kendi başına amaç değildir. O, insanın karakterini inşa eden ilahî bir eğitimdir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de bu hakikati şu veciz ifadeyle özetlemiştir:<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;"><strong>"Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim."</strong><o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bu hadis, ibadetlerin gereksiz olduğu anlamına gelmediği gibi, ahlâkın ibadetin yerine geçebileceği anlamına da gelmez. Bilakis gösterir ki ibadet ile ahlâk aynı binanın iki taşıyıcı sütunudur. Birini diğerinden ayırdığınızda bina ayakta kalamaz.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Ne yazık ki günümüzde iki farklı yanlış anlayış ortaya çıkmaktadır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Birinci yanlış, ibadetleri yerine getirirken ahlâkı ihmal etmektir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İkinci yanlış ise, ahlâkı öne çıkarırken ibadetleri ikinci plana itmektir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Oysa Kur'an-ı Kerim her iki anlayışı da reddeder.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Namaz kıldığı hâlde insanlara zulmeden kişi nasıl Kur'an'ın istediği kulluğu temsil etmiyorsa, "Benim kalbim temiz." diyerek Allah-u Teâlâ'nın emrettiği ibadetleri önemsemeyen anlayış da aynı şekilde Kur'an'ın bütüncül din tasavvurunu temsil etmez.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İslâm'da ibadet ile ahlâk arasında bir rekabet yoktur.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İbadet, insanın Allah-u Teâlâ ile olan ilişkisini inşa eder.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Ahlâk ise o ilişkinin insanlara yansıyan meyvesidir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Kök sağlam değilse meyve sağlıklı olmaz.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Meyve vermeyen bir ağacın da kökü sorgulanır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Dolayısıyla ibadet ile ahlâk birbirini denetleyen ve tamamlayan iki temel unsurdur.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Ehl-i sünnet âlimleri de asırlar boyunca bu dengeyi korumuşlardır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İmam Gazâlî'nin eserleri incelendiğinde görülecektir ki, namazdan kalp terbiyesine, oruçtan nefis eğitimine, zekâttan cimrilikle mücadeleye kadar bütün ibadetler ahlâkî dönüşüm perspektifiyle ele alınmıştır. Aynı şekilde tasavvufun sahih çizgisi de ibadetleri terk etmeyi değil; ibadetlerin ruhuna ulaşmayı hedeflemiştir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Dolayısıyla bugün bazı Müslümanların ibadet ettiği hâlde ahlâkî zaaflar sergilemesi, ibadetin yanlışlığını değil; ibadetin maksadına ulaşılamadığını gösterir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Nitekim Kur'an-ı Kerim namazı huşû ile kılmayı emretmektedir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Orucu azaltmayı değil, takvâya ulaştıracak şekilde tutmayı istemektedir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Zekâtı değersizleştirmeyi değil, infakı ihlasla yapmayı öğütlemektedir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Sorun ibadetlerin çokluğu değildir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Sorun, ibadetlerin insanı dönüştürecek derinlikle yaşanamamasıdır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Kanaatimce bugün Müslümanların yeniden keşfetmesi gereken hakikat de tam olarak budur.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İbadet ahlâkın rakibi değildir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Ahlâk da ibadetin alternatifi değildir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Gerçek kulluk, Allah-u Teâlâ'ya yönelen secde ile kula uzanan merhamet elini aynı gönülde buluşturabilmektir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İşte Ehl-i sünnet geleneği, asırlar boyunca bu dengeyi korumaya çalışmış; dini ne yalnızca şekle indirgemiş ne de yalnızca vicdanî bir ahlâk anlayışına dönüştürmüştür. Çünkü İslâm, ibadeti ahlâkla; ahlâkı da kulluk şuuru ile anlam kazanan bütüncül bir hayat nizamı olarak görmektedir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;"><strong>Ehl-i Sünnet Gerçekten Kaderci Bir Anlayış mı Üretti?<o:p></o:p></strong></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Karar Gazetesi'nde yayımlanan yazının en dikkat çekici iddialarından biri de, ahlâkî problemlerin önemli sebeplerinden birinin Sünnî kader anlayışı olduğu yönündedir. Yazıda, Kur'an-ı Kerim'in ortaya koyduğu sorumluluk anlayışının zamanla "alın yazısı" merkezli kaderciliğe dönüştüğü ve bunun da bireysel sorumluluğu zayıflattığı ileri sürülmektedir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Şüphesiz, toplumumuzda zaman zaman yanlış kader anlayışlarına rastlanmaktadır. Başarısızlığını kadere yükleyen, tembelliğini "nasip" diyerek meşrulaştıran veya yaptığı yanlışların sorumluluğunu ilâhî takdire havale eden yaklaşımlar gerçekten de eleştirilmelidir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Ancak burada dikkat edilmesi gereken temel nokta şudur:<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;"><strong>Toplumda görülen yanlış kader anlayışı ile Ehl-i sünnet'in kader inancı aynı şey değildir.</strong><o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bu ayrım yapılmadığında, tarihî bir yanlışlık ilmî bir hakikat gibi sunulmuş olur.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Çünkü Ehl-i sünnet kelâmı tarih boyunca ne Cebriyye'nin insanı iradesiz gören anlayışını benimsemiş ne de Kaderiyye ve Mu'tezile'nin Allah-u Teâlâ'nın iradesini ikinci plana iten yaklaşımını kabul etmiştir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Ehl-i sünnetin inşa ettiği denge son derece açıktır:<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Allah-u Teâlâ mutlak kudret sahibidir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İnsan ise irade ve tercih sahibi bir varlıktır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Kul seçer, yönelir ve irade eder.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Allah-u Teâlâ ise kulun tercih ettiği fiili yaratır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İşte kelâm kitaplarında "kesb" olarak ifade edilen bu anlayış, insanın hem özgürlüğünü hem de sorumluluğunu birlikte korumaktadır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bu sebeple Kur'an-ı Kerim bir taraftan "Kim zerre kadar hayır işlerse onu görecektir; kim de zerre kadar şer işlerse onu görecektir." buyururken, diğer taraftan da "İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır." hükmünü ortaya koymaktadır. Bu ayetler, insanın gerçek bir tercih sahibi olduğunu açıkça göstermektedir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Nitekim Ehl-i sünnet âlimleri de kaderi hiçbir zaman tembelliğin, zulmün veya günahın mazereti olarak görmemişlerdir. Aksine, kader inancı insanı daha büyük bir sorumluluk bilincine ulaştıran iman esaslarından biri olarak değerlendirilmiştir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Hz. Ömer'e nispet edilen şu meşhur hadise bu dengeyi çok güzel özetlemektedir. Hırsızlık yapan bir kişi, "Ben Allah'ın kaderiyle çaldım." diyerek kendisini savunmaya çalışınca Hz. Ömer şöyle cevap vermiştir:<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;"><strong>"Biz de Allah'ın kaderiyle sana ceza veriyoruz."</strong><o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bu cevap, kaderin hiçbir zaman sorumluluğu ortadan kaldıran bir mazeret olarak görülemeyeceğini göstermektedir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Aslında toplumda yaygınlaşan kadercilik, çoğu zaman Ehl-i sünnet'in öğrettiği kader anlayışından değil; dinî bilgilerin eksik öğrenilmesinden, kültürel alışkanlıklardan ve psikolojik savunma mekanizmalarından beslenmektedir. Bir inanç sistemini, o sistemin yanlış anlaşılmış halk yorumları üzerinden değerlendirmek ise ilmî metodolojiyle bağdaşmaz.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İmam Mâtürîdî'nin eserleri incelendiğinde görülecektir ki, insan iradesi, teklif, sorumluluk ve hesap bilinci kelâm sisteminin merkezinde yer almaktadır. Aynı şekilde Eş'arî gelenek de insanı iradesiz bir varlık hâline getirmemiş; Allah-u Teâlâ'nın mutlak kudreti ile kulun sorumluluğu arasında hassas bir denge kurmaya çalışmıştır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Dolayısıyla "Sünnilik kadercidir." hükmü, Ehl-i sünnet'in klasik kaynaklarıyla doğrulanabilecek ilmî bir tespit değildir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Kanaatimce bugün karşı karşıya olduğumuz problem kader inancı değildir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Problem, kaderi yanlış yorumlayan zihniyettir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Çünkü doğru kader anlayışı insanı pasifleştirmez; tam aksine çalışmaya, gayrete ve tevekküle yöneltir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), "Önce deveni bağla, sonra Allah'a tevekkül et." buyurarak bu dengeyi en veciz şekilde ortaya koymuştur.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İslâm'da tevekkül, tedbiri terk etmek değildir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Kader, sorumluluktan kaçmak değildir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Teslimiyet ise iradeyi iptal etmek değildir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İşte Ehl-i sünnet, asırlar boyunca bu dengeyi korumaya çalışmıştır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bu sebeple, toplumda görülen yanlış kader anlayışlarını doğrudan Ehl-i sünnet'e nispet etmek yerine, Ehl-i sünnet'in gerçek kader öğretisinin yeniden anlaşılması ve doğru öğretilmesi gerektiği kanaatindeyim. Çünkü sorun, kader inancının varlığı değil; kader inancının yanlış anlatılması ve yanlış yaşanmasıdır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Not: Bu değerlendirme, herhangi bir şahsı hedef alma amacı taşımamakta; Karar Gazetesi'nde yayımlanan bir yazıda dile getirilen fikirleri Ehl-i sünnet ilim geleneği açısından değerlendirmek amacıyla kaleme alınmıştır.<o:p></o:p></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 17:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/ilhami-guler-muhafazakarlarin-ahlaki-zayif-1785856097.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yıllardır “darbe” reklamı yapan bu “darbeci” neden yargılanmadı?</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-1569</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-1569</guid>
                <description><![CDATA[Mesleğim gereği "yakın" olduğum ama asla yakınlık duyamadığım isimlerden biri Ertuğrul Özkök'tür.
Aslında çok iyi irdelenmesi gereken bir isimdir.
Türkiye'nin en "karanlık" döneminde 20 yıl boyunca, "Hürriyet" gibi bir gazeteyi yöneten bu kişinin iyi tanındığı kanaatinde değilim!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Star Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Nuh Albayrak'ın makalesi</strong></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file"><strong>https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/</strong></a></p><p class="MsoNormal">Yaşım ve işim sebebiyle 12 Eylül 1980 darbesinden itibaren kimin nerede durduğunu iyi biliyorum. Kişilere yönelik tavrımı, buna göre belirliyorum. Hiç kimseden dünyevî bir beklentim olmadığı için; millete ve milletin değerlerine düşman olanlara&nbsp;<strong>"tavır"</strong>&nbsp;koymaktan da asla çekinmiyorum.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mesleğim gereği&nbsp;<strong>"yakın"</strong>&nbsp;olduğum ama asla yakınlık duyamadığım isimlerden biri Ertuğrul Özkök'tür.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aslında çok iyi irdelenmesi gereken bir isimdir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye'nin en&nbsp;<strong>"karanlık"</strong>&nbsp;döneminde 20 yıl boyunca,&nbsp;<strong>"Hürriyet"&nbsp;</strong>gibi bir gazeteyi yöneten bu kişinin iyi tanındığı kanaatinde değilim!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"ORDUYU İHTİLALE BİZ HAZIRLIYORUZ!"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">O Hürriyet ki; sahibi Erol Simavi, ülkenin&nbsp;<strong>"Başbakan"</strong>ına 1. sayfa manşetinden yazdığı&nbsp;<strong>"Açık Mektup"</strong>ta, gazetesine yüklediği fonksiyonu şöyle tarif etmişti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"Montesquieu 'Kuvvetler Ayrılığı' sistemini getirirken, üçlü bir düzen düşünmüştü. Yasama, Yürütme, Yargı. Bilirsiniz; 'basın'ı da 'dördüncü kuvvet' olarak sayarlar. Ben de yeni bir 'Kuvvetler Ayrılığı' ilkesi getiriyorum. Benim 'kuvvetler ayrılığı kitabım', Türkiye'de birinci kuvvet faslına, bilir misiniz ne yazar? Basın! Ya ikinci? Buyurun, kalemimi teslim alın. Aklınızdan ve gönlünüzden ne geçiyorsa, onu yazın!"</strong><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftn1" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref1;"><strong>[1]</strong></span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Böyle demişti ama&nbsp;<strong>"Başbakan Özal, 2. Sıraya milleti yazabilir"</strong>&nbsp;endişesine kapılmış olacak ki, o&nbsp;<strong>"2. Sıra"</strong>yı da, yazarı Emin Çölaşan'a bir ay sonra verdiği&nbsp;<strong>"40. Yıl Röportajı"</strong>nda yine kendisi belirlemişti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"Dünyada, basın için '4. kuvvettir' derler. Bu söz Türkiye için geçerli değil... Hâkimiyet elbette 'kayıtsız şartsız milletindir! O, başka... Ama Türkiye'de 1. kuvvet ordu mu? Hayır! Basındır. 2.'si ordudur. Çünkü orduyu, ihtilâllere basın hazırlar!"</strong><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftn2" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref2;"><strong>[2]</strong></span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>DARBELERİ DESTEK VERDİ VE BUNU DAİMA DİLE GETİRDİ!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bir&nbsp;<strong>"patron"</strong>, bu misyonu yüklediği gazetesini,&nbsp;<strong>"vatan, millet, demokrasi"</strong>&nbsp;gibi&nbsp;<strong>"boş(!) işler"</strong>le uğraşan birine emanet edebilir mi?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nitekim Ertuğrul Özkök, bu görevi layıkıyla yerine getirdiği için tam 20 yıl o koltukta oturmuş; sonrasında da&nbsp;<strong>"amiral gemisi"</strong>nin lüks kamarasından ahkam kesmeye devam etmişti Türkiye'yi yönetenlere&nbsp;<strong>"rota"</strong>&nbsp;vermiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Peki kim bu Ertuğrul Özkök?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bize hiç uymayan yaşam tarzı ve hayat anlayışı bu yazının konusu değil!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Biz sadece, patronunun tevdi ettiği&nbsp;<strong>"Orduyu ihtilallere hazırlama"</strong>&nbsp;görevini nasıl yerine getirdiğine bakacağız!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aslında bunu anlamak için çaba sarf etmeye de gerek yok. Kendisi bütün darbelere destek vermiş ve bunu da açık yüreklilikle dile getirmiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>12 Eylül darbesinin hesabını sormaya kalkanlara "Siz önce 11 Eylül'ün hesabını verin" diyerek darbecilere "kalkan" olmuştur! Hatta hızını alamamış; Başbakan Erdoğan'a "Bu dolduruşlara gelme" bile demiştir! (25 Haziran 2009)</strong><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftn3" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref3;"><strong>[3]</strong></span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Darbecibaşı Evren'in ölümü üzerine yazdığı "Allah rahmet eylesin Kenan Paşa" başlıklı yazısında ise, 12 Eylül 1980 sabahı TSK'nın 1 numaralı bildirisini radyodan dinleyince "Oh... Allah'ım, hayatımız kurtuldu..." diye düşündüğünü ifade etmiş; "Diktatörün ölümü" manşeti atan Cumhuriyet'e tepki göstermiştir! 11 Mayıs 2015)</strong><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftn4" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref4;"><strong>[4]</strong></span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"ERDOĞAN'I BİTİRİN" SUFLESİNİ ÖZKÖK MÜ VERDİ?</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Ertuğrul Özkök, 28 Şubat darbesine desteğini de, AK Parti iktidarının 4. Yılında yazdığı "28 Şubat'ı neden destekledim" başlıklı yazı yazıyla tekrarlamıştı! "28 Şubat sürecinde bir irtica ihtimali mevcuttu" şeklinde başlayan gerekçeler sıraladığı yazısını, "Ben 28 Şubat'ı destekledim ve hâlâ da destekliyorum" cümlesiyle bitirmişti! (5 Aralık 2006)</strong><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftn5" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref5;"><strong>[5]</strong></span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Çok daha önemli bir "ayrıntı" vardı!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Yukarıdaki yazısında "Tayyip Erdoğan 28 Şubat'ın ürünüdür" diyen Ertuğrul Özkök, 28 Şubat sürecinde de cuntacı mesai arkadaşlarına benzer bir uyarıda bulunmuş olacak ki, Refah-Yol Hükümeti'ni devirdikten sonra "namlu"yu, hemen İBB Başkanı Tayyip Erdoğan'a çevirmişlerdi!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Zira,&nbsp;<a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#0" target="_blank" title="Yargıtay (Türkiye)">Yargıtay</a>&nbsp;<a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#0" target="_blank" title="Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı (Türkiye)">Cumhuriyet Başsavcısı</a>&nbsp;<a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#0" target="_blank" title="Vural Savaş">Vural Savaş</a>'ın işaretiyle harekete geçen Diyarbakır DGM; Ziya Gökalp'in Millî Eğitim kitaplarındaki&nbsp;<strong>"Asker Duası"</strong>&nbsp;şiirini okuyan Erdoğan hakkında soruşturma başlatmıştı!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>HÜRRİYET'E GÖRE MUHTAR BİLE OLAMAYACAKTI!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">En basit davaları yıllarca süründüren vesayetçi yargı, 12 Şubat 1998'de dosyayı tamamlamış ve 31 Mart'ta başlayan dava 21 Nisan'da sonuçlanmıştı.&nbsp;<strong>"Suçu sabit görülen"</strong>&nbsp;Erdoğan, 10 ay hapis cezasına çarptırılmış; ayrıca, cezanın ertelenmemesine ve paraya çevrilmemesine karar verilmişti!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">22 Nisan 1998 tarihli Hürriyet,&nbsp;<strong>"bayram gazetesi"</strong>&nbsp;gibiydi. Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök,&nbsp;<strong>"Tayyip'e şok ceza"</strong>&nbsp;şeklindeki nezaketsiz manşetini;&nbsp;<strong>"Siyasî hayatı bitebilir"</strong>&nbsp;kehanetiyle güçlendirmişti! 28 Şubat'ın&nbsp;<strong>"amiral gemisi"</strong>, daha kesinleşmemiş bir&nbsp;<strong>"zorlama ceza"</strong>&nbsp;üzerinden linç kampanyası yürütüyordu. Alt başlıkta İçişleri Bakanı'na&nbsp;<strong>"Belediye başkanlığını düşürmek için Yargıtay onayını beklemenize gerek yok, Danıştay'a dava açabilirsiniz"</strong>&nbsp;şeklinde yol göstermiş, hatta&nbsp;<strong>"Yeni başkan nasıl seçilir"</strong>&nbsp;kutusuyla,&nbsp;<strong>"Erdoğan sonrası İBB"</strong>yi bile dizayn etmişlerdi!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Daha da vahimi&nbsp;<strong>"Muhtar bile olamaz"&nbsp;</strong>başlığının altında sıraladıkları&nbsp;<strong>"Başkan, milletvekili ve genel başkan adayı olabilir mi"&nbsp;</strong>sorularının her birine zevkle verdikleri&nbsp;<strong>"Hayır, Olamaz"</strong>&nbsp;cevaplarıyla; Erdoğan'a özel&nbsp;<strong>"artçı 28 Şubat"</strong>ın asıl amacını ortaya koymuşlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ertuğrul Özkök ise,&nbsp;<strong>"Kime yarar"</strong>&nbsp;başlıklı yazısında, Erdoğan'ın partide de tutunamayacağını söylüyor ve&nbsp;<strong>"Erdoğan'sız Fazilet"</strong>&nbsp;dizayn ediyordu!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yargıtay 8. Dairesi de, bu&nbsp;<strong>"sipariş ceza"</strong>yı yıldırım hızıyla görüşmüş ve 23 Eylül'de onaylamıştı. Hürriyet gazetesi, 5 ay önceki&nbsp;<strong>"Siyasî hayatı bitebilir"</strong>&nbsp;kehanetini&nbsp;<strong>"Siyasî hayatı bitti"</strong>&nbsp;müjdesiyle pekiştirmişti!<a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftn6" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref6;">[6]</span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"BAŞÖRTÜSÜ KAOS, LGBT İNSAN HAKKI!"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Ertuğrul Özkök'ün "dönüştüğünü" iddia eden siyasîlerin kulakları çınlasın!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Başörtü yasağını kaldırmak için hazırlanan "Özgürlük Paketi" 9 Şubat 2008 tarihinde, 411 milletvekilinin "Evet" oyuyla kabul edilmişti. Bu demokratik adım, Ertuğrul Özkök'ün gazetesinde "411 el kaosa kalktı" manşetiyle verilmişti! Hürriyet'te patron çoktan değişmişti ama aslında hiçbir şey değişmemişti! "Türkiye'yi bölen türban..."dan, "Kutuplaşma endişesi" gibi saçmalıklardan bahsediliyordu!</strong><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftn7" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref7;"><strong>[7]</strong></span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Ertuğrul Özkök'ün yürüttüğü misyona göre, onların istemediği her şey "kaos" idi. Bunlara göre bir "Müslüman"ın, homoseksüel sapıkları kadar bile "insanlık" hakkı yoktur. "Yazılarımda açıkça LGBT haklarını(!) savunan bir insanım" diyen Ertuğrul Özkök nasıl bir "insanlık" anlayışına sahip bilmiyoruz ama insanların inancının gerektirdiği şekilde giyinmesini "kaos" olarak görüyor!</strong><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftn8" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref8;"><strong>[8]</strong></span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>MÜSLÜMANLARA HAKARET, FETULLAHÇILARA İLTİFAT!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Ertuğrul Özkök'ün "darbeciliğini" de iyi anlamak gerekir! Tavizsiz bir Kemalist zannedilen Özkök, FETÖ'nün bir "Hizmet Cemaati" olarak bilindiği ve CHP'nin bile tavır koyduğu dönemlerdeki Fetullah Gülen aşkını nasıl izah ediyor acaba?</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Tıpkı FETÖ'yü doğuşundan bu yana koruyup kollayan Siyonist beyin gibi...</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Zira Ertuğrul Özkök, 3 Ağustos 2007 tarihli "Dumanlı'nın odası" başlıklı yazısında, Fetullahçı meslektaşı Ekrem Dumanlı ile dostluğunu "en iyi ilişkim bulunan insanlardan biridir" şeklinde tanımlıyor ama yazının tamamını okuyanlar, bu "dostluğun" bireysel olmadığını çok iyi anlıyor.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Misafir edildiği Zaman gazetesi binasını ballandıra ballandıra anlatan; Ekrem Dumanlı'nın "Sesi çok yalıtan bir sistem kukllandık" dediğini aktaran Ertuğrul Özkök, en fazla da Ekrem Dumanlı'nın odasındaki "Atatürk tablosu"ndan etkilemiş! Tabii ki, Fetullah Gülen'in Bakırköy'deki özel terzisinde Ertuğrul Özkök için diktirilen 4 adet "özel gömlek" dışında!</strong><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftn9" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref9;"><strong>[9]</strong></span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>BUNLAR "ÖVEREK" DÖVERLER!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Neyse... Ertuğrul Özkök'ün darbe ve darbecilere yönelik güzellemelerini saymakla bitiremeyiz. Netice itibariyle, "sahibi"nin medyaya yüklediği "orduyu darbeye hazırlama" misyonunu, vesayete savaş açan AK Parti iktidarına rağmen bile hakkıyla yerine getirmiştir!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Çünkü bunlar, bukalemun gibidir. Ağızları iyi laf yapar. Överek döverler; mafya liderleri gibi kurbanlarının cenazesine de görkemli çiçekler gönderirler!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Fareler, kulak kemirirken "sahibi uyanmasın" diye arada üflermiş! Bunlar da, vahşi muhalefetini, süslü iltifatlarla kamufle eder. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan'a düpedüz "diktatör" demekle kalmayıp; Anayasal düzene de "diktatörlük" olarak niteliyor; peşinden de "Medya özgür olsa" diyor.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Oysa hakkında soruşturma açılmadan saatler önce gittiği Almanya'dan gönderdiği açıklamada, "O videonun tamamını izleyenler, aksine beni Cumhurbaşkanı'nı övdüm diye eleştirdi" demiş!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Bahsettiğim tarz tam da bu!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>STOCKHOLM SENDROMU SERGİLEYENLER OLDU!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bazı siyasiler, bunların kerhen sarf ettiği&nbsp;<strong>"ılımlı"</strong>&nbsp;cümleleri çok ciddiye aldı. AK Parti'nin 3 Kasım 2002'de gümbür gümbür geldiğini ve kolay kolay da gitmeyeceğini görünce yazdığı&nbsp;<strong>"Bir gazetecinin dalgalı serüveni"</strong>&nbsp;başlıklı yazı, "değişim" olarak algılandı! Yazıdaki&nbsp;<strong>"Geçen&nbsp;yaz başında AKP Genel Merkezi'ne ilk gittiğim günden sonra yazdığım yazılar dolayısıyla birçok eleştiri aldım"</strong>&nbsp;benzeri cümleler ve baş tacı edildiği davetlerdeki&nbsp;<strong>"tasarlanmış"</strong>&nbsp;güzellemelere çokları inandı!<a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftn10" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref10;">[10]</span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Sayın Erdoğan'ın dişe diş mücadele ettiği, "Biz manşetlerle çarpışarak bu günlere geldik" derken kast ettiği kimlerdi acaba!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>SÜREKLİ FERYAD ETTİK AMA KİMSEYE DUYURAMADIK!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Ertuğrul Özkök'e hitaben yazılmış onlarca yazım var. Her fırsatta şahsıma yönelttiği alçak saldırılara, "o çocuklar" ifademi, kendi köşesine "O. Çocukları" şeklinde aktararak döşendiği iftiralara cevaplarım var. Arzu edenler bakabilir. Bunları burada uzun uzun zikrederek meseleyi "kişiselleştirmek" istemiyorum. Zira, asla bir kişisel hesap peşinde değilim.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Ancak yıllardır "Benim için darbe ve vesayetle mücadelede ölçü Ertuğrul Özkök'ün yargılanmasıdır" diyorum!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Hepsi bir kenara...</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>13 Nisan 2018 tarihinde karar bağlanan "28 Şubat Davası"nın 3 Temmuz 2018 tarihinde yayınlanan "Gerekçeli Karar"ı çok anlamlıydı.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi, verdiği kararların gerekçesini şöyle açıklıyordu:</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"28 Şubat darbesinin gerçekleşmesinde, Hürriyet Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, Sabah Yayın Yönetmeni Ergun Babahan ve Yazı İşleri Müdürü Erdal Şafak, Milliyet Yayın Yönetmeni Derya Sazak başta olmak üzere; çok sayıda gazeteci, radyo ve TV programcısı çok önemli rol oynadı. Eğer medya desteği olmasaydı, 28 Şubat darbesi gerçekleşemezdi. Bu darbe sürecinde, komutanların talimatıyla manşet atanlar, haber yapanlar, anayasayı ilga ve hükümeti düşürme suçunun şerikleridir."</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">28 Şubat darbesinin sadece BÇG faaliyetleriyle sınırlı bir davayla net olarak anlaşılamayacağı belirtilen gerekçede,&nbsp;<strong>"Nasıl ki, aynı banka soygununa katılan sanıkların, aynı davada yargılanması adil yargılamanın gereği ise, aynı darbe suçuna katılan diğer failler de mutlaka yargılanmalıdır"</strong>&nbsp;deniyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>STAR'DA MANŞET YAPTIK, YİNE DUYURAMADIK!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Medyanın 24 Haziran'da gerçekleşen seçimden sonra "Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemi"nin (9 Temmuz'da açıklanan) ilk kabinesine odaklandığı günlere rastlaması sebebiyle fazla ilgi görmeyen bu kararı, biz Star'da "Darbe Şerikleri (Ortakları)" manşetiyle vermiştik.</strong><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftn11" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref11;"><strong>[11]</strong></span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Aradan yıllar geçti; ancak, bizzat "yargı"nın "Yargılanmalı" dediği Ertuğrul Özkök'ün "darbeci" hayatında hiçbir şey değişmedi!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Nihayet freni boşalan Ertuğrul Özkök hakkında, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hakaretten soruşturma açıldı! Peşinden de tepkiler yağdı!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Ama bence bu tepkilerin bir anlamı kalmadı!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Darbeci olduğunu ilân etmekten bile sıkılmayan bu "darbeci"yi kimler sakladı; bu kadar yıldır neden yargılanmadı?</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Bizi yıllardır neden kimse duymadı?</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>***<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Bu arada Ertuğrul Özkök, döneceğini söylemiş!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dönebilir, soruşturma da sona erebilir! Ancak benim kriterim bellidir:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Ertuğrul Özkök yargılanmadıkça ve yaptıklarıyla yüzleşmedikçe darbecilerden ve vesayetçilerden tam anlamıyla hesap sorulmuş olamaz!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftnref1" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn1;">[1]</span></a><sup>&nbsp;</sup>Hürriyet, 19 Nisan 1988.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftnref2" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn2;">[2]</span></a><sup>&nbsp;</sup>Hürriyet, 19 Mayıs 1988.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftnref3" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn3;">[3]</span></a>&nbsp;https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ertugrul-ozkok/11-eylul-10-9-8-eylul-11938602<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftnref4" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn4;">[4]</span></a>&nbsp;https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ertugrul-ozkok/allah-rahmet-eylesin-kenan-pasa-28969270<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftnref5" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn5;">[5]</span></a>&nbsp;https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ertugrul-ozkok/28-subati-neden-destekledim-5554607<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftnref6" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn6;">[6]</span></a>&nbsp;<i>Hürriyet,</i>&nbsp;24 Eylül 1998.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftnref7" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn7;">[7]</span></a>&nbsp;Hürriyet, 10 Şubat 2008.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftnref8" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn8;">[8]</span></a>&nbsp;https://t24.com.tr/gundem/ertugrul-ozkok-30-yil-once-tarkan-a-sorulan-en-zor-soru-ve-verdigi-cevap,1148147?_t=1785764177209#goog_rewarded<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftnref9" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn9;">[9]</span></a>&nbsp;https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ertugrul-ozkok/dumanlinin-odasi-7015760<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftnref10" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn10;">[10]</span></a>&nbsp;https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ertugrul-ozkok/bir-gazetecinin-dalgali-seruveni-110715<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftnref11" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn11;">[11]</span></a>&nbsp;5 Temmuz 2018<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 15:26:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-1785846545.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye&#039;nin sırası dikkat çekti</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/turkiyenin-sirasi-dikkat-cekti-1567</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/turkiyenin-sirasi-dikkat-cekti-1567</guid>
                <description><![CDATA[Avrupa'nın en güçlü hava kuvvetleri sıralaması açıklandı. Türkiye, savaş uçağı filosu, yerli savunma projeleri ve insansız hava araçlarındaki başarısıyla listede dikkat çeken bir konuma yerleşti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Avrupa'nın en güçlü hava kuvvetleri sıralaması açıklandı. Türkiye, savaş uçağı filosu, yerli savunma projeleri ve insansız hava araçlarındaki başarısıyla listede dikkat çeken bir konuma yerleşti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Rusya-Ukrayna savaşının dördüncü yılı geride kalırken Avrupa'nın hava gücü yeniden mercek altına alındı. National Interest tarafından yayımlanan analizde, Avrupa'nın en güçlü hava kuvvetleri; uçak sayısı, muharebe hazırlığı, teknolojik altyapı ve savunma sanayisi kapasitesi dikkate alınarak sıralandı. Listede Türkiye, Rusya'nın ardından ikinci sırada yer alarak dikkat çekti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">TÜRKİYE AVRUPA'DA İKİNCİ SIRADA<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Rapora göre Türkiye, yaklaşık bin uçak ve 300'e yakın savaş uçağıyla Avrupa'nın en güçlü ikinci hava kuvvetine sahip ülke konumunda bulunuyor. Hava Kuvvetleri'nin omurgasını Amerikan yapımı F-16 Fighting Falcon savaş uçakları oluştururken, filoda F-4 Phantom II'nin yanı sıra F-5 Tiger II gibi avcı uçağı da yer alıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye'nin son yıllarda yerli ve milli savunma sanayisine yaptığı yatırımların öne çıktığı belirtilen analizde, özellikle beşinci nesil savaş uçağı TF KAAN projesi dikkat çekti. Bunun yanı sıra Bayraktar TB2 başta olmak üzere düşük maliyetli ve yüksek etkinliğe sahip insansız hava araçlarının, Türkiye'nin hava gücünde önemli bir avantaj sağladığı vurgulandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analizde, Bayraktar TB2'nin hem 2020'deki Ermenistan-Azerbaycan savaşında hem de Rusya-Ukrayna savaşının ilk dönemlerinde gösterdiği performansın, Türkiye'nin hava harp teknolojilerindeki yükselişini ortaya koyduğu ifade edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">RUSYA LİSTENİN ZİRVESİNDE<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Listenin ilk sırasında Rusya yer aldı. Yaklaşık 4 bin 300 uçak ve bunların 900'den fazlasını oluşturan ön cephe savaş uçaklarıyla Rusya'nın Avrupa'nın en büyük hava filosuna sahip olduğu belirtildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Raporda, Su-30, Su-35 ve Su-34 gibi gelişmiş 4.5 nesil savaş uçaklarının filonun bel kemiğini oluşturduğu, yerli üretim beşinci nesil Su-57 savaş uçağının ise üretim hızının düşük kaldığı kaydedildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ukrayna savaşının Rusya'nın hassas vuruş kabiliyetindeki bazı eksikleri ortaya çıkardığı belirtilse de, ülkenin Avrupa'nın en güçlü hava kuvveti olmayı sürdürdüğü değerlendirmesi yapıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İNGİLTERE ÜÇÜNCÜ, FRANSA DÖRDÜNCÜ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sıralamada üçüncü basamakta İngiltere yer aldı. Yaklaşık 670 uçak ve 160 gelişmiş savaş uçağına sahip Kraliyet&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/hava-kuvvetleri" target="_blank">Hava Kuvvetleri</a>'nin, F-35B Lightning II ile Eurofighter Typhoon savaş uçaklarından oluşan filosuyla NATO'nun en önemli hava güçlerinden biri olduğu belirtildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dördüncü sıradaki Fransa'nın ise yaklaşık 520 uçaktan oluşan filosunun merkezinde yerli üretim Dassault Rafale savaş uçaklarının bulunduğu ifade edildi. Analizde Fransa'nın, Amerikan savunma sistemlerine bağımlı olmayan tek büyük Avrupa hava gücü olduğuna dikkat çekildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İTALYA İLK BEŞTE<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Listenin beşinci sırasında İtalya yer aldı. Yaklaşık 740 ila 960 uçaktan oluşan filosuyla öne çıkan ülkenin, F-35A ve F-35B savaş uçaklarını birlikte kullandığı, ayrıca Avrupa'daki tek F-35 üretim ve bakım merkezi olan Cameri tesisine sahip olduğu belirtildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ALMANYA'YA "MANSİYON" ÖDÜLÜ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analizde Almanya ilk beş dışında bırakılsa da "mansiyon" kategorisinde değerlendirildi. Yaklaşık 380 uçaklık filosuyla NATO'nun Avrupa'daki lojistik ve hava savunma omurgalarından biri olarak gösterilen Almanya'nın, F-35A savaş uçaklarıyla filosunu hızla modernize ettiği ifade edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">DEĞERLENDİRMEDE SADECE UÇAK SAYISI ESAS ALINMADI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Raporda, hava kuvvetlerinin gücünün yalnızca uçak sayısıyla ölçülemeyeceği vurgulandı. Pilot eğitimi, bakım ve hazırlık oranları, erken uyarı sistemleri, teknolojik altyapı ve savunma sanayisinin kapasitesi gibi unsurların da sıralamada belirleyici olduğu ifade edildi. Bu kapsamda&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/turkiye" target="_blank">Türkiye</a>'nin hem hava filosu hem de yerli savunma sanayisindeki atılımlarıyla&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/avrupa" target="_blank">Avrupa</a>'nın en güçlü ikinci hava kuvveti olarak öne çıktığı değerlendirmesi yapıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 10:43:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/turkiyenin-sirasi-dikkat-cekti-1785829503.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İşte Terörsüz Türkiye yasa  teklifi</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/iste-terorsuz-turkiye-yasa-teklifi-1562</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/iste-terorsuz-turkiye-yasa-teklifi-1562</guid>
                <description><![CDATA[TERÖRSÜZ Türkiye açısından önemli bir haftaya giriyoruz. PKK’nın silah bırakması ve örgüt üyelerinin Türkiye’ye gelişini sağlayacak olan yasal düzenleme Meclis’e sunulacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Hürriyet'ten Abdulkadir Selvi'nin makalesi</strong></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/abdulkadir-selvi/iste-terorsuz-turkiye-yasa-teklifi-43261351" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file">https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/abdulkadir-selvi/iste-terorsuz-turkiye-yasa-teklifi-43261351</a></p><p class="MsoNormal">TERÖRSÜZ Türkiye açısından önemli bir haftaya giriyoruz. PKK’nın silah bırakması ve örgüt üyelerinin Türkiye’ye gelişini sağlayacak olan yasal düzenleme Meclis’e sunulacak.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">DEM Parti tarafı bazı pürüzler olduğunu söylemişti. Pazar günü İmralı heyeti,&nbsp;Öcalan’la görüştü.&nbsp;Öcalan’ın “Henüz her şey çözülmüş değildir. Ancak negatif yaklaşmayı gerektiren bir durum da yoktur” diye yaklaştığı açıklandı.&nbsp;Öcalan’ın “Siyasetin çıkaracağı yasa, bu sürecin önünü açacak anahtar niteliğindedir” dediği ifade edildi. İmralı heyetinin döndüğü akşam kapsamlı bir çalışma yapıldı. Dün de Meclis Başkanı&nbsp;Numan Kurtulmuş, AK Parti Genel Başkanvekili&nbsp;Efkan Âlâ&nbsp;ve Grup Başkanı&nbsp;Abdullah Güler&nbsp;ile görüştü. Birkaç noktada ortaya çıkan pürüzlerin olduğu ve bunların giderildiği söyleniyor. Türkiye’ye dönenlerin siyaset yapmasındaki kısıtlamaların çerçevesinin daraltıldığı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın başkanlığında kurulacak olan komisyonun fonksiyonuna ilişkin düzenlemenin yapıldığı ifade ediliyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ERDOĞAN’IN TALİMATI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Eğer bir aksilik olmazsa teklif, diğer partilerin de ortak teklifi olarak bugün Meclis’e sunulacak. Çünkü Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan’ın Meclis tatile girmeden yasal düzenlemenin çıkarılması talimatı var.&nbsp;Erdoğan,&nbsp;son dönemde yaptığı tüm konuşmalarda Terörsüz Türkiye konusunda kararlı mesajlar vermeye özel bir önem veriyor. “Süreci bozmak isteyenlere fırsat vermeyeceğiz. Terörsüz Türkiye menziline erişecektir” diye konuşuyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Terörsüz Türkiye konusunda çaba gösteren isimlerden biri olan Meclis Başkanı&nbsp;Numan Kurtulmuş&nbsp;da yasal düzenlemenin partilerin ortak teklifi olarak Meclis’e gelmesini beklediklerini ifade etti. Süreç 15 Temmuz’da MİT Başkanı&nbsp;İbrahim Kalın’ın Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan’a yaptığı sunumla birlikte yeniden ivme kazanmıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">KONJONKTÜR UYGUN<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">PKK’nın silah bırakması için geçmişte&nbsp;“Pişmanlık Yasası” ve&nbsp; “Eve Dönüş Yasası” çıkarıldı. İlk kez bir yasa çıkarılmıyor. Ama bu kez her şey farklı. Türkiye farklı. Askeri vesayet altındaki bir Türkiye yok. Sürecin mimarı “Gerekirse baldıran zehri içmeye hazırım” diyen Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan. MHP Genel Başkanı&nbsp;Devlet Bahçeli&nbsp;ise sürecin başarısı için tarihi bir rol oynuyor. İç ve dış konjonktür lehimize. ABD’nin desteği yanımızda. Irak ve Suriye’deki denklem de yanımızda.&nbsp;Öcalan&nbsp;sorumluluk üstlenmiş durumda. Un var, şeker var, yağ var; sıra helvayı yapmaya geldi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Peki yasal düzenlemede neler yer alıyor? Elbette ki madde madde ne olduğunu Meclis’e sunulduğunda göreceğiz. Ama bir çerçeve sunabiliriz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">YASA KİMLERİ KAPSIYOR<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yasal düzenleme üç kesimi kapsıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1-&nbsp;Suriye ve Irak’taki örgüt mensupları.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">2-&nbsp;Yurtdışındaki örgüt üyeleri.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">3-&nbsp;Örgüt üyeliğinden dolayı mahkûm olanlar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Peki yasal düzenlemede neler var?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1-&nbsp;Yasal düzenleme geçici olacak, yasa çıktıktan sonra örgüt üyelerine 6 ay içinde silahlarını bırakıp Türkiye’ye dönmeleri için çağrı yapılacak.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">2-&nbsp;Silahlarını bırakanlar 3 yıl süreyle yeni bir suça karışmadıkları takdirde siyasi faaliyette bulunabilecekler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ÖCALAN KAPSAM DIŞI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bir de yasanın kapsamında olmayanlar var.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1-&nbsp;Öcalan.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">2-&nbsp;Sayıları 180 civarında olduğu söylenen&nbsp;Cemil Bayık&nbsp;ve&nbsp;Murat Karayılan&nbsp;başta olmak üzere Kandil’deki örgütün lider kadrosu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">3-&nbsp;Askerlerimizi ve polislerimizi şehit edenler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">SAYILARI KAÇ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yasadan yararlanacak olan örgüt mensupları ağırlık olarak Kuzey Irak’taki kamplarda ve Suriye’de bulunuyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kuzey Irak’taki örgüt mensuplarının sayısının 2 bin 800 kişi olduğu söyleniyor. Suriye’de Türk vatandaşı olan 1000-1500 civarındaki örgüt mensubunun ise Türkiye’ye gelmesinin önü açılmış olacak. Cezaevlerinde ise örgüt üyeliğinden dolayı yargılanıp mahkûm olmuş 3 bin 900 kişi bulunuyor.&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İKİ MEKANİZMA&nbsp;KURULACAK<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu sürecin koordinasyonu için iki önemli mekanizmanın kurulması öngörülüyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1-&nbsp;Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın başkanlığında “Değerlendirme ve Koordinasyon Kurulu” kurulacak. DEM Parti bu kurulun isminde ve fonksiyonunda değişiklik yapılmasını istiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">2-&nbsp;Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde “İzleme Komisyonu” oluşturulacak.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MİT Başkanı&nbsp;İbrahim Kalın&nbsp;belirli sürelerde bu iki kurulu da bilgilendirecek.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">YASA NE ZAMAN YÜRÜRLÜĞE GİRECEK<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yasa Meclis’ten geçtikten sonra örgüt üyelerine silahlarını bırakıp Türkiye’ye gelmeleri yönünde çağrı yapılacak.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Merkezi Kandil’de olan örgütün ağırlığının Kuzey Irak’ta olduğu biliniyor.&nbsp; Erbil’de ve Süleymaniye’de toplanma merkezleri oluşturulacak. MİT Başkanı&nbsp;İbrahim Kalın, Bağdat ziyaretinden sonra Erbil’e geçerek&nbsp;Mesut Barzani, Neçirvan Barzani&nbsp;ve&nbsp;Mesrur Barzani’yle, Süleymaniye’de ise&nbsp;Bafıl&nbsp;ve&nbsp;Kubat Talabani&nbsp;kardeşlerle görüşmüştü. Örgütün Kuzey Irak’taki kampları boşaltmaları ve silah bırakan örgüt mensuplarının Erbil ve Süleymaniye’deki merkezlerde toplanmasının 1.5-2 ayda tamamlanması hedefleniyor. MİT ve TSK ayrıca PKK’nın boşattığı kampları da kontrol edecek. Silah bırakanlar Erbil ve Süleymaniye’de kalacak, tekrar Kandil’e çıkmayacak.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">CUMHURBAŞKANLIĞI&nbsp;KARARNAMESİ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Silah bırakma ve kampların boşaltılması süreci tamamlandığında MİT Başkanı&nbsp;İbrahim Kalın’ın Milli Güvenlik Kurulu’na bir rapor sunacağı ifade ediliyor. MGK’dan olumlu karar çıktığı takdirde Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yayımlayacağı ve böylece örgüt mensuplarının Türkiye’ye gelişiyle ilgili sürecin başlayacağı ifade ediliyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">HABUR YAŞANMAYACAK<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Daha önceki süreçte Habur’da yaşanan görüntüler nedeniyle toplu olarak gelişlere izin verilmeyeceği söyleniyor. Habur rezaletinin yaşanmaması için örgüt mensuplarının ikili ve üçlü gruplar halinde değişik sınır kapılarından Türkiye’ye girişi sağlanacak.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">GÜVEN-GÜVENCE<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte yurtdışında bulunan&nbsp;Zübeyir Aydar, Remzi Kartal&nbsp;gibi örgüt yöneticilerine de Türkiye’ye dönüş yolu açılacak. Eşzamanlı olarak cezaevindeki örgüt mensuplarının tahliye süreci başlayacak.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu süreç daha önceki düzenlemelerden farklı olarak dinamik bir süreç olacak. Süreç başarılı olursa yeni adımlar atılacak, başarısız olursa yeni önlemler devreye girecek. Yeni süreç “Güven-Güvence” denklemi üzerinden yürüyecek. Güven oluşursa güvence verilecek, güven iklimi bozulursa güvence askıya alınacak.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">AYDINLIK GÜNLER&nbsp;GELİYOR<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Uzun lafın kısası tarihi bir sürecin eşiğindeyiz. Türkiye önümüzdeki günlerde 50 yıllık terör prangasından kurtulacak. Aydınlık günler gelecek dostlarım. Aydınlık...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 09:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/iste-terorsuz-turkiye-yasa-teklifi-1785823615.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tüm bölge için gerekliydi</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/tum-bolge-icin-gerekliydi-1559</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/tum-bolge-icin-gerekliydi-1559</guid>
                <description><![CDATA[Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, "Eski rejimin ortadan kaldırılması yalnızca Suriye için değil, tüm bölge için gerekliydi" dedi. Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Katar merkezli Al Jazeera televizyonuna verdiği röportajda, Suriye'nin 7 bin yıl boyunca sahip olduğu çeşitlilik üzerine inşa edildiğini anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, "Eski rejimin ortadan kaldırılması yalnızca Suriye için değil, tüm bölge için gerekliydi" dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Katar merkezli Al Jazeera televizyonuna verdiği röportajda, Suriye'nin 7 bin yıl boyunca sahip olduğu çeşitlilik üzerine inşa edildiğini anlattı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ahmed Şara, Golan Tepeleri'ne yönelik aidiyet duygusunun çocukluğundan itibaren aile ve toplum içinde dile getirilen söylemlerle şekillendiğini belirtti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kişisel yaşamı, düşüncelerinin şekillenmesi ve siyasi mücadelesine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Şara, Arap halklarının meselelerini ele alan Arap milliyetçisi söylemlerden etkilendiğini, bu söylem ile İslami söylem arasında ortak noktalar bulunduğunu kaydetti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İslam ile tarih boyunca ortaya çıkan farklı İslami tecrübelerin birbirinden ayrılması gerektiğini vurgulayan Şara, "İslam ile içinde farklı fikirler ve içtihatlar barındıran İslami tecrübeleri birbirinden ayırıyoruz." dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“REJİMİ ŞAM'IN İÇİNDEN DEVİRMEK İÇİN ÇALIŞMALARI ORGANİZE ETMEYE BAŞLADIM”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şara, Suriye'nin bölgenin kilit ülkesi olduğunu belirterek, "Tüm tecrübelerden faydalandım ve rejimi Şam'ın içinden devirmek için çalışmaları organize etmeye başladım." diye konuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hiçbir dış destek almadıklarını dile getiren Şara, kuşatma ve yoğun baskı altında bulunmalarına rağmen aynı anda hem savaşa hem de yeniden inşa ile ekonomiye gereken önemi verdiklerini ifade etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Eski rejimin ortadan kaldırılmasının zorunlu olduğunu savunan Şara, "Eski rejimin ortadan kaldırılması yalnızca Suriye için değil, tüm bölge için gerekliydi. Devrik rejimle mücadelede askeri boyuta odaklanırken, aynı zamanda yeniden inşa sürecinin hazırlıklarını da yürüttük." dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İdlib ve eski muhaliflerin kontrolündeki bölgelerde yürütülen çalışmaları uluslararası kamuoyuna aktarmaya önem verdiklerini kaydeden Şara, bu amaçla medya kuruluşları ile bölgeyi ziyaret eden heyetlerden yararlandıklarını söyledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 07:56:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/tum-bolge-icin-gerekliydi-1785733109.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Herkes devlete hissedar olmak ister!</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/herkes-devlete-hissedar-olmak-ister-1554</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/herkes-devlete-hissedar-olmak-ister-1554</guid>
                <description><![CDATA[Görüşmenin ertesi günü Köprülü Mehmed Paşa saraya davet olundu. Cuma namazından iki saat evvel Veziriazam Boynueğri Mehmed Paşa da oraya çağırılmıştı. Veziriazam gelir gelmez Padişah tarafından kabul olu¬narak sefer hazırlığındaki ihmali sebebiyle tekdir edildi. Sonra elinden mühr-i hümayun alınıp Köprülü’ye verilirken Sultan Mehmed dört şartı beraber okuyarak:
“Bu şartlara riayet olunmak üzere seni müstakil olarak vezir eyledim. Göreyim seni nice hizmet edersin” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="color:hsl(0, 75%, 60%);"><strong>Prof.Dr.Ahmet Şimşirgil- Türkiye Gazetesi</strong></span></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/tarihimizde-bir-karakter-abidesi-1806233" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file">https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/tarihimizde-bir-karakter-abidesi-1806233</a></p><p class="MsoNormal">Geçen haftaki yazımızda, son dünya şampiyonasında İspanya’nın başarısını değerlendirirken, karakter, ciddiyet, disiplin, sağlam duruş meselesinin ne kadar önemli olduğunu belirtmiştik. Böyle bir konu ortaya çıktığında tarihimizde aklıma gelen en önemli isimlerden biri şüphesiz Köprülü Mehmed Paşa’dır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Köprülü Mehmed Paşa, Veziriazam Boşnak Hüsrev Paşa hazinedarlığından yetişmişti. Karaman Beylerbeyi iken, isyan eden Sivas Valisi Varvar Ali Paşa üzerine gönderilmiş ise de Ali Paşa’nın kuvvetlerine esir düşmüştü. İbşir Paşa tarafından kurtarılmasını takiben de görevinden azledilmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Uzun müddet Köprülü kasabasında oturmuş daha sonra Köstendil, Amasya ve Trablusşam eyaletlerinde görev yapmıştır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1655 yılında Boynueğri Mehmed Paşa Veziriazam olup İstanbul’a gelirken Köprülü Mehmed Paşa da evvelce azledilmiş olduğundan Eskişehir’de bulunuyordu. Burada Veziriazam’ı karşılamış ve beraberce İstanbul’a gelmişlerdir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Veziriazam’la birlikte İstanbul’a gelirlerken Köprülü devlet işleri hakkında Boynueğri ile çok şeyler konuşmuşlardı. İstanbul’a gelince Veziriazam ona bir miktar tayinat verdirip Beyazıt’ta bir konakta oturtmuştur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Köp­rülü bu konakta oturup kendisinin bir valiliğe tayinini beklerken eski dostu Mimar Kasım Ağa ve onun vasıtasıyla daha bir kısım yeni dostlarla tanışmıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Osmanlı Devleti ise bu dönemde uzun süredir devam eden idari karışıklıklarla boğuşuyordu. Son sekiz senede on üç defa sadaret değişikliği olmuştu. Asker taifesi en küçük meselede ayaklanır olmuştu. Kısa süren sadrazamlıklar Osmanlı idaresindeki istikrarsızlığı had safhaya çıkarmıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Çok geçmeden Boynueğri Mehmed Paşa’nın da azil durumu ortaya çıkmıştı. İşte bu durumda Mimar Kasım Ağa eskiden beri tanıştığı ve fikirlerine hayran olduğu Köprülü Mehmed Paşa’yı sadaret için Valide Sultan’a tavsiyede bulundu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ancak Köprülü Mehmed Paşa kendisiyle yapılan görüşmelerde bu zor görevin üstesinden gelebileceğini fakat bu zor vazifeyi kabul etmeden önce Valide Turhan Sultan ve Padişah’a arz etmek istediği birtakım konuların olduğunu ifade etmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Köprülü Mehmed Paşa’nın böyle bir talepte bulunması Mimar Kasım Ağa ve adamları tarafından hayretle karşılanmıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Herkes devlete hissedar olmak ister!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kasım Ağa ve etrafındakiler hayret ededursun, daha önceki sadrazamların şartsız bir şekilde, hiçbir fikir ileri sürmeden kabul ettikleri sadrazamlık makamını, bu ihtiyar vezirin bazı şartlar ileri sürerek kabul edeceğini açıklaması, aksi hâlde bu vazifeyi kabul edemeyeceğini belirtmesi genç padişahı ve annesi Valide Sultan’ı derinden etkilemişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Devleti içinde bulunduğu durumdan kurtaracak kişinin böyle dirayetli bir kişiliğe sahip olması onları ümitlendirmişti. Zira saltanatı ele aldıkları günlerden bugüne işbaşına getirmiş oldukları sadrazamlar, bir türlü faydalı olamamışlardı. İçte ve dışta müdahaleler sonucunda ülkeyi hem sosyal hem de ekonomik açıdan iflas etme noktasına getirmişlerdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Neticede zülüflü baltacılardan birisi gelerek Köprülü Mehmed Paşa’yı gizlice saraya doğruca Valide Turhan Sultan’ın huzuruna götürdü. Köprülü, bir perde gerisinden Valide Sultan’a gerekli saygı ve bağlılık ifadelerini arz ederek beklemeye başladı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Valide Sultan kendisine “Paşa hoş geldin” diye iltifat etti. Ardından:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Padişah hazretleri size sadaret mührünü ihsan buyurmak murad etmektedir. Din ve devlete matlup olan hizmetin uhdesinden gelebilir misin?” deyince Köprülü:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Devletlû Sultan’ım! Taraf-ı saltanat-ı aliyyeden birkaç şart ile himmet ve inayet buyrulursa inşaallahü teala devlet-i padişahide her iş layık olduğu derecede görülmek mümkündür” diye mukabele eyledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Valide Sultan’ın şartlarının neler olduğunu sual etmesi üzerine Mehmed Paşa dört şart ileri sürdü.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Huzur-ı hümayuna ne telhis edersem kabul edilip red olunmaya.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">En büyükten en küçüğe kadar bütün rütbe, tayin ve aziller hususunda katiyen hiçbir taraftan bu kullarına zorlama yapılmaya ki işe kabiliyetli adam kullanıla.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Vüzera ve vükeladan birinin ya malına veya hüsn-i itikadına itibar edilerek müsteşar veya işlerime ortak (şerik) olarak ileri çıkarılarak bu kul­larının istiklaline halel verilemeye.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu kulları hakkında garez sahipleri olan münafıkların sözlerine itimat olunmaya ve söz söyletilmeye. Zira herkes devlete hissedar olmak ister; herkesi hakkına razı etmek ve ikna eylemek mümkün değildir. Bu cihetten veziriazama düşman olanlar ve haset edenler çoktur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu dört şart kabul buyrulursa Allahü zülcelalin inayeti ve duanız bereketiyle vezaret hizmetinin uhdesinden gelmek mümkündür” dedi. Bu sözler üzerine Valide Sultan:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Vallahülazim bu ricalarına müsaade olunur” diye üç defa sözünü tekrarladı ve sonra Köprülü, Valide Sultan’ı selamlayıp yerine döndü. Bu görüşme 13 Eylül 1656 Perşembe günü vukua gelmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Yolunuzda canımı veririm!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Görüşmenin ertesi günü Köprülü Mehmed Paşa saraya davet olundu. Cuma namazından iki saat evvel Veziriazam Boynueğri Mehmed Paşa da oraya çağırılmıştı. Veziriazam gelir gelmez Padişah tarafından kabul olu­narak sefer hazırlığındaki ihmali sebebiyle tekdir edildi. Sonra elinden mühr-i hümayun alınıp Köprülü’ye verilirken Sultan Mehmed dört şartı beraber okuyarak:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Bu şartlara riayet olunmak üzere seni müstakil olarak vezir eyledim. Göreyim seni nice hizmet edersin” dedi. Bunun üzerine Köprülü ağlayarak:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Şevketlü ve kerametlü Padişah’ım! Allah ömrünüzü ve devletinizi uzun etsin. Doğrulukla hizmet-i şerifinizde iktidarımı sarf ve uğrunuzda canımı veririm. Devletlû padişahımızın hizmeti ve hayır duası hareketiyle Hak teâlâ tevfik ihsan eyleye” diyerek huzurdan çık­tı ve görevini ifa etmek üzere makamına geldi (14 Eylül 1656).<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Köprülü Mehmed Paşa’nın sadareti gerek saray ve devlet ricali ve gerekse halk arasında hayretle karşılanmıştı. Bu tarihe kadar hiçbir başarısı ve şöhreti olmayan ve Varvar Ali Paşa’ya esir düşmüş olan Köprülü aleyhinde her kafadan bir ses çıkı­yordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ulema sınıfı okuma yazma bilmediğini, ağalar liyakat­sizliğini, hükûmet adamları da müflis olan bu yeni vezirin hiçbir iş göremeyeceğini ve maliyeyi düzeltemeyeceğini söylüyorlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Memleketin dışarıdan ve içeriden tehlikeler geçir­diği bir sırada hükûmet başında muktedir ve mahir bir adama ihtiyaç varken bu ihtiyar ve istirahate muhtaç vezirin işbaşına gelmesini pek isabetsiz buluyorlardı. Bir anlamda İstanbul’da hiç kimsenin beklemediği bir durum gerçekleşmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cuma namazından çıktıktan sonra Köprülü Mehmed Paşa’nın sadaret makamına getirildiğini öğrenen halk da onun âcizliğinden, devlet idaresine olan ilgisizliğinden ve cahilliğinden bahsetmeye başlamıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Esnaf ileri gelenleri değişen bir durumun olmayacağını düşünerek alaycı bir üslupla; “Hay hay, Köprülü gibi bir âdem de sadarete mi geçermiş, gör, ne zamana yetiştik” diyerek etrafta ileri geri konuşur olmuşlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İstediğini almaya alışmış Sipahi ağaları da “Köprülü Paşa mı o da kim, iki gün de onu muma çeviririz” diyerek şakalaşıyorlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>O kişi hep Hakk’ın rızasını gözetir!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Evliya Çelebi, bu sırada Köprülü Paşa’nın sadarete gelişi ile ilgili bir hatırasını şöyle nakleder: “Kırım Hanı Mehmed Giray Han’ın Çolak Didiş adlı ulağı İstanbul’dan Kırım’a giderken bize uğradı. Biz de o sırada Mankalya kasabasında idik. Ulak, Paşa efendimize mektuplar getirdi. Melek Ahmed Paşa bunları okuyunca; “Acep temaşa olmuş” dedi ve “Evliyam, haberin var mı? Boynueğri Mehmed Paşa sadaretten azledilip, Köprülü Mehmed Paşa vezir olmuş” deyince herkes hayrette kaldı. Mühürdar Osman Ağa ise “Hâle bak! Ne günlere kaldık! Köprülü gibi bir miskin, iki öküze saman verecek gücü olmayan adam sadrazam oldu” deyince, paşa gayet gazaplanarak “Bre sefil oğlan! Senin ne haddin vardır ki, beylerbeyine, vezirlere dil uzatırsın” diyerek değneği kaptığı gibi Osman Ağa’yı döve döve pestilini çıkardı.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Melek Ahmed Paşa ardından Evliya Çelebi’ye Köprülü hakkında şu mütalaayı yapmıştı:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Evliyam! Bu koca Köprülü başka vezirlere benzemez. Feleğin nice yazını ve kışını çekip, nice parasız, pulsuz kalmış, birçok seferlerde işleri tam kavramıyla anlamış, dünyayı ve memleketin durumunu tanımıştır. Şimdi Hakk’a hamdolsun Sadrazam oldu. Hep Allahü zülcelal aşkına ve Allah’ın rızası yolunda davranır. Anadolu vilayetlerinde sekban ve sarıca asalaklarını temizler ve para ayarını düzelterek enflasyonu önler, kara seferlerini açarsa bilinir ki, devletin durumuna düzen verir bir kimsedir. Zira boşluklar yer yer görülmeye başladı. Ey Evliya, görürsün neler ortaya çıkacaktır”.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Köprülü Mehmed Paşa bir iş başarabilecek miydi? Kimlerin dediği çıkacaktı? Konuya devam edeceğiz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 02 Aug 2026 12:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/herkes-devlete-hissedar-olmak-ister-1785661726.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Erdoğan&#039;dan kaçar mı?</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/erdogandan-kacar-mi-1545</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/erdogandan-kacar-mi-1545</guid>
                <description><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen imza töreni, her zamanki gibi protokolün soğuk ve düzenli akışını yansıtıyordu. Kameralar açık, liderler masada, metinler önceden hazırlanmış.
Bu tür törenler semboliktir; liderler metinleri satır satır okumaz, imzalar formalitedir. Asıl iş masanın arkasında, aylarca süren müzakerelerde biter.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Sabah Gazetesi’nden Melih Altınok’un makalesi<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">C<a href="https://www.sabah.com.tr/haberleri/cumhurbaskanligi-kulliyesi" target="_blank">umhurbaşkanlığı Külliyesi</a>'nde düzenlenen imza töreni, her zamanki gibi protokolün soğuk ve düzenli akışını yansıtıyordu. Kameralar açık, liderler masada, metinler önceden hazırlanmış.<br>Bu tür törenler&nbsp;<strong>semboliktir;&nbsp;</strong>liderler metinleri satır satır okumaz,&nbsp;<strong>imzalar formalitedir.&nbsp;</strong>Asıl iş masanın arkasında,&nbsp;<strong>aylarca süren müzakerelerde&nbsp;</strong>biter.<br>Cumhurbaşkanı&nbsp;<strong>Erdoğan&nbsp;</strong>da teoride sadece izleyip geçebilirdi. Ama o an öyle olmadı.<br><strong>Erdoğan&nbsp;</strong>ile Irak Başbakanı&nbsp;<strong>Ali ez- Zeydi&nbsp;</strong>masada oturmuş, töreni yönetiyordu. Bakanlar sırayla imza atmaya başladı. Birkaç anlaşma imzalandıktan sonra süreç sanki tamamlanmış gibi durdu. Irak Ulaştırma Bakanı&nbsp;<strong>Vehb Selman el-Haseni,&nbsp;</strong>önündeki&nbsp;<strong>Kalkınma Yolu&nbsp;</strong>mutabakatına imza atmamıştı. Masada bir eksiklik oluştuğu onca görevlinin dikkatini çekmedi. Erdoğan ise bunu saniyeler içinde fark etti.<br><strong>"Beş anlaşma değil miydi?"&nbsp;</strong>sorusu salona düştü.<br>Cumhurbaşkanı'nın ses tonu sakin ama netti.&nbsp;<strong>"Ben burada sadece fotoğraf çektirmiyorum"&nbsp;</strong>diye tınlıyordu. Aynı anda Dışişleri Bakanı&nbsp;<strong>Hakan Fidan</strong>’ı yanına çağırdı. Fidan hızla sahneye geldi.<br>Gargaraya getirilmeye çalışılan anlaşma da sıradan bir mutabakat değil. Irak'ın Basra'daki&nbsp;<strong>Büyük Faw Limanı'</strong>ndan başlayıp&nbsp;<strong>Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanan karayolu ve demiryolu koridorunu hızlandırmayı&nbsp;</strong>hedefliyor. Körfez'in dünyayla bağlantısını&nbsp;<strong>Irak toprağı üzerinden&nbsp;</strong>kurma iddiası taşıyor. Daha önemlisi,&nbsp;<a href="https://www.sabah.com.tr/haberleri/hurmuz-bogazi" target="_blank">Hürmüz Boğazı</a>'na bağımlılığı azaltabilecek, boğazı by-pass edebilecek stratejik bir alternatif potansiyeli barındırıyor.<br>Enerji ve ticaret yollarının bu kadar kırılgan olduğu bir dönemde, böyle bir projenin imzasız kalması tesadüf olabilir mi?<br>İran'a yakınlığıyla bilinen,&nbsp;<strong>Şii Koordinasyonu&nbsp;</strong>ve&nbsp;<strong>Bedir Örgütü'</strong>ne yakınlığıyla anılan Ulaştırma Bakanı<strong>&nbsp;Haseni'</strong>nin tereddüdü, basit bir protokol aksaklığı gibi durmuyor. Projenin İran'ın çıkarlarını zedeleyebileceği endişesiyle imza atmaktan kaçınmış olması muhtemel. Başbakan Ali ez-Zeydi'nin şaşkınlığı, bakanına dönüp sorunu sorması ve<strong>&nbsp;"Hemen imzala"&nbsp;</strong>diye talimat vermesi şüpheleri güçlendiriyor.<br>Sonunda imzayı basan Iraklı bakan,&nbsp;<a href="https://www.sabah.com.tr/haberleri/turkiye" target="_blank">Türkiye</a>'ye gelip kendini patlatmadan önce biraz Erdoğan videosu izleseydi, belki böyle olmazdı. Mesela yine bir törende eski Ticaret Bakanı&nbsp;<strong>Mehmet Muş'</strong>un imzasını fark edip&nbsp;<strong>"O ne biçim imza, değiştir!"&nbsp;</strong>dediği o anı görse... Çok ama çok dikkatli gözlerin üzerinde olduğunu düşünüp en azından kalemi tutuş tarzını gözden geçirirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">***<o:p></o:p></p><p><br><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif;font-size:11.0pt;"><span style="line-height:107%;mso-ansi-language:TR;mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-bidi-language:AR-SA;mso-bidi-theme-font:minor-bidi;mso-fareast-font-family:Aptos;mso-fareast-language:EN-US;mso-fareast-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin;"><strong>KADER DİYEMEZSİN...</strong></span></span><br><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif;font-size:11.0pt;"><span style="line-height:107%;mso-ansi-language:TR;mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-bidi-language:AR-SA;mso-bidi-theme-font:minor-bidi;mso-fareast-font-family:Aptos;mso-fareast-language:EN-US;mso-fareast-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin;">Akademisyendi ama lider olduğuna inanmıştı. Öyle ki görevden ayrıldıktan aylar sonra bile "Anadolu'ya çıkarım ve sadece 'Esselamü aleyküm' derim, bütün Anadolu'yu ayağa kaldırırım" diyordu. Partisi yüzde 0.07 oy aldı.</span></span><br><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif;font-size:11.0pt;"><span style="line-height:107%;mso-ansi-language:TR;mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-bidi-language:AR-SA;mso-bidi-theme-font:minor-bidi;mso-fareast-font-family:Aptos;mso-fareast-language:EN-US;mso-fareast-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin;">Ağzından "dava" sözü düşmüyordu. Malezya'dan girip Şam'dan çıkıyordu. Günün sonunda&nbsp;<strong>"hareketini" CHP listelerinden seçime sokacak kadar hırsına yenildi</strong>.</span></span><br><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif;font-size:11.0pt;"><span style="line-height:107%;mso-ansi-language:TR;mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-bidi-language:AR-SA;mso-bidi-theme-font:minor-bidi;mso-fareast-font-family:Aptos;mso-fareast-language:EN-US;mso-fareast-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin;">Kendisinden&nbsp;<strong>üçüncü tekil şahıs&nbsp;</strong>olarak bahsetmeyi severdi, sık sık "Devlet adamıyım" derdi. Muhalefete geçince başbakanlığı dönemindeki&nbsp;<strong>terörle mücadele operasyonlarını&nbsp;</strong>bile siyaset malzemesi yaptı.</span></span><br><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif;font-size:11.0pt;"><span style="line-height:107%;mso-ansi-language:TR;mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-bidi-language:AR-SA;mso-bidi-theme-font:minor-bidi;mso-fareast-font-family:Aptos;mso-fareast-language:EN-US;mso-fareast-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin;">"Son nefesime kadar Cumhurbaşkanımızla vefa ilişkisini sürdüreceğim.&nbsp;<strong>Kimse benden Cumhurbaşkanımız aleyhine tek söz duymadı, duymayacak.</strong>&nbsp;Cumhurbaşkanımızın onuru, hem cumhurbaşkanı olarak hem dava arkadaşım olarak onun onuru benim onurumdur, onun ailesi benim ailemdir"&nbsp;<strong>yeminini çiğ çiğ yedi</strong>. Youtuber'ların yayınında tık almak için,&nbsp;<strong>en mahrem konuşmaları</strong>&nbsp;ağzına sakız etti.</span></span><br><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif;font-size:11.0pt;"><span style="line-height:107%;mso-ansi-language:TR;mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-bidi-language:AR-SA;mso-bidi-theme-font:minor-bidi;mso-fareast-font-family:Aptos;mso-fareast-language:EN-US;mso-fareast-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin;">Geçen gün yazdığı&nbsp;</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 10:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/erdogandan-kacar-mi-1785484044.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>6 bin 314 adet hesap bloke edildi</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/6-bin-314-adet-hesap-bloke-edildi-1525</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/6-bin-314-adet-hesap-bloke-edildi-1525</guid>
                <description><![CDATA[Deprem sonrasında yapılan bağış paralarının kumara yatırılmasından tutun, paramparça olan Cumhuriyet Halk Partisi'nin Kemal Kılıçdaroğlu'nun elinde kalan kısmı tarafından İstanbul'da düzenlenen toplantıyı kalabalık gösterebilmek için bir cast ajansından para ile figüran kiralandığı iddiaları gibi dünya kadar garabet...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Hürriyet'ten Murat Bardakçı'nın makalesi</strong></p><p class="MsoNormal">Memleketin gündemini birbirinden tuhaf hadiselerin işgal etmeye başlaması bilmem dikkatinizi çekiyor mu?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye’de böyle tuhaflıklar ve gariplikler hep yaşanırdı ama şimdi gittikçe artıyorlar ve bir önceki güne nazaran herşey daha da tuhaf hal alıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Deprem sonrasında yapılan bağış paralarının kumara yatırılmasından tutun, paramparça olan Cumhuriyet Halk Partisi'nin Kemal Kılıçdaroğlu'nun elinde kalan kısmı tarafından İstanbul'da düzenlenen toplantıyı kalabalık gösterebilmek için bir cast ajansından para ile figüran kiralandığı iddiaları gibi dünya kadar garabet...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dikkat buyurun: Bu rezaletin “devletin kurucusu” olduğunu iddia eden partide yaşandığı söyleniyor!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bütün bu garabetin arasında memleketin iyiliği için çok önemli bazı işler de yapılıyor ama bunlar maalesef fark edilmiyor, basında bahisleri geçse bile gündemi tuhaflıkların işgal etmesi sebebi ile fazla ses getirmiyorlar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Meselâ bunlardan biri: Adalet Bakanlığı, geçen hafta Arjantin ile İspanya’nın dünya kupası finali için karşı karşıya gelmesinden hemen önce, maç üzerine yasadışı bahis ve kumar oynanmasını engellemek maksadıyla bankalara talimat göndererek 6 bin 314 adet hesabı bloke ettirdi…<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Adalet Bakanı Akın Gürlek bloke edilen hesapları final maçı öncesinde kapsamlı bir çalışma yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Yasadışı Bahis ve Spor Suçları Soruşturma Bürosu’nu belirlediğini, yasadışı bahis trafiğinde kullanılan bu hesapların yanısıra yine yasadışı bahis siteleri ile bağlantılı oldukları anlaşılan 19 “dış finansçı”nın deşifre edildiğini ve 23 şüpheli hakkında da adlî işlem başlatıldığını söyledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>DEVLET İLE DİDİŞİLMEZ!<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Hazırlıkların ve yapılan işin ne kadar geniş çaplı olduğunu herhalde farketmişsinizdir. İstanbul Başsavcılığı’nın bünyesindeki bir büro banka hesaplarını ve önemli maçlar öncesindeki yapılan yüksek transferleri tek tek elden geçiriyor; bazı hesapların yasadışı bahiste, yani kumarda kullanıldığını belirliyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Burada önemli olan, kumar oynamaya yarayan hesapların öyle birkaç tane değil, tam 6 bin 314 adet olması! Düşünün: Yüzbinlerce, hattâ milyonlarca hesap tek tek elden geçirilmiş, hangi hesabın kumara para yatırmaya yaradığı belirlenmiş, savcılık üstelik bunları belirlemekle de kalmamış ve final maçının başlamasından hemen önce bankalara eşzamanlı müzekkereler gönderip hesapların tamamını bloke ettirmiş, yani sahiplerinin bu hesaplar üzerinden bahis oynamalarını engellemiş! İş bununla da bitmemiş, yasadışı bahis ve sanal dolandırıcılık işlerinin yapıldığı ve polisin “dış finans evi” dediği 19 ayrı mekân tespit edilmiş,bu mekânlarda bahis sitelerine ânında girmeyi sağlayan yarayan sistemler ile yasadışı bahis oynayanlara ait telefon, kart ve para ele geçirilmiş...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bütün bunlar, canına tak eden devletin “Artık yeter” diyerek gücünü göstermesi, yani bu işi son verme kararı ile vaziyete müdahale etmesi demektir<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Müdahale”ye şimdilerde “irade” yahut “devlet aklı” dendiği de oluyor; “devlet iradesini gösterdi” veya“devlet aklı devreye girdi” gibisinden süslü tâbirler kullanılıyor. Ama, kastedilen hep aynı: Tepesi atan devlet “Benim dediğim olacak” diyor ve bozulmuş nizamı gerektiğinde güç kullanarak yeniden işler hale getiriyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Unutmayalım ve hiç hayâle dalmayalım: Bir memlekette devletten daha güçlü bir teşkilat, örgüt vesaire yoktur! Devlet en tepede ve en güçlü olandır; onun istemediği yahut izin vermediği bir işin yapılması da mümkün değildir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ama bütün bu gücüne rağmen devletin “Dur!” demesi gereken bazı hadiseler karşısında suskunluğa büründüğü de olur ve bunun sebepleri çeşitlidir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Devlet son zamanlarda sesini yükseltmeye ve gücünü göstermeye başladı! Seneler önce işlenmiş ama çözülememiş cinayetlerin dosyaları yeniden açılıyor, bu cinayetlerle ilgisi bulunanlar vali yahut iş adamı olduklarına bakılmaksızın cezaevine gönderiliyorlar, avuç avuç uyuşturucu kullanan sanatçılar ile sanatçı müsveddeleri adli tıp yolundalar, devlet nefreti ve ile emrine milyonlarca dolar verilip deprem bölgesine musallat edilen geçmişi şaibeli bir şarkıcıdan da nihayet hesap soruluyor...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">AHBAP soruşturması için tanık olarak adliyeye çağrılanların neredeyse tamamı, ifadelerinde “Haluk Levent konusunda yanılmışız” demişler...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yanıldıkları tek konu sadece o mu? “Burada devlet yok, halk var” gibisinden sloganlardan ne haber?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 10:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/6-bin-314-adet-hesap-bloke-edildi-1785225283.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hadislere değil ayetlere de güvenemeyiz</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/hadislere-degil-ayetlere-de-guvenemeyiz-1520</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/hadislere-degil-ayetlere-de-guvenemeyiz-1520</guid>
                <description><![CDATA[“Hadis lafızları bize değişerek gelmiştir. Herkes aklında kalanı, kuşaktan kuşağa
aktarmıştır. Böyle üç dört kuşak geçmiş, ondan sonra hadisler kitaplara geçmiştir. Bu lafızlara
güvenemeyiz. Dolayısıyla hadislerin lafızları üzerinden din belirlenmez.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">1 HALİS AYDEMİR: “HADİSLERE GÜVENEMEYİZ; BÖYLE HADİS DEĞİL AYET BİLE OLSA REDDEDERİZ! ALLAH, ‘SADECE BENİ DEĞİL, TÜM SÖZLERİ DİNLEYİN’ DİYOR!”&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kaynak videolar: 1-<span style="color:hsl(210,75%,60%);"> </span><a href="https://youtu.be/JGbm-gVCB8w"><span style="color:hsl(240,75%,60%);">https://youtu.be/JGbm-gVCB8w</span></a><span style="color:hsl(240,75%,60%);"> </span>(Video konusu: “Hadislere nasıl yaklaşmalıyız”) (Hadislere güvenemeyiz; böyle hadis değil ayet bile olsa reddederiz! Sözleri birinci videoda)&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yazıda belirtildiği üzere, videonun özeti: “Hadisler üç dört kuşak geçtikten sonra yazıya geçmiş. Bu bakımdan hadislerin lafzından yorum oluşturamayız, hele hele itikadda ... (hiç delil alamayız).” Videodan anlaşılan şu: Hadislerin metni sağlam olmadığından -adı mütevatir hadis bile olsa- hadislerden dini hüküm çıkarılamaz, yani dinde delil olmaz demiş oluyor. Halbuki hasen ve sahih hadis dinde delil ve hükmü bağlayıcı olduğu gibi, mütevatir hadis de Kur’an ayeti gibidir; dolayısıyla, dinde delil olmak şöyle dursun, itikatta bile delildir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><span style="mso-spacerun:yes;">&nbsp;</span>2-<a href="https://youtu.be/Ma0uAIZJbLo"><span style="color:hsl(240,75%,60%);">https://youtu.be/Ma0uAIZJbLo</span></a><span style="color:hsl(240,75%,60%);"> </span>(Video konusu: “Hadislere bakış açısı ve kritiği önemlidir!) (Allah, ‘sadece beni değil, tüm sözleri dinleyin’ diyor, sözleri ikinci videoda)&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Hadis lafızları bize değişerek gelmiştir. Herkes aklında kalanı, kuşaktan kuşağa aktarmıştır. Böyle üç dört kuşak geçmiş, ondan sonra hadisler kitaplara geçmiştir. Bu lafızlara güvenemeyiz. Dolayısıyla hadislerin lafızları üzerinden din belirlenmez. Örneğin; “Fırka hadisi”, (ümmetim 73 fırkaya ayrılacak hadisi) şunlar yandı biz kurtulduk şeklinde bugünün anlamlandırılmasıyla ayet bile olsa redderiz. Hadisin sıhhatini ayrı konuşuruz. (Başka bir konuşmasında bu hadisin bir değer ve ciddiyetinin olmadığını, diğer bir videosunda da hadisin elek altı olduğunu söylüyor). <span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif;">ان</span> <span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif;">ربىال</span> <span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif;">يامر</span> <span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif;">بالفخشاء</span> deriz” diyor, Halis bey.&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">2 Videoda Halis bey ayrıca, Zümer, 39/18 ayeti hakkında da yanlış ve çok sakat bir mana ile dinleyenleri yanlış yönlendiriyor. Halis bey, ayetleri hep böyle kafadan yorumlayıp dinleyeni yanlış yönlendiriyor. O ayet şu anlamda: “Onlar sözü dinlerler, en güzeline uyarlar...” (Zümer, 39/18). Bu ayeti okuyup Halis bey diyor ki: “Bakın Allah, benim sözümü dinleyin, bile demiyor. ‘Her yere gir, herkesi, her sözü dinle, kendi içinde değerlendir, aklınla doğrusunu bul, onu kabul et ve ona uy!, diyor’“. Halbuki ayet, fetret devrinde, kendilerine peygamber gelmeden önce, önceki kavimlerden birini Rasülüllah as’a övmek için indirilmiş. Ki o kavim, bir peygamberin bulunmadığı o dönemde, çevreyi dinledikten ve sözleri değerlendirdikten sonra, Allah’ın varlığını birliğini kabul edip, ondan başkasına tapınmayı reddediyorlar. (Taberi, Camiu’lBeyan, 9/7062).<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><span style="mso-spacerun:yes;">&nbsp;</span>Cenabı Hak Peygamber Efendimiz’e bu kavmi haber vererek, onlardan övgüyle söz ediyor. Fakat, Allah bir peygamberini gönderdikten sonra, vahiy gönderdikten sonra, dinlenecek başka bir şey yoktur ki! Herkes, mecburen, Allah’ın vahyini ve peygamberini dinlemek zorunda. Ona ters olanında reddetmek zorunda! “Dur hele! Şunu da dinleyeyim de Allah’ın veya peygamberinin sözünü bir test edeyim, doğru mu söylüyor?” demek ne demek arkadaşlar?&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Müslüman nezdinde böyle bir g....luk olabilir mi hiç? Müslüman’ın kelime anlamı bile, Allah’ın indirdiğine gönderdiği peygambere teslim olmuş kişi demektir. Hz. Peygamber (as) Efendimiz ve Kur’an geldikten sonra başka arayış, zaten sapıklıktır. Daha ne dinleyip de tartacak ve hangi beğendiğine gidecek ki? Bu çok tehlikeli bir şey! “En güzel söz”, “en doğru yol” belli değil mi de insan kafasına göre arayışa girecek de; tesadüfen hakkı bulacak? “Bu kuran en doğru yola iletir” buyurmuyor mu ayet? Sözlerin en güzelinin, kelamullah olduğu belli değil mi? O zaman daha neyi ölçüp biçerek karar vereceksin?&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yine ayette, “İslam’dan başka yol arayan kimseden zırnık kabul edilmez ve o ahirette hüsrana erenlerden olur” buyurulmuyor mu?&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">3 Bir de Halis beyin söylediğine bakın ki; O’na göre Allah, “benim sözümü dinleyin” bile demiyormuş, “her sözü dinleyip beğendiğimize, sözün en güzeline uyun”, diyormuş, haşa ve kella! Böyle bir ifade, gökleri çatlatır! Hak apaçık dururken aramaya girince, hakkı bulabilmenin garantisi var mı? Ya bulamaz da batıla takılırsa? Nitekim öyle de olmuyor mu? Sapıtanlar, haktan sapanlar aklıyla ve çevreyi de dinleyerek sapıtmıyorlar mı?&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Halis beyin dediği gibi arayıp, farklı sözler arasında insan mutlaka hakkı bulabilecek olsaydı, yeryüzünde bir tek kafir olmazdı! Ve insanın kendi aklı, tek başına hakkı bulmaya yetseydi, vahiy de peygamber de gelmezdi. AYETİN ASIL ANLAMI: Ayet, aradaki “lam-elif” durağıyla önceki ayete (Zümer, 17) bağlı. Önceki ayet ise, Tağut’tan (Şeytan’dan ve Allah dışında her şeyden) kaçınıp, Allah’a kul olarak ona yönelenlerden söz etmekte ve “böylesi kullarıma müjdele” diye bitmekte. 18. ayette bu kulların ikinci sıfatı gelmekte. Peki; tağuta kulluktan kaçınıp Allah’a kul olanın ve ona yönelenin, bundan sonra imana aykırı başka sözlere kulak vermesi ya da çeşitli sözler arasında hakkı aramaya yeltenmesi mümkün mü? “Sözü dinler en güzeline ittiba eder” ayetiyle kasdedilen de; dinde en faziletli olan ve sevabı daha çok olan ameli tercih etmesidir (Zemahşeri, Keşşaf, 90, 91).&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mesela, mubahla mendubun karşısına çıktığı bir durumda, mendubu tercih etmesi; mendupla vacibin karşısısına çıktığı durumda da vacib olan ameli tercih etmesi gibi (Zemahşeri, Keşşaf, 90, 91).<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Halis bey’in bu vb. yaklaşımlarının iyi niyetlilikle bağdaştırılmasının imkan ve ihtimali yoktur. Zira kendisi Kur’an’ı avucunun içi gibi bilmektedir... Çok çok tehlikeli bir durum vaziyetleri... Gözünüzü açın beyler! Dünyanızda neler olup bittiğinin farkına varın lütfen! Yoksa biz, dinin yanında dünyayı öncelediğimiz sürece başımız beladan kurtulmaz. Herkes, “şurda şu, burda bu var” diyor da din üzerinde hangi oyunların oynandığına hiç nazar etmiyor!&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">4 Öbür birileri böyle zihniyete sahip adamları, halkla buluşturup daha çok zehirlemek ve kadın erkek karmakarışık hale getirmek için “cami projesi’ hazırlamış! Kadın, caminin merkezine konacakmış!... Yahu kardeşim, senin din diye bir derdin varsa, önce diyanet ilahiyat ihl ne hale geldi, bu profile baksana! Yoksa, siz de o anlayışa çanak tutanlardan mısınız?&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Evet! Halis bey gibi tipler, özel olarak DİYK ÜYESİ seçtiriliyorlar, akla hayale gelmedik düzenbazlıklarla!.. Belki kendilerinin bile o düzenlerden haberleri yoktur. Onlara sadece “şuraya müracaat edeceksin” deniliyor!<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 10:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/hadislere-degil-ayetlere-de-guvenemeyiz-1785138701.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Karakter meselesi</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/karakter-meselesi-1519</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/karakter-meselesi-1519</guid>
                <description><![CDATA[Bu yazıyı kaleme almamın sebebi salı günkü gazetemizin spor sayfasında İspanya’nın başarısını belirtirken “Yetenek tamam ama olmazsa olmaz: KARAKTER” manşeti idi.
Aslında İspanya’nın başarısının gerisinde, 13 yıllık bir emeğin olduğu görülüyordu.
Son dünya şampiyonası hakkındaki konuşmalar, futbolcuların becerileri hepsi vızıltıdır. Asıl olan başarının gerisindeki emeği, gayreti, teri, istikrarı ve karakteri görebilmektir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="color:hsl(0, 75%, 60%);"><strong>Prof.Dr. Ahmet Şimşirgil- Türkiye Gazetesi</strong></span></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/karakter-meselesi-1804933" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file">https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/karakter-meselesi-1804933</a><br>&nbsp;</p><p class="MsoNormal">Bu yazıyı kaleme almamın sebebi salı günkü gazetemizin spor sayfasında İspanya’nın başarısını belirtirken “Yetenek tamam ama olmazsa olmaz: KARAKTER” manşeti idi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aslında İspanya’nın başarısının gerisinde, 13 yıllık bir emeğin olduğu görülüyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Son dünya şampiyonası hakkındaki konuşmalar, futbolcuların becerileri hepsi vızıltıdır. Asıl olan başarının gerisindeki emeği, gayreti, teri, istikrarı ve karakteri görebilmektir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bunu görüp uygulayabilirseniz başarılı olursunuz. Aksi takdirde günlük konuşmalar ve on yıllar içinde görebileceğiniz ara galibiyetlerle oyalanıp durursunuz. Kendinizi kandırırsınız, milleti avutursunuz. Her yıl kurtarıcı gibi adamlar getirir, götürürsünüz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bakınız biz 24 yıl sonra bir dünya kupasına katıldık. Aslında bu katılış da önemli bir girişimin çabasıydı. Güven ve itimadın gençleri sisteme entegre etmenin ürünüydü. Montella Türk A Millî Takımı’nı sırtlanmıştı. Disiplin ve gayretliydi. Bunun neticesinde bir dünya şampiyonasının kapısını araladık.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Fakat şampiyonanın öncesinde Montella, futbolcuların ayağını yere değdirebilmek için boş yere uğraştı. Bizim federasyon, basın, sosyal medya ajans kuruluşları daha takım sahaya çıkmadan final oynatıyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Federasyon kafasına göre kamp yerleri ayarladı. Çünkü onlara göre futbolcuların önünde kimse duramazdı. Bizim çocuklar dedik mi iş bitiyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sonuç hüsran oldu. Dünya şampiyonasına katılan takımların en utancı içerisinde ülkemize döndük. Topuğumuza çıkması beklenemeyen nice ülke takımları elenseler dahi alınlarının akı ile döndüler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Biz ise perişan… Sonrasında alışıldık koro “Montella niye duruyor” diye bağırmaya başladı. Çünkü bunlar artık çağı geçmiş Fatih Terim’i dahi çoktan parlatmaya başlatmışlardı. Hatta federasyon başkanı bile yapmaya kolları sıvamışlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İşte yeni bir 25 yılı yemenin adıdır bu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Başarı nasıl gelir!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İspanya ise ta 2013 yılında bu başarının ilk adımını atmıştı. O güne kadar genelde alt liglerde çalışmış bulunan Luis de la Fuente, İspanya Futbol Federasyonuna, idman metotlarına kadar gösteren bir plan ve projesini ortaya koyarak görev almıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Görevine U19 takımı antrenörü olarak başladı. Sadece iki yıl sonra 2015’te U19 ile Avrupa şampiyonu oldu. 2019’da bu defa U21 ile Avrupa şampiyonluğu ve Olimpiyat ikinciliğini kazandı. U23 takımıyla da 2020 Tokyo Olimpiyatlarında gümüş madalyayı elde etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">2022 Katar’daki dünya şampiyonası başarısızlığı üzerine İspanya ünlü antrenör Luis Enrique ile yollarını ayırıp Luis de la Fuente’ye görevi takdim etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İspanyol basını sabah akşam bu kararı tenkit etsin. Nereden çıktı bu adam büyük ne başarısı var diye yırtınadursun o dümenin başına geçmiş bulunuyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Zaten millî takımdaki futbolcuların büyük bölümü U19 ve U21 yıllarında onun tezgâhından geçmiş oyunculardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu itibarla Fuente takımı çabucak dizayn etti ve bunun semeresini EURO 2024 Şampiyonası’nda gösterdi. İspanyollar, turnuvada Hırvatistan, İtalya, Arnavutluk, Gürcistan, Almanya, Fransa ve son olarak İngiltere'yi mağlup etti. Eleme grupları da dâhil mağlubiyet yüzü görmeden şampiyonluk kupasını kaldırmıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">De la Fuente’nin başarısındaki sır sadece taktiksel planlarda ya da rakam ve istatistiklerde yatmıyordu. O, takım disiplini ve futbol kimliğini insani yön ile de birleştirmişti. Onun için takım sahaya çıktığında, bir makine disiplini gibi çalışıyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sanki her biri oyunu arkadaşı için oynuyordu. Benlik kibir gurur yoktu. Takım ruhu ön plana çıkmıştı. Millî başarı onlar için her şeydi. Onun felsefesi “Futbol, karakterli insanlar tarafından güzelleştirilen ve kazanılan bir takım oyunu” idi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">EURO 2024 tesadüfi bir başarı mı idi? İspanya işte bunun sınavını bu defa ABD’de düzenlenen 2026 Dünya Şampiyonası’nda verdi. Finalde Arjantin’in karşısına çıkıncaya kadar yedi maçında sadece bir beraberlik aldı. Belçika maçında bir gol yedi ve turnuva boyunca yediği tek gol olarak kaldı. Finaldeki Arjantin maçı ile birlikte Fuente’nin yenilmezlik serisi de 38 maça çıkmış bulunuyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Kibrin ve saygısızlığın zelilliği!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Finalin diğer ismi Arjantin’de ise durum değişikti. Yıllardır Arjantin denildiğinde Lionel Messi akla geliyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Onun sihirli ayakları sihirli dokunuşları beklenmeyen zamanlarda devreye giriyor ve maçın sonucunu belirliyordu. Bu itibarla Arjantin’in oyunu hep onun çevresinde dönüyordu. Arjantin takımında ona olan bir inanç vardı. O bir an devreye girer ve iş biterdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu durum yıllar içinde normal olarak Messi’ye büyük avantajlar da sağlıyordu. Başkası yaptığında sarı veya kırmızı gösterilecek kartlar o yaptığında ya görmezden geliniyor veya sarı kartla geçiştiriliyordu. Bu hâl takımın ve Messi’nin gururunu daha açık belli ediyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">2022 Dünya Kupası’nın şampiyonu bu sebeple İspanya’yı rahat geçeceğini düşünüyordu. Hep geri çekiliyor gol yememeyi düşünüyor ve Messi’nin o sihirli dokunuşunu sabırla bekliyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Oysa maçı izleyenler bir devrin geçtiğini ve bu oyun planında Arjantin’in tükenişini gördüler. Ezildiğini gördüler. Bir final müsabakasında İspanya’nın kalesine şut atamadığını gördüler. Hâlbuki yarı final maçında İngiltere’yi neredeyse kalesine hapsetmişlerdi. Bu defa kendileri kalesine çekilmiş canhıraş savunmaya geçmiş bir Arjantin vardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Öyle ki hücumda üç pas yapamaz hâle gelmişlerdi. Orta sahayı geçemeden top İspanya’nın eline geçiyor, yeni ve ne şekil gelişeceği belli olmayan bir hücum şekline daha maruz kalıyorlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu durum Arjantin’in sinirlerini de mahvetti. Kırmızı kart görmeleri bunun ürünüydü. Maçın son düdüğü ise iyi ve karakterli adamların, saygısızları ezdiğinin kanıtı olmuştu. Zira Arjantinli futbolcular sille tokat İspanya’nın genç futbolcularına girişmişti. Fark bir daha görülmüştü.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Futbol sadece futbol mu!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Günümüzde futbol başta ekonomi olmak üzere bazen siyasetin zirvesine çıkıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İspanya Arjantin arasındaki Dünya Kupası final maçı sıradan bir futbol müsabakasından farklı bir anlama bürünmüştü. Sanki o gece futbol değil de bir başka zafer yaşanacaktı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Arjantin Başkanı Javier Milei, elinde İsrail bayrağı dalgalandıracak kadar Netanyahu yönetiminin hayranıydı. Filistin’deki dram onun için hiçbir şey ifade etmiyordu. Trump’ın gözdesi idi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Başbakan Pedro Sanchez yönetimindeki İspanya hükûmeti ise baştan itibaren İsrail’in Gazze’de Filistinlilerin kıyımına karşı durdu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Avrupa Birliği’nde Netanyahu’nun yayılmacı saldırganlığına destek verilmesine engel olan ülkelerin başını çekti. Bu sebeple Trump yönetimi ile ters düşmekten zerre çekinmedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nitekim Trump’ın Türkiye’deki NATO zirvesinde Sanchez’e “İspanya’yı sevmiyorum seni sevmiyorum” demesi tamamen Gazze duruşu sebebiyle idi. Netanyahu’nun kinini Trump kusuyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu sebeple Trump ve Netanyahu’nun kalbi Arjantin için atıyordu. Bu durum son dünya şampiyonasında bariz bir şekilde ortaya çıkmıştı. Arjantin’in korunduğu ortaya çıkarken bazı Müslüman ülkelerin takımlarının nasıl doğrandığı açıkça belli oluyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bütün bu şartlar, Maradona’dan beri futbolda Arjantin’i destekleyen Türk milletinin meylini bu defa İspanya’ya döndürmüştü. Gazzeliler ile birlikte İspanya’yı desteklediler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Karakterin yanına manevi güç de eklenmişti. Bu birliktelikle gelen İspanya zaferi kan emici Netanyahu ve destekçisi Trump’ın sevinmesine fırsat vermedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Trump’ın eline kupayı verdirmediler. Başarı fotoğrafının içerisinde ona yer vermediler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Başları eğik ve ezik, kalpleri buruk bir şekilde stattan gönderdiler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mağdur ve mazlum Gazzelilerin bayram sevinci işte bu sebeple görülmeye değerdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Karakter sahibi olanlar, mazlumun yanında olanlar kazanmıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bize ise yine ders almak düşmüştü. Tabii tekrar ıskalamaz isek!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 10:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/karakter-meselesi-1785137604.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>En çok kazandıran meslekler</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/en-cok-kazandiran-meslekler-1494</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/en-cok-kazandiran-meslekler-1494</guid>
                <description><![CDATA[Sınav sonuçlarının açıklanmasının ardından milyonlarca genç üniversite tercihlerini yapmaya hazırlanırken, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) dün açıkladığı veri adeta rehber görevi görecek. TÜİK 2025 yılına yönelik "Yükseköğretim İstihdam Göstergeleri" başlıklı haber bültenini yayımladı. Buna göre, lisans mezunlarının kayıtlı istihdam oranı 2025'te yüzde 73.9 olarak gerçekleşti. Ön lisans mezunları için kayıtlı istihdam oranı ise yüzde 65.7 olarak hesaplandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Sınav sonuçlarının açıklanmasının ardından milyonlarca genç üniversite tercihlerini yapmaya hazırlanırken, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) dün açıkladığı veri adeta rehber görevi görecek. TÜİK 2025 yılına yönelik "Yükseköğretim İstihdam Göstergeleri" başlıklı haber bültenini yayımladı. Buna göre, lisans mezunlarının kayıtlı istihdam oranı 2025'te yüzde 73.9 olarak gerçekleşti. Ön lisans mezunları için kayıtlı istihdam oranı ise yüzde 65.7 olarak hesaplandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Lisans seviyesinde en yüksek kayıtlı istihdama sahip olan bölümlerde tıp yüzde 95.5 ile ilk sırada yer aldı. Lisans mezunlarının kazanç durumları incelendiğinde ise aylık ortalama kazancı en yüksek olan beş bölüm pilotaj, matematik, uzay, uçak ile kontrol ve otomasyon mühendislikleri olarak öne çıktı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>TIP İSTİHDAMDA İLK SIRADA</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Lisans seviyesinde en yüksek kayıtlı istihdama sahip olan bölümler yüzde 95.5 ile tıp, yüzde 90.8 ile özel eğitim öğretmenliği, yüzde 89.9 ile havacılık elektrik ve elektroniği, yüzde 89.8 ile matematik mühendisliği ve yüzde 89.8 ile hemşirelik oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ön lisans seviyesinde en yüksek kayıtlı istihdama sahip olan bölümler polis meslek eğitimi (yüzde 92.6), elektrik enerjisi üretim, iletim ve dağıtımı (yüzde 87.4), uçak teknolojisi (yüzde 84.8), kontrol ve otomasyon teknolojisi (yüzde 83.9) ile elektrik (yüzde 83.7) oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>İŞ BULMA SÜRESİ 14.2 AY</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Lisans mezunlarında ortalama ilk iş bulma süresi 2024 yılında 14.4 ay iken, 2025 yılında 14.2 ay olarak gerçekleşti. Ön lisans mezunlarının ortalama ilk iş bulma süresi ise 2024 yılında 16 ay iken, 2025 yılında 15.8 ay olarak hesaplandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Lisans mezunlarının mezuniyetleri sonrası ilk iş bulma süre ortalamasının en kısa olduğu bölümler; dil ve konuşma terapisi (2.4 ay), tıp (3.9 ay), özel eğitim öğretmenliği (4.4 ay), eczacılık (4.6 ay) ile ergoterapi (7.6 ay) oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>EN ÇOK KAZANDIRANLAR</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ön lisans mezunlarının kazanç durumları incelendiğinde, aylık ortalama kazancı en yüksek olan beş bölüm; uçak teknolojisi, perakende satış ve mağaza yönetimi, polis meslek eğitimi, elektrik enerjisi üretim, iletim ve dağıtımı ile marka iletişimi ile oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>İLK İŞ BULMADA SAĞLIK</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Lisans mezunları için ilk iş bulma süresinin en kısa olduğu ilk beş eğitim ve öğretim alanı; sağlık ve refah (9 ay), bilişim ve iletişim teknolojileri (11.4 ay), mühendislik, imalat ve inşaat (11.6 ay), eğitim (12.9 ay) ile hizmetler (13.4 ay) olarak gerçekleşti. Ön lisans mezunlarının mezuniyetleri sonrası ilk iş bulma süre ortalamasının en kısa olduğu beş bölüm; polis meslek eğitimi (3 ay), optisyenlik (9.9 ay), aşçılık (10.8 ay), eczane hizmetleri (11.6 ay) ile sivil havacılık kabin hizmetleri (11.7 ay) oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>KAZANÇTA PİLOTAJ</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Lisans mezunlarının kazanç durumları incelendiğinde, aylık ortalama kazancı en yüksek olan beş bölüm sırasıyla; pilotaj, matematik mühendisliği, uzay mühendisliği, uçak mühendisliği ile kontrol ve otomasyon mühendisliği oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ön lisans mezunlarının kazanç durumları incelendiğinde, aylık ortalama kazancı en yüksek olan beş bölüm; uçak teknolojisi, perakende satış ve mağaza yönetimi, polis meslek eğitimi, elektrik enerjisi üretim, iletim ve dağıtımı ile marka iletişimi ile oldu. Ücretli çalışan (SGK 4/A) lisans mezunlarının öğrenim gördükleri eğitim ve öğretim alanı ile uyumlu bir meslek grubunda çalışma oranı 2025 yılında yüzde 56.7 olarak gerçekleşti.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 09:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/en-cok-kazandiran-meslekler-1784875227.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Özel&#039;in CHP&#039;ye ödettiği fatura</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/ozelin-chpye-odettigi-fatura-1493</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/ozelin-chpye-odettigi-fatura-1493</guid>
                <description><![CDATA[TÜRK siyasetinde bir ilk yaşanıyor.
Özgür Özel, CHP rozetini takıyor. CHP Grup Başkanı unvanını koruyor.
Meclis’te CHP’ye ayrılan Grup Başkanlığı’nın makam odasını kullanıyor.
CHP’nin grup salonunda kürsüye çıkıyor.
CHP Genel Merkezi’nin makam araçlarını kullanıyor. CHP’nin imkânlarını kullanarak CHP’yi bölüyor. CHP’yi bölmek için ‘Yeni Parti’yi kuruyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="color:hsl(0, 75%, 60%);"><strong>Hürriyet'ten Abdulkadir Selvi'nin makalesi:</strong></span></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/abdulkadir-selvi/ozgur-ozelin-giderayak-chpye-odettigi-fatura-43249892" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file">https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/abdulkadir-selvi/ozgur-ozelin-giderayak-chpye-odettigi-fatura-43249892</a></p><p class="MsoNormal">TÜRK siyasetinde bir ilk yaşanıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özgür&nbsp;Özel,&nbsp;CHP rozetini takıyor. CHP Grup Başkanı unvanını koruyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Meclis’te CHP’ye ayrılan Grup Başkanlığı’nın makam odasını kullanıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">CHP’nin grup salonunda kürsüye çıkıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">CHP Genel Merkezi’nin makam araçlarını kullanıyor. CHP’nin imkânlarını kullanarak CHP’yi bölüyor. CHP’yi bölmek için ‘Yeni Parti’yi kuruyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bunun Türk siyasetinde ikinci bir örneği yok.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">BAYKAL&nbsp;İSTİFA ETMİŞTİ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Deniz Baykal, CHP’yi açacağı zaman SHP’den istifa etmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erdoğan, Fazilet Partisi kapatıldıktan sonra Saadet Partisi’ne katılmayarak AK Parti’yi kurdu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mustafa Sarıgül, Muharrem İnce&nbsp;ve&nbsp;Emine Ülker Tarhan, CHP’den istifa ettikten sonra partilerini kurdular.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özgür&nbsp;Özel&nbsp;ise CHP’nin her türlü imkânını sonuna kadar kullanıyor hem de CHP’yi bölüyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Siyasi ahlaka ne kadar uygun düşüyor orasını size bırakıyorum.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özgür&nbsp;Özel’in yeni bir icraatı daha ortaya çıktı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Anlatacağım.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İCRA YOLUYLA ÖDEMİŞ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özgür&nbsp;Özel,&nbsp;CHP’nin Grup Başkanı ve Genel Başkanı olduğu dönemde Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan’a karşı kaybettiği tazminat davalarında ödeme için şöyle bir yol izlemiş.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özgür&nbsp;Özel,&nbsp;yerel mahkemede davayı kaybedip tazminat ödemeye mahkûm olduğunda davayı İstinaf mahkemesine taşıyor. İstinaf, yerel mahkemenin verdiği tazminat cezasını onadığı takdirde bu kez Yargıtay’a temyiz başvurusunda bulunuyor. Temyizde de kaybederse ödemeyi hemen yapmıyor. Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan’ın avukatlarının icraya vermesi üzerine ödeme yapıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Örneğin;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">-&nbsp;Özgür&nbsp;Özel,&nbsp;2019 yılında 37 bin 160 TL kaybetmiş. Ödemeyi İstinaf sonrası yapmış.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- 2023 yılında çarptırıldığı 65 bin TL’lik tazminatı cezasını ise Ankara 3. Genel İcra Dairesi’nin icra takibi üzerine gerçekleştirmiş.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">-&nbsp;Özgür&nbsp;Özel&nbsp;kaybettiği 157.005,04 TL’lik tazminat cezasını Ankara 8. İcra Dairesi’ne ödemiş.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">-&nbsp;Özgür&nbsp;Özel, 2025 yılında da Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan’a hakaretten dolayı 201 bin 249,28 TL tazminata mahkûm edilmiş. Onu da Ankara 8. İcra Dairesi’ne yine icra yoluyla ödemiş.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özgür&nbsp;Özel&nbsp;bir tarihe kadar karar İstinaf ve Yargıtay yoluyla kesinleşmeden ödeme yapmamış. Genellikle de icraya verildiği zaman ödemiş. Tabii bunlar&nbsp;Özgür&nbsp;Özel’in kendi şahsi hesabından ödenmemiş, CHP Genel Merkezi’nin resmi hesabından ödenmiş.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Grup Başkanvekili, Grup Başkanı ve Genel Başkan olduğu zaman CHP’nin kasasından ödenmesinde bir sorun yok.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ÖDEME&nbsp;ŞEKLİ&nbsp;DEĞİŞMİŞ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özgür&nbsp;Özel&nbsp;ne zaman ki yeni parti kurmaya karar vermiş, ne zaman ki CHP’den ayrılmayı kesinleştirmiş, o zaman tazminat cezalarını ödeme şekli de değişmiş.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nasıl değişmiş? Daha önce tazminat cezaları İstinaf ve Yargıtay’da kesinleşmeden, hatta icraya verilmeden önce ödemeyen&nbsp;Özgür&nbsp;Özel,&nbsp;bu kez yerel mahkeme tarafından tazminata mahkûm edildiği zaman ödemeyi yapmış. Hatta öyle acele etmişler ki, yerel mahkemenin gerekçeli kararı yazıp kendilerine tebliğ edilmesini dahi beklememişler. Yangından mal kaçırır gibi tazminat cezalarını CHP’nin kasasından ödetmişler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">CHP’NİN KASASINDAN<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Niye İstinaf ya da yargıtay sonucunu beklememiş, işin püf noktası burası.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özgür&nbsp;Özel, CHP’den ayrılmadan önce tazminat cezalarını da CHP’nin kasasından ödetmiş. Eğer İstinaf ve Yargıtay’ın onamasını bekleseydi cezaları ‘Yeni Parti’nin ödemesi gerekiyordu.&nbsp;Özgür&nbsp;Özel&nbsp;uyanıklık yapıp tazminat cezalarını bile CHP’ye yüklemiş.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Peki bu ne kadar bir paraya denk geliyor?<br>Tam 746 bin 981 lira. Eski deyimle 746 milyar lira.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ödemeler 22 Haziran tarihinde yapılmış. İlginç olan 22 Haziran tarihinde ilk kez&nbsp;Özgür&nbsp;Özel’in yeni parti kuracağı yönündeki haberler basında yer almaya başlamış. O zaman “Yürüyüş Partisi”ni kuracağı yönünde haberlere yer verilmiş.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ÖDENEN CEZALAR<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şimdi ödenen tazminat cezalarını tek tek yazacağım.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1-&nbsp;Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan’a hakaretten dolayı 159 bin 533 TL tazminata mahkûm edilmiş. Yerel mahkemenin gerekçeli kararı dahi kendisine tebliğ edilmeden 22 Haziran tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin İş Bankası’ndaki resmi hesabından ceza ödenmiş.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">2- Özgür&nbsp;Özel&nbsp;yine Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan’a hakaretten dolayı Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 159 bin 270 Tl tazminat cezasına çarptırılmış. Bu cezaya da itiraz edilmemiş, İstinafa götürme ya da Yargıtay’a taşıma gibi yollara başvurulmamış. Daha gerekçeli karar kendilerine tebliğ edilmeden ceza ödenmiş. Hangi tarihte? 22 Haziran 2026 tarihinde. Ödeme nasıl yapılmış? Tabi ki&nbsp; CHP’nin resmi hesabından.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">3-&nbsp;Ankara 32. Asliye Hukuk Mahkemesi,&nbsp;Özgür&nbsp;Özel’i Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan’a hakaretten dolayı 428 bin 178 TL tazminata mahkûm etmiş. Yine gerekçeli kararın tebliğ edilmesi beklenmeden 22 Haziran tarihinde ödeme yapılmış.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sormaya gerek var mı bilmiyorum ama bu para CHP’nin resmi hesabından ödenmiş.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özgür&nbsp;Özel, CHP’yi bölerken 746 bin liralık tazminat cezasını da CHP’nin kasasından ödetmiş.&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 09:22:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/ozelin-chpye-odettigi-fatura-1784874314.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kültür yolu festivallerine tepkiler artıyor</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/kultur-yolu-festivallerine-tepkiler-artiyor-1490</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/kultur-yolu-festivallerine-tepkiler-artiyor-1490</guid>
                <description><![CDATA[Anadolu Aşiretler Federasyonu, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen Kültür Yolu Festivalleri hakkında yazılı bir açıklama yayımladı. Genel Başkan Ferhat Armağan "Kültür; bir milletin inancı, ahlakı, aile yapısı, tarih şuuru ve medeniyet birikimidir. Kültür politikalarının yalnızca popüler etkinlikler üzerinden şekillendirilmesi kültürel kalkınma değil, kültürel yabancılaşmadır." dedi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">ANKARA – Türkiye genelinde 60 ilde temsilciliği bulunduğunu, bünyesinde 300'ün üzerinde aşiret, çok sayıda kanaat önderi, âlim, seyda ve akademisyeni barındırdığını belirten Anadolu Aşiretler Federasyonu, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen Kültür Yolu Festivalleri hakkında yazılı bir açıklama yayımladı. Federasyon Genel Başkanı Ferhat Armağan, kamu kaynaklarının kullanımı, kültür politikalarının içeriği ve Gazze'de yaşanan insani kriz nedeniyle festival organizasyonlarının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini savundu.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;"><strong>"Ekonomik Şartlar Dikkate Alınmalı"&nbsp;</strong><o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Açıklamada, Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik koşullar hatırlatılarak, kamu bütçesinden büyük organizasyonlara ayrılan kaynakların toplumda tartışmalara neden olduğu ifade edildi. Genel Başkan Ferhat Armağan açıklamasında şu değerlendirmelerde bulundu:<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">"Son yıllarda Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen Kültür Yolu Festivalleri, kültürel kalkınma ve sanatsal faaliyet söylemleriyle kamuoyuna sunulmaktadır. Ancak festivallerin içeriği, maliyeti ve toplumsal sonuçları dikkate alındığında milletimizin vicdanında ciddi soru işaretleri oluşmaktadır."</span></span><br><br><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;"><strong>Gazze Vurgusu&nbsp;</strong><o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Federasyon açıklamasında Gazze'de yaşanan insani kriz de geniş yer buldu. Armağan, Filistin'de yaşanan gelişmeler karşısında kültürel organizasyonların zamanlamasının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:</span></span><br><br><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">"Gazze'de çocuklar enkaz altında can verirken, anneler evlatlarını toprağa verirken günlerce süren konserlerin ve eğlence programlarının düzenlenmesi vicdan sahibi herkesin sorgulaması gereken bir durumdur."</span></span><br><br><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;"><strong>"Kültür Konserden İbaret Değildir"&nbsp;</strong><o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Federasyon, kültür kavramının yalnızca konser ve sahne etkinlikleriyle sınırlandırılamayacağını savundu. Açıklamada;&nbsp;<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">tarih bilincini güçlendiren çalışmalar,&nbsp;</span></span><br><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">aile yapısını destekleyen projeler,&nbsp;</span></span><br><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">milli ve manevi değerleri önceleyen etkinlikler,&nbsp;</span></span><br><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">geleneksel sanatların yaşatılması,</span></span><br><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">gençlerin kültürel kimliklerini güçlendirecek faaliyetlerin&nbsp;</span></span><br><br><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;"><o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">daha fazla desteklenmesi gerektiği ifade edildi. Ferhat Armağan, kültür politikalarının medeniyet birikimini esas alması gerektiğini belirterek şunları söyledi:</span></span><br><br><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">"Kültür; bir milletin inancı, ahlakı, aile yapısı, tarih şuuru ve medeniyet birikimidir. Kültür politikalarının yalnızca popüler etkinlikler üzerinden şekillendirilmesi kültürel kalkınma değil, kültürel yabancılaşmadır."</span></span><br><br><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Bakanlığa Yöneltilen Sorular Federasyon açıklamasında Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın cevaplaması talebiyle çeşitli sorular da yöneltildi.&nbsp;<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Sorular arasında;&nbsp;<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin maliyetler,&nbsp;</span></span><br><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">kültür politikalarının belirlenme kriterleri,&nbsp;</span></span><br><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">milli ve manevi değerlere yönelik faaliyetlerin desteklenme düzeyi,&nbsp;</span></span><br><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">vergi veren vatandaşların kültürel hassasiyetlerinin dikkate alınıp alınmadığı&nbsp;<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">gibi başlıklar yer aldı.&nbsp;<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;"><strong>"Kültüre Değil, Kamu Kaynaklarının Kullanımına İtiraz Ediyoruz"&nbsp;</strong><o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Açıklamanın sonunda Federasyon, kültür ve sanata karşı olmadıklarını vurgulayarak eleştirilerinin kamu kaynaklarının kullanımı ve kültür politikalarının içeriğine yönelik olduğunu ifade etti.&nbsp;<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Ferhat Armağan açıklamasını şu sözlerle tamamladı:<o:p></o:p></span></span></p><p><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;mso-ansi-language:TR;mso-bidi-font-family:Arial;mso-bidi-language:AR-SA;mso-bidi-theme-font:minor-bidi;mso-fareast-font-family:Calibri;mso-fareast-language:EN-US;mso-fareast-theme-font:minor-latin;">"Bizler kültüre, sanata ve gençlerin sosyal gelişimine karşı değiliz. Ancak kültür adı altında israfın meşrulaştırılmasına, ahlaki yozlaşmanın normalleştirilmesine ve milletimizin değerlerinden uzaklaşılmasına sessiz kalmamız mümkün değildir."</span></span><br><br><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;mso-ansi-language:TR;mso-bidi-font-family:Arial;mso-bidi-language:AR-SA;mso-bidi-theme-font:minor-bidi;mso-fareast-font-family:Calibri;mso-fareast-language:EN-US;mso-fareast-theme-font:minor-latin;">"Kültür; eğlenceye indirgenemeyecek kadar derin, milletimizin değerleri ise göz ardı edilemeyecek kadar kıymetlidir."</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 09:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/kultur-yolu-festivallerine-tepkiler-artiyor-1784788450.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İttifakın geleceğinde kilit ülke Türkiye</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/ittifakin-geleceginde-kilit-ulke-turkiye-1486</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/ittifakin-geleceginde-kilit-ulke-turkiye-1486</guid>
                <description><![CDATA[ABD medyası, Türkiye'nin askeri gücü, yerli savunma sanayisi ve diplomatik etkisiyle NATO'nun güvenlik mimarisinde vazgeçilmez bir konuma yükseldiğini belirtti. Ankara'nın stratejik değerinin önümüzdeki süreçte daha da artacağı vurgulandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">ABD medyası, Türkiye'nin askeri gücü, yerli savunma sanayisi ve diplomatik etkisiyle NATO'nun güvenlik mimarisinde vazgeçilmez bir konuma yükseldiğini belirtti. Ankara'nın stratejik değerinin önümüzdeki süreçte daha da artacağı vurgulandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.sabah.com.tr/haberleri/abd" target="_blank">ABD</a>&nbsp;merkezli Eurasia Review,&nbsp;<a href="https://www.sabah.com.tr/haberleri/turkiye" target="_blank">Türkiye</a>'nin&nbsp;<a href="https://www.sabah.com.tr/haberleri/nato" target="_blank">NATO</a>&nbsp;içindeki stratejik rolünü ele alan kapsamlı analizinde, Rusya-Ukrayna savaşının ardından Ankara'nın İttifak açısından öneminin yalnızca coğrafi konumundan ibaret olmadığını vurguladı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"NATO'NUN GELECEĞİNDE BELİRLEYİCİ ÜLKE"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analizde, Türkiye'nin askeri kapasitesi, savunma sanayisindeki atılımları ve diplomatik etkisi sayesinde NATO'nun geleceğinde belirleyici ülkelerden biri haline geldiği ifade edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"KARADENİZ DENGESİ TÜRKİYE'NİN ELİNDE"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analizde, Rusya-Ukrayna savaşının Karadeniz'i yeniden Avrupa güvenliğinin merkezine taşıdığı belirtildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Montrö Boğazlar Sözleşmesi kapsamında Türk Boğazları'nı kontrol eden Türkiye'nin, Karadeniz'e giriş çıkışları düzenleyebilen tek NATO ülkesi olduğuna dikkat çekildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ankara'nın savaşın başlamasının ardından Montrö hükümlerini uygulayarak savaşan tarafların savaş gemilerine geçiş kısıtlaması getirmesinin, bölgedeki gerilimin daha fazla tırmanmasını önleyen kritik adımlardan biri olduğu değerlendirildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"NATO'NUN EN GÜÇLÜ ORDULARINDAN BİRİ"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Eurasia Review analizinde, Türkiye'nin NATO'nun ikinci büyük daimi ordusuna sahip olduğu hatırlatılarak, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin terörle mücadele, sınır ötesi operasyonlar, barışı koruma görevleri ve NATO misyonlarında edindiği tecrübenin İttifak için büyük avantaj sağladığı ifade edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analizde, NATO'nun hızlı reaksiyon ve caydırıcılık kabiliyetine daha fazla önem verdiği yeni dönemde Türkiye'nin operasyonel deneyiminin stratejik değer taşıdığı vurgulandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"TÜRKİYE'NİN NATO'DAKİ AĞIRLIĞI ARTTI"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analizde son yıllarda Türk savunma şirketlerinin geliştirdiği yerli ve milli savunma teknolojilerinin Türkiye'nin NATO içindeki ağırlığını artırdığı belirtildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özellikle insansız hava araçları, hassas güdümlü mühimmatlar ve elektronik harp teknolojilerinde Türkiye'nin elde ettiği başarıların, modern savaşın ihtiyaçlarına doğrudan karşılık verdiği ifade edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu gelişmelerin Türkiye'yi yalnızca kendi güvenliğini sağlayan değil, NATO'nun teknolojik dönüşümüne katkı sunan önemli bir aktör konumuna taşıdığı kaydedildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"ARABULUCULUK ROLÜ KÜRESEL GÜVENLİĞE KATKI SAĞLADI"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analizde Türkiye'nin savaş boyunca hem Ukrayna hem de Rusya ile diyalog kanallarını açık tutmasının Ankara'ya benzersiz bir diplomatik rol kazandırdığı ifade edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye'nin Ukrayna ve Rusya ile iletişimini sürdürdüğü, Karadeniz Tahıl Girişimi gibi kritik diplomatik süreçlerde arabulucu rolü üstlenerek bölgesel ve küresel güvenliğe önemli katkı sağladığı vurgulandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"TÜRKİYE'NİN DEĞERİ DAHA DA ARTACAK"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Eurasia Review analizinin sonuç bölümünde ise NATO'nun önümüzdeki yıllarda askeri caydırıcılığın yanı sıra savunma sanayisi, teknoloji, dayanıklılık ve bölgesel ortaklıklara daha fazla ağırlık vereceği belirtildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu süreçte Türkiye'nin sahip olduğu askeri güç, gelişen savunma sanayisi, stratejik konumu ve diplomatik esnekliği sayesinde İttifak'ın en kritik ülkelerinden biri olmaya devam edeceği değerlendirilirken, Ankara'nın öneminin artık yalnızca bulunduğu coğrafyadan değil, NATO'ya sunduğu somut katkılardan kaynaklandığı ifade edildi.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/ittifakin-geleceginde-kilit-ulke-turkiye-1784725509.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İhtişamı hazmedemeyenler</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/ihtisami-hazmedemeyenler-1463</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/ihtisami-hazmedemeyenler-1463</guid>
                <description><![CDATA[Her devletin kendine has özel törenleri vardır. Bu törenler o devletin geçmişten getirdiği ve kendisiyle özdeşleştirdiği özel uygulamalardır. Eskiden devletler arası protokoller daha çok elçilerin gidiş gelişlerinde kendini gösterirdi. Bugünkü gibi devlet başkanlarının birbirlerini ziyareti nadiren ancak dost devletler nezdinde vuku bulurdu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="color:hsl(0, 75%, 60%);"><strong>Prof.Dr. Ahmet Şimşirgil- Türkiye Gazetesi</strong></span></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/osmanlida-kudret-ve-ihtisamin-gostergesi-1803666" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file">https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/osmanlida-kudret-ve-ihtisamin-gostergesi-1803666</a></p><p class="MsoNormal">Her devletin kendine has özel törenleri vardır. Bu törenler o devletin geçmişten getirdiği ve kendisiyle özdeşleştirdiği özel uygulamalardır. Eskiden devletler arası protokoller daha çok elçilerin gidiş gelişlerinde kendini gösterirdi. Bugünkü gibi devlet başkanlarının birbirlerini ziyareti nadiren ancak dost devletler nezdinde vuku bulurdu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Osmanlı İmparatorluğu’nda da devletler arası diplomatik protokol kuralları açısından, elçi kabulleri sıkı hiyerarşik uygulamalar içerisinde yapılmıştır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sultan II. Murad döneminde Edirne Sarayı’ndaki ilk elçi kabulünden, merkezin İstanbul’a nakliyle birlikte Topkapı Sarayı’ndaki elçi kabul törenlerine kadar, gelen elçilere hep devletin büyüklüğü ve ihtişamı gösterilmek amaçlanmıştır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Osmanlı Devleti diplomatik ilişkilerde muhatap devletlere karşı farklılık arz eden tutum sergilemekteydi. Bu tutum ilişkilerin mahiyetine, dostluğun derecesine, komşuluk durumuna, gösterilen iyi niyet ve samimiyete ve iktisadi şartlara göre değişmekteydi. Diplomatik ilişkilere uygun şekilde elçilere gereken medeni ve insani ihtimamın gösterildiği yabancı kaynaklarda da belirtilmektedir. Bu karşılamada ahitnamelere sadakat, devletin şeref ve haysiyetine saygı önem arz etmekteydi. Diplomatik düsturlara riayet eden devletlere ve elçilere hem din hem milliyet esaslarına uygun şekilde gereken ilgi ve hürmete önem verilmiştir. Aksi durumlarda ise bilmukabele gereken muamele tatbik edilmekteydi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Osmanlılarda genellikle elçinin saraya kabul edileceği gün&nbsp;<strong>“Ulufe divanı”</strong>na tesadüf ettirilirdi. Ulufe divanında Osmanlının ihtişamı ve teşrifatı gösterilirdi. Ulufe gününden başka bir gündeki elçi kabulüne&nbsp;<strong>“resmi adi”</strong>&nbsp;denilirdi. Topkapı Sarayı’nda elçilere sunulan gösteri Babüsselâm ile Bâbüssaâde arasında uzanan ikinci avluda vuku bulurdu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yabancı elçilerin kabul merasimleri burada başlardı. Merasim esnasında yeniçeriler alanın sağ, sipahiler ise sol tarafında en gösterişli giysileri ve elçileri şaşırtan bir düzen içerisinde dizilirlerdi. Yeniçeri ağası Bâbüsselâm’ın saçağı altında otururdu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Böyle törenlerde bütün revaklara değerli kumaşlar, halılar asılır, altın zincirleriyle aslanlar ve kaplanlar gezdirilirdi. Elçiler, sadrazam ve vezirler tarafından Kubbealtı Revakı altında karşılanırdı. Şayet padişah elçiyi kabul edecekse Bâbüssaâde’den Arz Odası’na alınırlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Elçilerin getirdikleri hediyeler ise bir gün önceden buraya getirilir ve Bâbüssaâde’nin sol tarafındaki revaklar altına konarak teşhir edilirdi. Elçilere Kubbealtı’nda ve refakatçilerine avluda, revaklar altında yemek verilirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Böylece devletin zenginliği, gücü, haşmeti ve ihtişamı yabancı devlet elçilerine muhteşem alaylar ile gösterilmiş olurdu...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Hazımsızlık!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu düşünce içinde değerlendirildiğinde&nbsp;<strong>36. NATO Zirvesi,</strong>&nbsp;devletimizin itibarı açısından çok büyük izler bıraktı. Organizasyon muhteşemdi. Gerçi Türk ve Müslüman ismi taşıyan nice garazkâr, Türkiye’yi küçük düşürmek için yapmadığını bırakmadı. Olmadık tenkitler getirmeye çalıştı. Türkiye’de rejimin değiştiğini söyleyenler dahi çıktı…<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aslında rejimin değiştiği yoktu. Devlet, tarihî mirasının önemini kavramıştı hepsi bu... Feryat figan bağıranlar bunu hazmedemiyordu. İstiyorlardı ki her şey tek parti dönemindeki gibi olsun. Türk’e ait her ne varsa düşman ilan edilsin. Avrupalı, Amerikalı gelsin, tepeden tırnağa hepimizi hizaya soksun gitsin…<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bilmedikleri veya bilmek istemedikleri şey şu ki artık bu günler geçmişte kaldı. Ne Türkiye’nin durumu ne dünya konjonktürü buna müsait. Artık Batı’dan yardım dilenen bir ülke yok. Ortaklık teklif eden, ortaklık tekliflerine açık olan bir ülke var. Diz çöktüğümüz günler geride kaldı...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İşte insan bu noktada sormadan edemiyor: Bu durumdan Türk kanı taşıyan biri memnuniyetsizlik duyar mı? Cevabı da verelim: Elbette hayır... Şu hâlde Türk isimleriyle aramızda dolaşan bu insanlar kim? Yoksa bunlar soyadı kanunu ile kamufle olmuş gizli gayrimüslimler mi?!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Liderlerin Osmanlı askerleri arasından Tayyip Beye doğru yürümeleri içeriye dışarıya çok güzel bir mesajdı: Ben böyle bir tarihî kimlikten geliyorum. Benim hakkımda plan yaparken Fatih’in nesli olduğumu hatırdan çıkarmayın. Bir telefonla her şeyi altüst ettiğiniz günler geride kaldı. Birlikte yürüyebiliriz fakat artık müstemleke değil ortağız. Sakın içerideki adamlarınıza güvenmeyin, onları da sizi de çözdük…<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Batı'nın yeni duruma hazırlıklı olduğunu da söylemeliyiz. O kadar liderden bir tanesi bile mehter koridorundan geçerken yüzünü ekşitmedi. Hatta yüz ifadelerinde sadece memnuniyet değil hayranlık da vardı. Trump bile başparmağıyla&nbsp;<strong>“harika”</strong>&nbsp;işareti yaptı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yüzünü ekşitenler, bununla da kalmayıp tepinenler&nbsp;<strong>"Eski Türkiye"</strong>den kalma tipler. Bunların Türk milletine duydukları kin o kadar büyük ki konuşurken ve yazarken söz konusu düşmanlıkları sebebiyle akılları örtülüyor. Can Ataklı’nın NATO zirvesi ile ilgili sözleri bize bunları düşündürdü…<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>NATO Türkiye’ye muhtaç!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Elbette 36. NATO Zirvesi'nin siyasi pek çok mesajları da vardı. Zirveye, Tayyip Bey dolayısıyla Türkiye için geldiğini söyleyen Trump, ne kadar samimi bilemeyiz. İşin bilebildiğimiz kısmı şu ki;&nbsp;<strong>Amerika, Türkiye’yi karşısına alarak bir yere varamayacağını artık anlamış durumdadır.</strong>&nbsp;Ancak bunu, muhtemel Türk-İsrail savaşında Amerika yanımızda olur diye düşünmek de safdillik olur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şayet öyle bir gelişme olsa anında dişini gösterecek ve karşımıza dikilecektir. Bizi yutabileceği bir lokma olarak görürse İran’a yaptığından çok daha fazlasını üzerimizde deneyecektir. Ancak Türkiye’nin bugünkü gücünün de farkındadır. Bölge için etkisini ve nüfuzunu görmektedir. Türkiye’yi devre dışı bırakan Amerika’nın son kırk yılda nasıl bir bataklığa düştüğünün farkındadır. Muhtemelen siyasetini de buna göre şekillendirmektedir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Esasen Türkiye bugünkü dünyada sadece Amerika için değil Avrupa için de vazgeçilmezdir. Türkiye Batı için asla Rusya ve Çin’e terk edilebilecek bir ülke değildir. Gerek hazarda gerek seferde yanında tutulması gereken bir ülkedir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Üstelik her geçen gün güçlenen ve tam bağımsızlık yolunda ciddi adımlar atan bir ülkenin dışlanması, dışlayan için hazin sonuçlar doğurur. Bunu Batı çok iyi bilir ve bugün bu bilginin gereğini yapmaktadır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye’ye en azından bir müddet için ne kadar muhtaç olduklarını gösteren deliller NATO toplantısı sonunda ilan edilen sonuç bildirisinde var. Orada İran ve Ukrayna savaşı ile ilgili mühim ifadeler bulunuyor. Bilhassa Ukrayna ile ilgili ifadeler savaşın uzayacağının en net delilidir Şöyle ki:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>“Avrupalı müttefikler, 2026 yılı için Ukrayna'ya askerî teçhizat, yardım ve eğitim desteği kapsamında 70 milyar avro taahhüdünde bulunuyor ve 2027'de de en az aynı seviyede desteği sürdürme yönündeki egemen taahhütlerini teyit ediyor.”</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İran ile ilgili olarak da bildiride şunlar var:&nbsp;<i>“Müttefikler, İran’ın hiçbir zaman nükleer silaha sahip olmaması gerektiğini tekrarlıyor ve İran’a Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer hürriyetine tam anlamıyla saygı gösterme çağrısında bulunuyor.”</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu durumda Türkiye’nin ABD ve Avrupa için değerini anlamak gerekir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>İspanya neden hedefte?</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">NATO Zirvesinde Trump İspanya’yı çok sert tehdit etmişti. Şöyle ki:&nbsp;<i>“İspanya vakit kaybı, berbat bir müttefik, onlarla hiçbir şey istemiyorum. Onlarla görüşmek bile istemiyorum, bütün bağlantıları keselim, koşarak dönsünler. Onlar kötü insanlar."</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bunda İspanya’nın NATO’ya gerekli bütçeyi ayırmaması müessir görünse de asıl sebep devletiyle halkıyla Gazze’nin yanında yer almasıdır. İspanya bu konuda devlet olarak Türkiye kadar bir tepki ortaya koydu. Halkın tepkisi ise bizleri kat kat geride bıraktı. Türkiye’de toplanamayan kalabalıklar İspanya meydanlarında toplandı. Üstelik bunlar coşkulu kalabalıklardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Trump, Ankara'daki NATO Zirvesi sırasında yaptığı açıklamada ise, İspanya için&nbsp;<i>“umutsuz vaka”</i>&nbsp;yakıştırması yaparak, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent'e bu ülke ile tüm ticari ilişkilerin kesilmesi talimatını vermişti. Trump,&nbsp;<i>“Artık İspanya ile herhangi bir ticari iş yapmak istemiyoruz. İspanya berbat bir NATO müttefiki. Katılım sağlamıyorlar, ödeme yapmıyorlar. İspanya ile hiçbir işim olsun istemiyorum. Lütfen İspanya ile tüm ticareti kesin, ziyaretler de dâhil. Onlarla hiçbir işimiz olsun istemiyoruz”</i>&nbsp;ifadelerini kullanmıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Amerika her kayd u şartta İsrail’i korumayı hedeflese de günümüz dünyasında bu giderek imkânsızlaşıyor. Bunu tersine döndürmek için savunma sanayiinde yeni yeni kararlar alsa da zaman zaman Netanyahu’ya çıkışları, sonuçtan umutlu olmadığını gösteriyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Böyle giderse uzak sayılmayacak bir gelecekte İsrail’i feda etmek durumunda kalabilir. Zira bu yükü taşımak zamanla ana gövdeyi felakete götürecektir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dolayısıyla İspanya’nın duruşunun ne kadar kıymetli olduğunu da bilmek gerekiyor. İspanya liderinin Trump’ın zehir zemberek açıklamalarına sakin cevapları da tam bir liderlik göstergesiydi. Onun cevabının ülkemiz TV’lerinde daha çok takdir edilmesini ve değerlendirilmesini beklerdim.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mazlumun yanında olanlar her zaman kazanacaktır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 19 Jul 2026 12:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/ihtisami-hazmedemeyenler-1784454928.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye F-35&#039;leri neden istiyor</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/turkiye-f-35leri-neden-istiyor-1444</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/turkiye-f-35leri-neden-istiyor-1444</guid>
                <description><![CDATA[Yunanistan’ın eski Genelkurmay Başkanı (2019-2020) ve Hava Kuvvetleri Komutanı (2017-2019) Emekli Orgeneral Hristos Hristodulu, Türkiye'nin F-35'leri bambaşka bir sebeple aldığını öne sürdü.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Yunanistan’ın eski Genelkurmay Başkanı (2019-2020) ve Hava Kuvvetleri Komutanı (2017-2019) Emekli Orgeneral Hristos Hristodulu, Türkiye'nin F-35'leri bambaşka bir sebeple aldığını öne sürdü.<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">X'ten Bedrettin Bölükbaşı'nın haberine göre, Eski Genelkurmay Başkanı Hristos Hristodulu katıldığı bir yayında uçuk iddialarda bulundu. F-35'leri Kaan projesiyle ilişkilendiren Yunan isim söz konusu hamlenin İsrail ya da Yunanistan olmadığını öne sürdü.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hristodulu yaptığı açıklamada, "Size bir bilgi vereceğim ki bunu başka yerde yazılı görseydim söylemezdim. Bırakalım bunu ABD Büyükelçiliği duysun. Türkiye F-35'leri neden istiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Amerika'da bulunan o altı uçağı alıp kendi savaş uçakları için tersine mühendislik yapmak istiyor. F-35'ler Türkiye'nin umrunda değil. Onlar aslında bunlarla ilgilenmiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tüm bunları sağda solda söylenenleri dinlemeyin. Ben beş yıl önce "Türkiye ve F-35" başlıklı bir makale yazdım. Ankara bu savaş uçaklarını başka bir amaç için envanterine katmak istiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye, F-35’e tersine mühendislik yapıp kendi savaş uçağı (KAAN) için yazılım geliştirmek istiyor. Altı F-35’i almak istemesinin sebebi bu. Asıl mesele S-400 ne de başka bir şeydir" dedi.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 14:36:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/turkiye-f-35leri-neden-istiyor-1784201853.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>FETÖ&#039;nün asıl patronu Yahudilerdir</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/fetonun-asil-patronu-yahudilerdir-1442</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/fetonun-asil-patronu-yahudilerdir-1442</guid>
                <description><![CDATA[Yahudiler "maşa" kullanmakta çok ustadır. İttihatçı, Kemalist, Gülenist, Evanjelist her türlü maşayı "sinsice" kullanırlar. Bize ABD işi gibi görünen operasyonların arkasında hep İsrail var.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="color:hsl(0,75%,60%);"><strong>Star Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Nuh Albayrak'ın makalesi:</strong></span></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/fetonun-asil-patronu-yahudilerdir-15-temmuz-israil-projesidir-yazi-2027741/" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file">https://www.star.com.tr/yazar/fetonun-asil-patronu-yahudilerdir-15-temmuz-israil-projesidir-yazi-2027741/</a></p><p class="MsoNormal">Bölgemizdeki&nbsp;<strong>"Siyonist"</strong>&nbsp;operasyonların perde arkası ve İsrail'in,&nbsp;<strong>"iç cephe"</strong>&nbsp;entrikası doğru anlaşılamazsa yeni hıyanetler kaçınılmazdır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yahudiler&nbsp;<strong>"maşa"</strong>&nbsp;kullanmakta çok ustadır. İttihatçı, Kemalist, Gülenist, Evanjelist her türlü maşayı&nbsp;<strong>"sinsice"</strong>&nbsp;kullanırlar. Bize ABD işi gibi görünen operasyonların arkasında hep İsrail var.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">11 Eylül 2001 kumpaslarını kullanan Bush'un&nbsp;<strong>"Uzun bir Haçlı Seferi başlatıyoruz"</strong>&nbsp;açıklaması asıl hedefi perdelemiştir. Çünkü, işgallerle başlayıp&nbsp;<strong>"Bahar"</strong>&nbsp;darbeleriyle olgunlaştırılan süreç aslında bölgeyi&nbsp;<strong>"Büyük İsrail"</strong>e hazırlıyordu!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu plân tabii ki, Türkiye'yi de içine alıyordu!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özellikle 2011'de başlayan&nbsp;<strong>"Suriye Baharı"</strong>ndan itibaren Türkiye'de yaşanan operasyonlar ve FETÖ'nün aldığı rol, bu açıdan değerlendirilirse, İsrail'in&nbsp;<strong>"içimizde"</strong>&nbsp;neler çevirdiği görülecektir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Bu tespit, İsrail'in yine "gedik" aradığı bu günlerde çok önemlidir.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>HAÇLI SİYONİST İTTİFAKIN "BÜYÜK İSRAİL" OPERASYONU</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">2001'de Afganistan ve Irak işgaliyle başlayan&nbsp;<strong>"Büyük İsrail Projesi"</strong>&nbsp;2010'daki&nbsp;<strong>"yalancı bahar"</strong>la, komşumuz Suriye'ye uzanmıştı. Tunus, Mısır ve Libya'yı sarsan senaryo aynen tekrarlanıyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">15 Mart 2011 günü, Dera'daki göstericilere ateş açtırarak&nbsp;<strong>"iç savaş"</strong>&nbsp;başlatan Nusayrî Beşar Esad'ın, neden ilk iş olarak Kandil'deki en azılı teröristleri getirip sınırımıza yerleştirdiği iyi anlaşılmadı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Çünkü bu operasyon, Kürtlere kimlik bile vermeyen Esad'ın işi değildi. Nitekim sınırımızdaki terör yuvaları; ABD, İsrail ve İran'ın desteğiyle hızla güçlenmiş ve başımıza bela olmuştu!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye'yi terörle meşgul etmek kimin stratejisiydi?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu sorunun cevabını,&nbsp;<strong>"Suriye'yi iç savaşa biz soktuk"</strong>&nbsp;diyen Ehud Olmert vermişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>TÜRKİYE'NİN ASIL PROBLEMİ "İÇERİDE" İDİ!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">2009 yılında büyük bir kararlılıkla başlattığımız&nbsp;<strong>"Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi",</strong>&nbsp;ilgili birimlerin kontrolünde hızla ilerliyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yani Türkiye, sınırımızda<strong>&nbsp;"PKK koridoru"</strong>&nbsp;kuran İsrail'in plânını altüst ediyordu!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tam da bu aşamada (14 Eylül 2011),&nbsp;<strong>"Oslo görüşmeleri"</strong>ni sızdıran FETÖ, sizce kime çalışıyordu?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"MİT, PKK ile görüşüyor"</strong>&nbsp;algısını yayan FETÖ, MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı 7 Şubat 2012'de kimin emriyle&nbsp;<strong>"ifadeye"</strong>&nbsp;çağırmıştı?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bütün bu kumpaslara rağmen devlet,&nbsp;<strong>"çözüm"</strong>de ısrar etmiş ve 21 Mart 2013 günü&nbsp;<strong>"Nevruz"</strong>&nbsp;için toplanan halka, PKK elebaşı Öcalan'ın&nbsp;<i><strong>"Silah bırakın&nbsp;</strong></i><strong>ve ülkeyi terk edin"</strong><i>&nbsp;</i>çağrısı&nbsp;<strong>"Kürtçe"</strong>&nbsp;okunmuştu.&nbsp;<i>25 Nisan'da ise Kandil'den,&nbsp;<strong>"Silahlı gruplar Kuzey Irak'a çekilecek"</strong>&nbsp;açıklaması yapılmıştı!</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>İSRAİL İÇİN EN KULLANIŞLI MAŞA FETÖ İDİ</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye, yüz yıllık&nbsp;<strong>"vesayet prangası"</strong>nın son halkasından da kurtulmak üzereydi: Halbuki&nbsp;<i>İsrail, bunu asla istemiyordu!</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mutlaka bir şeyler yapılmalıydı!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yine&nbsp;<strong>"iç cephe"</strong>deki&nbsp;<strong>"büyük halka"</strong>&nbsp;kullanılmalıydı! Zira geçmiş yıllarda da&nbsp;<strong>"Güneydeki dost"</strong>a kritik hizmetler veren FETÖ, İsrail'in en kullanışlı&nbsp;<strong>"maşa"</strong>sı idi!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nitekim 28 Şubat fitnesini de, FETÖ'nün sinsi desteği sayesinde gerçekleştirmişlerdi. Zira bu&nbsp;<strong>"algı darbesi"</strong>nde,&nbsp;<strong>"Başörtüsü furuattır"</strong>&nbsp;gibi&nbsp;<strong>"ısmarlama fetva"</strong>lar veren cemaatçi(!) Fetullah Gülen'in, Refah-Yol Hükümetine&nbsp;<strong>"Beceremediniz gidin"</strong>&nbsp;demesi sonucu belirlemişti!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Böylece, Arap ülkeleriyle&nbsp;<strong>"barışarak"</strong>&nbsp;İsrail'i arkadan kuşatmayı plânlayan Türkiye'yi diz çöktürmüş; aynı zamanda F-4 Phantom, F-5 Tiger II savaş uçaklarının satışı ve M-60 Patton tanklarının modernizasyonu gibi nice&nbsp;<strong>"bonus"lar</strong>&nbsp;götürmüşlerdi!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Çok kritik ayrıntılar için:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/mesele-senlik-degildir-terorsuz-turkiyede-28-subat-denemeleri-artabilir-yazi-1999898/" target="_blank">https://www.star.com.tr/yazar/mesele-senlik-degildir-terorsuz-turkiyede-28-subat-denemeleri-artabilir-yazi-1999898/</a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>TERÖR BİTERSE İSRAİL'İN HAYALLERİ DE BİTER!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">27 Mayıs 2013 tarihinde,&nbsp;<strong>"Gezi Parkı'nda ağaç katliamı"</strong>&nbsp;yalanıyla başlatılan protestolar,&nbsp;<strong>"Kadife Devrim, Arap Baharı"</strong>&nbsp;operasyonlarının mimarı&nbsp;<strong>Gene Sharp</strong>'ın sosyal medya üzerinden uyguladığı&nbsp;<strong>"Sivil İtaatsizlik"</strong>&nbsp;yöntemleriyle&nbsp;<strong>"kalkışma"</strong>ya dönüştürülmüştü.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Finansör yine<strong>&nbsp;George Soros</strong>&nbsp;idi. Tabii ki, Erdoğan'dan kurtulmak isteyen işadamları da ilgisiz değildi!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">En kritik bölüm olan ayaklanmanın bütün Türkiye'ye yayılması görevi de FETÖ'ye verilmişti!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Eylemlerin sadece&nbsp;<strong>"oturma"</strong>&nbsp;şeklinde devam ettiği 30 Mayıs sabahı saat 05.00'te Taksim'e TOMA'lar eşliğinde dalan&nbsp;<strong>"Emniyet güçleri"</strong>&nbsp;adeta&nbsp;<strong>"Oturmayın; saldırın"</strong>&nbsp;demişti!<strong>&nbsp;</strong>Zira, Emniyet Müdür Yardımcıları Mithat Aynacı ve Yunus Dolar, göstericilere 150 bin biber gazı fişeği ve 300 ton su sıktırmıştı. Ramazan Emekli ise, içinde uyuyanların olduğu çadırları benzinle yaktırmıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İsrail'in siparişiyle çığırından çıkan olaylar bütün Türkiye'ye yayılmış ve 112 gün devam etmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>HAŞHAŞÎLER DE YAHUDİLERE HİZMET EDİYORDU</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Türkiye'yi karıştıranlar, diğer taraftan da Kandil'dekilere "<strong>Suriye'de sizin için muhteşem bir alan açıyoruz. Silah bırakmak, asrın fırsatını ıskalamaktır"&nbsp;</strong>diye fısıldamış; PKK da, geri çekilmeyi tamamen durdurmuştu.</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Birkaç ay sonra (17 Aralık 2013),&nbsp;<strong>"savcı</strong>&nbsp;<strong>cübbeli"</strong>&nbsp;Celal Kara'nın&nbsp;<strong>"yolsuzluk"</strong>&nbsp;maskeli&nbsp;<strong>"darbe"</strong>&nbsp;teşebbüsü üzerine Başbakan Erdoğan Fetullahçılara, çok&nbsp;<strong>"anlamlı"</strong>&nbsp;bir benzetmeyle&nbsp;<strong>"Haşhaşîler"</strong>&nbsp;demişti.<a href="https://www.star.com.tr/yazar/fetonun-asil-patronu-yahudilerdir-15-temmuz-israil-projesidir-yazi-2027741/#_ftn1" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref1;">[1]</span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Anlamlıydı, çünkü&nbsp;<strong>"Haşhaşî"</strong>&nbsp;denilen&nbsp;<strong>"dai"</strong>leriyle Selçuklu Devleti'ni içeriden yıkan Hasan Sabbah da Yahudiler için çalışıyordu! Nitekim bir Yahudi bile Haşhaşî suikastına uğramamıştı!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>İSRAİL EMRETTİ, SURİYE'YE HAREKÂTI FETÖ ENGELLEDİ</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gezi'den itibaren yoğunlaşan kumpasların asıl amacı, Türkiye'nin bunaltılması ve kendi derdine düşmesiydi. Çünkü Suriye'deki operasyonların nihaî hedefi, İsrail'in Türkiye'ye karadan ulaşmasıydı. Bu ise ancak; Türkiye'nin, Suriye'de olup bitenlere müdahale edememesiyle mümkündü!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">PKK/YPG terör koridoru çabalarının sebebi de Türkiye'nin tecrit edilmesiydi! Bölge, PKK'lıların eğitilip gönderildiği bir&nbsp;<strong>"terör tarlası"&nbsp;</strong>haline gelmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Başbakan Erdoğan'ın&nbsp;<strong>"Sınır ötesi operasyonlarla terörü kaynağında yok edelim"</strong>&nbsp;talimatlarını, TSK'daki FETÖ'cülerin&nbsp;<strong>"Suriye bataklıktır, girersek çıkamayız"</strong>&nbsp;raporlarıyla engellenmesinin sebebi de buydu!<a href="https://www.star.com.tr/yazar/fetonun-asil-patronu-yahudilerdir-15-temmuz-israil-projesidir-yazi-2027741/#_ftn2" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref2;">[2]</span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nitekim terör kaynaklarını kurutmaya yönelik harekâtlar, 15 Temmuz sonrasında hemen başlamıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>MİT TIR'LARINA BASKIN, İSRAİL OPERASYONU İDİ!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bütün bunlara rağmen Türkiye engellenemiyordu! 25 Aralık operasyonundan bir hafta sonra Suriye'ye yardım götüren TIR, Kırıkhan Cumhuriyet Savcısının talimatıyla 1 Ocak 2014'te,&nbsp;<strong>"Mühimmat taşıyor"</strong>&nbsp;gerekçesiyle durdurulmuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İki hafta sonra (19 Ocak'ta) yine MİT'e ait üç TIR,&nbsp;<strong>"Kaçak silah ve mühimmat taşıyor"</strong>&nbsp;bahanesiyle Ceyhan'da durdurulmuş ve kamera kaydı yapılmıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Başbakan Erdoğan, o akşam katıldığı bir TV programında,&nbsp;<strong>"Jandarma, MİT personelini silah zoruyla yere yatırarak tekmeledi"</strong>&nbsp;demişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kumpasçı FETÖ savcısı Özcan Şişman, 11 Mayıs 2013 tarihindeki Reyhanlı saldırılarına da&nbsp;<strong>"resmen"</strong>&nbsp;göz yummuştu. Zira MİT, saldırıda kullanılacak araçların plakasını bile vermişti. Ancak, gözaltına alınması gereken teröristlere dokunmayan FETÖ'cü Şişman, İsrail'in talimatı gereği 53 sivili&nbsp;<strong>"bilerek"</strong>&nbsp;feda etmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>DEVLETE İHANET; TERÖRE DESTEK</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">FETÖ'cüler, terörle mücadelede görev almak için can atıyordu! Herkes de bunu&nbsp;<strong>"fedakârlık"</strong>&nbsp;sanıyordu! Oysa,&nbsp;<strong>"Çözüm Süreci"</strong>nden sonra terörün tekrar azmasında, FETÖ'cü mülkî amir ve askerlerin PKK'ya verdiği desteğin büyük etkisi olmuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Terör yuvalarını bilerek pas geçen FETÖ pilotları, 24 Kasım 2015 günü sınırı kısa süre ihlâl eden Rus uçağını&nbsp;<strong>"Suriye'de"</strong>&nbsp;düşürmüştü! Başbakan Ahmet Davutoğlu,&nbsp;<strong>"Emri ben verdim"</strong>&nbsp;diyerek, kahramanlık yapmıştı ama işin aslı, Türkiye'yi Rusya ile savaşa sokmak için organize edilmiş bir FETÖ/İsrail oyunuydu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">O günlerde Türkiye'nin Rusya ile çatışması, İsrail'in 75 yıllık hayalinin gerçekleşmesi anlamına geliyordu!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>SEMİH TERZİ, DEAŞ'A KOORDİNAT VERDİ</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sınır ötesinden yapılan saldırıların bir türlü önlenememesi üzerine Kilis Valisi, Ankara'dan yardım istemişti. Özel Kuvvetler Komutanlığı'ndan gönderilen Tuğgeneral Semih Terzi'nin göreve başlamasından sonra saldırılar daha&nbsp;<strong>"isabetli"</strong>&nbsp;hale gelmişti! Çünkü FETÖ'cü Terzi, DEAŞ'a koordinat veriyordu!<a href="https://www.star.com.tr/yazar/fetonun-asil-patronu-yahudilerdir-15-temmuz-israil-projesidir-yazi-2027741/#_ftn3" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref3;">[3]</span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">15 Temmuz'dan sonraki soruşturmalarda, 2. Ordu Komutanı Orgeneral Adem Huduti'nin, Güneydoğu'daki bütün PKK ve DAEŞ provokasyonlarına destek verdiği ortaya çıkmıştı. 20 Temmuz 2015 günü Suruç'ta gerçekleşen ve 34 kişinin ölümüne sebep olan katliamı da yine, FETÖ'cü Huduti plânlamıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kürtlerin kışkırtılması, İsrail'in, ilk günden bu yana tezgâhladığı bir&nbsp;<strong>"entrika"</strong>&nbsp;idi!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>15 TEMMUZ HEDEFE ULAŞSAYDI TÜRKİYE NE OLACAKTI?</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Darbecilerin listesinde&nbsp;<strong>"Gaziantep Sıkıyönetim Komutanı"</strong>&nbsp;görünen 5. Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Murat Soysal, sınırdaki en kritik bölgeler olan Karkamış, Elbeyli, Öncüpınar ve Tahtaköprü Barajı hattını koruyan birlikleri 15 Temmuz akşamı karakollara çekmişti!<i>&nbsp;</i>Obüslere ise&nbsp;<strong>"Sınır ötesine top atışı yapılmayacak"&nbsp;</strong>emri vermişti!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dönemin Hatay Valisi Ercan Topaca,&nbsp;<strong>"FETÖ'cü subaylar, sınır koruma zırhlılarını ve askerleri, 15 Temmuz öncesinde 'devir teslim törenine hazırlık' bahanesiyle geri çekmiş ve bir haftadır tören provası yaptırmış"</strong>&nbsp;demişti.<a href="https://www.star.com.tr/yazar/fetonun-asil-patronu-yahudilerdir-15-temmuz-israil-projesidir-yazi-2027741/#_ftn4" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref4;">[4]</span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sınır boyundaki FETÖ'cü komutanlar, 15 Temmuz gecesi; PKK/PYD ve DEAŞ teröristlerini yurda sokacaktı! 8-10 bin DEAŞ'lı, Alevi mahallelerinde katliam yapacaktı. İran ve Irak'tan getirilecek olan 50 bin Şiî milis ise, Sünnîlere saldıracak ve Türkiye, Suriye'den beter hale gelecekti!<a href="https://www.star.com.tr/yazar/fetonun-asil-patronu-yahudilerdir-15-temmuz-israil-projesidir-yazi-2027741/#_ftn5" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref5;">[5]</span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Peki... Sizce bütün bunlar kime yarayacaktı?</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>***<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">İsrail'in son operasyonlarını tekrar gözden geçirin ve tekrar düşünün...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yukarıda kısaca özetlediğimiz&nbsp;<strong>"FETÖ taşaronlu Siyonist hıyanetler"</strong>&nbsp;engellenemeseydi, bugün Türkiye'nin hali ne olurdu?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>***<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Çok şükür hâlâ ateş ortasında bir huzur adasıyız!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ancak...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"Hıyanet" pusuda bekler ve "bitti" gafletinin açık bıraktığı kapıdan girer!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/fetonun-asil-patronu-yahudilerdir-15-temmuz-israil-projesidir-yazi-2027741/#_ftnref1" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn1;">[1]</span></a>&nbsp;14 Ocak 2014 tarihli AK Parti Grubu konuşması.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/fetonun-asil-patronu-yahudilerdir-15-temmuz-israil-projesidir-yazi-2027741/#_ftnref2" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn2;">[2]</span></a><sup>&nbsp;</sup>AKP'nin Suriye karşıtı kışkırtmasına TSK'dan itiraz, Aydınlık, 21 Mart 2014.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/fetonun-asil-patronu-yahudilerdir-15-temmuz-israil-projesidir-yazi-2027741/#_ftnref3" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn3;">[3]</span></a>&nbsp;Misliyle Vurduk Yalanı, Star, 15 Ağustos 2016.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/fetonun-asil-patronu-yahudilerdir-15-temmuz-israil-projesidir-yazi-2027741/#_ftnref4" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn4;">[4]</span></a>&nbsp;FETÖ'nün korkunç DAEŞ plânı ortaya çıktı, Star, 12 Ağustos 2016.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/fetonun-asil-patronu-yahudilerdir-15-temmuz-israil-projesidir-yazi-2027741/#_ftnref5" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn5;">[5]</span></a>&nbsp;Yeni Şafak, 22 Temmuz 2016.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 11:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/fetonun-asil-patronu-yahudilerdir-1784189057.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>15 Temmuza Giden Yolun Şifreleri</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/15-temmuza-giden-yolun-sifreleri-1435</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/15-temmuza-giden-yolun-sifreleri-1435</guid>
                <description><![CDATA[Millet, hizmet diyenlerin 36 yıldır kulluğu kime yaptıklarını, bunlara verdiği paraların kendi göğsüne kurşun olarak geri döndüğünü, İslam’a, bayrağa, ezana, vatana, millete ihaneti en acı bir biçimde yaşadı. Fakat o necip millet de, bu ihanete kayıtsız kalmadı. Liderinin daveti üzerine sadece bayrağını kaparak dilinde Allah nidaları ile meydanlara sokaklara döküldü. Göğsünü topa, tanka, kurşuna siper ederek bir anlamda 36 yılın diyetini ödedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil</p><p class="MsoNormal">Fethullah Gülen (F.G.) 1980 öncesinin en ateşli vaizi idi. Nurcuların en kapalı gurubu olup özellikle Seyid Kutup gibi İslamcı denilen ihtilalci liderlerin tesiri altındaydı. Nitekim gençlik yıllarını Seyid Kutub’un eseri olan&nbsp;<i><strong>“Fizilali’l Kuran elimizden düşmezdi”</strong></i>, diyerek belirtecektir. Dönemin Cumhurbaşkanına, Genelkurmay başkanına her tür hakareti yapar, kasetleri elden ele dolaşırdı. Nedense herkesin eliyle konmuş gibi bulunduğu 12 Eylül ihtilalinde o bir türlü bulunamadı. Onun dokunulmazlık zırhı mı vardı? Kimler tarafından korunuyordu, bilinemedi. 1980-1982 yılları arasındaki irtibatlı olduğu kişiler ve görüşmeleri çözülebilse eminim bugünler çok iyi anlaşılacaktır. Zira Türkiye’yi 15 Temmuz ihtilaline götüren yolun o günlerde temelinin atıldığını düşünmekteyim. Sonrası hep o projenin uygulanması olarak devam edecektir.&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nitekim 1983’de tekrar meydanlara çıktığında artık cübbe ve sarıklı bir vaiz yoktu. Bambaşka bir F.G. vardı. Özellikle okul ve medya ile&nbsp;<strong>‘ağ cemaati’</strong>&nbsp;yapılanmasına geçti. Hemen her vilayette okulları, ışık evleri ve yurtları öyle hızlı gelişiyordu ki takip edebilmek neredeyse mümkün değildi. Yurtlarında ve evlerinde sadece Said Nursi’nin kitapları okutuluyordu. Öyle ki gençlere&nbsp;<i><strong>“Kuran-ı Kerim değil risaleler okunsun”</strong></i>&nbsp;derlerdi. Bu itibarla diğer nurcu kolları da önceleri mesafeli durdukları F.G’ye kısa sürede ısınacaklardır. 1986 da Zaman gazetesi yayın hayatına başladı. 1990 yılına geldiğinde artık alt yapı tamamlanmış bulunuyordu. Bundan sonra hizmet kartopu gibi büyüyecekti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gürcistan ve Azerbaycan’la başlayan dış geziler kısa sürede yerini hizmet alanları ile doldurmaya başlayacaktı. Büyük seferberlik başlamıştı. Yabancı ülkelerde ticari şirketler, okullar ve üniversiteler süratle birbirini kovalamaya başladı. İlk olarak Orta Asya’nın pek çok ülkesinde okullar açıldı. Bunları üniversiteler izledi. 1992 yılında Kazakistan’a giden Gülen’in taraftarları iki yıl içinde 29 lise açtılar. Dört yıl sonra da Süleyman Demirel Üniversitesi faaliyete geçti. 1992 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın, Kazak lideri Nursultan Nazarbayev’e tavsiye mektubu yazmasından sonra F.G’yi izleyenler bu ülkede daha rahat çalışma olanağı buldular.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ardından Gülen’in okulları Afrika kıtasını, Balkanları, Avrupa ve Amerika’yı bir ağ gibi sarmaya başladı. Okul açılmayan ülke kalmamış gibiydi. Gülen hareketi, eğitim alanında artık küresel bir oyuncu konumuna geldi. Bu okullarda yerel nüfusun en yetenekli ve zeki çocukları kendilerine yer buluyorlardı. Üstelik okulları yüksek ücretli olup bedeli ülkedeki ekonomik şartlara göre belirleniyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nasıl oluyordu bu? Her tarafta okul açılmasına imkan veren sihirli değnek kimdi? Adlarını iftiharla andıkları iki isim aslında bütün soru işaretlerini çözüyor gibiydi.&nbsp;<strong>İshak Alaton</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>Üzeyir Garih</strong>&nbsp;çilingir vazifesi görmekte idiler. Bu büyük ilişkinin sırrı ne idi? Yahudi iş adamları Gülen’in okullarının bütün dünyaya yayılması için neden bu kadar gayretle hizmet veriyorlardı?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Üzeyir Garih, doksanlı yıllarda, Hürriyet Gazetesi’ne vermiş olduğu röportajda yurt dışı okulları için büyük destekler, maddi yardımlar yaptığını belirtirken Gülen cemaatini öve öve bitirememişti. Aslında onun ölümündeki sır perdesini de yeniden aralamakta fayda vardır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1991 yılında Mihail Gorbaçov’un Glasnostu (açıklık politikası) ile Gülen’in okul faaliyetleri tam da denk düşmüştü. Gülenciler bir taraftan süratle Türk Cumhuriyetlerinde okullar açarlarken bir taraftan da Türk Cumhuriyetlerinden gelen çocukları kabul ediyorlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Öyle ki sonraki bir beş-on sene içerisinde CIA raporlarında&nbsp;<strong>“Amerika, F.G. sayesinde Orta Asya’ya bomboş bir İslamiyet götürdü”</strong>&nbsp;denecekti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Zira Gülencilerin götürdüğü İslam’ı kimse anlamıyordu. Dışa açılımın üzerinden birkaç sene geçtiğinde Gülen hareketinin CIA’nın tam kontrolünde olduğu Rusya ve Özbekistan’ın bu okullara karşı aldığı tavırdan da anlaşılacaktı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gülen gurubu sırasıyla 1980 ihtilali sonrasındaki Cunta Hükümeti ve ardından Özal’lı yıllar da gayet hızlı ve rahat bir şekilde faaliyetlerini yürütmüştü. Sağ ya da sol bütün hükümetler ile tam bir uyum içerisindeydi. Fakat 90’ların sonlarına doğru, 28 Şubat’ın yaşandığı yıllarda Erbakan Hükümeti ile bir türlü anlaşamadı. Refahyol Hükümeti’nin yıkılmasında önemli rol oynadı. Bu sırada 28 Şubat darbecileri kendisine karşı mıydı o da anlaşılamadı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şurası muhakkak ki 28 Şubat cuntası özellikle İslam karşıtlığı ile özdeşleşmişti. Bu bağlamda cuntacılar Gülen’in de üzerine yürürken beklenmeyen bir tepkiyle karşılaştılar. Bu tepki&nbsp;<strong>Bülent Ecevit</strong>&nbsp;ile&nbsp;<strong>Koç gurubu</strong>ndan gelmişti. Gülen bu hizmetinin semeresi olarak akabinde kurulan Ecevit Hükümeti zamanında, Meclise kontenjandan 7-8 Milletvekili yerleştirecektir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gülen aynı yıllarda İslam aleminde en fazla tartışmalara sebep olacak uygulamaları da başlatacaktır. Bunların en mühimi Abant toplantılarıdır. Başta ilahiyatçılar olmak üzere önemli sayıda gazeteci bu toplantılara katılacaktır. Gülen’in ilk Abant toplantısına gönderdiği şu mesaj, her şeyi ifade etmekteydi. Burada Gülen:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>“Vahye dayalı, hayatın her alanını kuşatan İslam’ı tehlikeli ve milli birliğe zarar verici buluyorum”</strong></i>&nbsp;diyerek 1428 yıllık İslam’ın özüne, aslına düşman olduğunu açıkça ortaya koyuyordu.&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Daha sonra Gülen’in Papa ile diyaloğu uzun süre gündemi meşgul edecekti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Zira Gülen’in Papa’ya yazdığı mektubu çok çarpıcıydı. Gülen, 10 Şubat 1998 tarihli Zaman gazetesinde yer alan mektubun başlarında maksadını şöyle ifade etmekteydi:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>“Pek muhterem Papa Cenapları.</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Papa 6. Paul Cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan dinlerarası diyalog için Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz. En aciz bir şekilde hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazi yardımlarımızı sunmak için size geldik.</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>İslam yanlış anlaşılan bir din olmuştur ve bunda en çok suçlanacak olan Müslümanlardır…”</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gülen açık bir biçimde o güne kadar yaşananlardan Müslümanların sorumlu olduğunu ve kendisinin de papalık konseyinin bir parçası olduğunu dünyaya ilan ediyordu. Yani bu ifadeler diyalog denilen olayın aslında İslam’ı yok etme girişiminin projesi olduğunun dünyaya haykırışı idi. Fakat Müslümanların artık gözleri bunları görecek durumda değildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bütün bu faaliyetleriyle Gülen tam tartışılmaya ve belki Müslümanların gözünden düşmeye başladığı sıralarda Amerika’ya çekilmesi projenin yeni safhasının başlangıcı olacaktı. Hakkında davalar açılmış ve sanki darbecilerden kaçmış süsü verilmişti. Bundan sonra ki faaliyetleri artık izlenemez hale gelecekti. Artık o bir kahramandı(!). Sadece Pensilvanya’ya gidenlerin ülkeye haberler getirdikleri bir azizdi(!).<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aslında 28 Şubat bunlar için mi düzenlenmişti araştırılmalıdır. Zira FETÖ’cülerin dışında devletin yanında olan devletine sahip çıkan tüm cemaatler ezilmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Evet 28 Şubat darbesi sadece birine dokunmamıştı. O da çok geçmeden belki tam iç yüzü bilinmek üzere iken kahraman edilmek için yurt dışına alındı. Artık korumacılarının elindeydi. 12 Eylül’de nasıl bulunamadı ise bu defa da asıl yuvasına çekilmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Diğer taraftan 28 Şubat cuntasının ortaya çıkardığı siyasi iktidar, ülkeyi iki senede batırdı. Belki de tarihinde ilk kez esnaf sokaklara döküldü. Artık bu selin önüne geçilemezdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve ekibinin iktidara yürüyeceği belliydi. Ancak Erdoğan hapisteydi. Hapisteki liderin partisi iktidara yürümüş ama o partisinin başında değil. Bu durum gitgide kendisini kahraman yapacaktı. Onu yıpratabilmek için bu gidişin önüne geçmek lazımdı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Müthiş bir senaryo ile Erdoğan’ı siyasi yasaklı durumdan çıkartıp ve&nbsp;Siirt’te seçimleri iptal ettirip partinin başına yani Başbakanlığa taşıdılar. Acaba bu sırada bu işin içinde bulunanlar şöyle bir talepte bulunmuşlar mıydı? Yola F.G. ile devam edeceksin veya F.G’nin hizmetlerine dokunmayacaksın. Ben bundan eminim. İleride bu konuda sayın&nbsp;<strong>Recep Tayyib Erdoğan</strong>’ın hatıralarının çok önemli olacağını ve her şeyi aydınlatacağını düşünmekteyim.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yine şundan adım gibi eminim ki sayın Recep Tayyip Erdoğan F.G’yi o gün mimlemişti. Ancak kime güvenecekti? Kim kendinden, kim ondan yana bilmek anlamak mümkün müydü? Bunun için zamana ihtiyaç vardı. 28 Şubatçı kadrolar ile Gülen’in kadrolarını aynı elin oynattığını anlamak elbette kolay değildi. Bu sebeple sayın Erdoğan’da Fatih Sultan Mehmed gibi;&nbsp;<strong>“Yapacaklarımı sakalımdaki kıllardan biri bilse koparıp atarım”</strong>&nbsp;anlayışının hakim olduğunu düşünmekteyim.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ak Parti’nin iktidara yürüyüşünden itibaren ise artık cemaat bambaşka bir şekil alacaktı. Üçüncü on yıla giriliyordu. Bu dönemi kendileri için dünyaya hakim olma devresi olarak addedeceklerdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">28 Şubat’tan bunalan millet ezici bir çoğunlukla Ak Parti’yi iktidara taşırken sanki başarı Gülencilerin imiş gibi bir hava yayıldı. Bütün faaliyetlerine hız kazandırıldı. Dinlerarası diyalog çalışmaları en üst seviyeye çıkarıldı. Bütün dünyada hahamlar, papazlar imamlar beraber koro halinde şarkılar, ilahiler seslendiriyorlardı. İş adamları turizm gezileri gibi okullarına taşınıyor döndüklerinde gözyaşları ile Hizmet hareketini ve başarılarını anlatıyor gönüllü dailik (propagandist) hizmetleri veriyorlardı. Türkiye’nin her kesiminden paralar bu terör örgütüne akar hale getirilmişti. Öyle ki Bülent Arınç,&nbsp;<i><strong>“devletin yapamadığını Hocaefendi yapıyor</strong></i>” diyerek tam destek olurken içyüzlerini araştırmak aklına gelmiyor ve daha beş yıl önce Milli Görüşe yönelik yıkıcı darbesini unutmuş görünüyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu örgütün iç yüzünü anlatanlar bir anda herhangi bir suçla içeri alınıyor veya itibarsızlaştırılıyordu. Kıymetli dostum rahmetli&nbsp;<strong>Mehmet Oruç</strong>&nbsp;Bey (ölümü şüpheli),&nbsp;<strong>Yümni Sezen</strong>&nbsp;ve yine rahmetli&nbsp;<strong>Aytunç Altındal</strong>&nbsp;(ölümü şüpheli) bunlardandır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Öte yandan 1983’de başlayan özel okul, yurt, dersane faaliyetleri 20 yılını doldurmuş bulunuyordu. Her yerde her meslekte bunların adamları vardı. Şimdi artık yurt içinde özel üniversiteler, ihtisas liseleri açılıyordu. Devletin bütün kadroları bunlarla dolmaya başlamıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu ihanet şebekesinin gençleri kendilerine nasıl bu kadar bağlı kıldıkları bugün insanların zihnini en fazla meşgul eden bir sorudur. Oysa 1985’lerden beri sınavlarda soru vermek suretiyle en önemli yerlere adam yerleştirenler bu adamları asla boş bırakmıyordu. Bunlardan soru alarak imtihanı kazananlar artık bunların gönüllü neferi olmaktaydılar. Mankurtlaştıklarının farkına varamıyorlardı. Kendilerini dünyayı fethe çıkmış cihangirler gibi görmekte idiler. Ana babalar ise Müslüman bir cemaatin yani hocaefendinin kanatları altında diyerek kendilerini tatmin etmekte idiler. Öyle ki 2005-2012 yılları arasında bütün sınavların şaibeli olması neyin göstergesi idi. Ayrıca İslam’ı dünyaya yaydıklarını zanneden bu dailerin en basit dini kurallardan dahi haberleri yoktu. Tam bir din cahili idiler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu arada diyalog tuzakları da hız kesmeden devam ediyor ve artık açık açık yürütülüyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Diyanetten sorumlu devlet bakanı Prof. Dr. Mehmet Aydın’ın hezeyanları artık manşetlerdeydi. Diyalogun teorisyenlerinden olan bu adam&nbsp;<i><strong>“Kur’an-ı kerim tarihseldir, yüzde kırkı değiştirilmeli veya çıkarılmalıdır”</strong></i>, demişti.&nbsp;<strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong>’ın ikinci seçimde ilk bu adamı yemesine dikkat olunmalıdır. Onlara cevap vermesi gereken ilahiyatçılar ise emir alabilmek üniversitelerde rektör dekan olabilmek için Pensilvanya’ya selam durmaya gidiyorlardı. İlahiyatçı Prof. Dr. Suat Yıldırım Zaman gazetesindeki bir makalesinde İsa aleyhisselamı şahsı manevi olarak tanımlayıp F.G.’nin şahsında ortaya çıkacağına kadar iddia etmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ancak sihirli hizmet kelimesi nasıl bir şey ise, bütün ihanetlerin üstünü örtüyordu. Neye hizmet olduğuna hiç dikkat eden yoktu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mesela, dünyadaki hiçbir okulunda mescid olmaması neyin işaretiydi? Anadolu’nun karın tokluğuna hizmet sevdasıyla yola çıkan havarileri namazlarını nerede kılıyorlardı? Neden gösteremiyorlardı? Hani diyalog ve hoşgörü vardı? Hoşgörü denen şey sadece Hıristiyanlara mı yönelikti?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kurbanların kesilmediği dile getiriliyor bunu herkes biliyor fakat yine de bütün kurbanlar oraya akıyordu. Milletin yıllarca oraya kestirdiği veya kestirdiğini zannettiği kurbanlarını şimdi bir kere daha düşünmesi gerekecekti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yine 2003 yılından itibaren önce&nbsp;<i><strong>“Yabancılar Türkçe Yarışması”</strong>&nbsp;</i>ve daha sonra&nbsp;<i><strong>“Uluslararası Türkçe Olimpiyatları”</strong></i>&nbsp;denilen yarışmalar başlatılacaktı. 4. Türkçe Olimpiyatlarının finalinde&nbsp;<i><strong>“Bütün dinler buluşuyor, biz hepimiz kardeşiz”</strong></i>&nbsp;mesajıyla&nbsp;<strong>“Bütün müminler kardeştir”</strong>&nbsp;düsturu yıkılacaktı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hizmetin görüntüsünü yansıtan bu yarışmalarda dünyanın her yerinden kız ve erkek öğrencilerin şarkılarını millete gözyaşları içinde izlettirmeye başlamışlardı. Belki de ömründe bir kere şarkı türkü dinlemek için salonlara gitmemiş insanlar, Türkçe şarkı söyleyenler İsrailli, Amerikalı, Gürcistanlı olunca zevkten kendinden geçer olmuşlardı. Final bölümünde en önde oturan Bülent Arınç Moldovyalı kız şarkı söylerken gözünden yaşlar gelirdi. Ertesi gün talebelerime bu konuyu ifade ederken:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Be adam elin Moldovyalısını ne dinleyip ağlıyorsun? Git Yıldız Tilbe’yi dinle de ağla, hiç olmazsa Yıldız Tilbe bizden biri”</strong>&nbsp;derdim. Söylediği şarkıdan başka tek kelime Türkçe bilmeyen bu gençler, nedense bizim insanımızı ağlatmaya yetiyordu. Sanki hafız-ı kurra dinliyor gibi vecde geliyorlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu müzik işi o hale getirilecekti ki Peygamber efendimizin doğum gününü Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün katılımıyla Mevlit Kantat Promiyerine dönüştürülecekti. Bu prömiyerin ne olduğunu hala milletimizden kimse anlamış değil. Demirel’in&nbsp;<i><strong>“işte çağdaş Türkiye”</strong>&nbsp;</i>dediği günleri hatırlatıyordu. Dinimize ve kandil günlerine ağır bir darbe olan Kutlu Doğum haftasını çıkaranların ardında bunların ve akıl hocalarının da yabancı bilim adamları olduğu artık idrak edilmelidir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nihayet sıra camilere müdahaleye gelmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hutbelerde&nbsp;<strong>“Allah indinde tek din İslamiyet’tir”</strong>&nbsp;ayetine okunma yasağı getirildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Camiler sıralarla doldurulmaya başlandı. Sanki Türkiye bir haftada kötürüm olmuştu. Camiler kiliseleştirilmeye başlanmıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">16 Nisan 2005 yılında 2.5 milyon basılan Ailem gazetesinde F.G’ye ait çok çarpıcı ifadeler yer aldı. Burada iman esasları üçe düşürülürken bir taraftan da imanda şek ve şüphe olmaz kaidesi yıkılıyordu. Şöyle ki:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>“İman esasları, muhakkikîn yaklaşımı ile&nbsp; dört asla irca edilebilir ki, &nbsp;bunlar;&nbsp;&nbsp; Allah’a,&nbsp; âhirete, peygamberlere iman; bir de ubudiyet “veya” adalettir” (Prizma, 2 /162).</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İnsanlar neden görmüyordu? Neden anlamıyordu? İmanın şartlarında “veya” denilebilir miydi?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu arada siyaseten 2007 yılından itibaren yeni darbe planlarını açığa çıkarma adı altında ortalığa toza dumana boğmuşlardı. Cambaza bak misali halkı bu korku ve endişelerle oyalarken hizmet ve önemli yerlere sızma faaliyetlerini başarıyla yürüttüler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">29 Ocak 2009 yılında gerçekleştirilen Davos Ekonomi Zirvesi’nde, dünya siyaset tarihinde daha önce yaşanmamış bir olay yaşandı. Aslında bu hadise Türkiye ile İsrail’in arasını uzun süre açacak bir bunalıma dönüşürken, farklı gelişmelere de kapı aralayacaktı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Başbakan sıfatıyla Davos Zirvesine katılan Recep Tayyip Erdoğan, İsrail Devlet Başkanı Simon Peres, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ve Arap Konseyi Genel Sekreteri Amr Musa’nın katıldığı&nbsp;<strong>"Gazze: Ortadoğu'da Barış"</strong>&nbsp;konulu oturumda Peres’in sözlerinin ardından konuşma sürelerini adil ayarlamadığı gerekçesiyle Moderatör David Ignatius’a tepki gösterdi. Kendisine gerekli sürenin verilmediğini söyledi. Siyasi literatüre&nbsp;<strong>“One Minute”</strong>&nbsp;kalıbı ile yerleşen Erdoğan’ın tepkisi sonrası Moderatör Ignatius, Erdoğan’a söz verdi. Erdoğan da yaptığı kısa konuşma ile İsrail’in katliamlarını açık bir dille ortaya koydu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İslam dünyasının yüreğini ferahlatan bu ifadeler, çok geçmeden İsrail’in kanlı bir baskınıyla karşılık bulacaktı.&nbsp; 31 Mayıs 2010’da Gazze’ye yardım götüren İnsani yardım gemisine&nbsp;<strong>(Mavi Marmara)</strong>&nbsp;Uluslararası sularda iken İsrail komandolarınca yapılan saldırıda dokuz Türk vatandaşı şehit düştü. Türk hükümetinin bu hadise üzerine İsrail’le bütün ilişkilerini askıya alması karşısında şok edici tavır, Pensilvanya’daki Fetö’den gelecekti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Otoriteyi dinlemeliydin”.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Papa’nın hizmetinde olduğunu evvelce ifade eden F.G. bu kez otorite (İslam’da ulu’l-emr) olarak İsrail’i bildiğini resmen ilan ediyordu. Sevenleri ise hala uyanmıyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yıl 2011. Faaliyet müddeti 30 yıl. Artık gücün zirvesine geldiklerinin bilincindeydiler. Son kaleleri de alacak ve nihai darbeyi indireceklerdi. Muhtemelen Recep Tayyip Erdoğan da bunun farkındaydı. Yeni seçim dönemim ustalık dönemim olacak diyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hangi konuda ustalıktı. Herhalde kimse anlamıyordu. Millet, devlet idaresi zannediliyordu. Oysa Erdoğan, 2010 yılında Mit’in başına Hakan Fidan Bey’i getirmişti. Bu bana göre tarihin dönüm noktası idi. Bu konuda en ağır tepkiyi neden Cemaat ortaya koydu acaba. Ayrıca her vesile ile onu neden itibarsızlaştırmak istediler, düşünün.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şayet o gelmese Tayyib Bey başka türlü ortadan kaldırılacaktı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tayyib Bey bu cephenin 30 yılın sonunda artık ülkeyi bitirme, teslim alma savaşına girişeceklerini biliyor muydu?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tahmin ediyorum farkındaydı. Nitekim 12 Haziran 2011 seçimlerinde bu gurubu mecliste önemli ölçüde budadı. Bu durum hoşlarına gitmemişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">2011 yılı Paralel örgütün Başbakan ile tamamen yollarını ayıracağı çok önemli bir olaya şahitlik edecekti. Ancak hadise bambaşka bir mecradaydı. Futbolda şike davası. Konu Fenerbahçe olunca yer yerinden oynamıştı. Türkiye’de ilk kez bir büyük kumpas sergileniyordu. Ortalık toz duman oldu. Bir taşla birkaç kuş vurulacaktı. Futbol fanatikliği yüzünden hiç kimse olayın gerisindeki gücü sezemedi. Ancak şike konusunda mecliste yeni bir kanun çıkarıldığında zaman gazetesinin önemli yazarları kendilerini ele verdiler.&nbsp;<i><strong>“Eskiden iyi bir başbakanımız vardı diyeceğiz”</strong></i>&nbsp;ve&nbsp;<i><strong>“Küçük rica yüzünden büyük ricayı kırdın”</strong></i>&nbsp;diyerek Erdoğan’la yollarının ayrıldığını açıkça deklare ettiler. Bir cemaatin şike kanunu ile bu kadar ne ilgisi olabilirdi? Çıldırmaları, ileride kullanabilecekleri bir büyük camiayı (Fenerbahçe taraftarları) ele geçirememekten mi kaynaklanıyordu? Şurası muhakkak ki artık yollar ayrılmıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nitekim Başbakan, 2012 yılı Türkçe Olimpiyatlarında F.G’yi ülkeye davet ettiğinde paralelci yazarlar neredeyse kudurmuşlardı. Bu davet hiç hoşlarına gitmemişti. F.G. bu davete karşılık Türkiye’yi emin ve güvenilir olmayan bir ülke olarak lanse etti. Emin ve güvenilir ülke hangisiydi(!). Ayrıca,&nbsp;<i><strong>“bir kısım kazanımların hafazanallah kaybedilmemesi için yüzde bir ihtimalle oraya gitmeniz bu hususlara zarar verecekse gitmem”</strong>&nbsp;</i>diyordu. Türkiye’ye gelmekle hangi kazanımlarını kaybedecekti acaba?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Öte yandan bu büyük ihanet çetesi, ele geçirdiği kadrolar, bulunduğu konum ve arkasında duran gücün kuvvetinden emin olarak, bütün milletin gözü önünde inkar edilemez operasyonlarını başlattı. Gezi olayları 17 ve 25 Aralık darbeleri. Paralel örgüt bütün bu ihanet girişimlerini yürütüyor fakat yazılı, görüntülü ve sosyal medya yandaşlarıyla hadiseleri sulandırmayı da başarıyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı da artık kartını sonuna kadar açmıştı.&nbsp;<strong>“Bu bir ihanet çetesiydi”</strong>.<strong>&nbsp;“Paralel devlet girişimiydi</strong>” ve&nbsp;<strong>“bunlar terörist olup haşhaşiler”</strong>&nbsp;idiler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye neler olup bittiğini önceleri pek anlamadı. Ancak belki de ilk kez sorgulamaya başlamıştı. Bir tarafta 34 yıldır desteklemekte oldukları bir cemaat bir tarafta 12 yıldır samimiyetinden emin oldukları bir lider. Liderin 12 yıldır yaptıkları meydanda idi. Taraftarları milletti. Fakat cemaat kimin yanındaydı. Belli değildi. Bütün millet ve devlet düşmanları yabancı güçler bu şer örgütün destekçisi idi. Bu durum yavaş yavaş milletin gözünü açmaya yetti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aslında Cumhurbaşkanı da yavaş yavaş onları gadaba sürükleyecek ve içindekileri boşalttıracak hamleleri yapmaktaydı. Zira insan kızdığı zaman içinde bulunan kötü duyguları açığa vururmuş.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nitekim F.G’nin beddua seansı temiz inançlı milleti bu gruptan tamamen soğutacaktı. Zira yıllardır bir kez olsun Orta Doğu’da kan döken zalimleri kınamayanlar, Hristiyan’a, Yahudi’ye, Zerdüşt’e hoşgörü duyanlar sıra Müslümana gelince müthiş bir kin kusmaya başlamıştı. Evlerine ocaklarına ateş salıyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Buna rağmen mankurtlaştırılmış beyinler maalesef yine uyanamadı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Son yirmi yıldır her vesile ile söylediğim bir cümle vardı benim. Yirmi yıl sonra bu memlekette yerden mantar biter gibi Hristiyan biterse şaşırmayınız. Bu sözümün üzerinden 16 sene geçmiş dört senesi kalmıştı. 2013 yılında Paralel Devlet Yapılanması (PDY)’na karşı böyle bir savaş açılmamış olsa muhtemelen hadise kendiliğinden gelişecek Türkiye’de sokaklar boyunlarında haçlarla dolaşan gençlerle dolacaktı. Millet ise sokaktaki Türk Hristiyanları gördükçe ve yavruları oraya kaydıkça her gün ölecekti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Netice de bu ülke için II. Abdülhamid darbesi gibi bir darbeyi, sağduyulu bu millete en ağır hezimeti yaşatmayı ve bir anlamda ülkeyi işgal ettirmeyi planladılar. Bu ülke için düşünülen plandan belki darbecilerin yüzde sekseni bile haberdar değildi. Aynen II. Abdülhamid Han gittikten sonra başını taşa vuranlar ve dövünenler gibi olacaklardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Allah korusun başarılı olsalar bu defa millet de devlet de kalmayacaktı. Zira bu yeni bir yüz yılın darbesiydi. Türk milleti için yok oluşun darbesiydi. Her şey müthiş planlanmıştı. Senaryo diyenler hiç şüpheniz olmasın ya onların adamlarıdır. Ya da her devirde olduğu gibi safdil ve ahmak kimselerdir. Bunlar darbe olunca hataları sıralarlar, olmayınca da senaryo diyerek basitleştirmeye kalkarlar. Sanki her darbenin mutlak başarılı olması gerekiyormuş gibi. Osmanlıda gerçekleşen darbeleri biliriz. Peki ya gerçekleşmeyenler! Neden ve nasıl önlendiler acaba?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Osmanlıda Sancağı şerifin meydana çıkarıldığı hangi darbe başarılı oldu bir araştırınız. Sancağı şerifin meydana çıkarılması milletin meydana davet edilmesiydi. Milletin meydana çıktığı hiçbir darbe sonuca ulaşmadı. Darbeciler hepsinde ya sindirildi veya idam olundu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gezi olayları sırasında&nbsp;<strong>“halkın yüzde ellisini zor tutuyorum”</strong>&nbsp;diyen Cumhurbaşkanı aslında millete&nbsp;<strong>“hazır ol”</strong>&nbsp;mesajını vermişti. Millet son üç yıldır teyakkuzda idi. Ancak darbelerden yıllardır çeken Türk halkı yüzde elli iki değil neredeyse yüzde doksan elbirliği gönül birliği ederek darbeye dur diyecekti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu durum Türk milletine yeniden hayatiyet vermiştir. Batının köleliğinden kurtaracak bir darbedir. İyi değerlendirilmesi bataklığın tam kurutulması gerekir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Evet plan kusursuzdu. 36 yıldır yapılan çalışmaların sonuna gelinmişti. İslam dünyasına sadece Türkiye’yi değil tüm dünya Müslümanlarını güdecek kukla bir halifenin gelmesi yakındı. Dünya beşten büyük diyen adamın dili kesilecekti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bir şeyi hesaplamıyorlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">O adam Allah’a ve milletine güveniyordu. Gücünü ve kudretini oradan aldığını her fırsatta ilan ediyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“İnsanlara güveneni Cenabı Hak insanlara bırakır. Kendine güvenenleri yanına alır”.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Bir kişi ki yardımcısı Allah ola</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Var kıyas eyle ki ol ne şah ola!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Evet Pensilvanya’ya Amerika’ya CIA’ya ve daha nicelerine güvenenleri Cenabı Hak onlara bıraktı. Kendine güveneni yanına aldı. Beklenmeyen basit gelişmeler yaşandı. Samuel Eto’o’nun adını taşıyan vakfın 10’uncu yıl kutlaması kapsamında Messi, Neymar, Suarez, Maradona, Hazard, Iniesta, Drogba ve Arda Turan’dan oluşacak dünya karması ile Türkiye karması, 16 Temmuz’da Antalya Arena’da maç yapacaktı. Cumhurbaşkanı 15 Temmuz gecesi galaya neden gelmedi? Orada da özel darbe birliği var mıydı? Birtakım başka basit sebepler darbeci ihanet şebekesini erken harekete geçirtti. Cumhurbaşkanı kendi ifadesiyle de kılpayı kurtuldu. Cenabı Hak Erdoğan’a, milleti meydanlara davet etme imkanını verdi. Onun daveti Osmanlıda sancak-ı şerifin meydana çıkarılması gibi oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Millet, hizmet diyenlerin 36 yıldır kulluğu kime yaptıklarını, bunlara verdiği paraların kendi göğsüne kurşun olarak geri döndüğünü, İslam’a, bayrağa, ezana, vatana, millete ihaneti en acı bir biçimde yaşadı. Meclis binası dahil devletinin kalbi konumundaki müesseselerin bombaladığını dehşet dolu gözlerle izledi. Gölbaşı’nda Özel Harekat Daire Başkanlığındaki kahraman vatan evlatlarına acımasızca bomba yağdırıldığına yaşlı gözlerle inanamadan şahitlik etti. Gözyaşları kana döndü. Bütün bunlar, yıllardır dost bildikleri hain adamlar tarafından gerçekleştiriliyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Fakat o necip millet de, bu ihanete kayıtsız kalmadı. Liderinin daveti üzerine sadece bayrağını kaparak dilinde Allah nidaları ile meydanlara sokaklara döküldü. Göğsünü topa, tanka, kurşuna siper ederek bir anlamda 36 yılın diyetini ödedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Milletin bu darbesi, kuklaları yok ettiği gibi yüz yıldır kukla oynatıcıları da açığa çıkardı. Bu itibarla devletimiz yeniden güçlü günlere yelken açabilecektir. Bu sebeple milletimizin istikameti, birlik ve dirliği için önemli adımlar atılmalı; maşa, kukla ve hain üreten bataklıklar kurutulmalıdır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu da en mühim olarak eğitimden geçmektedir. Bu milletin varlığı iki şeye bağlıdır. Millilik ve doğru İslamiyet. Yani Müslüman milletimize İslamiyet’in doğru öğretilmesi. Zira bin seneden beri Müslüman milletimize ve devletimize Ehl-i sünnet itikadı denilen inanış sahiplerinden asla bir ihanet ve ayaklanma sadır olmamıştır. Doğru yoldan çıkınca artık millilikte bozulmakta vatanını milletini bayrağını rahatça satabilmektedir. Son olay bunun en açık göstergesi olmuştur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Zira kökü dışarda mezhepsiz, radikal&nbsp;<strong>(Abduh, Afgani benzeri kişiler)</strong>&nbsp;ve ılımlı İslam&nbsp;<strong>(F.G. ve avanesi)</strong>&nbsp;denilen bozguncu tipler her zaman kullanılmaya açık olmuşlardır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Oysa örnek şahsiyetlerimiz&nbsp;<strong>Ahmed Yesevi</strong>,&nbsp;<strong>Mevlana</strong>,&nbsp;<strong>Yunus Emre</strong>,&nbsp;<strong>Akşemseddin</strong>,&nbsp;<strong>Somuncu Baba</strong>,&nbsp;<strong>Hacı Bayram-ı Veli</strong>,&nbsp;<strong>Aziz Mahmud Hüdayi</strong>&nbsp;gibi mutasavvıflarımız&nbsp;<strong>Alparslan</strong>,&nbsp;<strong>Çağrı Bey</strong>,&nbsp;<strong>Bilge Kağan</strong>,&nbsp;<strong>Fatih Sultan Mehmed</strong>,&nbsp;<strong>Yavuz Sultan Selim</strong>,&nbsp;<strong>Kanuni</strong>,&nbsp;<strong>II. Abdülhamid Han</strong>&nbsp;gibi hakanlarımızı gençlerimize öğretmek eminim onları bu vatanın, bayrağın, ezanın, milletin, dinin gerçek sevdalısı kılacaktır.&nbsp; &nbsp;&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu itibarla devletimiz, milliliğe büyük önem vermeli ikincisi de 1100 yıllık mensubu bulunduğumuz dinimizin gençlerimize en iyi şekilde öğretilebilmesi için gereken adımları atmalıdır. Yeni din, yeni yorum diyenler her zaman bozguncular olmuştur. Bunlar Yunus Emre’nin;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Peygamber yerine geçen hocalar</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Bu halkın başına zahmetli oldu</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özdeyişine uygun olarak halka ve millete hep zahmet vermişlerdir<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Rahmetli Erol Güngör 1978’de:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>&nbsp;“ABD, SSCB’ye karşı şimdilik İslam dünyasını kullanıyor. (Müslümanlardan tarafmış gibi davranıyor.) Eğer SSCB biterse, o zaman dünya tek bloklu olur ve ABD’nin tek düşmanı İslam olur”</strong>&nbsp;diyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tarih şuurunun ne kadar önemli olduğunu ünlü mütefekkirimizin bu ifadeleri yansıtmıyor mu? Gençlerimize tarih şuurunu ve model tarihi şahsiyetlerini de en doğru bir şekilde öğretmek devletimizin vazifesi olmalıdır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cenabı Hak ülkemizi ve milletimizi bir büyük, belki tarihin en büyük fitne ve belasından ve peşinden gelecek yabancı tasallutundan, işgalinden muhafaza eyledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Millete de ders çıkarmayı, ibret almayı, birlik ve beraberliğini muhafaza etmeyi nasip eylesin.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 13:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/15-temmuza-giden-yolun-sifreleri-1784111860.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>FETÖ&#039;nün yüzde sekseni dağıldı</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/fetonun-yuzde-sekseni-dagildi-1432</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/fetonun-yuzde-sekseni-dagildi-1432</guid>
                <description><![CDATA[15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden 10 yıl geçti. Bugüne kadar binlerce kişi itirafçı oldu. Bu itirafçılardan biri olan adı bizde saklı örgütün üst düzey bir yöneticisi, FETÖ’nün dünü ve bugününü anlattı. Elli yıl örgüt içerisinde faaliyet gösteren FETÖ firarisi özellikle son 10 yılda yaşananlara ilişkin bugüne dek hiçbir yerde yayınlanmayan çarpıcı bilgiler paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Kamuoyunun yakından tanıdığı firari FETÖ’cü, örgütün büyük oranda eridiğini, tabanda çok büyük öfke ve isyan olduğunu, üst kısmın ise lüks içerisinde yaşadığını söyledi.<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden 10 yıl geçti. Bugüne kadar binlerce kişi itirafçı oldu. Bu itirafçılardan biri olan adı bizde saklı örgütün üst düzey bir yöneticisi, FETÖ’nün dünü ve bugününü anlattı. Elli yıl örgüt içerisinde faaliyet gösteren FETÖ firarisi özellikle son 10 yılda yaşananlara ilişkin bugüne dek hiçbir yerde yayınlanmayan çarpıcı bilgiler paylaştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gülen’in ölümüyle birlikte yapının hızla çözülmeye başladığını belirten FETÖ yöneticisi,<i><strong>&nbsp;“Yaşananlara bakıyorum, o zaman ‘İyi ki ülke yönetimini ele geçirememişiz. Bu insanlarla iktidara gelsek her şeyi mahvederdik, tam bir felaket olurdu, diyorum”</strong></i>&nbsp;ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’le lise döneminden başlayarak aynı ortamı uzun süre paylaştığını kaydeden firari isim örgüt içerisinde yaşanan ve bugüne dek bilinmeyen birçok olayı gazetemize anlattı.&nbsp;<i><strong>“En büyük kırılma hedefe kısa yoldan varalım anlayışının kabulü ile yaşandı”</strong></i>&nbsp;diyen ve bir dönem örgüt içerisinde kritik görevlerde bulunan FETÖ yöneticisi bütün bu süreçte yaşananları şöyle özetledi:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>ECEVİT İSTEDİ, GİTTİ<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">“Gülen’in yurt dışına çıkışı bir milat oldu. Ölmeden önce Kasım Gülek ve Bülent Ecevit’le bu konu birçok defa istişare edildi. Örgüt içerisinde özellikle Mustafa Özcan ve ekibi örgüt lideri Gülen’in Türkiye’den çıkmasını istiyordu. Amacı burada ipleri tamamen ele geçirmekti. İşte bu hedef doğrultusunda Bülent Ecevit dâhil birçok kişiyle görüşerek F. Gülen’i iknaya çalıştılar.&nbsp;<i><strong>En son Bülent Ecevit doğrudan arayarak Amerika’ya gitmesini istedi.”</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>YAĞMA ÇOK BÜYÜK<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">“Örgütün 15 Temmuz dönemi hükmettiği para miktarı 100 milyar dolardan fazlaydı.&nbsp;<i><strong>Darbe girişimi sonrası hızla erimeye başladı ve özellikle F. Gülen’in ölümünden sonra paralar tepedeki ‘abiler’ tarafından korkunç bir biçimde yağmalandı.</strong></i>&nbsp;İtiraz eden kim varsa muhteris diye yaftalayarak aforoz ediyorlar. Tabanda çok büyük öfke ve isyan var ancak özellikle yurtdışındakiler mevcut durumları sebebiyle korkuyor.&nbsp;<i><strong>Örgüt üst yönetimiyle yaşanacak sorunun kaldıkları ülke idaresine yansımasından ve iade gibi ihtimallerden çok çekiniyorlar.”</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>MAFYATİK BİR YAPI VAR<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">“Yukarıda tam anlamı ile kapalı devre mafyatik bir yapı oluştu. Örgüt içi sorunlarla ilgili ölü taklidi yapıyorlar. Hatta tabandakilerin daha fazla eziyet çekmelerini istiyorlar. Çile ile olgunlaşacaklar düşüncesiyle hareket ediyorlar. Ne Gaybubet ne de cezaevindekiler üst yönetimin umurunda değil.<i><strong>&nbsp;Hatta alt sınıfın yaşadığı zorluklar tepedekilerin kazancını artırıyor. Türkiye ile de kasıtlı olarak gerilimi derinleştirerek düşmanlığın artması için çabalıyorlar.”</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>ELEŞTİREN LİNÇ EDİLİYOR<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">“Gelinen noktayı yenilgi ve bitiş olarak görerek bütün yapılanları eleştirenler linç ediliyor. Ancak devletle barışalım, samimi olarak hatalarımızdan dönelim diyenler linç ediliyor. Anlaşılacaksa da tepeden biz yaparız diyorlar. Ancak herhangi bir eylem planları ve gelecek perspektifleri yok. Sadece mevcut statüko devam etsin diyorlar.&nbsp;<i><strong>PKK dahi silah bıraktı ve kendisini feshettiğini açıkladı ancak bu yapıda birileri inatla terör örgütü olarak kalalım ısrarını sürdürüyor.”</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>ÇOĞUNLUK HÂLEN ÜLKEDE<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal"><i><strong>“Bilinenin aksine örgütün yüzde 90’ı hâlen Türkiye’de. Yurt dışına kaçabilenler azınlık.</strong></i>&nbsp;Mustafa Özcan, Cevdet Türkyolu, Abdulhamit Bilici, Ekrem Dumanlı, Talip Büyük, Mustafa Yeşilyurt, İzzet Akyar, Temel Alsancak, Adil Öksüz gibi isimler 15 Temmuz dâhil olan biten her şeyde en büyük pay sahibi olan kişiler. B<i><strong>unlar Türkiye’den ve hariçten birçok kişi ve kurumla gizemli ilişkiler kurdu.&nbsp;</strong></i>Diyalog hâlinde olunan dış istihbarat servisleri de vardı ve bu noktada esas sorun bizim onlara hazırlıksız ve kullanılabilir durumda yakalanmamız idi.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>ÖRGÜT PARAMPARÇA<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">“Güç zehirlenmesi her şeyi mahvetti. Şu an insanların zihninde cevap arayan binlerce soru var ve hiçbir muhatap bulamıyorlar. Yıllarca örgütte kalmış çok sayıda kişi ateist oldu. Boşanmaların haddi hesabı yok. Hiçbir biçimde kimse örgüt yönetimine ve işleyişe güvenmiyor. Gülen’in ölümünden sonra Mısır dâhil 10 ülke kazan kaldırdı ve ABD’deki idareyi tanımıyoruz, dedi.&nbsp;<i><strong>Şu an 2016’daki ekonomik durum ve insan sayısı itibarı ile yüzde 80 küçüldük ve erime hâlen sürüyor. Sadece yukarıda küçük bir klik lüks içerisinde yaşıyor.”</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>İSRAİL KIRMIZI ÇİZGİMİZ<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal"><i><strong>“Dünyada okul açılmayan ve hiçbir girişimde bulunmadığımız tek ülke İsrail oldu. Gülen bize sürekli olarak hiçbir biçimde İsrail’le karşı karşıya gelmeyin talimatı verirdi.&nbsp;</strong></i>Benim de olduğum bir ortamda Abdullah Aymaz ısrarla İsrail’in hoşuna gitmeyecek ve bizimle karşı karşıya geleceği bir durumu sorduğunda Gülen, beni buradan sınır dışı ettirmek mi istiyorsunuz diyerek çıkıştı.&nbsp;<i><strong>İsrail’den ve İsrail lobisinden isimlerle zaman zaman görüştüğü oluyordu. Arada köprü isimler de vardı.”</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>ERKEN DOĞUM GİBİYDİ<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">“Darbeye dair hâlen karanlık noktalar ve cevap bekleyen sorular mevcut. Adil Öksüz, Temel Alsancak, Ekrem Dumanlı ve Mustafa Özcan’ın kimlerden hangi direktifleri aldığı ve o gece bunu kimlere ilettiği olayların düğüm noktası.&nbsp;<i><strong>O kalkışma bir erken doğum operasyonuydu. Kendi iç dinamikleri ile haricî unsurlar iş birliği yaparak bu sonucu doğurdu. Benim gibi birçok kişi son 10 yılda olanlara bakıp iyi ki başaramamışız diyor.&nbsp;</strong></i>Çünkü bu kadrolar ülkeyi çok büyük felakete götürürdü.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>KORKUDAN DIŞARI ÇIKMADI<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">“Darbenin bir diğer yansıması ise Fetullah Gülen’in 1997 yılında yapının global emniyet unsuru olarak ABD’yi gördüğü için buraya göç etti. Aslında bir anlamda ABD istihbaratı, Gülen’i rehin alarak dünya geneli faaliyetlerin garantörü, belirleyici aktörü oldu.&nbsp;<i><strong>Yapı içerisinde bu durum Amerika bizim sigortamız şeklinde lanse edildi. Yine örgüte ait paraların yüzde 80’i Amerika’ya akacak şartı getirildi.”</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Türkiye Gazetesi- Yılmaz Bilgen</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 10:13:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/fetonun-yuzde-sekseni-dagildi-1784099710.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>FETÖ&#039;nün kökünü kazıdık</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/fetonun-kokunu-kazidik-1431</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/fetonun-kokunu-kazidik-1431</guid>
                <description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü dolayısıyla "15 Temmuz: Türkiye Yüzyılı'nın İstiklal Beyannamesi" başlıklı bir makale kaleme aldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "15 Temmuz'un 10. yılında, artık çok daha güçlü, çok daha kararlı ve birbirine sımsıkı kenetlenmiş bir Türkiye var. Bu milletin en büyük gücü birliğidir, beraberliğidir, bin yıldır sevinç ve hüzünle yoğrulan kadim kardeşliğidir" ifadelerini kullandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü dolayısıyla "15 Temmuz: Türkiye Yüzyılı'nın İstiklal Beyannamesi" başlıklı bir makale kaleme aldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "15 Temmuz'un 10. yılında, artık çok daha güçlü, çok daha kararlı ve birbirine sımsıkı kenetlenmiş bir Türkiye var. Bu milletin en büyük gücü birliğidir, beraberliğidir, bin yıldır sevinç ve hüzünle yoğrulan kadim kardeşliğidir" ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "15 Temmuz, yalnızca hain bir darbe girişiminin başarısızlığa uğratıldığı bir gece değil, milletimizin iradesine, demokrasisine ve bağımsızlığına canı pahasına sahip çıktığı, tarihe altın harflerle yazılmış büyük bir demokrasi zaferidir." ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">AA'daki habere göre; Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü vesilesiyle "15 Temmuz: Türkiye Yüzyılı'nın İstiklal Beyannamesi" başlıklı bir makale kaleme aldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gazetelerde yayımlanan makaleye, "Tarihin akışını değiştiren koca bir milletin istiklal ve istikbali için canı pahasına mücadele ettiği o meşum gecenin üzerinden tam on yıl geçti." ifadeleriyle başlayan Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"15 Temmuz, yalnızca hain bir darbe girişiminin başarısızlığa uğratıldığı bir gece değil; milletimizin iradesine, demokrasisine ve bağımsızlığına canı pahasına sahip çıktığı, tarihe altın harflerle yazılmış büyük bir demokrasi zaferidir. O gece necip milletimiz, anavatanımızı işgale yeltenen emperyalistlere ve onların iş birlikçilerine tıpkı İstiklal Harbi'nde olduğu gibi tarihin en büyük derslerinden birini verdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">15 Temmuz, şairin "Ecdadımızın heybeti ma'ruf-i cihandır / Fıtrat değişir sanma, bu kan yine o kandır!" dizelerinde dile getirdiği gibi bin yıl evvel Malazgirt'te kahramanca mücadele edenlerin, 500 yıl evvel İstanbul surlarında Sultan Fatih'in rüyasını gerçekleştirmek, Peygamber Efendimiz'in müjdesine nail olmak için ruhunu ve bedenini ortaya koyanların, yüz yıl evvel vatan müdafaası için canını hiçe sayanların inancı ve kararlılığıyla sokaklara, meydanlara koşan asil milletimizin tarihe altın harflerle yazdığı bir büyük destandır."<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"MİLLETİMİZ İSTİKLAL VE İSTİKBALİNE YİNE KENDİSİ SAHİP ÇIKTI"<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Makalesinde, gözü dönmüş terör örgütünün tarihte benzerine az rastlanacak ihanet girişimine karşı, aziz milleti milli iradeye sahip çıkmak adına meydanlara ve havalimanlarına çağırırken, basit bir davette bulunmadıklarını vurgulayan Erdoğan, şu görüşleri paylaştı:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Milletimize yaptığımız çağrı, aziz milletimizin demokratik sağduyusuna, ferasetine ve cesaretine duyduğumuz güvenin bir tezahürüydü. Ecdadımızın bize bıraktığı en mukaddes miraslardan biri olan 'Ya istiklal ya ölüm!' şiarını yeniden ayağa kaldırmayı gaye edindik. Adeta tarihin derinliklerinden çıkıp gelen milletimiz de bu çağrıya, canını ve ruhunu hiçe sayarak anında cevap verdi. Hamdolsun, milletimiz bu güveni boşa çıkarmadı, istiklal ve istikbaline yine kendisi sahip çıktı. O gece milletimiz, iradesine vurulmak istenen zincirleri paramparça etmiş, vesayetin ve ihanetin prangalarını söküp atarak, Türkiye'nin önündeki engelleri birer birer yıkmıştır. O gece 253 vatan evladımız şehadet şerbetini içerken, 2 binden fazla kardeşimiz yaralandı. Bu rakamların her biri, vatanı, bayrağı ve milli iradeyi korumak uğruna ortaya konulan fedakarlığın, cesaretin ve kahramanlığın ayrı ayrı nişanesidir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"HER ALANDA FETÖ'NÜN KÖKÜNÜ KAZIDIK"<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Geçen on yıllık süre zarfında, eli kanlı terör örgütü FETÖ ile mücadelemizi hem yurt içinde hem de uluslararası alanda tavizsiz bir kararlılıkla sürdürdük." ifadelerini kullanarak, şunları kaydetti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Çünkü devletimizin içine sızmış bu kanser hücresini temizlemek ve faillerin adalet önünde hesap vermelerini sağlamak, canlarını seve seve feda eden şehitlerimize en büyük borcumuzdu. Bürokrasiden orduya, yargıdan iş dünyasına kadar her alanda FETÖ'nün kökünü kazıdık. Bununla birlikte aklımızdan asla çıkarmamamız gereken şu yalın gerçeği de bir kez daha hatırlamakta fayda var, yaşanan, 10 yıl önce başlamış ve bitmiş bir mücadele değil. FETÖ ve benzeri sinsi yapıların devletimize ve milletimize yeniden tasallutunu engellemenin yegane yolu, 15 Temmuz ruhunu her daim diri tutmak ve bu bilinci gelecek nesillere de aktarmaktan geçiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"BU MİLLETİN EN BÜYÜK GÜCÜ BİRLİK VE BERABERLİĞİDİR"<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hain darbe girişiminin üzerinden geçen 10 yılda acıların ilk günkü tazeliğini koruduğunu belirten Erdoğan, makalesine şöyle devam etti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Bununla birlikte FETÖ ve benzeri tüm terör odaklarıyla olan savaşımızı aynı azim ve kararlılıkla sürdürmeye devam ediyoruz. 15 Temmuz'un 10. yılında, artık çok daha güçlü, çok daha kararlı ve birbirine sımsıkı kenetlenmiş bir Türkiye var. Bu topraklarda 15 Temmuz ruhu diri kaldığı müddetçe, hainlerin sinsi planlarının ve onların arkasındaki küresel senaristlerin kirli oyunlarının asla karşılık bulamayacağından kimsenin şüphesi olmasın.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu vesileyle, o karanlık geceyi sinesini siper ederek aydınlığa kavuşturan, canı pahasına ecdadımızın yadigarı olan ve yüzyıllardır hüküm sürdüğümüz bu toprakları bize yeniden vatan kılan tüm şehitlerimize, Allah’tan rahmet diliyorum. Gazilerimize hayırlı, bereketli ve uzun ömürler niyaz ediyorum.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Rabb'im, mazisi şanlı zaferlerle ilmek ilmek dokunmuş aziz milletimize bir daha 15 Temmuz benzeri ihanetler yaşatmasın. Bu milletin en büyük gücü birliğidir, beraberliğidir, bin yıldır sevinç ve hüzünle yoğrulan kadim kardeşliğidir. Allah, birliğimizi, beraberliğimizi ve kardeşliğimizi daim eylesin."<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 09:53:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/fetonun-kokunu-kazidik-1784098433.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hüseyin Çelik muhalif medyanın gözdesi oldu</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/huseyin-celik-muhalif-medyanin-gozdesi-oldu-1430</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/huseyin-celik-muhalif-medyanin-gozdesi-oldu-1430</guid>
                <description><![CDATA[İlgili kişi bu aralar muhalif yayınların gözdesi haline gelen, hatta 15 Temmuz darbe girişimi hakkında "şaibeli" imasında bulunacak kadar sefilleşen Hüseyin Çelik.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Eski bakanlardan Hüseyin Çelik’in 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin üstü kapalı olarak “şaibe” göndermesinde bulunmasına AK Parti Bursa Milletvekili Mustafa Varank’tan sert yanıt geldi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">15 Temmuz sürecinde “Başdanışman” olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a en yakın isimlerden biri olan&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/mustafa-varank" target="_blank">Mustafa Varank</a>, “Tarihe not düşmek adına ben de bir anımızı paylaşayım.” girizgahıyla Hüseyin Çelik’i sert sözlerle eleştirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Varank şunları söyledi:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"İlgili kişi bu aralar muhalif yayınların gözdesi haline gelen, hatta&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/15-temmuz" target="_blank">15 Temmuz</a>&nbsp;darbe girişimi hakkında "şaibeli" imasında bulunacak kadar sefilleşen Hüseyin Çelik. Dershanelerin kapatıldığı, Gezi olaylarının patlak verdiği, 17/25 Aralık kumpaslarının kurgulandığı, darbeye giden taşların döşendiği o dönemde, FETÖ ile her alanda mücadele ediyor, gerçek yüzlerini, münafıklıklarını ifşa ediyorduk."<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Varank, AK Parti çatısı altındaki Çelik’in kendilerini, “Siz ne yaptığınızı zannediyorsunuz? Melek Anne çok çok üzgün. Böyle devam ederseniz başınıza ne geleceği belli olmaz.” diyerek tehdit ettiğini söyledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">HAK ETTİĞİ CEVABI ALDI<br><br>“Melek Anne” diye bahsedilen kişinin FETÖ’nün kasası firari Akın İpek’in annesi olduğunu hatırlatan Varank, “Elbette hak ettiği cevabı aldı ve biz yolumuzdan sapmadık. Bu meselenin hemen ardından önce bizzat Fethullah Gülen tarafından hedef gösterildik, telefonlarımız yasadışı dinlendi, montaj ses kayıtlarına eklendik, ardından da kumpas davalarının içine isimlerimiz serpiştirildi ve bizi mahkûm etmek istediler.” dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">FETÖ POSTACISI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Varank, şöyle devam etti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Evet, bugün muhalif ekranlarda demokrasi ve hukuk nutukları atan&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/huseyin-celik" target="_blank">Hüseyin Çelik</a>'in nasıl bir Akın İpek tasmalısı, nasıl bir FETÖ postacısı olduğunu, bugün de hıncının neyden kaynaklandığını biz çok iyi biliyoruz. Milletimiz de bilsin."<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 09:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/huseyin-celik-muhalif-medyanin-gozdesi-oldu-1784098045.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aralarından su sızmıyordu!</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/aralarindan-su-sizmiyordu-1421</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/aralarindan-su-sizmiyordu-1421</guid>
                <description><![CDATA[Deprem sürecinde "dayanışma" adı altında yürüttükleri organizasyonlarla isimlerini yan yana yazdıran ve kamuoyunda "ikili" olarak bilinen Oğuzhan Uğur ile Haluk Levent arasındaki dostluk(!) soruşturma sonrası yerle bir oldu. Haluk Levent ile birlikte "yardım organizasyonları" adı altında yürüttükleri faaliyetlerin bugün böylesine bir soruşturma konusu olması, Uğur'un "güven" söylemlerindeki samimiyetsizliği bir kez daha gün yüzüne çıkardı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Deprem sürecinde "dayanışma" adı altında yürüttükleri organizasyonlarla isimlerini yan yana yazdıran ve kamuoyunda "ikili" olarak bilinen Oğuzhan Uğur ile Haluk Levent arasındaki dostluk(!) soruşturma sonrası yerle bir oldu. Haluk Levent’in gözaltına alınmasının ardından "kendini kurtarma" telaşına düşen Uğur’un, Levent’i hedef tahtasına oturtan ifadeleri "Al birini vur ötekine" dedirtti.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Geçtiğimiz dönemde toplumu kutuplaştıran projeleriyle tanınan ve her fırsatta "yardım" maskesi arkasına sığınan Babala TV’nin kurucusu Oğuzhan Uğur, ortağı Haluk Levent’in başı sıkışınca sergilediği tutumla herkesi şaşırttı.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Levent’in gözaltına alınmasıyla birlikte, kendisine yöneltilen eleştirilerden kaçmak için "anında" saf değiştiren Uğur, zehir zemberek bir açıklama yaptı.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Deprem döneminde Haluk Levent ile omuz omuza görüntü veren ve "güven" vurgusuyla halktan yardım toplayan Uğur, Levent’e yönelik "kara para aklama" ve "örgüt üyeliği" gibi ağır ithamlar karşısında, “dostunu” harcamayı tercih etti. "Kuruş kuruş hesabı verilmelidir" diyen Uğur’un sözleri dikkat çekti.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Haluk Levent ile olan geçmişini unutturmaya çalışan Uğur, takipçilerine karşı adeta parmak sallayarak, "Bana ve Babala TV’ye salça olmaya çalışanları görüyorum" ifadeleriyle içine düştüğü acizliği gözler önüne serdi. İşi, kendi yasal statüsünü savunmaya kadar vardıran Uğur, "Ben dernek değilim, para toplayamam" diyerek Levent ile olan bağını tamamen koparma gayretine girdi.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Daha önce de birçok kez toplumun milli ve manevi değerlerini hedef alan projeleriyle gündeme gelen Uğur, kendi üzerindeki şüphe bulutlarını dağıtmak için "Güven dediğimiz şey artık neredeyse nostaljik bir kavram" diyerek, halkın yardım duygularını nasıl manipüle ettiklerini de kendi ağzıyla itiraf etmiş oldu.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Haluk Levent ile birlikte "yardım organizasyonları" adı altında yürüttükleri faaliyetlerin bugün böylesine bir soruşturma konusu olması, Uğur'un "güven" söylemlerindeki samimiyetsizliği bir kez daha gün yüzüne çıkardı.<o:p></o:p></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 12:29:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/aralarindan-su-sizmiyordu-1783935632.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>31 Yıl Önce Srebrenitsa’da İnsanlık Katledildi</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/31-yil-once-srebrenitsada-insanlik-katledildi-1414</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/31-yil-once-srebrenitsada-insanlik-katledildi-1414</guid>
                <description><![CDATA[Srebrenitsa Katliamı'nın 31. yıldönümünde, 1995 yılında Sırplar tarafından katledilen 8 bin 372 Boşnak Müslüman, Birleşmiş Milletler’in “Srebrenitsa Soykırımını Anma ve Düşünme Günü” olarak ilan ettiği 11 Temmuz’da anılıyor. 31 yıl geçmesine rağmen kapanmayan bir yara olmaya devam eden Srebrenitsa Soykırımı'nın mağdurlarının adalet arayışları sürüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Bosna Savaşı'nın (1992-1995) en karanlık sayfalarından biri olan Srebrenitsa Soykırımı, 31 yıl önce 11 Temmuz 1995'te Avrupa'nın göbeğinde gerçekleşti. Birleşmiş Milletler tarafından "güvenli bölge" ilan edilen Srebrenitsa'da Sırplar tarafından aralarında çocuklarında olduğu 8 binden fazla Boşnak Müslüman sistematik olarak katledildi.</p><p class="MsoNormal"><img src="/images/files/srebrenitsa-katliami-nedir-ne-zaman-gerceklesti-30-yildonumunde-hayatini-kaybedenler-aniliyor-17522256593228_1(1).jpg"><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>SREBRENİTSA KATLİAMI NE ZAMAN GERÇEKLEŞTİ?<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Srebrenitsa Soykırımı, 1991-1995 yılları arasında süren Bosna Savaşı sırasında 11-22 Temmuz 1995 tarihleri arasında gerçekleşti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>31 YIL ÖNCE SREBRENİTSA'DA NE OLDU?<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">General Ratko Mladiç liderliğindeki Sırp güçleri, BM tarafından 1993'te güvenli bölge ilan edilen Srebrenitsa'yı ele geçirdi ve yaklaşık 8 bin 372 Boşnak Müslüman erkek ve çocuk sistematik şekilde öldürüldü. Yalnızca birkaç gün içinde gerçekleşen katliam, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'nın gördüğü en büyük soykırım olarak tarihe geçti.</p><p class="MsoNormal"><img src="/images/files/srebrenitsa-katliami-nedir-ne-zaman-gerceklesti-30-yildonumunde-hayatini-kaybedenler-aniliyor-17522256593404_2.jpg"><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kadınlar ve çocuklar otobüslerle güvenli bölgelere taşınırken erkekler ve erkek çocuklar ayrılarak ormanlık alanlarda, fabrikalarda ve depolarda katledildi. Cesetlerin kimlik tespiti yapılmasın diye parçalanarak 64 farklı toplu mezara gömüldüğü belgelendi. Hala bin kişinin cesedi kayıp ve kimlikleri tespit edilememiş durumda.</p><p class="MsoNormal"><img src="/images/files/srebrenitsa-katliami-nedir-ne-zaman-gerceklesti-30-yildonumunde-hayatini-kaybedenler-aniliyor-17522256593774_3(1).jpg"><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>11 TEMMUZ SREBRENİTSA KATLİAMININ YILDÖNÜMÜ<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Her yıl 11 Temmuz'da, Srebrenitsa'da katledilen 8 binden fazla Boşnak Müslüman, Potoçari Anıt Mezarlığı'nda düzenlenen törenlerle anılıyor. 2025 yılında katliamın 30. yıldönümünde kimlik tespiti yapılan 7 kurban daha toprağa verildi.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 12:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/31-yil-once-srebrenitsada-insanlik-katledildi-1783763430.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ben bu zirveye Türkiye için geldim</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/ben-bu-zirveye-turkiye-icin-geldim-1410</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/ben-bu-zirveye-turkiye-icin-geldim-1410</guid>
                <description><![CDATA[Yirmi iki yıl önce 2004 yılındaki NATO zirvesi Türkiye’de gerçekleşmişti. Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’di. Liderlerin resmî yemeğine Başbakan Erdoğan’ın hanımı Emine Erdoğan’ı davet etmemişti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Yirmi iki yıl önce 2004 yılındaki NATO zirvesi Türkiye’de gerçekleşmişti. Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’di. Liderlerin resmî yemeğine Başbakan Erdoğan’ın hanımı Emine Erdoğan’ı davet etmemişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu durum bir NATO zirvesinde dönemin Cumhurbaşkanının nelerle uğraştığının acı bir ispatı olarak tarihteki yerini almıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Böyle bir zihin yapısıyla nereye varabilirdiniz? Neyi başarabilirdiniz? Böyle bir toplantıdan ne menfaat elde edebilirdiniz?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Diğer ülke liderleri hangi düşüncelerle ülkenize geliyor ve neleri elde edebileceğini düşünürken siz bir hanımın başörtüsü ile uğraşıyorsunuz! Ki bu hanım dönemin başbakanının eşi iken onu liderler yemeğine çağıramıyorsunuz!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Düşmanlık bir tarafa tarihin en büyük ezikliğidir bu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">O dönemde bazı malum zevatlar da NATO zirvesinin en büyük kazanımı olarak görüyorlardı bunu…<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">22 sene sonra bu kez Emine Erdoğan Hanım, NATO zirvesinde lider eşlerini ağırladı ve aile fotoğrafında en ön sırada yerini aldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gelen liderler üzerinde bir baskı mı oldu... Onu görünce fotoğraf vermeyen mi çıktı... Yemek mi yemediler... Ne oldu... Kim ne düşündü?..<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İşte bu iki tarihî hadise Türk gençliğine, geleceğin Türk idarecilerine mutlaka bazı dersler verecektir, vermelidir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Birincisi kişiliksiz ve ezik bir siyasetin ürünüdür. İkincisi ise kültürünle, vakarınla olduğun gibi görünmektir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tarihinle, dilinle, dininle değerlerinle barışık olmaktır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tarihi, kişiliksizlik insanlar yazmaz, onların kimsenin yanında değeri de olmaz. Vakar ve şahsiyet liderlerin olmazsa olmazlarıdır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Mehterle yürekler kabarık!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mehter tarihimizin en güçlü sesi en parlak musikisi idi. Osmanlı döneminde onun kösleri vurmaya başladığında dünya sallanırdı. O sadece savaşta uygulanmazdı. Osmanlının ilk dönemlerinde günde beş kez olmak üzere, her namazdan önce nevbet vururdu. II. Mehmed Han zamanında yalnız ikindi namazlarından önce çalınmasına karar kılındı. Mehter; kılıç alaylarında, cülus verildiğinde, zaferlerde, şehzade ve sultanların doğum ve sünnet düğünlerinde de görevlerini icra ederdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Asırlar sonrasında 36. NATO zirvesinde dünya liderlerine dinletmek en anlamlı hareketten biri idi. Ancak gerek mehterin vurması ve gerekse yeniçerilerin temsilî duruşları dahi birilerini ziyadesiyle rahatsız etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye’de birileri gerçekten tarihi ile bağını tam anlamıyla koparmış görünmektedir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu hastalıklı bir vaziyettir. 50 yaşında güçlü kuvvetli bir insanın kendini beş yaşında çocuk gibi görmesi ve o yaşa uygun hareketleri sergilemesinden farkı yoktur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">O adamı alır doktor doktor gezdirirsiniz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Günümüzde de bazıları açıkçası böyle bir tutum sergiliyor. Kendilerini yüz yıl önce yeni kurulmuş bir devlet olarak görüyor maziyi bütünüyle hafızalarından kazıyorlar. Hatta kazımışlar!..<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ordumuzun ve nice müessesemizin kuruluşunu asırlar ötesine götürürken kültürümüz, tarihimiz, dinimiz ve bir kısım değerlerimiz söz konusu olduğunda akıl almaz bir şekilde reddimiras yapılması anlaşılır bir durum değildir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Geçtiğimiz 23 Nisan tarihinde bir okulun çocukları mehter takımı oluşturmuş ve gösteride çalmışlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Oraya giden CHP’li bir kısım partililerin henüz ilkokul çağındaki çocuklara sırtlarını dönerek tepki göstermeleri büyük infial uyandırmıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu neyin kini ve neyin nefreti idi!..<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Neticede NATO liderleri zirveye geldiklerinde dünün ve bugünün birleştirilmesi ile ortaya çıkan bir törenle karşılandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">NATO liderlerinin kimi ritmine uyarak kimi takdirlerini belirterek geçtiler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mehter Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlının bir devamı olduğunu vurgulamıştır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"Biz, tarihî ve güçlü bir devletiz"</strong>&nbsp;mesajını vermiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Yıllardır tartışılan Külliye!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">NATO liderlerini cumhuriyet tarihine yakışır bir şekilde Ankara’daki Külliye'de Başkanlık Sarayı’nda ağırladık. Gurur ve mutluluk verici bir olaydı. Avrupa liderlerinin hayranlıkları yüzlerinden belli oluyordu. Olmayanlar varsa ancak haset ve gıpta sebebiyledir diye düşünüyorum.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Osmanlıdan kalan üç muhteşem sarayı paramız gitti diyerek cumhuriyet tarihi boyunca kötüleyenlerin elbette Külliye hakkında takdir hisleriyle dolu olmaları beklenemez. Sosyal mecralarda kimi fakirlik kimi tevazu edebiyatı ile gelen liderler adına niyet okumaları yaparak Külliye hakkında olumsuz düşüncelerini serdetmekten geri durmadılar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Söz konusu tasavvuf dervişleri olunca&nbsp;<strong>"bir lokma bir hırka"</strong>&nbsp;edebiyatı yapanlar devletin vakarı olduğunda bu defa derviş kıyafetine bürünüyorlar!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gerçekten bu hastalıklı zihniyeti tedavi etmenin imkânı yok...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İnsan kendine karşı kibirlenen, gururlanan ve kendisini yüzyıllardır hasta adam gibi görmeye alışmış olanların karşısında küçüklük göstermez.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Eskiler böylelerine karşı,&nbsp;<strong>“aç gezerim beylerle gezerim”</strong>&nbsp;derdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Devlet haysiyeti her şeyin önündedir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Geçmişe gittiğimizde bu tip toplantılarda Türk basınının en çok konuştuğu konular bilhassa lider eşlerinin ne giydikleri olurdu. Uçakların merdivenlerinden inerken rüzgârın çarpmasıyla eteğinin açılması günlerce konuşulurdu. Zira Türkiye’nin esamesi okunmazdı. Teslimiyetten başka bir yönü yoktu. Bugün ise&nbsp;<strong>"lider ülke"</strong>&nbsp;konumunu büyük bir dirayetle gösteriyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Gücün yansıması!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Böylesine büyük ve önemli bir organizasyona Ankara’nın takdir edilecek bir mükemmeliyette ev sahipliği yapmasının ötesinde, Türkiye'nin, uluslararası sistemdeki ağırlığı ortaya konulmuş oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Zirveye NATO’ya üye ülkelerin en üst düzeyde katılmalarının önemi çok büyüktü ve ülkemizin siyasi yelpazedeki gücünün bir yansımasıydı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Zirveye her ülkenin, ikinci üçüncü düzeyde adamlarla temsilci gönderdiğini düşünün bugün neler söylerlerdi!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Zirve boyunca konuşulan konular, Türkiye’nin konumunu en güçlü bir şekilde hissettirdi. Avrupa devletleri Trump ile aralarındaki buzları eritmesi için Türkiye Cumhurbaşkanı’ndan medet umar hâlde idiler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">NATO’da Türkiye’nin etkin gücü hep vurgulandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ukrayna’da savaşı ancak Türkiye’nin durdurabileceği öne çıkıyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ABD’nin bize karşı uyguladığı bazı konularda ambargonun kaldırılması yönünde güçlü adımlar atıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ABD Başkanı Trump’ın&nbsp;<strong>"ben bu zirveye Türkiye için geldim"</strong>&nbsp;demesi başlı başına bir diplomatik zaferdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Elbette bütün bu gelişmelerde Erdoğan’ın güçlü ve karizmatik liderliği büyük rol oynuyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Elbette ülkeler bir liderle kaim değil. Erdoğan da bugün var yarın yok! Fakat ülkemiz adına çok önemli başarılara imza attı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ben bundan sonra Erdoğan’ın en büyük&nbsp;<strong>"milat"</strong>&nbsp;olacağını düşünüyorum.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bugün kendisine muarız duranlar yarınlarda en çok onu konuşacaklardır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu itibarla gelecekte siyaseti düşünenler Erdoğan’ın milletler nezdindeki başarılarını iyi takip etmeliler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Günlük siyasi ve kısır çekişmelerle zamanlarını harcamasınlar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Elbette ki bu zirvenin günümüz ve gelecek adına etkileri olacaktır. Dolayısıyla zirvenin, ülkemizin yanı sıra ABD, Avrupa ve Orta Doğu siyaseti için önemini inşallah haftaya değerlendireceğim...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 09:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/ben-bu-zirveye-turkiye-icin-geldim-1783751819.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hüseyin Çelik&#039;in Abdülhamid Han Hakkındaki İddialarına Cevap: FETÖ’yle kucaklaşmalıyız diyordu</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/huseyin-celikin-abdulhamid-han-hakkindaki-iddialarina-cevap-fetoyle-kucaklasmaliyiz-diyordu-1405</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/huseyin-celikin-abdulhamid-han-hakkindaki-iddialarina-cevap-fetoyle-kucaklasmaliyiz-diyordu-1405</guid>
                <description><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, eski Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Hüseyin Çelik’in Sultan II. Abdülhamid ve Osmanlı tarihi hakkındaki skandal sözlerine cevap verdi. Şimşirgil, Çelik’in iddialarını "sığ, kültürsüz ve tarihe düşmanca bir bakış açısı" olarak değerlendirerek ortaya atılan maddi hataları tek tek çürüttü. Çelik’in FETÖ hakkındaki sözlerini paylaşan tarihçi çarpıcı bilgiler paylaşarak Hüseyin Çelik’e meydan okudu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;">Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, eski Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Hüseyin Çelik’in Sultan II. Abdülhamid ve Osmanlı tarihi hakkındaki skandal sözlerine cevap verdi. Şimşirgil, Çelik’in iddialarını <strong>"sığ, kültürsüz ve tarihe düşmanca bir bakış açısı"</strong> olarak değerlendirerek ortaya atılan maddi hataları tek tek çürüttü. Çelik’in FETÖ hakkındaki sözlerini paylaşan tarihçi çarpıcı bilgiler paylaşarak Hüseyin Çelik’e meydan okudu.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;"><strong>"12 Yıl Eğitim ve Kültür Kimlerin Elindeymiş?"</strong><o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;">Youtube kanalında açıklama yapan Ahmet Şimşirgil, Hüseyin Çelik’in 12 yıl boyunca Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı gibi kritik makamlarda bulunmasına rağmen sergilediği tarih bilgisini de sert bir dille eleştirdi.&nbsp;<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="background-color:white;color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span class="ng-star-inserted">Çelik’in Sultan Abdülaziz’in babasının Sultan Abdülmecid olduğu yönündeki ifadelerine tepki gösteren Şimşirgil,&nbsp;</span><strong>"Abdülaziz'in babası nereden Abdülmecid oluyor? Abdülhamid Han'ın amcası nasıl oluyor da babası oluyor? Ne dediğinin dahi farkında değil"</strong><span class="ng-star-inserted"> diyerek tarihi bilgilerin çarpıtıldığını ifade etti.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;"><strong>"Ben böyle sığ, böyle kültürsüz, tarihe bu gözle bakabilecek biri düşünemiyorum. Türkiye'nin 12 yılına geçmiş olsun"</strong> diyerek, Çelik'in akademik unvanına rağmen tarihi gerçekleri çarpıttığını vurguladı.</span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;<iframe width="560" height="315" src="https://www.youtube.com/embed/HovLqtQexlo?si=6p_I1aUp0MItDyO6" title="YouTube video player" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen=""></iframe></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;">İşte o videodan dikkat çeken başlıklar:<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;"><strong>"Abdülhamidizm" İddiası</strong><o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;">Çelik'in "Kemalizmin karşısına Abdülhamidizmi çıkarttılar" şeklindeki iddiasına cevap veren Şimşirgil, Türk milletinin "izm"lerle işi olmadığını belirtti. Şimşirgil, <strong>"Bu millet Osmanizm demedi, Türkizm demedi, Abdülhamidizm demedi. Bu millet Müslümandır, Türktür; benim izme ihtiyacım yok"</strong> diyerek, bu tür kavramların millete ait olmadığını, ideolojik yaklaşımların ürünü olduğunu vurguladı.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="background-color:white;color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span class="ng-star-inserted">"Bu zat zaten son senelerde işi gücü bıraktı&nbsp;</span><strong>Abdülhamit Han düşmanlığıyla yatıyor kalkıyor.</strong><span class="ng-star-inserted"> 6 ayda bir de bunu gündem yapıyorlar birtakım açıklamalarıyla; yine bu nevi tarihi konulara girmiş, bazı siyasi konularla birleştirmiş ve yeni açıklamalarıyla gündem olmuş."<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="background-color:white;color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span class="ng-star-inserted">"Bu adam yani bir taraftan Abdülhamit Han'la kafayı bozmuştu; şimdi geriye doğru gidiyor Fatih'e doğru gidiyor... Bu büyük padişahlar hükümdarlar; 20 yıl hükümdarlık yapmış, 10 yıl hükümdarlık yapmış, 30 yıl hükümdarlık yapmış;&nbsp;</span><strong>bir cümleyi mıknatısla çekiyor ve onu yargılıyor ve çöpe atıyor.</strong><span class="ng-star-inserted">"<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="background-color:white;color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span class="ng-star-inserted">"Bir tarihçi ileride doçentlerin, tarihçilerin onlarca Abdülhamit Han'la ilgili çalışmaları var; sen bunları hiç görmüyor musun ya, bunları okumuyor musun?&nbsp;</span><strong>Abdülhamit Han'la ilgili bugün bizim üniversitelerimizden ve yayınevlerinde basılmış onlarca yüzlerce kitap var.</strong><span class="ng-star-inserted">"<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="background-color:white;color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span class="ng-star-inserted">"Son 5 yıldır Abdülhamit Han'dan daha kötü bir siyasetçi yok sence;&nbsp;</span><strong>Kıbrıs'ı falan sattı.</strong><span class="ng-star-inserted"> Bunları bakanken niye söylemedin, niye bunlarla ilgili yazdırmadın kitaplara?"</span></span><span style="color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;"><o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;">Çelik’in iddiaları hakkında konuşmasına şöyle devam etti:&nbsp;<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;"><strong>Necip Fazıl ve Kadir Mısıroğlu Üzerinden Yapılan Tarih Okuması Tartışması<o:p></o:p></strong></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;">"Türkiye'de tarihi zannedersiniz ki Kadir Mısıroğlu ve Necip Fazıl Kısakürek yazmış, bunları yönlendirmiş ve muhafazakar camiayı hep bunlar almış götürmüş; nasıl bir ifade şu? Evet, ikisi de bizim en önemli mütefekkirlerimizdendir, düşünürlerimizdendir; çok yönlü eserler vermişlerdir ama baktığımızda ikisi de tarihçi değildir, ikisi de hukukçudur. Öyle 'muhafazakar dindar camiayı vay bunlar efendim yazdı çizdi bunlarla gidiyor' diye bir söylem yok; bunu söyleyemezsin. Kadir Mısıroğlu seni tarihi konularda 50 defa yerin dibine sokar çıkartır; Kadir Mısıroğlu yıllarca araştırdı, belgelerle çalıştı, her bir mevzuda kitaplar yazdı. 'İdeolojisine belge arayan adam' diyor; Bulgar mezalimini yazıyor adam, Yunan mezalimini, Osmanoğullarının dramını araştırıyor; bunları araştırmak seni mi gerdi, seni rahatsız mı etti?"<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;"><strong>Ali Suavi ve İngiliz Bağlantıları Üzerine Eleştiriler</strong><o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;">"Sen Ali Suavi filan çalışmış adamsın; sen biraz bak o İngiliz adamları üzerinde iyi çalıştın, sen birileri mi acaba zokayı yutturdu? Dikkatli ol, İngiltere'ye gidenler zokayı yutup geliyorlar. Ali Suavi kimin adamıydı, eşi niye bütün belgelerini yaktı onun, bunları araştırdın mı? İngilizlerle iş birliklerini anlat, o hatunun hangi belgeleri yaktığını anlat, Abdülhamit Han'a darbeyi anlat. Sen darbecileri alkışlayan adam mıydın? Hadi anlat Ali Suavi'yi millet senden istifade etsin madem doktora yapmışsın."<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;"><strong>“Fethullah Gülen'le kucaklaşmalıyız diyordu”&nbsp;</strong><o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;">"Hani her zaman diyoruz ya; işte bu <strong>FETÖ nasıl uyuttu bu milleti, nasıl uyuttu?</strong> İşte geri planda bu nevi yolu açanlar, o yolu döşeyenler var. Bu insanlar yolu açmışlar, döşemişler, yol vermişler, konuşturmuşlar. Hani bazen Diyanet'te söylüyoruz, bazen siyasette ve bazen işte böyle bakanlar nezdinde üst düzey insanlar bu yolu açmışlar. Biz o zamanlardan da uyarıyorduk, o zamanlardan da söyleyenlerdeniz."<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;">"Ak Partiyi silmek isteyen, hatta bırak onu, bir milleti işgal ettirmek, bir ülkeyi işgal ettirmek isteyen, <strong>bir milleti yok etmek isteyen FETÖ ve örgütüne darbe vurduğu için mi karşı çıkıyorsun?</strong> Şunlara cevap ver."<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;">"Senin siyaset ideoloğun; diyordun ki kendin, şunu ifade ediyorsun: <strong>'Fethullah Gülen'le kucaklaşmalıyız, hasret gidermeliyiz.'</strong> Hadi bunları da yalanla. Bazı sözleri yalanlıyorsun, sildiriyorsun; haydi yalanla şunu: 'Ben böyle bir söz de söylemedim' de. Önce konuşuyorsun, söylüyorsun, sonra dönüyorsun 'benim böyle bir sözüm yok, mahkemeye ver' diyorsun. Diyorsun ki; <strong>'Biz Fethullah Gülen'le kucaklaşmalıyız, çok özledik.'</strong> Senin siyaset ideoloğun bu mu?"<o:p></o:p></span></span></p><p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 10 Jul 2026 11:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/huseyin-celikin-abdulhamid-han-hakkindaki-iddialarina-cevap-fetoyle-kucaklasmaliyiz-diyordu-1783673303.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>S 400&#039;lerin akıbeti</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/s-400lerin-akibeti-1404</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/s-400lerin-akibeti-1404</guid>
                <description><![CDATA[Biri CAATSA yaptırımları, diğeri ise F-35 satışı ve programa dönüş süreci. Bu iki dosya birbirine bağlı ancak aynı şey değil. CAATSA yaptırımlarının kaldırılması F-35 meselesini otomatik olarak çözmez; ancak F-35 sürecinin önündeki en büyük siyasi ve hukuki engellerden birinin aşılması anlamına gelir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Hürriyet’ten Hande Fırat’ın analizi:<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">WASHINGTON-Ankara hattında bugün iki ayrı kilit bulunuyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Biri CAATSA yaptırımları, diğeri ise F-35 satışı ve programa dönüş süreci. Bu iki dosya birbirine bağlı ancak aynı şey değil. CAATSA yaptırımlarının kaldırılması F-35 meselesini otomatik olarak çözmez; ancak F-35 sürecinin önündeki en büyük siyasi ve hukuki engellerden birinin aşılması anlamına gelir. ABD Başkanı Donald Trump’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede, “Yaptırımları kaldıracağız, F-35’leri değerlendireceğiz” mesajı vermesi de bu nedenle son derece kritik. Çünkü artık konu yalnızca bir yaptırım dosyası olmaktan çıktı; Türkiye’nin ABD savunma sistemiyle yeniden entegre olup olmayacağı konuşuluyor. Burada ilk ayrımı net yapmak gerekiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">CAATSA NASIL KALKAR?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">CAATSA, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi alması nedeniyle devreye giren yaptırım rejimi. ABD, 14 Aralık 2020’de Savunma Sanayii Başkanlığı’nı hedef alan yaptırımları yürürlüğe koydu. Bunlar; yeni ABD ihracat lisanslarının durdurulması, kredi kısıtlamaları ve bazı üst düzey savunma sanayii yetkililerine yönelik yaptırımları içeriyordu. CAATSA’nın kaldırılması için hukuki yol belli;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">-CAATSA, ABD Başkanı’na ulusal güvenlik gerekçesiyle yaptırımlardan belirli şartlar altında feragat etme veya yaptırımları sonlandırma yetkisi tanıyor. Ancak bu yetkinin kullanımı tamamen Başkan’ın takdirine bırakılmış değil; yasada öngörülen şartlara bağlı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Türkiye açısından bugün konuşulan yol haritası ise yalnızca CAATSA hükümlerine dayanmıyor. Sürecin ikinci ayağını, Türkiye için özel olarak getirilen FY2021 Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası (FY2021 NDAA) oluşturuyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Bu nedenle Başkan’ın Kongre’ye sunacağı sertifikasyonun hem CAATSA hükümleri hem de Türkiye’ye ilişkin FY2021 NDAA hükümleriyle uyumlu olması gerekiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Türkiye’ye özel getirilen hükümler çerçevesinde; Türkiye’nin artık S-400 hava savunma sistemini envanterinde bulundurmaması, Türkiye topraklarında S-400 veya benzeri bir sistemin bulunmaması, gelecekte Rusya’dan benzer bir hava savunma sistemi satın alınmayacağına ilişkin güvence verilmesi gerekiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Başkan, bu şartların yerine getirildiğini Kongre’ye sertifiye ettiğinde mevcut hukuki çerçevede CAATSA yaptırımlarının kaldırılmasına ilişkin süreç tamamlanmış oluyor yani kongre engeli bulunmuyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">CAATSA’DA DEĞİŞMEYEN DÜĞÜM: S-400’LER<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Asıl mesele hâlâ S-400 dosyasının nasıl çözüleceği. Washington’un kabul edeceği formülün bulunması gerekiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bugüne kadar masada; depolanma, tetik sisteminin çıkarılarak ortak alanda tutulması ya da doğrulanabilir şekilde aktif olmayan statüye alınması gibi seçenekler konuşuldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Ancak edinilen bilgilere göre ABD tarafı, sistemlerin Türkiye’de kalmaya devam edeceği “ABD denetimli depolama” ya da tetik mekanizmalarının sökülerek ortak bir tesiste muhafaza edilmesi gibi formüllerin mevcut hukuki çerçeveyi karşılamadığı görüşünde.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Washington açısından temel kriter değişmiş değil. S-400 sistemlerinin artık Türkiye’nin envanterinde bulunmaması gerekiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MASADAKİ KÖRFEZ’DE ÜÇÜNCÜ BİR ÜLKEYE SATIŞ FORMÜLÜ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bir süredir ikili görüşmelerle Ankara, Washington ve Moskova hattında bir trafik yürütülüyor. Başlıklardan biri Rusya-Ukrayna savaşı, diğeri ise S-400 dosyası.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Temaslarda son gelinen noktalarda Amerikalı yetkililerin verdiği bilgiye göre üçüncü bir ülkeye satış formülü üzerinde çalışılıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Amerikalı yetkililer masadaki en güçlü seçeneğin bölgede en uygun Körfez ülkelerinden birine satış olduğu görüşünde.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Ancak burada Moskova faktörü devreye giriyor. Rusya ile yapılan son kullanıcı anlaşması gereği sistemlerin üçüncü bir ülkeye devredilebilmesi için Rusya’nın onayı gerekiyor. Bu nedenle Ankara’nın Moskova’nın da nabzını tuttuğu, Rus tarafının ise prensipte buna itiraz etmediği ifade ediliyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">F-35’LER İÇİN CAATSA’NIN KALKMASI YETMİYOR<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye’nin F-35 programından çıkarılması CAATSA ile bağlantılıydı; ancak bu karar yalnızca CAATSA yaptırımlarının otomatik sonucu değildi. Kongre, savunma bütçe yasalarına Türkiye’ye F-35 teslimatını sınırlandıran hükümler ekledi. Bu nedenle CAATSA yaptırımları kaldırılsa bile Türkiye’nin F-35 programına dönüşü için ayrıca siyasi, teknik ve hukuki süreçlerin tamamlanması gerekiyor;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- CAATSA yaptırımlarının kaldırılması ile F-35 sürecinin yeniden başlaması aynı hukuki işlem değil.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- İlki yaptırım rejiminin sona erdirilmesiyle ilgili. İkincisi ise savunma ihracatı, Kongre denetimi ve Pentagon’un teknik değerlendirmelerini kapsayan ayrı bir süreç.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">KONGRE SÜRECİ NASIL İŞLEYECEK?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kongre’nin F-35’e ilişkin getirdiği kısıtlamaların da aşılması gerekiyor; Bu; yeni bir yasa değişikliğiyle, savunma bütçe yasasına eklenecek yeni bir muafiyet hükmüyle ya da mevcut düzenlemelerin yürütme tarafından uygulanma biçiminin yeniden şekillendirilmesiyle mümkün olabilir. Eğer bugün Washington ile Ankara arasında konuşulan yol haritası gerçekleşirse, bu aşamada ABD yönetimi devreye girecek;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">-Türkiye’yi ilgilendiren FY2021 NDAA hükümleri uyarınca Beyaz Saray’ın Kongre’ye, Türkiye’nin ilgili mevzuatta öngörülen şartları karşıladığı ve F-35 sürecinin yeniden değerlendirilmesinin önünde hukuki engel kalmadığı yönünde bildirimde bulunması bekleniyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Ancak bu aşamada kongre süreci beklenecek. ABD’nin yabancı ülkelere silah satışlarında uyguladığı prosedür çerçevesinde 15 günlük Kongre inceleme süreci işleyecek.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Ankara’nın ABD yönetiminden aldığı mesaj ise bu süreçte Kongre’den yeni bir siyasi engel çıkmasının beklenmediği yönünde.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">PENTAGON’UN ONAYI DA GEREKİYOR<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ancak süreç Kongre ile de bitmiyor. Pentagon ile F-35 Ortak Program Ofisi’nin teknik güvenlik değerlendirmelerini tamamlaması gerekiyor. Bir başka önemli konu da Türkiye’nin programa hangi statüyle döneceği. Ankara yeniden üretici ortak mı olacak? Yoksa yalnızca müşteri ülke olarak mı yer alacak? Bu da ayrıca müzakere edilecek.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ÖNCE 6 UÇAĞIN TESLİMİ GÜNDEME GELEBİLİR<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tüm&nbsp;bu süreçler olumlu ilerlerse ilk gündeme gelecek konu Türkiye’nin parasını ödediği altı F-35 olacak;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- İlk uçak 2018’de üretildi. Altıncı uçak ise 2019 yılı ortalarında tamamlandı. Ancak Türkiye programdan çıkarıldığı için uçaklar ABD’de kaldı ve hiçbir zaman teslim edilmedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Washington’da konuşulan senaryolar arasında, programa tam dönüşten önce Türkiye’nin parasını ödediği bu altı uçağın teslim edilmesi ara formül olarak değerlendiriliyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Uçakların teslimi gündeme gelince teknik başlıklar önemli olacak. 2018’den bu yana ABD’de bekleyen uçakların yeniden bakım süreçlerinden geçirilmesi gerekecek.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Ayrıca o tarihte eğitim alan pilotların bir bölümünün emekli olması nedeniyle yeni pilotların eğitimi, bakım personelinin yeniden sertifikalandırılması ve teknik altyapının güncellenmesi gibi süreçler de işletilecek.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Kaynaklar, Türkiye’nin beşinci nesil savaş uçağına ihtiyaç duyduğu görüşünde. Bunun yalnızca NATO görevleri açısından değil, aynı zamanda KAAN’ın geliştirilmesi sırasında edinilecek yeni nesil teknoloji, mühendislik bilgisi ve operasyonel tecrübe açısından da önemli olduğu değerlendiriliyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">TÜRKİYE 40 KAAN İÇİN 80 MOTOR BEKLİYOR<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">En&nbsp;hızlı ilerleyen dosya ise KAAN motorları çünkü bu süreç daha çok ABD ihracat lisansları, şirket izinleri ve yürütme kararları üzerinden ilerliyor. Üstelik süreçte artık son aşamaya gelindi;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Kongre’nin itiraz süresi de bugün itibarıyla doluyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- 700 milyon doların üzerindeki anlaşma kapsamında Türkiye’ye 80 motor teslim edilmesi bekleniyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Her savaş uçağına ikişer motor monte edilecek. Böylece ilk etapta 40 KAAN üretilebilecek.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Türkiye bir yandan da tamamen yerli motor geliştirme çalışmalarını sürdürüyor. Yetkililer seri üretim açısından 2035 sonrasını daha gerçekçi görüyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ABD’nin bu motorlara ihracat izni vermesi yalnızca teknik bir karar değil.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Washington böylece şu mesajı vermiş oluyor:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Türkiye ile savunma sanayii alanında yeniden çalışabiliriz. Ancak bunu doğrudan F-35 gibi en hassas stratejik dosyadan değil, daha sınırlı alanlardan başlatıyoruz.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">F-16’LARDA BEKLEME DÖNEMİ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye modernizasyon kitlerinden vazgeçti. Masada halen sözleşmesi imzalanan 40 adet yeni F-16 savaş uçağı bulunuyor. Üstelik ön ödeme de yapıldı;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- ABD tarafının ilave üretim hattı maliyetlerini ve yeni görev bilgisayarlarının bedelini de pakete dahil etmek istemesi yeniden pazarlık sürecini beraberinde getirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Yüksek maliyet şimdilik iki ülke arasında sorun teşkil ediyor. CAATSA yaptırımlarının kaldırılması ve F-35 dosyasında ilerleme sağlanması halinde F-16 paketinin de yeniden ele alınması ihtimali güçlenebilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">BİTİRİRKEN...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye yaklaşık 20 yıldır yeni bir muharip savaş uçağı satın almadı. Bir yandan KAAN’ın motorlarının teslim edilmesiyle üretimin hız kazanması, diğer yandan yerli motor çalışmalarının sürmesi büyük önem taşıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ancak bu geçiş döneminde Türk Hava Kuvvetleri’nin yeni savaş uçaklarına ihtiyaç duyduğu da açık. Sonuçta CAATSA’nın kaldırılması final değil, yeni bir başlangıç olacak. CAATSA yaptırımlarının kalkması Ankara ile Washington arasında hem psikolojik hem de hukuki açıdan önemli bir eşiğin aşılması anlamına gelecek. Savunma sanayii üzerindeki baskı azalacak.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/s-400lerin-akibeti-1783586159.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sultan II. Bayezid Han&#039;ın kurduğu vakfın hayır şartı yerine getirildi</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/sultan-ii-bayezid-hanin-kurdugu-vakfin-hayir-sarti-yerine-getirildi-1397</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/sultan-ii-bayezid-hanin-kurdugu-vakfin-hayir-sarti-yerine-getirildi-1397</guid>
                <description><![CDATA[Konya’da, Sultan II. Bayezid Han tarafından 530 yıl önce kurulan vakfın hayır şartı doğrultusunda 30 çocuk için sünnet şöleni düzenlendi. Çocuklar ve aileleri Mevlana Hazretleri’nin Türbesi’ni ziyaret ederek dua ederken, program şehir turu ve çeşitli etkinliklerle devam etti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sultan II. Bayezid Han'ın kurduğu vakfın hayır şartı yerine getirildi&nbsp;<br>- Konya’da Sultan II. Bayezid Vakfiyesi'nde yer alan hayır şartı doğrultusunda çocuklar sünnet ettirildi&nbsp;<br><br>Taha Taş&nbsp;<br>KONYA (İHA) - Konya Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından, Sultan II. Bayezid Vakfiyesi'nde yer alan hayır şartı doğrultusunda çocuklar için sünnet şöleni düzenlendi.&nbsp;<br>Vakıflar Konya Bölge Müdürlüğü koordinesinde gerçekleştirilen program, 30 çocuk ve ailelerinin katılımıyla gerçekleştirildi. Etkinliğin ilk bölümünde çocuklar ve aileleri Mevlana Hazretlerinin Türbesini ziyaret ederek dua etti. Mevlana Müzesi bahçesinde hatıra fotoğrafı çektiren çocuklar, oluşturulan konvoy eşliğinde şehir turu attı.&nbsp;<br>Programda konuşan Konya Vakıflar Bölge Müdürü Yılmaz Kılınç, "Mevlana Meydanı'nda 30 çocuğumuzla birlikteyiz. Kültür Turizm Bakanlığı Vakıflar Genel Müdürlüğü himayelerinde gerçekleştirmiş olduğumuz 530 yıl önce Sultan II. Bayezid tarafından kurulan vakfın hayır şartını bugün gerçekleştiriyoruz. Böyle müstesna bir hayır faaliyetinin içinde olmak bizleri mutlu ediyor. Vakıflar kardeşliğin, dayanışmanın yürütüldüğü müstesna kurumlardan bir tanesi. Bu hayır faaliyetimiz de müstesna bir faaliyettir. İnşallah 3 yıldır devam ettiğimiz bu faaliyetimizi önümüzdeki yıllarda da büyüterek, çoğaltarak gerçekleştireceğiz" dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 13:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/sultan-ii-bayezid-hanin-kurdugu-vakfin-hayir-sarti-yerine-getirildi-1783506755.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TSK&#039;dan 26 bin Fetöcü atıldı</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/tskdan-26-bin-fetocu-atildi-1390</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/tskdan-26-bin-fetocu-atildi-1390</guid>
                <description><![CDATA[MSB verilerine göre; 15 Temmuz 2016’dan bugüne kadar toplam 26 bin 206 personel hakkında ihraç ve rütbe geri alma işlemi tesis edildi. Bunların 24 bin 8’i ihraç edilirken, 2 bin 198 emekli personelin rütbesi geri alındı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="color:#C00000;"><strong>Hürriyet’ten Nedim Şener’in makalesi:<o:p></o:p></strong></span></p><p class="MsoNormal">Türk tarihindeki en alçakça ihanetin, buna karşın Türk milletinin en onurlu kahramanlıklarından birisini sergilediği 15 Temmuz 2016 Fetullahçı Terör Örgütü’nün darbe girişiminin üzerinden 10 yıl geçti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Devletin tüm kurumlarına olduğu gibi, 40 yıl boyunca Türk silahlı Kuvvetleri’ne sızan FETÖ’cü hainlerin silahlarından çıkar mermi, uçaklardan attıkları bombalarla 253 vatan evladı şehit oldu.<br>2 bin 700 vatandaşımız yaralanıp gazi oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aradan geçen 10 yılda ABD ve Avrupa ülkeleri tarafından korunan ve Türkiye’ye karşı kullanılan yurtdışındaki firari FETÖ mensupları ile yurtiçindeki 100 binlerce örgüt mensubu her gün Türk milleti aleyhine çalıştı, hâlâ çalışıyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ise ara vermeden mücadelesini sürdürüyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">DIŞARIDAN PKK İLE&nbsp;PARÇALAMADILAR&nbsp;İÇERİDEN FETÖ İLE&nbsp;BÖLME PLANI&nbsp;DEVREDE<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">PKK terör örgütünü kullanarak Türkiye’yi sınır ötesinden saldırılarla “parçalamayan” ABD, İsrail ve Almanya; İngiltere ile Fransa ve Yunanistan başta olmak üzere Avrupa ülkeleri, FETÖ’yü kullanarak sınırlarımızın içinden “bölme” planlarından vazgeçmiş değiller.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hâlâ devlet içinde uzantıları olduğu, sosyal medya dahil medyada etkili oldukları, siyaset ve sivil toplam kuruluşlarında yer aldıkları için kullanışlı bir örgüt olarak FETÖ’yü koruyup kolluyorlar. Türkiye’nin iadesini talep ettiği binlerce FETÖ mensubu hakkında işlem yapmamaları da bundan kaynaklanıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İşin acı tarafı; Türkiye düşmanı PKK ve FETÖ mensuplarına ev sahipliği yapanların büyük kısmı, bir amacı da terörle mücadele için iş birliği olan NATO’da müttefikimiz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye, 119 ülkede bulunan 2 bin 765 FETÖ mensubu hakkında toplam 2 bin 950 iade talebinde bulundu. Bunların 777’si Almanya, 728’i ABD, 217’si Hollanda, 142’si Belçika, 133’ü Yunanistan, 57’si Fransa, 81’i İngiltere olmak üzere 2 bin 25’i ABD ve Avrupa ülkelerinde; yani Türkiye’nin NATO müttefiki ülkelerde rahatça yaşıyor. Yani NATO ülkeleri, Türkiye düşmanı FETÖ’cülerin yüzde 60’ını ülkelerinde barındırıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ne yazık ki Türkiye düşmanı iki terör örgütü olan PKK ve FETÖ yanında DHKP-C gibi terör örgütleri hâlâ NATO ülkeleri tarafından korunup kollanıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bakalım Ankara’da yapılacak NATO toplantılarında müttefik ülkeler, Türkiye’nin bu konudaki çabalarına destek vereceklerini, en azından terör örgütlerine destek vermeyi keseceklerini açıklayacaklar mı?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">‘SON FETÖ’CÜ KALMAYINCAYA KADAR MÜCADELEYE DEVAM’<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Buna karşın Türkiye her alanda FETÖ ile mücadelesini 10 yıldır kesintisiz sürdürüyor. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Genelkurmay Başkanı olduğunda kuvvet komutanlıklarının duvarlarına, “FETÖ ile mücadele son FETÖ’cü ordudan atılıncaya kadar devam edecektir” yazısı astıran Orgeneral&nbsp;Yaşar Güler,&nbsp;Milli Savunma Bakanlığı döneminde de FETÖ ile mücadeleye devam ediyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">FETÖ’nün klasik terör örgütlerinden farklı olarak uzun yıllar boyunca gizlilik esasına dayalı hücre tipi bir yapılanma modeliyle hareket etmesi, kamu kurumlarında örgütsel aidiyetini gizleyerek kadrolaşması ve bir istihbarat örgütü benzeri yöntemler kullanması mücadelede derinlemesine analiz ve çok yönlü değerlendirmeleri zorunlu hale getirdi. 15 Temmuz sonrası Milli Savunma Bakanlığı ve TSK bünyesinde FETÖ ile mücadelede yaklaşımı şöyle oldu:<br>15 Temmuz darbe teşebbüsü, FETÖ’nün öncelikli hedeflerinden birinin Türk Silahlı Kuvvetleri olduğunu açık şekilde ortaya koydu. Bu nedenle mücadele süreci yalnızca geçmişteki örgütsel yapılanmanın tasfiyesiyle sınırlı tutulmadı; istihbarat, personel güvenliği, disiplin mekanizmaları ve kurumsal denetim süreçlerini kapsayan kalıcı bir güvenlik yaklaşımı benimsendi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">SADECE&nbsp;DARBECİLER DEĞİL<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Adli makamlar, kolluk kuvvetleri ve istihbarat birimleri arasında koordineli bir çalışma yürütüldü; anayasal düzene ve devletin güvenliğine karşı işlenen suçlar ile terör örgütleriyle irtibat ve iltisak kapsamında elde edilen bilgiler hassasiyetle değerlendirildi. İhraç, rütbe geri alma ve göreve iade dahil olmak üzere adli ve idari işlemler objektif kriterler çerçevesinde uygulandı. Süreç içerisinde yalnızca darbeye aktif şekilde katılan personel değil; darbe girişimine çeşitli saiklerle göz yumduğu, kolaylaştırdığı veya örgütsel aidiyet taşıdığı değerlendirilen personel de detaylı incelemeler sonucunda TSK ile ilişiği kesildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">FETÖ ile mücadele kapsamında personelin ihraç edilmesi, göreve iadesi ve rütbelerinin geri alınmasına ilişkin işlemler farklı dönemlerde farklı hukuki düzenlemeler temelinde yürütüldü.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">DARBEYE&nbsp;KATILAN 5.600&nbsp;İHRAÇ EDİLEN&nbsp;26 BİN FETÖ’CÜ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sürecin ilk aşamasında, 21 Temmuz 2016 ile 18 Temmuz 2018 tarihleri arasında yayımlanan 667-701 sayılı OHAL Kanun Hükmünde Kararnameleri (KHK) esas alındı. 31 Temmuz 2018-31 Temmuz 2022 döneminde işlemler, 375 sayılı KHK’nın Geçici 35’inci maddesi kapsamında Bakan onayıyla gerçekleştirildi. 31 Temmuz 2022 tarihinden itibaren ise süreç, 6413 sayılı TSK Disiplin Kanunu ile TSK Yüksek Disiplin Kurulları Yönetmeliği çerçevesinde Yüksek Disiplin Kurulları ile yürütülmeye devam etti. MSB verilerine göre; 15 Temmuz 2016’dan bugüne kadar toplam 26 bin 206 personel hakkında ihraç ve rütbe geri alma işlemi tesis edildi. Bunların 24 bin 8’i ihraç edilirken, 2 bin 198 emekli personelin rütbesi geri alındı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">15 Temmuz darbe girişimine katılan FETÖ mensubu subay, astsubay ve uzman çavuş sayısının 5 bin 600 olduğu düşünüldüğünde, ihraç edilen ve rütbesi geri alınan TSK’daki 26 bini aşan FETÖ mensubunun tespit edilmesi verilen mücadelenin büyüklüğünü ve titizliğini de ortaya koyuyor. Darbeye katılan FETÖ’cülerin 5 katı örgüt mensubunun tespit ve ihraç edilmesi 15 Temmuz sonrasında da nasıl büyük bir tehlikeyi savuşturduğumuzu gösteriyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 09:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/tskdan-26-bin-fetocu-atildi-1783320476.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İngiliz oyunu</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/ingiliz-oyunu-1381</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/ingiliz-oyunu-1381</guid>
                <description><![CDATA[185 yıl önce bugünlerde, Osmanlı Devleti’ni yeniden güçlendirmek adına büyük ıslahatlara girişen II. Mahmud Han vefat etmişti (28 Haziran 1839). Muhtemelen Osmanlı Devleti üzerinde uzun bir süredir projeler yürüten "gizli bir cunta" tarafından şehit edilmişti. Bu konuda çok ciddi ipuçları ve deliller olmasına rağmen günümüz tarihçilerinin buna hiç değinmemesi ve çalışma yapmaması manidardır!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="color:hsl(0,75%,60%);"><strong>Prof.Dr.Ahmet Şimşirgil- Türkiye Gazetesi</strong></span></p><p class="MsoNormal">185 yıl önce bugünlerde, Osmanlı Devleti’ni yeniden güçlendirmek adına büyük ıslahatlara girişen II. Mahmud Han vefat etmişti (28 Haziran 1839). Muhtemelen Osmanlı Devleti üzerinde uzun bir süredir projeler yürüten&nbsp;<strong>"gizli bir cunta"</strong>&nbsp;tarafından şehit edilmişti. Bu konuda çok ciddi ipuçları ve deliller olmasına rağmen günümüz tarihçilerinin buna hiç değinmemesi ve çalışma yapmaması manidardır! Sanki o cunta hemen her alanda başarılı olmuş ve II. Mahmud Han’dan sonra icraatlarını tam olarak devam ettirmiştir. Biz bu cuntaya&nbsp;<strong>"Tanzimat devri ricali"</strong>&nbsp;diyoruz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bunlar İngilizlerin desteği ve teşvikiyle ilk olarak Tanzimat’ı ilan ettirecekledir. Padişahlığa Abdülmecid Han geçmiştir. Henüz on altı yaşındadır ve son derece gizli yürütülen faaliyetlerin farkında olamamıştır. Devlet içte ve dışta sıkıntılarla boğuşmaktadır. İşte böyle bir dönemde İngiltere, Mısır valisine karşı güya Osmanlı Devleti’nin yanında saf tutacaktır. Hâlbuki belki de size en büyük felaketi yaşatacak olan düşmanınızdır! Dolayısıyla bazen düşmanlarınız ileride zehrini rahat akıtabilmek adına zor zamanda dostunuzmuş gibi yanınızda yer alır. Ardından da hissettirmeden zerini akıtır!..<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İşte İngilizler de bugün dahi etkilerini devam ettiren Tanzimat Fermanı'nı böyle dikte ettirdiler.&nbsp;<strong>"Türk’ün ölüm fermanı"</strong>&nbsp;olan bu meş’um girişim liselerde gençlerimize hâlâ parlak ifadelerle anlatılmaya devam etmektedir. O, bu şekilde anlatıldığı müddetçe de Türk, başına geçirilen&nbsp;<strong>"mankurtluk çuvalı"</strong>nı asla çıkaramayacaktır...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tanzimat’la ilgili bazı değerlendirmelerde fermanın padişah ve bütün sivil bürokratın katılımı ve istişaresi sonucu kararlaştırılmış olduğu yazılı ise de ilandan sonraki uygulamalar bunun böyle olmadığını göstermektedir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Zira uzun istişarelerle alınan kararların uygulamaları; daha sistemli ve ne yapılacağı bilinen hangi adımların atılacağı öngörülmüş olmalıdır. Oysa Tanzimat’tan sonra böyle olmayıp&nbsp;<strong>“kervan yolda düzülür”</strong>&nbsp;anlayışı üzere bir hareketin vuku bulduğu görülecektir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu durumda fermanın padişah ve sivil bürokrat birlikteliğinden ziyade Reşid Paşa’nın Mehmed Âlî Paşa gailesini fırsata çevirip İngiliz desteği karşılığında ülkeyi satışa götürmekten başka bir şey olmadığı anlaşılacaktır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nitekim hükûmet Tanzimat reformlarını uygulama hususunda hazırlıklı değildi. Dolayısıyla ıslahatlar ülkenin tamamında değil de öncelikle Edirne, Bursa, İzmir, Ankara, Aydın, Konya ve Sivas gibi nispeten merkeze yakın, kolaylıkla denetlenebilecek yerlerde uygulamaya konuldu. Trabzon eyaleti önce bu kapsamda değerlendirildi. Fakat büyük bir tepkiyle karşılaşıldı ve uygulama ertelendi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Diğer taraftan Merkezle ciddi sorunlar yaşayan Mısır eyaleti de çok uzak olmasına rağmen uygulama kapsamına alındı ve 6 Aralık 1839 tarihli fermanla Mehmed Âlî Paşa’dan Tanzimat’ı Mısır’da uygulaması istendi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Paşa, fermanı ilân edeceğini, idaresi altındaki yerlerde bu ilkeleri zaten bir süreden beri uyguladığını bildirdi. İki tarafın birbirine karşı bu tavrı aslında bir güç gösterisine, rekabete ve arkasında Osmanlıları Mısır’la karşı karşıya getirmek isteyen Batılı aklı işaret etmekteydi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Kendilerini görmüyorlardı!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye’de bazı akademisyenlerimiz Tanzimat Fermanı'nda yer alan maddelere bakarak Osmanlının adil bir anayasaya kavuştuğunu savunurlar. Oysa bu maddeler başlangıçtan itibaren hemen her padişah döneminde söylenegelmiş olup keyfî ve bozuk uygulamaların kaldırılmasını talep ederlerdi. Bu manada Tanzimat’ın ifadeleri eski Osmanlı adaletnamelerine benzemektedir. Tanzimat’la Batılılardan adil bir anayasa aldıklarını zannedenler ise şu hususu asla gözden çıkarmamalıdır: Tanzimat devrinde Osmanlı hükûmetine gayrimüslimlere daha fazla imtiyaz tanıması ve devlet müesseselerini, bu arada adlî mercileri ıslah etmesi hususunda baskı yapan ecnebi devletlerdeki vaziyet hiç de iç açıcı değildi. İngiltere ve İsveç’te Katolikler, İtalya ve İspanya’da Katolik olmayanlar takibat altındaydı. Yahudi ve ateistlerin ise hiçbir yerde söz hakkı bulunmuyordu... Rusya’da vaziyet çok daha feciydi. Ruslar Polonyalılara, İngilizler İrlandalılara, Amerikalılar zencilere göz açtırmıyorlardı. Öte yandan bu asırda hiçbir devlette hâkim dinin mensupları dışındakilerin Osmanlı Devleti’nde olduğu gibi geniş biçimde devlet hizmetine alındığına rastlanamamaktadır...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu itibarla Tanzimat’ı, Osmanlıda keyfî uygulamalara son vermek değil Batılıların&nbsp;<strong>"bölme parçalama ve yönetme"</strong>&nbsp;isteklerinin bir parçası olarak gördüklerini anlamak gerekmektedir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yeni Osmanlıların güzide temsilcilerinden Ziya Paşa, 1869 tarihli bir makalesinde bu durumu ve Batılıların maksatlarını mükemmel özetlemişti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“...Şimdi Avrupalıların Şeriat-i İslâmiye hakkında onlarca suizanları vardır. Müslümanlar şeriatla hüküm ve amel etmek usul ve itikadı yürürlükte oldukça bunlara göre asrileşemezler ve ilerlemekten mahrum kalırlar. Yine bunlara göre Müslümanları insaniyet ve medeniyet dairesine getirebilmek için mutlaka şeriatın ortadan kaldırılması gerekirdi. Hâlbuki bunlar kendi mahkemelerinde her gün vukua gelen ve gazeteleri adalet deyu bar bar bağırtan fesatlarını hiç saymazlar...”</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ziya Paşa’nın da belirttiği gibi Tanzimat Fermanı'nın girişinde bilhassa İslam’a bağlılık öne çıkarılmış olsa da asılda İslam’dan çıkmanın yolu açılmış bulunuyordu...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Osmanlı Devleti bir İslam devleti idi. Bütün nizamını İslam esasları dairesinde tanzim etmişti. Bütün Müslümanların topluluk, cins, ırk vb. bağlılıklarına bakılmaksızın eşitliği esastı. Yani, devletin asli unsuru Müslümanlar idi. İslâmî otoriteyi halife-padişah temsil ederdi. Fetihle ele geçirilmiş olan İslâm ülkesinde, başka dinlerden olanlar, yani zimmîler, devletin himayesinde, iş, inanç ve yaşayışlarında serbesttiler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şimdi ise Tanzimat Fermanı, Müslümanlarla Müslüman olmayan tebaayı eşit ilan etmekle Müslümanı, devletin asli unsuru olmaktan çıkarıyor, böylece Osmanlı Devleti’nin İslâmî vasfını aşındırmış oluyordu. Böylece devletin sahibi ve hâkimi Müslümanlar olmaktan çıkıyor bulanık ve karışık bir Osmanlı milleti kavramı ortaya atılıyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu sebeplerden Tanzimat, kendi medeniyetimize baştaki şeriat övgülerine rağmen karşı idi. Bu yüzden, Müslümanlar Tanzimat’a karşı cephe aldılar. Buna mukabil Batılılar kendi medeniyet ve inanışlarına uyduğu ve menfaatlerine yaradığı için sempati ile karşıladılar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Sizin Türk kalmanız İslam’la olur!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tanzimat hakkında bir kitap yazmış olan&nbsp;<strong>Engelhardt</strong>, Fransızların, Tanzimat’ın Türklerin asıl kaynaklarıyla ilişkilerini keseceğini, karakterlerini kaybetmelerine sebep olacağını hesapladıklarını itiraf etmektedir. Engelhardt, Rusların Osmanlı reformları konusundaki görüşlerini de şöyle nakletmektedir:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Türkler Türk kaldıkça, yani Hristiyanlarla aralarında kesin bir sınır çizen Kur'ân-ı kerimin doktrininden vazgeçmedikçe reformlar, yenilikler uygulanamaz.”</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Engelhardt, nihai netice olarak ise&nbsp;<strong>“Ahkâm-ı Kuraniyye’ye mugayir kanunun”</strong>&nbsp;Reşid Paşa tarafından gerçekleştirildiğini ifade ederken bir anlamda Tanzimat’ın ne olduğunu da göstermiş oluyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Avusturya Başvekili Prens Meternich</strong>’in Tanzimat’ı değerlendirmesi ise gerçekten şaşırtıcı ve düşündürücüdür! Meternich, Avusturya’nın İstanbul elçisi Aponyi’ye gönderdiği mektupta, Osmanlı Devleti’nin İslâmî vasfını kaybetmesinin ne gibi sonuçlar doğurabileceğini açıkça ortaya koyuyordu. O, bu hatalı yolun terkinin Osmanlıların menfaatine olduğunu ifade ederek Bâbıâli’ye şu şekilde hareket etmesini tavsiye ediyordu:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Hükûmetinizi, varlığınızın temeli olan ve padişah ile Müslüman tebaa arasında başlıca bağlılığı sağlayan dinî kanunlara saygı esası üzerine kurunuz. Zamanın ihtiyaçlarına göre hareket ediniz ve zamanın doğurduğu ihtiyaçları göz önünde bulundurunuz. İdarî işlerinizi düzene koyunuz ve düzeltiniz, lâkin âdetlerinize ve yaşayış tarzlarınıza uymayan bir idare usulü kurmak için eski idareyi yıkmayınız. Aksi takdirde, padişahın yıktığı ve harap ettiği şeylerin değerini yerine koydukları kadar bilmediğine inanmak gerekir. Avrupa medeniyetinden, sizin kanun ve nizamınıza uymayan kanunları almayınız. Çünkü Batının kanunları hükûmetinizin temeli olan kanunların dayandığı usul ve kaidelere katiyen benzemeyen kaideler üzerine kurulmuştur. Batı memleketlerinde temel olan şey, Hıristiyan kanunlarıdır. Siz Türk kalınız, lakin, mademki Türk kalacaksınız, şeriata uyunuz. Diğer dinlere karşı müsaadeli olmak için şeriatın size sağladığı kolaylıklardan faydalanınız.”</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Meternich, ıslahat faaliyetlerinin Batı taklitçiliğine dayandırılmasının İslâm memleketleri için zarardan başka netice doğurmayacağını ifade ederek mektubuna son veriyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tanzimat’a en ilginç ve düşündürücü tepkilerinden biri de Pozitivizmin kurucusu Auguste Comte’den gelmiştir. Comte, 1854’te Reşid Paşa’ya gönderdiği mektupta fermanın ilan edilmesinin önemli olduğunu vurgulayarak şark medeniyetlerinin pozitivizmi kabul etmelerinde başlarında bulunan şeflere önemli görevler düştüğünü belirterek memnuniyetini bildiriyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İngiliz Büyükelçisi Lord Ponsonby ise Tanzimat’ın ilanının İngiltere’nin çıkarlarına uygun olduğunu söyleyerek Mustafa Reşid Paşa’yı bu girişimlerinden dolayı tebrik etti. Aynı elçi bir yıl sonra, Mısır meselesinin İngiliz istekleri doğrultusunda çözülmesinden dolayı Mustafa Reşid Paşa’ya tekrar teşekkür etti...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Görünen o ki Tanzimat’tan memnun olanlar Osmanlı ve Türk’ü köle olarak yönetmek, vatanını sömürge hâline getirmek ve dinini bozmak isteyenlerden başkası değildi.</strong>&nbsp;Hâlâ bunun anlaşılmamış olması ne büyük gaflettir!..<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 08:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/ingiliz-oyunu-1783112143.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir İslam mücahidi: KUTBEDDİN AYBEG</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/bir-islam-mucahidi-kutbeddin-aybeg-1356</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/bir-islam-mucahidi-kutbeddin-aybeg-1356</guid>
                <description><![CDATA[Sultan Kutbeddin Aybeg adını üniversite yıllarımda rahmetli Prof. Dr. Enver Konukçu Bey’den Delhi Türk Sultanlığı dersini alırken duymuştum. Açıkçası kendisine karşı hayranlık içerisinde kalmıştım. Nasıl bir İslam mücahidi idi o. Durmak bilmeyen bir enerjisi ve hiç eksilmeyen cihad aşkı vardı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:hsl(0, 75%, 60%);"><strong>Prof.Dr.Ahmet Şimşirgil- Türkiye Gazetesi</strong></span></p><p class="MsoNormal">Sultan Kutbeddin Aybeg adını üniversite yıllarımda rahmetli Prof. Dr. Enver Konukçu Bey’den Delhi Türk Sultanlığı dersini alırken duymuştum. Açıkçası kendisine karşı hayranlık içerisinde kalmıştım. Nasıl bir İslam mücahidi idi o. Durmak bilmeyen bir enerjisi ve hiç eksilmeyen cihad aşkı vardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türk tarihinin destan kahramanlarından biri olmuştu. Bugün üniversitelerin çoğu tarih bölümlerinde dahi Delhi Türk Sultanlığı anlatılmaz...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Muhteşem tarihimize ve cihangir sultanlarımıza yalan yanlış kurgularla dizi çekmeye çalışanlara alın size gerçek kahramanlar, kurguya entrikaya ne ihtiyaç var, bu gerçek hakikatler size yıllarca yeter, Türk'ün kahramanı mı biter diyeceğiz ama diyemiyoruz. Desek de anlatamıyoruz!..<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şu dizi senaristleri yapımcıları tarihimizden o kadar kopuklar ki… İngilizlerden altı ayda zor aldığımız sonrasında ise bir günde kaybettiğimiz Kut’ül Amâre’den kahramanlık hikâyesi çıkarmaya çalışıyorlar ama yüzlerce destan kahramanı gibi yaşamış cihangir sultanlarımızın adını dahi bilmiyorlar. Ele aldıklarını ise sanki öldürmek üzere hareket ediyorlar...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Delhi Sultanlığı’nın kurucusu olan Kutbeddin Aybeg, kaynakların belirttiğine göre Türkistan’dan gelmiş, Kıpçaklara mensup bir Türk çocuğu idi. Küçük yaşta Nişabur’a getirilerek İmam Ebu Hanife soyundan Kadı-ı Kuzat Fahreddin bin Abdülaziz Kufi’ye satıImıştı. Bu zatın çocuklarıyla birlikte okuma-yazma öğrenip, ilk dinî terbiyeyi alan Aybeg atçılık, binicilik ve okçulukta mükemmel bir şekilde yetişti. Ahlaki meziyetleri ile de sivrildi. Bu itibarla genç yaşta iken, Gazne’de Muizzeddin Muhammed Gûri’nin adamları tarafından satın alınarak Sultan’a takdim edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Zekâsı ve üstün yetenekleriyle kısa zamanda Gûr Sarayı'nda da kendisini kabul ettiren Aybeg, Muizzeddin Muhammed Gûri’nin yakınları arasında yerini aldı. Kısa sürede Emir-i ahurluk görevine getirildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu görevde iken Horasan'da isyan eden Harezmli Sultan Şah’a karşı müşterek Gûrlu ordusunun düzenlediği seferde iken pusuya düşürülmüş, büyük kahramanlık göstermesine rağmen, maiyetinin azlı­ğı yüzünden esir düşmüştü.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ancak Sultan Şah yenilgiye uğratılınca Aybeg, içinde yaşamaya mahkûm edildiği demir kafesle birlikte bir deve üzerinde Sultan Muizzeddin’in huzuruna getirildi. Sultan, bu yiğit komutanın gönlünü alıp teselli ettiği gibi, kendisine büyük ihsanlarda da bulundu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bundan sonra da Aybeg’in sultana hizmeti tarihte az görülebilecek bir dereceye çıkacaktır. Bilhassa Hindistan seferlerinde parlak başarılar elde edecektir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Onun ilk başarıları Tarain Savaşlarında görüldü. 1191 kışında Racput arazisine giren Türklerden kurulu Gûrlu ordusu süratle Taberhinde’yi (Bathinda) ele geçirerek Tarain'e kadar ilerledi. Burada Racput Racası Prithvi’nin komutasındaki birleşik Hindu kuvvetlerini müthiş bir bozguna uğrattı. 1192 yılında kazanılan bu zafer, Hindistan Türk tarihi bakımından önemli bir dönüm noktasıdır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Zira, sonuçları itibarıyla Malazgirt Zaferine benzeyen bu muharebeyi müteakip, Kuzey Hindistan’ın önemli şehir ve kasabaları art arda Türk hâkimiyeti altına girdi. Bu zafer, Sultan Muizzeddin Muhammed Gûri adına hareket eden Türk kumandanlarının fedakârane gayretinin bir neticesi idi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu kumandanlardan en önde geleni ise, aynı zamanda Delhi Türk Devleti’nin kurucusu olan Kutbeddin Aybeg olmuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Fetihler babası!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tarain Zaferinden sonra Muizzeddin Muhammed Gûri muzaffer bir şekilde Gazne’ye dönerken, Kutbeddin Aybeg ise Racput arazisinde faaliyeti devam ettirmek görevini almıştır. Eylül 1192’de Gucerat taraflarında Nahravala meselesiyle ilgilenen Aybeg, bölge racalarından Jitwan'ın isyan ederek Hansi’yi kuşatması üzerine harekete geçti. Aybeg’in süratle üzerine geldiğini öğrenen ve kuşatmayı kaldırıp hızla kaçmaya çalışan Hindu reisi İndus Nehri üzerindeki Bakar (Bakhar) önlerinde savaşa mecbur edilerek ortadan kaldırıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Zafer haberiyle birlikte Gazne’ye ulaşan önemli miktardaki hediye Gûr Sultanını ziyadesiyle memnun etmişti. O artık Aybeg’e pek çok imtiyaz tanımış, bu arada çevredeki racalıklar üzerine de seferler düzenleme serbestisi vermiştir...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aybeg aynı yıl içerisinde derin ve geniş hendeğiyle meşhur Mir’at Kalesi üzerine yürüdü. Burayı ele geçirmesiyle birlikte halkının büyük kısmı İslamiyet’i kabul etti. Ardından süratle Dehli (Delhi) üzerine yürüyerek bu önemli mevkii zapt etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hindistan’da hâkimiyetlerini sürdürmüş olan bütün Türk sülalelerinin ve bugünkü Hindistan devletinin vazgeçilmez başkenti olan Dehli şehri, Türk tarihinde Ötüken, Gazne, Rey, Hanbalık, Konya veya İstanbul kadar büyük öneme sahiptir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dehli şehrinin günümüzde de devam eden önemini kazanması daha çok Kutbeddin Aybeg tarafından fethedilip başkent yapılmasıyla başlamıştır. Hatta, bazı tarihçiler Türklerin Hindistan’da en kalıcı başarısı olarak Dehli şehrini gösterirler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dehli ve havalisinde Türk idaresi tesis edilmeye çalışılırken Renthembur’un tehlikeye düştüğü haberi geldi. Aybeg, vakit kaybetmeden bölgeye hareket etti. Aybeg’in yaklaşması karşısında Hari Raca -kaynakların ifadesiyle- bölgeden “yel gibi" kaçmıştı... Bu durumu fırsat bilen Dehli’nin eski racası, Türkleri yeni başkentlerinden atmak üzere kuvvetli bir ordu ile geldi ise de bir kez daha bozguna uğratıldı...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kutbeddin Aybeg’in Dehli’yi fethinden sonra yıldızı gittikçe parlamaya başladı. Ayrıca, her geçen gün artan başarıları onu Hindistan’daki diğer Muizzi Melikleri arasında iyice öne çıkardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Öyle ki, 1193 yılında Sultan’ın davetlisi olarak vardığı Gazne’de büyük iltifatlarla karşılandı ve âdeta hediye yağmuruna tutuldu. Kışı Gazne’de geçiren Aybeg, baharla birlikte tekrar Dehli’ye döndü...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sultan Muizzeddin Muhammed Harezmşahlar ile mücadele hâlinde olduğundan Hindistan ile ilgilenemiyordu. Dolayısıyla Hindistan'ın bütün siyasi ve askerî gücünü muktedir ve güvenilir komutanı Aybeg’in eline vermişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu muzaffer Türk komutanı ise durmak, dinlenmek bilmiyordu. 1194 yılında iki ay süren şiddetli bir muhasaradan sonra Koil’i fethederek Cemne Nehri boyunca doğuya doğru ilerlemiş ve pek çok gazada bulunmuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kutbeddin Aybeg Ocak 1196’da ise Nahravala üzerine yürüdü. 3 Şubat 1196’da sabahtan öğleye kadar süren zorlu bir savaş neticesinde Hindular kesin olarak mağlup edildiler. Türk ordusu Hindu başkentinin çevresini yağmalayarak Ecmir yoluyla Dehli'ye döndü...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Muzaffer komutanın sancakları 1197’de Bedaun, 1198’de Kannauç, 1199’da Malva, 1200’de Gwalior, 1202’de ise Kalincar’da dalgalandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aybeg’in fetihleri Sultan Muizzeddin Muhammed’in şehadeti ile duracaktır. Sultan, Damyak denilen mevkide mola verdiği bir sırada, Gakhar fedaileri tarafından yapılan suikast neticesinde, 15 Mart 1206 tarihinde hayatını kaybetti...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sultan Muizzeddin Muhammed Gûri, ölümünden sonra hâkimiyeti altındaki toprakları Türk emîrlerine vasiyet etmişti. Zaman; Türkleri çok seven ve onları hizmetine alıp, yüksek mevkilere tayin eden bu büyük Sultan’ı yanıltmadı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kutbeddin Aybek idare ve komutanlıktaki büyük başarıları sebebiyle tahtın en önemli namzedi idi. Nitekim o, 17 Mart 1206’da Kutbeddin namını alarak Lahor’da müstakbel Hind-Türk tahtına oturdu. Hemen peşinden de merkezini Dehli’ye taşıyarak, tesirleri günümüze kadar ulaşacak yeni bir Türk Sultanlığı’nı kurmuş oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Rüstem onun ancak kâhyası olurdu!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kutbeddin Aybeg, sarsılmaz bir iradeye sahip, kudretli bir kumandandı. Hem ordu hem de halkının kalbine girmeyi başarmış ve kendisini sevdirmişti. Onun bu özelliği çeşitli Türk aşiretleri ile beraber bir kısım yerli ahalinin de kendi emrinde toplanmasına vesile olmuştur. Maiyetindeki Kalaç, Horasan ve Gûrlu askerleri sıkı bir disiplin altında tutması yanında onlara gösterdiği cömertlik ve müsamaha kazandığı başarılarının temelini teşkil eder.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kaynaklara onun adaleti “Aybeg’in idaresi zamanında hazinelere muhafız koymaya gerek yoktu. Kurtla kuzu aynı kaynaktan birlikte su içiyordu ve evvelce eşkıya yüzünden terk edilmiş yollar onun zamanında tekrar kullanılır oldu” diye övülmüştür...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aybeg’in cesareti ve yiğitliği meşhurdu. Devrin tarihçilerinden Mübarekşah onun bu yönü hakkında, “Şayet Rüstem zamanında yaşamış olsaydı kâhyalığını yapmaktan büyük gurur duyardı” demiştir. Düşmanlarına karşı ise çok şiddetli idi. Sözüne sadıktı. Sözünde durmayanları ise şiddetle cezalandırırdı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cengâverliği yanında âlimlik ve imar yönü de meşhurdu. İlim erbabını teşvik ederdi. İslamın yayılmasına büyük gayret gösterirdi. Cami, mescit ve medreseler yaptırılmasına hız vermişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türk dilinin yayılması konusunda da hassastı. Çağdaşla­rının saraylarında konuşulması âdet olan Farsçayı terk ederek, Türkçeye ehemmiyet vermesi ve etrafında daha çok Türk kumandan ve beyleri toplaması önemlidir...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kısacası o, devrin iyi bir hükümdarı için gerekli bütün meziyetleri şahsında toplayabilen büyük Türk hükümdarlarından birisidir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sultan Kutbeddin Aybeg, kendisinden önce hiçbir fatihin hayal bile edemediği Hindistan'ın fethini gerçekleştirmiş, harp sahalarında kazanılan zaferlere rağmen elde tutulamayan bu ülkeyi daimî olarak elde tutmanın temellerini atmış ve dışarıdaki bir başkentten değil bizzat Hindistan’ın içinden idare etmiş birisidir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu büyük Türk hükümdarlarının gençlerimiz tarafından mutlaka bilinmesi gerekmektedir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 11:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/06/bir-islam-mucahidi-kutbeddin-aybeg-1782721292.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İmamoğlu&#039;nun pavyonda delege pazarı</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/imamoglunun-pavyonda-delege-pazari-1350</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/imamoglunun-pavyonda-delege-pazari-1350</guid>
                <description><![CDATA[İBB Başkanlığı döneminde cumhurbaşkanı adaylığının finansmanı için yolsuzluk ve rüşvet çarkı kuran Ekrem İmamoğlu, Ankara’nın pavyonlarında kurdukları delege pazarıyla CHP yönetimini ele geçirdikten sonra aynı amaç doğrultusunda belediye başkanlıkları için “adaylık pazarı” oluşturmuş.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hürriyet'ten Nedim Şener'in makalesi:</strong></p><p class="MsoNormal">İBB Başkanlığı döneminde cumhurbaşkanı adaylığının finansmanı için yolsuzluk ve rüşvet çarkı kuran Ekrem İmamoğlu, Ankara’nın pavyonlarında kurdukları delege pazarıyla CHP yönetimini ele geçirdikten sonra aynı amaç doğrultusunda belediye başkanlıkları için “adaylık pazarı” oluşturmuş.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dün basına yansıyan bu iddianın sahibi yabancı birisi değil; halen CHP üyesi Muhittin Böcek. Parayı isteyen de oldukça tanıdık; o da bir CHP üyesi;&nbsp;Ekrem İmamoğlu...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Muhittin Böcek, 4 Haziran 2026’da Antalya Cumhuriyet Savcılığı’na verdiği ifadesinde “Partideki neredeyse tüm belediye başkan adayları açıklanmasına rağmen benim adaylığım yaklaşık 20 gün kadar açıklanmadı” diyerek rüşvet karşılığı adaylığının ilan edildiğini anlattı.&nbsp;Böcek, yerel seçimde adaylık için oğlu&nbsp;Gökhan Böcek&nbsp;aracılığıyla 10 Ocak 2024’te Ankara’da CHP Genel Merkezi’nde&nbsp;Veli Ağbaba’nın adamına 1 milyon Euro,&nbsp;Özgür Özel’in talimatıyla 15 Ocak 2024 günü kendisinin Manisa’da&nbsp;Ferdi Zeyrek’e 950 bin Euro verdiğini anlatmıştı.&nbsp;Böcek, Genel Merkez’in isteği üzerine ayrıca 15 milyon TL ödediğini anlatırken, 24 Şubat 2024 tarihinde Genel Başkan&nbsp;Özgür Özel’in katıldığı ve Antalya Cam Piramit’te düzenlenen lansman sırasında oğlu tarafından&nbsp;Özgür Özel’e 200.000 dolar verildiğini söylemişti.&nbsp;Muhittin Böcek&nbsp;şimdi de&nbsp;Ekrem İmamoğlu’na da rüşvet verdiğini anlattı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">RÜŞVETE “HAVALA” YÖNTEMİ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">27 Haziran 2026 günü Antalya Cumhuriyet Savcılığı’na ek ifade veren CHP’li Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı&nbsp;Muhittin Böcek, yeniden aday olması için kendisinden 15 milyon Euro isteyen&nbsp;İmamoğlu’na 5 milyon Euro’yu “Havala” yöntemiyle teslim ettiğini anlatmış.<br>Böylece&nbsp;Muhittin Böcek’in oğlu ve kendisinin&nbsp;Özgür Özel&nbsp;ve&nbsp;Ekrem İmamoğlu’na adaylık için verdiği toplam tutar, 7 milyon Euro’yu aşmış oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MURATPAŞA BELEDİYESİ BAŞKANI DA VERMİŞ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Muhittin Böcek,&nbsp;27 Haziran ifadesinde çok tartışma yaratacak şu itiraflarda bulundu:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“2024 yerel seçimlerinde Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday olmak amacıyla yürüttüğüm çalışmalar sırasında, Muratpaşa Belediye Başkanı’nın Ekrem İmamoğlu ile görüştüğünü, belediye başkan adaylıklarının belirlenmesi konusunda kendisine birtakım güvenceler verdiğini ve bunun karşılığında yüklü miktarda harcama yapacağını ve ödeme gerçekleştireceğini öğrendim. Ayrıca Ekrem İmamoğlu’nun danışmanı Necati Özkan ile de seçim kampanyası konusunda anlaşma sağlandığı bilgisine ulaştım. Bu gelişmeler üzerine durumu netleştirmek ve adaylığım konusunda Ekrem İmamoğlu ile doğrudan görüşmek amacıyla 30 Kasım 2023 tarihinde, yani adaylığım açıklanmadan önce havayolu ile İstanbul’a gittim. İstanbul’da Renaissance İstanbul Polat Bosphorus Hotel’de Ekrem İmamoğlu ile yaklaşık bir saat süren bir görüşme gerçekleştirdim. Görüşmeye Özel Kalem’im Yasin Yellice tanıklık etmiştir.&nbsp; Hatta görüşmenin ardından otelin balkonunda birlikte fotoğraf çektirmiştik. Fotoğrafı kendisinin çektiğini ve daha sonra sosyal medya hesabımda paylaştığımı hatırlıyorum. Bu görüşmede Ekrem İmamoğlu, başka bir kişiye adaylık sözü vermediğini ve tercihini benden yana kullanacağını ifade etti. Bu sırada seçim kampanyası için maddi kaynağa ihtiyaç olduğunu, ayrıca ilerleyen dönemde cumhurbaşkanlığı adaylığı planladığını belirterek siyasi yol haritasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bu süreçte de, yani cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecinde, Antalya’nın hem ekonomik hem de sosyal açıdan önemli görevler üstleneceğini, benim de buna hazırlıklı olmam ve destek vermem gerektiğini söyledi.<br><br>15 MİLYON EURO İSTEDİ<br><br>Benden yaklaşık 15 milyon Euro civarı maddi kaynak desteği istedi. Ben de elimden geldiğince ve zaman içerisinde bunu karşılayacağımı söyledim. Bunun üzerine destek olarak ayrıca cumhurbaşkanlığı adaylığı döneminde kendisinin Akdeniz Bölgesi harcamalarının tarafımca karşılanmasını iletti. Taleplerini karşılama sözü verdim. Bunun üzerine Antalya’ya döndüm.&nbsp; Bir kısım şahsi paramla birlikte seçim bütçemin bir kısmının kendisinde olduğu bir dostuma, 5 milyon Euro paraya ihtiyacım olduğunu söyledim. Bu parayla İstanbul’da bir ödeme yapacağımı bildirdim.&nbsp; Aradan birkaç gün geçtikten sonra kendisiyle buluştuğumda, bana yanında bulunan 100 TL paranın fotoğrafını çekti. Ayrıca üzerinde bir isim ve telefon numarası yazılı kâğıdı zarf içerisinde verdi. Zarfa koyduğu banknotla birlikte kâğıdı, ödeme yapmak istediğim kişiye vermemi, onların da bununla parayı İstanbul Kapalıçarşı’da tahsil edebileceğini söyledi. Anladığım kadarıyla bu, havala adı verilen bir sistemdir. Ben de talebin bir kısmını karşılamak amacıyla yaklaşık iki hafta sonra, 16 Aralık 2023 tarihinde önce Ekrem İmamoğlu’nu aradım. Geleceğimi belirttim. Daha sonra havayolu ile 17 Aralık 2023 tarihinde İstanbul’a, Ekrem İmamoğlu ile görüşmeye gittim. İstanbul’u tam bilmiyorum ama hatırladığım kadarıyla seçim ofisi olarak kullandığı bir binaya gittim. Yüksek katlı bir plazanın giriş katında yer alan bir ofisti. Burada kendisine ait bir odada görüştük. Yine baş başa yaptığımız bu ikinci görüşmede, yanımdaki banknot ve telefon yazılı kâğıdı kendisine teslim ettim. Talep edilen paranın kalanını da daha sonra zaman içerisinde halledeceğimi söyledim. Bu seçimde Antalya’nın çok sayıda ilçesini de kazanacağımı taahhüt ettim. Tüm ilçelerle ilgili çalışmamı da sundum. Bu şekilde yanından ayrıldım. Taahhüt ettiğim paranın kalanını, Ekrem tutuklandığı için gerçekleştirmedim. Bu ödeme yöntemiyle oğlum Gökhan Böcek, yine aynı dostumun seçim reklam giderlerimizi de ödemesine aracılık etmiştir. Ekrem’e verdiğim paranın hangi dövizciden tahsil edileceğini bilmem mümkün değildir. Bir şifre olan bu banknotla dövizciden tahsil edilen bir ödeme sistemidir ve zaten gizlilik içeren bir sistemdir. Ekrem İmamoğlu ile yaptığım her iki ziyaretimde yanımda mobil özel kalemim Yasin Yellice vardı. Odaya girmemekle birlikte görüşme yaptığıma şahittir.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Evet,&nbsp;Muhittin Böcek&nbsp;geciktirilen adaylığı için&nbsp;Özel’e,&nbsp;Ağbaba’ya ve&nbsp;İmamoğlu’na rüşvet vermek zorunda kaldığını anlatıyor.<br>Peki paranın kaynağı ne, parayı aldığı işadamı dostu kim, para teslimatına aracılık eden dövizci kim? Tüm bunlar kısa sürede ortaya çıkacaktır.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 09:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/06/imamoglunun-pavyonda-delege-pazari-1782713462.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>O, döneminin Mevlânası eseri ise adeta Doğu’nun Mesnevisiydi&quot;</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/o-doneminin-mevlanasi-eseri-ise-adeta-dogunun-mesnevisiydi-1315</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/o-doneminin-mevlanasi-eseri-ise-adeta-dogunun-mesnevisiydi-1315</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Erzurum Şube Başkanı Murat Ertaş, Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin vefatının 246. yıl dönümünü yaptığı basın açıklamasıyla hatırlattı.
TDED Erzurum Şube Başkanı Murat Ertaş İbrahim Hakkı Hazretleri’nin çok yönlü bir ilim, sanat ve fen adamı olduğunu vurgulayarak onun yazdığı Marifetname’nin Erzurum’da yıllarca Kur’ân’dan sonra en çok okunan kitap olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">O, döneminin Mevlânası, eseri ise adeta Doğu’nun Mesnevisiydi"<br><br><br>Ali Kaya<br>ERZURUM (İHA) - Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Erzurum Şube Başkanı Murat Ertaş, Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin vefatının 246. yıl dönümünü yaptığı basın açıklamasıyla hatırlattı.<br>TDED Erzurum Şube Başkanı Murat Ertaş İbrahim Hakkı Hazretleri’nin çok yönlü bir ilim, sanat ve fen adamı olduğunu vurgulayarak onun yazdığı Marifetname’nin Erzurum’da yıllarca Kur’ân’dan sonra en çok okunan kitap olduğunu söyledi.<br>Başkan Ertaş açıklamalarına şöyle devam etti: "Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri 18 Mayıs 1703 ila 22 Haziran 1780 arasında yaşamış, tarikat ehli, veli, mütefekkir, sosyolog, psikolog, kozmografyacı, müceddit; tıptan jeolojiye, biyolojiden matematiğe, hukuktan hikmete bir mütefennin, bir akaid hocası, müellif ve şairdir. İlmî çevrelerce vaktinin kutbu olarak da kabul edilen İbrahim Hakkı Hazretleri, hemşehrisi Kadı Mustafa Darir gibi ilmi eserlerini dönemindeki diğer ilim adamlarının birçoğunun aksine Türkçe yazmıştır. Eserlerinin dilinin Türkçe olmasından dolayı bilhassa Marifetname adlı eseri Erzurum ve çevresinde Mevlid-i Şerif ile birlikte Kur’ân’dan sonra en çok okunan kitap olmuştur. Bu yönüyle Marifetnâme’ye ‘Doğu’nun Mesnevisi’ benzetmesi de yapılmıştır.<br>‘Hocamın başucuna doğmayan güneşi neyleyim?’ diyerek ekinoks günlerinde doğan güneşin ilk olarak hocası Fakrullah Efendi’nin kabrine doğması için yaptığı özel kümbet ile tanınan İbrahim Hakkı Hazretleri yazdığı eserlerle halkın kültür ve irfanını ciddi şekilde etkilemiştir. ‘Har kıtası Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler’ beyitleriyle biten Tevfizname ismiyle bilinen şiiri hemen her Erzurumlunun ezberinde olan İbrahim Hakkı Hazretleri 18. asrın Mevlânası olarak görülmüştür. Bu büyük Allah dostunu, kıymetli hemşehrimizi vefatının 246. yıl dönümünde rahmetle ve şükranlar anıyoruz."<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 15:19:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/06/o-doneminin-mevlanasi-eseri-ise-adeta-dogunun-mesnevisiydi-1782130850.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sevılla Kadar Olamadınız!</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/sevilla-kadar-olamadiniz-1307</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/sevilla-kadar-olamadiniz-1307</guid>
                <description><![CDATA[Sevilla’nın Hicrî 1448 yılı için yayımladığı mesaj sosyal medyada dikkat çekerken, Türkiye’de bazı ilahiyatçı ve reformist isimlerin bu konuda sessiz kalması tepki topladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">İspanyol futbol kulübü Sevilla’nın Hicrî 1448 yılını kutlayan paylaşımı, sosyal medyada dikkat çeken bir tartışmayı beraberinde getirdi. Yapılan bir paylaşımda, Sevilla’nın yeni Hicrî yıl dolayısıyla mesaj yayımlamasına rağmen ilahiyat camiasından bazı isimlerin bu konuda herhangi bir paylaşımının görülmemesi tepki çekti.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Sosyal medyada çokça getirilen eleştiride, Nurettin Yıldız ve Halis Aydemir’in yeni Hicrî yılın başlangıcına dair paylaşım yapıp yapmadığı sorgulandı. Paylaşımda şu ifadelere yer verildi:<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">“İspanyol futbol kulübü Sevilla bile Hicrî 1448 yılını kutlayan paylaşım yaparken, Nurettin Yıldız ve Halis Aydemir'in yeni Hicrî yılın başlangıcına dair herhangi bir paylaşımını göremedik. Acaba bunun özel bir sebebi mi var, yoksa Hicrî yılın girişinden haberleri olmadı mı?”<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Aslında söz konusu eleştiri yalnızca Nurettin Yıldız ve Halis Aydemir ile sınırlı değildi.&nbsp;<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Mustafa İslamoğlu, Mehmet Emin Özafşar ve Enbiya Yıldırım gibi isimlerin de yeni Hicrî yıl konusunda kamuoyuna yönelik bir mesaj paylaşmadığı görülüyordu.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Mübarek geceleri kutlamayı bidat olarak gören bu reformist zihniyetin hicri yeni yıla bakışı da bir anlamda ortaya çıkmış oldu.<o:p></o:p></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 21 Jun 2026 13:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/06/sevilla-kadar-olamadiniz-1782037170.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>700 gemi Hürmüz&#039;den geçiyor</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/700-gemi-hurmuzden-geciyor-1299</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/700-gemi-hurmuzden-geciyor-1299</guid>
                <description><![CDATA[ABD Başkanı Donald Trump, yaklaşık 700 geminin Hürmüz Boğazı'ndan geçmekte olduğunu söylerken, "Gemiler Hürmüz Boğazı'ndan daha önce kimsenin görmediği bir hızla geçiyor" dedi.
ABD Başkanı Donald Trump, Katar tarafından hediye edilen 400 milyon dolarlık Boeing 747-8 model uçağı, "Air Force One" koduyla bilinen yeni başkanlık uçağı olarak tanıttığı programda konuştu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">ABD Başkanı Trump: "Gemiler Hürmüz Boğazı'ndan daha önce kimsenin görmediği bir hızla geçiyor"<br><br>WASHINGTON (İHA) - ABD Başkanı Donald Trump, yaklaşık 700 geminin Hürmüz Boğazı'ndan geçmekte olduğunu söylerken, "Gemiler Hürmüz Boğazı'ndan daha önce kimsenin görmediği bir hızla geçiyor" dedi.<br>ABD Başkanı Donald Trump, Katar tarafından hediye edilen 400 milyon dolarlık Boeing 747-8 model uçağı, "Air Force One" koduyla bilinen yeni başkanlık uçağı olarak tanıttığı programda konuştu.<br>Burada İran ve Orta Doğu’ya ilişkin gelişmelere değinen Trump, yaklaşık 700 geminin Hürmüz Boğazı'ndan geçmekte olduğunu söylerken, "Gemiler Hürmüz Boğazı'ndan daha önce kimsenin görmediği bir hızla geçiyor" dedi. Trump, "Petrol her yere yayılmış durumda. Petrol fiyatlarının öyle düştüğünü göreceksiniz ki. Umarım şirketler bundan memnundur" ifadelerini kullandı.<br><br>"Biraz Venezuela alıyor, biraz biz alıyoruz"<br>ABD’nin çok sayıda zafer elde ettiğini de sözlerine ekleyen Trump, "Venezuela’da büyük bir zafer elde ettik. Şu an oradaki yönetimle gerçekten çok iyi durumdayız. Büyük şirketlerin hepsi orada. Petrol şirketleri sondaj kuleleri kuruyor. Savaşın maliyetini kat kat fazlasıyla çıkardık. Biz yönetiyoruz" dedi. Venezuela’nın çok mutlu bir ülke haline geldiğini söyleyen Trump, "Çünkü daha önce hiç bu kadar para kazanmamışlardı. Biraz Venezuela alıyor, biraz biz alıyoruz" dedi.<br><br>"Venezuela yüzünden biraz şımardık ama"<br>ABD’nin dünyanın en büyük ordusuna sahip olduğunu savunan Trump, "Bunu İran’da gördünüz. Neredeyse bir hafta içinde donanmalarının tamamını etkisiz hale getirdik. Tüm hava kuvvetlerini, füze savunma sistemlerini, radarlarını. Her şeyi etkisiz hale getirdik" dedi. İran’a yönelik operasyonun da oldukça hızlı tamamlandığını ve bazı medya kuruluşlarının yeterince hızlı olmadığını savunabileceğini kaydeden Trump, "Yaklaşık bir hafta sürdü. Venezuela yüzünden biraz şımardık ama bu operasyona eşdeğer hatta eşit olduğunu söyleyebilirim" dedi. Trump, "Dün gece imzalanan bir anlaşmamız var. Onlara 60 gün süre verildi. Anlaşma yapmak zorundalar. Aksi halde hoşlarına gitmeyecek şeyler yapacağız. Fakat durumun o noktaya geleceğini sanmıyorum. Bence her şey çok iyi olacak" dedi.<br>ABD Başkanı Trump, "Eğer bunu yapmak zorunda kalırsak, o zaman petrolün boğazdan bu kadar hızlı çıktığını göremezsiniz. Zira milyar dolarlık gemilerin sahipleri, üzerlerinden füzelerin uçmasından hoşnut olmaz. Suların mayınlarla dolu olmasından da hoşnut olmazlar" şeklinde konuştu.<br><br>"Dünyanın en lüks uçağı olarak kabul ediliyor"<br>Katar tarafından kendisine hediye edilen uçağa ilişkin olarak Trump, "Biraz sıkışmış durumdaydık ve bekliyorduk. Benim "sıradan (Boeing) 747" dediğim uçakları bekliyorduk. Ben de Katar Emirine "Yeni aldığınız 747’yi kullanabilir miyiz?" diye sordum. İlk duyduğumuzda uçağın sadece 800 saat uçuşu olduğunu öğrendik. Bu, neredeyse yepyeni bir uçak demek" dedi. Trump, Katar Emirine "Bizim uçaklarımız oldukça yaşlı, bir süre sizinkini kullanmak isteriz" dediğini aktardı.<br>Yeni başkanlık uçağının çok özel olduğunu ve "dünyanın en lüks uçağı" kabul edildiğini söyleyen Trump, "Yapıldığı dönemde muhtemelen bir daha hiç görülmeyecek bir seviyede üretildi" dedi. Trump, Katar tarafından hediye edilen uçağın bazı değişikliklere tabi tutularak "uçan bir Beyaz Saray’a dönüştürüldüğünü" söyledi. Trump, eski başkanlık uçağı VC-25A’nın G7 zirvesinden dönüş ile son yolculuğunu yaptığını ve muhtemelen müzeye çevrileceğini de açıkladı.<br><br>"Türkiye’yi ziyaret edeceğim"<br>Çok uçak seyahati gerçekleştirdiğinden bahseden Trump, "Türkiye’yi ziyaret edeceğim. Yılın bir noktasında tekrar Çin’e gideceğim. Başkan Xi eylülde buraya geliyor, ancak Çin’de düzenlenecek büyük bir konferans için yeniden Çin’e gideceğim" dedi.<br><br>"Başkan Xi’den İran’a karışmamasını rica ettim"<br>Açıklamaları sırasında Çin’e İran konusundaki tutumu için bir kez daha teşekkür eden Trump, "Başkan Xi’den İran’a karışmamasını rica ettim. Petrolün yüzde 50’sini bu boğazdan alıyorlar ama kendisinden müdahil olmamasını istedim. O da olmadı. Aslında bu çok nazik bir davranış. Bu yüzden bunu takdir ediyorum" dedi.<br><br>"Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşı sona erdirmeye çalışıyoruz"<br>Kendi yönetiminden önce Ukrayna’ya yapılan silah hibelerine eleştirilerini sürdüren Trump, kendi döneminde Ukrayna’ya sağlanan silah ve ekipmanın parasının ödendiğine işaret etti. Trump, "Ve Avrupalılarla birlikte Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşı sona erdirmeye çalışıyoruz. Bunun bittiğini görmek istiyorum. Çok sayıda insan ölüyor. Geçen hafta çoğu asker olmak üzere 34 bin kişinin öldüğü bildirildi" dedi.<br>Ukrayna’daki savaşı sona erdirmenin tahmininden zor olduğunu gördüğünü vurgulayan Trump, "Yine de bunu başaracağız" dedi.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 20 Jun 2026 09:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/06/700-gemi-hurmuzden-geciyor-1781938213.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu sessizlik neden</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/bu-sessizlik-neden-1298</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/bu-sessizlik-neden-1298</guid>
                <description><![CDATA[Hicri 1448 yılına girdik. Ülkemizde miladi yıla girerken yapılan hazırlıklar ve o geceki heyecanı düşündüğümüzde hicri yılımızla ilgili programlar son derece sönük kalmaktadır. Belki kahir ekseriyet tarafından duyulmamaktadır bile.
Bu sessizlik ve bu duyarsızlık nedendir?
Efendim artık hicri takvimi kullanmıyoruz diyebilirsiniz.
Fakat hicri yeni yıl bize şanlı Peygamber efendimizin hicretini bildirmektedir. İslam tarihinin en önemli olayıdır. Dolayısıyla her hicri yeni yıla giriş bize Peygamber efendimizin hicretini hatırlatmalıdır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Hicri 1448 yılına girdik. Ülkemizde miladi yıla girerken yapılan hazırlıklar ve o geceki heyecanı düşündüğümüzde hicri yılımızla ilgili programlar son derece sönük kalmaktadır. Belki kahir ekseriyet tarafından duyulmamaktadır bile.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu sessizlik ve bu duyarsızlık nedendir?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Efendim artık hicri takvimi kullanmıyoruz diyebilirsiniz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Fakat hicri yeni yıl bize şanlı Peygamber efendimizin hicretini bildirmektedir. İslam tarihinin en önemli olayıdır. Dolayısıyla her hicri yeni yıla giriş bize Peygamber efendimizin hicretini hatırlatmalıdır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ayrıca hicri takvim gündemimizden tamamen düşmüş değildir. Bütün dinî günlerimiz ve gecelerimiz hicri takvime göre yaşanmaktadır. Üç aylar ve kandil günleri hicri takvime göre kutlanmakta ve değerlendirilmektedir. Her yıl dinî hayatımızın en önemli bir devresini idrak ettiğimiz Ramazan-ı şerifi bu takvime göre eda etmekteyiz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu durumda o takvimi hatırda tutmak önemlidir. Fakat asıl önemlisi o gece veya haftada bu vesile ile Peygamber efendimizi anmalı, hicrette yaşananları bilmeli ve ondan dersler çıkarmalıyız.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gençlerimize hicreti anlatmalıyız. Zira hicrette o kadar büyük ibretler ve dersler vardır ki….<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Batı bize cadılar gününü bile empoze ederken bizim hicreti ve hicri yeni yılı özel programlarla anmamamız büyük bir züldür.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Diyelim ki devlet yetkilileri bigâne kaldılar. Peki Diyanet ve müftülükler belki bir hafta hicri yeni yılı konuşmalı değil midir?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Onu gündemimizde tutmak ve bu vesile ile Peygamber efendimizi anmak neden düşünülmez. İmam Hatiplerde, ilahiyatlarda neden programlar yapılmaz. TV’ler neden anmaz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Öncelikle hicretin şartlarını bilmek gerekir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Peygamber efendimiz sadece aldığı ilahi mesajı insanlara iletiyordu. İnsanları hak yola davet ediyordu. Müşrikler onun kabul edilmesine dahi tahammül edemediler. Zayıf Müslümanlara karşı korkunç eziyetlerde bulundular. Peygamber efendimize karşı her türlü hakareti reva gördüler. Sonunda Mekkeli müşriklerin Müslümanlara tutumları çok şiddetli ve pek tehlikeli bir hâl aldı. Bu durum karşısında Müslümanlar Sevgili Peygamberimize başvurarak hicret için izin istediler. Şanlı Peygamberimiz onlara:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Sizin hicret edeceğiniz yurdun, iki kara taşlık arasında hurmalık bir şehir olduğu bana gösterildi ve bildirildi. Orası Yesrib (Medine)dir. Oraya hicret ediniz. Orada Müslüman kardeşlerinizle birleşin. Yüce Allah onları size kardeş yaptı ve Medine’yi size emniyet ve huzur bulacağınız bir yurt yaptı” buyurarak müjdeyi verdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Artık Mekkeli Müslümanlar bölük bölük gizlice Medine’ye hicret etmeye başladılar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Şeytani plan!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Müşrikler, önce Müslümanların peyderpey Mekke’yi terk etmesini kendi başarıları addedip sevinmişlerdi. Ancak Mekke’nin Müslümanlarca tamamen boşatılması karşısında dehşete düşmeye başladılar. Zira Medine’de güçlenecek olan Müslümanların kendileri için büyük tehdit olabileceklerini ancak kavrayabilmişlerdi. Bu durumda Hazreti Muhammed aleyhisselamın yaşadıkça İslamiyet’in yayılmasını önleyemeyeceklerini anladılar. Kesin bir karara varabilmek için Darünnedve’de toplandılar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Darünnedve esas itibarıyla bir asiller meclisiydi. Bu meclise Kusayoğulları’ndan başka Mekke’deki Kureyş boylarının kırk yaşından yukarı başkanları katılabilirdi. Burası her türlü savaş ve barış kararının alındığı, ticari ve evlilik törenlerinin yapıldığı, ticaret kervanlarının düzenlenme ve hareket kararı gibi bütün önemli meselelerin görüşüldüğü ve kararlaştırıldığı bir yerdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mekkeli müşriklerin liderleri bu defa Peygamber efendimizin akıbetini tayin için Ebû Cehil’in teklifi üzere Darünnedve’de gizli bir toplantı gerçekleştirdiler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Rivayete göre şeytan da Necidli bir şeyh olarak toplantıya katılmıştı. Tartışmalar sırasında öne sürülen Hazreti Peygamber’in hapsedilmesi veya Mekke’den sürülmesi gibi fikirlerin yanlışlığı hakkında müşrikleri ikna etti. Ebû Cehil ise bütün kabilelerden birer kişinin seçilip Muhammed aleyhisselamın öldürülmesi teklifinde bulundu. Böylece olayın ileride kan davasına dönüşmesi engellenecekti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Müşriklerin planladıkları bu suikast, Cebrail aleyhisselam vasıtasıyla Hazreti Peygambere bir ayetle bildirildi. “Ve kâfirler seni tutup bağlamaları veya öldürmeleri yahut seni (yurdundan) çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar (sana) tuzak kurarken Allah da (onlara) tuzak kuruyordu. Çünkü Allah, tuzak kuranların en iyisidir (Enfal suresi: 30).”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Müslümanlar Medine’ye peyderpey hicret ettiğinden Mekke’de hapsedilen, hasta ve aciz olanlar hariç Peygamber efendimiz, Hazreti Ebubekir ve Hazreti Ali dışında kimse kalmamıştı. Hazreti Ebubekir de Mekke’den hicret etmek niyetindeydi. Ancak Peygamberimiz ona “Acele etme; bakarsın Allah sana hicret için bir yoldaş verir!” dediğinden dolayı bekliyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sonunda Cebrail aleyhisselam hicret müjdesiyle geldiğinde “Yâ Muhammed, Bu akşam kendi yatağında yatma” diyerek tembihledi. Hazreti Peygamber bu müjdeyi alır almaz, önce Hazreti Ebubekir’e durumu bildirdi ve gece yarısı Medine’ye yola çıkmak için hazırlanmasını istedi. Hazreti Aişe, babası Hazreti Ebubekir’in Peygamber efendimize yoldaş olacağı müjdesini alınca sevincinden ağladığını anlatmıştır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Peygamber efendimiz o sıralarda 22 yaşında bir delikanlı olan Hazreti Ali’ye vaziyeti anlattı. O, gece kendi yatağında yatmasını, ertesi gün de kendisine teslim ettiği emanetleri sahiplerine ulaştırıp Medine’ye gelmesini buyurdu. Hazreti Ali, gece olunca Peygamber efendimizin yatağına girdi ve yeşil hırkasını üzerine örtüp uyudu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu sırada suikast için toplanan cellat müşrikler gecenin üçte biri geçince Resûlullah’ın evinin önünde sessizce toplanıp beklemeye başladılar. Gecenin karanlığı bitmeden Muhammed aleyhisselam evden çıktı yerden bir avuç toprak aldı ve Yasin suresinden “Onların önlerinden ve arkalarından birer set çektik de onları kapattık, artık göremezler!” ayetini okuyup müşriklerin yüzüne doğru saçtı, aralarından geçip gitti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Müşrikler Hazreti Muhammed’in gidişini görememişlerdi. Sabahleyin, öldürmek maksadıyla eve girdiklerinde yataktakinin Hazreti Ali olduğunu gördüler. Öfkeyle kendisini tartaklayıp bir süre hapsettiler. Hazreti Peygamber’i bulana yüz deve vadettiler. Mekke altüst edildi ise de bulamadılar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Hicret</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sevgili Peygamberimiz evinden ayrıldıktan sonra Hazreti Ebubekir’in yanına gitti ve beraber yola koyuldular. Peygamberimiz, ana yurdundan ayrılırken, bir tepede durup Mekke için şöyle demişti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Mekke, ey kutlu şehir, Kâbe mükerrem belde! Sevdiğimsin, seni vallahi mübarek bilirim. Şayet kavmim çıkarmasa idi senden asla ayrılmazdım”.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Peygamber efendimiz, Hazreti Ebubekir ile gece bitmeden Sevr Dağı’ndaki daracık bir mağaraya ulaştılar. Hazreti Ebubekir her tehlikeden emin olmak için önce mağaraya girdi. İçeriyi temizleyip bütün delikleri kapattı. Sonra Peygamber efendimizi mağaraya davet etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu sırada Mekkeli müşrikler iz sürerek mağaraya yaklaşmakta idiler. Derhâl mağaranın önünde bir çift güvercin yuva yaptı ve yumurtladı. Bir örümcek de mağaranın ağzına ağ ördü. Müşrikler, mağara önüne geldiklerinde konuşmaları içeriden duyulmaya başlamıştı. Hazreti Ebubekir, endişe ve heyecanla “Ya Resûlullah, eğilip baksalar, bizi görecekler,” deyince Peygamberimiz “Üzülme, Allah bizimledir”, (Tevbe/40)” buyurdu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nitekim güvercin yuvasını ve örümcek ağlarını gören Kureyşliler mağaranın içine bakmanın gereksiz olduğunu düşünerek bırakıp gittiler. Allah’ın yardımıyla örümcek ağı ve güvercin yuvası gibi iki zayıf nesne, müşriklerin kötülüğüne engel olan güçlü birer silah olmuştu:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hıfz-ı Hüdâ bir kula oldukda yâr<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ez’âf-ı eşyâ olur âhen hisâr<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(Cenâb-ı Hakk kulunu korumak isterse zayıf eşyayı bile demirden bir kale gibi düşmana engel hâline getirir)<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Peygamber efendimiz ve Hazreti Ebubekir, Sevr Mağarası’nda üç gece kaldılar. Sonra ücretle gizlice anlaştıkları müşrik ama usta bir rehber olan Abdullah b. Uraykıt’ın yol göstermesiyle Medine’ye doğru yola çıktılar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yolda fukara bir bedevî olan Ümmü Mabed’in çadırına uğradılar. Burada sütsüz, cılız bir koyundan mucize gösterip süt sağan Peygamber efendimize hayran olan bu karı koca daha sonra Müslüman oldular.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu kutlu yolculukta daha pek çok harikulade olaylar yaşandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Peygamber efendimizin gelmekte olduğu işitilince, Medine’de büyük bir sevinç dalgası her tarafı sardı. Müslümanlar onu karşılamak için yollara düştüler. Sevgili Peygamberimiz Kuba’ya gelince orada ilk mescidi yaptırdı. Kuba’da on gün kaldıktan sonra Medine’ye hareket ettiler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cuma günü Ranuna Vadisi’nden geçerken öğle olmuştu. Peygamberimiz cuma namazının farz olduğunu bildirdi ve orada ilk cuma namazını kıldırdı. Medine’ye varınca görülmemiş bir sevgi ve tezahüratla karşılandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Medine’nin ileri gelenleri, Kusva adındaki devesinin yularından tutup Resulullah efendimizi hanelerine davet ediyorlardı. Peygamberimiz “Devemin yularını bırakınız. O memurdur. Kimin evinin önünde çökerse, orada misafir olurum” buyurdular. Herkeste meraklı bir bekleyiş oluşmuştu. Kusva nihayet bugünkü Mescid-i şerifin kapısının bulunduğu yere çöktü. Halid bin Zeyd ebu Eyyubü’l-Ensari hazretleri sevinçle: “Ya Resulallah! Benim evim buraya en yakındır” diyerek hanesini işaret etti ve oraya davet etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hicret yolculuğu bu şekilde son bulmuştu. Şimdi Medine’de İslam devletinin temelleri atılacaktı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 20 Jun 2026 09:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/06/bu-sessizlik-neden-1781937783.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İşi bitti</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/isi-bitti-1286</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/isi-bitti-1286</guid>
                <description><![CDATA[ABD ile İran arasında varılan mutabakat, İsrail yönetimini küplere bindirdi. İsrail basını, varılan anlaşma nedeniyle Tel Aviv'in hayal kırıklığına uğradığını yazdı. Haaretz gazetesinde yer alan “Netanyahu’nun işi bitti” başlıklı haberde, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun siyasi geleceğinin ciddi şekilde sorgulandığı belirtildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">ABD ile İran arasında varılan mutabakat, İsrail yönetimini küplere bindirdi. İsrail basını, varılan anlaşma nedeniyle Tel Aviv'in hayal kırıklığına uğradığını yazdı. Haaretz gazetesinde yer alan “Netanyahu’nun işi bitti” başlıklı haberde, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun siyasi geleceğinin ciddi şekilde sorgulandığı belirtildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ABD ile İran arasında anlaşmaya varılan mutabakat, İsrail’de siyasi ve güvenlik çevrelerinde sert tartışmaları beraberinde getirdi. İsrail basınında yer alan değerlendirmelerde, anlaşmanın Tel Aviv yönetiminde öfkeye yol açtığı belirtilirken, Haaretz gazetesi İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu için “Netanyahu’nun işi bitti" başlığını kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“NETANYAHU’NUN İŞİ BİTTİ”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İsrail’in önde gelen gazetelerinden Haaretz, Netanyahu’ya yönelik son derece sert bir analiz yayımladı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gazete, “Netanyahu’nun işi bitti. Siyasi, hukuki ve kamuoyu nezdinde. Sağlığı da pek iyi değil. Ülkesi bitkin ve sarsılmış durumda” ifadelerine yer verdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analizde, Netanyahu’nun yıllardır İsrail siyasetinin merkezine yerleştirdiği “İran tehdidi” söyleminin beklenen sonucu vermediği savunuldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Haaretz, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’la uzlaşı arayışının İsrail açısından stratejik bir başarısızlık olarak görüldüğünü kaydederken, Tel Aviv’in kendisini yalnızlaşmış ve hareket alanı daralmış bir pozisyonda bulduğunu yazdı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“ÖFKE KRİZLERİ YAŞADI”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gazetenin analizinde Netanyahu’nun son dönemde art arda öfke patlamaları yaşadığı da belirtildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yazıda, Netanyahu’nun mahkemedeki sorgusunun ardından uzun bir suçlama konuşması yaptığı, ayrıca kabine toplantısında İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı’na tepki gösterdiği ve Genelkurmay Başkanı’nı sert şekilde eleştirdiği aktarıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“İSRAİL MÜZAKERELERİN DIŞINDA KALMAKTAN KORKUYOR”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İsrail basınındaki yorumlarda, Tel Aviv’in asıl kaygısının ABD ile İran arasında yürütülen süreçte etkisini kaybetmek olduğu ifade edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analistler, Washington ile Tahran arasındaki temasların ilerlemesi halinde İsrail’in müzakerelerin şekillenmesinde belirleyici rol oynayamayabileceğini ve bunun Netanyahu'nun liderliği üzerinde yeni baskılar oluşturabileceğini savundu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İsrail kamuoyunda ve medyasında tartışmalar sürerken, gözler&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/netanyahu" target="_blank">Netanyahu</a>’nun önümüzdeki dönemde atacağı adımlara çevrildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“İRAN EKONOMİK ÇÖKÜŞÜN EŞİĞİNDEYDİ”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/israil" target="_blank">İsrail</a>&nbsp;merkezli Bhol gazetesinin aktardığına göre, bu hafta gerçekleştirilen kabine toplantısına katılan üst düzey güvenlik yetkilileri, ABD ile İran arasındaki mutabakat zaptından duydukları rahatsızlığı dile getirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İran'ın petrol depolama kapasitesinin sınırına ulaştığını öne süren yetkililer, limanlarda bekleyen eski tanker ve gemilerin depolama alanı olarak kullanılmaya başlandığını iddia etti. Kaynakların iddiasına göre bu durum, Tahran yönetiminin petrol üretimini azaltmak zorunda kalmasına yol açtı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ABD'nin uyguladı ablukanın sürmesi halinde İran ekonomisinin geri dönüşü olmayan bir sürece girebileceğini savunan yetkililer, “Amerikalılar ablukayı sürdürseydi, İran buna dayanamazdı” ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yetkililere göre, mutabakat kapsamında petrol ihracatına yönelik yaptırımların 60 gün süreyle askıya alınmasının gündeme gelmesiyle birlikte Tahran’ın yeniden nefes alma fırsatı yakalayacağı kaydedildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yetkililer,&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/iran" target="_blank">İran</a>'ın elde edeceği kaynakların Tahran yönetimi için "ağrı kesici" olacağını söyledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 11:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/06/isi-bitti-1781769997.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İşte 14 madde</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/iste-14-madde-1277</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/iste-14-madde-1277</guid>
                <description><![CDATA[Arap basını, ABD ile İran arasındaki savaşı sonlandırmayı ve yaptırımları kaldırmayı öngören anlaşmanın detaylarını sızdırdı. 14 maddelik anlaşma metni, Lübnan dahil tüm bölgede askeri hareketliliğin derhal durdurulmasını, karşılıklı deniz ablukalarının kaldırılmasını ve İran'a yönelik uluslararası yaptırımların tamamen sonlandırılmasını öngörüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Arap basını, ABD ile İran arasındaki savaşı sonlandırmayı ve yaptırımları kaldırmayı öngören anlaşmanın detaylarını sızdırdı. 14 maddelik anlaşma metni, Lübnan dahil tüm bölgede askeri hareketliliğin derhal durdurulmasını, karşılıklı deniz ablukalarının kaldırılmasını ve İran'a yönelik uluslararası yaptırımların tamamen sonlandırılmasını öngörüyor.<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Dünyanın gözü ABD ile&nbsp;<a href="https://www.sabah.com.tr/haberleri/iran" target="_blank">İran</a>&nbsp;arasındaki anlaşmaya çevrilmişken Arap basını anlaşmanın detaylarını paylaştı. El Arabiya'nın haberine göre, söz konusu mutabakat kapsamında&nbsp;<a href="https://www.sabah.com.tr/haberleri/washington" target="_blank">Washington</a>&nbsp;yönetiminin, bölgesel ortaklarıyla birlikte İran'ın ekonomik kalkınması için en az 300 milyar dolarlık bir fonu garanti edeceği öne sürülürken; Tahran yönetiminin ise nükleer silah üretmeyeceğini taahhüt ederek&nbsp;<a href="https://www.sabah.com.tr/haberleri/basra-korfezi" target="_blank">Basra Körfezi</a>'ndeki ticari gemi trafiğini güvence altına alacağı belirtildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararıyla onaylanması planlanan nihai anlaşma öncesinde, İran'ın dondurulan varlıklarının serbest bırakılması ve petrol ihracatına yönelik bankacılık muafiyetlerinin ivedilikle devreye alınması da taslakta yer alan maddeler arasında gösterildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>İşte ABD-İran arasındaki 14 maddelik o anlaşma:</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1-İran ve ABD, mevcut savaştaki müttefikleriyle birlikte, bu Mutabakat Zaptı'nın imzalanmasıyla, Lübnan da dahil olmak üzere tüm cephelerde savaşın derhal ve kalıcı olarak sona erdiğini ilan eder ve bundan böyle birbirlerine karşı güç kullanma veya güç kullanma tehdidinden kaçınacaklarını taahhüt ederler. Nihai anlaşma, bu maddenin ve geri kalan maddelerin hükümlerini teyit edecektir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">2-İran ve ABD, birbirlerinin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeyi ve birbirlerinin iç işlerine karışmaktan kaçınmayı taahhüt ederler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">3-İran ve ABD, karşılıklı rıza ile uzatılabilecek şekilde, en fazla 60 günlük bir süre içinde müzakere etmeyi ve nihai bir anlaşmaya varmayı taahhüt ederler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">4- Bu Mutabakat Zaptı'nın imzalanmasının hemen ardından ABD, deniz ablukasını kaldıracak, İran'a yönelik her türlü müdahale veya engellemeyi önleyecek ve en fazla 30 gün içinde trafiği tam kapasitesine geri döndürecektir; gemi trafiği, İran tarafındaki savaş öncesi trafik hacmiyle orantılı olacaktır. ABD ayrıca, nihai anlaşmadan sonraki 30 gün içinde kuvvetlerini çevre bölgelerden çekmeyi taahhüt eder.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">5-İran, bu Mutabakat Zaptı'nın imzalanması üzerine, teknik engellerin kaldırılması ve mayınların İran tarafından etkisiz hale getirilmesi ihtiyacını göz önünde bulundurarak, Basra Körfezi'nden&nbsp;<a href="https://www.sabah.com.tr/haberleri/umman-denizi" target="_blank">Umman Denizi</a>'ne ve tersi yönde ticari gemilerin hareketinin 30 gün içinde savaş öncesi hacme dönmesini sağlamak için derhal adımlar atacaktır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">6- ABD, bölgesel ortaklarıyla birlikte, en az 300 milyar dolarlık finansmanı garanti altına alırken, İran'ın rehabilitasyonu ve ekonomik kalkınması için her iki tarafça üzerinde mutabık kalınan kapsamlı bir plan oluşturmayı taahhüt eder. Bu planin nihai anlaşmanın bir parçası olarak uygulanma mekanizması 60 gün içinde formüle edilecektir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">7- ABD, BM Güvenlik Konseyi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Yönetim Kurulu kararları ile hem birincil hem de ikincil tüm tek taraflı ABD yaptırımları dahil olmak üzere, İran'ın şu anda karşı karşıya olduğu her türlü yaptırımı nihai anlaşmanın bir parçası olarak üzerinde mutabık kalınacak bir takvime göre sona erdirmeyi taahhüt eder.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">8-İran, asla nükleer silah üretmeyeceğini yineler. İran ve ABD, zenginleştirilmiş malzemenin akıbetinin ve İran'ın nükleer ihtiyaçları da dahil olmak üzere karşılıklı olarak üzerinde mutabık kalınan diğer tüm nükleerle ilgili konuların nihai bir anlaşmada yeterli şekilde ele alınması konusunda anlaşmışlardır; nihai anlaşma bu maddenin hükümlerini teyit edecektir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">9- İran ve ABD, nihai bir anlaşmaya varılana kadar mevcut durumu koruyacakları konusunda mutabıktırlar: İran nükleer programındaki mevcut durumu koruyacak, ABD ise İran'a yeni yaptırımlar uygulamayacak veya bölgedeki kuvvetlerini takviye etmeyecektir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">10- ABD, bu Mutabakat Zaptı'nın imzalanmasının hemen ardından ve yaptırımların kaldırılacağı tarihe kadar, ABD Hazinesi'nin İran ham petrolü, petrokimya ürünleri ve bunların türevleri ile bankacılık, sigorta, taşımacılık vb. dahil olmak üzere ilgili tüm hizmetlerin ihracatı için muafiyetler tanıyacağını taahhüt eder.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">11- ABD, nihai bir anlaşmaya yönelik müzakerelerin ilerlemesi ışığında, Iran'ın dondurulmuş veya kısıtlanmış fonlarının ve varlıklarının serbest bırakılacağını ve tamamen erişilebilir hale getirileceğini taahhüt eder. İster ana hesapta tutulsun ister transfer edilmiş olsun, bu fonlar İran Merkez Bankası tarafından belirlenen herhangi bir nihai lehtar ödemesi için kullanılacak ve kullanım için tamamen hazır olacaktır. ABD, bu doğrultuda gerekli tüm izin ve lisansları çıkarmayı taahhüt eder.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">12-İran ve ABD, nihai anlaşmanın başarıyla uygulanmasını ve gelecekteki taahhütleri denetlemek üzere bir uygulama mekanizması kurulması konusunda mutabıktırlar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">13- Bu Mutabakat Zaptı'nın imzalanmasını takiben ve bu Mutabakat Zaptı'nın 4, 5, 10 ve 11. maddelerinin uygulanmaya başlandığına ve bu adımların uygulanmasının devam ettiğine dair güvencelerin alınması üzerine İran ve ABD, yalnızca geri kalan Maddelere ilişkin bir Nihai Anlaşma için müzakerelere başlayacaktır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">14- Nihai anlaşma, BM Güvenlik Konseyi'nin bağlayıcı bir kararıyla onaylanacaktır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 09:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/06/iste-14-madde-1781677530.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İslamoğlu&#039;nun iftiraları</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/islamoglunun-iftiralari-1262</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/islamoglunun-iftiralari-1262</guid>
                <description><![CDATA[Bir kişiye millet tarafından bir nam verildiyse elbette o boş yere değildir. Onun mutlaka bir hikâyesi, bir değeri, bir geçmişi vardır. Eskiden lakap ve ünvanlar durduk yere rastgele verilmezdi. Sultan I. Mehmed Han’a "Fatih", I. Süleyman Han’a "Kanuni", I. Selim Han’a "Yavuz", II. Bayezid Han’a "Veli" ve IV. Mehmed Han’a "Avcı" lakaplarının verilmesinde onların en önemli özellikleri veya icraatları rol oynamıştır...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="color:hsl(0, 75%, 60%);"><strong>Prof.Dr.Ahmet Şimşirgil- Türkiye Gazetesi</strong></span></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/iftira-furyasi-1796469" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file">https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/iftira-furyasi-1796469</a></p><p class="MsoNormal"><strong>“Kişi, namı ile işler işi”</strong>&nbsp;demişler. Bir kişiye millet tarafından bir nam verildiyse elbette o boş yere değildir. Onun mutlaka bir hikâyesi, bir değeri, bir geçmişi vardır. Eskiden lakap ve ünvanlar durduk yere rastgele verilmezdi. Sultan I. Mehmed Han’a&nbsp;<strong>"Fatih"</strong>, I. Süleyman Han’a&nbsp;<strong>"Kanuni"</strong>, I. Selim Han’a&nbsp;<strong>"Yavuz"</strong>, II. Bayezid Han’a&nbsp;<strong>"Veli"</strong>&nbsp;ve IV. Mehmed Han’a&nbsp;<strong>"Avcı"</strong>&nbsp;lakaplarının verilmesinde onların en önemli özellikleri veya icraatları rol oynamıştır...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Geçtiğimiz günlerde&nbsp;<strong>Mustafa İslamoğlu</strong>, II. Bayezid Han’ı ele alarak iftiraları ardı arkasına sıralıyordu. Tabii bilhassa onun&nbsp;<strong>“Veli”</strong>&nbsp;ünvanına alayla atıf yaparak, bırakın veli olmayı bütün kötü ve adi sıfatları kendisine yapıştırıyordu!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İnsan hesap gününe hiç mi inanmaz! Hiçbir veriye, bilgiye ve kaynağa dayanmadan bu denli iftiralar nasıl atılır insanın aklı ve havsalası almıyor!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Videosunda şöyle konuşuyordu:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>“Padişahların içinde bir tanesine 'veli' namı sanı verilmiştir. Kimdir o Bayezid-i Veli, Fatih'in oğlu. Fatih'in katili olan oğlu. Bu herif iki tane kardeş katili iki tane evlat katili iki tane torun katili. Seri katil ama veli nasıl veli oldu, bunu kim veli ilan etti? Fatih tarikatlara dağıtılmış her birinde bir devlet kurulacak büyüklükte olan çok değerli verimli arazileri geri aldı devletleştirdi. Çünkü devlet içinde devlet ve ali kıran baş kesen oluyorlardı. Fatih sen misin bunu yapan ne oldu Fatih'i zındık ilan ettiler ve bu ilan etme oğullarının diline de yansıdı. Fatih için Fatih'in oğlunun kullandığı kelime mülhid, dinsiz. Babası için niye dinsizmiş diye soruyorsunuz resmini yaptırdı, aman ne büyük günah. Babasının resimlerinin bir kısmını kendisi yaktırmış kafaya bakar mısınız! Fakat hani sofu mofu mu zannediyorsunuz, Edirne sarayında vur patlasın çal oynasın içki işret ve dahası aklınıza gelen gelmeyen her türlü pislik her türlü yol var herifte…”</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">II. Bayezid Han’ın, kardeş katli kanunnamesine dayanarak öldürttüğü kardeşleri ve onların oğulları dışında şu cümlelerde bir tane doğru bilgi yoktur. Bunlara hakaret falan da denemez. Bunlar en çirkin iftiralardır. İslamoğlu’nun bu ifadelerine tek bir kaynak göstermesi muhaldir. Fakat hızını da alamıyor aklınıza gelen gelmeyen her türlü pislik var herifte diyerek tahayyül sınırlarınızı da zorluyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Peygamber Efendimizin müjdesine nail olmuş Fatih Sultan Mehmed Han’ı kim nerede zındık ilan etmiştir?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">II. Bayezid Han babasına nerede ve niçin mülhid demiştir?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tarikat liderlerine devlet kuracak büyüklükte arazileri kim vermiştir? Fatih hangi tarikat büyüklerinden hangi topraklarını almıştır?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">II. Bayezid babasının hangi resmini yaktırmıştır?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Edirne Sarayı'ndaki içki işret âlemlerini nerede görmüştür?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Akıl alır gibi değil. Bu kişi on cümlede on iftira atabilmek eğitimini nerede almıştır acaba?!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Utanmadan sıkılmadan bir padişaha en çirkin iftiralarda bulunan birinin hangi sözüne itibar edilir?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Cihadına, eserlerine ve ahlakına kör olmak!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İnsan böyle bir videoyu dinlerken,&nbsp;<strong>“Aman ya Rabbi, bu neyin kinidir, neyin nefretidir ve neyin husumetidir!"</strong>&nbsp;demekten kendini alamıyor. II. Bayezid Han hakkında böyle bir değerlendirmeyi kendi çağında kendisinin en azılı düşmanları dahi kurmamıştır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu noktada düşündüğümüzde Osmanlı’nın Ehl-i sünnet itikadına olan bağlılıklarından başka bir şey göremiyoruz ve düşünemiyoruz. Seyit Kutup, Mevdudi, Hamidullah, Ali Şeriati, Fazlurrahman gibi mezhepsizlerin dindeki hatalarını söylediğimizde ortalığı velveleye verenlerin bu büyük Türk hakanına akılalmaz iftiralarla saldırılırken en küçük bir itirazlarını duyamıyorsunuz!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Seyit Kutup mücadele adamı diye din adına yaptığı yıkımları dahi görmezden gelenler, II. Bayezid Han’ın cihadına gözlerini kapamaktadır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Onun Kili, Akkerman, Modon, Koron, İnabahtı ve Navarin fetihlerine, Endülüs’te acımasızca kılıçtan geçirilen Müslümanları kurtarma adına yaptığı büyük mücadelesine bîgane kalmaktadır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Amasya’da, Edirne’de, İstanbul’da yaptırdığı muazzam külliyeleri ve imparatorluğun yüzlerce noktasında inşa ettirdiği dinî, ilmî ve sosyal müesseseleri görmezden gelmektedir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sultan’ın ulema ve sanatkârlara karşı koruyucu tutumu bütün kaynaklarda belirtilir. Öyle ki, II. Bayezid Han’ın teşvik ve desteğiyle yürütülen kültürel çalışmalar sonucunda İstanbul sadece Osmanlı değil bütün İslam beldelerinin kültür merkezi konumuna yükselmiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sehi Bey kendisini anlatırken&nbsp;<strong>“Salih, dindar, doğruların ve âlimlerin dostu, şiire ve inşaya âşina, marifet ehline karşı alakadar, adalet ve cömertlikte eşi bulunmaz, hayır sahibi bir padişahtır”</strong>&nbsp;diyerek tavsif etmektedir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Neticede ilim sahibi, takva, adalet ve merhametten ayrılmayan vakarlı ve hilmiyle meşhur bir padişah olduğu için kendisi bihakkın kaynaklarda&nbsp;<strong>“Veli”</strong>&nbsp;lakabı ile anılmıştır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">II. Bayezid Han’ın şiirlerinde görülen en mühim bir vasfı da sevgili Peygamber Efendimize duyduğu büyük muhabbettir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Şaşı olanlar doğruyu eğri görürler!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şiirlerinde&nbsp;<strong>"Adlî"</strong>&nbsp;mahlasını kullanan II. Bayezid Han&nbsp;<strong>“Fi Na’t-i Seyyidi’l-enâm ‘aleyhi’t-tahiyyeti ve’s-selâm”</strong>&nbsp;başlıklı gazelinde Resule duyduğu muhabbeti büyük bir iştiyakla dile getirmiştir. Onun bu gazelinde terennüm ettiği&nbsp;<strong>"Aşk-ı Resûl"</strong>ü anlamaya çalışalım:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Muhammed-i ‘Arabî kim Resûl-i ekmeldür</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Takarrüb ile kamu enbiyâdan efdaldur</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(En mükemmel peygamber olan Muhammed-i Arabi, Allah’a yakınlıkta bütün nebilerin en faziletlisidir.)<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Kalan resûllerün kavmineydi da’veti çün</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Nübüvvetiyle bu ins ü câna mürseldür</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(Onun dışında kalan peygamberlerin çağrısı kendi kavimlerine idi. Bu, nübüvvetiyle bütün insanlara ve cinlere gönderilmiştir.)<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Kim anı medh ide çün medhidür anun levlâk</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Defâtir-i dû cihân midhatinde mücmeldür</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(Onun övgüsü levlâkdir; kim onu övebilir? İki dünyanın defterleri onun övgüsünde eksik kalır.) Bunun delilleri, bizzat Kur’ân’da methedilmesidir. Şairler, onu sanat kudretlerinin bütün imkânları ile övmeye çabalamış, yetersiz kalmışlardır. Onu en iyi biçimde, layık olduğu gibi yine Kur’ân-ı kerimde Cenâb-ı Hak övmüştür.&nbsp;<strong>“Levlake”</strong>&nbsp;kudsi hadisi bu iltifatın zirve noktasıdır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Adû-yı bî-basar ana muhâlif olsa ne tan</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Sahîhi egri görürler şunlar ki ahveldür</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(Kör düşmanları ona muhalif olsa şaşılmaz; zira şaşı olanlar doğruyu eğri görürler.)<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Egerçi hatm idi Yûsuf’da hüsn i’câzı</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Bu hüsn-i hulk ile cümlesinden ecmeldür</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(Her ne kadar güzellik mucizesi Hazreti Yûsuf’ta bittiyse; Hazreti Muhammed, güzel ahlâk ile hepsinden güzeldir.)<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Eyâ mu’în-i beşer rahm kıl fütâdelere</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Şefâ’at âyeti şânunda çünki münzeldür</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(Ey insanlığın yardımcısı! Madem şefaat âyeti senin şanında indirildi o hâlde düşkünlere merhamet et.) Hazreti Muhammed, şefaat hakkına sahip Peygamber’dir. Kullarına merhameti gazabını geçen Yüce Rabbimiz bu hakkı ona tanımıştır. O, bu hakkı mahşerde günahkâr ümmeti, düşkün ümmeti hakkında kullanacaktır. Şair, burada&nbsp;<strong>“üftadeler”</strong>&nbsp;kelimesi içine kendini de dâhil ediyor, çerçeveyi geniş tutuyor. Ey insanların yardımcısı: Beşere yardımcı ol, şefaat et buyuruyor. Gönül enginliği bu olsa gerek…<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Kapun gedâsı durur ‘Adlî' anı redd itme</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>K’ana muhabbet-i âlün delil-i a’deldür</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(Adlî, senin kapının dilencisidir, onu reddetme, geri çevirme. Onun bu hâline, senin âline, nesline duyduğu sevgi en adil şahittir.) Adlî, padişah da olsa Allah katında aciz bir kul; Hazreti Peygamber’e ümmet olduğunun şuurundadır. O, Hazreti Peygamber’in kapısında dilenen bir geda, bir dilencidir. Dilendiği şey ise şefaattir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Görüldüğü gibi Padişah, içinden geldiği gibi, aşk ile sevdiği Peygamber’ine duyduğu içten, halis sevgiyi dile getiriyor. Çünkü o, onu sevmenin aynı zamanda Allah’ı sevmek demek olduğunu biliyor. Allah’ı sevmek, onun rızasına ulaşmanın en sağlam merdivenidir. Kul, Allahü tealayı ve sevdiklerini severse Allahü teala da onu sever. İşte o zaman bütün müşküller, problemler hallolur. Bayram, o zaman hakiki bayram olur…<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Peki şanlı Peygamber Efendimizin hadis-i şeriflerini, mucizelerini ve şefaatini yok sayanlar mı bu Osmanlı padişahlarını anlayacaklardır!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İşte onlardaki Osmanlı düşmanlığının sebebini buradan anlamalıdır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 12:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/06/islamoglunun-iftiralari-1781430917.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Camide maç keyfi öyle mi?</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/camide-mac-keyfi-oyle-mi-1240</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/camide-mac-keyfi-oyle-mi-1240</guid>
                <description><![CDATA[Yaklaşık iki sene kadar önce idi. Camilerin mihrap taraflarına büyük ekran TV’ler konulmaya başlamıştı. Sosyal medyada bu durumu eleştirmiş ve mahzurlarını dile getirmiştim. O zaman DİB Başkanı olan Ali Erbaş Bey arayarak eğitim konularında kullanılacağını ve bunun ne mahzuru olabileceğini söylemişti.
Ben de birincisi kıble yönünde olmasının mahzurlarına değinerek insanın namazda kendisini görmesinden tutarak yarınlarda kolaylıkla farklı noktalara da çekileceğinden bahsetmiştim.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:hsl(0,75%,60%);"><strong>Prof.Dr. Ahmet Şimşirgil</strong></span></p><h1 style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="font-weight:normal;mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Yaklaşık iki sene kadar önce idi. Camilerin mihrap taraflarına büyük ekran TV’ler konulmaya başlamıştı. Sosyal medyada bu durumu eleştirmiş ve mahzurlarını dile getirmiştim. O zaman DİB Başkanı olan Ali Erbaş Bey arayarak eğitim konularında kullanılacağını ve bunun ne mahzuru olabileceğini söylemişti.<o:p></o:p></span></span></h1><h1 style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="font-weight:normal;mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Ben de birincisi kıble yönünde olmasının mahzurlarına değinerek insanın namazda kendisini görmesinden tutarak yarınlarda kolaylıkla farklı noktalara da çekileceğinden bahsetmiştim.<o:p></o:p></span></span></h1><h1 style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="font-weight:normal;mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Ali Erbaş Bey de hak vermişti. Artık ne gibi tedbirler alındı onu bilmiyorum.<o:p></o:p></span></span></h1><h1 style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="font-weight:normal;mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Fakat geçen gün sosyal medyaya düşen bir haber ne kadar haklı olduğumu gösterdi.<o:p></o:p></span></span></h1><h1 style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="font-weight:normal;mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Sakarya’nın Hendek İlçesi Rasimpaşa Camii’nde gençlere yönelik dev ekranda maç izleme etkinliği ilanları yapılıyordu.<o:p></o:p></span></span></h1><h1 style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="font-weight:normal;mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Afişlerde, “Haydi gençler! Sabah Namazı Rasimpaşa Camii’ndeyiz”!&nbsp;<o:p></o:p></span></span></h1><h1 style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="font-weight:normal;mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">“Sabahın bereketini maç heyecanıyla birleştirelim”.&nbsp;<o:p></o:p></span></span></h1><h1 style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="font-weight:normal;mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">“Namaz, kahvaltı ve Dev ekranlarda Milli Maç Heyecanı bizleri bekliyor” sloganları ile Cami içinde dev ekranlar ve kıbleye karşı gençlerle dolu cami içi fotoğrafı yer alıyordu.<o:p></o:p></span></span></h1><h1 style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="font-weight:normal;mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Son dönemlerde çocukları oyunlarla camiye çekme projesi şimdi gençleri maçlarla camiye çekme projesine dönüşüyordu.<o:p></o:p></span></span></h1><h1 style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="font-weight:normal;mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Çocukları camiye çekme projeleri kısa sürede nikah salonu, palyaço gösterisi ve nice cami adabına uygun düşmeyen sahnelere dönüştü ve toplumun tepkisini çekmeye başladı.<o:p></o:p></span></span></h1><h1 style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="font-weight:normal;mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Şimdi de gençleri camiye çekiyoruz diyerek camileri kahvehaneye çevirecekler, stadyumlarda kahvelerde maç izlerken zaman zaman duyduğumuz galiz küfürleri camilerde işitmeye başlayacaktık.<o:p></o:p></span></span></h1><h1 style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="font-weight:normal;mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Diyanet’i ve Başkan Safi Alpaguş’u etiketleyerek “Camide küfür duymak istemiyorsanız yapmayın bunu, Camileri kahvehaneye çevirmeyin” diye attığım X’e büyük destekler geldi. Sosyal mecralarda büyük tepkiye sebep olan bu uygulama sonunda İlçe Müftüsü Dr. Osman Sağlam’ın müdahalesi ile kaldırıldı.<o:p></o:p></span></span></h1><p style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Hendek İlçe Müftüsü Dr. Osman Sağlam imzasıyla yayımlanan yazılı açıklamada, gençleri camiyle buluşturmak amacıyla planlanan sabah namazı programı, kahvaltı organizasyonu ve Dünya Kupası maçının dev ekrandan izletilmesine yönelik etkinliğin müftülüğün bilgisi ve onayı dışında gündeme geldiği belirtildi.<o:p></o:p></span></span></p><p style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Bu durumda şu suallerin mutlaka cevaplandırılması ve sebebinin araştırılması gerekiyor!<o:p></o:p></span></span></p><p style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Camide maç izleme işini kim tasarlamış veya planlamıştı. Basına yansıdığı kadarıyla cami içerisinde dev ekran kurularak maç izletilmesi fikrinin, Rasimpaşa Camii Derneği Başkanı ve AKP Sakarya Milletvekili Ali İnci tarafından gündeme getirildiği ifade edilmişti. Bir milletvekili bu tür durumlara neden müdahil olur, anlamak mümkün değildir. Her ne kadar Ali İnci konunun cami içinde olmadığını söylese de ilan edilen afişler kendisini yalanlıyordu. Mesele çevir kazı yanmasına dönüşmüş gözüküyordu.<o:p></o:p></span></span></p><p style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Keza geçen Ramazan Bayramı’nda da Manavgat Külliye Camiin’de AK Parti Antalya Milletvekili Dr. Tuba Çokal’ın namazın hemen akabinde mihrap önünde erkeklerin arasında bayramlaştığına şahit olmuştuk.<o:p></o:p></span></span></p><p style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Bütün bunların normal gelişmeler olması mümkün değildir. Camilerle, ibadetlerle, dinimizin temel prensipleri ile oynanmamalıdır.&nbsp;<o:p></o:p></span></span></p><p style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Şayet tepkiler gelmemiş olsaydı camilerde yükselen maç tezahüratlarının nerelere varacağını düşünebiliyor musunuz?<o:p></o:p></span></span></p><p style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Diyanet’in bu konularda yerinde ve zamanında karar almaması ve tepkilere göre davranması ayrıca düşündürücüdür.<o:p></o:p></span></span></p><p style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">İbadet mekanlarının maksadını ve adabını bozma girişimleri sinsice yürütülmektedir. Sihirli cümle de “insanları camiye çekiyoruz”dur. Bunlara verilecek cevap, “beyefendi camiye değil namaza insan çekmelisiniz” olmalıdır. Yoksa camiye erkek veya kadın getirmenin yüzlerce yolu vardır. Camiyi tıka basa da doldurabilirsiniz. Bunları söylemeye dilim varmıyor. O zaman oranın adı başka bir mekân olur.<o:p></o:p></span></span></p><p style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Ali İnci Bey tenkit edenlere karşı caminin diğer müştemilatını göstererek biz burada yapacaktık diyor. Peki orada bilardo ve masa tenisi masalarından şişme oyun parklarına kadar her türlü faaliyetin olduğu görülmektedir. Evet bunlar zaten vardır. Belli ki film de izleniyor, maç da izlenebilir.<o:p></o:p></span></span></p><p style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Açıklamada müftülük iptal etmiştir denildiğine göre gösterdiğiniz yerin olması mümkün değildir. Müftülüğün bu müştemilat salonlarındaki her faaliyeti onayladığı anlamını çıkarmıyorum. Zira bunlarda da dinimize uygun gelmeyen pek çok oyunun oynandığı anlaşılmaktadır. Zaten faaliyetin, gençlerin cami ortamıyla daha fazla bağ kurmasını sağlamak amacıyla sosyal ve manevi içerikli bir buluşma olarak tasarlandığı belirtilmişti ki bu da cami içerisinde olabilirdi.<o:p></o:p></span></span></p><p style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Dolayısıyla Ali İnci’nin açıklaması tamamen zevahiri kurtarma yönündedir.&nbsp;<o:p></o:p></span></span></p><p style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Neticede din adamları ve bu cami dernekleri görevlileri gençleri camiye değil namaza ve cemaate getirmeye odaklanmalıdır.&nbsp;<o:p></o:p></span></span></p><p style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Camilerimizin maksadı dışında kullanılmasına asla fırsat verilmemelidir. Zira camiler Allahü teâlânın evidir ve ibadet mekanıdır! Burada fıkıh, tefsir, Kur’an-ı kerim dersleri almak da bir ibadettir ve aynı maksadın içerisindedir.&nbsp;<o:p></o:p></span></span></p><p style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Velhâsıl camiler palyaçoların sahne alacağı bir alan değildir, nikah salonu değildir, sinema salonu değildir, oyun ve gösteri yeri değildir.&nbsp;<o:p></o:p></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 09:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/06/camide-mac-keyfi-oyle-mi-1781073862.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türk milleti köşeye sıkıştırılacak millet değildir</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/turk-milleti-koseye-sikistirilacak-millet-degildir-1235</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/turk-milleti-koseye-sikistirilacak-millet-degildir-1235</guid>
                <description><![CDATA[MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, CHP'de yaşanan yönetim krizine ilişkin sert açıklamalarda bulundu. CHP'nin iki ayrı meşruiyet iddiasıyla karşı karşıya olduğunu savunan Bahçeli, Özgür Özel'e "CHP'nin iç gerilimini sırtlanıp meydanlara taşımaktan, CHP bünyesindeki çatlağı memleket sathına yaymaktan, mevki yarışını demokrasi kahramanlığı gibi servis etmekten vazgeçilmelidir" dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">&nbsp;MHP Genel Başkanı Bahçeli: "Şunu unutmasınlar ki, Türk milleti köşeye sıkıştırılacak millet değildir. Karşısına yedi düvel de dizilse tarih sahnesinden silinecek millet değildir"<br>- "Türkiye terörle mücadelede dağları titreten, adalar meselesinde geri adım atmayan bir ülkedir"<br>- "Biz esareti ayağının altında ezen, zilleti kapısından sokmayan, ihanete nefes aldırmayan, nice devletler kuran, kuşatmaları paramparça edip ayak bastığı her toprağı vatan tutan aziz milletin evlatlarıyız"<br>- "Eğer bir ülke olmazsa başka yolla yaparız diye müzakere masasına gölge düşürüyorsa orada diplomasi değil şantaj vardır"<br><br><br><br>ANKARA (İHA) - MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, CHP'de yaşanan yönetim krizine ilişkin sert açıklamalarda bulundu. CHP'nin iki ayrı meşruiyet iddiasıyla karşı karşıya olduğunu savunan Bahçeli, Özgür Özel'e "CHP'nin iç gerilimini sırtlanıp meydanlara taşımaktan, CHP bünyesindeki çatlağı memleket sathına yaymaktan, mevki yarışını demokrasi kahramanlığı gibi servis etmekten vazgeçilmelidir" dedi.<br>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada CHP'de yaşanan tartışmalar, Orta Doğu'daki gelişmeler ve Terörsüz Türkiye hedefi hakkında değerlendirmelerde bulundu.<br>Orta Doğu'da yaşanan gelişmelerin yalnızca İran ile İsrail arasındaki bir çatışma olarak değerlendirilemeyeceğini söyleyen Bahçeli, bölgede giderek büyüyen bir güvenlik krizinin yaşandığını ifade etti.<br>İsrail'in Gazze ve Lübnan'daki saldırılarını eleştiren Bahçeli, "İsrail'in bölgede uyguladığı saldırgan, hukuk tanımaz ve kan dökmekten çekinmeyen siyaset artık yalnız Filistin'i değil; Lübnan'ı, Suriye'yi, İran'ı, Körfez ülkelerini ve Doğu Akdeniz'i aynı anda tehdit eden bir yangın haritasına dönüşmüştür. Gazze’de bebeklerin, kadınların, yaşlıların, hastaların üzerine bomba yağdıran hasta ve işgalci zihniyet; bugün Lübnan’da da aynı hain yöntemi sürdürmektedir. Beyrut’un semalarında dolaşan savaş uçakları, sadece Lübnan’ın egemenliğine değil, bölgesel barış çağrılarına meydan okumakta; huzur arayış ve arzularına kulak tıkamaktadır. Arz-ı Mevut yalanıyla, vaat edilmiş topraklar masallarıyla meşrulaştırılmak istenen işgalci iştah; milletlerin kaderini Siyonist yayılmacılık saplantılarına göre yeniden biçimlendirme hevesindedir. Lübnan zaten yıllardır siyasi kırılganlıklarla, ekonomik buhranlarla, toplumsal ayrışmalarla ve dış müdahalelerle yıpratılmış bir ülkedir. Böyle bir ülkenin yeniden saldırıların hedefi haline getirilmesi, bölgesel yangının bilinçli biçimde diri tutulduğunu göstermektedir. Diğer yandan Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a dönük askeri ve siyasi baskısı, bölgesel gerilimi söndürmekten ziyade daha da derinleştirmektedir. Bir yanda müzakere denilmekte, diğer yanda tehdit dili yükselmektedir. Bir yanda ateşkesten bahsedilmekte, diğer yanda Hürmüz Boğazı’nda askeri operasyonlar sürdürülmektedir. Bir yanda barış masası kuruluyormuş gibi yapılmakta, diğer yanda savaşın ihtimal hesapları hala canlı tutulmaktadır. Bu nasıl diplomasidir? Eğer bir ülke, ‘olmazsa başka yolla yaparız’ diyerek müzakere masasına bomba gölgesi düşürüyorsa, orada diplomasi değil şantaj vardır" dedi.<br>ABD'nin İran'a yönelik politikalarının da bölgesel gerilimi artırdığını savunan Bahçeli, "Birleşik Devletleri’nin İran hattında kurduğu baskı, İsrail’in bölgesel kaosu derinleştiren saldırgan siyaseti, Suriye ve Irak sahasındaki kırılganlıklar, Doğu Akdeniz’deki askeri hareketlilik ve Hürmüz’den Lübnan’a kadar uzanan gerilim kuşağı, Türkiye’nin iç cephesine dönük sabotaj ihtimallerini de artırmaktadır" ifadelerini kullandı.<br>Bahçeli, bölgede yaşanan gelişmeler karşısında Türkiye'nin iç cephesinin güçlü tutulmasının önemine dikkat çekerek Terörsüz Türkiye hedefinin stratejik bir zorunluluk olduğunu söyledi.<br>"Terörsüz Türkiye, bölgesel fırtınalar karşısında milli varlığımızın zırhıdır" diyen Bahçeli, " Terörsüz Türkiye hedefini korumak, ihanet şebekelerinin hesabını bozmanın gereğidir. Biz Terörsüz Türkiye derken; içeride huzuru, dışarıda caydırıcılığı, sınırlarımızda emniyeti, bölgemizde istikrarı ve milletimizin birliğini aynı anda savunuyoruz. Dışarıda kaos girdabı kol gezerken, savaş borazanları kulakları sağır ederken, ülkemiz jeopolitik depremlere sürüklenmek istenirken surda gedik açtırmayacağız. İşte Terörsüz Türkiye hedefi bu büyük tablonun merkezindedir. İşte bu yüzden Terörsüz Türkiye diyoruz. İşte bu yüzden iç cepheyi sağlam tutmak zorundayız. İşte bu yüzden kardeşlik hukukunu tahkim etmeyi, yalnızca iyi niyetli bir temenni olarak değil; doğrudan doğruya milli güvenlik meselesi biçiminde ele alıyoruz" şeklinde konuştu.<br>Cumhur İttifakı'nın Terörsüz Türkiye hedefi konusunda haklı çıktığını savunan Bahçeli, şu ifadeleri kullandı:<br>"Terörsüz Türkiye hedefimizi çarpıttılar. Türk milliyetçiliğinin son kalesi olan Milliyetçi Hareket Partisi’nin adını karanlık senaryolarla yan yana getirme garabetine düştüler. Türk ve Türkiye Yüzyılı yürüyüşümüze sırt döndüler. Şimdi sormak hakkımızdır: Anlaşıldı mı neden milli beka dedik? İdrak edildi mi neden Terörsüz Türkiye diye ısrar ettik? Bu hedef; Türkiye’nin yabancı tufanlar karşısında savrulmaması, bölgesel çalkantıların arasında sıkıştırılmaması, emperyalist ve Siyonist maşaların yarattığı krizlerle oyalanmaması için tarihi bir zarurettir. Bu nedenle Terörsüz Türkiye hedefi kararlılıkla sürdürülecektir. Dün alay edenler bugün mahcup olmalıdır. Dün "beka" sözüne burun kıvırıp dillerine alayla sakız edenler bugün aynaya bakmalıdır. Dün Terörsüz Türkiye hedefini çarpıtanlar bugün oldukları yerden utanmalı, Cumhur İttifakı ekseninde kurulan milli cephenin karşısında durdukları için hicap duymalıdır" dedi.<br>"Yerelde başlayan bu çözülme, dönüp dolaşıp CHP Genel Merkezi’nin çatısına çökmüştür"<br>Konuşmasının son bölümünde CHP'de yaşanan tartışmalara değinen Bahçeli, partinin ciddi bir yönetim kriziyle karşı karşıya olduğunu savundu.<br>CHP'li belediyeler hakkında ortaya atılan iddiaları hatırlatan Bahçeli, "CHP'li belediyeler etrafında uzun süredir biriken şaibe süreçleri; rüşvet, görevi kötüye kullanma, yolsuzluk ve kamu gücünün menfaat ilişkilerine alet edildiği yönündeki peş peşe patlayan vakalar hepimizin malumudur. Vatandaşa hizmet makamı olması gereken belediyelerin CHP çatısı altında rant iddialarıyla, yönetim zafiyetleriyle ve kamu emanetini taşıyamama garabetiyle anılır hale gelmesi başlı başına ibretlik bir tablodur. Bugün görüyoruz ki yerelde başlayan bu çözülme, dönüp dolaşıp CHP Genel Merkezi’nin çatısına çökmüştür" dedi.<br>Bahçeli, CHP'de iki farklı meşruiyet anlayışının ortaya çıktığını savunarak, "CHP'de bugün iki ayrı yön, iki ayrı dil, iki ayrı merkez, iki ayrı meşruiyet iddiası; muhalefetin gidişatı bakımından kaygı verici bir gerçek olarak karşımızdadır" dedi.<br>CHP Grup Başkanı Özgür Özel'e de çağrıda bulunan Bahçeli, parti içi tartışmaların meydanlara taşınmaması gerektiğini söyledi.<br>"Bu noktada CHP'ye ve Sayın Özgür Özel'e düşen; ateşe körükle gitmek değil, aklıselimle hareket etmektir" diyen Bahçeli, "CHP'nin iç gerilimini sırtlanıp meydanlara taşımaktan, CHP bünyesindeki çatlağı memleket sathına yaymaktan, mevki yarışını demokrasi kahramanlığı gibi servis etmekten vazgeçilmelidir. Genel merkezdeki çift başlılık, teşkilatlara sirayet eden huzursuzluk ve TBMM koridorlarına taşan buhran ayan beyan ortadadır. Kaynayan kazanı kapakla bastırmaya çalışmak akıl karı değildir. Hararet yapan bir aracın gazına basarcasına CHP’yi daha büyük bir savruluşa sürüklemekten yüz çevrilmelidir. Motoru yakmadan, direksiyonu kilitlemeden, yoldan büsbütün çıkmadan bu gidişata bir an evvel nizam verilmelidir" ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 13:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/06/turk-milleti-koseye-sikistirilacak-millet-degildir-1780999578.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>1913 yılında ezanın, Kur’anın Türkçe olmasını teklif eden mason: Ziya Gökalp</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/1913-yilinda-ezanin-kuranin-turkce-olmasini-teklif-eden-mason-ziya-gokalp-1233</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/1913-yilinda-ezanin-kuranin-turkce-olmasini-teklif-eden-mason-ziya-gokalp-1233</guid>
                <description><![CDATA[Batılı İslam karşıtı güçler asırlar süren kanlı ve acı tecrübelerden sonra, güç kullanarak İslam’a bir zarar veremeyeceklerini, hatta bunun Müslümanları birbirilerine kenetlediğini gördüler. Bunun için İslam’ı yok etmede yeni bir yol bulmaları gerekli olduğuna karar verdiler. Yaptıkları araştırmalar sonucunda İslam’ı ayakta tutmada, nesilden nesile ulaştırmada en büyük etkenin mezhepler ve fıkıh alimleri olduğunu tespit ettiler.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Batılı İslam karşıtı güçler asırlar süren kanlı ve acı tecrübelerden sonra, güç kullanarak İslam’a bir zarar veremeyeceklerini, hatta bunun Müslümanları birbirilerine kenetlediğini gördüler. Bunun için İslam’ı yok etmede yeni bir yol bulmaları gerekli olduğuna karar verdiler. Yaptıkları araştırmalar sonucunda İslam’ı ayakta tutmada, nesilden nesile ulaştırmada en büyük etkenin mezhepler ve fıkıh alimleri olduğunu tespit ettiler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İslam ile yeni mücadelelerinde bunu esas aldılar. Mezhepler ve fıkıh alimleri, fıkıh kitapları, ilmihal kitapları halkın gözünden sinsice düşürülecek; Müslümanlar meale ve hadis kitaplarına yönlendirilecekti. Fıkıh bilgilerinin yerini örf ve âdet alacaktı. Din sosyal alandan hissettirmeden çekilecekti.&nbsp;&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Buna çeşitli maksatlarla Avrupa’ya gönderilen sözde aydın gençlerden başladılar. Daha sonraları İslam’ı temsil eden Osmanlıyı yıkmak için kurdukları İttihat ve Terakki mensubu kimselere bu hastalığı bulaştırdılar. Bundan dolayıdır ki, İttihatçıların hiç gündemden düşürmedikleri konuların başında hep dinde reform olmuştur. İttihatçıların fikir babası olup Osmanlının yıkılmasında önemli rolü olan mason&nbsp;<strong>Ziya Gökalp</strong>&nbsp;daha 1913 yılında, ezanın, Kur’anın, hutbenin kısaca bütün ibedetlerin Türkçeleştirilmesini teklif etmişti. Fıkhın yerine aklı ve felsefeyi koymayı savunuyordu. Nitekim “Din ve ilim” isimli şiirinde, “Fakihlerin klavuzu nakliyat/ Dini zorla sürüklerler bu yola/ Hikmet der ki, “Bana rehber akliyat/ O halde siz sağa gidin ben sola!” diyerek dinin esası olan nakil ile yani dinin kaynağı olan dört kayanakla alay etmiştir. Rehber olarak vahyi değil alklı tavsiye etmiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yine Gökalp, “<strong>Müminler mâruf olan şeyleri emreder</strong>” âyet-i kerimesindeki mâruf kelimesine, örf, âdet diyerek, İslamiyet’i âdeta, modaya göre değiştirmeye kalkıştı. Halbuki, âyet-i kerimedeki (Mâruf) kelimesi, (İslâmiyetin kabûl ettiği iyilikler) demektir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Fıkhı yok etme çalışmaları daha sonraları da devam etmiştir. Osmanlıların son dönem din adamlarından olan&nbsp;<strong>Şemsettin Gülaltay,</strong>&nbsp;ilk ilahiyat fakültesi açıldığında fıkıh dersini özellikle koydurmadığını söyler.&nbsp;<strong>Falih Rıfkı Atay</strong>, fıkıh dersinin özellikle niçin konulmadığını Şemsettin Gülaytay’dan şöyle nakleder: “Fıkıh dersi koymadım, çünkü fıkhın temeli olan Kur’anın muamelat âyetleridir. Bu ayetlerin hepsi de artık mensuhtur, geçerliliği kalmamıştır.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1949 yılında halkın yoğun baskısı sonucunda açılan imam hatip okulları ve Ankara İlahiyat fakültesinin ders müfredatına normalde konulması gereken Kelam, Fıkıh, Fıkıh usülü, …ve Arapça gibi dersler konulmayıp; sosyoloji, psikoloji, felsefe, mantık, sanat tarihi ve İslam felsefesi gibi dini bir eğitimle tamamen ilgisiz dersler konulmuştur. Bütün bunlarda, dinin temeli olan fıkıhtan halkı uzaklaştırma gayretleri olduğu açıkca görülmektedir. Çünkü onlarda biliyorlar ki, fıkıh ilmi dimdik ayakta kaldığı müddetçe dine zarar vermeleri, yıkmaları mümkün değil!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Daha sonraki yıllarda bu okullara bu dersler konuldu, fakat bu defa da, ders veren hocalar kendilerini İmam-ı a’zam hazretlerinin yerine koydular, mezhepleri ve ictihadları küçümsediler. Talebelere de, her biriniz birer İmam-ı azam olacaksınız diyerek, gençleri fıkıhtan uzaklaştırarak doğrudan ayetlerden ve hadislerden hüküm çıkartmaya, ictihad etmeye yönlendirdiler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1950’li yıllarda dini okulların çoğalması üzerini masonlar zamanın Cumhurreisine çıktılar. Seni bunun için mi buraya getirdik, diye sitem ettiklerinde Cumhurreisi, “Bu okullar dini hizmet için açılmıyor, dini mihraptan yıkmak için açılıyor” diyerek gerçek maksadı açıklamıştı. Televizyonlarda boy gösteren malum ilahiyat proflarını görünce hedefe varmada hayli mesafe aldıkları görülmektedir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bunların bu hedeflerine mani olmanın yolu, fıkhı öğrenip öğretmekten geçer. Fıkh bilgisi okumak, geceleri nâfile namaz kılmaktan daha sevaptır. Âlimlerden okumak da, yalnız okumaktan daha sevaptır. Şu hadis-i şerifler, fıkhın önemini, şerefini göstermeye kâfîdir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Herşeyin dayandığı bir direk vardır. Dînin temel direği, fıkh bilgisidir.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Şeytana karşı bir fakîh, bin âbidden [çok ibâdet yapandan] daha kuvvetlidir.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 10:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/06/1913-yilinda-ezanin-kuranin-turkce-olmasini-teklif-eden-mason-ziya-gokalp-1780944438.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İntihar değil cinayet</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/intihar-degil-cinayet-1219</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/intihar-degil-cinayet-1219</guid>
                <description><![CDATA[150 sene önce Sultan Abdülaziz Han bir kısım paşalar tarafından haince bir tertiple tahtından alaşağı edilmiş ve akabinde de hunharca katledilmişti.
İşin başında Serasker Hüseyin Avni Paşa liderliğinde Sadrazam Mütercim Rüştü Paşa, Mithat Paşa ve Şeyhülislam Hasan Hayrullah bulunuyordu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="color:hsl(0, 75%, 60%);"><strong>Prof.Dr.Ahmet Şimşirgil- Türkiye Gazetesi</strong></span></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/sultana-darbe-devlete-ihanet-1794951" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file">https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/sultana-darbe-devlete-ihanet-1794951</a></p><p class="MsoNormal">150 sene önce Sultan Abdülaziz Han bir kısım paşalar tarafından haince bir tertiple tahtından alaşağı edilmiş ve akabinde de hunharca katledilmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İşin başında Serasker Hüseyin Avni Paşa liderliğinde Sadrazam Mütercim Rüştü Paşa, Mithat Paşa ve Şeyhülislam Hasan Hayrullah bulunuyordu. Darbeci paşalar önce fetva emini Kara Halil Efendi’den padişahın tahttan indirilmesi için fetva aldılar. Fetvanın alınması üzerine 30 Mayıs 1876 günü Hüseyin Avni Paşa’nın yalısında toplanan ihtilâlciler, harekete geçtiler. Sabahın erken saatlerinde Harp Okulu Komutanı Süleyman Paşa, Harbiye öğrencilerine Abdülaziz Han’a suikast yapılacağını, bunu önlemek için Dolmabahçe Sarayı’nın çepeçevre sarılacağını, bu şerefli görevin kendilerine düştüğünü söyledi. Süleyman Paşa, bu korkunç yalanla kandırdığı silahlı üç yüz talebeyi alıp Dolmabahçe Sarayı’nı karadan muhasara ettirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Donanma Kumandanı Arif Paşa da aynı şeyleri kaptanlara söyleyerek, Sultan’ın eseri olan ve üzerine titrediği zırhlıları, Dolmabahçe önüne demirledi. Süleyman Paşa, Veliaht Murad Efendi’yi alıp, dışarıda arabada bekleyen Hüseyin Avni Paşa’nın yanına getirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ardından harem dairesi önüne gelerek Darüssaade Ağası ile görüşmek istediğini söyledi. Darüssaade Ağası Cevher Ağa yanına geldiğinde;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Ağa efendimiz! Millet, Sultan Abdülaziz Han’ın fiil ve hareketlerinden memnun değildir. Millet kendilerini hâl’ etti. Şahs-ı hümâyûnlarına karşı bir garaz ve suikastımız yoktur. Milletin selâmeti için, kendilerini Topkapı Sarayı'na götürmeye memurum. Lütfen kendilerine derhâl bildiriniz ve hazırlayınız. Ben burada bekliyorum”</strong>&nbsp;dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Abdülaziz Han uyandırıldığında cülûs topları atılmaya başlanmıştı. Halife darbecileri anlamış ise de iş işten geçmişti. Artık yapılacak bir şey kalmamıştı. Annesi Pertevniyâl Sultan’a&nbsp;<strong>"Anne, ben bu felâketi otuz kırk defa rüyamda gördüm. Cenâb-ı Hakk’ın takdiri böyle imiş”</strong>&nbsp;dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Böylece sarayından çıkarılan Sultan Abdülaziz, aile efradıyla birlikte, kayıklarla, sağanak hâlindeki yağmur altında Topkapı Sarayı'na getirildi. Şahsi serveti, hanımlarının kulaklarındaki küpelere kadar, ihtilâlciler tarafından yağmalandı. Burada Sultan'a III. Selim Han'ın odası ayrılmıştı. Bu duruma çok üzülen Abdülaziz Han;&nbsp;<strong>“Aman! Beni Sultan Selim gibi öldürecekler, düşmanlarım öç alacaklar. Kötülüğümü isteyenler varsa da sevenlerim dahi vardır. Bu durumda kalırsam ortalık birbirine girer. Sonunda beni yok ederler”</strong>&nbsp;dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Abdülaziz Han, üç gün kuru tahta üstünde aç, susuz bırakıldı. Islak elbiselerini değiştirmesine dahi izin verilmedi. Daha sonra kendisi için hazırlanan odaya geçince, Sultan Murad’a bir mektup yazarak Fer’iye Sarayı’na nakledilmesini istedi. Bu arzusu üzerine, 1 Haziran 1876 günü Fer’iye Sarayı’na nakledildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Şehid ettiler!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Oysa Padişahı Fer’iye Sarayı'na naklettiren Hüseyin Avni Paşa şeytani planlarını çoktan tatbik sahasına koymuş bulunuyordu. Padişah daha Fer’iye Sarayı'na gider gitmez görevlileri değiştirdi. Pehlivanlardan Cezayirli Mustafa, Yozgatlı Mustafa ve Boyabatlı Hacı Mehmed’i Fer’iye Sarayı’nda bahçıvanlıkla görevlendirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Pehlivanlar, Saray Muhafız Tabur Komutanı yanlarında olduğu hâlde; 4 Haziran 1876 sabahı, Sultan’ın odasına girdiler. Abdülaziz Han bu sırada Kur’ân-ı kerim okuyordu. Aralarında şiddetli bir boğuşma yaşandı. Güçlü, kuvvetli ve pehlivan yapılı Abdülaziz Han şiddetle karşı koydu ise de üç pehlivan karşısında yapabileceği fazla bir şey yoktu. Sultan’ın bileklerini kesen zorbalar, gizlice işlerinin başına döndüler...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bir müddet sonra ve gürültüler üzerine oraya gelen Valide Sultan, oğlunun kanlar içinde yattığını görüp, ağlamaya başlayınca, saray halkı Sultan’ın odasına toplandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Devlet ricalinden, olay yerine ilk önce, Kuzguncuk’taki yalısında bulunan Hüseyin Avni Paşa geldi. Daha ölmemiş olan Sultan, Hüseyin Avni’nin emri ile saray karakolunun kahve ocağına götürülüp ot bir sedire yatırıldı. Can çekişen Abdülaziz Han’ı tedavi için hiçbir hareket yapılmadı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hüseyin Avni, Midhat ve Rüşdü Paşa’nın gözleri önünde vefat eden Sultan’ın üzerine eski bir perde örtüldü ve doktor çağrıldı. Doktorlar, Sultan’ın vücudunu muayene etmek istediklerinde, Hüseyin Avni Paşa;&nbsp;<i>“Bu Ahmed, Mehmed Ağa’nın cenazesi değildir”</i>&nbsp;diyerek engelledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Karakolda hazır bulunan ihtilâlci paşalar, Padişah’ın bıyık makası ile iki bileğini keserek intihar ettiğini bildiren bir rapor hazırlatarak imza etmelerini istediler. Bunun üzerine hekimler, bileklerdeki yaralardan başka bir yere bakamadılar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Raporu imza etmek istemeyen iki doktor, Hüseyin Avni Paşa tarafından ağır şekilde cezalandırıldılar. Bunlardan biri, Trablusgarb’a sürülürken Mâbeyn-i Hümâyûn hekimlerinden olan askerî doktor Ömer Bey ise, Serasker tarafından&nbsp;<i>“Edepsizlik etme”</i>, denilerek azarlanmış ve hemen oracıkta apoletleri sökülerek askerlikten ihraç olunmuştur. Diğer doktorlar raporları okumadan imza etmek durumunda kalmışlardı...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ertesi gün yayınlanan hükûmet tebliğinde;&nbsp;<i>“Sultan Abdülaziz, sakalını düzeltmek için istediği küçük makas ile bilek damarlarını keserek intihar etmiş ve serasker Avni Paşa, cesedi karakola naklettirmiştir”</i>&nbsp;diye bir açıklamada bulundular...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Abdülaziz Han’ın teçhiz ve tekfini ile uğraşan imamlar padişahın iki dişinin kırık, sakalının sol tarafının yolunmuş olduğunu, sol memesinin altında büyük bir çürük bulunduğunu beyan etmişlerdir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bütün bu hadiseler değerlendirildiğinde Sultan Abdülaziz Han’ın adice bir tertiple şehit edildiği anlaşılıyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Günümüzün gençleri 150 sene önce Osmanlı Devleti’nin 12 milyon kilometrekare yüzölçümü ve 64 milyon nüfusu ile dünyanın üçüncü büyük devleti olduğunu bilmezler. Bu devrede istiklal sahibi devlet sayısı elli sekiz idi. Osmanlı Devleti nüfuz bakımından Rusya ve İngiltere’den sonra üçüncü büyük güce sahipti. Nüfus bakımından ise Çin, İngiltere ve Rusya’dan sonra dördüncü devlet idi. O dönemde Rusya’dan başka Osmanlı Devleti’ni teke tek yenebilecek ikinci bir devlet bulunmuyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Nesillerin ibret alması için yazıyorum!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Abdülaziz Han’ın intihar ettiğini iddia edenler acaba validesine yapılanlardan bir nebze olsun haberdar olmuşlar mıydı? Bilinmez. Şayet haberdar oldularsa onun validesine reva görülen muameleyi yaptıranların sonsuz bir kin duydukları padişaha da neler yapabileceklerini mukayese etmeliydiler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Abdülaziz Han’ın hal’inden sonra Pertevniyâl Valide Sultan, Topkapı Sarayı’na götürülüp bir odaya hapsedilmişti. İki harem ağası, Hüseyin Avni Paşa’nın baskısı ile Pertevniyâl Sultan’ı, mevcut bulunmayan gizli hazinesinin yerini söyletmek için, uzun süre tazyik ettiler. İsmet Ağa, Pertevniyal Vâlide Sultan’a;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>“Sizin hakkınızda, 'mutlaka Vâlide Sultan’ı öldür, öldürmeden dönme!' emrini aldım. Hazinenizin yerini söylerseniz öldürmem”</i>, şeklinde sözler söylüyordu. O ise;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Ne hazinem ne malım vardır, yaşmaksız, feracesiz Topkapı Sarayı’na sürüldüğümü bilmiyor musunuz?”</strong>&nbsp;cevabını alınca;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>“Madem söylemiyorsunuz, mutlaka kendi kendinizi öldürünüz, ben sizi öldürmeyeceğim ama ölünüzü görmeden de saraya dönemem”</i>, diyerek baskı yaptı. Pertevniyâl Sultan;&nbsp;<strong>“Hayır, ben Müslüman’ım, kendi kendimi öldürmem, sen öldür de bu iş bitsin!”</strong>&nbsp;cevabını verdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Pertevniyâl Valide Sultana bu manevi işkence oğlunun şehid olduğu günden itibaren tam seksen sekiz gün devam etti. Üç ay sonra Sultan ll. Abdülhamid tahta çıktı. Şevkefzâ Sultan, vâlidelik tahtından indi. Pertevniyâl Sultan serbest kaldı. O zaman Abdülhamid Han’a şu dikkate değer mektubu yazmıştı:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Sultan Murad’ın kemâl-i lutf-i kereminden olarak(!) fermân-ı şahaneleriyle beni Topkapı Sarayı’na sürdükleri vakit, ihsan ve mürüvvetlerinden(!) üzerimde bulunan ve yanımda olan eşya ne ise, siz arslanıma gönderiyorum. Bir padişah validesinin ne hâle düştüğünü ileriki nesillerin görmesi için bu eşyanın (müzede) hatıra olarak saklanmasını istiyorum. Üç padişah (zevci II. Mahmud, üvey oğlu Abdülmecid Han ve oğlu Sultan Aziz) sayesinde nail olduğum büyük servetin mühim kısmını cami, mektep kütüphane, çeşme, türbe gibi hayır eserlerine, yardım isteyen muhtaçlara harcadım. Gerisi, Sultan Abdülaziz arslanımın tahttan indirildiği gün Dolmabahçe Sarayı yağma edilirken alındı. Birkaç parça, oğlumun şehid edildiği gün kulaklarımdan ve parmaklarımdan koparılıp odamdan çalındı. Şimdi bütün eşyamı da gönderiyorum, on üç parçadır. Ancak incili tespihin bir değeri vardır. Dünya malından arınarak Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna çıkacağım için bahtiyarım. Yolladığım beyaz Hint keteninden entari, göreceğiniz gibi kızıla boyanmıştır. Bu boya, amcanız Sultan Abdülaziz’in mübarek ve mukaddes kanıdır. Bu entari üzerimde olduğu hâlde Topkapı Sarayı'na gönderildim ve 33 gün bu entariyi sırtımdan çıkarıp değiştirme imkânım olmadı. Hayatımda kimse hakkında kötü niyet eseri göstermedim. Bu eşyamı görenler Allah aşkına benden ibret alıp, Fatiha okumak mürüvvet ve merhametinde bulunsunlar! Başıma gelenleri bilmeyen kalmamıştır. Kanımı deryalara akıttılar. Hüküm, Allah’ındır... Pertevniyâl”</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Evet bir tarafta bütün mal varlığını milletine adayan bir Hanım Sultan diğer tarafta ise bir kadıncağızın küpesine, kolyesine kadar yağmalamak için yarışan gözü dönmüş haydut bir kadro!..<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bunlar mı devleti düşünecek ve ayakta tutacaktı. Bunlar ancak İngiliz’in, Rus’un, Fransız’ın maşası olmaya namzet ve üç kuruşa devletine ihanete hazır adamlardı...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 12:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/06/intihar-degil-cinayet-1780823134.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeteri kadar kaliteli kanun çıkaramıyoruz</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/yeteri-kadar-kaliteli-kanun-cikaramiyoruz-1211</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/yeteri-kadar-kaliteli-kanun-cikaramiyoruz-1211</guid>
                <description><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi ve eski TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Türkiye'de adalet, hak, hukuk ve hakkına razı olma gibi kavramların ikinci planda kaldığına, fırsatçılığın öne çıktığına vurgu yaparak, "Yeteri kadar kaliteli kanun çıkaramıyoruz. 600-700 kelimeyle ana dilini konuşan bir toplumda mükemmel kanun yapmak mümkün olmaz" dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Çiçek: "Yeteri kadar kaliteli kanun çıkaramıyoruz"<br>Adana'da 'Güncel Gelişmeler Işığında İş Hukukuna İlişkin Uygulama Sorunları ve Çözüm Önerileri Sempozyumu' düzenlendi<br>Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi ve eski TBMM Başkanı Cemil Çiçek:<br>"600-700 kelimeyle ana dilini konuşan bir toplumda mükemmel kanun yapmak mümkün olmaz"<br>"Fırsatçılık öne çıkıyor"<br><br><br>Umutcan İşledici - Serkan Çetinkaya - Tufan Bayram<br>ADANA (İHA) - Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi ve eski TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Türkiye'de adalet, hak, hukuk ve hakkına razı olma gibi kavramların ikinci planda kaldığına, fırsatçılığın öne çıktığına vurgu yaparak, "Yeteri kadar kaliteli kanun çıkaramıyoruz. 600-700 kelimeyle ana dilini konuşan bir toplumda mükemmel kanun yapmak mümkün olmaz" dedi.<br>Yargıtay Başkanlığı, üniversiteler, Adana Barosu ve Adana Sanayi Odası iş birliğiyle 'Güncel Gelişmeler Işığında İş Hukukuna İlişkin Uygulama Sorunları ve Çözüm Önerileri Sempozyumu' düzenlendi.<br>Adana Ticaret Odası toplantı salonunda düzenlenen sempozyumda 'Bireysel İş Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk ve Tahkim', 'İş Hukuku Boyutuyla Yeni Nesil Çalışma Türleri', 'İş Sözleşmesinin Sona Ermesi', 'Kıdem Tazminatı', 'Anayasa Mahkemesinin İş Hukukuna İlişkin Bireysel Başvuru Kararları' gibi konular anlatılacak.<br><br>"Fırsatçılık öne çıkıyor"<br>Açılışta konuşan Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi ve eski TBMM Başkanı Cemil Çiçek, yasa çıkartılarak toplumların düzelmediğine vurgu yaparak, "Yasa çıkartılarak toplum düzelse dünyada hiçbir geri toplum kalmaz. En iyi uygulama yapılan ülkenin yasası alınır genelde de öyle oluyor ama buna rağmen istenilen sonuç hasıl olmuyor. Değerli başsavcımızın söylediği bir şey var. Bu toplumda adalet, hak, hukuk ve hakkına razı olmak ikinci planda kaldı. Fırsatçılık öne çıkıyor. Fırsatçılığın öne çıktığı bir konumda kanunlar da, yargı kararları da çabuk aşınıyor ve aşındırılıyor. Oturup toplumsal ahlak ve iş ahlakı açısından bakmak lazım" dedi.<br><br>"600-700 kelimeyle konuşan bir toplumda mükemmel kanun yapmak mümkün olmaz"<br>Türkiye'nin yeteri kadar kaliteli kanun çıkaramadığına da değinen Çiçek, daha sonra şunları söyledi:<br>"Son günlerde siyasetinde gündeminde olan iş barış. İş barışı tesis edilmeden iç barışı temin etmek o kadar kolay olmuyor. Önemli bir konuyu konuşmuş oluyoruz. Uygulamadaki bir kısım sıkıntılar değişik sebeplerdendir. Yeteri kadar kaliteli kanun çıkaramıyoruz. Kanunlar kaliteli değilse uygulamacıların da işi zorlaşıyor. Kanunların sık sık değişmesi elbette toplumun hızlı değişmesinden ama kaliteli kanun yapamadığımızdan, ihtimalleri yeteri kadar kapsayan ifadeleri kanun metninde dercedemediğimizden. Onun da önemli sebeplerinden bir tanesi 600-700 kelimeyle ana dilini konuşan bir toplumda mükemmel kanun yapmak mümkün olmaz. Dolayısıyla oturup çok yönlü olaya bakmak lazım."<br><br>"Tuğla sağlam değilse bina arızalarla karşı karşıya kalıyor"<br>Herkesin yargıyı suçladığına ancak yargının suçunun olmadığına vurgu yapan Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi ve eski TBMM Başkanı Cemil Çiçek, "Bu ülke neden kaliteli kanun yapamıyor ve önüne gelen yargıyı suçluyor. Yargının o kadar günahı yok. Tuğla sağlam değilse, betonun gravitesi yeterli değilse bina ister istemez birtakım arızalarla karşı karşıya kalıyor. Bütün bunlara bakmak lazım. Adliye binaları yapıyoruz, neden yapıyorsunuz diyorlar ama 1-2 yıl geçmeden hepsi doluyor artık adliyelerde numara yetmiyor. Ben görevi bırakırken 10 bin civarında hakim vardı. Şu anda sayı 25 bin oldu. Davalar da her geçen gün artıyor" ifadelerini kullandı.<br><br>"Hukuk yaşayan bir bilim dalıdır"<br>Adana Valisi Mustafa Yavuz ise hukukun her geçen gün yenilendiğini belirterek, "Hukuk yaşayan bir bilim dalıdır. Düne kadar tanımlanmamış pek çok hukuk kavramı bugün hayatımızın içinde etkin bir rol üstlenmektedir. Uzaktan çalışma kavramına alışmaya çalışırken bugün iş verinin gözetim borcunu tartışmak, yapay zeka destekli çalışmaların çalışan haklarına etkilerini araştırmak, kişisel verilerle ilgili düzenlemelerde sınırları belirlemek gibi pek çok yeni kavram ve düzenlemeyle karşı karşıya kalmış durumdayız" dedi.<br><br>"Kısa çalışma ödeneğinin devreye alınmasını bekliyoruz"<br>Adana Sanayi Odası Başkanı Zeki Kıvanç da arabuluculuk ve iş hukuku konularının öneminden bahsederek çalışma hayatındaki güncel sorunlara değindi. Kıvanç, "Son dönemde özellikle emek yoğun sektörlerimiz, başta ham madde ve enerjide meydana gelen artışlar ile diğer maliyetlerden dolayı ihracatta rekabetçiliklerini kaybediyor. Hazır giyim markalarımız rekabet güçlerini korumak ve ayakta kalabilmek için üretimlerini yurtdışına kaydırmaya başladı. Tüm Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ve G20 ülkeleri arasında en katı istihdam piyasası maalesef bizde. İş mevzuatımızdaki katılıklar istihdamın artmasına engel olmakta, işletmelerimizin rekabet gücünü azaltmaktadır. Gelir vergisi basamaklarının çok daraltılmış olması ve prime esas kazanç tavanının çok yüksek olmasından dolayı çalışanlarımızın eline geçen ücretler azalmakta, işletmelerimizin işçilik maliyetleri yükselmekte, rekabet şanslarını düşürmektedir. Firmalarımızın istihdamlarını koruyabilmeleri için, kısa çalışma ödeneğinin tıpkı pandemi döneminde olduğu gibi fazla prosedüre tabi tutulmadan devreye alınmasını bekliyoruz" diye konuştu.<br>Açılış konuşmalarının ardından oturumlar düzenlendi. Sempozyum yarın sona erecek.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 10:13:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/06/yeteri-kadar-kaliteli-kanun-cikaramiyoruz-1780730069.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dünya yavaşlıyor</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/dunya-yavasliyor-1203</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/dunya-yavasliyor-1203</guid>
                <description><![CDATA[Dünyada bir günün 24 saat olduğunu düşünürüz ama hassas ölçümler, gezegenin dönüş hızının çok yavaş da olsa azaldığını gösteriyor. Yeni araştırmaya göre günlerin uzunluğu son 20 yılda, yüzyıl başına yaklaşık 1,33 milisaniyelik hızla artıyor. Değişim kulağa önemsiz geliyor ama saatlerden GPS sistemlerine, navigasyon uygulamalarından uydulara kadar pek çok hassas teknolojiyi etkileyebilir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Dünyada bir günün 24 saat olduğunu düşünürüz ama hassas ölçümler, gezegenin dönüş hızının çok yavaş da olsa azaldığını gösteriyor. Yeni araştırmaya göre günlerin uzunluğu son 20 yılda, yüzyıl başına yaklaşık 1,33 milisaniyelik hızla artıyor. Değişim kulağa önemsiz geliyor ama saatlerden GPS sistemlerine, navigasyon uygulamalarından uydulara kadar pek çok hassas teknolojiyi etkileyebilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bir günün 24 saat sürdüğünü kabul ederiz. Ancak bilim insanları, Dünya’nın dönüş hızının zaman içinde değiştiğini ve günlerin çok küçük ölçekte uzadığını belirtiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu değişim günlük hayatta hissedilecek kadar büyük değil. Fakat milisaniyelik farklar bile, hassas zaman ölçümüne bağlı sistemler için önemli olabilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yeni araştırmaya göre son 20 yılda gün uzunluğu, yüzyıl başına yaklaşık 1,33 milisaniye artacak hızda uzadı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu rakam insan algısı için neredeyse yok hükmünde. Ancak Dünya’nın dönüşünü temel alan bilimsel sistemlerde, çok küçük zaman farkları bile hesaplamaları etkileyebilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Araştırmacılara göre bu yavaşlamanın arkasındaki önemli nedenlerden biri, kutup bölgelerindeki buzların erimesi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Arktik, Grönland ve Antarktika’daki buzlar eridikçe ortaya çıkan su okyanuslara karışıyor. Bu suyun kutuplardan uzaklaşıp daha geniş alanlara yayılması, Dünya’nın kütle dağılımını değiştiriyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dünya’nın dönüş hızı, gezegenin kütlesinin nerede toplandığıyla bağlantılıdır. Kütle dönme ekseninden uzaklaştıkça dönüş yavaşlayabilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bilim insanları bunu buz patencisi örneğiyle anlatıyor. Patenci kollarını vücuduna yaklaştırdığında daha hızlı döner; kollarını açtığında dönüşü yavaşlar. Dünya’da da suyun kutuplardan okyanuslara yayılması benzer bir etki yaratıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Eriyen buz, gezegenin yüzeyinde yeni bir kütle dağılımı oluşturuyor. Kutuplarda katı hâlde bulunan su, okyanuslara yayıldığında Dünya’nın dönme eksenine göre konumu değişiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu da gezegenin dönüş hızında çok küçük ama ölçülebilir bir yavaşlamaya yol açıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gündelik hayatta “bir gün 24 saattir” deriz ama bilimsel olarak bu süre sabit değildir. Dünya’nın dönüşü; Ay’ın çekim etkisi, okyanuslar, atmosfer, yer kabuğu hareketleri ve iklim değişikliği gibi birçok faktörden etkilenir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu yüzden gün uzunluğu, çok hassas ölçümlerle takip edildiğinde küçük dalgalanmalar gösterir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu değişim, yarın sabah saatlerimizin şaşacağı anlamına gelmiyor. Günlerin 24 saatten belirgin şekilde uzun hâle gelmesi milyonlarca yıl alacak bir süreç. Bu değişim, yarın sabah saatlerimizin şaşacağı anlamına gelmiyor. Günlerin 24 saatten belirgin şekilde uzun hâle gelmesi milyonlarca yıl alacak bir süreç. Ancak bilim insanları açısından önemli olan, bu yavaşlamanın son derece hassas şekilde ölçülebiliyor olması ve iklim değişikliğiyle bağlantısının giderek daha görünür hâle gelmesi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Araştırmacılara göre Dünya’nın dönüşündeki bu yavaşlama, son 3,6 milyon yılda benzeri görülmemiş bir hızda gerçekleşiyor olabilir.&nbsp;Araştırmacılara göre Dünya’nın dönüşündeki bu yavaşlama, son 3,6 milyon yılda benzeri görülmemiş bir hızda gerçekleşiyor olabilir.&nbsp;Bu ifade, değişimin insanlar tarafından hissedilecek kadar büyük olduğu anlamına gelmiyor. Fakat gezegen ölçeğinde bakıldığında, iklim değişikliğinin Dünya’nın fiziksel davranışını bile etkilediğini gösteriyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dünya’nın bugünkü dönüşü uydular ve hassas ölçüm teknikleriyle hesaplanabiliyor. Ancak milyonlarca yıl önceki gün uzunluğunu anlamak için farklı yöntemler gerekiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Araştırmacılar, eski deniz canlılarının fosillerindeki kimyasal izleri inceledi. Bu izler, geçmişteki deniz seviyeleri ve dolaylı olarak Dünya’nın dönüşündeki değişimler hakkında bilgi verebiliyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Antik deniz tabanı organizmaları, kabuklarını deniz suyundaki kimyasallarla oluşturuyordu. Bu kabuklarda kalan kimyasal parmak izleri, geçmiş okyanus koşullarını anlamaya yardımcı oluyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Deniz seviyesindeki değişimler ise buzulların durumu ve Dünya’nın kütle dağılımıyla bağlantılı. Bilim insanları bu verilerden yola çıkarak geçmişte günlerin ne kadar sürdüğünü hesaplayabiliyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Milisaniyelik farklar günlük yaşamda fark edilmese de GPS ve navigasyon sistemleri için kritik olabilir. Bu sistemler, konum hesaplamak için son derece hassas zaman bilgisine ihtiyaç duyar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dünya’nın dönüşündeki küçük sapmalar doğru hesaba katılmazsa, konum ve yön bulma sistemlerinde hata payı artabilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Uyduların yörüngeleri, haberleşme sistemleri ve Dünya gözlem verileri hassas hesaplamalara dayanır. Dünya’nın dönüş hızındaki küçük değişimler, bu hesaplamalarda dikkate alınmak zorundadır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu nedenle bilim insanları, gezegenin dönüşündeki milisaniyelik değişimleri bile yakından izliyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Modern dünyada zaman ölçümü yalnızca kol saatlerinden ibaret değil. Finans sistemleri, internet altyapısı, havacılık, uzay görevleri ve elektrik şebekeleri hassas zaman senkronizasyonuna ihtiyaç duyar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dünya’nın dönüşüyle atomik zaman arasındaki fark büyüdüğünde, bu sistemlerin uyumlu çalışması için bilimsel düzeltmeler gerekebilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Araştırmacılara göre Dünya’nın dönüşündeki yavaşlamayı tamamen geri çevirmek bugünkü koşullarda mümkün görünmüyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İklim değişikliği devam ettikçe buz kaybı ve deniz seviyesindeki yükselme, gün uzunluğu üzerindeki etkiyi artırabilir. Ancak bu eğilimi yavaşlatmak, küresel ısınmayı sınırlamaya bağlı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Eriyen buzulların deniz seviyesini yükselttiği, kıyıları tehdit ettiği ve ekosistemleri değiştirdiği biliniyordu. Yeni bulgular ise iklim değişikliğinin Dünya’nın dönüş hızına kadar uzanan etkileri olabileceğini gösteriyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kısacası mesele yalnızca havanın ısınması değil. Gezegenin dengesi, milisaniyelerle ölçülen ama teknolojik çağ için kritik olan yeni bir değişimden geçiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 10:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/06/dunya-yavasliyor-1780644960.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ege&#039;de kritik eşik: 2030</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/egede-kritik-esik-2030-1161</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/egede-kritik-esik-2030-1161</guid>
                <description><![CDATA[Yunan medyasında 2030’un, Türkiye ve Yunanistan’ın kapsamlı hava gücü modernizasyonlarını büyük ölçüde tamamlayacağı kritik bir eşik yılı olacağı belirtildi. Analizlerde Türkiye’nin Eurofighter Typhoon ve KAAN projeleriyle hava kuvvetlerinde yeni nesil kapasiteye geçiş yaptığı ifade edildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Yunan medyasında 2030’un, Türkiye ve Yunanistan’ın kapsamlı hava gücü modernizasyonlarını büyük ölçüde tamamlayacağı kritik bir eşik yılı olacağı belirtildi. Analizlerde Türkiye’nin Eurofighter Typhoon ve KAAN projeleriyle hava kuvvetlerinde yeni nesil kapasiteye geçiş yaptığı ifade edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yunan medyasından OnAlert, 2030 yılının Ege’de hava kuvvetleri dengesi açısından kritik bir eşik olacağını öne sürdü. Değerlendirmede, Türkiye ve Yunanistan’ın 1990’lardan bu yana ilk kez bu ölçekte kapsamlı modernizasyon programlarını tamamlamaya yaklaştığı ifade edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">TÜRKİYE’NİN HAVA GÜCÜ: SAYI, MODERNİZASYON VE YENİ NESİL PLATFORMLAR<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analizde Türkiye’nin sayısal üstünlüğünü koruduğu belirtilirken, F-16 filosunun modernizasyon seviyesinin halen tartışma konusu olduğu aktarıldı. Ancak en dikkat çeken başlığın Eurofighter Typhoon programı olduğu vurgulandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Zaten imzalanan anlaşma kapsamında 20 adet Eurofighter Typhoon Tranche 4+ uçağının planlandığı, Ankara’nın ise Katar ve Umman üzerinden ek alımlarla bu sayıyı 40–44 bandına çıkarmayı hedeflediği ifade edildi. Uçakların AESA ECRS Mk0 radar sistemiyle donatılmış Tranche 4+ konfigürasyonunda olacağı ve bu durumun Türkiye’yi Avrupa’nın en modern savaş uçağı kullanıcıları arasına taşıyacağı kaydedildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">2030 SENARYOSUNDA KAAN VE EUROFIGHTER VURGUSU<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yunan analizinde, “2030, Ege'deki hava kuvvetleri koordinasyonu için şimdiden en kritik yıllardan biri olmaya aday görünüyor” ifadesine yer verildi. Yeni Typhoon’ların ilk teslimatlarının 2030’da başlamasının beklendiği aktarıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Meteor füzesi tedarikinin&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/yunanistan" target="_blank">Yunanistan</a>’ın Rafale filosu açısından önemli bir avantaj sağladığı ancak Türkiye’nin bu dengeyi etkileyebileceği yorumu yapıldı. En büyük stratejik başlıklardan biri olarak ise yerli savaş uçağı KAAN gösterildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“YENİ NESİL SAVAŞ MİMARİSİ” VURGUSU<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İkinci analizde Türkiye’nin yalnızca platform sayısını artırmadığı, aynı zamanda yeni nesil savaş konseptine geçtiği ifade edildi. Yerli İHA-SİHA sistemleri, elektronik harp kapasitesi, radar ağları ve komuta-kontrol altyapısındaki gelişmelerin Türkiye’yi “çok katmanlı savaş mimarisi kurabilen nadir ülkelerden biri” haline getirdiği belirtildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">KAAN savaş uçağının 5. nesil kabiliyetiyle Türkiye’nin hava gücünde “tarihsel bir eşik” oluşturacağı değerlendirmesi yapıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“SADECE MODERNİZE EDEN DEĞİL, DOKTRİN ÜRETEN GÜÇ”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analizin sonunda Türkiye’nin yalnızca modernize olan bir hava gücü olmadığı, aynı zamanda kendi savaş doktrinini üreten ve sahaya entegre eden stratejik bir aktör olarak öne çıktığı vurgulandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/turkiye" target="_blank">Türkiye</a>’nin 2030 projeksiyonunda modernize F-16 filosu, Eurofighter Typhoon envanteri ve KAAN ile birlikte yeni nesil hava savaş kapasitesine geçiş yaptığı ifade edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 09:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/egede-kritik-esik-2030-1780228370.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Fatih&#039;in İstanbul&#039;u fethettiği yaştasın</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/fatihin-istanbulu-fethettigi-yastasin-1151</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/fatihin-istanbulu-fethettigi-yastasin-1151</guid>
                <description><![CDATA[Elbette bunun en büyük sebeplerinden biri gençliğimiz üzerinde cumhuriyet tarihi boyunca oynanan büyük oyunlardır. Önceleri dinsizlik propagandaları sonrasında sağ sol çatışmaları ve akabinde FETÖ-vari belalar gençlerimize her devirde ayrı bir darbe indirdi.
Elbette eğitim sistemimizdeki çarpıklıklarda bunun tuzu biberi oldu.
“Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın” dedik ise de Fatihleri, Yavuzları, Alparslanları Selahaddin Eyyubileri, Barbarosları gençlerimize öğretemedik.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="color:hsl(0, 75%, 60%);"><strong>Prof.Dr.Ahmet Şimşirgil- Türkiye Gazetesi</strong></span></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/niyetim-ve-himmetim-istanbul-uzerinedir-1793490" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file">https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/niyetim-ve-himmetim-istanbul-uzerinedir-1793490</a></p><p class="MsoNormal">İstanbul’un fethinin 573. yıl dönümündeyiz. Arif Nihat Asya’nın:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Elde sensin dilde sen gönüldesin baştasın<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dizesiyle nasıl bir gençlik beklediğimizi dile getirdiği şiirine en muhtaç olduğumuz dönemdeyiz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Elbette bunun en büyük sebeplerinden biri gençliğimiz üzerinde cumhuriyet tarihi boyunca oynanan büyük oyunlardır. Önceleri dinsizlik propagandaları sonrasında sağ sol çatışmaları ve akabinde FETÖ-vari belalar gençlerimize her devirde ayrı bir darbe indirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Elbette eğitim sistemimizdeki çarpıklıklarda bunun tuzu biberi oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın” dedik ise de Fatihleri, Yavuzları, Alparslanları Selahaddin Eyyubileri, Barbarosları gençlerimize öğretemedik.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Son dönemdeki tarihî filmler ile de tarihimizi reytinge, paraya kurban ettik. Gayesi para olan adamın değeri kâğıt parçası kadar olur. Verdiği mesajlar da akşamdan sabaha ulaşamaz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Oysa Fatih Sultan Mehmed dizisi ile gençlerimize aşk, iman, heyecan, gayret, vatan millet sevgisi, ilim hevesi, hoca kıymeti hülasa her türlü maddi manevi değeri verebilirdik. En kötü senaryolar ile bu fırsatı da bozuk para gibi harcadık.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yapılan yapıcı tenkitlere ise sırtlarını döndüler. Diziyi sosyal mecralarda köpürtebilmek için paralı troller tuttular. Sadece günü kurtardılar. Yaptığım bir kısım tenkitlere bırakın cevap vermeyi bir Fatih dizisinde Çandarlı Paşa’ya bana hakaret ettirecek kadar zelil duruma düştüler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Oysa görmek isteyen Fatih’in hayatında verilecek öyle mesajlar vardı ki... Bakın İstanbul fethine karar verilmesi sırasında yüce padişahın verdiği şu anlamlı mesajlara dikkat kesilelim.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sultan II. Mehmed Edirne’de İstanbul kuşatması hazırlıkları ile meşgul iken devlet erkânı ile ulema ve komutanların fikirlerini öğrenmek için onları toplantıya çağırmıştı. Toplantının mahiyetini kimse bilmiyordu. Toplantıya gelenler ağırlanmış, yedirilip içirildikten sonra dualar edilmişti. Nihayet genç padişah mecliste olanlara şöyle hitap etmişti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Uzun bir süredir hatırımda bir düşünce vardır, onu sizinle müşavere etmek isterim. Zira insanlar fikir, anlayış ve zekâ bakımından ne derecede ileride olurlarsa olsunlar bu meziyetler, kendilerini başkalarıyla müşavere etmekten geri bırakmamalıdır. Hazreti Peygamber efendimiz dahi bundan müstağni kalmamış ve böyle yapılmasını emir buyurmuşlardır. Bu itibarla ortaya atacağım mesele hakkında herkes fikirlerini açıkça ifade etmelidir”.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Padişahın istişareye verdiği önem çok açık bir şekilde ortaya çıkıyordu. Padişah sözüne devamla şöyle konuştu:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Dünya devleti müebbet olmaz ve bu cihan-ı fanide kimse devamlı kalmaz. Kişinin yaratılmasındaki maksat bir olan Allah’ı tanımak ve yaşandığı müddetçe O’nun dergâhına yaklaşmağa çalışmaktır. En faziletli insan küfür ve dalalet içinde bulunanlara karşı savaşandır. Bakınız Kostantiniyye beldesi ki bağ-ı İrem ondan bir köşedir. İsmi ve resmi ile illerde meşhur ve dillerde mezkûrdur. Lâyık mıdır ki, onun gibi bir menzil-i şerif ve makam-ı latif benim saltanat-ı zamanımda eyyam-ı devletimde küfür ocağı ve bağiler yatağı ve dağîler durağı olsun. Niyetim ve himmetim onun üzerine çevrilmiştir”.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Böylece o, dünyaya geliş gayesini unutmuyor ve hep o yolda olacağının işaretini veriyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>O kaleler saf demirden dahi olsa!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Devlet erkânının bir kısmı padişahın fikrine uyarken bir kısmı da muhalif kaldılar. Muhaliflere göre İstanbul alınması güç bir şehirdi. Nüfusu boldu ve etrafında çok kuvvetli bir suru mevcuttu. Şehrin şiddetle müdafaa edileceğine göre, alınmamak ihtimali de vardı. Bu takdirde devletin prestiji azalacaktı. Onun için bu teşebbüse girişmemek icap ederdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Muhalif grup Çandarlı Halil Paşa etrafında toplanıyordu. Padişah’ın bu muhalefetten fena hâlde canı sıkıldı ve:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Ol kalenin benim elimde feth olunması mukadder olmuş ise burc u baruları taştan değil saf demirden dahi olmuş olsa, kahr u gadap ateşimle eritip mum gibi eylerim”, diyerek fikrinde ısrar etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bundan sonradır ki Bizans’ın fethine, mecliste ittifakla karar verildi. Padişah gerçekleştirmek istediği meselelerde nasıl bir kararlılık içinde olduğunun mesajını net bir şekilde ifade etmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Henüz 21 yaşındaki II. Mehmed Han niyetini belli ettikten sonra bunun gerekçelerinden bahsetmeye başladı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>II. Mehmed Han ecdadının çektiği çileleri yaptığı hizmetleri şöyle anlatmıştı:</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Bu büyük fetihlerin kolaylıkla ve lafla gerçekleştirilmediğini çok iyi bilirsiniz. Çabalamadan başarı elde edilir mi? Canını feda etmeyi göze almayan âşık amacına ulaşabilir mi?</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Devletimizin kuruluşundan itibaren birçok kanlar döküldü. Birçok yara­lanmalar oldu. Birçok yetim ve dulların gözlerinden matem yaşları aktı. Birçok ağlama ve inlemeler gökyüzünün yükseklerine ulaştı. Birçok alın­maz denilen kaleler alındı. Birçok derin dereler, coşkun ve geçit vermez ırmaklar geçildi. Birçok yalçın kayalıklar arasında geçit yerleri oluşturul­du. Birçok gece uykusuz, birçok günler dinlenme­den geçirildi. Birçok zorluk ve tehlikeler atlatıldı.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>İşte atalarımız (böylece) her türlü tahmin ve düşüncenin üzerinde olarak pek çok sıkıntı ve zorluğu göze aldılar, tahammül ettiler. Karşılarına çıkan güçlü ve inatçı düşman kuvvetlerini püskürttüler, göğüslerine dayanan mızrakları kır­dılar. Kibir ile böbürlenen sancaklarını baş aşağı eğdiler.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Korku ve endi­şe, ihmal ve gevşeklik nedir bilmediler. Talihin yüzlerine gülmediği za­manlarda bile, kesinlikle gelecek konusunda ümitsizliğe kapılmadılar. Düşmanlar karşısında galip gelene kadar başları dik durdular.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Kendilerine ve yüce hedeflerine güven ve bağlılıkla­rı en üst seviyede idi. Kazandıklarını yeterli görmez, daima yeni hedef­lere ulaşmayı isterler, yerlerinde duramazlardı. Cihat yolunda türlü türlü zorluklara katlanırlardı.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Her­hangi bir olumsuzlukla karşılaştıklarında bundan etkilenip üzüntüye ka­pılmaz; başarı hâlinde de aşırı derecede sevinmezlerdi. Bu ölçülü faali­yet ve tutumları sayesinde şanlı bir devlet kurdular. Kahramanlık ve hey­betlerini göklere ulaştırdılar. Adalet, gayret ve yüce bir yönetimin na­sıl olması gerektiğini bütün dünyaya gösterdiler. Can, mal, silah, gemi ve bütün varlıklarını feda ederek bizlere her yön­den yüce ve mükemmel bir devlet bıraktılar.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Padişahın tarih şuuru ve ecdadının mirasına sahip çıkma arzusu fevkalade yüksekti</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Hiçbir engel bizi durduramaz!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu şekilde devletin kuruluşundan başlayarak, Rumeli’ye geçişten, dedelerinin çektiği sıkıntılardan, Bizans’ın hile ve desiselerinden ve çevirdiği entrikalardan uzun uzun bahseden padişah Bizans işini halletmeden hiçbir mühim işe girişmeyeceğini, belirterek artık bu kutlu günün geldiğine şu sözlerle işaret etti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Artık şehrin bi­zim karşımızda dayanması ve elimizden bu defa da kurtulması ihti­mali bulunmamaktadır. Silahımız elimizde olarak gerçekleştireceğimiz hücumla bu şehri ele geçirip mevcut durumuna son vereceğimize veya uzun müddet kuşatıp sıkıştırarak zorla içeri gireceğimize güvencim ve vicdanî kanaatim kesindir.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Ancak bu noktada bize her şeyden önce ge­rekli olan, bu konuda herhangi bir erteleme ve gecikme içerisine girme­mek, böylece düşmanın aleyhimize olarak hareketine ve kışkırtmasına zaman bırakmamak, mümkün olduğunca hızla hareket ederek kuvvet ve kahramanlığımızı göstermektir.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Kostantiniyye’nin şimdiye kadar varlığı­nı devam ettirebilmesinin bizim ihmal, korkaklık veya güçsüzlüğümüz­den değil kendilerine mühlet vermemizden kaynaklandığını bütün dün­yaya gösterip ispatlamalıyız.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Bu kadar genişleyip büyümüş olan devletimizin tam da or­tasında yer alan bu şehrin aleyhimizde bir zorba güç olarak yaşamasına, her fırsatta devletimizin zararına işlere kalkışmasına da izin vermeyelim.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Tam tersine atalarımıza en layık nesil olduğumuzu, onların kahramanlık ve yüce karakterlerine aynı şekilde sahip olduğumuzu ortaya koyalım. Zira onlar nice tehlikeler ve zorluklar atlatarak kısa sürede bütün Asya ve Avrupa'daki ülkeleri ellerine geçirerek buraların hâkim ve vârisleri ol­dular. Nice büyük ve önemli şehirleri ellerine geçirdiler, Sayılamayacak kadar çok mil­letler karşısında üstün geldiler.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Biz de bu şehri küçük bir zahmetle ve biraz yorularak aldıktan sonra sanki zaten bizim olan bir kaleden çıkar gibi hiç durmadan harekete devam ederek kısa sürede yeni bölgeler üzerine hücum edeceğiz. Hiçbir engel bizi ilerlemekten alıkoyamayacak ve diğer milletlerin hiçbirisi kuvvet ve gücümüz karşısında du­ramayacaktır. Allah’ın yardımı ile kısa süre içerisinde kara ve denizin sa­hibi olacağız.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Artık bundan sonra mühlet vermeye ve işi uzatmaya gerek kal­mamıştır. Öyle bir sürekli fikir ve maksada hizmet yolunda canlarımızı vakfedelim ki ya bu şehri alalım ya da fethi yolunda çarpışarak hepimiz ölüm yolunda nefislerimizi feda edelim.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Ben bizzat kendim gayret ve mücadelede sizlerle yarışacak ve bü­yük bir minnet ve övünçle gayretinize ortak olacağım. Ordumun başın­da birinci safta yerimi alacağım, herkesin kabiliyet ve katkısı oranında gönüllerini alacak, övgüye değer yararlıkları görülenleri kendilerine şan ve şeref kazandıracak hediyelere boğacağım. Böylece herkese tehlikeler içerisinde nasıl şan ve şeref kazanıldığını öğreteceğim”.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Bu büyük azmin karşısında hiçbir gücün durması mümkün değildi. İstanbul’un fethine giden yolu Fatih Sultan Mehmed Han’ın işte bu nutku açmıştı.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Ni’mel emir ve ni’mel ceyş” diye övülen İstanbul fethinde bulunanları rahmetle yâd ederken okurlarımızın ve milletimizin Kurban Bayramı’nı tebrik ederim.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 30 May 2026 10:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/fatihin-istanbulu-fethettigi-yastasin-1780125521.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Peygamberimize büyük hakaret</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/peygamberimize-buyuk-hakaret-1123</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/peygamberimize-buyuk-hakaret-1123</guid>
                <description><![CDATA[Sosyal medya hesabı üzerinden zehirli fikirlerini yaymaya devam eden İslamoğlu, mağaralardaki doğa olayları üzerinden akılalmaz bir benzetmeye imza attı. İlahi vahiylerin başlangıcı olan kutsal mekanları hedef alan bu provokatif açıklama, Müslüman aleminde çok büyük bir infiale ve öfkeye yol açtı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Yaptığı skandal açıklamalarla sık sık İslam akidelerini hedef alan Mustafa İslamoğlu, bu kez sınırları tamamen zorlayarak peygamberlik müessesesine ve mukaddesata yönelik kinini açıkça kustu.<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Sosyal medya hesabı üzerinden zehirli fikirlerini yaymaya devam eden İslamoğlu, mağaralardaki doğa olayları üzerinden akılalmaz bir benzetmeye imza attı. İlahi vahiylerin başlangıcı olan kutsal mekanları hedef alan bu provokatif açıklama, Müslüman aleminde çok büyük bir infiale ve öfkeye yol açtı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Mukaddes Hira Mağarası'na Şizofrenik Teşhis!<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">İslamoğlu, paylaştığı skandal mesajda, insanların geçmişten bu yana mağaralarda yaşadığı manevi deneyimleri biyolojik bir illüzyon gibi göstermeye yeltendi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Mağaralarda halüsinojen gazlar olduğu için insanlar halüsinasyon görüyor; cinlerin, perilerin ve şeytanların geldiğini sanıyorlar" diyen İslamoğlu, hemen ardına eklediği "Muhammed’in ilk vahyi nerede aldığını hatırladınız mı?" sorusuyla asıl niyetini deşifre etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mustafa İslamoğlu, gelen tepkiler üzerine bir açıklama yaparak, "Bırakın peygamberlik asrını İslam ile en ufak bir ilgisi olmayan, “Paleolitik dönem mağaralarını, animizm ve şamanizmin ruh telakkisi”ni konuştuğum bir felsefi konuşmayı sanki Peygamberimizin vahiy alışıyla ilgili söylemişim gibi göstermeye çalışmışlar. Üstelik kestikleri videonun “kadim insan” cümlesiyle bitmesine rağmen… Vah ki ne vah." ifadelerini kullanarak amacının Hz. Peygamber dönemi olmadığını belirtti.<o:p></o:p><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 26 May 2026 08:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/peygamberimize-buyuk-hakaret-1779774154.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Güçlü aile ve Nene Hatun</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/guclu-aile-ve-nene-hatun-1117</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/guclu-aile-ve-nene-hatun-1117</guid>
                <description><![CDATA[Savaşın doğu cephesinde bilhassa Erzurum’daki çarpışmalar Türk kadınının gerektiğinde nasıl bir destan yazacağının göstergesi olması bakımından çok önemli olmuştu.
Önümüzdeki on yılı "Aile Yılı" ilan ettik. Aileyi güçlendirmeyi devletimizin bir numaralı politikalarından biri seçtik. Hâl böyle iken LGBT’li bireyler gittikçe artıyor. Aileler dağılıyor, parçalanıyor. Nüfus azalıyor. Vatan sevgisi erozyona uğruyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Prof.Dr. Ahmet Şimşirgil- Türkiye Gazetesi</strong></p><p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/guclu-aile-ve-nene-hatun-1792194" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file"><strong>https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/guclu-aile-ve-nene-hatun-1792194</strong></a></p><p class="MsoNormal">Osmanlı tarihinin en felaketli ve dramatik savaşlarından biri&nbsp;<strong>93 Harbi</strong>&nbsp;denilen&nbsp;<strong>1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı</strong>&nbsp;idi. Osmanlı açısından büyük bir mağlubiyetle sonuçlanmıştı. II. Abdülhamid Han’ın bütün karşı koymasına rağmen o sırada iktidarı elinde bulunan II. Meşrutiyet döneminin paşaları devleti gözü kapalı bir şekilde bu savaşa sokmuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bizde meşrutiyet dönemleri&nbsp;<i>"her istediğini istediğin gibi yapacaksın ama olumsuz neticelenirse padişahı suçlayacaksın!"</i>&nbsp;şeklinde hep anlaşıldı ve değerlendirildi. Meşrutiyet dönemi devlet adamları asla sorumluluk almıyordu. Hatta yetkilerini sınırladıkları padişahı işler kötü gittiğinde tek sorumlu gösteriyorlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Neticede 93 Harbi, Osmanlılar açısından hem doğuda hem batıda felaketle neticelenecektir. Fakat bugün asıl mevzumuz savaş değildir...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Savaşın doğu cephesinde bilhassa Erzurum’daki çarpışmalar Türk kadınının gerektiğinde nasıl bir destan yazacağının göstergesi olması bakımından çok önemli olmuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Önümüzdeki on yılı&nbsp;<strong>"Aile Yılı"</strong>&nbsp;ilan ettik. Aileyi güçlendirmeyi devletimizin bir numaralı politikalarından biri seçtik. Hâl böyle iken LGBT’li bireyler gittikçe artıyor. Aileler dağılıyor, parçalanıyor. Nüfus azalıyor. Vatan sevgisi erozyona uğruyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Peki, Aile Bakanlığı gibi bir bakanlığın olmadığı, aile ve aileyi güçlendirmek gibi politikaların bulunmadığı dönemlerde böylesine güçlü aile kurumu nasıl ortaya çıkıyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İşte değerlerimizi unutursak gündelik politikalarla iş yapacağımızı sanırız ve ne yazık ki aldanırız.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bir mütefekkirimizin,&nbsp;<strong>“Beyi bey doğurmaz oğul, beyi ana doğurur”</strong>&nbsp;sözünü ispatlarcasına o analar sadece yiğitler doğurmuyordu. Yeri geldiğinde şehadet şerbetini nûş etmekten vatan uğruna can vermekten çekinmiyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İşte bu noktada 93 Harbi'nin simge isimlerinden Nene Hatun, sadece Erzurum değil bütün Türk milletinin kalbinde büyük yer edinecektir. Vefatının 71. sene-i devriyesinde bu vatanperver mücahide Türk anasını tanımak, hatırlamak ve yâd etmek yerinde olacaktır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mühim olan sadece hatırlayıp geçmek demek değildir. Onlara benzemek ve onların sahip olduğu değerleri ve o güçlü imanı kazanmak demektir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nene Hatun, Erzurum'un Hasankale Kazası’nın Çeperli köyünde doğmuştu. Anne adı Zeliha baba adı ise Hüseyin idi. 1870 yılında Mehmet Efendi ile evlenmiştir. Nene Hatun ve eşi Mehmet Efendi, 1877 yılında Rus ordusunun Kars’tan Erzurum’a doğru yaklaştığını duyunca Çeperli köyünden Erzurum şehir merkezine göç ettiler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Burada Taşmescit Mahallesi’ne yerleştiler. Elif adında yeni doğmuş bir kızı ve henüz üç yaşında Kazım adlı bir oğlu bulunuyordu. Elbette Nene Hatun, vatan uğruna, tarihin en güzel kahramanlık destanlarından Aziziye Müdafaası’nın sembol isimlerinden biri olacağından habersizdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Aziziye Tabyası'nda muazzam destan!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">93 Harbi başladıktan sonra Osmanlı ordusu Batı cephesinde Gazi Osman Paşa’nın komutasında, Doğu cephesinde de Ahmed Muhtar Paşa yönetiminde tüm hızıyla mücadelesini sürdürüyordu. Ancak savaş her iki cephede de aleyhimizde cereyan ediyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Doğuda Erzurum’u ele geçirmeyi hedefleyen Ruslar, şehrin kuzeydoğusunda yer alan Top Dağı’ndaki Aziziye Tabyası’nı baskınla ele geçirmeyi planlamıştı. Bunun için de Türk dilini konuşan Ermeni köylülerin yardımıyla gizlice harekete geçerek, yaklaştılar ve o sırada Tabya’yı savunan bir avuç Türk askerini derin uykuda yakaladılar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">8-9 Kasım 1877 gecesi saldırıp uykudaki nöbetçileri şehit ettiler. Böylece Rus askerleri hiçbir direnme görmeden Aziziye Tabyası’na yerleştiler. Orada bulunan Türk askerlerinden yalnızca biri canını kurtarabilmiş ve Erzurum Cephesi Komutanı Ahmed Muhtar Paşa’ya bu kara haberi ulaştırmıştı. Bunun üzerine Ahmet Muhtar Paşa, Erzurum halkından yardım istedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">O gün sabah ezanı okunduktan sonra minarelerden&nbsp;<strong>“Moskof Aziziye Tabyası’na girdi, silahını alan baltasını alan Müslümanlar Aziziye’ye yürüsün"</strong>&nbsp;sadaları yükselmeye başladı. Bu acı haberle uyanan Erzurumlular abdest alıp namazlarını kılar kılmaz harekete geçtiler. Kadını erkeği ve eli silah tutan yavruları ellerine ne geçirdilerse; silâhı olanlar silâhını, olmayanlar ise balta, tırpan, kazma, kürek, sopa ve taşları ellerine alarak, ölüme gittiklerini bilerek Aziziye Tabyası’na doğru koşmaya başladılar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu sırada, erkeği cephede savaşan Nene Hatun, henüz yirmi yaşında bir genç kadındı. Kundaktaki üç aylık kızını emzirdi, onu ve ondan biraz büyük olan oğlunu öpüp kokladıktan sonra;&nbsp;<strong>“Allahım. Bu yavrucukları bana sen ihsan ettin. Ben de onları şimdi sana emanet ediyorum”</strong>&nbsp;dedikten sonra cepheden yaralı gelip birkaç saat önce ölen ağabeyinin tüfeğini aldı ve gözlerinden sicim gibi yaşlar dökerek evden ayrıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sokak ana baba günü gibiydi. Hızla Tabya’ya doğru koşanlar arasına katıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erzurumlular Tabya’ya vardıklarında, ön sıradakiler Rusların açtığı yaylım ateşi karşısında şehit düştüler. Arkadakiler ise, nasıl olduğu anlaşılamadan baltalarla demir kapıları kırıp düşmanın üzerine atıldılar. Ruslar ikinci defa tüfeklerini ateşleyememiş ve göğüs göğüse bir savaş başlamıştı. Kalın tokmaklarla çamaşır döven Erzurumlu kadınlar şimdi balta ve topuzlarla Rus askerlerinin kafalarını kırmaya başlamıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ruslar büyük bir korkuya kapılmışlardı. Zira kadınlar panter gibi vuruşuyordu. Ölümden başka hiçbir şey onları durduramıyordu. Biri ölse beşi yerini alıyordu. Mükemmel silâhlarla donanmış Rus ordusu; baltalı-tırpanlı, taşlı-sopalı halk karşısında ancak yarım saat tutunabildi. 2500’e yakın Rus askeri öldürülerek Tabya geri alındı. Türkler ise 1000 kadar şehit vermişlerdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">O gün yiğitçe vuruşan ve kadınları gayrete getiren Nene Hatun, Name Hatun ve nice isimsiz şehide kadın tarihe altın bir sayfa açmışlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nitekim zaferden sonra Erzurumlulara bizzat teşekkür eden Sultan II. Abdülhamid Han, 12 Kasım 1877 tarihinde&nbsp;<strong>“Haysiyetli ve şerefli Erzurum Ahalisine...”</strong>&nbsp;hitabıyla bir telgraf göndererek halkın bu yiğitçe duruşunu takdir etmiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ne yazık ki Türk kadınlarının kahramanlık simgesi durumuna gelen Nene Hatun’un, Cumhuriyet döneminde ömrü fakirlik ve çaresizlikle geçmiştir. Nitekim dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye dilekçe yazarak içinde bulunduğu durumu arz etmişti. Başbakanlık Cumhuriyet Arşivinde yer alan ve 18.08.1943 tarihli dilekçede; Nene Hatun, kendisi gibi savaş gazisi olan Name Hanım ile birlikte içinde bulundukları acı durumu dile getirmiş ve yardım isteğinde bulunmuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1943 tarihli, Nene ve Name Hanım’ın gönderdiği bu dilekçeden herhangi bir sonuç alınamamıştır. Nene Hatun ve Name Hanım’ın çaresizlikleri kendisiyle yapılan çeşitli röportajlarda ortaya çıkmıştır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bir ara kendisine dört lira bağlanmış ancak bu da yeterli olmamıştır. Durumunun araştırılması için gönderilen mülkiye müfettişi ise sanki onu cezalandırmak için gönderilmişti. Nene Hatun’un gazete muhabirlerine&nbsp;<strong>“İnsaf edin, dört lira ile ben ne yapabilirim?”</strong>&nbsp;diyerek konuşması karşısında almış olduğu o dört liralık yardım da kesilmiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1950 yılına gelindiğinde Aziziye Kahramanı kadın gazilerinden bir tek Nene Hatun hayatta kalmıştı. Bu sırada Demokrat Parti’nin iktidara gelişiyle Nene Hatun’un değeri bilinmeye başlamıştır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hayatının son günlerinde 8 Mayıs 1955'te&nbsp;<strong>"Yılın Annesi"</strong>&nbsp;seçilmişti. Türk halkının kahramanlığını anlatarak övündüğü, cesaret timsali, mert, yiğit ve imanlı Türk kadını 22 Mayıs 1955’te vefat etti. Kabri, Erzurum'da kahramanca mücadele ettiği Aziziye Tabyası'nda yer almaktadır...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Doksanüç gününde Aziziye’de</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ünlü şairlerimizden rahmetli Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, Nene Hatun’un o şanlı mücadelesini destanlaştırmıştı. Nene Hatun, gözlerini yere dikmiş ve şöyle anlatmıştı:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Tâze gelin iken onsekizimde</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>İki göğcek bala iki dizimde</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Ve iki damla yaş iki gözümde</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Doksanüç gününden hatırladığım.</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Ruhumun süruru oğlumla kızım</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Mürvetim, devletim, sevincim, sızım...</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>İki can yoldaşım, Elifle, Kâzım..</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Saçlarını tel tel ıtırladığım.</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Komazlar ki çifte kuzu meleye</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Derler düşman gelmiş Çanakkale'ye</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Yadımda oğlumu o velveleye</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Âyet-el Kürsi'yle poturladığım</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Düşmanı kahredip dönsün diye tez</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Yadımda... Kırklara adadığım bez...</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Konuya-komşuya haftada 3 kez</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>İnce ekmek açıp fetirlediğim.</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Ap akça mektuplar gözledim. Gelmez.</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Bağrımın başını közledim gelmez...</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>“Anam” deyişini özledim. Gelmez...</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Ap akça sütümle baturladığım.</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Şehitlik şerbeti içti dediler</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>İçti ve öteye uçtu dediler</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Ne mezarın belli, ne düştüğün yer</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Ey can konağımda yatırladığım!..</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Ey can konağımda kadri ziyâde</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>O, aydan, güneşten bedri ziyâde</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Peygamber katına ulaştı mı de</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Doksanüç Harbi'nde Aziziye’de</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Moskof kâfirini satırladığım</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 25 May 2026 11:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/guclu-aile-ve-nene-hatun-1779697794.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>13 şüpheli gözaltında</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/13-supheli-gozaltinda-1094</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/13-supheli-gozaltinda-1094</guid>
                <description><![CDATA[CHP'nin 38’inci Olağan Kurultayı’nda delegelerin oy kullanma iradesine müdahale edildiği iddialarına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında 13 şüpheli gözaltına alındı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">CHP'nin 38’inci Olağan Kurultayı’nda delegelerin oy kullanma iradesine müdahale edildiği iddialarına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında 13 şüpheli gözaltına alındı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince çalışma gerçekleştirildi. Soruşturma kapsamında şüphelilerin; "Siyasi Partiler Kanunu’na muhalefet", "rüşvet" ve "suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama" suçlarını işlediklerinin değerlendirildiği belirtildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">EŞ ZAMANLI BASKIN<br><br>Operasyon kapsamında İstanbul, Ankara, İzmir, Şanlıurfa, Kahramanmaraş, Kilis ve Malatya’da belirlenen adreslere eş zamanlı baskın düzenlendi. Adreslerde arama ve el koyma işlemleri gerçekleştirildi.<br><br>Soruşturmanın sürdüğü öğrenildi.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 23 May 2026 09:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/13-supheli-gozaltinda-1779516328.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>F-35&#039;in alınmaması yönünde bir tavsiyede bulunmuştuk</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/f-35in-alinmamasi-yonunde-bir-tavsiyede-bulunmustuk-1090</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/f-35in-alinmamasi-yonunde-bir-tavsiyede-bulunmustuk-1090</guid>
                <description><![CDATA[O şifreyi girmezseniz uçağı kaldıramıyorsunuz. Yine aynı şekilde havada pilot, tabii ama bir sürü sistemler var. O sistemlerin kontrolü de yine dışarıda. Dolayısıyla bu sistemleri, Sanayi 4.0, Sanayi 5.0 gibi sistemleri siz geliştiriyorsanız bunların size katkısı, faydası var, inanılmaz derecede. Ama bunların geliştirilmesinde sizin katkınız yoksa siz sadece kullanabilecek iseniz bunların bizlere faydadan ziyade zararı oluyor.
Onun için biz en son çalıştığımız kurumda, F-35'in alınmaması yönünde bir tavsiyede bulunmuştuk. Sonuçta onlar bizi işin dışına attılar. Ve onlardan kurtulduk. İnşallah kendi uçağımız ülkemize ve milletine çok daha katkı sağlayacak" diye konuştu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>BAİBÜ Rektörü ve Roketsan Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Faruk Yiğit, S-400 hava savunma tedariki sonrası Türkiye'ye verilmeyen F-35 savaş uçaklarına ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">TÜGVA Bolu İl Temsilciliği ve BAİBÜ işbirliği ile düzenlenen 'İhtisas Akademi' programına Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Rektörü ve Roketsan Yönetim Kurulu Başkanı olan Prof. Dr. Faruk Yiğit, konuşmacı olarak katıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Üniversitenin kültür merkezinde düzenlenen programda, salonu dolduran öğrenci ve davetlilere seslenen Prof. Dr. Yiğit, F-35 savaş uçağının kontrolünün sistemi geliştirenlerin elinde olduğunu ifade ederek, "Pilotun katkısı bu uçakların uçmasında çok sınırlı. Her şey o sistemin geliştirenlerin elinde ve kontrolünde. Uçağın her havalanışında size bir şifre veriyorlar. O şifreyi giriyorsunuz, uçak böyle havalanıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">O şifreyi girmezseniz uçağı kaldıramıyorsunuz. Yine aynı şekilde havada pilot, tabii ama bir sürü sistemler var. O sistemlerin kontrolü de yine dışarıda. Dolayısıyla bu sistemleri, Sanayi 4.0, Sanayi 5.0 gibi sistemleri siz geliştiriyorsanız bunların size katkısı, faydası var, inanılmaz derecede. Ama bunların geliştirilmesinde sizin katkınız yoksa siz sadece kullanabilecek iseniz bunların bizlere faydadan ziyade zararı oluyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Onun için biz en son çalıştığımız kurumda, F-35'in alınmaması yönünde bir tavsiyede bulunmuştuk. Sonuçta onlar bizi işin dışına attılar. Ve onlardan kurtulduk. İnşallah kendi uçağımız ülkemize ve milletine çok daha katkı sağlayacak" diye konuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Prof. Dr. Yiğit, eğitim modelinin değişmesi gerektiğine dikkat çekerek şunları söyledi: "Şahsa özel bireyselleştirilmiş bir eğitim modeli yerine biz ne yapıyoruz? Halen daha 20'nci yüzyılın belki de hatta 19'uncu yüzyılın eğitim metotlarıyla derslerimizle, arkadaşlarımızı yetiştirmeye çalışıyoruz. Burada bir hata var. Muhtemelen şimdi sınıflarda artık tebeşir kullanılmıyor. Belki işte kalemler kullanıyoruz. Bazen akıllı tahtalarımız da var. Ama sonuç fark etmiyor. Yöntem aynı yöntem. Tahtada bir öğretmen var, adeta gardiyan. Karşısında öğrenciler var ve onlara bilgi aktarmaya çalışıyoruz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tabii geleneksel eğitimin geleneksel de bir sonucu var. Eğitimde bir fark var mı? 100 yıl önce ne yapıyorsak 100 yıl sonra bugün aynı şeyi yapıyoruz. Belki renkler değişmiş. Biraz daha renkli bir tablo söz konusu. Ama yöntemde bir değişiklik yok. Dolayısıyla burada sorgulanması gereken bir şeyler var. Tabii burada sistemi değiştirecek olanlar aslında problemin parçası. Dolayısıyla insanlarla problemi çözmek o kadar da kolay değil. Dolayısıyla önce kendinizin bir şeyleri farklı yapmanız gerekiyor."<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 22 May 2026 14:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/f-35in-alinmamasi-yonunde-bir-tavsiyede-bulunmustuk-1779450382.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gençler arasında ayrım yapmadık</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/gencler-arasinda-ayrim-yapmadik-1077</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/gencler-arasinda-ayrim-yapmadik-1077</guid>
                <description><![CDATA[Erdoğan, gençlik şölenine sahip çıktı. ”Gençlik şölenine çamur atıyorlar” dedi. “Çamlıca Camii’nde hafızların icazet merasimine katıldığımız gibi AMATEM’lerde  bağımlılık tedavisi gören yavrularımıza da şefkatli yaklaştık” diyerek AK Parti’nin gençlik politikasının çerçevesini belirledi. “Gençler arasında ayrım yapan parti olmadık” diye konuştu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="color:hsl(0, 75%, 60%);"><strong>Hürriyet Gazetesi'nden Abdulkadir Selvi'nin makalesi:</strong></span></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/abdulkadir-selvi/erdogan-o-cumleyi-neden-kullandi-43178876" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file">https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/abdulkadir-selvi/erdogan-o-cumleyi-neden-kullandi-43178876</a></p><p class="MsoNormal">CUMHURBAŞKANI Erdoğan, son dönemlerin en farklı konuşmalarından birini yaptı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Uzun süredir davaya, siyasi mücadelesine ilişkin değerlendirmeler yapmıyordu. Günlük sıcak gelişmelerin dışına çıkıp, verdiği mücadeleye ilişkin son dönemlerin en önemli konuşmasını yaptı. Her biri bir adrese yönelik önemli mesajlar verdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1- Kocaeli’ndeki gençlik şöleni nedeniyle yaşanan tartışmalara göğüs gerdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">2- AK Parti davasını ve verdiği siyasi mücadeleyi anlattı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">3- Sıcak gündeme ilişkin değindiği tek konu Terörsüz Türkiye süreci oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şimdi adım adım bu mesajları aktarmaya ve AK Parti grubundaki havayı yansıtmaya çalışacağım.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">GENÇLERE SAHİP ÇIKTI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ekrem İmamoğlu’na destek mesajları atan&nbsp;Eser Yenerer’in sunuculuk yapmasına ve sosyal medyada&nbsp;Emine Erdoğan’a hakaret eden “Gezen Oğlak”ın Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan’a hediye vermesine yönelik eleştiriler getirilmişti. Şölene katılan genç kızların dans edip eğlenmelerine tepki gösterenler olmuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erdoğan,&nbsp;gençlik şölenine sahip çıktı. ”Gençlik şölenine çamur atıyorlar” dedi. “Çamlıca Camii’nde hafızların icazet merasimine katıldığımız gibi AMATEM’lerde&nbsp; bağımlılık tedavisi gören yavrularımıza da şefkatli yaklaştık” diyerek AK Parti’nin gençlik politikasının çerçevesini belirledi. “Gençler arasında ayrım yapan parti olmadık” diye konuştu.&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">CESUR LİDER<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan&nbsp;siyasi mücadelesi için hayatını ortaya koymuş, davası için bedel ödemiş bir lider. Siyasi mücadelesine ilişkin bir şey söylüyorsa bilin ki onun arkasında ödenmiş bir bedel, hayatı pahasına verilmiş bir mücadele vardır. Meslek hayatım siyaseti ve liderleri izleyerek geçti. Siyasi bilincim, 12 Eylül sonrasında&nbsp;Demirel’in yasaklarla mücadelesini izlerken oluştu. 15 Temmuz gecesinde darbeye karşı meydan okurken CNN TÜRK yayınında&nbsp;Erdoğan’la birlikteydim. Siyasi tarihi, liderlerin mücadelesini, darbeleri, muhtıraları, idamları, parti kapatmaları, siyasi yasakları özel bir ilgiyle okuyan bir gazeteciyim.&nbsp;Erdoğan&nbsp;darbeleri püskürtmüş, ölüme meydan okumuş; bu haliyle Türk siyasetinin gördüğü en cesur liderdir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın,”Bir Tayyip Erdoğan gider ama bu davayı omuzlayacak bin Tayyip Erdoğan gelir” sözü bir veda değil. Önemli olan şahıslarımız değil davadır mesajıdır. Davaya vefadır. Aynı zamanda kararlılık mesajıdır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan&nbsp;bir süredir sıcak gündeme ilişkin gelişmeleri değerlendiriyor, ama siyasi mücadelesine ilişkin ve davaya yönelik mesajlar vermiyordu. Ama dün AK Parti grubunda son dönemlerin en önemli konuşmalarından birini yaptı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Söze, “Bugün sizlerle biraz dertleşmek, kalbimle kelamım arasına perde koymadan açık yüreklilikle konuşmak istiyorum” diye başladı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Yola çıktığımızda karşımızda merhum Menderes’in, merhum Polatkan’ın, merhum Zorlu’nun talihsiz hatıraları duruyordu” dedi. Altı gün sonra 27 Mayıs darbesinin yıldönümü olacak. 27 Mayıs’tan geriye&nbsp;Menderes’in idam sehpasındaki fotoğrafı kalmıştır.<br>Neden? Başbakan olarak o koltuğa oturanlar, karşılarında idam sehpasındaki Başbakan’ın sonunu görsünler diye.<br>Başbakanlara akıbetiniz&nbsp;Menderes&nbsp;olacak mesajı verildi.&nbsp;Demirel, ”Başbakan olduğumda karşımda Menderes’in fotoğrafı duruyordu” demişti.&nbsp;Demirel&nbsp;de Erdoğan da&nbsp;“Sonun Menderes gibi olacak”&nbsp;diye tehdit edildiler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erdoğan’ın bu mücadelesinde, yanında, 15 Temmuz’da olduğu gibi canını ortaya koyan millet vardı. AK Parti’ye kapatma davası açıldığında Meclis’e geldiği sırada&nbsp;Erdoğan’ı sadece 4 kişi karşıladı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MERAK EDİYORUM<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erdoğan&nbsp;darbelere, muhtıralara, tehditlere karşı mücadele ettiğini anlattıktan sonra, “Bunlar sizin gördükleriniz, halkımızın gördükleri, görünmeyen nice saldırıyı, görünmeyen nice badireyi atlattık” dedi. Ben de bir gazeteci olarak en çok bu bölümü merak ediyorum. Bildiğim kadarıyla Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan&nbsp;bunları not tutuyor. İnşallah bir gün okuma imkânım olur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ERDOĞAN’IN FARKI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erdoğan’ın diğer liderlerden farkı; mücadele etti. Sadece 15 Temmuz’da darbeyi geri püskürtmedi, 27 Nisan’da e-Muhtıra’yı geri çevirmedi, aynı zamanda darbecileri yargıladı. 12 Eylül’ün paşalarını da 28 Şubatçılar’ını da 15 Temmuz darbecilerini de yargıladı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İHANETİ GÖRDÜ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu noktada siyasi mücadelesine tanıklık eden birisi olarak Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan’ın bir sitemine yer vermek istiyorum.&nbsp;Erdoğan, “Kendi siyasi tarihim boyunca çok ihanet gördüm, çok vefasızlık gördüm, çok nankörlük gördüm. Varsın olsun yine Yunus’un beyitleriyle, bu halk içinde bize gülen var” dedi. Başbakan yaptıkları, yıllarca bakanlık koltuğuna oturttukları, kendi yerine cumhurbaşkanı yaptıkları, milletvekilliği verdiklerinden&nbsp;Erdoğan’a ihanet edenler oldu. Onu devirmek için muhalefetle ittifak yapanlar çıktı.&nbsp;Erdoğan&nbsp;bunları yaşadı. Ama bilin ki ben bazılarına tanığım; onlar zor durumda kaldıklarında yardımlarına ilk koşan, ellerinden tutup sıkıntılarını çözen yine&nbsp;Erdoğan&nbsp;oldu. Bazılarını anlatsam hayret ederseniz.&nbsp;Erdoğan&nbsp;o yüzden büyük bir lider.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İDAMI GÖZE ALDI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erdoğan&nbsp;yola, “İki gömleğim var. Biri bayramlık diğeri idamlık” diye çıkmıştı. Bunu göze alarak mücadele verdi. Ama başardı. Çünkü&nbsp;Erdoğan&nbsp;cesur bir lider. Kaybetse sonu&nbsp;Menderes&nbsp;gibi idam sehpasıydı. 15 Temmuz’da ele geçirseler kaçırıp götürecekleri savaş gemisini bile hazırlamışlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">KLAVYE KAHRAMANLARI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Fakat&nbsp;Cumhurbaşkanı şimdiye kadar bunu bir sitem olarak dile getirmemişti.&nbsp;Erdoğan’ın “Şimdi sağdan-soldan klavye kahramanları, AK Parti’nin, bu kadronun açtığı yolda tesis ettiği iklimde refah ve konfor ortamında sıcak yataklarından, rahat koltuklarından ahkâm kesiyor olabilirler. Bunlara soruyorum; siz hiç hayatınızda risk aldınız mı? Siz hiç hayatınızda kavgaya girdiniz mi? Siz hiç hayatınızda ölümle burun buruna geldiniz mi? Menderes’in akıbeti gözünüzün önünde dururken hayatınızda hiç canınızdan, serinizden vazgeçecek bir harekete dahil oldunuz mu? Kavgada yoklar ama kavga bitince sırça köşklerinden laf üretirler” dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Önce&nbsp;Erdoğan’ın konuşması, sonra bir soru.&nbsp;Erdoğan’ın bu sözlerinin adresi kim ya da kimler?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">SICAK GÜNDEM<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan,&nbsp;sıcak gündeme ilişkin iki mesaj verdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1-Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin kararlı konuştu. “En büyük eserlerimizden biri olarak gördüğümüz Terörsüz Türkiye sürecimizi ortak akılla, sağduyuyla, samimiyetle menziline ulaştırmakta kararlıyız” dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">2-Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan’ın “Cumhuriyeti kurmakla övünen CHP, 3-5 kifayetsiz muhterisin elinde seçmenini utandıran bir parti haline döndü. Sokağa çıkmaya yüzleri yok” dediği sıralarda&nbsp;Kılıçdaroğlu’ndan CHP’ye arınma çağrısı geldi. Aralarında hiçbir iletişim olmadığı için,&nbsp;Erdoğan&nbsp;ile&nbsp;Kılıçdaroğlu’nun bunu paslaşarak yapamayacaklarına göre ne diyoruz; akıl için yol birdir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 21 May 2026 09:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/gencler-arasinda-ayrim-yapmadik-1779345387.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Almanya&#039;da köpek sahiplerine sigorta şartı</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/almanyada-kopek-sahiplerine-sigorta-sarti-1069</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/almanyada-kopek-sahiplerine-sigorta-sarti-1069</guid>
                <description><![CDATA[Almanya’da köpek sahipleri, hayvanlarının neden olabileceği maddi ve fiziksel zararlara karşı zorunlu sorumluluk sigortası yaptırmakla yükümlü tutuluyor, köpeğini sokağa salanlara ise 25 bin euroya kadar para cezası veriliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">IHAAW154414-ASA/19-05-2026<br><br><br>- Almanya’da köpek sahiplerine sigorta şartı<br><br><br>Sinan Karamurat<br>KÖLN (İHA) - Almanya’da köpek sahipleri, hayvanlarının neden olabileceği maddi ve fiziksel zararlara karşı zorunlu sorumluluk sigortası yaptırmakla yükümlü tutuluyor, köpeğini sokağa salanlara ise 25 bin euroya kadar para cezası veriliyor.<br>Almanya’da evcil hayvan sahiplerine yönelik denetim ve yaptırımlar her geçen yıl daha da sıkı hale geliyor. Özellikle köpek sahiplerine yönelik kurallar; hayvan refahı, toplum düzeni ve kamu güvenliği gerekçesiyle genişletilirken, kurallara uymayanlara ağır para cezaları ve hapis cezaları uygulanıyor. Köln kentinde yaşayan Yasemin Göç, köpek sahiplerinin yalnızca bireysel değil, ciddi yasal sorumluluklar da taşıdığına dikkat çekti. Göç, "Bireysel sorumluluklar haricinde kanuni sorumlulukları da var. Öncelikle bir sorumluluk sigortası mecburiyeti var. Herkes, köpekler için sokakta şahsa veya eşyaya verilecek olan zarardan dolayı sorumluluk sigortası yapmakla yükümlü. Almanya'da sağlık sigortası bireyin kendi inisiyatifine kalmış bir şey. Yani isterseniz köpeğinize bir sağlık sigortası yaparsınız. Bu tabii ki bilinçli hayvanseverler için. Yarın bir gün hastalandıklarında her imkanı sağlayabilmek amacıyla aslında önemli bir sağlık sigortası sorumlulukları var" dedi.<br><br>"Serbest köpek dolaştıramazsınız"<br>Toplumsal kurallara da dikkat çeken Göç, "Topluma uyum açısından birçok sorumluluğumuz var. Sokakları temiz tutmak veya ses kirliliği oluşturmamak amacıyla başka insanlara fazla yaklaşmaması kanunları var. Belirli bir boyuta kadar olan köpeklerle ilgili belgeye ihtiyacınız yok. Ama köpeğin belirli ırklara girdiklerinde belgeleri var. Mecburiyeti olan, onları tutabilmek için evde aynı zamanda belirli bir kilo veya boya geldiklerinde sizin gidip bir takım sınavlara, eğitimlere katılarak o sorumlulukları da karşılamanız gerekiyor" ifadelerini kullandı.<br>Almanya’da köpeklerin her yerde serbest dolaştırılamadığını anlatan Göç, "Serbest köpek dolaştıramazsınız burada. Onun için özel belirlenmiş olan bölgeler var. İşte burada tasmalı olması gerekiyor. Burada tasmasız dolaştırabilirsiniz diye herkesin bilebileceği ve işaretlerle belirlenmiş olan alanlar var" diye konuştu.<br>Hayvan sahiplenmenin ciddi sorumluluk gerektirdiğini vurgulayan Yasemin Göç, "Bir köpeğin sorumluluğunun ne olduğunu insanın ilk önce kendisinin bilmesi gerekiyor. Yani ben istediğim gibi tatile gidemem, istediğim gibi her gün hareket edemem. Onun belirli saatlerde dışarı çıkması gerekiyor, 4 saatten fazla yalnız kalmaması gerekiyor gibi birçok şeyi ilk önce bizim öğrenip bu sorumluluğun ne olduğunu anlamamız gerekiyor ki bir köpeği eve almadan önce bunu düşünebilelim" dedi.<br>Türkiye’de de daha güçlü yaptırımlar uygulanması gerektiğini savunan Göç, "Sokak hayvanlarının azalması ve hayvanın daha özgür ve düzgün yaşayabilmesi için birtakım yaptırımların uygulanması gerektiğine inanıyorum. Hayvana bir çip takılması, onun sonsuza dek izlenmesi ve ihtiyaçlarının karşılanması, aşılarının yapılması hem hayvana hem topluma zarar vermeyecek şekilde uyum içinde yaşanması için önemli. Maalesef Türkiye’de henüz tam olarak bu düzeye gelinmiş durumda değil" ifadelerini kullandı.<br><br>"Sahipsiz köpeğe pek rastlayamazsınız"<br>Almanya’nın Brühl kentinde yaşayan Zafer Akdemir ise köpeğe ve topluma karşı sorumlulukların yerine getirilmemesi durumunda köpek sahibinin ağır cezalara tabi tutulduğunu dile getirdi. Akdemir, "Almanya'da genelde sahipsiz köpeği pek bulamazsınız. Artık siz kendiniz köpeğinizden bıkıp sokağa salma kararında bulunduğunuz takdirde şikayet edilip 25 bin euroya kadar bir cezaya çarptırılabiliyorsunuz" şeklinde konuştu.<br>Sokakta bulunan sahipsiz hayvanların devlet tarafından toplandığını belirten Akdemir, "Velev ki sokakta sahipsiz köpeğe rastlanıldı, o zaman bu hayvanlar devlet tarafından toplanıp hayvan barınaklarına yerleştiriliyorlar. Hatta çoğu zaman ilgili insanlar köpek sahibi olmak istediği zaman gidip hayvan barınaklarından köpekleri temin edebiliyorlar" dedi.<br>Toplum baskısının da önemli olduğunu vurgulayan Akdemir, "Toplumda hayvanla beraber yanlış bir harekette bulunduğunuz halde bile şikayet edilebiliyorsunuz. Köpek sahibi olmanın bayağı yüklü sorumlulukları var. Bu ilk etapta vergiden başlıyor. Haricinde düzenli veteriner kontrolleri yaptırmanız gerekiyor. Toplumda hayvanı belirli kurallara göre sokağa sürmeniz gerekiyor" ifadelerini kullandı.<br><br>"Köpeğe kötü davranıldığında hemen şikayet ediliyor"<br>Almanya’da yaşayan Meryem Kaya da son yıllarda denetimlerin ve cezaların arttığını söyledi. Kaya, Almanya'da kontrollerin ve cezaların arttığını belirterek, köpeğin dışkısını temizlemeyen sahiplere yaklaşık 50 euro para cezası verildiğini bildirdi. Komşuların da hayvan hakları konusunda oldukça hassas olduğunu ifade eden Kaya, "Komşularınız görüyor, köpeğinize iyi davranmıyorsunuz, hemen şikayet ediyorlar. Polis olsun, Ordnungsamt (Zabıta) olsun. Yani bence güzel bir şey bu. Çünkü herkes maalesef alıyorlar, hayvanlara bakmıyorlar. Bu çocuk oyuncağı değil" dedi.<br>Hayvan bakımının büyük sorumluluk gerektirdiğini vurgulayan Kaya, "Aynı çocuk gibi ilgi istiyor, hasta oluyor. Veteriner masrafları olsun, yiyecekleri, içecekleri" ifadelerini kullandı.<br>Mahallelerinde yaşanan bir olayı anlatan Kaya, "Bizim evin birkaç ev aşağısında da böyle bir durum olmuştu. İlgilenmedikleri zaman Almanlar çok dikkat ediyor. Mesela zincire bağlamak yasaktır burada. Veyahut da tüm gün havlıyormuş. Polisler geldi baktı, köpeği dövüyorlar mı diye kontrol ettiler. Sonradan herhalde devamlı uğraşmışlar, köpeği en sonunda geri gönderdiler Türkiye'ye" dedi.<br><br>Köpeklerin sürekli zincire bağlı tutulmaları ise genel olarak yasak kabul ediliyor<br>2022’de yürürlüğe giren düzenlemeye göre Almanya’da köpeklerin günde en az iki kez ve her seferinde en az bir saat gezdirilmesi gerekiyor. Sürekli zincire bağlı tutulmaları ise genel olarak yasak kabul ediliyor. Yetkililer ayrıca köpeklerin sosyalleştirilmesini ve zihinsel olarak aktif tutulmasını da hayvan sahiplerinin sorumlulukları arasında değerlendiriyor.<br>Öte yandan, eyaletlere göre değişmekle birlikte; doktor muayenehaneleri, süpermarketler, anaokulları, çocuk oyun alanları, okullar, tiyatrolar, sinemalar, kiliseler ve yüzme havuzları gibi alanlara köpek girişine sınırlamalar getirilebiliyor. Tehlikeli olarak sınıflandırılan köpekler için ise ağızlık, tasma ve zorunlu sorumluluk sigortası gibi ek kurallar uygulanıyor.<br>(FBY-ÖK-D)<br><br>19.05.2026 15:56:18 TSI<br>NNNN<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 20 May 2026 11:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/almanyada-kopek-sahiplerine-sigorta-sarti-1779264432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye&#039;nin başarılarına hayranız</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/turkiyenin-basarilarina-hayraniz-1060</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/turkiyenin-basarilarina-hayraniz-1060</guid>
                <description><![CDATA[Polonya Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkan Yardımcısı Bogdan Pidanty, Türkiye'nin son yıllarda askeri ve teknolojik alanda elde ettiği devasa başarılara büyük bir hayranlık duyduklarını belirterek çarpıcı açıklamalarda bulundu. Rusya-Ukrayna Savaşı'nın ilk günlerinden bu yana bölgedeki lojistik ve insani yardım faaliyetlerinde aktif rol üstlenen Tuğgeneral Pidanty, Türkiye'yi askeri teknoloji alanında NATO bünyesindeki en kilit ortaklardan biri olarak gördüklerini vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Polonya Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkan Yardımcısı Bogdan Pidanty, Türkiye'nin son yıllarda askeri ve teknolojik alanda elde ettiği devasa başarılara büyük bir hayranlık duyduklarını belirterek çarpıcı açıklamalarda bulundu. Rusya-Ukrayna Savaşı'nın ilk günlerinden bu yana bölgedeki lojistik ve insani yardım faaliyetlerinde aktif rol üstlenen Tuğgeneral Pidanty, Türkiye'yi askeri teknoloji alanında NATO bünyesindeki en kilit ortaklardan biri olarak gördüklerini vurguladı. Ankara ile Varşova arasında mühimmat ve teknoloji transferi alanlarında çok yakın bir iş birliği yürütüldüğünü ifade eden Polonyalı general; Türkiye'nin özellikle roket, füze topçuluğu ve elektronik harp alanlarında küresel bir lider olduğunu kaydetti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Rusya-Ukrayna Savaşı'nın ilk günlerinden itibaren Ukrayna'ya yardım faaliyetlerinde görev alan Polonyalı Tuğgeneral Pidanty, ülkesinin başkenti Varşova'da, Türk basın mensuplarına değerlendirmelerde bulundu. Pidanty, ülkesinin Ukrayna'ya yönelik yardımlarını anlatarak savaşın başından itibaren Kiev'e askeri teçhizat yardımlarında bulunduklarını söyledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ülkesinin Ukraynalı askerlerin tedavisi ve eğitimi gibi konularda roller üstlendiğini aktaran Pidanty, Ukrayna'ya doğrudan yapılan askeri yardımların yaklaşık 4 milyar avro olduğu bilgisini paylaştı. Türkiye'nin savaştaki barış ve arabuluculuk çabaları ile Karadeniz Tahıl Girişimi gibi inisiyatiflerine atıfta bulunan Pidanty, bunun için Türkiye'ye minnettar olduklarını söyledi. Pidanty, "Polonya, Türkiye'nin askeri ve teknolojik başarılarına büyük hayranlık duymakta ve Türkiye'yi askeri teknoloji alanında NATO bünyesinde kilit bir ortak olarak görmektedir." ifadesini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ankara ile Varşova arasında askeri teçhizat, mühimmat teknolojileri ve teknoloji alanlarında da çok yakın işbirliği yürütüldüğünü söyleyen Pidanty, Türkiye'nin roket ve füze topçuluğu ile elektronik harp alanlarında da büyük deneyim ve yüksek teknik kabiliyetlere sahip lider bir ortak olduğu mesajını verdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türk basın mensupları, Varşova'da Polonya Dışişleri Bakanlığı temsilcileri ve düşünce kuruluşundan uzmanlarla da bir araya geldi.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 19 May 2026 09:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/turkiyenin-basarilarina-hayraniz-1779172601.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye bizi felç ediyor</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/turkiye-bizi-felc-ediyor-1054</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/turkiye-bizi-felc-ediyor-1054</guid>
                <description><![CDATA[Ankara'nın NATO'nun doğu kanadındaki askeri tedarik güvenliğini garanti altına almak amacıyla sunduğu 1.2 milyar dolarlık akaryakıt boru hattı projesi, Yunanistan'da çok ciddi bir stratejik panik başlattı. Gizli plan, Türkiye'den başlayıp Bulgaristan üzerinden Romanya'ya uzanırken, alternatif güzergahlara kıyasla tam beş kat daha düşük maliyet sunmasıyla İttifak koridorlarında büyük destek gördü.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Ankara'nın NATO'nun doğu kanadındaki askeri tedarik güvenliğini garanti altına almak amacıyla sunduğu 1.2 milyar dolarlık akaryakıt boru hattı projesi, Yunanistan'da çok ciddi bir stratejik panik başlattı. Gizli plan, Türkiye'den başlayıp Bulgaristan üzerinden Romanya'ya uzanırken, alternatif güzergahlara kıyasla tam beş kat daha düşük maliyet sunmasıyla İttifak koridorlarında büyük destek gördü. Projenin sivil taşımacılığa kapalı ve tamamen askeri kullanım amaçlı planlandığını yazan Yunan medyası ise, Ankara'nın bu hamleyle Atina'nın tüm bölgesel alternatiflerini çöpe atarak Yunanistan'ı askeri lojistikte tamamen bypass ettiğini itiraf etti.<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Türkiye'nin NATO'ya sunduğu 1,2 milyar dolarlık askeri akaryakıt boru hattı önerisi Yunanistan'da gündem oldu. Dış basında yer alan haberlere göre Ankara, yalnızca askeri kullanım amacıyla işletilecek yeni bir akaryakıt boru hattı projesini NATO müttefiklerine sunmaya hazırlanıyor. Projenin Türkiye'den başlayarak Bulgaristan üzerinden Romanya'ya uzanması planlanıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İlk olarak Bloomberg tarafından gündeme taşınan haberde, Türkiye'nin teklif ettiği güzergahın Doğu Avrupa'daki NATO müttefiklerine güvenli ve kesintisiz yakıt akışı sağlamayı hedeflediği aktarıldı. Yaklaşık 1,2 milyar dolara mal olması beklenen projenin, alternatif rotalara göre yaklaşık beş kat daha düşük maliyetle hayata geçirilebileceği vurgulandı. Türkiye'nin NATO'ya 1,2 milyar dolarlık önerisi Yunanistan'da geniş yankı buldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bloomberg'in haberini yorumlayan Yunan basını, projeyi yalnızca bir lojistik yatırım değil, aynı zamanda bölgesel güç dengelerini etkileyebilecek stratejik bir hamle olarak değerlendirdi. Yunan medya kuruluşlarından biri dikkat çekici biçimde şu başlığı kullandı: "Türkiye NATO'ya boru hattı planlıyor: Bunun Yunanistan için anlamı ne?" Haberde, Ankara'nın önerdiği hattın özellikle Yunanistan üzerinden geçebilecek alternatif güzergahları devre dışı bırakabileceği değerlendirmesine yer verildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Başka bir Yunan haber sitesi ise gelişmeyi daha net ifadelerle duyurdu: "Türkiye, Yunanistan'ı bypass edecek bir yakıt boru hattı önerdi." Bir diğer Yunan yayın organı da Türkiye'nin Karadeniz ve bölgesel güvenlik denklemindeki rolüne dikkat çekerek, Ankara'nın "İttifak'ın güneydoğu kanadını güçlendirme planı kapsamında Yunanistan'ın alternatif güzergahını devre dışı bıraktığını" öne sürdü.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bloomberg'e göre Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu'daki çatışmalar ve özellikle Hürmüz Boğazı kaynaklı enerji arz riskleri NATO'nun lojistik altyapı planlarını yeniden şekillendirdi. İttifak, özellikle doğu kanadındaki ülkelerin askeri tedarik güvenliği için daha güvenilir ve düşük maliyetli çözümler üzerinde çalışıyor. Ankara'nın sunduğu proje de bu arayışın merkezine yerleşmiş durumda. Öte yandan hattın yalnızca askeri kullanım amacıyla planlandığı, sivil taşımacılığa kapalı olacağı ve teknik ayrıntılarının güvenlik gerekçesiyle gizli tutulacağı belirtiliyor. Türkiye'nin NATO'ya sunduğu teklifin nihai akıbetinin, temmuz ayında Ankara'da yapılacak kritik zirve öncesinde veya zirve sırasında netleşmesi bekleniyor.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 18 May 2026 10:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/turkiye-bizi-felc-ediyor-1779090821.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Asırlar ötesinden sesleniş</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/asirlar-otesinden-seslenis-1053</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/asirlar-otesinden-seslenis-1053</guid>
                <description><![CDATA[Ahmed-i Yesevi, Arslan Baba’nın yakın ilgisi ve irşadıyla kısa zamanda olgunlaşmıştır. Ahmed-i Yesevi, hikmetlerinde Arslan Baba’dan çok söz eder. Buna göre Arslan Baba’nın Arap asıllı ve eshabın ulularından olduğu, dünya rahatına ve nimetlerine değer vermedi¬ği, küçük bir kulübede ömür geçirdiği, Peygamber efendimizin takdir ve teveccühüne mazhar olduğu belirtilir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="color:hsl(0, 75%, 60%);"><strong>Prof.Dr. Ahmet Şimşirgil- Türkiye Gazetesi</strong></span></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/asirlar-otesinden-bugune-seslenis-1790606" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file">https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/asirlar-otesinden-bugune-seslenis-1790606</a></p><p class="MsoNormal">Ahir zaman ümmetleri, dünya fani bilmezler<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gidenleri görürler de ondan ibret almazlar<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erenlerin kıldığını görüp rağbet etmezler<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Arslan babam sözlerini dinleyiniz teberrük<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ahir zaman ümmetleri süslerler evlerini;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nefs ü hevaya uyup bozarlar huylarını;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şan ve şefkatler ile dik tutar boylarını;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Arslan babam sözlerini dinleyiniz teberrük<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu ifadeler 1.200 yıl öncesinden, Türklerin ilk büyük mutasavvıflarından Ahmed-i Yesevi’ye aittir. Öyle ki bugünün manevi hastalıklarını görür gibi yazılmıştır. İfadeler zinde ve canlıdır. Çağlar ötesini gören ve ona göre seslenen bu büyük veli Orta Asya Türklerinin dinî-tasavvufi hayatında geniş tesirler icra etmiştir. Bu itibarla “Pîr-i Türkistan” diye anılmıştır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ahmed-i Yesevi Batı Türkistan’daki Çimkent şehrinin doğusunda bulunan ve Tarım Irmağı’na dökülen Şâhyâr Nehri’nin küçük bir kolu olan Karasu üzerindeki Sayram kasabasında doğdu. Bazı kaynaklara göre ise onun günümüzde Kazakistan sınırları içinde bulunan Yesi (bugünkü adıyla Türkistan) şehrinde doğduğunu kaydetmektedir. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte XI. yüzyılın ikinci yarısında (1080-1090 arası) dünyaya geldiğini söylemek mümkündür.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Babası Sayram’ın tanınmış şahsiyetlerinden olup ilmi, fazileti ve ke­rametleriyle şöhret bulan Şeyh İbrahim adlı bir zattır. Annesi ise Şeyh İbrahim’in halifelerinden Mûsâ Şeyh’in kızı Ayşe Hatun’dur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Küçük yaşta iken önce annesini sonra babasını kaybeden Ahmed’in bakımı ve terbiyesi ile ablası Gevher Şehnaz ilgilenmiştir. Şehnaz Hanım ve kardeşi bir müddet sonra Yesi’ye yerleşmiştir. Ahmed-i Yesevî ilk tahsiline burada başlamış ardından Yesi’de büyük bir şöhreti olan Arslan Baba (Arslan Bâb)’ya intisap etmiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ahmed-i Yesevi, Arslan Baba’nın yakın ilgisi ve irşadıyla kısa zamanda olgunlaşmıştır. Ahmed-i Yesevi, hikmetlerinde Arslan Baba’dan çok söz eder. Buna göre Arslan Baba’nın Arap asıllı ve eshabın ulularından olduğu, dünya rahatına ve nimetlerine değer vermedi­ği, küçük bir kulübede ömür geçirdiği, Peygamber efendimizin takdir ve teveccühüne mazhar olduğu belirtilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ahmed-i Yesevî, Arslan Baba’nın vefatından bir müddet sonra zamanın önemli İslam merkezlerinden biri olan Buhara’ya gider. Bu şehirde devrin önde gelen âlim ve mutasavvıflarından Şeyh Yûsuf-ı Hemedânî’ye intisap ederek onun irşad ve terbiyesi altına girer. Yusuf-ı Hemedânî’nin vefatı üzerine irşat mevkiine önce Hâce Abdullah-ı Berki, onun vefatıyla Şeyh Hasan-ı Endeki geçer.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1160 yılında Hasan-ı Endeki’nin de vefatı üzerine Ahmed-i Yesevî irşat postuna oturur. Bir müddet sonra, vaktiyle şeyhi Yûsuf-ı Hemedânî’nin vermiş olduğu bir işaret üzerine irşad makamını Şeyh Abdülhâli<span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;">ḳ</span>-ı Gocduvânî’ye bırakarak Yesi’ye döner ve vefatına (562/1166) kadar burada irşada devam eder.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ahmed-i Yesevi’nin vefat tarihi olarak genellikle miladî 1166-7 yılı kabul edilmekle beraber, kaç yıl yaşadığı hususunda da çeşitli tahminler ileri sürülmüştür. Bazı araştırıcılar onun hikmetlerinin birinde yer alan bir ifadeye dayanarak yüz yirmi beş yaşından sonraki bir yaşta vefat ettiğini ileri sürmüşlerdir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Hikmetlerin kaynağı</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ahmed-i Yesevi, mürşidi Şeyh Yusuf-i Hemedânî gibi Hanefi mezhebinde bir âlim ve mutasavvıf idi. Kuvvetli bir medrese tah­sili görmüş̧, din ilimleri yanında tasavvufu da iyice öğrenmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Onun Yesi’de irşada başladığı sıra Türkistan’da, Yedisu havalisinde kuvvetli bir İslamlaşma cereyanı bulunuyordu. Medreselerin yanında kurulan tek­keler tasavvuf cereyanının, dolayısıyla birtakım tarikatların merkezleri durumundaydı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yine bu yıllarda Mâverâünnehr’i idaresi altında birleştiren Sultan Sencer vefat etmiş̧ (h.532/m.1157), Hârezmşâhlar kuv­vetli bir devlet hâline gelmeye başlamışlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İlmi, irfanı, ahlakı ve tesirli sözleriyle Ahmed-i Yesevî, Sîr-derya havalisinde, Seyhûn’un ötesindeki bozkırlarda yaşayan yarı göçebe Türkler arasında kuvvetli bir nüfuz sahibi olmuştu. Etrafında İslamiyet’e bütün samimiyetiyle bağlı olan yerli halk ile göçebe köylüler toplanıyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ahmed-i Yesevî bu insanlara İslam’ın esaslarını, şeriatın hükümlerini, tasavvufun inceliklerini, kurucusu olduğu Yesevîlik tarikatının âdâb ve erkânını, “Hikmet” adı verilen manzumelerle gönüllere nakşediyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dervişleri va­sıtasıyla en uzak Türk topluluklarına kadar ulaştırılan bu manzumeler, Türkler arasında İslamiyet’in yerleşmesine ve bir inanç birliğinin teşekkülüne hizmet etmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ahmed-i Yesevî hazretleri Peygamber efendimizin sünneti seniyyesine çok bağlıydı. Her işini O’na uygun olarak yapmağa çalışırdı. Altmış üç yaşına geldiğinde, yer yüzünde yaşamayı sünne­te aykırı bularak, tekkesinin avlusunda müritlerine bir çilehane kazdırdı. Merdivenle inilen bu küçük hücre şeklindeki çilehaneye çekilerek ömrünün kalan kısmını burada geçirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ahmed-i Yesevî’­nin kalan ömrünü devamlı ibadet ve riyazetle geçirdiği bu hücrede kaç yıl kaldığı bilinmemektedir. Hikmetlerinde bu çilehane hayatı ayrıntılı şekilde di­le getirilmektedir. Ayrıca hikmetlerde altmış üç yaşına kadar olan hayatı da geniş şekilde anlatılır. Tasavvuf ve tarikat ehli olan bu büyük âlimin hikmetlerinde şeriata aykırı hiçbir ize rastlanmaz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Onun şeriat ile tarikatı kolayca meczetmesi daha doğrusu tarikatını şeriat esasları üzerine bina etmesi sebebiyle Yesevilik Sünni Türkler arasında süratle yayılma imkânı bulmuştur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Benim hikmetlerim Huda’nın buyruğudur,<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Okuyup anlasan hep Kur’ân’ın manasını açıklar<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yine, benim hikmetlerimin kaynağı Hadistir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İnsan ondan nasip almasa, bil ki habistir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Beyitleri onun Ehl-i Sünnet akidesine ne ölçüde bağlı olduğunu açıkça gös­termektedir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Okuyanın gönül gözü parlar!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ahmed-i Yesevi’nin hikmetleri çağları aşmakta, insanları dün olduğu gibi bugün de irşat ve terbiye etmektedir. Ne yazık ki biz bunları mekteplerimizde hakkıyla okutmadığımız için gençlerimiz bu kıymetli hazinelerden mahrum kalmaktadır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hikmetlerin muhtevasını ana hatları ile İslam’ın şartları, ahlak ve Yesevîlik’e ait esaslar oluşturur. Münacat, na’t ve ilk dört halifeye ait övgüler dışında hikmetlerde ele alınan konular şöyle sırala­nabilir: İlahi aşk, Allah’ın birliği, mutlak irade ve kudreti, Hazret-i Peygam­ber sevgisi, şeriat, sünnet, züht ve takvâ, İslam ahlakı, kıyamet, cennet ve cehennem tasvirleri, dünyadan ve sahte şeyhlerden şikâyet, mutasav­vıflara ait kıssalar, zikir ve halvet gibi Yesevîlik adab ve erkânı ile ilgili hususlardır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ahmed-i Yesevi’nin her bir beyti sanki güzellikler manzumesidir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İnsanın kendisini bilmesi Hakk’ı bilmesi demektir. Gafletten uyan­mak, gönül gözünü parlatmak gerekir. Ancak o zaman insan Allah katın­da makbul bir kul ve Şanlı Peygamberimize layık bir ümmet olur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kim özünü bildiyse Hakk’ını bildi<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Huda’dan korktu ve insafa geldi<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ahmed-i Yesevî bir mutasavvıf olmaktan ziyade bir şeriat adamıdır. O şeriatın hem özüne hem de şekline, Hazret-i Peygamber’in sünnetine sıkıca bağlıdır. Peygamber efendimize sonsuz hürmeti ve sevgisi vardır. Çünkü o, server-i mahlûkat ve mefhar-ı mevcûdat’tır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">On sekiz bin âleme server olan Muhammed<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Otuz üç bin eshâba rehber olan Muhammed<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Seher vakti uyumaz tilavetli Muhammed<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Garip ile yetime mürüvvetli Muhammed<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yoldan çıkmış olana hidayetli Muhammed<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Darda kalan ruhlara kifayetli Muhammed<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sevgili Peygamberimize layık ümmet olabilmek için iki esasa uymak gere­kir. Bunlardan biri Allah’ın kelamı, diğeri de Peygamberimizin sünnetidir. Ahmed-i Yesevî için merhameti, üstün ahlakı ve hoşgörüsü ile örnek alınacak insan Sevgili Peygamberimiz’dir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hak tealanın sözün Resulullah sünnetin<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İnanmayan ümmetin ümmet demez Muhammed<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dünya ve dünyalıklar için üzülmemek, dünya ikbaline güvenmemek, dünyanın fâni ve vefasız olduğunu bilmek, Hak’tan gayrı her şeyi dilden ve gönülden çıkarmak, insanlara karşı haksızlıkta bulunmamak, ölmeden evvel ölmek gerekir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dünya için gam yeme, Hak’dan özgeyi deme<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kişi malını yeme Sırat üzre tutara<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ululuk Allah’a mahsustur, kul âcizdir ve aczini bilmek zorundadır. Aslı toprak olan bedenimizin hiçbir değeri yoktur:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aslım toprak neslim toprak değersiz<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Basıp geçsen murdar cismim utanır<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İnsan hakikati kendi başına bulamaz, anlayamaz. Onun için bir mürşide bağlanmalıdır. Mürşidin rızasını almak Hakk’ın rızasını almak demektir; gerçek mürşit ise Hazret-i Peygamber’dir. Bir yol ki ona ulaşmaya batıldır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Pir rızası Hak rızası olur dostlar<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Onu kazanan Hak rahmetin alır dostlar<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ahmed-i Yesevi hikmetlerini okuyanların gönül gözü açılır ve parlamaya başlar. İslamiyet’in, doğru itikadın ne olduğunu anlar ve bid’at yoluna asla düşmez.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 18 May 2026 10:26:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/asirlar-otesinden-seslenis-1779089362.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Terörsüz Türkiye&#039;de yeni bir yol haritasına ihtiyaç var</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/terorsuz-turkiyede-yeni-bir-yol-haritasina-ihtiyac-var-1050</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/terorsuz-turkiyede-yeni-bir-yol-haritasina-ihtiyac-var-1050</guid>
                <description><![CDATA[MHP lideri Devlet Bahçeli, Terörsüz Türkiye sürecinde yeni bir hamleye, buna uygun da yol haritasına ihtiyaç olduğunu söyledi. Bahçeli, "Öcalan'ın münfesih PKK'nın kurucu önderliği yerine örgüt üzerindeki etkinliğini sürdürebileceği bir yapı inşa edilmeli" dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">MHP lideri Devlet Bahçeli, Terörsüz Türkiye sürecinde yeni bir hamleye, buna uygun da yol haritasına ihtiyaç olduğunu söyledi. Bahçeli, "Öcalan'ın münfesih PKK'nın kurucu önderliği yerine örgüt üzerindeki etkinliğini sürdürebileceği bir yapı inşa edilmeli" dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli "Terörsüz Türkiye" sürecinde yeni bir hamleye ve buna bağlı yol haritasına ihtiyaç bulunduğunu belirterek, "Öcalan'ın mahkumiyet hali saklı kalmak üzere bir sosyal statüyle teçhiz edilmesi, fesih edilmiş PKK'nın kurucu önderliği yerine, örgüt üzerindeki etkinliğini sürdürebileceği bir yapı inşa edilmeli." dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MHP Lideri Devlet Bahçeli, TÜRKGÜN Gazetesi'ne “Terörsüz Türkiye” hedefinde yeni yol haritası ve sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bahçeli, “Terörsüz Türkiye” sürecinde yeni bir hamleye, buna uygun yol haritasına ihtiyaç bulunduğunu belirterek, "Öcalan'ın fesih edilmiş PKK'nın kurucu önderliği yerine örgüt üzerindeki etkinliğini sürdürebileceği bir yapı inşa edilmeli." dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Terörsüz Türkiye hedefinin doğru zamanda atılan doğru adımlarla gerçeğe dönüşmekte olduğunu belirten Bahçeli, "Bunu mümkün kılacak siyasi hukuki ve sosyal şartlar ülkemizde mevcuttur. Nitekim TBMM 'Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu' bu yönde önemli bir işlev görmüştür" ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Daha demokratik, daha güçlü, daha müreffeh bir Türkiye'nin herkesin ortak arzusu olduğunu vurgulayan Bahçeli, "Terörsüz Türkiye böylesi bir anlayıştan hareketle Türk ve Türkiye yüzyılı hedefinin stratejik kapısıdır ve Türkiye, önemli bir eşiği aşarak terör belasından tamamen kurtulmak için kararlılıkla ve titizlikle faaliyet yürütmektedir." dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"UYGUN BİR STATÜ OLMALI"<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yapılanların ve söylemlerin karşılıklı anlam kazanması noktasında bir iletişim eksiliği yaşandığını belirten Bahçeli, “Bu noktada yeni aşama için bir yol haritası ortaya koymak bu doğrultuda gerekli mekanizmaları harekete geçirmek gerekmektedir. Örgüt üzerindeki yaptırımların hayata geçmesini mümkün kılacak mekanizma oluşturmak, gelişmelerin takibini sağlayacak devlet kurumlarını yetkilendirmek, bir yandan da yasal ve idari düzenlemeleri yaparak barış ve kardeşliği, siyaseti ve demokratik değerleri öne çıkarmak terörsüz Türkiye hedefine ulaşma amacına hizmet edecektir. Parçalı yapılarla Terörsüz Türkiye yolunda yürümek sonuç almayı geciktirecek, provokasyonları artıracak, dış müdahalelere imkan verecek, örgüt içi çatışma dinamiklerini öne çıkararak görünür kılacak ve sonuç almayı zorlaştıracaktır. Başından beri 'örgütün kurucu önderi' ifadesinin kullanılması da bu endişeyi gidermeye, olası riskleri azaltmaya ve en hızlı şekilde terörsüz Türkiye hedefine ilişkin sonuç almaya yöneliktir." diye konuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“BARIŞ SÜRECİ VE SİYASALLAŞMA KOORDİNATÖRLÜĞÜ"<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bahçeli, "Terör örgütlerinin tasfiye süreçlerinde liderlik mekanizmasındaki çok seslilik, örgütün tasfiyesi sonrası başka liderliklerin doğmasına ve örgütün başka isimlerle yeniden organize olmasına sebebiyet verebilir. Bu bağlamda terörün tasfiye süreçlerinde muhatabın açık ve net bir şekilde ortaya konulması elzemdir. Öcalan'ın mahkumiyet hali saklı kalmak üzere bir sosyal statüyle teçhiz edilmesi, münfesih PKK ve bileşenlerinin örgütsel faaliyetlerinin yahut silah bırakmalarının daha sağlıklı şekilde yürütülmesini mümkün kılacaktır. ‘Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü’ bu doğrultuda uygun bir statü tarifi olabilecektir." dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“KOORDİNATÖRLÜK, ÖRGÜTÜN TASFİYESİYLE SINIRLI KALACAKTIR”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Koordinatörlük mekanizmasının tanım ve kapsamına ilişkin ayrıntıları da aktaran Bahçeli, “Bu statü örgütün feshiyle örgütün bütün türevleri ve unsurlarıyla kati suretle tasfiye edilmesine matuf bir tanımlamadır. Koordinatörlük PKK terör örgütünün bütün uzantıları, örgüt yöneticileri ve militanlarının mutlak bir şekilde silah bırakmasını ve tasfiyesini koordine etmek, yürüyen barış sürecini örgütsel yönüyle sekteye uğratılmasını önlemek, silah yerine siyaset tercihine uygun meşru yönlendirmeler yapmak amacına matuf olarak tasavvur edilmiştir. Bu doğrultuda Öcalan'ın koordinatör statüsü, örgütün tasfiye süreci ile sınırlı kalacaktır. Dolayısıyla bu koordinatörlük, Kürtlerin lider ve temsilcisi, etnik ve kategorik hakların savunuculuğu gibi hususları kapsamamaktadır.” ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 18 May 2026 09:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/terorsuz-turkiyede-yeni-bir-yol-haritasina-ihtiyac-var-1779084479.webp"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
