<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Medya Mit</title>
        <link>https://www.medyamit.com.tr/</link>
        <description>Medya Mit</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Fesat ve fitneden biz de bıktık</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/fesat-ve-fitneden-biz-de-biktik-1602</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/fesat-ve-fitneden-biz-de-biktik-1602</guid>
                <description><![CDATA[Bunun üzerine yeniçeri ocağı erkânı;
“Fesat ve fitneden biz de bıktık; padişahımızın emrini bekliyorduk” diye müttefikan beyanatta bulunmaları üzerine ele geçenlerin derhâl katledilmelerine karar verildi.
Hemen o gün silahdar ağalığından mazul Ahmed Ağa ile cebeciler kethüdası Halil Ağa’nın katliyle işe başlandı. İstanbul ve Üsküdar’daki evler ve odalar basılarak zorbabaşılar ve zorbalardan ele geçenler günden güne katledildiler.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="color:hsl(0, 75%, 60%);"><strong>Prof.Dr. Ahmet Şimşirgil- Türkiye Gazetesi</strong></span></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/cumle-hareketiniz-guzeldir-1807691" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file">https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/cumle-hareketiniz-guzeldir-1807691</a></p><p class="MsoNormal">Devlet hizmetlerini her zaman kötüye kullananlar olacaktır. Tıyneti bozuk olanlar yolsuzluğa, rüşvete, ahlaksızlığa, haksızlığa her an bulaşma istidadında olurlar. Ellerine fırsat geçtiğinde bunu kullanmaya başlarlar. Ancak bunların sonu her dönemde hüsran olmuştur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İşte Köprülü Mehmed Paşa da sadarete geldiği sırada şakavete ve söz dinlememeye alışmış olanlar hazır kıta bekliyordu. Dış tehlikeler bir yana asıl olarak içeride icraatına engel olmak isteyen zümreler vardı. Bunun için sadrazam, saray mensupları ile bunların tahrik edecekleri Kapıkulu ocaklarından her birini gözden ayırmayarak işlerini ona göre mahirane çevirmek mecburiyetindeydi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Saray mensupları ihtiyar sadrazamın bir iş yapacağını tahmin etmeyerek kendisine ehemmiyet vermeyip âdetleri üzere hükûmet işlerine burunlarını sokmak istediler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bunun üzerine veziriazam, sarayda Hasodabaşı olup padişah üzerinde tesir yaparak işlere engel olmak isteyen Halil Ağa’yı tekaütlükle oradan atarak yerine kendi mutemedi Safer Ağa’yı tayin ettirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bundan sonra paralarını alarak askerleri terhis ile Bozcaada'nın düşman eline geçmesine sebep olan Abaza Ahmed Paşa’yı İstanbul’a getirterek Valide Sultan’a mensubiyetine ve onun himayesine bakmayarak derhâl idam ettirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu sırada kudretli vezirlerden Seydi Ahmed Paşa, Kaptan-ı Derya bulunuyordu. Kendisi sarayda baltacılıktan çıkma olup orada taraftarları vardı. Bunlar Seydi Ahmed Paşa’nın veziriazam olmasını istediklerinden saray ağaları vasıtalarıyla bu hususta vaat almışlardı. Köprülü’nün başına buyruk hareketlerinden rahatsız olunca hemen girişimlere başladılar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Fakat Köprülü Meh­med Paşa bunu haber alır almaz Aralık 1656’da Seydi Ahmed Paşa’yı Bosna Valiliğine tayin ettirip derhâl İstanbul'dan çıkardı. Köprülü'nün bu hareketi saray adamlarının cüretlerini kırdığından bu defa da el altından Kapıkulu süvarilerini tahrik eyle­diler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu gelişmelerin sonunda bir kısım Kapıkulu süvarileri maaşlarını istemek bahanesiyle Defterdar Divrikli Mehmed Paşa’nın Süleymaniye’deki konağını taşlayıp camlarını kırmışlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Köprülü Mehmed Paşa, sipahilerin daha o zamandan beri isyan için bahane aradıklarını gerek saraydaki ve gerek dışarıdaki casusları vasıtasıyla öğrenmiş olduğundan ona göre tedbir almakta idi. Hatta isyandan bir gün evvel gizlice Şeyhülislam Bali Efendi’yi ziyarete gidip;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Efendi hazretleri, sadarete geleli bizden şer'-i şerife aykırı ve devlet haysiyetini ihlal eden bir hareket sadır oldu mu?”</strong>&nbsp;diye sordu. Bali Efendi de;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Hayır, cümle hareketiniz şer'îdir ve güzeldir”</strong>&nbsp;diye cevap verdi. Bunun üzerine Köprülü, bu mütalaasını yazılı olarak istedi ve Şeyhülislamdan bir hüsn-i hâl vesikası olarak lüzumu hâlinde gösterilmek üzere koynuna koydu. Şeyhül­islam Efendi, ortada hiçbir sebep yokken böyle bir vesikanın alın­masına hayret ederek;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Paşa hazretleri! Bu ilama niçin ihtiyaç hâsıl oldu?”</strong>&nbsp;diye sorunca Köp­rülü;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Şimdiki hâlde ihtiyaç yok. Fakat maksat dostluğunuzu tecrübedir. Muhaliflerimizin sizi de kendilerine celbedip etmedik­lerini anlamaktır”</strong>&nbsp;diye cevapladı. Bunun üzerine Şeyhülislam Efendi de Köprülü Mehmed Paşa’ya ıslahat tedbirlerinin hepsinde bütün kudretiyle ve samimiyetiyle çalışacağına yemin etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Şehit olmaktan korkmam!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Köprülü Mehmed Paşa kısa bir süre içinde bir ayaklanmanın patlak vereceğini anlamıştı. Onun için bütün tedbirlerini alıyordu. Yine o gece tebdil-i kıyafetle yeniçeri ocağının bir sözü iki olmayan eski ağalarından Kara Hasanoğlu Hüse­yin Ağa ile görüşmeğe gitti ve ona;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>“Siz devletin hayırhahı ve ocağın mutemedisiniz. Bu ana kadar cereyan eden vakalar malûmumuzdur. Düşman Boğaz’a geldi fakat askerin zapt ve raptı yoktur. Benim maksadım din ve devlete hizmet edip bu ahir ömrümde canla başla çalışmaktır. Düşmana galebe ile nizam müyesser olur ise cümlemiz rahat oluruz; yoksa neticesi vahimdir. Seydi Ahmed Paşa’nın şecaati malûm; lakin zulüm ve adaveti ne derecededir biliyorsunuz. Kaptanlığa ve serdarlığa liyakati vardır; fakat gözü sadrazam olmaktadır. Garaza mebni tek durmaz; sadarete liyakati varsa ben arzumla çekileyim, anı vezir etsinler. Lakin ifrat, hiddet ve şiddeti ve tedbir­sizliği ile bu zamanda fenalığa sebep olacağında şüphe yoktur. Anı vezir etmeğe çalışanların maksatları kendi ipliklerini boya­maktır. İşin neticesinin İbşir Paşa ahvaline benzeyeceğine şüphe yoktur. Kaptanlıkta kalsa da arzumuz gibi istihdam ede­meziz. Anın için Bosna tarafına serdar eyledim. Hâlâ fesat çıkar­mak mutatları olan sipahi zorbaları Seydi Ahmed Paşa’nın tebdilini bahane edip fitne çıkarmağa teşebbüs ettiler. Ahir öm­rümde şehit olmaktan korkmam; bu hususta cenabınız bize ta­raftar olup nasihat ederek yeniçeriyi zapt ile devlet şerefini muha­faza ederseniz sipahinin muhalefeti bertaraf olur. Eğer ocak halkını zapt etmeği taahhüt etmezseniz, bizden hoşnut değilseniz bizi haberdar edin de biz de ona göre işten el çekelim”</i>&nbsp;dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kara Hasanoğlu, Köprülü’nün mütalaasını doğru buldu. Veziriazam da Hüseyin Ağa ile beraberce hareket edip onun sözünden dışarı çıkmayacağına dair söz verdi. Bunun üzerine o gece yeniçeri ağası ile kul kethüdası gizlice davet olunarak alı­nacak tedbirler tespit olundu...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Fesat ve fitneden bıktık!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">4 Ocak 1657 Perşembe günü sipahiler, ağalarının evlerini taş­layarak yolda rast geldiklerini çevirip Atmeydanı’na topladılar. Keyfiyet veziriazam tarafından padişaha arz edildi. Sultan Mehmed, Köprülü’nün telhisi üzerine yeniçeri ağasıyla ocak kethüdasını davet ederek;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>“Ocağınız devletin hayırhahıdır. Fesatçıların bertaraf edilmesi sizden isteğimdir”</i>&nbsp;demesi üzerine onlar da can baş üstüne diyerek yeniçerileri sipahilerle birleştirmediler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sipahilerden adam­lar gelip onları da kendileriyle beraber olmaya davet ettilerse de ocaklı ağa ve zabitlerinin nasihatlerini dinleyerek birlik olmadılar. Bunun üzerine asi sipahiler Atmeydanı’ndan yavaş yavaş çözülüp sak­lanmaya başladılar. O gece her tarafta kol gezilerek ufak bir top­lantıya meydan verilmedi. Ertesi gün veziriazam sarayında büyük bir toplantı yapıldı. Bu sırada padişah tarafından gönderilen hatt-ı hümayun okundu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Genç hükümdar bu hatt-ı hümayununda;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>“Cülûsumdan bu ana kadar sipahi eşkıyasının fenalığı hadden aşmış, ekmek yedikleri kapıya fenalıkları çoğalmıştır. Bu çeşit eşkıyanın vücutlarının ortadan kalkması elzem olduğundan tedipleri veziriazama havale olunmuştur. Din ve devlete hayırhah olanların veziriazama yardım etmeleri”</i>&nbsp;beyan olunmakta idi. Bunun üzerine yeniçeri ocağı erkânı;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>“Fesat ve fitneden biz de bıktık; padişahımızın emrini bekliyorduk”</i>&nbsp;diye müttefikan beyanatta bulunmaları üzerine ele geçenlerin derhâl katledilmelerine karar verildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hemen o gün silahdar ağalığından mazul Ahmed Ağa ile cebeciler kethüdası Halil Ağa’nın katliyle işe başlandı. İstanbul ve Üsküdar’daki evler ve odalar basılarak zorbabaşılar ve zorbalardan ele geçenler günden güne katledildiler. Bu suretle ortalığa sükûnet geldi...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>İsyana teşvikin sonu!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Devletin içten ve dıştan ne kadar tehlikeli durumlar geçirdiği bu dönemde dâhildeki bazı gayrimüslim unsurlar da büyük ümide düşmüşlerdi. İhanet şebekeleri boş durmuyordu. Nitekim o karışıklık günlerinde Ortodoks kilisesinin mevcudiyetini Fatih Sultan Mehmed’in himaye ve müsamahasına medyun olduğunu unutan Rum Patriği III. Partenios’un devletin bu bunalımlı vaziyetinden istifade ile Ortodoks kilisesine bağlı olan Eflak ve Boğdan voyvo­dalarını isyana teşvik ettiği elde edilen mektubundan anlaşıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Eflak voyvodası Konstantin tabi bulunduğu hükûmete karşı isyankâr bir tavır takınmıştı. Rum patriğinin, Eflak voyvodasına gönderip elde edilen mektubunda şöyle deniliyordu:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>“Müddet-i devr-i İslam tamam olmağa az kalmıştır. Hıristiyanlık velvelesi âlemi tekrar tutacaktır. Ona göre tedarikte ola­sınız. Pek yakında cümle vilayetler Mesihîler (Hıristiyanlar) eline girip haç ve çana mensup olanlar İslam memleketlerine sahip olacaklardır.”</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu mektubu elde eden Köprülü, işi tahkik için Rum patri­ğini davet ederek mektubu kendisine gösterdi ve yazılmasının sebebini sordu. O da cevap olarak her sene sadaka için böyle kâğıt gönderildiğini söyledi. Bu hazırlıksız cevap veziriazamı tatmin etmedi. Zira ortada sadaka ile ilgili bir bahis yoktu. Verilen emir üzerine Partenios Parmakkapı’da asıldı (24 Mart 1657).<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ardından Patrikhane bası­larak Rumların yeniçeri kıyafetine girip isyan edeceklerine dair olan şayiaları teyid edici kırk elli kat dolama, fes ve yeniçeri üsküfü elde edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Fatih Sultan Mehmed’in tayin ettiği patrikten itibaren bu III. Partenios’a kadar bütün Rum patrikleri milleti tara­fından intihaptan sonra bizzat padişahlar tarafından kabul olunurlarken bundan sonra kendilerine karşı yapılan bu imtiyazlı muamele kaldırılarak veziriazamlar tarafından kabul edilmeleri kanun oldu. Bu usul Tanzimat’a kadar da devam etmiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Devlet güçlü olunca sonuçları da mükemmel olacaktır. Haftaya bu gücün etkilerini yazacağız!..<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 09 Aug 2026 13:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/fesat-ve-fitneden-biz-de-biktik-1786270080.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mekke Anlaşması NATO&#039;ya alternatif değil</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/mekke-anlasmasi-natoya-alternatif-degil-1600</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/mekke-anlasmasi-natoya-alternatif-degil-1600</guid>
                <description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, dün Suudi Arabistan'da imzalanan Mekke Anlaşmasına ilişkin, "NATO'ya veya herhangi bir ittifaka alternatif bir yapı değil" derken, "Genişlemenin seyrini üç ülkenin ortak tutumu belirleyecek" dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, dün Suudi Arabistan'da imzalanan Mekke Anlaşmasına ilişkin, "NATO'ya veya herhangi bir ittifaka alternatif bir yapı değil" derken, "Genişlemenin seyrini üç ülkenin ortak tutumu belirleyecek" dedi.<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na ilişkin, "Bu birilerine karşı oluşturulmuş bir yapı değil. Tam aksine belli konularda gerilimler ortaya çıkmasın diye caydırıcılığı güçlendirmek için oluşturulmuş bir yapı" dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, CNN Türk canlı yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na ilişkin soru üzerine Yılmaz, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın yer aldığı anlaşmanın son derece önemli olduğunu söyledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Küresel düzenin zayıfladığı ortamlarda, bölgesel işbirliklerinin ön plana çıktığını belirten Yılmaz, şöyle devam etti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Yukarıda çatışma, aşağıda çatışma... Bir ateş çemberi etrafımız. Jeopolitik gerilimler son derece yükselmiş durumda. İşte bu ortamda birbirini tamamlayıcı özellikleri olan üç ülke arasındaki bu anlaşma çok kıymetli. Pakistan malum nükleer bir güç, ciddi bir nüfusu var ve çok önemli bir coğrafyada bulunuyor. Suudi Arabistan hem enerjide hem finansta dünyanın önde gelen ülkelerinden biri. Türkiye ise sanayisi ve özellikle savunma sanayisiyle, konumuyla, tarihi ve kurumsal birikimiyle çok önemli bir noktada. Dolayısıyla bu üç ülke arasındaki kurulan ilişki biçimi hem bölgesel istikrar hem küresel istikrara katkıda bulunacak."<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"MEKKE ANLAŞMASI NATO'YA VEYA HERHANGİ BİR İTTİFAKA ALTERNATİF BİR YAPI DEĞİL"<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Yılmaz, anlaşmayı herhangi bir tarafa, kişiye ve kuruma karşı bir tehdit olarak görmemek gerektiğini vurgulayarak, "Bu birilerine karşı oluşturulmuş bir yapı değil. Tam aksine belli konularda gerilimler ortaya çıkmasın diye caydırıcılığı güçlendirmek için oluşturulmuş bir yapı. Dolayısıyla esas itibarıyla caydırıcı bir mekanizma. Bir taraftan da savunma sanayisi başta olmak üzere işbirliğini artırıcı bir mekanizma. Bu bizim NATO'ya veya içinde bulunduğumuz herhangi bir ittifaka alternatif bir yapı değil. Bunun da altını çizmemiz lazım." diye konuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Anlaşmanın diğer ülkelere de açık olduğunu anımsatan Yılmaz, "Kesinlikle İran'a karşı bir yapılanma olarak bunu görmemek gerekir. Yani bu burada herhangi gibi ülke, bir kesim, bir tarafa dönük bir yapılanma değil. Bu nereden gelirse gelsin oluşabilecek risklere karşı caydırıcı bir mekanizma. Esas itibarıyla bölgesel barışı ve istikrarı güçlendirmek, küresel barışa ve istikrara katkı vermek üzere oluşturulmuş bir mekanizma." açıklamasını yaptı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"GENİŞLEMENİN SEYRİNİ ÜÇ ÜLKENİN ORTAK TUTUMU BELİRLEYECEK"<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Mısır'ın neden anlaşmaya dahil olmadığı sorusu üzerine Yılmaz, "Genişlemenin seyrini üç ülkenin ortak tutumu belirleyecek. Neden olmasın? Tabii ki Mısır çok değerli bir ülke, çok önemli bir güç. Askeri olarak da coğrafi olarak da nüfus itibarıyla da. Dolayısıyla önümüzdeki süreçlerde yeni katılımlar da olabilir bu yapıya. Buna açık bir yapı. Ama bunu üç ülke birlikte değerlendirerek kararlaştıracak." dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yılmaz, güvenlik işbirliğinin aynı zamanda ekonomik işbirliğini de güçlendireceğine inandığını dile getirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Güvenliğin sınırlarda başlamadığının altını çizen Yılmaz, "Çok daha geniş küresel ve bölgesel bağlantılar içinde güvenliğiniz oluşuyor. Dolayısıyla Türkiye, bir taraftan kendi savunma sanayisini, ekonomisini, kurumsal yapısını geliştirerek güvenliğini arttırırken bir taraftan da ittifaklarını genişletiyor. Ama bir taraftan da caydırıcı ve güçlü bir ülke olarak bu rolünü hem bölgesel düzeyde hem küresel düzeyde güçlü bir aktör olarak yerine getirmeye devam edecek." ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yılmaz, işbirliğinin uluslararası basında "İslami NATO", "Sünni ittifakı" şeklinde tanımlanmasına ilişkin soruya, "Doğru bulmuyorum açıkçası. İsmi neyse onunla bakmak lazım. Bu Mekke Antlaşması ve bir bölgesel güvenlik anlaşması. Elbette üç ülkede nüfusunun büyük bir bölümü Müslüman olan ülkeler. İslam dünyasının da baktığınız zaman maalesef çatışmaların, son dönemde özellikle yaşanan birçok çatışmanın odağında olduğunu ve ciddi bir güvenlik ihtiyacı içinde olduğunu görüyoruz. Bu anlamda bu yapılanma, inşallah tüm İslam dünyası için de insanlık için de daha fazla barışa daha fazla huzura vesile olur." yanıtını verdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"KAAN DA BAŞKA PROJELER DE OLABİLİR"<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Milli muharip uçak KAAN'ın olgunlaşma sürecine Suudi Arabistan'dan ortaklık veya bir finans katkısı olup olmayacağı sorusu üzerine Yılmaz, şunları kaydetti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Kesinlikle olabilir, neden olmasın. Amerika Birleşik Devletleri F35'i yaparken kaç tane ülkeyi kattı işin içine? Bu kadar büyük ekonomik gücü olduğu halde. Dolayısıyla geldiğimiz noktada bu tür yüksek maliyet, geniş pazar, ciddi bir katkı gerektiren projelerde platformlar oluşturmak ve olabildiğince çok dost ve kardeş ülkeyi bu sürece dahil etmek çok anlamlı. Teknolojik olarak da ekonomik olarak da pazarlama imkanları bakımından da Türkiye de bu noktada belli bir eşiğe gelmiş durumda. KAAN da başka projeler de olabilir. Ürün bazında birçok ülkeyi işin içine katan, sorumlulukları paylaşan, aynı zamanda hepsinin de katkısını alarak projelerin niteliğini artıran bir çabanın çok doğru olacağını düşünüyorum."<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"BU İŞBİRLİĞİNİN SURİYE'DE DE ÇOK OLUMLU YANSIMALARI OLACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM"<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Suriye'nin yeniden yapılanmasında Türkiye ve Suudi Arabistan'ın rolünün sorulması üzerine Yılmaz, "Zaten o süreç başladı. Yaptırımların kaldırılmasında birtakım kritik altyapı yatırımlarında zaten belli işbirlikleri başladı. Önümüzdeki dönem Suriye'nin istikrarı Türkiye'nin istikrarı demek aslında. Bunun bize ne kadar büyük maliyetler ürettiğini geçmişte hep birlikte yaşadık. Suriye bizim tarihsel olarak çok yakın bir ülkemiz. Oradaki insanlarla çok köklü tarihi, kültürel ilişkilerimiz var. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde Suriye'de de bu işbirliğinin çok olumlu yansımaları olacağını, Irak'ta hakeza olumlu yansımaları olacağını düşünüyorum. Etrafımızdaki ülkeler ne kadar istikrarlı hale gelirse, refah düzeyleri ne kadar artarsa Türkiye olarak biz de yukarı gideriz." ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yılmaz, "Pakistan'ın da anlaşmada yer alması Türkiye'nin nükleer öğrenme kapasitesini geliştirmeye katkı verecek mi?" sorusunu şöyle yanıtladı:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Savunma anlamında her konuda daha yakın iş birliği olacağını... Elbette tecrübe paylaşımı, iş birliği, çeşitli düzeylerde artık bu ülkelerin orduları, askeri yapıları arasında çok daha yakın bir diyalog olacaktır. Karşılıklı yapabilecekleri tecrübe paylaşımları olacaktır. Standartlarını yakınlaştırma, benzer standartları sağlamak, birlikte çalışabilirliği artırıcı birtakım hazırlıklar yaşanacaktır. Bunlar askeri olarak yürütülecek süreçlerdir."<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 12:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/mekke-anlasmasi-natoya-alternatif-degil-1786182613.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mekke Anlaşması dünyada nasıl karşılandı</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/mekke-anlasmasi-dunyada-nasil-karsilandi-1598</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/mekke-anlasmasi-dunyada-nasil-karsilandi-1598</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye'nin Suudi Arabistan ve Pakistan'la imzaladığı bölgesel savunma paktı, özellikle Orta Doğu ve Asya'da yankı uyandırdı. ABD'nin ve İsrail'in İran'a saldırılarıyla başlayan savaşta İran'ın başta Körfez ülkeleri olmak üzere bölgede ABD üssü bulunan ülkelere düzenlediği saldırıların bölgeyi istikrarsızlaştırması; arabulucu ülkeler Pakistan ve Türkiye'nin Suudi Arabistan'la daha yakın bir bağ kurması sonucunu ortaya koydu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Türkiye'nin Suudi Arabistan ve Pakistan'la imzaladığı bölgesel savunma paktı, özellikle Orta Doğu ve Asya'da yankı uyandırdı. ABD'nin ve İsrail'in İran'a saldırılarıyla başlayan savaşta İran'ın başta Körfez ülkeleri olmak üzere bölgede ABD üssü bulunan ülkelere düzenlediği saldırıların bölgeyi istikrarsızlaştırması; arabulucu ülkeler Pakistan ve Türkiye'nin Suudi Arabistan'la daha yakın bir bağ kurması sonucunu ortaya koydu.<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan, ABD/İsrail - İran Savaşı nedeniyle uzun süredir bölgesel karışıklık ve istikrarsızlık yaşanan bir dönemde ortak bir savunma anlaşmasına imza attı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Suudi Arabistan merkezli bir düşünce kuruluşu olan Körfez Araştırma Merkezi Başkanı Abdulaziz Sager, "Zirvenin siyasi sembolizmi önemli. Müslüman dünyasının en etkili üç devleti, artan belirsizlik döneminde bir araya geliyor ve bu da bölgesel ve orta güçler arasında güvenlik konularında daha yakın koordinasyon kurma isteğinin arttığını gösteriyor" dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sager, "Eğer kurumsallaştırılır ve somut işbirliğine dönüştürülürse, üçlü çerçeve, üç ülkenin kolektif diplomatik ve savunma ağırlığını güçlendirirken, daha bölgesel odaklı bir güvenlik mimarisinin ortaya çıkmasına da katkıda bulunabilir" ifadesini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Anlaşma, yaklaşık bir yıllık müzakerelerin ardından geldi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Orta Doğu'da süren savaşlar Suudi Arabistan'ın, petrol ihracatını ve kalkınma planlarını tehlikeye atarken, uzun süredir devam eden ABD güvenlik şemsiyesinin güvenilirliği konusunda büyük sorular ortaya çıkardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Riyad, İran'ın vekil güçlerinden ortak saldırı bekliyor<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Üst düzey bir Suudi yetkilisi hem Irak milislerinden hem de İran gözetimindeki Husilerden yakın zamanda koordineli saldırılar beklendiğini belirterek, Riyad'ın bu nedenle ittifaklarını genişletmeye odaklandığını vurguladı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Uzmanlar anlaşmayı Türkiye'nin güçlü savunma sanayi ve Suudi Arabistan'ın teknolojik harcama katkılarıyla besleyebileceği bir anlaşma olarak yorumluyor. Pakistan ise nükleer silahı bulunan tek Müslüman ülke.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Körfez ülkesi Kuveyt de, Güney Asya ülkesiyle enerji iş birliği ve yatırım karşılığında Pakistan ile genişletilmiş bir savunma anlaşması için görüşmeler yürütüyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İsrail tarafı, Reuters'ın anlaşmaya ilişkin sorularını yanıtsız bıraktı. Anlaşmanın destekçisi olmayan bir diğer taraf da Pakistan'la arasında sık sık sorunlar çıkan Hindistan.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 09:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/mekke-anlasmasi-dunyada-nasil-karsilandi-1786170698.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çerçeve yasa komisyonda</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/cerceve-yasa-komisyonda-1589</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/cerceve-yasa-komisyonda-1589</guid>
                <description><![CDATA[Terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda, Meclis'e sunulan "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" bugün Adalet Komisyonu'nda görüşülmeye başlanacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda, Meclis'e sunulan "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" bugün Adalet Komisyonu'nda görüşülmeye başlanacak.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" bugün Adalet Komisyonu'nda ele alınacak.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Adalet Komisyonu, saat 15.30'da Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'ni görüşecek.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, yürütme ve yürürlük hükümleriyle toplam 12 maddeden oluşuyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">KOMİSYON GÖRÜŞMELERİ BAŞLIYOR<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, "Terörsüz Türkiye" süreci kapsamında hazırlanan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin komisyon görüşmelerine 7 Ağustos Cuma günü başlanacağını bildirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Adalet Komisyonu'ndaki görüşmelerin ardından teklif, TBMM Genel Kuruluna sevk edilecek. Teklifin bu hafta yasalaşması bekleniyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">YASANIN İÇERİĞİ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Çerçeve yasa olarak da bilinen "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun" Teklifi, 12 maddeden oluşuyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Düzenleme kapsamında kasten öldürme suçları ile Haziran 2005 öncesinde müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçlara ilişkin soruşturmalar kapsam dışında tutulacak.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kanun kapsamına giren kişiler hakkında yapılacak değerlendirmelerin, halen soruşturma ve kovuşturmaların yürütüldüğü merciler tarafından yapılacak.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sürecin takibi ise Adalet, Dışişleri ve İçişleri bakanları, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, MİT Başkanı ve MGK Genel Sekreteri'nden oluşan kurul tarafından gerçekleştirilecek.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Başvuru süreci 6 ay olacak.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">TERÖRÜN 40 YILLIK MALİYETİ 2,3 TRİLYON DOLAR<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, "Milli Dayanışma" etiketiyle iletişim kampanyasında bulundu. Kampanya kapsamında hazırlanan video ve infografiklerde, 40 yıl boyunca terörle mücadelenin ülke ekonomisine toplam maliyetinin 2,3 trilyon dolar olduğu vurgulanırken, bu kaynağın farklı alanlarda değerlendirilmesi halinde Türkiye'nin ulaşabileceği yatırım kapasitesi örneklerle anlatıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Paylaşımlarda "Milli Dayanışma" etiketi öne çıkarken, "Terörsüz Türkiye" hedefinin ekonomik kalkınma, refah ve toplumsal bütünleşme açısından taşıdığı öneme dikkat çekildi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının sosyal medya hesaplarından yapılan açıklamada, terörün yalnızca güvenliği değil, ekonomik kalkınmayı ve toplumsal refahı da hedef aldığı belirtildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MSB: STRATEJİK BİR VİZYON<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Milli Savunma Bakanlığı (MSB), "Terörsüz Türkiye vizyonu doğrultusunda, terörün tamamen ve kalıcı şekilde gündemden çıkarılması yalnızca ülkemizin değil, bölgemizin de barış, güvenlik ve istikrarına önemli katkılar sağlayacaktır. Bu yönüyle Terörsüz Türkiye, ulusal güvenliği güçlendiren ve bölgesel istikrara katkı sunan stratejik bir vizyondur" açıklamasını yaptı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MGK BİLDİRİSİNDEN: TARİHİ BİR MERHALE<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Milli Güvenlik Kurulu (MGK) bildirisinde, "Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedeflerine ulaşma yolunda kaydedilen ilerlemeler ele alınmış, ülkemizin ve bölgemizin güvenlik, istikrar ve refahının teminat altına alınması istikametinde tarihi bir merhaleyi teşkil eden çalışmaların müteakip aşamalarına ilişkin istişarelerde bulunulmuştur." ifadelerine yer verildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ERDOĞAN: MİLLİ BİRLİĞİMİZİ PERÇİNLEYECEK<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin geniş bir mutabakatla TBMM'ye sunulduğunu belirterek, düzenlemenin millî birlik ve beraberliği güçlendirmesini temenni etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erdoğan, “Türkiye’yi terör tehdidinden kalıcı olarak kurtarmayı, millî birlik ve beraberliğimizi perçinlemeyi, ülkemizde ve bölgemizde huzur iklimini güçlendirmeyi hedefleyen bu adımın hayırlara vesile olmasını diliyorum” dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">KURTULMUŞ: YENİ DÖNEMİN KAPISI ARALANACAK<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin TBMM Başkanlığı'na sunulmasına ilişkin, "Bu adım; siyasi ve fikri iklimin değişmesiyle, Cumhuriyetimizin ikinci asrında ülkemizin önüne yeni imkanlar ve fırsatlar sunacak, demokrasimizin güçlenmesini, milletimizin refahının artmasını, güven ve kardeşliğin pekişmesini sağlayarak yeni bir dönemin kapısını aralayacaktır" dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">YILMAZ: TUZAKLARI BOŞA ÇIKARMAYA DEVAM EDECEĞİZ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Sayın Cumhurbaşkanımızın dirayetli liderliğinde Türkiye Yüzyılı vizyonu ile terörsüz bir Türkiye ortamında demokrasi ve kalkınma yolunda standartlarımızı yükseltmeye, güçlü iç cephemiz ile bölgemizdeki emperyalist tuzakları boşa çıkarmaya devam edeceğiz” dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">BAHÇELİ: 86 MİLYON KAZANMIŞTIR<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Terörsüz Türkiye" süreci kapsamında hazırlanan çerçeve yasaya ilk imzayı attı. Bahçeli, "Bu imzayla bin yıllık kardeşliğimiz bir kez daha tescillenmiştir. Türk’üyle, Kürt’üyle, dili ve kimliği ne olursa olsun herkes kazanmıştır. 86 milyon vatandaşımız ve Orta Doğu halkları kazanmıştır" dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ÖZEL: GENEL VE İLKESEL TUTUMUMUZA UYGUN DAVRANACAĞIZ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, "Daha sonra da Meclis Genel Kuruluna geldiğinde de Yeni Parti olarak ilk günden beri takındığımız genel ve ilkesel tutumumuza uygun olarak davranacağız. Ama bu vakitten sonra gidip kanun teklifine imza atma gibi bir niyetimiz, çabamız yok. Komisyonda tutanaklar ve tarih önünde sözümüzü Yeni Parti olarak söyleyeceğiz. Geldiğinde de Genel Kurul aşamasına da katılacağız ve oyumuzu kullanacağız." ifadesini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">DEM PARTİLİ DOĞAN: YENİ DÖNEMİN İLK ADIMI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, Meclis’e sunulan çerçeve yasa teklifinin Türkiye’de barış ve demokratik siyasetin güçlenmesi açısından tarihi bir adım olduğunu belirtti. Doğan, teklifin silahlı çatışma zemininden hukuk ve demokratik siyaset zeminine geçişte yeni bir dönemin başlangıcını oluşturduğunu ifade ederek, sürecin tüm siyasi partilerin ve toplumun ortak sorumluluğunda ilerlemesi gerektiğini vurguladı. Bu yasanın Türkiye için artık yeni bir kapıyı araladığını vurgulayan Doğan, süreci tüm Türkiye'nin ele alması gerektiğini sözlerine ekledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">DERVİŞOĞLU: KABUL ETMEYECEĞİZ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, çerçeve yasaya ilişkin, "Çerçeve yasa olarak adlandırılan ihanet belgesini asla ve kat'a kabul etmeyeceğiz." dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MADDELER<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Amaç ve kapsam</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MADDE 1-&nbsp;(1) Bu Kanunun amacı, PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesidir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(2) Bu Kanun hükümleri, PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 7/2/2013 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçları kapsar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Tanımlar</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MADDE 2-&nbsp;Kanunun kapsamı yalnızca PKK/KCK terör örgütü ve bu örgütle bağlantılı oluşumlarla sınırlandırılmıştır. Bu doğrultuda sadece ilgili örgütün faaliyeti kapsamında veya lehine işlenen suçlar Kanun kapsamında ertelenebilecektir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aşağıda belirtilen haller Kanun kapsamı dışındadır:<o:p></o:p></p><ul><li class="MsoNormal" style="mso-list:l0 level1 lfo1;tab-stops:list 36.0pt;">a) Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu,<o:p></o:p></li><li class="MsoNormal" style="mso-list:l0 level1 lfo1;tab-stops:list 36.0pt;">b) 1/6/2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlar ile bu tarihten önce işlenmiş olup verilen müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları,<o:p></o:p></li><li class="MsoNormal" style="mso-list:l0 level1 lfo1;tab-stops:list 36.0pt;">c) Örgüt mensuplarının şahsi suçları,<o:p></o:p></li><li class="MsoNormal" style="mso-list:l0 level1 lfo1;tab-stops:list 36.0pt;">ç) Diğer terör örgütlerinin faaliyetleri ve genel adlî suçlar.<o:p></o:p></li></ul><p class="MsoNormal"><i>Soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesi</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MADDE 3-&nbsp;Örgütün faaliyeti kapsamında veya lehine işlenen suçlar bakımından;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">a) Üst sınırı 15 yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlara ilişkin yürütülen soruşturma ve kovuşturmaların 5 yıl süreyle,<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">b) Üst sınırı 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlara ilişkin yürütülen soruşturma ve kovuşturmaların ise 10 yıl süreyle, ertelenmesi öngörülmektedir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erteleme kararı, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde ise yargılamayı yürüten mahkeme tarafından verilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erteleme süresi boyunca dava zamanaşımı işlemez. Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde ise mahkeme tarafından verilen erteleme kararlarına karşı itiraz yoluna başvurulabilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erteleme süresi içerisinde terör suçlarından herhangi birinin işlenmesi hâlinde, erteleme kararı kaldırılarak soruşturma ve kovuşturmaya devam olunur. Bu kapsamda yürütülen yargılama sonucunda verilen mahkûmiyet kararının infazı, bu Kanun hükümleri uyarınca ertelenemez.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erteleme süresinin herhangi bir terör suçu işlenmeksizin tamamlanması hâlinde ise kovuşturmaya yer olmadığı kararı veya düşme kararı verilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından önce işlenmiş olmakla birlikte bu Kanun kapsamına giren suçlara ilişkin, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından sonra soruşturma başlatılması, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında oluşturulacak Kurulun iznine tabi olacaktır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Koruma tedbirleri ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MADDE 4-&nbsp;(1) 3'üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlardan dolayı verilmiş olan tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirleri, soruşturma veya kovuşturmanın bulunduğu evredeki yetkili hâkim veya mahkeme ile bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili ceza dairesi tarafından değerlendirilir ve koşullarının bulunması halinde bu tedbirlerin kaldırılmasına karar verilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(2) 3'üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili istinaf veya temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında bozma kararı verilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Erteleme kararlarının kaydedilmesi ve yeniden suç işlenmesi</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MADDE 5-&nbsp;(1) 3'üncü madde uyarınca verilen erteleme kararları, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, 2'nci fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(2) Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, erteleme kararı kaldırılarak soruşturma ve kovuşturmaya devam olunur. Mahkûmiyet halinde verilen cezanın infazı, 6'ncı madde uyarınca ertelenmez ve mahkûmiyet hükümlerinin tüm sonuçları doğar. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde kovuşturma yapılmasına yer olmadığı veya düşme kararı verilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MADDE 6-&nbsp;(1) Örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçundan mahkûm olanlar ile 1/6/2005 tarihinden önce işlenen suçlar nedeniyle müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar hariç olmak üzere, 1 inci madde kapsamına giren suçlardan;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">a) Toplam 15 yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazı 5 yıl süreyle,<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">b) Toplam 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazı 10 yıl süreyle, infaz hâkiminin kararıyla ertelenir. Bu fıkranın uygulanması, müsadere kararlarının yerine getirilmesini engellemez. Erteleme süresi içinde ceza zaman aşımı işlemez.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(2) Birinci fıkra uyarınca infaz hâkimi tarafından verilen erteleme kararlarına karşı itiraz edilebilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(3) Birinci fıkra uyarınca verilen erteleme kararları, 5'inci maddenin birinci fıkrasına göre oluşturulan sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, dördüncü fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(4) Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, infaz hâkimi tarafından erteleme kararı kaldırılarak cezanın infazının devamına karar verilir. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde verilen ceza infaz edilmiş sayılır. Erteleme kararlarının takibi Cumhuriyet başsavcılıklarınca yapılır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Takip, koordinasyon ve uygulama</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MADDE 7-&nbsp;(1) Bu Kanun kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesi; Kanunun Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden müteşekkil Kurul tarafından yapılır. İhtiyaç halinde Kurul tarafından; alt komisyonlar oluşturulabilir, bakanlık, kurum ve kuruluşların temsilcileri ile gerekli görülen kişiler Kurul ve komisyon toplantılarına davet edilebilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(2) Kurul tarafından, sürecin örgüt nezdindeki ilerlemesini sağlamak üzere alt komisyonlarda görevlendirme yapılabilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(3) 1'inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben bu Kanunun amacı ve kapsamı doğrultusunda; örgütün tamamen tasfiyesi ve bu duruma ilişkin gözlem raporları uyarınca dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirme yapılabilir. Kurulun gerekli görmesi halinde adlî, idarî ve yasal düzenlemeler konusunda talepte bulunulur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(4) Bu Kanun uyarınca verilen erteleme kararları, 1'inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirilir ve gerekli görülmesi halinde;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">a) Soruşturma ve kovuşturmalar nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, sulh ceza hâkimliğinden veya mahkemesinden,<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">b) Mahkûmiyet hükümleri nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, infaz hâkimliğinden,<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kurul tarafından talep edilir. Talep hakkında ilgili mercii tarafından karar verilir. Bu kararlara karşı itiraz edilebilir. Bu fıkranın (b) bendi uyarınca talepte bulunulabilmesi için 5 yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından kararın verildiği tarihten itibaren 2 yıl, 10 yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından ise 3 yıl geçmiş olması gerekir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(5) Kurul, çalışmaları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini düzenli olarak bilgilendirir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere İzleme Komisyonu kurulur. İzleme Komisyonu, bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izler ve tavsiyelerde bulunabilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(6) Kurulun sekreterya hizmetleri Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından yerine getirilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Silah ve malzeme teslimi</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MADDE 8-&nbsp;(1) Bu Kanun kapsamındaki örgüt mensuplarının beraberinde getirdikleri yahut beyan ettikleri silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzeme kayıt altına alınır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(2) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, güvenlik kurumlarının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından belirlenir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Süre</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MADDE 9-&nbsp;(1) Bu Kanun hükümleri, 1'inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben 6 ay içinde bu Kanun hükümlerinden yararlanmak istediğini bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara yazılı olarak bildirenlere uygulanır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Görev ve sorumluluk<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MADDE 10-&nbsp;(1) Bu Kanun kapsamında verilen görevler, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca ivedilikle yerine getirilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(2) Bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukukî, idarî veya cezaî sorumluluğu doğmaz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Yürürlük</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MADDE 11- (1)&nbsp;Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Yürütme</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MADDE 12- (1)&nbsp;Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 09:12:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/cerceve-yasa-komisyonda-1786083233.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dördüncü sıradayız</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/dorduncu-siradayiz-1586</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/dorduncu-siradayiz-1586</guid>
                <description><![CDATA[Dünyanın en güçlü istihbarat servisleri belirlendi. MİT, teknoloji ve sınır ötesi operasyon gücüyle önemli bir sıraya konumlandı. İşte detaylar...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Dünyanın en güçlü istihbarat servisleri belirlendi. MİT, teknoloji ve sınır ötesi operasyon gücüyle önemli bir sıraya konumlandı. İşte detaylar...<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Siber savaşlar ve yapay zeka istihbarat dünyasındaki güç dengelerini yeniden şekillendiriyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yapay zeka modeli Gemini, açık kaynak verilerini inceleyerek dünyanın en güçlü istihbarat teşkilatlarını sıraladı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Zirvenin ilk sırasında küresel operasyon gücü ve teknolojik altyapısıyla ABD’nin CIA teşkilatı yer aldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Köklü diplomatik ağı ve stratejik analiz kapasitesiyle Birleşik Krallık’tan MI6 ikinci sıraya yerleşti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Geniş siber istihbarat ağı ve insan kaynağıyla öne çıkan Çin’in MSS kurumu ise üçüncü oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MİT, dördüncü sırada gösterilerek üst sıralardaki yerini sağlamlaştırdı. Yapay zeka analizinde MİT’in teknolojik dönüşümü, terörle mücadeledeki başarısı ve sınır ötesi operasyon kabiliyeti öne çıkarıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Beşinci sıradaki İsrail’in Mossad teşkilatını, karşı istihbarat gücüyle Rusya’nın SVR ve FSB servisleri izledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bölgesel faaliyetleriyle Fransa’dan DGSE yedinci, Hindistan’dan RAW sekizinci sırada yer buldu. Listenin son iki sırasını ise elektronik istihbaratıyla Almanya’dan BND ve bölgesel etkinliğiyle Pakistan’dan ISI paylaştı.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 10:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/dorduncu-siradayiz-1786002815.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye&#039;nin hamleleri İsrail&#039;de yankılandı</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/turkiyenin-hamleleri-israilde-yankilandi-1584</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/turkiyenin-hamleleri-israilde-yankilandi-1584</guid>
                <description><![CDATA[İsrail'in önde gelen ekonomi gazetelerinden Globes, Türkiye'nin enerji, diplomasi ve güvenlik alanlarında attığı adımları kapsamlı bir analizle değerlendirdi. Gazete, Ankara'nın Orta Doğu'da artan etkisinin İsrail'de yakından takip edildiğini yazdı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">İsrail'in önde gelen ekonomi gazetelerinden Globes, Türkiye'nin enerji, diplomasi ve güvenlik alanlarında attığı adımları kapsamlı bir analizle değerlendirdi. Gazete, Ankara'nın Orta Doğu'da artan etkisinin İsrail'de yakından takip edildiğini yazdı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye'nin Irak'tan, Lübnan'dan enerji koridorlarına uzanan çok yönlü stratejisinin, Tel Aviv tarafından dikkatle takip edildiği kaydedildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İsrail'in önde gelen ekonomi gazetelerinden Globes, Türkiye'nin Orta Doğu'da enerji, diplomasi ve güvenlik alanlarında izlediği stratejiyi kapsamlı bir analizle değerlendirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Globes analizinde, enerji projelerinden diplomatik temaslara kadar uzanan girişimlerin Ankara'nın bölgedeki ağırlığını güçlendirdiği değerlendirmesine yer verildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Haberde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türkiye'nin yalnızca güvenlik politikalarıyla değil, enerji koridorları, ekonomik yatırımlar ve diplomatik temaslarla da Orta Doğu'daki etkisini artırdığı ifade edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gazete, Türkiye'nin son yıllarda sadece askeri kapasitesiyle değil; enerji, ulaştırma, ekonomi ve diplomasi alanlarında attığı adımlarla da bölgede daha görünür bir aktöre dönüştüğünü belirtti. Ankara'nın farklı alanlarda eş zamanlı yürüttüğü girişimlerin, birbirini tamamlayan kapsamlı bir stratejinin parçaları olduğu vurgulandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"ENERJİ GEÇİŞ MERKEZİ OLMAYI AMAÇLIYOR"<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analizde, Türkiye'nin enerji alanındaki uzun vadeli hedeflerine geniş yer ayrıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Doğal gaz ve petrolde dışa bağımlılığını azaltma hedefinde olan Türkiye, yıllardır boru hatları ve enerji altyapısına yatırım yapıyor. Böylelikle Ankara, üretici olmaktan ziyade bölgenin en önemli enerji geçiş merkezlerinden biri olmayı amaçlıyor." ifadeleri kullanıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gazete, Rusya'nın Türkiye'nin en büyük enerji tedarikçisi olmayı sürdürdüğünü aktarırken, Ankara'nın bu bağımlılığı yönetebilmek ve enerji güvenliğini artırabilmek için alternatif ticaret ve ulaştırma koridorlarına ağırlık verdiğini yazdı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">IRAK İLE ENERJİ İŞ BİRLİĞİNE DİKKAT ÇEKİLDİ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Globes, Irak ile geliştirilen enerji iş birliğini Türkiye'nin son dönemdeki en dikkat çekici adımlarından biri olarak değerlendirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analize göre, İran ile yaşanan gerilim nedeniyle Hürmüz Boğazı'nda oluşan belirsizlik, Ankara'nın uzun süredir üzerinde çalıştığı projeleri hızlandırması için yeni bir fırsat oluşturdu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Haberde, Türkiye'nin yaklaşık üç yıl önce gündeme getirdiği ve Basra Körfezi'ni Türkiye üzerinden Avrupa'ya bağlamayı hedefleyen Kalkınma Yolu Projesi'ne dikkat çekildi. Yaklaşık 17 milyar dolarlık yatırımla hayata geçirilmesi planlanan koridorun, Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru'na (IMEC) alternatif olarak değerlendirildiği aktarıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gazete, Ankara'nın Irak yönetimine petrol ihracatını Türkiye üzerinden artırma önerisinde bulunduğunu, Kerkük-Ceyhan Boru Hattı'nın yeniden daha etkin kullanılmasının gündeme geldiğini yazdı. Analize göre, günlük yaklaşık 170 bin varil seviyesindeki sevkiyatın ilk etapta 750 bin varile, ilerleyen dönemde ise 1,5 milyon varile çıkarılması hedefleniyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Haberde ayrıca, İngiliz enerji şirketi BP ile Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) arasında Kerkük'teki enerji sahalarına ilişkin yapılan anlaşmaya da yer verildi. Globes, Ankara'nın hem Irak'ın yatırım ihtiyacını hem de yeni ihracat güzergahı arayışını değerlendirdiği yorumunu yaptı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">LÜBNAN TEMASLARI DA ANALİZDE YER ALDI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İsrail gazetesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile Ankara'da gerçekleştirdiği görüşmeye de geniş yer verdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analizde, Türkiye'nin yalnızca diplomatik ilişkileri geliştirmeyi değil, Lübnan'ın yeniden imarına katkı sağlamaya hazır olduğu yönündeki mesajlarının da öne çıktığı aktarıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü'nün (UNIFIL) görev süresine ilişkin tartışmalar sürerken, Türkiye'nin olası katkılarının da İsrail tarafından yakından takip edildiği belirtildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gazete, Lübnan'da oluşabilecek yeni güvenlik mimarisine ilişkin Avrupa ülkeleri, NATO, Arap ülkeleri ve Türkiye'nin adının birlikte anıldığına dikkat çekti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analizde ayrıca, Erdoğan'ın iki ülke ilişkilerinin geliştirilmesine yönelik açıklamalarına ve Türkiye'nin Lübnan'ın yeniden imarı için destek vermeye hazır olduğuna ilişkin mesajlarına da yer verildi. Globes, Ankara'nın Lübnan-Suriye diyaloğunu destekleyen yaklaşımını da öne çıkan başlıklar arasında gösterdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İSRAİLLİ UZMANDAN TÜRKİYE DEĞERLENDİRMESİ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analizde görüşlerine yer verilen İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü (INSS) kıdemli araştırmacısı Dr. Galia Lindenstrauss, Hürmüz Boğazı'ndaki belirsizliğin Ankara'nın Bağdat ile ilişkilerini güçlendirmek için önemli bir fırsat yarattığını belirtti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Lindenstrauss, Türkiye'nin son dönemde geçmişe kıyasla daha cesur hamleler yaptığını değerlendirirken, Bağdat ile artan ilişkilerin bölgedeki dengeleri etkileyebileceğini ifade etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İsrailli uzman, Lübnan'da ise Ankara'nın giderek artan ilgisinin dikkat çekici olduğunu ancak bu ilginin uzun vadeli hedeflerinin henüz tam olarak netleşmediğini söyledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"İSRAİL'DE YAKINDAN TAKİP EDİLİYOR"<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Globes, analizinin sonunda Türkiye'nin enerji, ulaştırma, diplomasi ve güvenlik alanlarında attığı adımların birbirini tamamlayan geniş kapsamlı bir stratejinin parçaları olduğunu yineledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gazete, Ankara'nın Irak, Suriye ve Lübnan'da artan diplomatik ve ekonomik temaslarının İsrail'de yakından izlendiğini belirtirken, Türkiye'nin Orta Doğu'da üstlendiği rolün bölgesel dengeler üzerindeki etkisinin önümüzdeki dönemde de tartışılmaya devam edeceği değerlendirmesinde bulundu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analizde öne çıkan ortak değerlendirme ise&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/turkiye" target="_blank">Türkiye</a>'nin son yıllarda yalnızca askeri alanda değil; enerji koridorlarından ulaştırma projelerine, ekonomik yatırımlardan diplomatik girişimlere kadar birçok başlıkta eş zamanlı adımlar atarak bölgedeki etkinliğini artırdığı yönünde oldu. Ankara'nın Irak, Suriye ve Lübnan ekseninde izlediği politikaların,&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/israil" target="_blank">İsrail</a>'de bölgesel dengeler açısından dikkatle takip edilen gelişmeler arasında yer aldığı ifade edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 09:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/turkiyenin-hamleleri-israilde-yankilandi-1785996665.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İlhami Güler: Muhafazakarların ahlakı zayıf</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/ilhami-guler-muhafazakarlarin-ahlaki-zayif-1571</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/ilhami-guler-muhafazakarlarin-ahlaki-zayif-1571</guid>
                <description><![CDATA[İlhami Güler’in Karar Gazetesinde yayınlanan yazısına ilmi bir değerlendirmede bulunan Dr. Mehmet Yavuz, Güler’e şu sözlerle cevap verdi: “Herhangi bir düşünce sistemi, onu eksik veya yanlış temsil eden insanların davranışları üzerinden değerlendirilemez. Bir hekimin etik dışı davranması tıp ilmini geçersiz kılmaz. Bir hâkimin adaletsiz karar vermesi hukuk fikrini değersizleştirmez. Aynı şekilde bazı Müslümanların dini yanlış yaşaması da Kur'an-ı Kerim'i, sahih Sünnet'i ve Ehl-i sünnet ilmî geleneğini mahkûm etmeye yetmez.”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;"><i><strong>Karar Gazetesi'nde Prof. Dr. İlhami Güler'in kaleme aldığı yazı üzerine ilmî bir değerlendirme</strong></i></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;"><i><strong>Dr. Mehmet Yavuz…<o:p></o:p></strong></i></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bugün itibariyle Karar Gazetesi'nde Prof. Dr. İlhami Güler imzasıyla yayımlanan ve muhafazakâr dindarlık ile ahlâk arasındaki ilişkiyi sorgulayan yazıyı dikkatle okudum. Yazıda dile getirilen bazı eleştirilerin üzerinde ciddiyetle durulması gerektiğine inanıyorum. Zira ibadet ettiği hâlde kul hakkını gözetmeyen, dinî kimliğiyle öne çıktığı hâlde adaletten uzaklaşan, dini ahlâkî bir dönüşümden ziyade kimlik göstergesine indirgeyen anlayışların eleştirilmesi, Kur'an-ı Kerim'in ve Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) çağrısıyla da örtüşmektedir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Ne var ki, haklı tespitlerden hareketle ulaşılan bazı sonuçların hem ilmî hem de itikadî açıdan yeniden değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Çünkü söz konusu yazı, yalnızca günümüz dindarlığındaki bazı yanlış uygulamaları eleştirmekle yetinmemekte; bu problemlerin temelinde Ehl-i sünnet düşüncesini, mezhep geleneğini, ilmihal kültürünü, itikadı ve hatta ibadet merkezli din anlayışını gördüğünü ima etmektedir. Kanaatimce tam da bu noktada önemli bir kavramsal kayma ortaya çıkmaktadır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Burada şu temel soruyu sormak zorundayız:<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bugün bazı Müslümanların dini yanlış temsil etmesi, gerçekten Ehl-i sünnet ilmî geleneğinin bir sonucu mudur; yoksa o geleneğin doğru anlaşılmamasının ve gereği gibi yaşanmamasının bir sonucu mudur?<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İşte bu yazının hareket noktası bu sorudur.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Çünkü bir düşünceyi, onu temsil ettiğini söyleyen bazı insanların yanlış uygulamaları üzerinden mahkûm etmek, ilmî metodoloji açısından sağlıklı bir yaklaşım değildir. Nasıl ki tıp ilmi, etik dışı davranan bir hekimin hatalarıyla yargılanamazsa; hukuk, adaletsiz karar veren bir hâkim sebebiyle değersiz görülemezse; İslâm'ın asırlar boyunca teşekkül etmiş ilmî mirası da onu eksik veya yanlış temsil eden insanların uygulamaları üzerinden değerlendirilemez.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Ehl-i sünnet geleneği, yaklaşık on dört asır boyunca Kur'an-ı Kerim'i, Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) Sünnetini, sahabenin anlayışını ve ümmetin ilmî tecrübesini birlikte okuyarak oluşmuş büyük bir ilim ve medeniyet havzasıdır. Elbette bu uzun tarih içerisinde hatalar da olmuştur, taassuplar da yaşanmıştır, zaman zaman şekilcilik de öne çıkmıştır. Ancak bunlar, geleneğin kendisini değil; onu temsil eden insanların zaaflarını gösterir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bir başka ifadeyle, Müslümanların krizi ile İslâm'ın krizi, dindarların kusurları ile Ehl-i sünnetin esasları aynı şey değildir. Bu ayrım yapılmadığında, eleştiri haklı olmaktan çıkar; tarihî ve ilmî bir genellemeye dönüşür.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bu yazı, herhangi bir şahsı hedef almak için değil; Ehl-i sünnet itikadına ve İslâm'ın asırlık ilmî birikimine yöneltilen bazı değerlendirmeleri Kur'an-ı Kerim, sahih Sünnet ve klasik İslâm ilim geleneği çerçevesinde yeniden ele almak amacıyla kaleme alınmıştır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Çünkü eleştiri ilmin ayrılmaz bir parçasıdır. Ancak ilmî eleştirinin ilk şartı, eleştirilen düşünceyi doğru temsil etmektir. Aksi hâlde, tartışılan şey artık hakikat değil; hakikatin zihinde oluşturulmuş bir tasviri olur.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bu sebeple, aşağıdaki satırlarda tek tek şu soruların cevabını arayacağız:<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Gerçekten Ehl-i sünnet düşünmeyi terk edip taklidi mi yüceltmiştir?<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İman ile itikat birbirinin alternatifi midir?<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Ehl-i sünnet kaderci bir anlayış mı üretmiştir?<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İbadet, ahlâkın önüne mi geçirilmiştir?<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Ve en önemlisi…<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bugün yaşadığımız dindarlık krizinin sebebi gerçekten Ehl-i sünnet midir; yoksa Ehl-i sünnetin inşa ettiği dengeyi kaybetmiş olmamız mıdır?<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;"><strong>Dindarlık Krizi ile İslâm'ın Krizi Aynı Şey Değildir<o:p></o:p></strong></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bir düşünceyi değerlendirirken yapılması gereken ilk şey, o düşüncenin ilkeleri ile onu temsil ettiğini söyleyen insanların uygulamalarını birbirinden ayırabilmektir. Aksi hâlde sağlıklı bir sonuca ulaşmak mümkün değildir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bugün İslâm dünyasında ahlâkî zaafların bulunduğunu inkâr etmek mümkün değildir. Kul hakkının ihmal edildiği, adaletin zedelendiği, yalanın, israfın, gösterişin ve makam hırsının dindar çevrelerde de görülebildiği acı bir gerçektir. Bu tabloyu görmezden gelmek de, din adına savunmaya çalışmak da doğru değildir. Kur'an-ı Kerim'in en ağır eleştirilerinden biri, söylediğini yapmayanlara yöneliktir: <strong>"Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?"</strong> (Saff, 61/2-3). Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ise gerçek müflisi, ibadetleri olduğu hâlde kul hakları sebebiyle ahirette iflas eden kişi olarak tarif etmiştir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Ancak buradan hareketle, yaşanan ahlâkî problemlerin kaynağını doğrudan Ehl-i sünnet düşüncesinde aramak, ilmî açıdan isabetli bir yöntem değildir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Çünkü herhangi bir düşünce sistemi, onu eksik veya yanlış temsil eden insanların davranışları üzerinden değerlendirilemez. Bir hekimin etik dışı davranması tıp ilmini geçersiz kılmaz. Bir hâkimin adaletsiz karar vermesi hukuk fikrini değersizleştirmez. Aynı şekilde bazı Müslümanların dini yanlış yaşaması da Kur'an-ı Kerim'i, sahih Sünnet'i ve Ehl-i sünnet ilmî geleneğini mahkûm etmeye yetmez.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Tam aksine, bu yanlış davranışlar çoğu zaman İslâm'ın öğrettiği ilkelerden uzaklaşmanın sonucudur.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Nitekim Ehl-i sünnet geleneği hiçbir zaman ibadeti ahlâktan, imanı salih amelden, ilmi hikmetten ve adaleti kulluktan bağımsız düşünmemiştir. İmam Mâtürîdî'den İmam Gazâlî'ye, İmam Nevevî'den İbn Âbidîn'e kadar uzanan geniş ilmî miras incelendiğinde görülecektir ki, din yalnızca birtakım ibadetlerin yerine getirilmesinden ibaret görülmemiş; doğruluk, emanet, kul hakkı, adalet, merhamet ve güzel ahlâk dinin ayrılmaz parçaları olarak kabul edilmiştir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Dolayısıyla bugün yaşadığımız kriz, İslâm'ın değil; Müslümanların krizidir. Daha doğru bir ifadeyle, İslâm'ın ilkeleri ile Müslümanların hayatı arasındaki mesafenin krizidir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bu ayrım son derece önemlidir. Çünkü teşhis yanlış konulduğunda tedavi de yanlış olacaktır. Eğer problemin kaynağını Ehl-i sünnetin temel esaslarında ararsak, çözüm adına ümmetin asırlık ilmî birikimini tartışmaya açmış oluruz. Oysa sorun, bu ilkelerin varlığı değil; hayata yeterince yansımamış olmasıdır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Kur'an-ı Kerim'in eleştirdiği şey de tam olarak budur. Allah-u Teâlâ, inananlardan sadece doğru inanmalarını değil; inandıkları gibi yaşamalarını istemektedir. Bu sebeple İslâm'ın ölçüsü, teori ile pratiğin birbirine yaklaşmasıdır. Teori eksik olduğu için değil, pratik teoriye uymadığı için kriz doğmaktadır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Kanaatimce bugün asıl tartışılması gereken soru şudur:<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;"><strong>Ehl-i sünnet neden bu kadar ahlâk üretemedi?</strong> değil,<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;"><strong>Ehl-i sünnetin asırlardır öğrettiği ahlâk neden yeterince yaşanamadı?</strong><o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bu iki soru birbirine benzese de aynı değildir. Birincisi geleneği suçlar; ikincisi insanı sorgular. Kur'an-ı Kerim'in yaklaşımı ise daima ikinci yöndedir. Allah-u Teâlâ dini değil, dini yaşamakla yükümlü olan insanı hesaba çekecektir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;"><strong>Düşünmenin Yerini Gerçekten Taklit mi Aldı?<o:p></o:p></strong></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Karar Gazetesi'nde yayımlanan yazının en dikkat çekici iddialarından biri, İslâm dünyasında düşünmenin zamanla yerini taklide bıraktığı, bunun da özellikle Sünnî gelenek içerisinde kurumsallaştığı yönündedir. Hatta yazıda mezhepler, ilmihal geleneği ve temel dinî eğitim, bireyi düşünemez hâle getiren yapılar olarak sunulmaktadır. Kanaatimce bu değerlendirme hem tarihî hem de ilmî açıdan önemli ölçüde indirgemecidir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Öncelikle şu temel ayrımı yapmak gerekir: <strong>Ehl-i sünnet hiçbir zaman aklı reddetmemiştir; aklı vahyin rehberliğinde kullanmayı esas almıştır.</strong> Kur'an-ı Kerim'de tekrar tekrar geçen <i>"Hiç düşünmez misiniz?", "Hiç akletmez misiniz?", "Hiç ibret almaz mısınız?"</i> hitapları, İslâm medeniyetinin düşünce geleneğinin de temelini oluşturmuştur. Nitekim İmam Mâtürîdî, aklı Allah-u Teâlâ'nın insana verdiği en büyük nimetlerden biri olarak görmüş; iman sorumluluğunu dahi aklın varlığıyla ilişkilendirmiştir. İmam Gazâlî ise aklı, vahyin karşısına değil; vahyin doğru anlaşılmasının vazgeçilmez vasıtalarından biri olarak değerlendirmiştir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Burada gözden kaçırılan önemli nokta şudur: <strong>Ehl-i sünnetin eleştirdiği şey düşünmek değil, usulsüz düşünmektir.</strong> Çünkü din adına konuşmanın da bir usulü vardır. Nasıl tıp, hukuk veya mühendislik belirli yöntemler ve ilmî disiplinler gerektiriyorsa, Kur'an-ı Kerim'den hüküm çıkarmanın da asırlar içinde oluşmuş bir metodolojisi vardır. Mezhepler işte bu metodolojinin adıdır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Mezhep, düşünmeyi durduran bir kurum değildir; düşünmeyi disipline eden bir ilmî ekoldür.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bugün herhangi bir Müslüman abdestin farzlarını, miras hükümlerini, ticaret hukukunu, nikâh ve boşanma meselelerini veya ceza hukukuna dair hükümleri doğrudan Kur'an meali okuyarak çözemez. Bunun için Arap dili, hadis ilmi, nâsih-mensûh bilgisi, sebeb-i nüzûl, kıyas, icma ve fıkıh usulü gibi birçok ilim dalına ihtiyaç vardır. Müçtehit imamlar tam da bu ilmî birikim üzerine hüküm üretmişlerdir. Dolayısıyla mezhebe uymak, düşünmeyi terk etmek değil; ehil olanın ortaya koyduğu ilmî metodolojiye güvenmektir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Elbette körü körüne taassup doğru değildir. Bir mezhebi mutlak hakikat, diğerlerini bütünüyle bâtıl görmek Ehl-i sünnetin de tasvip ettiği bir tavır değildir. Ancak taassubu eleştirmek başka şeydir; mezhep geleneğini düşünmenin önündeki engel gibi göstermek başka şeydir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Yazıda "32 farz", "54 farz", "İslâm'ın beş şartı" ve "Âmentü" gibi ilmihal bilgileri de düşünmeyi körelten ezberler olarak zikredilmektedir. Oysa bunlar İslâm'ın kendisi değil; din eğitiminde kullanılan öğretim araçlarıdır. Bir çocuğa önce alfabeyi öğretmek, onu edebiyattan uzaklaştırmak değildir. Tam aksine, daha derin bir okumanın ilk basamağıdır. İlmihal bilgileri de Müslümanın dinî hayatının başlangıç seviyesini oluşturur; nihai hedefi değil.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Klasik İslâm ilim geleneği incelendiğinde görülecektir ki, Ehl-i sünnet medeniyeti taklit üzerine değil, içtihat üzerine yükselmiştir. Fıkıh usulü, kelâm, hadis tenkidi, tefsir metodolojisi ve mantık çalışmaları bunun en açık delilleridir. İmam Şâfiî'nin <strong>er-Risâle</strong>'si, Gazâlî'nin usul eserleri, Fahreddin er-Râzî'nin tefsiri, Serahsî'nin fıkıh külliyatı ve Mâtürîdî'nin kelâm anlayışı, düşünmenin değil; sistemli düşünmenin zirve örnekleridir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Şüphesiz bugün Müslüman toplumlarda ezberci din anlayışının yaygın olduğu yerler vardır. Ancak bu durumun sebebi Ehl-i sünnet değildir; Ehl-i sünnetin inşa ettiği zengin ilmî geleneğin yeterince tanınmaması ve usul kültürünün zayıflamasıdır. Başka bir ifadeyle problem, düşünmenin öğretilmiş olması değil; düşünmenin usulünün unutulmuş olmasıdır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bu sebeple kanaatimce doğru soru şudur:<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;"><strong>Ehl-i sünnet düşünmeyi mi durdurdu; yoksa biz Ehl-i sünnetin inşa ettiği düşünme usulünü mü kaybettik?</strong><o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Tarihî tecrübeye bakıldığında ikinci sorunun hakikate çok daha yakın olduğu görülecektir. Çünkü Gazâlîleri, Mâtürîdîleri, Râzîleri, Serahsîleri ve İbn Âbidînleri yetiştiren bir gelenek için "düşünmenin yerini taklit aldı" hükmünü vermek, hem bu büyük âlimlere hem de İslâm'ın asırlık ilmî mirasına karşı hakkaniyetli bir değerlendirme olmayacaktır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;"><strong>İman, İtikat ve Amel: Birbirinin Rakibi Değil, Bir Bütünün Parçalarıdır<o:p></o:p></strong></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Karar Gazetesi'nde yayımlanan yazıda ileri sürülen en dikkat çekici tezlerden biri de, zamanla "imanın yerini itikadın aldığı", böylece dinin canlı ve ahlâk üreten yapısını kaybettiği iddiasıdır. İlk bakışta dikkat çekici görünen bu yaklaşım, kanaatimce Ehl-i sünnet akaidini doğru yansıtmamaktadır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Çünkü Ehl-i sünnet düşüncesinde iman ile itikat birbirinin alternatifi değildir. Bilakis biri diğerinin temelini oluşturur.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İtikat; Allah-u Teâlâ'ya, peygamberlerine, meleklerine, kitaplarına, ahiret gününe ve kaderin Allah'tan olduğuna sahih şekilde inanmanın adıdır. İman ise bu sahih inancın kalpte tasdik edilmesi, insanın bütün hayatına yön veren bir teslimiyete dönüşmesidir. Dolayısıyla sahih itikat olmadan sahih imandan söz etmek mümkün değildir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Kur'an-ı Kerim'in ilk muhataplarına baktığımızda da bunu açıkça görürüz. Mekke döneminde inen ayetlerin büyük çoğunluğu namazın rekâtlarını, miras hukukunu veya ibadetlerin ayrıntılarını değil; önce Allah tasavvurunu, nübüvveti, ahireti ve tevhidi inşa etmiştir. Çünkü doğru inanç kurulmadan doğru hayatın kurulamayacağını vahiy bizzat öğretmiştir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bu sebeple Ehl-i sünnet âlimleri akaid ilmini dinin temeli kabul etmişlerdir. İmam Tahâvî'nin <strong>el-Akîdetü't-Tahâviyye</strong> adlı eseri, İmam Nesefî'nin <strong>Akaid</strong> metni, İmam Mâtürîdî'nin <strong>Kitâbü't-Tevhîd</strong>'i veya Eş'arî geleneğinin temel eserleri bunun en açık örnekleridir. Hiçbirisi itikadı imanın alternatifi olarak görmemiş; aksine imanın doğru zemini olarak değerlendirmiştir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Burada dikkat edilmesi gereken esas mesele şudur:<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;"><strong>Sahih itikat tek başına yeterli değildir; fakat sahih itikat olmadan da sahih iman tamamlanamaz.</strong><o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İslâm'ın kurduğu denge tam da burada ortaya çıkar.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İman kalpte başlar.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İtikat onu istikamette tutar.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Amel ise onu hayata taşır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Dolayısıyla iman ile amel arasında kopmaz bir bağ vardır. Kur'an-ı Kerim'de "İman edenler ve salih amel işleyenler..." ifadesinin onlarca defa birlikte zikredilmesi tesadüf değildir. Bu tekrar, imanın ahlâka ve davranışa dönüşmesi gerektiğini göstermektedir. Ancak aynı Kur'an-ı Kerim, imanı yalnızca ahlâkî duyarlılığa da indirgemez. Çünkü iman, önce Allah-u Teâlâ'yı doğru tanımayı, O'na teslim olmayı ve O'nun bildirdiği hakikatleri tasdik etmeyi gerektirir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İşte burada Ehl-i sünnetin asırlar boyunca koruduğu hassas dengeyi yeniden hatırlamak gerekir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Haricîler ameli imanın ayrılmaz bir parçası sayarak büyük günah işleyeni imandan çıkarmaya kadar gitmişlerdir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Mürcie ise ameli neredeyse bütünüyle geri plana itmiştir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Ehl-i sünnet ise her iki aşırılığı da reddederek şu dengeyi kurmuştur:<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İman, kalbin tasdiki ve teslimiyetidir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Amel ise imanın tabiî meyvesidir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Meyvesiz bir ağacın eksikliği ağacı inkâr ettirmez; fakat ağacın sağlıklı olmadığını gösterir. Aynı şekilde salih amelden yoksun bir iman da sahibini ciddi bir muhasebeye davet eder; fakat imanı yalnızca ahlâkî davranıştan ibaret görmek de Kur'an'ın ortaya koyduğu bütüncül iman anlayışını daraltır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Kanaatimce bugün yaşadığımız problem, itikadın imanın yerini alması değildir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Asıl problem, sahih itikadın yeterince anlaşılmaması, imanın kalpte derinleşememesi ve bunun tabiî sonucu olan salih amelin hayatımıza gerektiği ölçüde yansımamasıdır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Dolayısıyla çözüm, akaidi değersizleştirmek değildir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Çözüm; akaidi yeniden imanla buluşturmak, imanı yeniden ahlâkla ve salih amelle bütünleştirmektir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İşte Ehl-i sünnet geleneği asırlar boyunca tam da bu dengeyi kurmaya çalışmıştır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;"><strong>İbadet ve Ahlâk: Rakip Değil, Birbirini Tamamlayan İki Sütun<o:p></o:p></strong></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Karar Gazetesi'nde yayımlanan yazının üzerinde durduğu en önemli meselelerden biri de, dindarlığın zamanla ahlâkın önüne ibadeti koyduğu iddiasıdır. Gerçekten de ibadet ettiği hâlde adaletten uzaklaşan, namaz kıldığı hâlde kul hakkını gözetmeyen, oruç tuttuğu hâlde yalan söyleyen insanların varlığı inkâr edilemez. Böyle bir tablo, yalnızca toplumun değil, bütün Müslümanların ortak vicdanını yaralayan acı bir gerçektir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Ancak buradan hareketle ibadet ile ahlâkı birbirinin alternatifi gibi sunmak, kanaatimce İslâm'ın kurduğu büyük dengeyi yeterince yansıtmamaktadır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Çünkü Kur'an-ı Kerim hiçbir zaman "ibadet mi, ahlâk mı?" diye bir tercih ortaya koymaz.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Tam aksine, ibadetin ahlâk üretmesini ister.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Namazın insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyacağını bildirir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Orucun insana takvâ kazandıracağını haber verir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Zekâtın cimriliği ve bencilliği kıracağını öğretir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Haccın insanı günahlardan arındırarak yeni bir hayata hazırlayacağını ifade eder.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Yani ibadet, İslâm'da hiçbir zaman kendi başına amaç değildir. O, insanın karakterini inşa eden ilahî bir eğitimdir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de bu hakikati şu veciz ifadeyle özetlemiştir:<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;"><strong>"Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim."</strong><o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bu hadis, ibadetlerin gereksiz olduğu anlamına gelmediği gibi, ahlâkın ibadetin yerine geçebileceği anlamına da gelmez. Bilakis gösterir ki ibadet ile ahlâk aynı binanın iki taşıyıcı sütunudur. Birini diğerinden ayırdığınızda bina ayakta kalamaz.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Ne yazık ki günümüzde iki farklı yanlış anlayış ortaya çıkmaktadır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Birinci yanlış, ibadetleri yerine getirirken ahlâkı ihmal etmektir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İkinci yanlış ise, ahlâkı öne çıkarırken ibadetleri ikinci plana itmektir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Oysa Kur'an-ı Kerim her iki anlayışı da reddeder.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Namaz kıldığı hâlde insanlara zulmeden kişi nasıl Kur'an'ın istediği kulluğu temsil etmiyorsa, "Benim kalbim temiz." diyerek Allah-u Teâlâ'nın emrettiği ibadetleri önemsemeyen anlayış da aynı şekilde Kur'an'ın bütüncül din tasavvurunu temsil etmez.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İslâm'da ibadet ile ahlâk arasında bir rekabet yoktur.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İbadet, insanın Allah-u Teâlâ ile olan ilişkisini inşa eder.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Ahlâk ise o ilişkinin insanlara yansıyan meyvesidir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Kök sağlam değilse meyve sağlıklı olmaz.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Meyve vermeyen bir ağacın da kökü sorgulanır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Dolayısıyla ibadet ile ahlâk birbirini denetleyen ve tamamlayan iki temel unsurdur.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Ehl-i sünnet âlimleri de asırlar boyunca bu dengeyi korumuşlardır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İmam Gazâlî'nin eserleri incelendiğinde görülecektir ki, namazdan kalp terbiyesine, oruçtan nefis eğitimine, zekâttan cimrilikle mücadeleye kadar bütün ibadetler ahlâkî dönüşüm perspektifiyle ele alınmıştır. Aynı şekilde tasavvufun sahih çizgisi de ibadetleri terk etmeyi değil; ibadetlerin ruhuna ulaşmayı hedeflemiştir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Dolayısıyla bugün bazı Müslümanların ibadet ettiği hâlde ahlâkî zaaflar sergilemesi, ibadetin yanlışlığını değil; ibadetin maksadına ulaşılamadığını gösterir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Nitekim Kur'an-ı Kerim namazı huşû ile kılmayı emretmektedir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Orucu azaltmayı değil, takvâya ulaştıracak şekilde tutmayı istemektedir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Zekâtı değersizleştirmeyi değil, infakı ihlasla yapmayı öğütlemektedir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Sorun ibadetlerin çokluğu değildir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Sorun, ibadetlerin insanı dönüştürecek derinlikle yaşanamamasıdır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Kanaatimce bugün Müslümanların yeniden keşfetmesi gereken hakikat de tam olarak budur.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İbadet ahlâkın rakibi değildir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Ahlâk da ibadetin alternatifi değildir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Gerçek kulluk, Allah-u Teâlâ'ya yönelen secde ile kula uzanan merhamet elini aynı gönülde buluşturabilmektir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İşte Ehl-i sünnet geleneği, asırlar boyunca bu dengeyi korumaya çalışmış; dini ne yalnızca şekle indirgemiş ne de yalnızca vicdanî bir ahlâk anlayışına dönüştürmüştür. Çünkü İslâm, ibadeti ahlâkla; ahlâkı da kulluk şuuru ile anlam kazanan bütüncül bir hayat nizamı olarak görmektedir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;"><strong>Ehl-i Sünnet Gerçekten Kaderci Bir Anlayış mı Üretti?<o:p></o:p></strong></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Karar Gazetesi'nde yayımlanan yazının en dikkat çekici iddialarından biri de, ahlâkî problemlerin önemli sebeplerinden birinin Sünnî kader anlayışı olduğu yönündedir. Yazıda, Kur'an-ı Kerim'in ortaya koyduğu sorumluluk anlayışının zamanla "alın yazısı" merkezli kaderciliğe dönüştüğü ve bunun da bireysel sorumluluğu zayıflattığı ileri sürülmektedir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Şüphesiz, toplumumuzda zaman zaman yanlış kader anlayışlarına rastlanmaktadır. Başarısızlığını kadere yükleyen, tembelliğini "nasip" diyerek meşrulaştıran veya yaptığı yanlışların sorumluluğunu ilâhî takdire havale eden yaklaşımlar gerçekten de eleştirilmelidir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Ancak burada dikkat edilmesi gereken temel nokta şudur:<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;"><strong>Toplumda görülen yanlış kader anlayışı ile Ehl-i sünnet'in kader inancı aynı şey değildir.</strong><o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bu ayrım yapılmadığında, tarihî bir yanlışlık ilmî bir hakikat gibi sunulmuş olur.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Çünkü Ehl-i sünnet kelâmı tarih boyunca ne Cebriyye'nin insanı iradesiz gören anlayışını benimsemiş ne de Kaderiyye ve Mu'tezile'nin Allah-u Teâlâ'nın iradesini ikinci plana iten yaklaşımını kabul etmiştir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Ehl-i sünnetin inşa ettiği denge son derece açıktır:<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Allah-u Teâlâ mutlak kudret sahibidir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İnsan ise irade ve tercih sahibi bir varlıktır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Kul seçer, yönelir ve irade eder.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Allah-u Teâlâ ise kulun tercih ettiği fiili yaratır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İşte kelâm kitaplarında "kesb" olarak ifade edilen bu anlayış, insanın hem özgürlüğünü hem de sorumluluğunu birlikte korumaktadır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bu sebeple Kur'an-ı Kerim bir taraftan "Kim zerre kadar hayır işlerse onu görecektir; kim de zerre kadar şer işlerse onu görecektir." buyururken, diğer taraftan da "İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır." hükmünü ortaya koymaktadır. Bu ayetler, insanın gerçek bir tercih sahibi olduğunu açıkça göstermektedir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Nitekim Ehl-i sünnet âlimleri de kaderi hiçbir zaman tembelliğin, zulmün veya günahın mazereti olarak görmemişlerdir. Aksine, kader inancı insanı daha büyük bir sorumluluk bilincine ulaştıran iman esaslarından biri olarak değerlendirilmiştir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Hz. Ömer'e nispet edilen şu meşhur hadise bu dengeyi çok güzel özetlemektedir. Hırsızlık yapan bir kişi, "Ben Allah'ın kaderiyle çaldım." diyerek kendisini savunmaya çalışınca Hz. Ömer şöyle cevap vermiştir:<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;"><strong>"Biz de Allah'ın kaderiyle sana ceza veriyoruz."</strong><o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bu cevap, kaderin hiçbir zaman sorumluluğu ortadan kaldıran bir mazeret olarak görülemeyeceğini göstermektedir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Aslında toplumda yaygınlaşan kadercilik, çoğu zaman Ehl-i sünnet'in öğrettiği kader anlayışından değil; dinî bilgilerin eksik öğrenilmesinden, kültürel alışkanlıklardan ve psikolojik savunma mekanizmalarından beslenmektedir. Bir inanç sistemini, o sistemin yanlış anlaşılmış halk yorumları üzerinden değerlendirmek ise ilmî metodolojiyle bağdaşmaz.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İmam Mâtürîdî'nin eserleri incelendiğinde görülecektir ki, insan iradesi, teklif, sorumluluk ve hesap bilinci kelâm sisteminin merkezinde yer almaktadır. Aynı şekilde Eş'arî gelenek de insanı iradesiz bir varlık hâline getirmemiş; Allah-u Teâlâ'nın mutlak kudreti ile kulun sorumluluğu arasında hassas bir denge kurmaya çalışmıştır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Dolayısıyla "Sünnilik kadercidir." hükmü, Ehl-i sünnet'in klasik kaynaklarıyla doğrulanabilecek ilmî bir tespit değildir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Kanaatimce bugün karşı karşıya olduğumuz problem kader inancı değildir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Problem, kaderi yanlış yorumlayan zihniyettir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Çünkü doğru kader anlayışı insanı pasifleştirmez; tam aksine çalışmaya, gayrete ve tevekküle yöneltir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), "Önce deveni bağla, sonra Allah'a tevekkül et." buyurarak bu dengeyi en veciz şekilde ortaya koymuştur.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İslâm'da tevekkül, tedbiri terk etmek değildir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Kader, sorumluluktan kaçmak değildir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Teslimiyet ise iradeyi iptal etmek değildir.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">İşte Ehl-i sünnet, asırlar boyunca bu dengeyi korumaya çalışmıştır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Bu sebeple, toplumda görülen yanlış kader anlayışlarını doğrudan Ehl-i sünnet'e nispet etmek yerine, Ehl-i sünnet'in gerçek kader öğretisinin yeniden anlaşılması ve doğru öğretilmesi gerektiği kanaatindeyim. Çünkü sorun, kader inancının varlığı değil; kader inancının yanlış anlatılması ve yanlış yaşanmasıdır.<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;">Not: Bu değerlendirme, herhangi bir şahsı hedef alma amacı taşımamakta; Karar Gazetesi'nde yayımlanan bir yazıda dile getirilen fikirleri Ehl-i sünnet ilim geleneği açısından değerlendirmek amacıyla kaleme alınmıştır.<o:p></o:p></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 17:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/ilhami-guler-muhafazakarlarin-ahlaki-zayif-1785856097.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yıllardır “darbe” reklamı yapan bu “darbeci” neden yargılanmadı?</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-1569</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-1569</guid>
                <description><![CDATA[Mesleğim gereği "yakın" olduğum ama asla yakınlık duyamadığım isimlerden biri Ertuğrul Özkök'tür.
Aslında çok iyi irdelenmesi gereken bir isimdir.
Türkiye'nin en "karanlık" döneminde 20 yıl boyunca, "Hürriyet" gibi bir gazeteyi yöneten bu kişinin iyi tanındığı kanaatinde değilim!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Star Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Nuh Albayrak'ın makalesi</strong></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file"><strong>https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/</strong></a></p><p class="MsoNormal">Yaşım ve işim sebebiyle 12 Eylül 1980 darbesinden itibaren kimin nerede durduğunu iyi biliyorum. Kişilere yönelik tavrımı, buna göre belirliyorum. Hiç kimseden dünyevî bir beklentim olmadığı için; millete ve milletin değerlerine düşman olanlara&nbsp;<strong>"tavır"</strong>&nbsp;koymaktan da asla çekinmiyorum.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mesleğim gereği&nbsp;<strong>"yakın"</strong>&nbsp;olduğum ama asla yakınlık duyamadığım isimlerden biri Ertuğrul Özkök'tür.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aslında çok iyi irdelenmesi gereken bir isimdir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye'nin en&nbsp;<strong>"karanlık"</strong>&nbsp;döneminde 20 yıl boyunca,&nbsp;<strong>"Hürriyet"&nbsp;</strong>gibi bir gazeteyi yöneten bu kişinin iyi tanındığı kanaatinde değilim!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"ORDUYU İHTİLALE BİZ HAZIRLIYORUZ!"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">O Hürriyet ki; sahibi Erol Simavi, ülkenin&nbsp;<strong>"Başbakan"</strong>ına 1. sayfa manşetinden yazdığı&nbsp;<strong>"Açık Mektup"</strong>ta, gazetesine yüklediği fonksiyonu şöyle tarif etmişti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"Montesquieu 'Kuvvetler Ayrılığı' sistemini getirirken, üçlü bir düzen düşünmüştü. Yasama, Yürütme, Yargı. Bilirsiniz; 'basın'ı da 'dördüncü kuvvet' olarak sayarlar. Ben de yeni bir 'Kuvvetler Ayrılığı' ilkesi getiriyorum. Benim 'kuvvetler ayrılığı kitabım', Türkiye'de birinci kuvvet faslına, bilir misiniz ne yazar? Basın! Ya ikinci? Buyurun, kalemimi teslim alın. Aklınızdan ve gönlünüzden ne geçiyorsa, onu yazın!"</strong><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftn1" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref1;"><strong>[1]</strong></span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Böyle demişti ama&nbsp;<strong>"Başbakan Özal, 2. Sıraya milleti yazabilir"</strong>&nbsp;endişesine kapılmış olacak ki, o&nbsp;<strong>"2. Sıra"</strong>yı da, yazarı Emin Çölaşan'a bir ay sonra verdiği&nbsp;<strong>"40. Yıl Röportajı"</strong>nda yine kendisi belirlemişti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"Dünyada, basın için '4. kuvvettir' derler. Bu söz Türkiye için geçerli değil... Hâkimiyet elbette 'kayıtsız şartsız milletindir! O, başka... Ama Türkiye'de 1. kuvvet ordu mu? Hayır! Basındır. 2.'si ordudur. Çünkü orduyu, ihtilâllere basın hazırlar!"</strong><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftn2" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref2;"><strong>[2]</strong></span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>DARBELERİ DESTEK VERDİ VE BUNU DAİMA DİLE GETİRDİ!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bir&nbsp;<strong>"patron"</strong>, bu misyonu yüklediği gazetesini,&nbsp;<strong>"vatan, millet, demokrasi"</strong>&nbsp;gibi&nbsp;<strong>"boş(!) işler"</strong>le uğraşan birine emanet edebilir mi?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nitekim Ertuğrul Özkök, bu görevi layıkıyla yerine getirdiği için tam 20 yıl o koltukta oturmuş; sonrasında da&nbsp;<strong>"amiral gemisi"</strong>nin lüks kamarasından ahkam kesmeye devam etmişti Türkiye'yi yönetenlere&nbsp;<strong>"rota"</strong>&nbsp;vermiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Peki kim bu Ertuğrul Özkök?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bize hiç uymayan yaşam tarzı ve hayat anlayışı bu yazının konusu değil!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Biz sadece, patronunun tevdi ettiği&nbsp;<strong>"Orduyu ihtilallere hazırlama"</strong>&nbsp;görevini nasıl yerine getirdiğine bakacağız!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aslında bunu anlamak için çaba sarf etmeye de gerek yok. Kendisi bütün darbelere destek vermiş ve bunu da açık yüreklilikle dile getirmiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>12 Eylül darbesinin hesabını sormaya kalkanlara "Siz önce 11 Eylül'ün hesabını verin" diyerek darbecilere "kalkan" olmuştur! Hatta hızını alamamış; Başbakan Erdoğan'a "Bu dolduruşlara gelme" bile demiştir! (25 Haziran 2009)</strong><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftn3" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref3;"><strong>[3]</strong></span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Darbecibaşı Evren'in ölümü üzerine yazdığı "Allah rahmet eylesin Kenan Paşa" başlıklı yazısında ise, 12 Eylül 1980 sabahı TSK'nın 1 numaralı bildirisini radyodan dinleyince "Oh... Allah'ım, hayatımız kurtuldu..." diye düşündüğünü ifade etmiş; "Diktatörün ölümü" manşeti atan Cumhuriyet'e tepki göstermiştir! 11 Mayıs 2015)</strong><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftn4" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref4;"><strong>[4]</strong></span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"ERDOĞAN'I BİTİRİN" SUFLESİNİ ÖZKÖK MÜ VERDİ?</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Ertuğrul Özkök, 28 Şubat darbesine desteğini de, AK Parti iktidarının 4. Yılında yazdığı "28 Şubat'ı neden destekledim" başlıklı yazı yazıyla tekrarlamıştı! "28 Şubat sürecinde bir irtica ihtimali mevcuttu" şeklinde başlayan gerekçeler sıraladığı yazısını, "Ben 28 Şubat'ı destekledim ve hâlâ da destekliyorum" cümlesiyle bitirmişti! (5 Aralık 2006)</strong><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftn5" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref5;"><strong>[5]</strong></span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Çok daha önemli bir "ayrıntı" vardı!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Yukarıdaki yazısında "Tayyip Erdoğan 28 Şubat'ın ürünüdür" diyen Ertuğrul Özkök, 28 Şubat sürecinde de cuntacı mesai arkadaşlarına benzer bir uyarıda bulunmuş olacak ki, Refah-Yol Hükümeti'ni devirdikten sonra "namlu"yu, hemen İBB Başkanı Tayyip Erdoğan'a çevirmişlerdi!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Zira,&nbsp;<a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#0" target="_blank" title="Yargıtay (Türkiye)">Yargıtay</a>&nbsp;<a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#0" target="_blank" title="Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı (Türkiye)">Cumhuriyet Başsavcısı</a>&nbsp;<a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#0" target="_blank" title="Vural Savaş">Vural Savaş</a>'ın işaretiyle harekete geçen Diyarbakır DGM; Ziya Gökalp'in Millî Eğitim kitaplarındaki&nbsp;<strong>"Asker Duası"</strong>&nbsp;şiirini okuyan Erdoğan hakkında soruşturma başlatmıştı!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>HÜRRİYET'E GÖRE MUHTAR BİLE OLAMAYACAKTI!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">En basit davaları yıllarca süründüren vesayetçi yargı, 12 Şubat 1998'de dosyayı tamamlamış ve 31 Mart'ta başlayan dava 21 Nisan'da sonuçlanmıştı.&nbsp;<strong>"Suçu sabit görülen"</strong>&nbsp;Erdoğan, 10 ay hapis cezasına çarptırılmış; ayrıca, cezanın ertelenmemesine ve paraya çevrilmemesine karar verilmişti!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">22 Nisan 1998 tarihli Hürriyet,&nbsp;<strong>"bayram gazetesi"</strong>&nbsp;gibiydi. Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök,&nbsp;<strong>"Tayyip'e şok ceza"</strong>&nbsp;şeklindeki nezaketsiz manşetini;&nbsp;<strong>"Siyasî hayatı bitebilir"</strong>&nbsp;kehanetiyle güçlendirmişti! 28 Şubat'ın&nbsp;<strong>"amiral gemisi"</strong>, daha kesinleşmemiş bir&nbsp;<strong>"zorlama ceza"</strong>&nbsp;üzerinden linç kampanyası yürütüyordu. Alt başlıkta İçişleri Bakanı'na&nbsp;<strong>"Belediye başkanlığını düşürmek için Yargıtay onayını beklemenize gerek yok, Danıştay'a dava açabilirsiniz"</strong>&nbsp;şeklinde yol göstermiş, hatta&nbsp;<strong>"Yeni başkan nasıl seçilir"</strong>&nbsp;kutusuyla,&nbsp;<strong>"Erdoğan sonrası İBB"</strong>yi bile dizayn etmişlerdi!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Daha da vahimi&nbsp;<strong>"Muhtar bile olamaz"&nbsp;</strong>başlığının altında sıraladıkları&nbsp;<strong>"Başkan, milletvekili ve genel başkan adayı olabilir mi"&nbsp;</strong>sorularının her birine zevkle verdikleri&nbsp;<strong>"Hayır, Olamaz"</strong>&nbsp;cevaplarıyla; Erdoğan'a özel&nbsp;<strong>"artçı 28 Şubat"</strong>ın asıl amacını ortaya koymuşlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ertuğrul Özkök ise,&nbsp;<strong>"Kime yarar"</strong>&nbsp;başlıklı yazısında, Erdoğan'ın partide de tutunamayacağını söylüyor ve&nbsp;<strong>"Erdoğan'sız Fazilet"</strong>&nbsp;dizayn ediyordu!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yargıtay 8. Dairesi de, bu&nbsp;<strong>"sipariş ceza"</strong>yı yıldırım hızıyla görüşmüş ve 23 Eylül'de onaylamıştı. Hürriyet gazetesi, 5 ay önceki&nbsp;<strong>"Siyasî hayatı bitebilir"</strong>&nbsp;kehanetini&nbsp;<strong>"Siyasî hayatı bitti"</strong>&nbsp;müjdesiyle pekiştirmişti!<a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftn6" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref6;">[6]</span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"BAŞÖRTÜSÜ KAOS, LGBT İNSAN HAKKI!"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Ertuğrul Özkök'ün "dönüştüğünü" iddia eden siyasîlerin kulakları çınlasın!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Başörtü yasağını kaldırmak için hazırlanan "Özgürlük Paketi" 9 Şubat 2008 tarihinde, 411 milletvekilinin "Evet" oyuyla kabul edilmişti. Bu demokratik adım, Ertuğrul Özkök'ün gazetesinde "411 el kaosa kalktı" manşetiyle verilmişti! Hürriyet'te patron çoktan değişmişti ama aslında hiçbir şey değişmemişti! "Türkiye'yi bölen türban..."dan, "Kutuplaşma endişesi" gibi saçmalıklardan bahsediliyordu!</strong><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftn7" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref7;"><strong>[7]</strong></span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Ertuğrul Özkök'ün yürüttüğü misyona göre, onların istemediği her şey "kaos" idi. Bunlara göre bir "Müslüman"ın, homoseksüel sapıkları kadar bile "insanlık" hakkı yoktur. "Yazılarımda açıkça LGBT haklarını(!) savunan bir insanım" diyen Ertuğrul Özkök nasıl bir "insanlık" anlayışına sahip bilmiyoruz ama insanların inancının gerektirdiği şekilde giyinmesini "kaos" olarak görüyor!</strong><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftn8" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref8;"><strong>[8]</strong></span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>MÜSLÜMANLARA HAKARET, FETULLAHÇILARA İLTİFAT!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Ertuğrul Özkök'ün "darbeciliğini" de iyi anlamak gerekir! Tavizsiz bir Kemalist zannedilen Özkök, FETÖ'nün bir "Hizmet Cemaati" olarak bilindiği ve CHP'nin bile tavır koyduğu dönemlerdeki Fetullah Gülen aşkını nasıl izah ediyor acaba?</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Tıpkı FETÖ'yü doğuşundan bu yana koruyup kollayan Siyonist beyin gibi...</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Zira Ertuğrul Özkök, 3 Ağustos 2007 tarihli "Dumanlı'nın odası" başlıklı yazısında, Fetullahçı meslektaşı Ekrem Dumanlı ile dostluğunu "en iyi ilişkim bulunan insanlardan biridir" şeklinde tanımlıyor ama yazının tamamını okuyanlar, bu "dostluğun" bireysel olmadığını çok iyi anlıyor.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Misafir edildiği Zaman gazetesi binasını ballandıra ballandıra anlatan; Ekrem Dumanlı'nın "Sesi çok yalıtan bir sistem kukllandık" dediğini aktaran Ertuğrul Özkök, en fazla da Ekrem Dumanlı'nın odasındaki "Atatürk tablosu"ndan etkilemiş! Tabii ki, Fetullah Gülen'in Bakırköy'deki özel terzisinde Ertuğrul Özkök için diktirilen 4 adet "özel gömlek" dışında!</strong><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftn9" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref9;"><strong>[9]</strong></span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>BUNLAR "ÖVEREK" DÖVERLER!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Neyse... Ertuğrul Özkök'ün darbe ve darbecilere yönelik güzellemelerini saymakla bitiremeyiz. Netice itibariyle, "sahibi"nin medyaya yüklediği "orduyu darbeye hazırlama" misyonunu, vesayete savaş açan AK Parti iktidarına rağmen bile hakkıyla yerine getirmiştir!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Çünkü bunlar, bukalemun gibidir. Ağızları iyi laf yapar. Överek döverler; mafya liderleri gibi kurbanlarının cenazesine de görkemli çiçekler gönderirler!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Fareler, kulak kemirirken "sahibi uyanmasın" diye arada üflermiş! Bunlar da, vahşi muhalefetini, süslü iltifatlarla kamufle eder. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan'a düpedüz "diktatör" demekle kalmayıp; Anayasal düzene de "diktatörlük" olarak niteliyor; peşinden de "Medya özgür olsa" diyor.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Oysa hakkında soruşturma açılmadan saatler önce gittiği Almanya'dan gönderdiği açıklamada, "O videonun tamamını izleyenler, aksine beni Cumhurbaşkanı'nı övdüm diye eleştirdi" demiş!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Bahsettiğim tarz tam da bu!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>STOCKHOLM SENDROMU SERGİLEYENLER OLDU!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bazı siyasiler, bunların kerhen sarf ettiği&nbsp;<strong>"ılımlı"</strong>&nbsp;cümleleri çok ciddiye aldı. AK Parti'nin 3 Kasım 2002'de gümbür gümbür geldiğini ve kolay kolay da gitmeyeceğini görünce yazdığı&nbsp;<strong>"Bir gazetecinin dalgalı serüveni"</strong>&nbsp;başlıklı yazı, "değişim" olarak algılandı! Yazıdaki&nbsp;<strong>"Geçen&nbsp;yaz başında AKP Genel Merkezi'ne ilk gittiğim günden sonra yazdığım yazılar dolayısıyla birçok eleştiri aldım"</strong>&nbsp;benzeri cümleler ve baş tacı edildiği davetlerdeki&nbsp;<strong>"tasarlanmış"</strong>&nbsp;güzellemelere çokları inandı!<a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftn10" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref10;">[10]</span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Sayın Erdoğan'ın dişe diş mücadele ettiği, "Biz manşetlerle çarpışarak bu günlere geldik" derken kast ettiği kimlerdi acaba!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>SÜREKLİ FERYAD ETTİK AMA KİMSEYE DUYURAMADIK!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Ertuğrul Özkök'e hitaben yazılmış onlarca yazım var. Her fırsatta şahsıma yönelttiği alçak saldırılara, "o çocuklar" ifademi, kendi köşesine "O. Çocukları" şeklinde aktararak döşendiği iftiralara cevaplarım var. Arzu edenler bakabilir. Bunları burada uzun uzun zikrederek meseleyi "kişiselleştirmek" istemiyorum. Zira, asla bir kişisel hesap peşinde değilim.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Ancak yıllardır "Benim için darbe ve vesayetle mücadelede ölçü Ertuğrul Özkök'ün yargılanmasıdır" diyorum!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Hepsi bir kenara...</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>13 Nisan 2018 tarihinde karar bağlanan "28 Şubat Davası"nın 3 Temmuz 2018 tarihinde yayınlanan "Gerekçeli Karar"ı çok anlamlıydı.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi, verdiği kararların gerekçesini şöyle açıklıyordu:</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"28 Şubat darbesinin gerçekleşmesinde, Hürriyet Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, Sabah Yayın Yönetmeni Ergun Babahan ve Yazı İşleri Müdürü Erdal Şafak, Milliyet Yayın Yönetmeni Derya Sazak başta olmak üzere; çok sayıda gazeteci, radyo ve TV programcısı çok önemli rol oynadı. Eğer medya desteği olmasaydı, 28 Şubat darbesi gerçekleşemezdi. Bu darbe sürecinde, komutanların talimatıyla manşet atanlar, haber yapanlar, anayasayı ilga ve hükümeti düşürme suçunun şerikleridir."</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">28 Şubat darbesinin sadece BÇG faaliyetleriyle sınırlı bir davayla net olarak anlaşılamayacağı belirtilen gerekçede,&nbsp;<strong>"Nasıl ki, aynı banka soygununa katılan sanıkların, aynı davada yargılanması adil yargılamanın gereği ise, aynı darbe suçuna katılan diğer failler de mutlaka yargılanmalıdır"</strong>&nbsp;deniyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>STAR'DA MANŞET YAPTIK, YİNE DUYURAMADIK!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Medyanın 24 Haziran'da gerçekleşen seçimden sonra "Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemi"nin (9 Temmuz'da açıklanan) ilk kabinesine odaklandığı günlere rastlaması sebebiyle fazla ilgi görmeyen bu kararı, biz Star'da "Darbe Şerikleri (Ortakları)" manşetiyle vermiştik.</strong><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftn11" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref11;"><strong>[11]</strong></span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Aradan yıllar geçti; ancak, bizzat "yargı"nın "Yargılanmalı" dediği Ertuğrul Özkök'ün "darbeci" hayatında hiçbir şey değişmedi!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Nihayet freni boşalan Ertuğrul Özkök hakkında, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hakaretten soruşturma açıldı! Peşinden de tepkiler yağdı!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Ama bence bu tepkilerin bir anlamı kalmadı!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Darbeci olduğunu ilân etmekten bile sıkılmayan bu "darbeci"yi kimler sakladı; bu kadar yıldır neden yargılanmadı?</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Bizi yıllardır neden kimse duymadı?</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>***<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Bu arada Ertuğrul Özkök, döneceğini söylemiş!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dönebilir, soruşturma da sona erebilir! Ancak benim kriterim bellidir:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Ertuğrul Özkök yargılanmadıkça ve yaptıklarıyla yüzleşmedikçe darbecilerden ve vesayetçilerden tam anlamıyla hesap sorulmuş olamaz!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftnref1" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn1;">[1]</span></a><sup>&nbsp;</sup>Hürriyet, 19 Nisan 1988.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftnref2" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn2;">[2]</span></a><sup>&nbsp;</sup>Hürriyet, 19 Mayıs 1988.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftnref3" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn3;">[3]</span></a>&nbsp;https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ertugrul-ozkok/11-eylul-10-9-8-eylul-11938602<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftnref4" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn4;">[4]</span></a>&nbsp;https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ertugrul-ozkok/allah-rahmet-eylesin-kenan-pasa-28969270<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftnref5" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn5;">[5]</span></a>&nbsp;https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ertugrul-ozkok/28-subati-neden-destekledim-5554607<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftnref6" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn6;">[6]</span></a>&nbsp;<i>Hürriyet,</i>&nbsp;24 Eylül 1998.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftnref7" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn7;">[7]</span></a>&nbsp;Hürriyet, 10 Şubat 2008.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftnref8" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn8;">[8]</span></a>&nbsp;https://t24.com.tr/gundem/ertugrul-ozkok-30-yil-once-tarkan-a-sorulan-en-zor-soru-ve-verdigi-cevap,1148147?_t=1785764177209#goog_rewarded<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftnref9" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn9;">[9]</span></a>&nbsp;https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ertugrul-ozkok/dumanlinin-odasi-7015760<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftnref10" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn10;">[10]</span></a>&nbsp;https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ertugrul-ozkok/bir-gazetecinin-dalgali-seruveni-110715<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-yazi-2031999/#_ftnref11" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn11;">[11]</span></a>&nbsp;5 Temmuz 2018<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 15:26:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/yillardir-darbe-reklami-yapan-bu-darbeci-neden-yargilanmadi-1785846545.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye&#039;nin sırası dikkat çekti</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/turkiyenin-sirasi-dikkat-cekti-1567</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/turkiyenin-sirasi-dikkat-cekti-1567</guid>
                <description><![CDATA[Avrupa'nın en güçlü hava kuvvetleri sıralaması açıklandı. Türkiye, savaş uçağı filosu, yerli savunma projeleri ve insansız hava araçlarındaki başarısıyla listede dikkat çeken bir konuma yerleşti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Avrupa'nın en güçlü hava kuvvetleri sıralaması açıklandı. Türkiye, savaş uçağı filosu, yerli savunma projeleri ve insansız hava araçlarındaki başarısıyla listede dikkat çeken bir konuma yerleşti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Rusya-Ukrayna savaşının dördüncü yılı geride kalırken Avrupa'nın hava gücü yeniden mercek altına alındı. National Interest tarafından yayımlanan analizde, Avrupa'nın en güçlü hava kuvvetleri; uçak sayısı, muharebe hazırlığı, teknolojik altyapı ve savunma sanayisi kapasitesi dikkate alınarak sıralandı. Listede Türkiye, Rusya'nın ardından ikinci sırada yer alarak dikkat çekti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">TÜRKİYE AVRUPA'DA İKİNCİ SIRADA<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Rapora göre Türkiye, yaklaşık bin uçak ve 300'e yakın savaş uçağıyla Avrupa'nın en güçlü ikinci hava kuvvetine sahip ülke konumunda bulunuyor. Hava Kuvvetleri'nin omurgasını Amerikan yapımı F-16 Fighting Falcon savaş uçakları oluştururken, filoda F-4 Phantom II'nin yanı sıra F-5 Tiger II gibi avcı uçağı da yer alıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye'nin son yıllarda yerli ve milli savunma sanayisine yaptığı yatırımların öne çıktığı belirtilen analizde, özellikle beşinci nesil savaş uçağı TF KAAN projesi dikkat çekti. Bunun yanı sıra Bayraktar TB2 başta olmak üzere düşük maliyetli ve yüksek etkinliğe sahip insansız hava araçlarının, Türkiye'nin hava gücünde önemli bir avantaj sağladığı vurgulandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analizde, Bayraktar TB2'nin hem 2020'deki Ermenistan-Azerbaycan savaşında hem de Rusya-Ukrayna savaşının ilk dönemlerinde gösterdiği performansın, Türkiye'nin hava harp teknolojilerindeki yükselişini ortaya koyduğu ifade edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">RUSYA LİSTENİN ZİRVESİNDE<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Listenin ilk sırasında Rusya yer aldı. Yaklaşık 4 bin 300 uçak ve bunların 900'den fazlasını oluşturan ön cephe savaş uçaklarıyla Rusya'nın Avrupa'nın en büyük hava filosuna sahip olduğu belirtildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Raporda, Su-30, Su-35 ve Su-34 gibi gelişmiş 4.5 nesil savaş uçaklarının filonun bel kemiğini oluşturduğu, yerli üretim beşinci nesil Su-57 savaş uçağının ise üretim hızının düşük kaldığı kaydedildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ukrayna savaşının Rusya'nın hassas vuruş kabiliyetindeki bazı eksikleri ortaya çıkardığı belirtilse de, ülkenin Avrupa'nın en güçlü hava kuvveti olmayı sürdürdüğü değerlendirmesi yapıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İNGİLTERE ÜÇÜNCÜ, FRANSA DÖRDÜNCÜ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sıralamada üçüncü basamakta İngiltere yer aldı. Yaklaşık 670 uçak ve 160 gelişmiş savaş uçağına sahip Kraliyet&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/hava-kuvvetleri" target="_blank">Hava Kuvvetleri</a>'nin, F-35B Lightning II ile Eurofighter Typhoon savaş uçaklarından oluşan filosuyla NATO'nun en önemli hava güçlerinden biri olduğu belirtildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dördüncü sıradaki Fransa'nın ise yaklaşık 520 uçaktan oluşan filosunun merkezinde yerli üretim Dassault Rafale savaş uçaklarının bulunduğu ifade edildi. Analizde Fransa'nın, Amerikan savunma sistemlerine bağımlı olmayan tek büyük Avrupa hava gücü olduğuna dikkat çekildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İTALYA İLK BEŞTE<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Listenin beşinci sırasında İtalya yer aldı. Yaklaşık 740 ila 960 uçaktan oluşan filosuyla öne çıkan ülkenin, F-35A ve F-35B savaş uçaklarını birlikte kullandığı, ayrıca Avrupa'daki tek F-35 üretim ve bakım merkezi olan Cameri tesisine sahip olduğu belirtildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ALMANYA'YA "MANSİYON" ÖDÜLÜ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analizde Almanya ilk beş dışında bırakılsa da "mansiyon" kategorisinde değerlendirildi. Yaklaşık 380 uçaklık filosuyla NATO'nun Avrupa'daki lojistik ve hava savunma omurgalarından biri olarak gösterilen Almanya'nın, F-35A savaş uçaklarıyla filosunu hızla modernize ettiği ifade edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">DEĞERLENDİRMEDE SADECE UÇAK SAYISI ESAS ALINMADI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Raporda, hava kuvvetlerinin gücünün yalnızca uçak sayısıyla ölçülemeyeceği vurgulandı. Pilot eğitimi, bakım ve hazırlık oranları, erken uyarı sistemleri, teknolojik altyapı ve savunma sanayisinin kapasitesi gibi unsurların da sıralamada belirleyici olduğu ifade edildi. Bu kapsamda&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/turkiye" target="_blank">Türkiye</a>'nin hem hava filosu hem de yerli savunma sanayisindeki atılımlarıyla&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/avrupa" target="_blank">Avrupa</a>'nın en güçlü ikinci hava kuvveti olarak öne çıktığı değerlendirmesi yapıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 10:43:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/turkiyenin-sirasi-dikkat-cekti-1785829503.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İşte Terörsüz Türkiye yasa  teklifi</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/iste-terorsuz-turkiye-yasa-teklifi-1562</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/iste-terorsuz-turkiye-yasa-teklifi-1562</guid>
                <description><![CDATA[TERÖRSÜZ Türkiye açısından önemli bir haftaya giriyoruz. PKK’nın silah bırakması ve örgüt üyelerinin Türkiye’ye gelişini sağlayacak olan yasal düzenleme Meclis’e sunulacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Hürriyet'ten Abdulkadir Selvi'nin makalesi</strong></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/abdulkadir-selvi/iste-terorsuz-turkiye-yasa-teklifi-43261351" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file">https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/abdulkadir-selvi/iste-terorsuz-turkiye-yasa-teklifi-43261351</a></p><p class="MsoNormal">TERÖRSÜZ Türkiye açısından önemli bir haftaya giriyoruz. PKK’nın silah bırakması ve örgüt üyelerinin Türkiye’ye gelişini sağlayacak olan yasal düzenleme Meclis’e sunulacak.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">DEM Parti tarafı bazı pürüzler olduğunu söylemişti. Pazar günü İmralı heyeti,&nbsp;Öcalan’la görüştü.&nbsp;Öcalan’ın “Henüz her şey çözülmüş değildir. Ancak negatif yaklaşmayı gerektiren bir durum da yoktur” diye yaklaştığı açıklandı.&nbsp;Öcalan’ın “Siyasetin çıkaracağı yasa, bu sürecin önünü açacak anahtar niteliğindedir” dediği ifade edildi. İmralı heyetinin döndüğü akşam kapsamlı bir çalışma yapıldı. Dün de Meclis Başkanı&nbsp;Numan Kurtulmuş, AK Parti Genel Başkanvekili&nbsp;Efkan Âlâ&nbsp;ve Grup Başkanı&nbsp;Abdullah Güler&nbsp;ile görüştü. Birkaç noktada ortaya çıkan pürüzlerin olduğu ve bunların giderildiği söyleniyor. Türkiye’ye dönenlerin siyaset yapmasındaki kısıtlamaların çerçevesinin daraltıldığı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın başkanlığında kurulacak olan komisyonun fonksiyonuna ilişkin düzenlemenin yapıldığı ifade ediliyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ERDOĞAN’IN TALİMATI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Eğer bir aksilik olmazsa teklif, diğer partilerin de ortak teklifi olarak bugün Meclis’e sunulacak. Çünkü Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan’ın Meclis tatile girmeden yasal düzenlemenin çıkarılması talimatı var.&nbsp;Erdoğan,&nbsp;son dönemde yaptığı tüm konuşmalarda Terörsüz Türkiye konusunda kararlı mesajlar vermeye özel bir önem veriyor. “Süreci bozmak isteyenlere fırsat vermeyeceğiz. Terörsüz Türkiye menziline erişecektir” diye konuşuyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Terörsüz Türkiye konusunda çaba gösteren isimlerden biri olan Meclis Başkanı&nbsp;Numan Kurtulmuş&nbsp;da yasal düzenlemenin partilerin ortak teklifi olarak Meclis’e gelmesini beklediklerini ifade etti. Süreç 15 Temmuz’da MİT Başkanı&nbsp;İbrahim Kalın’ın Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan’a yaptığı sunumla birlikte yeniden ivme kazanmıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">KONJONKTÜR UYGUN<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">PKK’nın silah bırakması için geçmişte&nbsp;“Pişmanlık Yasası” ve&nbsp; “Eve Dönüş Yasası” çıkarıldı. İlk kez bir yasa çıkarılmıyor. Ama bu kez her şey farklı. Türkiye farklı. Askeri vesayet altındaki bir Türkiye yok. Sürecin mimarı “Gerekirse baldıran zehri içmeye hazırım” diyen Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan. MHP Genel Başkanı&nbsp;Devlet Bahçeli&nbsp;ise sürecin başarısı için tarihi bir rol oynuyor. İç ve dış konjonktür lehimize. ABD’nin desteği yanımızda. Irak ve Suriye’deki denklem de yanımızda.&nbsp;Öcalan&nbsp;sorumluluk üstlenmiş durumda. Un var, şeker var, yağ var; sıra helvayı yapmaya geldi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Peki yasal düzenlemede neler yer alıyor? Elbette ki madde madde ne olduğunu Meclis’e sunulduğunda göreceğiz. Ama bir çerçeve sunabiliriz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">YASA KİMLERİ KAPSIYOR<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yasal düzenleme üç kesimi kapsıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1-&nbsp;Suriye ve Irak’taki örgüt mensupları.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">2-&nbsp;Yurtdışındaki örgüt üyeleri.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">3-&nbsp;Örgüt üyeliğinden dolayı mahkûm olanlar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Peki yasal düzenlemede neler var?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1-&nbsp;Yasal düzenleme geçici olacak, yasa çıktıktan sonra örgüt üyelerine 6 ay içinde silahlarını bırakıp Türkiye’ye dönmeleri için çağrı yapılacak.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">2-&nbsp;Silahlarını bırakanlar 3 yıl süreyle yeni bir suça karışmadıkları takdirde siyasi faaliyette bulunabilecekler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ÖCALAN KAPSAM DIŞI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bir de yasanın kapsamında olmayanlar var.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1-&nbsp;Öcalan.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">2-&nbsp;Sayıları 180 civarında olduğu söylenen&nbsp;Cemil Bayık&nbsp;ve&nbsp;Murat Karayılan&nbsp;başta olmak üzere Kandil’deki örgütün lider kadrosu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">3-&nbsp;Askerlerimizi ve polislerimizi şehit edenler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">SAYILARI KAÇ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yasadan yararlanacak olan örgüt mensupları ağırlık olarak Kuzey Irak’taki kamplarda ve Suriye’de bulunuyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kuzey Irak’taki örgüt mensuplarının sayısının 2 bin 800 kişi olduğu söyleniyor. Suriye’de Türk vatandaşı olan 1000-1500 civarındaki örgüt mensubunun ise Türkiye’ye gelmesinin önü açılmış olacak. Cezaevlerinde ise örgüt üyeliğinden dolayı yargılanıp mahkûm olmuş 3 bin 900 kişi bulunuyor.&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İKİ MEKANİZMA&nbsp;KURULACAK<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu sürecin koordinasyonu için iki önemli mekanizmanın kurulması öngörülüyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1-&nbsp;Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın başkanlığında “Değerlendirme ve Koordinasyon Kurulu” kurulacak. DEM Parti bu kurulun isminde ve fonksiyonunda değişiklik yapılmasını istiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">2-&nbsp;Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde “İzleme Komisyonu” oluşturulacak.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MİT Başkanı&nbsp;İbrahim Kalın&nbsp;belirli sürelerde bu iki kurulu da bilgilendirecek.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">YASA NE ZAMAN YÜRÜRLÜĞE GİRECEK<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yasa Meclis’ten geçtikten sonra örgüt üyelerine silahlarını bırakıp Türkiye’ye gelmeleri yönünde çağrı yapılacak.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Merkezi Kandil’de olan örgütün ağırlığının Kuzey Irak’ta olduğu biliniyor.&nbsp; Erbil’de ve Süleymaniye’de toplanma merkezleri oluşturulacak. MİT Başkanı&nbsp;İbrahim Kalın, Bağdat ziyaretinden sonra Erbil’e geçerek&nbsp;Mesut Barzani, Neçirvan Barzani&nbsp;ve&nbsp;Mesrur Barzani’yle, Süleymaniye’de ise&nbsp;Bafıl&nbsp;ve&nbsp;Kubat Talabani&nbsp;kardeşlerle görüşmüştü. Örgütün Kuzey Irak’taki kampları boşaltmaları ve silah bırakan örgüt mensuplarının Erbil ve Süleymaniye’deki merkezlerde toplanmasının 1.5-2 ayda tamamlanması hedefleniyor. MİT ve TSK ayrıca PKK’nın boşattığı kampları da kontrol edecek. Silah bırakanlar Erbil ve Süleymaniye’de kalacak, tekrar Kandil’e çıkmayacak.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">CUMHURBAŞKANLIĞI&nbsp;KARARNAMESİ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Silah bırakma ve kampların boşaltılması süreci tamamlandığında MİT Başkanı&nbsp;İbrahim Kalın’ın Milli Güvenlik Kurulu’na bir rapor sunacağı ifade ediliyor. MGK’dan olumlu karar çıktığı takdirde Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yayımlayacağı ve böylece örgüt mensuplarının Türkiye’ye gelişiyle ilgili sürecin başlayacağı ifade ediliyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">HABUR YAŞANMAYACAK<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Daha önceki süreçte Habur’da yaşanan görüntüler nedeniyle toplu olarak gelişlere izin verilmeyeceği söyleniyor. Habur rezaletinin yaşanmaması için örgüt mensuplarının ikili ve üçlü gruplar halinde değişik sınır kapılarından Türkiye’ye girişi sağlanacak.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">GÜVEN-GÜVENCE<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte yurtdışında bulunan&nbsp;Zübeyir Aydar, Remzi Kartal&nbsp;gibi örgüt yöneticilerine de Türkiye’ye dönüş yolu açılacak. Eşzamanlı olarak cezaevindeki örgüt mensuplarının tahliye süreci başlayacak.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu süreç daha önceki düzenlemelerden farklı olarak dinamik bir süreç olacak. Süreç başarılı olursa yeni adımlar atılacak, başarısız olursa yeni önlemler devreye girecek. Yeni süreç “Güven-Güvence” denklemi üzerinden yürüyecek. Güven oluşursa güvence verilecek, güven iklimi bozulursa güvence askıya alınacak.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">AYDINLIK GÜNLER&nbsp;GELİYOR<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Uzun lafın kısası tarihi bir sürecin eşiğindeyiz. Türkiye önümüzdeki günlerde 50 yıllık terör prangasından kurtulacak. Aydınlık günler gelecek dostlarım. Aydınlık...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 09:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/iste-terorsuz-turkiye-yasa-teklifi-1785823615.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tüm bölge için gerekliydi</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/tum-bolge-icin-gerekliydi-1559</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/tum-bolge-icin-gerekliydi-1559</guid>
                <description><![CDATA[Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, "Eski rejimin ortadan kaldırılması yalnızca Suriye için değil, tüm bölge için gerekliydi" dedi. Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Katar merkezli Al Jazeera televizyonuna verdiği röportajda, Suriye'nin 7 bin yıl boyunca sahip olduğu çeşitlilik üzerine inşa edildiğini anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, "Eski rejimin ortadan kaldırılması yalnızca Suriye için değil, tüm bölge için gerekliydi" dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Katar merkezli Al Jazeera televizyonuna verdiği röportajda, Suriye'nin 7 bin yıl boyunca sahip olduğu çeşitlilik üzerine inşa edildiğini anlattı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ahmed Şara, Golan Tepeleri'ne yönelik aidiyet duygusunun çocukluğundan itibaren aile ve toplum içinde dile getirilen söylemlerle şekillendiğini belirtti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kişisel yaşamı, düşüncelerinin şekillenmesi ve siyasi mücadelesine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Şara, Arap halklarının meselelerini ele alan Arap milliyetçisi söylemlerden etkilendiğini, bu söylem ile İslami söylem arasında ortak noktalar bulunduğunu kaydetti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İslam ile tarih boyunca ortaya çıkan farklı İslami tecrübelerin birbirinden ayrılması gerektiğini vurgulayan Şara, "İslam ile içinde farklı fikirler ve içtihatlar barındıran İslami tecrübeleri birbirinden ayırıyoruz." dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“REJİMİ ŞAM'IN İÇİNDEN DEVİRMEK İÇİN ÇALIŞMALARI ORGANİZE ETMEYE BAŞLADIM”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şara, Suriye'nin bölgenin kilit ülkesi olduğunu belirterek, "Tüm tecrübelerden faydalandım ve rejimi Şam'ın içinden devirmek için çalışmaları organize etmeye başladım." diye konuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hiçbir dış destek almadıklarını dile getiren Şara, kuşatma ve yoğun baskı altında bulunmalarına rağmen aynı anda hem savaşa hem de yeniden inşa ile ekonomiye gereken önemi verdiklerini ifade etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Eski rejimin ortadan kaldırılmasının zorunlu olduğunu savunan Şara, "Eski rejimin ortadan kaldırılması yalnızca Suriye için değil, tüm bölge için gerekliydi. Devrik rejimle mücadelede askeri boyuta odaklanırken, aynı zamanda yeniden inşa sürecinin hazırlıklarını da yürüttük." dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İdlib ve eski muhaliflerin kontrolündeki bölgelerde yürütülen çalışmaları uluslararası kamuoyuna aktarmaya önem verdiklerini kaydeden Şara, bu amaçla medya kuruluşları ile bölgeyi ziyaret eden heyetlerden yararlandıklarını söyledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 07:56:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/tum-bolge-icin-gerekliydi-1785733109.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Herkes devlete hissedar olmak ister!</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/herkes-devlete-hissedar-olmak-ister-1554</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/herkes-devlete-hissedar-olmak-ister-1554</guid>
                <description><![CDATA[Görüşmenin ertesi günü Köprülü Mehmed Paşa saraya davet olundu. Cuma namazından iki saat evvel Veziriazam Boynueğri Mehmed Paşa da oraya çağırılmıştı. Veziriazam gelir gelmez Padişah tarafından kabul olu¬narak sefer hazırlığındaki ihmali sebebiyle tekdir edildi. Sonra elinden mühr-i hümayun alınıp Köprülü’ye verilirken Sultan Mehmed dört şartı beraber okuyarak:
“Bu şartlara riayet olunmak üzere seni müstakil olarak vezir eyledim. Göreyim seni nice hizmet edersin” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="color:hsl(0, 75%, 60%);"><strong>Prof.Dr.Ahmet Şimşirgil- Türkiye Gazetesi</strong></span></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/tarihimizde-bir-karakter-abidesi-1806233" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file">https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/tarihimizde-bir-karakter-abidesi-1806233</a></p><p class="MsoNormal">Geçen haftaki yazımızda, son dünya şampiyonasında İspanya’nın başarısını değerlendirirken, karakter, ciddiyet, disiplin, sağlam duruş meselesinin ne kadar önemli olduğunu belirtmiştik. Böyle bir konu ortaya çıktığında tarihimizde aklıma gelen en önemli isimlerden biri şüphesiz Köprülü Mehmed Paşa’dır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Köprülü Mehmed Paşa, Veziriazam Boşnak Hüsrev Paşa hazinedarlığından yetişmişti. Karaman Beylerbeyi iken, isyan eden Sivas Valisi Varvar Ali Paşa üzerine gönderilmiş ise de Ali Paşa’nın kuvvetlerine esir düşmüştü. İbşir Paşa tarafından kurtarılmasını takiben de görevinden azledilmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Uzun müddet Köprülü kasabasında oturmuş daha sonra Köstendil, Amasya ve Trablusşam eyaletlerinde görev yapmıştır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1655 yılında Boynueğri Mehmed Paşa Veziriazam olup İstanbul’a gelirken Köprülü Mehmed Paşa da evvelce azledilmiş olduğundan Eskişehir’de bulunuyordu. Burada Veziriazam’ı karşılamış ve beraberce İstanbul’a gelmişlerdir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Veziriazam’la birlikte İstanbul’a gelirlerken Köprülü devlet işleri hakkında Boynueğri ile çok şeyler konuşmuşlardı. İstanbul’a gelince Veziriazam ona bir miktar tayinat verdirip Beyazıt’ta bir konakta oturtmuştur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Köp­rülü bu konakta oturup kendisinin bir valiliğe tayinini beklerken eski dostu Mimar Kasım Ağa ve onun vasıtasıyla daha bir kısım yeni dostlarla tanışmıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Osmanlı Devleti ise bu dönemde uzun süredir devam eden idari karışıklıklarla boğuşuyordu. Son sekiz senede on üç defa sadaret değişikliği olmuştu. Asker taifesi en küçük meselede ayaklanır olmuştu. Kısa süren sadrazamlıklar Osmanlı idaresindeki istikrarsızlığı had safhaya çıkarmıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Çok geçmeden Boynueğri Mehmed Paşa’nın da azil durumu ortaya çıkmıştı. İşte bu durumda Mimar Kasım Ağa eskiden beri tanıştığı ve fikirlerine hayran olduğu Köprülü Mehmed Paşa’yı sadaret için Valide Sultan’a tavsiyede bulundu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ancak Köprülü Mehmed Paşa kendisiyle yapılan görüşmelerde bu zor görevin üstesinden gelebileceğini fakat bu zor vazifeyi kabul etmeden önce Valide Turhan Sultan ve Padişah’a arz etmek istediği birtakım konuların olduğunu ifade etmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Köprülü Mehmed Paşa’nın böyle bir talepte bulunması Mimar Kasım Ağa ve adamları tarafından hayretle karşılanmıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Herkes devlete hissedar olmak ister!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kasım Ağa ve etrafındakiler hayret ededursun, daha önceki sadrazamların şartsız bir şekilde, hiçbir fikir ileri sürmeden kabul ettikleri sadrazamlık makamını, bu ihtiyar vezirin bazı şartlar ileri sürerek kabul edeceğini açıklaması, aksi hâlde bu vazifeyi kabul edemeyeceğini belirtmesi genç padişahı ve annesi Valide Sultan’ı derinden etkilemişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Devleti içinde bulunduğu durumdan kurtaracak kişinin böyle dirayetli bir kişiliğe sahip olması onları ümitlendirmişti. Zira saltanatı ele aldıkları günlerden bugüne işbaşına getirmiş oldukları sadrazamlar, bir türlü faydalı olamamışlardı. İçte ve dışta müdahaleler sonucunda ülkeyi hem sosyal hem de ekonomik açıdan iflas etme noktasına getirmişlerdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Neticede zülüflü baltacılardan birisi gelerek Köprülü Mehmed Paşa’yı gizlice saraya doğruca Valide Turhan Sultan’ın huzuruna götürdü. Köprülü, bir perde gerisinden Valide Sultan’a gerekli saygı ve bağlılık ifadelerini arz ederek beklemeye başladı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Valide Sultan kendisine “Paşa hoş geldin” diye iltifat etti. Ardından:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Padişah hazretleri size sadaret mührünü ihsan buyurmak murad etmektedir. Din ve devlete matlup olan hizmetin uhdesinden gelebilir misin?” deyince Köprülü:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Devletlû Sultan’ım! Taraf-ı saltanat-ı aliyyeden birkaç şart ile himmet ve inayet buyrulursa inşaallahü teala devlet-i padişahide her iş layık olduğu derecede görülmek mümkündür” diye mukabele eyledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Valide Sultan’ın şartlarının neler olduğunu sual etmesi üzerine Mehmed Paşa dört şart ileri sürdü.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Huzur-ı hümayuna ne telhis edersem kabul edilip red olunmaya.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">En büyükten en küçüğe kadar bütün rütbe, tayin ve aziller hususunda katiyen hiçbir taraftan bu kullarına zorlama yapılmaya ki işe kabiliyetli adam kullanıla.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Vüzera ve vükeladan birinin ya malına veya hüsn-i itikadına itibar edilerek müsteşar veya işlerime ortak (şerik) olarak ileri çıkarılarak bu kul­larının istiklaline halel verilemeye.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu kulları hakkında garez sahipleri olan münafıkların sözlerine itimat olunmaya ve söz söyletilmeye. Zira herkes devlete hissedar olmak ister; herkesi hakkına razı etmek ve ikna eylemek mümkün değildir. Bu cihetten veziriazama düşman olanlar ve haset edenler çoktur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu dört şart kabul buyrulursa Allahü zülcelalin inayeti ve duanız bereketiyle vezaret hizmetinin uhdesinden gelmek mümkündür” dedi. Bu sözler üzerine Valide Sultan:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Vallahülazim bu ricalarına müsaade olunur” diye üç defa sözünü tekrarladı ve sonra Köprülü, Valide Sultan’ı selamlayıp yerine döndü. Bu görüşme 13 Eylül 1656 Perşembe günü vukua gelmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Yolunuzda canımı veririm!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Görüşmenin ertesi günü Köprülü Mehmed Paşa saraya davet olundu. Cuma namazından iki saat evvel Veziriazam Boynueğri Mehmed Paşa da oraya çağırılmıştı. Veziriazam gelir gelmez Padişah tarafından kabul olu­narak sefer hazırlığındaki ihmali sebebiyle tekdir edildi. Sonra elinden mühr-i hümayun alınıp Köprülü’ye verilirken Sultan Mehmed dört şartı beraber okuyarak:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Bu şartlara riayet olunmak üzere seni müstakil olarak vezir eyledim. Göreyim seni nice hizmet edersin” dedi. Bunun üzerine Köprülü ağlayarak:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Şevketlü ve kerametlü Padişah’ım! Allah ömrünüzü ve devletinizi uzun etsin. Doğrulukla hizmet-i şerifinizde iktidarımı sarf ve uğrunuzda canımı veririm. Devletlû padişahımızın hizmeti ve hayır duası hareketiyle Hak teâlâ tevfik ihsan eyleye” diyerek huzurdan çık­tı ve görevini ifa etmek üzere makamına geldi (14 Eylül 1656).<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Köprülü Mehmed Paşa’nın sadareti gerek saray ve devlet ricali ve gerekse halk arasında hayretle karşılanmıştı. Bu tarihe kadar hiçbir başarısı ve şöhreti olmayan ve Varvar Ali Paşa’ya esir düşmüş olan Köprülü aleyhinde her kafadan bir ses çıkı­yordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ulema sınıfı okuma yazma bilmediğini, ağalar liyakat­sizliğini, hükûmet adamları da müflis olan bu yeni vezirin hiçbir iş göremeyeceğini ve maliyeyi düzeltemeyeceğini söylüyorlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Memleketin dışarıdan ve içeriden tehlikeler geçir­diği bir sırada hükûmet başında muktedir ve mahir bir adama ihtiyaç varken bu ihtiyar ve istirahate muhtaç vezirin işbaşına gelmesini pek isabetsiz buluyorlardı. Bir anlamda İstanbul’da hiç kimsenin beklemediği bir durum gerçekleşmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cuma namazından çıktıktan sonra Köprülü Mehmed Paşa’nın sadaret makamına getirildiğini öğrenen halk da onun âcizliğinden, devlet idaresine olan ilgisizliğinden ve cahilliğinden bahsetmeye başlamıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Esnaf ileri gelenleri değişen bir durumun olmayacağını düşünerek alaycı bir üslupla; “Hay hay, Köprülü gibi bir âdem de sadarete mi geçermiş, gör, ne zamana yetiştik” diyerek etrafta ileri geri konuşur olmuşlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İstediğini almaya alışmış Sipahi ağaları da “Köprülü Paşa mı o da kim, iki gün de onu muma çeviririz” diyerek şakalaşıyorlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>O kişi hep Hakk’ın rızasını gözetir!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Evliya Çelebi, bu sırada Köprülü Paşa’nın sadarete gelişi ile ilgili bir hatırasını şöyle nakleder: “Kırım Hanı Mehmed Giray Han’ın Çolak Didiş adlı ulağı İstanbul’dan Kırım’a giderken bize uğradı. Biz de o sırada Mankalya kasabasında idik. Ulak, Paşa efendimize mektuplar getirdi. Melek Ahmed Paşa bunları okuyunca; “Acep temaşa olmuş” dedi ve “Evliyam, haberin var mı? Boynueğri Mehmed Paşa sadaretten azledilip, Köprülü Mehmed Paşa vezir olmuş” deyince herkes hayrette kaldı. Mühürdar Osman Ağa ise “Hâle bak! Ne günlere kaldık! Köprülü gibi bir miskin, iki öküze saman verecek gücü olmayan adam sadrazam oldu” deyince, paşa gayet gazaplanarak “Bre sefil oğlan! Senin ne haddin vardır ki, beylerbeyine, vezirlere dil uzatırsın” diyerek değneği kaptığı gibi Osman Ağa’yı döve döve pestilini çıkardı.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Melek Ahmed Paşa ardından Evliya Çelebi’ye Köprülü hakkında şu mütalaayı yapmıştı:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Evliyam! Bu koca Köprülü başka vezirlere benzemez. Feleğin nice yazını ve kışını çekip, nice parasız, pulsuz kalmış, birçok seferlerde işleri tam kavramıyla anlamış, dünyayı ve memleketin durumunu tanımıştır. Şimdi Hakk’a hamdolsun Sadrazam oldu. Hep Allahü zülcelal aşkına ve Allah’ın rızası yolunda davranır. Anadolu vilayetlerinde sekban ve sarıca asalaklarını temizler ve para ayarını düzelterek enflasyonu önler, kara seferlerini açarsa bilinir ki, devletin durumuna düzen verir bir kimsedir. Zira boşluklar yer yer görülmeye başladı. Ey Evliya, görürsün neler ortaya çıkacaktır”.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Köprülü Mehmed Paşa bir iş başarabilecek miydi? Kimlerin dediği çıkacaktı? Konuya devam edeceğiz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 02 Aug 2026 12:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/08/herkes-devlete-hissedar-olmak-ister-1785661726.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Erdoğan&#039;dan kaçar mı?</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/erdogandan-kacar-mi-1545</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/erdogandan-kacar-mi-1545</guid>
                <description><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen imza töreni, her zamanki gibi protokolün soğuk ve düzenli akışını yansıtıyordu. Kameralar açık, liderler masada, metinler önceden hazırlanmış.
Bu tür törenler semboliktir; liderler metinleri satır satır okumaz, imzalar formalitedir. Asıl iş masanın arkasında, aylarca süren müzakerelerde biter.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Sabah Gazetesi’nden Melih Altınok’un makalesi<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">C<a href="https://www.sabah.com.tr/haberleri/cumhurbaskanligi-kulliyesi" target="_blank">umhurbaşkanlığı Külliyesi</a>'nde düzenlenen imza töreni, her zamanki gibi protokolün soğuk ve düzenli akışını yansıtıyordu. Kameralar açık, liderler masada, metinler önceden hazırlanmış.<br>Bu tür törenler&nbsp;<strong>semboliktir;&nbsp;</strong>liderler metinleri satır satır okumaz,&nbsp;<strong>imzalar formalitedir.&nbsp;</strong>Asıl iş masanın arkasında,&nbsp;<strong>aylarca süren müzakerelerde&nbsp;</strong>biter.<br>Cumhurbaşkanı&nbsp;<strong>Erdoğan&nbsp;</strong>da teoride sadece izleyip geçebilirdi. Ama o an öyle olmadı.<br><strong>Erdoğan&nbsp;</strong>ile Irak Başbakanı&nbsp;<strong>Ali ez- Zeydi&nbsp;</strong>masada oturmuş, töreni yönetiyordu. Bakanlar sırayla imza atmaya başladı. Birkaç anlaşma imzalandıktan sonra süreç sanki tamamlanmış gibi durdu. Irak Ulaştırma Bakanı&nbsp;<strong>Vehb Selman el-Haseni,&nbsp;</strong>önündeki&nbsp;<strong>Kalkınma Yolu&nbsp;</strong>mutabakatına imza atmamıştı. Masada bir eksiklik oluştuğu onca görevlinin dikkatini çekmedi. Erdoğan ise bunu saniyeler içinde fark etti.<br><strong>"Beş anlaşma değil miydi?"&nbsp;</strong>sorusu salona düştü.<br>Cumhurbaşkanı'nın ses tonu sakin ama netti.&nbsp;<strong>"Ben burada sadece fotoğraf çektirmiyorum"&nbsp;</strong>diye tınlıyordu. Aynı anda Dışişleri Bakanı&nbsp;<strong>Hakan Fidan</strong>’ı yanına çağırdı. Fidan hızla sahneye geldi.<br>Gargaraya getirilmeye çalışılan anlaşma da sıradan bir mutabakat değil. Irak'ın Basra'daki&nbsp;<strong>Büyük Faw Limanı'</strong>ndan başlayıp&nbsp;<strong>Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanan karayolu ve demiryolu koridorunu hızlandırmayı&nbsp;</strong>hedefliyor. Körfez'in dünyayla bağlantısını&nbsp;<strong>Irak toprağı üzerinden&nbsp;</strong>kurma iddiası taşıyor. Daha önemlisi,&nbsp;<a href="https://www.sabah.com.tr/haberleri/hurmuz-bogazi" target="_blank">Hürmüz Boğazı</a>'na bağımlılığı azaltabilecek, boğazı by-pass edebilecek stratejik bir alternatif potansiyeli barındırıyor.<br>Enerji ve ticaret yollarının bu kadar kırılgan olduğu bir dönemde, böyle bir projenin imzasız kalması tesadüf olabilir mi?<br>İran'a yakınlığıyla bilinen,&nbsp;<strong>Şii Koordinasyonu&nbsp;</strong>ve&nbsp;<strong>Bedir Örgütü'</strong>ne yakınlığıyla anılan Ulaştırma Bakanı<strong>&nbsp;Haseni'</strong>nin tereddüdü, basit bir protokol aksaklığı gibi durmuyor. Projenin İran'ın çıkarlarını zedeleyebileceği endişesiyle imza atmaktan kaçınmış olması muhtemel. Başbakan Ali ez-Zeydi'nin şaşkınlığı, bakanına dönüp sorunu sorması ve<strong>&nbsp;"Hemen imzala"&nbsp;</strong>diye talimat vermesi şüpheleri güçlendiriyor.<br>Sonunda imzayı basan Iraklı bakan,&nbsp;<a href="https://www.sabah.com.tr/haberleri/turkiye" target="_blank">Türkiye</a>'ye gelip kendini patlatmadan önce biraz Erdoğan videosu izleseydi, belki böyle olmazdı. Mesela yine bir törende eski Ticaret Bakanı&nbsp;<strong>Mehmet Muş'</strong>un imzasını fark edip&nbsp;<strong>"O ne biçim imza, değiştir!"&nbsp;</strong>dediği o anı görse... Çok ama çok dikkatli gözlerin üzerinde olduğunu düşünüp en azından kalemi tutuş tarzını gözden geçirirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">***<o:p></o:p></p><p><br><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif;font-size:11.0pt;"><span style="line-height:107%;mso-ansi-language:TR;mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-bidi-language:AR-SA;mso-bidi-theme-font:minor-bidi;mso-fareast-font-family:Aptos;mso-fareast-language:EN-US;mso-fareast-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin;"><strong>KADER DİYEMEZSİN...</strong></span></span><br><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif;font-size:11.0pt;"><span style="line-height:107%;mso-ansi-language:TR;mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-bidi-language:AR-SA;mso-bidi-theme-font:minor-bidi;mso-fareast-font-family:Aptos;mso-fareast-language:EN-US;mso-fareast-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin;">Akademisyendi ama lider olduğuna inanmıştı. Öyle ki görevden ayrıldıktan aylar sonra bile "Anadolu'ya çıkarım ve sadece 'Esselamü aleyküm' derim, bütün Anadolu'yu ayağa kaldırırım" diyordu. Partisi yüzde 0.07 oy aldı.</span></span><br><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif;font-size:11.0pt;"><span style="line-height:107%;mso-ansi-language:TR;mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-bidi-language:AR-SA;mso-bidi-theme-font:minor-bidi;mso-fareast-font-family:Aptos;mso-fareast-language:EN-US;mso-fareast-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin;">Ağzından "dava" sözü düşmüyordu. Malezya'dan girip Şam'dan çıkıyordu. Günün sonunda&nbsp;<strong>"hareketini" CHP listelerinden seçime sokacak kadar hırsına yenildi</strong>.</span></span><br><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif;font-size:11.0pt;"><span style="line-height:107%;mso-ansi-language:TR;mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-bidi-language:AR-SA;mso-bidi-theme-font:minor-bidi;mso-fareast-font-family:Aptos;mso-fareast-language:EN-US;mso-fareast-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin;">Kendisinden&nbsp;<strong>üçüncü tekil şahıs&nbsp;</strong>olarak bahsetmeyi severdi, sık sık "Devlet adamıyım" derdi. Muhalefete geçince başbakanlığı dönemindeki&nbsp;<strong>terörle mücadele operasyonlarını&nbsp;</strong>bile siyaset malzemesi yaptı.</span></span><br><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif;font-size:11.0pt;"><span style="line-height:107%;mso-ansi-language:TR;mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-bidi-language:AR-SA;mso-bidi-theme-font:minor-bidi;mso-fareast-font-family:Aptos;mso-fareast-language:EN-US;mso-fareast-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin;">"Son nefesime kadar Cumhurbaşkanımızla vefa ilişkisini sürdüreceğim.&nbsp;<strong>Kimse benden Cumhurbaşkanımız aleyhine tek söz duymadı, duymayacak.</strong>&nbsp;Cumhurbaşkanımızın onuru, hem cumhurbaşkanı olarak hem dava arkadaşım olarak onun onuru benim onurumdur, onun ailesi benim ailemdir"&nbsp;<strong>yeminini çiğ çiğ yedi</strong>. Youtuber'ların yayınında tık almak için,&nbsp;<strong>en mahrem konuşmaları</strong>&nbsp;ağzına sakız etti.</span></span><br><span style="font-family:&quot;Aptos&quot;,sans-serif;font-size:11.0pt;"><span style="line-height:107%;mso-ansi-language:TR;mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-bidi-language:AR-SA;mso-bidi-theme-font:minor-bidi;mso-fareast-font-family:Aptos;mso-fareast-language:EN-US;mso-fareast-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin;">Geçen gün yazdığı&nbsp;</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 10:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/erdogandan-kacar-mi-1785484044.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>6 bin 314 adet hesap bloke edildi</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/6-bin-314-adet-hesap-bloke-edildi-1525</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/6-bin-314-adet-hesap-bloke-edildi-1525</guid>
                <description><![CDATA[Deprem sonrasında yapılan bağış paralarının kumara yatırılmasından tutun, paramparça olan Cumhuriyet Halk Partisi'nin Kemal Kılıçdaroğlu'nun elinde kalan kısmı tarafından İstanbul'da düzenlenen toplantıyı kalabalık gösterebilmek için bir cast ajansından para ile figüran kiralandığı iddiaları gibi dünya kadar garabet...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Hürriyet'ten Murat Bardakçı'nın makalesi</strong></p><p class="MsoNormal">Memleketin gündemini birbirinden tuhaf hadiselerin işgal etmeye başlaması bilmem dikkatinizi çekiyor mu?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye’de böyle tuhaflıklar ve gariplikler hep yaşanırdı ama şimdi gittikçe artıyorlar ve bir önceki güne nazaran herşey daha da tuhaf hal alıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Deprem sonrasında yapılan bağış paralarının kumara yatırılmasından tutun, paramparça olan Cumhuriyet Halk Partisi'nin Kemal Kılıçdaroğlu'nun elinde kalan kısmı tarafından İstanbul'da düzenlenen toplantıyı kalabalık gösterebilmek için bir cast ajansından para ile figüran kiralandığı iddiaları gibi dünya kadar garabet...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dikkat buyurun: Bu rezaletin “devletin kurucusu” olduğunu iddia eden partide yaşandığı söyleniyor!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bütün bu garabetin arasında memleketin iyiliği için çok önemli bazı işler de yapılıyor ama bunlar maalesef fark edilmiyor, basında bahisleri geçse bile gündemi tuhaflıkların işgal etmesi sebebi ile fazla ses getirmiyorlar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Meselâ bunlardan biri: Adalet Bakanlığı, geçen hafta Arjantin ile İspanya’nın dünya kupası finali için karşı karşıya gelmesinden hemen önce, maç üzerine yasadışı bahis ve kumar oynanmasını engellemek maksadıyla bankalara talimat göndererek 6 bin 314 adet hesabı bloke ettirdi…<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Adalet Bakanı Akın Gürlek bloke edilen hesapları final maçı öncesinde kapsamlı bir çalışma yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Yasadışı Bahis ve Spor Suçları Soruşturma Bürosu’nu belirlediğini, yasadışı bahis trafiğinde kullanılan bu hesapların yanısıra yine yasadışı bahis siteleri ile bağlantılı oldukları anlaşılan 19 “dış finansçı”nın deşifre edildiğini ve 23 şüpheli hakkında da adlî işlem başlatıldığını söyledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>DEVLET İLE DİDİŞİLMEZ!<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Hazırlıkların ve yapılan işin ne kadar geniş çaplı olduğunu herhalde farketmişsinizdir. İstanbul Başsavcılığı’nın bünyesindeki bir büro banka hesaplarını ve önemli maçlar öncesindeki yapılan yüksek transferleri tek tek elden geçiriyor; bazı hesapların yasadışı bahiste, yani kumarda kullanıldığını belirliyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Burada önemli olan, kumar oynamaya yarayan hesapların öyle birkaç tane değil, tam 6 bin 314 adet olması! Düşünün: Yüzbinlerce, hattâ milyonlarca hesap tek tek elden geçirilmiş, hangi hesabın kumara para yatırmaya yaradığı belirlenmiş, savcılık üstelik bunları belirlemekle de kalmamış ve final maçının başlamasından hemen önce bankalara eşzamanlı müzekkereler gönderip hesapların tamamını bloke ettirmiş, yani sahiplerinin bu hesaplar üzerinden bahis oynamalarını engellemiş! İş bununla da bitmemiş, yasadışı bahis ve sanal dolandırıcılık işlerinin yapıldığı ve polisin “dış finans evi” dediği 19 ayrı mekân tespit edilmiş,bu mekânlarda bahis sitelerine ânında girmeyi sağlayan yarayan sistemler ile yasadışı bahis oynayanlara ait telefon, kart ve para ele geçirilmiş...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bütün bunlar, canına tak eden devletin “Artık yeter” diyerek gücünü göstermesi, yani bu işi son verme kararı ile vaziyete müdahale etmesi demektir<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Müdahale”ye şimdilerde “irade” yahut “devlet aklı” dendiği de oluyor; “devlet iradesini gösterdi” veya“devlet aklı devreye girdi” gibisinden süslü tâbirler kullanılıyor. Ama, kastedilen hep aynı: Tepesi atan devlet “Benim dediğim olacak” diyor ve bozulmuş nizamı gerektiğinde güç kullanarak yeniden işler hale getiriyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Unutmayalım ve hiç hayâle dalmayalım: Bir memlekette devletten daha güçlü bir teşkilat, örgüt vesaire yoktur! Devlet en tepede ve en güçlü olandır; onun istemediği yahut izin vermediği bir işin yapılması da mümkün değildir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ama bütün bu gücüne rağmen devletin “Dur!” demesi gereken bazı hadiseler karşısında suskunluğa büründüğü de olur ve bunun sebepleri çeşitlidir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Devlet son zamanlarda sesini yükseltmeye ve gücünü göstermeye başladı! Seneler önce işlenmiş ama çözülememiş cinayetlerin dosyaları yeniden açılıyor, bu cinayetlerle ilgisi bulunanlar vali yahut iş adamı olduklarına bakılmaksızın cezaevine gönderiliyorlar, avuç avuç uyuşturucu kullanan sanatçılar ile sanatçı müsveddeleri adli tıp yolundalar, devlet nefreti ve ile emrine milyonlarca dolar verilip deprem bölgesine musallat edilen geçmişi şaibeli bir şarkıcıdan da nihayet hesap soruluyor...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">AHBAP soruşturması için tanık olarak adliyeye çağrılanların neredeyse tamamı, ifadelerinde “Haluk Levent konusunda yanılmışız” demişler...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yanıldıkları tek konu sadece o mu? “Burada devlet yok, halk var” gibisinden sloganlardan ne haber?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 10:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/6-bin-314-adet-hesap-bloke-edildi-1785225283.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hadislere değil ayetlere de güvenemeyiz</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/hadislere-degil-ayetlere-de-guvenemeyiz-1520</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/hadislere-degil-ayetlere-de-guvenemeyiz-1520</guid>
                <description><![CDATA[“Hadis lafızları bize değişerek gelmiştir. Herkes aklında kalanı, kuşaktan kuşağa
aktarmıştır. Böyle üç dört kuşak geçmiş, ondan sonra hadisler kitaplara geçmiştir. Bu lafızlara
güvenemeyiz. Dolayısıyla hadislerin lafızları üzerinden din belirlenmez.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">1 HALİS AYDEMİR: “HADİSLERE GÜVENEMEYİZ; BÖYLE HADİS DEĞİL AYET BİLE OLSA REDDEDERİZ! ALLAH, ‘SADECE BENİ DEĞİL, TÜM SÖZLERİ DİNLEYİN’ DİYOR!”&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kaynak videolar: 1-<span style="color:hsl(210,75%,60%);"> </span><a href="https://youtu.be/JGbm-gVCB8w"><span style="color:hsl(240,75%,60%);">https://youtu.be/JGbm-gVCB8w</span></a><span style="color:hsl(240,75%,60%);"> </span>(Video konusu: “Hadislere nasıl yaklaşmalıyız”) (Hadislere güvenemeyiz; böyle hadis değil ayet bile olsa reddederiz! Sözleri birinci videoda)&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yazıda belirtildiği üzere, videonun özeti: “Hadisler üç dört kuşak geçtikten sonra yazıya geçmiş. Bu bakımdan hadislerin lafzından yorum oluşturamayız, hele hele itikadda ... (hiç delil alamayız).” Videodan anlaşılan şu: Hadislerin metni sağlam olmadığından -adı mütevatir hadis bile olsa- hadislerden dini hüküm çıkarılamaz, yani dinde delil olmaz demiş oluyor. Halbuki hasen ve sahih hadis dinde delil ve hükmü bağlayıcı olduğu gibi, mütevatir hadis de Kur’an ayeti gibidir; dolayısıyla, dinde delil olmak şöyle dursun, itikatta bile delildir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><span style="mso-spacerun:yes;">&nbsp;</span>2-<a href="https://youtu.be/Ma0uAIZJbLo"><span style="color:hsl(240,75%,60%);">https://youtu.be/Ma0uAIZJbLo</span></a><span style="color:hsl(240,75%,60%);"> </span>(Video konusu: “Hadislere bakış açısı ve kritiği önemlidir!) (Allah, ‘sadece beni değil, tüm sözleri dinleyin’ diyor, sözleri ikinci videoda)&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Hadis lafızları bize değişerek gelmiştir. Herkes aklında kalanı, kuşaktan kuşağa aktarmıştır. Böyle üç dört kuşak geçmiş, ondan sonra hadisler kitaplara geçmiştir. Bu lafızlara güvenemeyiz. Dolayısıyla hadislerin lafızları üzerinden din belirlenmez. Örneğin; “Fırka hadisi”, (ümmetim 73 fırkaya ayrılacak hadisi) şunlar yandı biz kurtulduk şeklinde bugünün anlamlandırılmasıyla ayet bile olsa redderiz. Hadisin sıhhatini ayrı konuşuruz. (Başka bir konuşmasında bu hadisin bir değer ve ciddiyetinin olmadığını, diğer bir videosunda da hadisin elek altı olduğunu söylüyor). <span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif;">ان</span> <span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif;">ربىال</span> <span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif;">يامر</span> <span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif;">بالفخشاء</span> deriz” diyor, Halis bey.&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">2 Videoda Halis bey ayrıca, Zümer, 39/18 ayeti hakkında da yanlış ve çok sakat bir mana ile dinleyenleri yanlış yönlendiriyor. Halis bey, ayetleri hep böyle kafadan yorumlayıp dinleyeni yanlış yönlendiriyor. O ayet şu anlamda: “Onlar sözü dinlerler, en güzeline uyarlar...” (Zümer, 39/18). Bu ayeti okuyup Halis bey diyor ki: “Bakın Allah, benim sözümü dinleyin, bile demiyor. ‘Her yere gir, herkesi, her sözü dinle, kendi içinde değerlendir, aklınla doğrusunu bul, onu kabul et ve ona uy!, diyor’“. Halbuki ayet, fetret devrinde, kendilerine peygamber gelmeden önce, önceki kavimlerden birini Rasülüllah as’a övmek için indirilmiş. Ki o kavim, bir peygamberin bulunmadığı o dönemde, çevreyi dinledikten ve sözleri değerlendirdikten sonra, Allah’ın varlığını birliğini kabul edip, ondan başkasına tapınmayı reddediyorlar. (Taberi, Camiu’lBeyan, 9/7062).<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><span style="mso-spacerun:yes;">&nbsp;</span>Cenabı Hak Peygamber Efendimiz’e bu kavmi haber vererek, onlardan övgüyle söz ediyor. Fakat, Allah bir peygamberini gönderdikten sonra, vahiy gönderdikten sonra, dinlenecek başka bir şey yoktur ki! Herkes, mecburen, Allah’ın vahyini ve peygamberini dinlemek zorunda. Ona ters olanında reddetmek zorunda! “Dur hele! Şunu da dinleyeyim de Allah’ın veya peygamberinin sözünü bir test edeyim, doğru mu söylüyor?” demek ne demek arkadaşlar?&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Müslüman nezdinde böyle bir g....luk olabilir mi hiç? Müslüman’ın kelime anlamı bile, Allah’ın indirdiğine gönderdiği peygambere teslim olmuş kişi demektir. Hz. Peygamber (as) Efendimiz ve Kur’an geldikten sonra başka arayış, zaten sapıklıktır. Daha ne dinleyip de tartacak ve hangi beğendiğine gidecek ki? Bu çok tehlikeli bir şey! “En güzel söz”, “en doğru yol” belli değil mi de insan kafasına göre arayışa girecek de; tesadüfen hakkı bulacak? “Bu kuran en doğru yola iletir” buyurmuyor mu ayet? Sözlerin en güzelinin, kelamullah olduğu belli değil mi? O zaman daha neyi ölçüp biçerek karar vereceksin?&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yine ayette, “İslam’dan başka yol arayan kimseden zırnık kabul edilmez ve o ahirette hüsrana erenlerden olur” buyurulmuyor mu?&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">3 Bir de Halis beyin söylediğine bakın ki; O’na göre Allah, “benim sözümü dinleyin” bile demiyormuş, “her sözü dinleyip beğendiğimize, sözün en güzeline uyun”, diyormuş, haşa ve kella! Böyle bir ifade, gökleri çatlatır! Hak apaçık dururken aramaya girince, hakkı bulabilmenin garantisi var mı? Ya bulamaz da batıla takılırsa? Nitekim öyle de olmuyor mu? Sapıtanlar, haktan sapanlar aklıyla ve çevreyi de dinleyerek sapıtmıyorlar mı?&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Halis beyin dediği gibi arayıp, farklı sözler arasında insan mutlaka hakkı bulabilecek olsaydı, yeryüzünde bir tek kafir olmazdı! Ve insanın kendi aklı, tek başına hakkı bulmaya yetseydi, vahiy de peygamber de gelmezdi. AYETİN ASIL ANLAMI: Ayet, aradaki “lam-elif” durağıyla önceki ayete (Zümer, 17) bağlı. Önceki ayet ise, Tağut’tan (Şeytan’dan ve Allah dışında her şeyden) kaçınıp, Allah’a kul olarak ona yönelenlerden söz etmekte ve “böylesi kullarıma müjdele” diye bitmekte. 18. ayette bu kulların ikinci sıfatı gelmekte. Peki; tağuta kulluktan kaçınıp Allah’a kul olanın ve ona yönelenin, bundan sonra imana aykırı başka sözlere kulak vermesi ya da çeşitli sözler arasında hakkı aramaya yeltenmesi mümkün mü? “Sözü dinler en güzeline ittiba eder” ayetiyle kasdedilen de; dinde en faziletli olan ve sevabı daha çok olan ameli tercih etmesidir (Zemahşeri, Keşşaf, 90, 91).&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mesela, mubahla mendubun karşısına çıktığı bir durumda, mendubu tercih etmesi; mendupla vacibin karşısısına çıktığı durumda da vacib olan ameli tercih etmesi gibi (Zemahşeri, Keşşaf, 90, 91).<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Halis bey’in bu vb. yaklaşımlarının iyi niyetlilikle bağdaştırılmasının imkan ve ihtimali yoktur. Zira kendisi Kur’an’ı avucunun içi gibi bilmektedir... Çok çok tehlikeli bir durum vaziyetleri... Gözünüzü açın beyler! Dünyanızda neler olup bittiğinin farkına varın lütfen! Yoksa biz, dinin yanında dünyayı öncelediğimiz sürece başımız beladan kurtulmaz. Herkes, “şurda şu, burda bu var” diyor da din üzerinde hangi oyunların oynandığına hiç nazar etmiyor!&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">4 Öbür birileri böyle zihniyete sahip adamları, halkla buluşturup daha çok zehirlemek ve kadın erkek karmakarışık hale getirmek için “cami projesi’ hazırlamış! Kadın, caminin merkezine konacakmış!... Yahu kardeşim, senin din diye bir derdin varsa, önce diyanet ilahiyat ihl ne hale geldi, bu profile baksana! Yoksa, siz de o anlayışa çanak tutanlardan mısınız?&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Evet! Halis bey gibi tipler, özel olarak DİYK ÜYESİ seçtiriliyorlar, akla hayale gelmedik düzenbazlıklarla!.. Belki kendilerinin bile o düzenlerden haberleri yoktur. Onlara sadece “şuraya müracaat edeceksin” deniliyor!<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 10:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/hadislere-degil-ayetlere-de-guvenemeyiz-1785138701.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Karakter meselesi</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/karakter-meselesi-1519</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/karakter-meselesi-1519</guid>
                <description><![CDATA[Bu yazıyı kaleme almamın sebebi salı günkü gazetemizin spor sayfasında İspanya’nın başarısını belirtirken “Yetenek tamam ama olmazsa olmaz: KARAKTER” manşeti idi.
Aslında İspanya’nın başarısının gerisinde, 13 yıllık bir emeğin olduğu görülüyordu.
Son dünya şampiyonası hakkındaki konuşmalar, futbolcuların becerileri hepsi vızıltıdır. Asıl olan başarının gerisindeki emeği, gayreti, teri, istikrarı ve karakteri görebilmektir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="color:hsl(0, 75%, 60%);"><strong>Prof.Dr. Ahmet Şimşirgil- Türkiye Gazetesi</strong></span></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/karakter-meselesi-1804933" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file">https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/karakter-meselesi-1804933</a><br>&nbsp;</p><p class="MsoNormal">Bu yazıyı kaleme almamın sebebi salı günkü gazetemizin spor sayfasında İspanya’nın başarısını belirtirken “Yetenek tamam ama olmazsa olmaz: KARAKTER” manşeti idi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aslında İspanya’nın başarısının gerisinde, 13 yıllık bir emeğin olduğu görülüyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Son dünya şampiyonası hakkındaki konuşmalar, futbolcuların becerileri hepsi vızıltıdır. Asıl olan başarının gerisindeki emeği, gayreti, teri, istikrarı ve karakteri görebilmektir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bunu görüp uygulayabilirseniz başarılı olursunuz. Aksi takdirde günlük konuşmalar ve on yıllar içinde görebileceğiniz ara galibiyetlerle oyalanıp durursunuz. Kendinizi kandırırsınız, milleti avutursunuz. Her yıl kurtarıcı gibi adamlar getirir, götürürsünüz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bakınız biz 24 yıl sonra bir dünya kupasına katıldık. Aslında bu katılış da önemli bir girişimin çabasıydı. Güven ve itimadın gençleri sisteme entegre etmenin ürünüydü. Montella Türk A Millî Takımı’nı sırtlanmıştı. Disiplin ve gayretliydi. Bunun neticesinde bir dünya şampiyonasının kapısını araladık.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Fakat şampiyonanın öncesinde Montella, futbolcuların ayağını yere değdirebilmek için boş yere uğraştı. Bizim federasyon, basın, sosyal medya ajans kuruluşları daha takım sahaya çıkmadan final oynatıyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Federasyon kafasına göre kamp yerleri ayarladı. Çünkü onlara göre futbolcuların önünde kimse duramazdı. Bizim çocuklar dedik mi iş bitiyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sonuç hüsran oldu. Dünya şampiyonasına katılan takımların en utancı içerisinde ülkemize döndük. Topuğumuza çıkması beklenemeyen nice ülke takımları elenseler dahi alınlarının akı ile döndüler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Biz ise perişan… Sonrasında alışıldık koro “Montella niye duruyor” diye bağırmaya başladı. Çünkü bunlar artık çağı geçmiş Fatih Terim’i dahi çoktan parlatmaya başlatmışlardı. Hatta federasyon başkanı bile yapmaya kolları sıvamışlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İşte yeni bir 25 yılı yemenin adıdır bu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Başarı nasıl gelir!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İspanya ise ta 2013 yılında bu başarının ilk adımını atmıştı. O güne kadar genelde alt liglerde çalışmış bulunan Luis de la Fuente, İspanya Futbol Federasyonuna, idman metotlarına kadar gösteren bir plan ve projesini ortaya koyarak görev almıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Görevine U19 takımı antrenörü olarak başladı. Sadece iki yıl sonra 2015’te U19 ile Avrupa şampiyonu oldu. 2019’da bu defa U21 ile Avrupa şampiyonluğu ve Olimpiyat ikinciliğini kazandı. U23 takımıyla da 2020 Tokyo Olimpiyatlarında gümüş madalyayı elde etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">2022 Katar’daki dünya şampiyonası başarısızlığı üzerine İspanya ünlü antrenör Luis Enrique ile yollarını ayırıp Luis de la Fuente’ye görevi takdim etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İspanyol basını sabah akşam bu kararı tenkit etsin. Nereden çıktı bu adam büyük ne başarısı var diye yırtınadursun o dümenin başına geçmiş bulunuyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Zaten millî takımdaki futbolcuların büyük bölümü U19 ve U21 yıllarında onun tezgâhından geçmiş oyunculardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu itibarla Fuente takımı çabucak dizayn etti ve bunun semeresini EURO 2024 Şampiyonası’nda gösterdi. İspanyollar, turnuvada Hırvatistan, İtalya, Arnavutluk, Gürcistan, Almanya, Fransa ve son olarak İngiltere'yi mağlup etti. Eleme grupları da dâhil mağlubiyet yüzü görmeden şampiyonluk kupasını kaldırmıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">De la Fuente’nin başarısındaki sır sadece taktiksel planlarda ya da rakam ve istatistiklerde yatmıyordu. O, takım disiplini ve futbol kimliğini insani yön ile de birleştirmişti. Onun için takım sahaya çıktığında, bir makine disiplini gibi çalışıyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sanki her biri oyunu arkadaşı için oynuyordu. Benlik kibir gurur yoktu. Takım ruhu ön plana çıkmıştı. Millî başarı onlar için her şeydi. Onun felsefesi “Futbol, karakterli insanlar tarafından güzelleştirilen ve kazanılan bir takım oyunu” idi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">EURO 2024 tesadüfi bir başarı mı idi? İspanya işte bunun sınavını bu defa ABD’de düzenlenen 2026 Dünya Şampiyonası’nda verdi. Finalde Arjantin’in karşısına çıkıncaya kadar yedi maçında sadece bir beraberlik aldı. Belçika maçında bir gol yedi ve turnuva boyunca yediği tek gol olarak kaldı. Finaldeki Arjantin maçı ile birlikte Fuente’nin yenilmezlik serisi de 38 maça çıkmış bulunuyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Kibrin ve saygısızlığın zelilliği!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Finalin diğer ismi Arjantin’de ise durum değişikti. Yıllardır Arjantin denildiğinde Lionel Messi akla geliyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Onun sihirli ayakları sihirli dokunuşları beklenmeyen zamanlarda devreye giriyor ve maçın sonucunu belirliyordu. Bu itibarla Arjantin’in oyunu hep onun çevresinde dönüyordu. Arjantin takımında ona olan bir inanç vardı. O bir an devreye girer ve iş biterdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu durum yıllar içinde normal olarak Messi’ye büyük avantajlar da sağlıyordu. Başkası yaptığında sarı veya kırmızı gösterilecek kartlar o yaptığında ya görmezden geliniyor veya sarı kartla geçiştiriliyordu. Bu hâl takımın ve Messi’nin gururunu daha açık belli ediyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">2022 Dünya Kupası’nın şampiyonu bu sebeple İspanya’yı rahat geçeceğini düşünüyordu. Hep geri çekiliyor gol yememeyi düşünüyor ve Messi’nin o sihirli dokunuşunu sabırla bekliyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Oysa maçı izleyenler bir devrin geçtiğini ve bu oyun planında Arjantin’in tükenişini gördüler. Ezildiğini gördüler. Bir final müsabakasında İspanya’nın kalesine şut atamadığını gördüler. Hâlbuki yarı final maçında İngiltere’yi neredeyse kalesine hapsetmişlerdi. Bu defa kendileri kalesine çekilmiş canhıraş savunmaya geçmiş bir Arjantin vardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Öyle ki hücumda üç pas yapamaz hâle gelmişlerdi. Orta sahayı geçemeden top İspanya’nın eline geçiyor, yeni ve ne şekil gelişeceği belli olmayan bir hücum şekline daha maruz kalıyorlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu durum Arjantin’in sinirlerini de mahvetti. Kırmızı kart görmeleri bunun ürünüydü. Maçın son düdüğü ise iyi ve karakterli adamların, saygısızları ezdiğinin kanıtı olmuştu. Zira Arjantinli futbolcular sille tokat İspanya’nın genç futbolcularına girişmişti. Fark bir daha görülmüştü.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Futbol sadece futbol mu!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Günümüzde futbol başta ekonomi olmak üzere bazen siyasetin zirvesine çıkıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İspanya Arjantin arasındaki Dünya Kupası final maçı sıradan bir futbol müsabakasından farklı bir anlama bürünmüştü. Sanki o gece futbol değil de bir başka zafer yaşanacaktı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Arjantin Başkanı Javier Milei, elinde İsrail bayrağı dalgalandıracak kadar Netanyahu yönetiminin hayranıydı. Filistin’deki dram onun için hiçbir şey ifade etmiyordu. Trump’ın gözdesi idi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Başbakan Pedro Sanchez yönetimindeki İspanya hükûmeti ise baştan itibaren İsrail’in Gazze’de Filistinlilerin kıyımına karşı durdu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Avrupa Birliği’nde Netanyahu’nun yayılmacı saldırganlığına destek verilmesine engel olan ülkelerin başını çekti. Bu sebeple Trump yönetimi ile ters düşmekten zerre çekinmedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nitekim Trump’ın Türkiye’deki NATO zirvesinde Sanchez’e “İspanya’yı sevmiyorum seni sevmiyorum” demesi tamamen Gazze duruşu sebebiyle idi. Netanyahu’nun kinini Trump kusuyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu sebeple Trump ve Netanyahu’nun kalbi Arjantin için atıyordu. Bu durum son dünya şampiyonasında bariz bir şekilde ortaya çıkmıştı. Arjantin’in korunduğu ortaya çıkarken bazı Müslüman ülkelerin takımlarının nasıl doğrandığı açıkça belli oluyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bütün bu şartlar, Maradona’dan beri futbolda Arjantin’i destekleyen Türk milletinin meylini bu defa İspanya’ya döndürmüştü. Gazzeliler ile birlikte İspanya’yı desteklediler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Karakterin yanına manevi güç de eklenmişti. Bu birliktelikle gelen İspanya zaferi kan emici Netanyahu ve destekçisi Trump’ın sevinmesine fırsat vermedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Trump’ın eline kupayı verdirmediler. Başarı fotoğrafının içerisinde ona yer vermediler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Başları eğik ve ezik, kalpleri buruk bir şekilde stattan gönderdiler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mağdur ve mazlum Gazzelilerin bayram sevinci işte bu sebeple görülmeye değerdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Karakter sahibi olanlar, mazlumun yanında olanlar kazanmıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bize ise yine ders almak düşmüştü. Tabii tekrar ıskalamaz isek!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 10:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/karakter-meselesi-1785137604.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>En çok kazandıran meslekler</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/en-cok-kazandiran-meslekler-1494</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/en-cok-kazandiran-meslekler-1494</guid>
                <description><![CDATA[Sınav sonuçlarının açıklanmasının ardından milyonlarca genç üniversite tercihlerini yapmaya hazırlanırken, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) dün açıkladığı veri adeta rehber görevi görecek. TÜİK 2025 yılına yönelik "Yükseköğretim İstihdam Göstergeleri" başlıklı haber bültenini yayımladı. Buna göre, lisans mezunlarının kayıtlı istihdam oranı 2025'te yüzde 73.9 olarak gerçekleşti. Ön lisans mezunları için kayıtlı istihdam oranı ise yüzde 65.7 olarak hesaplandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Sınav sonuçlarının açıklanmasının ardından milyonlarca genç üniversite tercihlerini yapmaya hazırlanırken, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) dün açıkladığı veri adeta rehber görevi görecek. TÜİK 2025 yılına yönelik "Yükseköğretim İstihdam Göstergeleri" başlıklı haber bültenini yayımladı. Buna göre, lisans mezunlarının kayıtlı istihdam oranı 2025'te yüzde 73.9 olarak gerçekleşti. Ön lisans mezunları için kayıtlı istihdam oranı ise yüzde 65.7 olarak hesaplandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Lisans seviyesinde en yüksek kayıtlı istihdama sahip olan bölümlerde tıp yüzde 95.5 ile ilk sırada yer aldı. Lisans mezunlarının kazanç durumları incelendiğinde ise aylık ortalama kazancı en yüksek olan beş bölüm pilotaj, matematik, uzay, uçak ile kontrol ve otomasyon mühendislikleri olarak öne çıktı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>TIP İSTİHDAMDA İLK SIRADA</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Lisans seviyesinde en yüksek kayıtlı istihdama sahip olan bölümler yüzde 95.5 ile tıp, yüzde 90.8 ile özel eğitim öğretmenliği, yüzde 89.9 ile havacılık elektrik ve elektroniği, yüzde 89.8 ile matematik mühendisliği ve yüzde 89.8 ile hemşirelik oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ön lisans seviyesinde en yüksek kayıtlı istihdama sahip olan bölümler polis meslek eğitimi (yüzde 92.6), elektrik enerjisi üretim, iletim ve dağıtımı (yüzde 87.4), uçak teknolojisi (yüzde 84.8), kontrol ve otomasyon teknolojisi (yüzde 83.9) ile elektrik (yüzde 83.7) oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>İŞ BULMA SÜRESİ 14.2 AY</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Lisans mezunlarında ortalama ilk iş bulma süresi 2024 yılında 14.4 ay iken, 2025 yılında 14.2 ay olarak gerçekleşti. Ön lisans mezunlarının ortalama ilk iş bulma süresi ise 2024 yılında 16 ay iken, 2025 yılında 15.8 ay olarak hesaplandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Lisans mezunlarının mezuniyetleri sonrası ilk iş bulma süre ortalamasının en kısa olduğu bölümler; dil ve konuşma terapisi (2.4 ay), tıp (3.9 ay), özel eğitim öğretmenliği (4.4 ay), eczacılık (4.6 ay) ile ergoterapi (7.6 ay) oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>EN ÇOK KAZANDIRANLAR</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ön lisans mezunlarının kazanç durumları incelendiğinde, aylık ortalama kazancı en yüksek olan beş bölüm; uçak teknolojisi, perakende satış ve mağaza yönetimi, polis meslek eğitimi, elektrik enerjisi üretim, iletim ve dağıtımı ile marka iletişimi ile oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>İLK İŞ BULMADA SAĞLIK</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Lisans mezunları için ilk iş bulma süresinin en kısa olduğu ilk beş eğitim ve öğretim alanı; sağlık ve refah (9 ay), bilişim ve iletişim teknolojileri (11.4 ay), mühendislik, imalat ve inşaat (11.6 ay), eğitim (12.9 ay) ile hizmetler (13.4 ay) olarak gerçekleşti. Ön lisans mezunlarının mezuniyetleri sonrası ilk iş bulma süre ortalamasının en kısa olduğu beş bölüm; polis meslek eğitimi (3 ay), optisyenlik (9.9 ay), aşçılık (10.8 ay), eczane hizmetleri (11.6 ay) ile sivil havacılık kabin hizmetleri (11.7 ay) oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>KAZANÇTA PİLOTAJ</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Lisans mezunlarının kazanç durumları incelendiğinde, aylık ortalama kazancı en yüksek olan beş bölüm sırasıyla; pilotaj, matematik mühendisliği, uzay mühendisliği, uçak mühendisliği ile kontrol ve otomasyon mühendisliği oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ön lisans mezunlarının kazanç durumları incelendiğinde, aylık ortalama kazancı en yüksek olan beş bölüm; uçak teknolojisi, perakende satış ve mağaza yönetimi, polis meslek eğitimi, elektrik enerjisi üretim, iletim ve dağıtımı ile marka iletişimi ile oldu. Ücretli çalışan (SGK 4/A) lisans mezunlarının öğrenim gördükleri eğitim ve öğretim alanı ile uyumlu bir meslek grubunda çalışma oranı 2025 yılında yüzde 56.7 olarak gerçekleşti.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 09:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/en-cok-kazandiran-meslekler-1784875227.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Özel&#039;in CHP&#039;ye ödettiği fatura</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/ozelin-chpye-odettigi-fatura-1493</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/ozelin-chpye-odettigi-fatura-1493</guid>
                <description><![CDATA[TÜRK siyasetinde bir ilk yaşanıyor.
Özgür Özel, CHP rozetini takıyor. CHP Grup Başkanı unvanını koruyor.
Meclis’te CHP’ye ayrılan Grup Başkanlığı’nın makam odasını kullanıyor.
CHP’nin grup salonunda kürsüye çıkıyor.
CHP Genel Merkezi’nin makam araçlarını kullanıyor. CHP’nin imkânlarını kullanarak CHP’yi bölüyor. CHP’yi bölmek için ‘Yeni Parti’yi kuruyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="color:hsl(0, 75%, 60%);"><strong>Hürriyet'ten Abdulkadir Selvi'nin makalesi:</strong></span></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/abdulkadir-selvi/ozgur-ozelin-giderayak-chpye-odettigi-fatura-43249892" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file">https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/abdulkadir-selvi/ozgur-ozelin-giderayak-chpye-odettigi-fatura-43249892</a></p><p class="MsoNormal">TÜRK siyasetinde bir ilk yaşanıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özgür&nbsp;Özel,&nbsp;CHP rozetini takıyor. CHP Grup Başkanı unvanını koruyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Meclis’te CHP’ye ayrılan Grup Başkanlığı’nın makam odasını kullanıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">CHP’nin grup salonunda kürsüye çıkıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">CHP Genel Merkezi’nin makam araçlarını kullanıyor. CHP’nin imkânlarını kullanarak CHP’yi bölüyor. CHP’yi bölmek için ‘Yeni Parti’yi kuruyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bunun Türk siyasetinde ikinci bir örneği yok.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">BAYKAL&nbsp;İSTİFA ETMİŞTİ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Deniz Baykal, CHP’yi açacağı zaman SHP’den istifa etmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erdoğan, Fazilet Partisi kapatıldıktan sonra Saadet Partisi’ne katılmayarak AK Parti’yi kurdu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mustafa Sarıgül, Muharrem İnce&nbsp;ve&nbsp;Emine Ülker Tarhan, CHP’den istifa ettikten sonra partilerini kurdular.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özgür&nbsp;Özel&nbsp;ise CHP’nin her türlü imkânını sonuna kadar kullanıyor hem de CHP’yi bölüyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Siyasi ahlaka ne kadar uygun düşüyor orasını size bırakıyorum.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özgür&nbsp;Özel’in yeni bir icraatı daha ortaya çıktı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Anlatacağım.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İCRA YOLUYLA ÖDEMİŞ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özgür&nbsp;Özel,&nbsp;CHP’nin Grup Başkanı ve Genel Başkanı olduğu dönemde Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan’a karşı kaybettiği tazminat davalarında ödeme için şöyle bir yol izlemiş.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özgür&nbsp;Özel,&nbsp;yerel mahkemede davayı kaybedip tazminat ödemeye mahkûm olduğunda davayı İstinaf mahkemesine taşıyor. İstinaf, yerel mahkemenin verdiği tazminat cezasını onadığı takdirde bu kez Yargıtay’a temyiz başvurusunda bulunuyor. Temyizde de kaybederse ödemeyi hemen yapmıyor. Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan’ın avukatlarının icraya vermesi üzerine ödeme yapıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Örneğin;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">-&nbsp;Özgür&nbsp;Özel,&nbsp;2019 yılında 37 bin 160 TL kaybetmiş. Ödemeyi İstinaf sonrası yapmış.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- 2023 yılında çarptırıldığı 65 bin TL’lik tazminatı cezasını ise Ankara 3. Genel İcra Dairesi’nin icra takibi üzerine gerçekleştirmiş.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">-&nbsp;Özgür&nbsp;Özel&nbsp;kaybettiği 157.005,04 TL’lik tazminat cezasını Ankara 8. İcra Dairesi’ne ödemiş.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">-&nbsp;Özgür&nbsp;Özel, 2025 yılında da Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan’a hakaretten dolayı 201 bin 249,28 TL tazminata mahkûm edilmiş. Onu da Ankara 8. İcra Dairesi’ne yine icra yoluyla ödemiş.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özgür&nbsp;Özel&nbsp;bir tarihe kadar karar İstinaf ve Yargıtay yoluyla kesinleşmeden ödeme yapmamış. Genellikle de icraya verildiği zaman ödemiş. Tabii bunlar&nbsp;Özgür&nbsp;Özel’in kendi şahsi hesabından ödenmemiş, CHP Genel Merkezi’nin resmi hesabından ödenmiş.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Grup Başkanvekili, Grup Başkanı ve Genel Başkan olduğu zaman CHP’nin kasasından ödenmesinde bir sorun yok.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ÖDEME&nbsp;ŞEKLİ&nbsp;DEĞİŞMİŞ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özgür&nbsp;Özel&nbsp;ne zaman ki yeni parti kurmaya karar vermiş, ne zaman ki CHP’den ayrılmayı kesinleştirmiş, o zaman tazminat cezalarını ödeme şekli de değişmiş.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nasıl değişmiş? Daha önce tazminat cezaları İstinaf ve Yargıtay’da kesinleşmeden, hatta icraya verilmeden önce ödemeyen&nbsp;Özgür&nbsp;Özel,&nbsp;bu kez yerel mahkeme tarafından tazminata mahkûm edildiği zaman ödemeyi yapmış. Hatta öyle acele etmişler ki, yerel mahkemenin gerekçeli kararı yazıp kendilerine tebliğ edilmesini dahi beklememişler. Yangından mal kaçırır gibi tazminat cezalarını CHP’nin kasasından ödetmişler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">CHP’NİN KASASINDAN<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Niye İstinaf ya da yargıtay sonucunu beklememiş, işin püf noktası burası.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özgür&nbsp;Özel, CHP’den ayrılmadan önce tazminat cezalarını da CHP’nin kasasından ödetmiş. Eğer İstinaf ve Yargıtay’ın onamasını bekleseydi cezaları ‘Yeni Parti’nin ödemesi gerekiyordu.&nbsp;Özgür&nbsp;Özel&nbsp;uyanıklık yapıp tazminat cezalarını bile CHP’ye yüklemiş.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Peki bu ne kadar bir paraya denk geliyor?<br>Tam 746 bin 981 lira. Eski deyimle 746 milyar lira.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ödemeler 22 Haziran tarihinde yapılmış. İlginç olan 22 Haziran tarihinde ilk kez&nbsp;Özgür&nbsp;Özel’in yeni parti kuracağı yönündeki haberler basında yer almaya başlamış. O zaman “Yürüyüş Partisi”ni kuracağı yönünde haberlere yer verilmiş.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ÖDENEN CEZALAR<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şimdi ödenen tazminat cezalarını tek tek yazacağım.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1-&nbsp;Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan’a hakaretten dolayı 159 bin 533 TL tazminata mahkûm edilmiş. Yerel mahkemenin gerekçeli kararı dahi kendisine tebliğ edilmeden 22 Haziran tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin İş Bankası’ndaki resmi hesabından ceza ödenmiş.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">2- Özgür&nbsp;Özel&nbsp;yine Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan’a hakaretten dolayı Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 159 bin 270 Tl tazminat cezasına çarptırılmış. Bu cezaya da itiraz edilmemiş, İstinafa götürme ya da Yargıtay’a taşıma gibi yollara başvurulmamış. Daha gerekçeli karar kendilerine tebliğ edilmeden ceza ödenmiş. Hangi tarihte? 22 Haziran 2026 tarihinde. Ödeme nasıl yapılmış? Tabi ki&nbsp; CHP’nin resmi hesabından.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">3-&nbsp;Ankara 32. Asliye Hukuk Mahkemesi,&nbsp;Özgür&nbsp;Özel’i Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan’a hakaretten dolayı 428 bin 178 TL tazminata mahkûm etmiş. Yine gerekçeli kararın tebliğ edilmesi beklenmeden 22 Haziran tarihinde ödeme yapılmış.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sormaya gerek var mı bilmiyorum ama bu para CHP’nin resmi hesabından ödenmiş.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özgür&nbsp;Özel, CHP’yi bölerken 746 bin liralık tazminat cezasını da CHP’nin kasasından ödetmiş.&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 09:22:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/ozelin-chpye-odettigi-fatura-1784874314.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kültür yolu festivallerine tepkiler artıyor</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/kultur-yolu-festivallerine-tepkiler-artiyor-1490</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/kultur-yolu-festivallerine-tepkiler-artiyor-1490</guid>
                <description><![CDATA[Anadolu Aşiretler Federasyonu, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen Kültür Yolu Festivalleri hakkında yazılı bir açıklama yayımladı. Genel Başkan Ferhat Armağan "Kültür; bir milletin inancı, ahlakı, aile yapısı, tarih şuuru ve medeniyet birikimidir. Kültür politikalarının yalnızca popüler etkinlikler üzerinden şekillendirilmesi kültürel kalkınma değil, kültürel yabancılaşmadır." dedi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">ANKARA – Türkiye genelinde 60 ilde temsilciliği bulunduğunu, bünyesinde 300'ün üzerinde aşiret, çok sayıda kanaat önderi, âlim, seyda ve akademisyeni barındırdığını belirten Anadolu Aşiretler Federasyonu, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen Kültür Yolu Festivalleri hakkında yazılı bir açıklama yayımladı. Federasyon Genel Başkanı Ferhat Armağan, kamu kaynaklarının kullanımı, kültür politikalarının içeriği ve Gazze'de yaşanan insani kriz nedeniyle festival organizasyonlarının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini savundu.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;"><strong>"Ekonomik Şartlar Dikkate Alınmalı"&nbsp;</strong><o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Açıklamada, Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik koşullar hatırlatılarak, kamu bütçesinden büyük organizasyonlara ayrılan kaynakların toplumda tartışmalara neden olduğu ifade edildi. Genel Başkan Ferhat Armağan açıklamasında şu değerlendirmelerde bulundu:<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">"Son yıllarda Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen Kültür Yolu Festivalleri, kültürel kalkınma ve sanatsal faaliyet söylemleriyle kamuoyuna sunulmaktadır. Ancak festivallerin içeriği, maliyeti ve toplumsal sonuçları dikkate alındığında milletimizin vicdanında ciddi soru işaretleri oluşmaktadır."</span></span><br><br><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;"><strong>Gazze Vurgusu&nbsp;</strong><o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Federasyon açıklamasında Gazze'de yaşanan insani kriz de geniş yer buldu. Armağan, Filistin'de yaşanan gelişmeler karşısında kültürel organizasyonların zamanlamasının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:</span></span><br><br><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">"Gazze'de çocuklar enkaz altında can verirken, anneler evlatlarını toprağa verirken günlerce süren konserlerin ve eğlence programlarının düzenlenmesi vicdan sahibi herkesin sorgulaması gereken bir durumdur."</span></span><br><br><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;"><strong>"Kültür Konserden İbaret Değildir"&nbsp;</strong><o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Federasyon, kültür kavramının yalnızca konser ve sahne etkinlikleriyle sınırlandırılamayacağını savundu. Açıklamada;&nbsp;<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">tarih bilincini güçlendiren çalışmalar,&nbsp;</span></span><br><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">aile yapısını destekleyen projeler,&nbsp;</span></span><br><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">milli ve manevi değerleri önceleyen etkinlikler,&nbsp;</span></span><br><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">geleneksel sanatların yaşatılması,</span></span><br><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">gençlerin kültürel kimliklerini güçlendirecek faaliyetlerin&nbsp;</span></span><br><br><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;"><o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">daha fazla desteklenmesi gerektiği ifade edildi. Ferhat Armağan, kültür politikalarının medeniyet birikimini esas alması gerektiğini belirterek şunları söyledi:</span></span><br><br><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">"Kültür; bir milletin inancı, ahlakı, aile yapısı, tarih şuuru ve medeniyet birikimidir. Kültür politikalarının yalnızca popüler etkinlikler üzerinden şekillendirilmesi kültürel kalkınma değil, kültürel yabancılaşmadır."</span></span><br><br><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Bakanlığa Yöneltilen Sorular Federasyon açıklamasında Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın cevaplaması talebiyle çeşitli sorular da yöneltildi.&nbsp;<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Sorular arasında;&nbsp;<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin maliyetler,&nbsp;</span></span><br><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">kültür politikalarının belirlenme kriterleri,&nbsp;</span></span><br><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">milli ve manevi değerlere yönelik faaliyetlerin desteklenme düzeyi,&nbsp;</span></span><br><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">vergi veren vatandaşların kültürel hassasiyetlerinin dikkate alınıp alınmadığı&nbsp;<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">gibi başlıklar yer aldı.&nbsp;<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;"><strong>"Kültüre Değil, Kamu Kaynaklarının Kullanımına İtiraz Ediyoruz"&nbsp;</strong><o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Açıklamanın sonunda Federasyon, kültür ve sanata karşı olmadıklarını vurgulayarak eleştirilerinin kamu kaynaklarının kullanımı ve kültür politikalarının içeriğine yönelik olduğunu ifade etti.&nbsp;<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Ferhat Armağan açıklamasını şu sözlerle tamamladı:<o:p></o:p></span></span></p><p><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;mso-ansi-language:TR;mso-bidi-font-family:Arial;mso-bidi-language:AR-SA;mso-bidi-theme-font:minor-bidi;mso-fareast-font-family:Calibri;mso-fareast-language:EN-US;mso-fareast-theme-font:minor-latin;">"Bizler kültüre, sanata ve gençlerin sosyal gelişimine karşı değiliz. Ancak kültür adı altında israfın meşrulaştırılmasına, ahlaki yozlaşmanın normalleştirilmesine ve milletimizin değerlerinden uzaklaşılmasına sessiz kalmamız mümkün değildir."</span></span><br><br><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;mso-ansi-language:TR;mso-bidi-font-family:Arial;mso-bidi-language:AR-SA;mso-bidi-theme-font:minor-bidi;mso-fareast-font-family:Calibri;mso-fareast-language:EN-US;mso-fareast-theme-font:minor-latin;">"Kültür; eğlenceye indirgenemeyecek kadar derin, milletimizin değerleri ise göz ardı edilemeyecek kadar kıymetlidir."</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 09:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/kultur-yolu-festivallerine-tepkiler-artiyor-1784788450.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İttifakın geleceğinde kilit ülke Türkiye</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/ittifakin-geleceginde-kilit-ulke-turkiye-1486</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/ittifakin-geleceginde-kilit-ulke-turkiye-1486</guid>
                <description><![CDATA[ABD medyası, Türkiye'nin askeri gücü, yerli savunma sanayisi ve diplomatik etkisiyle NATO'nun güvenlik mimarisinde vazgeçilmez bir konuma yükseldiğini belirtti. Ankara'nın stratejik değerinin önümüzdeki süreçte daha da artacağı vurgulandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">ABD medyası, Türkiye'nin askeri gücü, yerli savunma sanayisi ve diplomatik etkisiyle NATO'nun güvenlik mimarisinde vazgeçilmez bir konuma yükseldiğini belirtti. Ankara'nın stratejik değerinin önümüzdeki süreçte daha da artacağı vurgulandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.sabah.com.tr/haberleri/abd" target="_blank">ABD</a>&nbsp;merkezli Eurasia Review,&nbsp;<a href="https://www.sabah.com.tr/haberleri/turkiye" target="_blank">Türkiye</a>'nin&nbsp;<a href="https://www.sabah.com.tr/haberleri/nato" target="_blank">NATO</a>&nbsp;içindeki stratejik rolünü ele alan kapsamlı analizinde, Rusya-Ukrayna savaşının ardından Ankara'nın İttifak açısından öneminin yalnızca coğrafi konumundan ibaret olmadığını vurguladı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"NATO'NUN GELECEĞİNDE BELİRLEYİCİ ÜLKE"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analizde, Türkiye'nin askeri kapasitesi, savunma sanayisindeki atılımları ve diplomatik etkisi sayesinde NATO'nun geleceğinde belirleyici ülkelerden biri haline geldiği ifade edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"KARADENİZ DENGESİ TÜRKİYE'NİN ELİNDE"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analizde, Rusya-Ukrayna savaşının Karadeniz'i yeniden Avrupa güvenliğinin merkezine taşıdığı belirtildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Montrö Boğazlar Sözleşmesi kapsamında Türk Boğazları'nı kontrol eden Türkiye'nin, Karadeniz'e giriş çıkışları düzenleyebilen tek NATO ülkesi olduğuna dikkat çekildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ankara'nın savaşın başlamasının ardından Montrö hükümlerini uygulayarak savaşan tarafların savaş gemilerine geçiş kısıtlaması getirmesinin, bölgedeki gerilimin daha fazla tırmanmasını önleyen kritik adımlardan biri olduğu değerlendirildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"NATO'NUN EN GÜÇLÜ ORDULARINDAN BİRİ"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Eurasia Review analizinde, Türkiye'nin NATO'nun ikinci büyük daimi ordusuna sahip olduğu hatırlatılarak, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin terörle mücadele, sınır ötesi operasyonlar, barışı koruma görevleri ve NATO misyonlarında edindiği tecrübenin İttifak için büyük avantaj sağladığı ifade edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analizde, NATO'nun hızlı reaksiyon ve caydırıcılık kabiliyetine daha fazla önem verdiği yeni dönemde Türkiye'nin operasyonel deneyiminin stratejik değer taşıdığı vurgulandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"TÜRKİYE'NİN NATO'DAKİ AĞIRLIĞI ARTTI"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analizde son yıllarda Türk savunma şirketlerinin geliştirdiği yerli ve milli savunma teknolojilerinin Türkiye'nin NATO içindeki ağırlığını artırdığı belirtildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özellikle insansız hava araçları, hassas güdümlü mühimmatlar ve elektronik harp teknolojilerinde Türkiye'nin elde ettiği başarıların, modern savaşın ihtiyaçlarına doğrudan karşılık verdiği ifade edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu gelişmelerin Türkiye'yi yalnızca kendi güvenliğini sağlayan değil, NATO'nun teknolojik dönüşümüne katkı sunan önemli bir aktör konumuna taşıdığı kaydedildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"ARABULUCULUK ROLÜ KÜRESEL GÜVENLİĞE KATKI SAĞLADI"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analizde Türkiye'nin savaş boyunca hem Ukrayna hem de Rusya ile diyalog kanallarını açık tutmasının Ankara'ya benzersiz bir diplomatik rol kazandırdığı ifade edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye'nin Ukrayna ve Rusya ile iletişimini sürdürdüğü, Karadeniz Tahıl Girişimi gibi kritik diplomatik süreçlerde arabulucu rolü üstlenerek bölgesel ve küresel güvenliğe önemli katkı sağladığı vurgulandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"TÜRKİYE'NİN DEĞERİ DAHA DA ARTACAK"</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Eurasia Review analizinin sonuç bölümünde ise NATO'nun önümüzdeki yıllarda askeri caydırıcılığın yanı sıra savunma sanayisi, teknoloji, dayanıklılık ve bölgesel ortaklıklara daha fazla ağırlık vereceği belirtildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu süreçte Türkiye'nin sahip olduğu askeri güç, gelişen savunma sanayisi, stratejik konumu ve diplomatik esnekliği sayesinde İttifak'ın en kritik ülkelerinden biri olmaya devam edeceği değerlendirilirken, Ankara'nın öneminin artık yalnızca bulunduğu coğrafyadan değil, NATO'ya sunduğu somut katkılardan kaynaklandığı ifade edildi.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/ittifakin-geleceginde-kilit-ulke-turkiye-1784725509.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İhtişamı hazmedemeyenler</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/ihtisami-hazmedemeyenler-1463</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/ihtisami-hazmedemeyenler-1463</guid>
                <description><![CDATA[Her devletin kendine has özel törenleri vardır. Bu törenler o devletin geçmişten getirdiği ve kendisiyle özdeşleştirdiği özel uygulamalardır. Eskiden devletler arası protokoller daha çok elçilerin gidiş gelişlerinde kendini gösterirdi. Bugünkü gibi devlet başkanlarının birbirlerini ziyareti nadiren ancak dost devletler nezdinde vuku bulurdu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="color:hsl(0, 75%, 60%);"><strong>Prof.Dr. Ahmet Şimşirgil- Türkiye Gazetesi</strong></span></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/osmanlida-kudret-ve-ihtisamin-gostergesi-1803666" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file">https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/osmanlida-kudret-ve-ihtisamin-gostergesi-1803666</a></p><p class="MsoNormal">Her devletin kendine has özel törenleri vardır. Bu törenler o devletin geçmişten getirdiği ve kendisiyle özdeşleştirdiği özel uygulamalardır. Eskiden devletler arası protokoller daha çok elçilerin gidiş gelişlerinde kendini gösterirdi. Bugünkü gibi devlet başkanlarının birbirlerini ziyareti nadiren ancak dost devletler nezdinde vuku bulurdu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Osmanlı İmparatorluğu’nda da devletler arası diplomatik protokol kuralları açısından, elçi kabulleri sıkı hiyerarşik uygulamalar içerisinde yapılmıştır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sultan II. Murad döneminde Edirne Sarayı’ndaki ilk elçi kabulünden, merkezin İstanbul’a nakliyle birlikte Topkapı Sarayı’ndaki elçi kabul törenlerine kadar, gelen elçilere hep devletin büyüklüğü ve ihtişamı gösterilmek amaçlanmıştır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Osmanlı Devleti diplomatik ilişkilerde muhatap devletlere karşı farklılık arz eden tutum sergilemekteydi. Bu tutum ilişkilerin mahiyetine, dostluğun derecesine, komşuluk durumuna, gösterilen iyi niyet ve samimiyete ve iktisadi şartlara göre değişmekteydi. Diplomatik ilişkilere uygun şekilde elçilere gereken medeni ve insani ihtimamın gösterildiği yabancı kaynaklarda da belirtilmektedir. Bu karşılamada ahitnamelere sadakat, devletin şeref ve haysiyetine saygı önem arz etmekteydi. Diplomatik düsturlara riayet eden devletlere ve elçilere hem din hem milliyet esaslarına uygun şekilde gereken ilgi ve hürmete önem verilmiştir. Aksi durumlarda ise bilmukabele gereken muamele tatbik edilmekteydi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Osmanlılarda genellikle elçinin saraya kabul edileceği gün&nbsp;<strong>“Ulufe divanı”</strong>na tesadüf ettirilirdi. Ulufe divanında Osmanlının ihtişamı ve teşrifatı gösterilirdi. Ulufe gününden başka bir gündeki elçi kabulüne&nbsp;<strong>“resmi adi”</strong>&nbsp;denilirdi. Topkapı Sarayı’nda elçilere sunulan gösteri Babüsselâm ile Bâbüssaâde arasında uzanan ikinci avluda vuku bulurdu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yabancı elçilerin kabul merasimleri burada başlardı. Merasim esnasında yeniçeriler alanın sağ, sipahiler ise sol tarafında en gösterişli giysileri ve elçileri şaşırtan bir düzen içerisinde dizilirlerdi. Yeniçeri ağası Bâbüsselâm’ın saçağı altında otururdu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Böyle törenlerde bütün revaklara değerli kumaşlar, halılar asılır, altın zincirleriyle aslanlar ve kaplanlar gezdirilirdi. Elçiler, sadrazam ve vezirler tarafından Kubbealtı Revakı altında karşılanırdı. Şayet padişah elçiyi kabul edecekse Bâbüssaâde’den Arz Odası’na alınırlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Elçilerin getirdikleri hediyeler ise bir gün önceden buraya getirilir ve Bâbüssaâde’nin sol tarafındaki revaklar altına konarak teşhir edilirdi. Elçilere Kubbealtı’nda ve refakatçilerine avluda, revaklar altında yemek verilirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Böylece devletin zenginliği, gücü, haşmeti ve ihtişamı yabancı devlet elçilerine muhteşem alaylar ile gösterilmiş olurdu...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Hazımsızlık!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu düşünce içinde değerlendirildiğinde&nbsp;<strong>36. NATO Zirvesi,</strong>&nbsp;devletimizin itibarı açısından çok büyük izler bıraktı. Organizasyon muhteşemdi. Gerçi Türk ve Müslüman ismi taşıyan nice garazkâr, Türkiye’yi küçük düşürmek için yapmadığını bırakmadı. Olmadık tenkitler getirmeye çalıştı. Türkiye’de rejimin değiştiğini söyleyenler dahi çıktı…<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aslında rejimin değiştiği yoktu. Devlet, tarihî mirasının önemini kavramıştı hepsi bu... Feryat figan bağıranlar bunu hazmedemiyordu. İstiyorlardı ki her şey tek parti dönemindeki gibi olsun. Türk’e ait her ne varsa düşman ilan edilsin. Avrupalı, Amerikalı gelsin, tepeden tırnağa hepimizi hizaya soksun gitsin…<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bilmedikleri veya bilmek istemedikleri şey şu ki artık bu günler geçmişte kaldı. Ne Türkiye’nin durumu ne dünya konjonktürü buna müsait. Artık Batı’dan yardım dilenen bir ülke yok. Ortaklık teklif eden, ortaklık tekliflerine açık olan bir ülke var. Diz çöktüğümüz günler geride kaldı...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İşte insan bu noktada sormadan edemiyor: Bu durumdan Türk kanı taşıyan biri memnuniyetsizlik duyar mı? Cevabı da verelim: Elbette hayır... Şu hâlde Türk isimleriyle aramızda dolaşan bu insanlar kim? Yoksa bunlar soyadı kanunu ile kamufle olmuş gizli gayrimüslimler mi?!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Liderlerin Osmanlı askerleri arasından Tayyip Beye doğru yürümeleri içeriye dışarıya çok güzel bir mesajdı: Ben böyle bir tarihî kimlikten geliyorum. Benim hakkımda plan yaparken Fatih’in nesli olduğumu hatırdan çıkarmayın. Bir telefonla her şeyi altüst ettiğiniz günler geride kaldı. Birlikte yürüyebiliriz fakat artık müstemleke değil ortağız. Sakın içerideki adamlarınıza güvenmeyin, onları da sizi de çözdük…<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Batı'nın yeni duruma hazırlıklı olduğunu da söylemeliyiz. O kadar liderden bir tanesi bile mehter koridorundan geçerken yüzünü ekşitmedi. Hatta yüz ifadelerinde sadece memnuniyet değil hayranlık da vardı. Trump bile başparmağıyla&nbsp;<strong>“harika”</strong>&nbsp;işareti yaptı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yüzünü ekşitenler, bununla da kalmayıp tepinenler&nbsp;<strong>"Eski Türkiye"</strong>den kalma tipler. Bunların Türk milletine duydukları kin o kadar büyük ki konuşurken ve yazarken söz konusu düşmanlıkları sebebiyle akılları örtülüyor. Can Ataklı’nın NATO zirvesi ile ilgili sözleri bize bunları düşündürdü…<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>NATO Türkiye’ye muhtaç!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Elbette 36. NATO Zirvesi'nin siyasi pek çok mesajları da vardı. Zirveye, Tayyip Bey dolayısıyla Türkiye için geldiğini söyleyen Trump, ne kadar samimi bilemeyiz. İşin bilebildiğimiz kısmı şu ki;&nbsp;<strong>Amerika, Türkiye’yi karşısına alarak bir yere varamayacağını artık anlamış durumdadır.</strong>&nbsp;Ancak bunu, muhtemel Türk-İsrail savaşında Amerika yanımızda olur diye düşünmek de safdillik olur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şayet öyle bir gelişme olsa anında dişini gösterecek ve karşımıza dikilecektir. Bizi yutabileceği bir lokma olarak görürse İran’a yaptığından çok daha fazlasını üzerimizde deneyecektir. Ancak Türkiye’nin bugünkü gücünün de farkındadır. Bölge için etkisini ve nüfuzunu görmektedir. Türkiye’yi devre dışı bırakan Amerika’nın son kırk yılda nasıl bir bataklığa düştüğünün farkındadır. Muhtemelen siyasetini de buna göre şekillendirmektedir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Esasen Türkiye bugünkü dünyada sadece Amerika için değil Avrupa için de vazgeçilmezdir. Türkiye Batı için asla Rusya ve Çin’e terk edilebilecek bir ülke değildir. Gerek hazarda gerek seferde yanında tutulması gereken bir ülkedir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Üstelik her geçen gün güçlenen ve tam bağımsızlık yolunda ciddi adımlar atan bir ülkenin dışlanması, dışlayan için hazin sonuçlar doğurur. Bunu Batı çok iyi bilir ve bugün bu bilginin gereğini yapmaktadır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye’ye en azından bir müddet için ne kadar muhtaç olduklarını gösteren deliller NATO toplantısı sonunda ilan edilen sonuç bildirisinde var. Orada İran ve Ukrayna savaşı ile ilgili mühim ifadeler bulunuyor. Bilhassa Ukrayna ile ilgili ifadeler savaşın uzayacağının en net delilidir Şöyle ki:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>“Avrupalı müttefikler, 2026 yılı için Ukrayna'ya askerî teçhizat, yardım ve eğitim desteği kapsamında 70 milyar avro taahhüdünde bulunuyor ve 2027'de de en az aynı seviyede desteği sürdürme yönündeki egemen taahhütlerini teyit ediyor.”</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İran ile ilgili olarak da bildiride şunlar var:&nbsp;<i>“Müttefikler, İran’ın hiçbir zaman nükleer silaha sahip olmaması gerektiğini tekrarlıyor ve İran’a Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer hürriyetine tam anlamıyla saygı gösterme çağrısında bulunuyor.”</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu durumda Türkiye’nin ABD ve Avrupa için değerini anlamak gerekir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>İspanya neden hedefte?</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">NATO Zirvesinde Trump İspanya’yı çok sert tehdit etmişti. Şöyle ki:&nbsp;<i>“İspanya vakit kaybı, berbat bir müttefik, onlarla hiçbir şey istemiyorum. Onlarla görüşmek bile istemiyorum, bütün bağlantıları keselim, koşarak dönsünler. Onlar kötü insanlar."</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bunda İspanya’nın NATO’ya gerekli bütçeyi ayırmaması müessir görünse de asıl sebep devletiyle halkıyla Gazze’nin yanında yer almasıdır. İspanya bu konuda devlet olarak Türkiye kadar bir tepki ortaya koydu. Halkın tepkisi ise bizleri kat kat geride bıraktı. Türkiye’de toplanamayan kalabalıklar İspanya meydanlarında toplandı. Üstelik bunlar coşkulu kalabalıklardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Trump, Ankara'daki NATO Zirvesi sırasında yaptığı açıklamada ise, İspanya için&nbsp;<i>“umutsuz vaka”</i>&nbsp;yakıştırması yaparak, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent'e bu ülke ile tüm ticari ilişkilerin kesilmesi talimatını vermişti. Trump,&nbsp;<i>“Artık İspanya ile herhangi bir ticari iş yapmak istemiyoruz. İspanya berbat bir NATO müttefiki. Katılım sağlamıyorlar, ödeme yapmıyorlar. İspanya ile hiçbir işim olsun istemiyorum. Lütfen İspanya ile tüm ticareti kesin, ziyaretler de dâhil. Onlarla hiçbir işimiz olsun istemiyoruz”</i>&nbsp;ifadelerini kullanmıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Amerika her kayd u şartta İsrail’i korumayı hedeflese de günümüz dünyasında bu giderek imkânsızlaşıyor. Bunu tersine döndürmek için savunma sanayiinde yeni yeni kararlar alsa da zaman zaman Netanyahu’ya çıkışları, sonuçtan umutlu olmadığını gösteriyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Böyle giderse uzak sayılmayacak bir gelecekte İsrail’i feda etmek durumunda kalabilir. Zira bu yükü taşımak zamanla ana gövdeyi felakete götürecektir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dolayısıyla İspanya’nın duruşunun ne kadar kıymetli olduğunu da bilmek gerekiyor. İspanya liderinin Trump’ın zehir zemberek açıklamalarına sakin cevapları da tam bir liderlik göstergesiydi. Onun cevabının ülkemiz TV’lerinde daha çok takdir edilmesini ve değerlendirilmesini beklerdim.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mazlumun yanında olanlar her zaman kazanacaktır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 19 Jul 2026 12:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/ihtisami-hazmedemeyenler-1784454928.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye F-35&#039;leri neden istiyor</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/turkiye-f-35leri-neden-istiyor-1444</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/turkiye-f-35leri-neden-istiyor-1444</guid>
                <description><![CDATA[Yunanistan’ın eski Genelkurmay Başkanı (2019-2020) ve Hava Kuvvetleri Komutanı (2017-2019) Emekli Orgeneral Hristos Hristodulu, Türkiye'nin F-35'leri bambaşka bir sebeple aldığını öne sürdü.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Yunanistan’ın eski Genelkurmay Başkanı (2019-2020) ve Hava Kuvvetleri Komutanı (2017-2019) Emekli Orgeneral Hristos Hristodulu, Türkiye'nin F-35'leri bambaşka bir sebeple aldığını öne sürdü.<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">X'ten Bedrettin Bölükbaşı'nın haberine göre, Eski Genelkurmay Başkanı Hristos Hristodulu katıldığı bir yayında uçuk iddialarda bulundu. F-35'leri Kaan projesiyle ilişkilendiren Yunan isim söz konusu hamlenin İsrail ya da Yunanistan olmadığını öne sürdü.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hristodulu yaptığı açıklamada, "Size bir bilgi vereceğim ki bunu başka yerde yazılı görseydim söylemezdim. Bırakalım bunu ABD Büyükelçiliği duysun. Türkiye F-35'leri neden istiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Amerika'da bulunan o altı uçağı alıp kendi savaş uçakları için tersine mühendislik yapmak istiyor. F-35'ler Türkiye'nin umrunda değil. Onlar aslında bunlarla ilgilenmiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tüm bunları sağda solda söylenenleri dinlemeyin. Ben beş yıl önce "Türkiye ve F-35" başlıklı bir makale yazdım. Ankara bu savaş uçaklarını başka bir amaç için envanterine katmak istiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye, F-35’e tersine mühendislik yapıp kendi savaş uçağı (KAAN) için yazılım geliştirmek istiyor. Altı F-35’i almak istemesinin sebebi bu. Asıl mesele S-400 ne de başka bir şeydir" dedi.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 14:36:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/turkiye-f-35leri-neden-istiyor-1784201853.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>FETÖ&#039;nün asıl patronu Yahudilerdir</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/fetonun-asil-patronu-yahudilerdir-1442</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/fetonun-asil-patronu-yahudilerdir-1442</guid>
                <description><![CDATA[Yahudiler "maşa" kullanmakta çok ustadır. İttihatçı, Kemalist, Gülenist, Evanjelist her türlü maşayı "sinsice" kullanırlar. Bize ABD işi gibi görünen operasyonların arkasında hep İsrail var.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="color:hsl(0,75%,60%);"><strong>Star Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Nuh Albayrak'ın makalesi:</strong></span></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/fetonun-asil-patronu-yahudilerdir-15-temmuz-israil-projesidir-yazi-2027741/" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file">https://www.star.com.tr/yazar/fetonun-asil-patronu-yahudilerdir-15-temmuz-israil-projesidir-yazi-2027741/</a></p><p class="MsoNormal">Bölgemizdeki&nbsp;<strong>"Siyonist"</strong>&nbsp;operasyonların perde arkası ve İsrail'in,&nbsp;<strong>"iç cephe"</strong>&nbsp;entrikası doğru anlaşılamazsa yeni hıyanetler kaçınılmazdır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yahudiler&nbsp;<strong>"maşa"</strong>&nbsp;kullanmakta çok ustadır. İttihatçı, Kemalist, Gülenist, Evanjelist her türlü maşayı&nbsp;<strong>"sinsice"</strong>&nbsp;kullanırlar. Bize ABD işi gibi görünen operasyonların arkasında hep İsrail var.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">11 Eylül 2001 kumpaslarını kullanan Bush'un&nbsp;<strong>"Uzun bir Haçlı Seferi başlatıyoruz"</strong>&nbsp;açıklaması asıl hedefi perdelemiştir. Çünkü, işgallerle başlayıp&nbsp;<strong>"Bahar"</strong>&nbsp;darbeleriyle olgunlaştırılan süreç aslında bölgeyi&nbsp;<strong>"Büyük İsrail"</strong>e hazırlıyordu!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu plân tabii ki, Türkiye'yi de içine alıyordu!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özellikle 2011'de başlayan&nbsp;<strong>"Suriye Baharı"</strong>ndan itibaren Türkiye'de yaşanan operasyonlar ve FETÖ'nün aldığı rol, bu açıdan değerlendirilirse, İsrail'in&nbsp;<strong>"içimizde"</strong>&nbsp;neler çevirdiği görülecektir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Bu tespit, İsrail'in yine "gedik" aradığı bu günlerde çok önemlidir.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>HAÇLI SİYONİST İTTİFAKIN "BÜYÜK İSRAİL" OPERASYONU</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">2001'de Afganistan ve Irak işgaliyle başlayan&nbsp;<strong>"Büyük İsrail Projesi"</strong>&nbsp;2010'daki&nbsp;<strong>"yalancı bahar"</strong>la, komşumuz Suriye'ye uzanmıştı. Tunus, Mısır ve Libya'yı sarsan senaryo aynen tekrarlanıyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">15 Mart 2011 günü, Dera'daki göstericilere ateş açtırarak&nbsp;<strong>"iç savaş"</strong>&nbsp;başlatan Nusayrî Beşar Esad'ın, neden ilk iş olarak Kandil'deki en azılı teröristleri getirip sınırımıza yerleştirdiği iyi anlaşılmadı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Çünkü bu operasyon, Kürtlere kimlik bile vermeyen Esad'ın işi değildi. Nitekim sınırımızdaki terör yuvaları; ABD, İsrail ve İran'ın desteğiyle hızla güçlenmiş ve başımıza bela olmuştu!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye'yi terörle meşgul etmek kimin stratejisiydi?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu sorunun cevabını,&nbsp;<strong>"Suriye'yi iç savaşa biz soktuk"</strong>&nbsp;diyen Ehud Olmert vermişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>TÜRKİYE'NİN ASIL PROBLEMİ "İÇERİDE" İDİ!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">2009 yılında büyük bir kararlılıkla başlattığımız&nbsp;<strong>"Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi",</strong>&nbsp;ilgili birimlerin kontrolünde hızla ilerliyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yani Türkiye, sınırımızda<strong>&nbsp;"PKK koridoru"</strong>&nbsp;kuran İsrail'in plânını altüst ediyordu!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tam da bu aşamada (14 Eylül 2011),&nbsp;<strong>"Oslo görüşmeleri"</strong>ni sızdıran FETÖ, sizce kime çalışıyordu?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"MİT, PKK ile görüşüyor"</strong>&nbsp;algısını yayan FETÖ, MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı 7 Şubat 2012'de kimin emriyle&nbsp;<strong>"ifadeye"</strong>&nbsp;çağırmıştı?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bütün bu kumpaslara rağmen devlet,&nbsp;<strong>"çözüm"</strong>de ısrar etmiş ve 21 Mart 2013 günü&nbsp;<strong>"Nevruz"</strong>&nbsp;için toplanan halka, PKK elebaşı Öcalan'ın&nbsp;<i><strong>"Silah bırakın&nbsp;</strong></i><strong>ve ülkeyi terk edin"</strong><i>&nbsp;</i>çağrısı&nbsp;<strong>"Kürtçe"</strong>&nbsp;okunmuştu.&nbsp;<i>25 Nisan'da ise Kandil'den,&nbsp;<strong>"Silahlı gruplar Kuzey Irak'a çekilecek"</strong>&nbsp;açıklaması yapılmıştı!</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>İSRAİL İÇİN EN KULLANIŞLI MAŞA FETÖ İDİ</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye, yüz yıllık&nbsp;<strong>"vesayet prangası"</strong>nın son halkasından da kurtulmak üzereydi: Halbuki&nbsp;<i>İsrail, bunu asla istemiyordu!</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mutlaka bir şeyler yapılmalıydı!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yine&nbsp;<strong>"iç cephe"</strong>deki&nbsp;<strong>"büyük halka"</strong>&nbsp;kullanılmalıydı! Zira geçmiş yıllarda da&nbsp;<strong>"Güneydeki dost"</strong>a kritik hizmetler veren FETÖ, İsrail'in en kullanışlı&nbsp;<strong>"maşa"</strong>sı idi!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nitekim 28 Şubat fitnesini de, FETÖ'nün sinsi desteği sayesinde gerçekleştirmişlerdi. Zira bu&nbsp;<strong>"algı darbesi"</strong>nde,&nbsp;<strong>"Başörtüsü furuattır"</strong>&nbsp;gibi&nbsp;<strong>"ısmarlama fetva"</strong>lar veren cemaatçi(!) Fetullah Gülen'in, Refah-Yol Hükümetine&nbsp;<strong>"Beceremediniz gidin"</strong>&nbsp;demesi sonucu belirlemişti!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Böylece, Arap ülkeleriyle&nbsp;<strong>"barışarak"</strong>&nbsp;İsrail'i arkadan kuşatmayı plânlayan Türkiye'yi diz çöktürmüş; aynı zamanda F-4 Phantom, F-5 Tiger II savaş uçaklarının satışı ve M-60 Patton tanklarının modernizasyonu gibi nice&nbsp;<strong>"bonus"lar</strong>&nbsp;götürmüşlerdi!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Çok kritik ayrıntılar için:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/mesele-senlik-degildir-terorsuz-turkiyede-28-subat-denemeleri-artabilir-yazi-1999898/" target="_blank">https://www.star.com.tr/yazar/mesele-senlik-degildir-terorsuz-turkiyede-28-subat-denemeleri-artabilir-yazi-1999898/</a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>TERÖR BİTERSE İSRAİL'İN HAYALLERİ DE BİTER!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">27 Mayıs 2013 tarihinde,&nbsp;<strong>"Gezi Parkı'nda ağaç katliamı"</strong>&nbsp;yalanıyla başlatılan protestolar,&nbsp;<strong>"Kadife Devrim, Arap Baharı"</strong>&nbsp;operasyonlarının mimarı&nbsp;<strong>Gene Sharp</strong>'ın sosyal medya üzerinden uyguladığı&nbsp;<strong>"Sivil İtaatsizlik"</strong>&nbsp;yöntemleriyle&nbsp;<strong>"kalkışma"</strong>ya dönüştürülmüştü.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Finansör yine<strong>&nbsp;George Soros</strong>&nbsp;idi. Tabii ki, Erdoğan'dan kurtulmak isteyen işadamları da ilgisiz değildi!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">En kritik bölüm olan ayaklanmanın bütün Türkiye'ye yayılması görevi de FETÖ'ye verilmişti!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Eylemlerin sadece&nbsp;<strong>"oturma"</strong>&nbsp;şeklinde devam ettiği 30 Mayıs sabahı saat 05.00'te Taksim'e TOMA'lar eşliğinde dalan&nbsp;<strong>"Emniyet güçleri"</strong>&nbsp;adeta&nbsp;<strong>"Oturmayın; saldırın"</strong>&nbsp;demişti!<strong>&nbsp;</strong>Zira, Emniyet Müdür Yardımcıları Mithat Aynacı ve Yunus Dolar, göstericilere 150 bin biber gazı fişeği ve 300 ton su sıktırmıştı. Ramazan Emekli ise, içinde uyuyanların olduğu çadırları benzinle yaktırmıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İsrail'in siparişiyle çığırından çıkan olaylar bütün Türkiye'ye yayılmış ve 112 gün devam etmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>HAŞHAŞÎLER DE YAHUDİLERE HİZMET EDİYORDU</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Türkiye'yi karıştıranlar, diğer taraftan da Kandil'dekilere "<strong>Suriye'de sizin için muhteşem bir alan açıyoruz. Silah bırakmak, asrın fırsatını ıskalamaktır"&nbsp;</strong>diye fısıldamış; PKK da, geri çekilmeyi tamamen durdurmuştu.</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Birkaç ay sonra (17 Aralık 2013),&nbsp;<strong>"savcı</strong>&nbsp;<strong>cübbeli"</strong>&nbsp;Celal Kara'nın&nbsp;<strong>"yolsuzluk"</strong>&nbsp;maskeli&nbsp;<strong>"darbe"</strong>&nbsp;teşebbüsü üzerine Başbakan Erdoğan Fetullahçılara, çok&nbsp;<strong>"anlamlı"</strong>&nbsp;bir benzetmeyle&nbsp;<strong>"Haşhaşîler"</strong>&nbsp;demişti.<a href="https://www.star.com.tr/yazar/fetonun-asil-patronu-yahudilerdir-15-temmuz-israil-projesidir-yazi-2027741/#_ftn1" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref1;">[1]</span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Anlamlıydı, çünkü&nbsp;<strong>"Haşhaşî"</strong>&nbsp;denilen&nbsp;<strong>"dai"</strong>leriyle Selçuklu Devleti'ni içeriden yıkan Hasan Sabbah da Yahudiler için çalışıyordu! Nitekim bir Yahudi bile Haşhaşî suikastına uğramamıştı!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>İSRAİL EMRETTİ, SURİYE'YE HAREKÂTI FETÖ ENGELLEDİ</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gezi'den itibaren yoğunlaşan kumpasların asıl amacı, Türkiye'nin bunaltılması ve kendi derdine düşmesiydi. Çünkü Suriye'deki operasyonların nihaî hedefi, İsrail'in Türkiye'ye karadan ulaşmasıydı. Bu ise ancak; Türkiye'nin, Suriye'de olup bitenlere müdahale edememesiyle mümkündü!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">PKK/YPG terör koridoru çabalarının sebebi de Türkiye'nin tecrit edilmesiydi! Bölge, PKK'lıların eğitilip gönderildiği bir&nbsp;<strong>"terör tarlası"&nbsp;</strong>haline gelmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Başbakan Erdoğan'ın&nbsp;<strong>"Sınır ötesi operasyonlarla terörü kaynağında yok edelim"</strong>&nbsp;talimatlarını, TSK'daki FETÖ'cülerin&nbsp;<strong>"Suriye bataklıktır, girersek çıkamayız"</strong>&nbsp;raporlarıyla engellenmesinin sebebi de buydu!<a href="https://www.star.com.tr/yazar/fetonun-asil-patronu-yahudilerdir-15-temmuz-israil-projesidir-yazi-2027741/#_ftn2" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref2;">[2]</span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nitekim terör kaynaklarını kurutmaya yönelik harekâtlar, 15 Temmuz sonrasında hemen başlamıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>MİT TIR'LARINA BASKIN, İSRAİL OPERASYONU İDİ!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bütün bunlara rağmen Türkiye engellenemiyordu! 25 Aralık operasyonundan bir hafta sonra Suriye'ye yardım götüren TIR, Kırıkhan Cumhuriyet Savcısının talimatıyla 1 Ocak 2014'te,&nbsp;<strong>"Mühimmat taşıyor"</strong>&nbsp;gerekçesiyle durdurulmuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İki hafta sonra (19 Ocak'ta) yine MİT'e ait üç TIR,&nbsp;<strong>"Kaçak silah ve mühimmat taşıyor"</strong>&nbsp;bahanesiyle Ceyhan'da durdurulmuş ve kamera kaydı yapılmıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Başbakan Erdoğan, o akşam katıldığı bir TV programında,&nbsp;<strong>"Jandarma, MİT personelini silah zoruyla yere yatırarak tekmeledi"</strong>&nbsp;demişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kumpasçı FETÖ savcısı Özcan Şişman, 11 Mayıs 2013 tarihindeki Reyhanlı saldırılarına da&nbsp;<strong>"resmen"</strong>&nbsp;göz yummuştu. Zira MİT, saldırıda kullanılacak araçların plakasını bile vermişti. Ancak, gözaltına alınması gereken teröristlere dokunmayan FETÖ'cü Şişman, İsrail'in talimatı gereği 53 sivili&nbsp;<strong>"bilerek"</strong>&nbsp;feda etmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>DEVLETE İHANET; TERÖRE DESTEK</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">FETÖ'cüler, terörle mücadelede görev almak için can atıyordu! Herkes de bunu&nbsp;<strong>"fedakârlık"</strong>&nbsp;sanıyordu! Oysa,&nbsp;<strong>"Çözüm Süreci"</strong>nden sonra terörün tekrar azmasında, FETÖ'cü mülkî amir ve askerlerin PKK'ya verdiği desteğin büyük etkisi olmuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Terör yuvalarını bilerek pas geçen FETÖ pilotları, 24 Kasım 2015 günü sınırı kısa süre ihlâl eden Rus uçağını&nbsp;<strong>"Suriye'de"</strong>&nbsp;düşürmüştü! Başbakan Ahmet Davutoğlu,&nbsp;<strong>"Emri ben verdim"</strong>&nbsp;diyerek, kahramanlık yapmıştı ama işin aslı, Türkiye'yi Rusya ile savaşa sokmak için organize edilmiş bir FETÖ/İsrail oyunuydu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">O günlerde Türkiye'nin Rusya ile çatışması, İsrail'in 75 yıllık hayalinin gerçekleşmesi anlamına geliyordu!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>SEMİH TERZİ, DEAŞ'A KOORDİNAT VERDİ</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sınır ötesinden yapılan saldırıların bir türlü önlenememesi üzerine Kilis Valisi, Ankara'dan yardım istemişti. Özel Kuvvetler Komutanlığı'ndan gönderilen Tuğgeneral Semih Terzi'nin göreve başlamasından sonra saldırılar daha&nbsp;<strong>"isabetli"</strong>&nbsp;hale gelmişti! Çünkü FETÖ'cü Terzi, DEAŞ'a koordinat veriyordu!<a href="https://www.star.com.tr/yazar/fetonun-asil-patronu-yahudilerdir-15-temmuz-israil-projesidir-yazi-2027741/#_ftn3" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref3;">[3]</span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">15 Temmuz'dan sonraki soruşturmalarda, 2. Ordu Komutanı Orgeneral Adem Huduti'nin, Güneydoğu'daki bütün PKK ve DAEŞ provokasyonlarına destek verdiği ortaya çıkmıştı. 20 Temmuz 2015 günü Suruç'ta gerçekleşen ve 34 kişinin ölümüne sebep olan katliamı da yine, FETÖ'cü Huduti plânlamıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kürtlerin kışkırtılması, İsrail'in, ilk günden bu yana tezgâhladığı bir&nbsp;<strong>"entrika"</strong>&nbsp;idi!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>15 TEMMUZ HEDEFE ULAŞSAYDI TÜRKİYE NE OLACAKTI?</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Darbecilerin listesinde&nbsp;<strong>"Gaziantep Sıkıyönetim Komutanı"</strong>&nbsp;görünen 5. Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Murat Soysal, sınırdaki en kritik bölgeler olan Karkamış, Elbeyli, Öncüpınar ve Tahtaköprü Barajı hattını koruyan birlikleri 15 Temmuz akşamı karakollara çekmişti!<i>&nbsp;</i>Obüslere ise&nbsp;<strong>"Sınır ötesine top atışı yapılmayacak"&nbsp;</strong>emri vermişti!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dönemin Hatay Valisi Ercan Topaca,&nbsp;<strong>"FETÖ'cü subaylar, sınır koruma zırhlılarını ve askerleri, 15 Temmuz öncesinde 'devir teslim törenine hazırlık' bahanesiyle geri çekmiş ve bir haftadır tören provası yaptırmış"</strong>&nbsp;demişti.<a href="https://www.star.com.tr/yazar/fetonun-asil-patronu-yahudilerdir-15-temmuz-israil-projesidir-yazi-2027741/#_ftn4" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref4;">[4]</span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sınır boyundaki FETÖ'cü komutanlar, 15 Temmuz gecesi; PKK/PYD ve DEAŞ teröristlerini yurda sokacaktı! 8-10 bin DEAŞ'lı, Alevi mahallelerinde katliam yapacaktı. İran ve Irak'tan getirilecek olan 50 bin Şiî milis ise, Sünnîlere saldıracak ve Türkiye, Suriye'den beter hale gelecekti!<a href="https://www.star.com.tr/yazar/fetonun-asil-patronu-yahudilerdir-15-temmuz-israil-projesidir-yazi-2027741/#_ftn5" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftnref5;">[5]</span></a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Peki... Sizce bütün bunlar kime yarayacaktı?</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>***<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">İsrail'in son operasyonlarını tekrar gözden geçirin ve tekrar düşünün...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yukarıda kısaca özetlediğimiz&nbsp;<strong>"FETÖ taşaronlu Siyonist hıyanetler"</strong>&nbsp;engellenemeseydi, bugün Türkiye'nin hali ne olurdu?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>***<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Çok şükür hâlâ ateş ortasında bir huzur adasıyız!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ancak...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"Hıyanet" pusuda bekler ve "bitti" gafletinin açık bıraktığı kapıdan girer!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/fetonun-asil-patronu-yahudilerdir-15-temmuz-israil-projesidir-yazi-2027741/#_ftnref1" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn1;">[1]</span></a>&nbsp;14 Ocak 2014 tarihli AK Parti Grubu konuşması.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/fetonun-asil-patronu-yahudilerdir-15-temmuz-israil-projesidir-yazi-2027741/#_ftnref2" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn2;">[2]</span></a><sup>&nbsp;</sup>AKP'nin Suriye karşıtı kışkırtmasına TSK'dan itiraz, Aydınlık, 21 Mart 2014.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/fetonun-asil-patronu-yahudilerdir-15-temmuz-israil-projesidir-yazi-2027741/#_ftnref3" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn3;">[3]</span></a>&nbsp;Misliyle Vurduk Yalanı, Star, 15 Ağustos 2016.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/fetonun-asil-patronu-yahudilerdir-15-temmuz-israil-projesidir-yazi-2027741/#_ftnref4" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn4;">[4]</span></a>&nbsp;FETÖ'nün korkunç DAEŞ plânı ortaya çıktı, Star, 12 Ağustos 2016.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.star.com.tr/yazar/fetonun-asil-patronu-yahudilerdir-15-temmuz-israil-projesidir-yazi-2027741/#_ftnref5" target="_blank"><span style="mso-bookmark:_ftn5;">[5]</span></a>&nbsp;Yeni Şafak, 22 Temmuz 2016.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 11:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/fetonun-asil-patronu-yahudilerdir-1784189057.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>15 Temmuza Giden Yolun Şifreleri</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/15-temmuza-giden-yolun-sifreleri-1435</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/15-temmuza-giden-yolun-sifreleri-1435</guid>
                <description><![CDATA[Millet, hizmet diyenlerin 36 yıldır kulluğu kime yaptıklarını, bunlara verdiği paraların kendi göğsüne kurşun olarak geri döndüğünü, İslam’a, bayrağa, ezana, vatana, millete ihaneti en acı bir biçimde yaşadı. Fakat o necip millet de, bu ihanete kayıtsız kalmadı. Liderinin daveti üzerine sadece bayrağını kaparak dilinde Allah nidaları ile meydanlara sokaklara döküldü. Göğsünü topa, tanka, kurşuna siper ederek bir anlamda 36 yılın diyetini ödedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil</p><p class="MsoNormal">Fethullah Gülen (F.G.) 1980 öncesinin en ateşli vaizi idi. Nurcuların en kapalı gurubu olup özellikle Seyid Kutup gibi İslamcı denilen ihtilalci liderlerin tesiri altındaydı. Nitekim gençlik yıllarını Seyid Kutub’un eseri olan&nbsp;<i><strong>“Fizilali’l Kuran elimizden düşmezdi”</strong></i>, diyerek belirtecektir. Dönemin Cumhurbaşkanına, Genelkurmay başkanına her tür hakareti yapar, kasetleri elden ele dolaşırdı. Nedense herkesin eliyle konmuş gibi bulunduğu 12 Eylül ihtilalinde o bir türlü bulunamadı. Onun dokunulmazlık zırhı mı vardı? Kimler tarafından korunuyordu, bilinemedi. 1980-1982 yılları arasındaki irtibatlı olduğu kişiler ve görüşmeleri çözülebilse eminim bugünler çok iyi anlaşılacaktır. Zira Türkiye’yi 15 Temmuz ihtilaline götüren yolun o günlerde temelinin atıldığını düşünmekteyim. Sonrası hep o projenin uygulanması olarak devam edecektir.&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nitekim 1983’de tekrar meydanlara çıktığında artık cübbe ve sarıklı bir vaiz yoktu. Bambaşka bir F.G. vardı. Özellikle okul ve medya ile&nbsp;<strong>‘ağ cemaati’</strong>&nbsp;yapılanmasına geçti. Hemen her vilayette okulları, ışık evleri ve yurtları öyle hızlı gelişiyordu ki takip edebilmek neredeyse mümkün değildi. Yurtlarında ve evlerinde sadece Said Nursi’nin kitapları okutuluyordu. Öyle ki gençlere&nbsp;<i><strong>“Kuran-ı Kerim değil risaleler okunsun”</strong></i>&nbsp;derlerdi. Bu itibarla diğer nurcu kolları da önceleri mesafeli durdukları F.G’ye kısa sürede ısınacaklardır. 1986 da Zaman gazetesi yayın hayatına başladı. 1990 yılına geldiğinde artık alt yapı tamamlanmış bulunuyordu. Bundan sonra hizmet kartopu gibi büyüyecekti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gürcistan ve Azerbaycan’la başlayan dış geziler kısa sürede yerini hizmet alanları ile doldurmaya başlayacaktı. Büyük seferberlik başlamıştı. Yabancı ülkelerde ticari şirketler, okullar ve üniversiteler süratle birbirini kovalamaya başladı. İlk olarak Orta Asya’nın pek çok ülkesinde okullar açıldı. Bunları üniversiteler izledi. 1992 yılında Kazakistan’a giden Gülen’in taraftarları iki yıl içinde 29 lise açtılar. Dört yıl sonra da Süleyman Demirel Üniversitesi faaliyete geçti. 1992 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın, Kazak lideri Nursultan Nazarbayev’e tavsiye mektubu yazmasından sonra F.G’yi izleyenler bu ülkede daha rahat çalışma olanağı buldular.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ardından Gülen’in okulları Afrika kıtasını, Balkanları, Avrupa ve Amerika’yı bir ağ gibi sarmaya başladı. Okul açılmayan ülke kalmamış gibiydi. Gülen hareketi, eğitim alanında artık küresel bir oyuncu konumuna geldi. Bu okullarda yerel nüfusun en yetenekli ve zeki çocukları kendilerine yer buluyorlardı. Üstelik okulları yüksek ücretli olup bedeli ülkedeki ekonomik şartlara göre belirleniyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nasıl oluyordu bu? Her tarafta okul açılmasına imkan veren sihirli değnek kimdi? Adlarını iftiharla andıkları iki isim aslında bütün soru işaretlerini çözüyor gibiydi.&nbsp;<strong>İshak Alaton</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>Üzeyir Garih</strong>&nbsp;çilingir vazifesi görmekte idiler. Bu büyük ilişkinin sırrı ne idi? Yahudi iş adamları Gülen’in okullarının bütün dünyaya yayılması için neden bu kadar gayretle hizmet veriyorlardı?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Üzeyir Garih, doksanlı yıllarda, Hürriyet Gazetesi’ne vermiş olduğu röportajda yurt dışı okulları için büyük destekler, maddi yardımlar yaptığını belirtirken Gülen cemaatini öve öve bitirememişti. Aslında onun ölümündeki sır perdesini de yeniden aralamakta fayda vardır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1991 yılında Mihail Gorbaçov’un Glasnostu (açıklık politikası) ile Gülen’in okul faaliyetleri tam da denk düşmüştü. Gülenciler bir taraftan süratle Türk Cumhuriyetlerinde okullar açarlarken bir taraftan da Türk Cumhuriyetlerinden gelen çocukları kabul ediyorlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Öyle ki sonraki bir beş-on sene içerisinde CIA raporlarında&nbsp;<strong>“Amerika, F.G. sayesinde Orta Asya’ya bomboş bir İslamiyet götürdü”</strong>&nbsp;denecekti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Zira Gülencilerin götürdüğü İslam’ı kimse anlamıyordu. Dışa açılımın üzerinden birkaç sene geçtiğinde Gülen hareketinin CIA’nın tam kontrolünde olduğu Rusya ve Özbekistan’ın bu okullara karşı aldığı tavırdan da anlaşılacaktı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gülen gurubu sırasıyla 1980 ihtilali sonrasındaki Cunta Hükümeti ve ardından Özal’lı yıllar da gayet hızlı ve rahat bir şekilde faaliyetlerini yürütmüştü. Sağ ya da sol bütün hükümetler ile tam bir uyum içerisindeydi. Fakat 90’ların sonlarına doğru, 28 Şubat’ın yaşandığı yıllarda Erbakan Hükümeti ile bir türlü anlaşamadı. Refahyol Hükümeti’nin yıkılmasında önemli rol oynadı. Bu sırada 28 Şubat darbecileri kendisine karşı mıydı o da anlaşılamadı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şurası muhakkak ki 28 Şubat cuntası özellikle İslam karşıtlığı ile özdeşleşmişti. Bu bağlamda cuntacılar Gülen’in de üzerine yürürken beklenmeyen bir tepkiyle karşılaştılar. Bu tepki&nbsp;<strong>Bülent Ecevit</strong>&nbsp;ile&nbsp;<strong>Koç gurubu</strong>ndan gelmişti. Gülen bu hizmetinin semeresi olarak akabinde kurulan Ecevit Hükümeti zamanında, Meclise kontenjandan 7-8 Milletvekili yerleştirecektir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gülen aynı yıllarda İslam aleminde en fazla tartışmalara sebep olacak uygulamaları da başlatacaktır. Bunların en mühimi Abant toplantılarıdır. Başta ilahiyatçılar olmak üzere önemli sayıda gazeteci bu toplantılara katılacaktır. Gülen’in ilk Abant toplantısına gönderdiği şu mesaj, her şeyi ifade etmekteydi. Burada Gülen:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>“Vahye dayalı, hayatın her alanını kuşatan İslam’ı tehlikeli ve milli birliğe zarar verici buluyorum”</strong></i>&nbsp;diyerek 1428 yıllık İslam’ın özüne, aslına düşman olduğunu açıkça ortaya koyuyordu.&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Daha sonra Gülen’in Papa ile diyaloğu uzun süre gündemi meşgul edecekti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Zira Gülen’in Papa’ya yazdığı mektubu çok çarpıcıydı. Gülen, 10 Şubat 1998 tarihli Zaman gazetesinde yer alan mektubun başlarında maksadını şöyle ifade etmekteydi:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>“Pek muhterem Papa Cenapları.</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Papa 6. Paul Cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan dinlerarası diyalog için Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz. En aciz bir şekilde hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazi yardımlarımızı sunmak için size geldik.</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>İslam yanlış anlaşılan bir din olmuştur ve bunda en çok suçlanacak olan Müslümanlardır…”</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gülen açık bir biçimde o güne kadar yaşananlardan Müslümanların sorumlu olduğunu ve kendisinin de papalık konseyinin bir parçası olduğunu dünyaya ilan ediyordu. Yani bu ifadeler diyalog denilen olayın aslında İslam’ı yok etme girişiminin projesi olduğunun dünyaya haykırışı idi. Fakat Müslümanların artık gözleri bunları görecek durumda değildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bütün bu faaliyetleriyle Gülen tam tartışılmaya ve belki Müslümanların gözünden düşmeye başladığı sıralarda Amerika’ya çekilmesi projenin yeni safhasının başlangıcı olacaktı. Hakkında davalar açılmış ve sanki darbecilerden kaçmış süsü verilmişti. Bundan sonra ki faaliyetleri artık izlenemez hale gelecekti. Artık o bir kahramandı(!). Sadece Pensilvanya’ya gidenlerin ülkeye haberler getirdikleri bir azizdi(!).<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aslında 28 Şubat bunlar için mi düzenlenmişti araştırılmalıdır. Zira FETÖ’cülerin dışında devletin yanında olan devletine sahip çıkan tüm cemaatler ezilmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Evet 28 Şubat darbesi sadece birine dokunmamıştı. O da çok geçmeden belki tam iç yüzü bilinmek üzere iken kahraman edilmek için yurt dışına alındı. Artık korumacılarının elindeydi. 12 Eylül’de nasıl bulunamadı ise bu defa da asıl yuvasına çekilmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Diğer taraftan 28 Şubat cuntasının ortaya çıkardığı siyasi iktidar, ülkeyi iki senede batırdı. Belki de tarihinde ilk kez esnaf sokaklara döküldü. Artık bu selin önüne geçilemezdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve ekibinin iktidara yürüyeceği belliydi. Ancak Erdoğan hapisteydi. Hapisteki liderin partisi iktidara yürümüş ama o partisinin başında değil. Bu durum gitgide kendisini kahraman yapacaktı. Onu yıpratabilmek için bu gidişin önüne geçmek lazımdı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Müthiş bir senaryo ile Erdoğan’ı siyasi yasaklı durumdan çıkartıp ve&nbsp;Siirt’te seçimleri iptal ettirip partinin başına yani Başbakanlığa taşıdılar. Acaba bu sırada bu işin içinde bulunanlar şöyle bir talepte bulunmuşlar mıydı? Yola F.G. ile devam edeceksin veya F.G’nin hizmetlerine dokunmayacaksın. Ben bundan eminim. İleride bu konuda sayın&nbsp;<strong>Recep Tayyib Erdoğan</strong>’ın hatıralarının çok önemli olacağını ve her şeyi aydınlatacağını düşünmekteyim.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yine şundan adım gibi eminim ki sayın Recep Tayyip Erdoğan F.G’yi o gün mimlemişti. Ancak kime güvenecekti? Kim kendinden, kim ondan yana bilmek anlamak mümkün müydü? Bunun için zamana ihtiyaç vardı. 28 Şubatçı kadrolar ile Gülen’in kadrolarını aynı elin oynattığını anlamak elbette kolay değildi. Bu sebeple sayın Erdoğan’da Fatih Sultan Mehmed gibi;&nbsp;<strong>“Yapacaklarımı sakalımdaki kıllardan biri bilse koparıp atarım”</strong>&nbsp;anlayışının hakim olduğunu düşünmekteyim.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ak Parti’nin iktidara yürüyüşünden itibaren ise artık cemaat bambaşka bir şekil alacaktı. Üçüncü on yıla giriliyordu. Bu dönemi kendileri için dünyaya hakim olma devresi olarak addedeceklerdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">28 Şubat’tan bunalan millet ezici bir çoğunlukla Ak Parti’yi iktidara taşırken sanki başarı Gülencilerin imiş gibi bir hava yayıldı. Bütün faaliyetlerine hız kazandırıldı. Dinlerarası diyalog çalışmaları en üst seviyeye çıkarıldı. Bütün dünyada hahamlar, papazlar imamlar beraber koro halinde şarkılar, ilahiler seslendiriyorlardı. İş adamları turizm gezileri gibi okullarına taşınıyor döndüklerinde gözyaşları ile Hizmet hareketini ve başarılarını anlatıyor gönüllü dailik (propagandist) hizmetleri veriyorlardı. Türkiye’nin her kesiminden paralar bu terör örgütüne akar hale getirilmişti. Öyle ki Bülent Arınç,&nbsp;<i><strong>“devletin yapamadığını Hocaefendi yapıyor</strong></i>” diyerek tam destek olurken içyüzlerini araştırmak aklına gelmiyor ve daha beş yıl önce Milli Görüşe yönelik yıkıcı darbesini unutmuş görünüyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu örgütün iç yüzünü anlatanlar bir anda herhangi bir suçla içeri alınıyor veya itibarsızlaştırılıyordu. Kıymetli dostum rahmetli&nbsp;<strong>Mehmet Oruç</strong>&nbsp;Bey (ölümü şüpheli),&nbsp;<strong>Yümni Sezen</strong>&nbsp;ve yine rahmetli&nbsp;<strong>Aytunç Altındal</strong>&nbsp;(ölümü şüpheli) bunlardandır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Öte yandan 1983’de başlayan özel okul, yurt, dersane faaliyetleri 20 yılını doldurmuş bulunuyordu. Her yerde her meslekte bunların adamları vardı. Şimdi artık yurt içinde özel üniversiteler, ihtisas liseleri açılıyordu. Devletin bütün kadroları bunlarla dolmaya başlamıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu ihanet şebekesinin gençleri kendilerine nasıl bu kadar bağlı kıldıkları bugün insanların zihnini en fazla meşgul eden bir sorudur. Oysa 1985’lerden beri sınavlarda soru vermek suretiyle en önemli yerlere adam yerleştirenler bu adamları asla boş bırakmıyordu. Bunlardan soru alarak imtihanı kazananlar artık bunların gönüllü neferi olmaktaydılar. Mankurtlaştıklarının farkına varamıyorlardı. Kendilerini dünyayı fethe çıkmış cihangirler gibi görmekte idiler. Ana babalar ise Müslüman bir cemaatin yani hocaefendinin kanatları altında diyerek kendilerini tatmin etmekte idiler. Öyle ki 2005-2012 yılları arasında bütün sınavların şaibeli olması neyin göstergesi idi. Ayrıca İslam’ı dünyaya yaydıklarını zanneden bu dailerin en basit dini kurallardan dahi haberleri yoktu. Tam bir din cahili idiler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu arada diyalog tuzakları da hız kesmeden devam ediyor ve artık açık açık yürütülüyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Diyanetten sorumlu devlet bakanı Prof. Dr. Mehmet Aydın’ın hezeyanları artık manşetlerdeydi. Diyalogun teorisyenlerinden olan bu adam&nbsp;<i><strong>“Kur’an-ı kerim tarihseldir, yüzde kırkı değiştirilmeli veya çıkarılmalıdır”</strong></i>, demişti.&nbsp;<strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong>’ın ikinci seçimde ilk bu adamı yemesine dikkat olunmalıdır. Onlara cevap vermesi gereken ilahiyatçılar ise emir alabilmek üniversitelerde rektör dekan olabilmek için Pensilvanya’ya selam durmaya gidiyorlardı. İlahiyatçı Prof. Dr. Suat Yıldırım Zaman gazetesindeki bir makalesinde İsa aleyhisselamı şahsı manevi olarak tanımlayıp F.G.’nin şahsında ortaya çıkacağına kadar iddia etmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ancak sihirli hizmet kelimesi nasıl bir şey ise, bütün ihanetlerin üstünü örtüyordu. Neye hizmet olduğuna hiç dikkat eden yoktu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mesela, dünyadaki hiçbir okulunda mescid olmaması neyin işaretiydi? Anadolu’nun karın tokluğuna hizmet sevdasıyla yola çıkan havarileri namazlarını nerede kılıyorlardı? Neden gösteremiyorlardı? Hani diyalog ve hoşgörü vardı? Hoşgörü denen şey sadece Hıristiyanlara mı yönelikti?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kurbanların kesilmediği dile getiriliyor bunu herkes biliyor fakat yine de bütün kurbanlar oraya akıyordu. Milletin yıllarca oraya kestirdiği veya kestirdiğini zannettiği kurbanlarını şimdi bir kere daha düşünmesi gerekecekti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yine 2003 yılından itibaren önce&nbsp;<i><strong>“Yabancılar Türkçe Yarışması”</strong>&nbsp;</i>ve daha sonra&nbsp;<i><strong>“Uluslararası Türkçe Olimpiyatları”</strong></i>&nbsp;denilen yarışmalar başlatılacaktı. 4. Türkçe Olimpiyatlarının finalinde&nbsp;<i><strong>“Bütün dinler buluşuyor, biz hepimiz kardeşiz”</strong></i>&nbsp;mesajıyla&nbsp;<strong>“Bütün müminler kardeştir”</strong>&nbsp;düsturu yıkılacaktı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hizmetin görüntüsünü yansıtan bu yarışmalarda dünyanın her yerinden kız ve erkek öğrencilerin şarkılarını millete gözyaşları içinde izlettirmeye başlamışlardı. Belki de ömründe bir kere şarkı türkü dinlemek için salonlara gitmemiş insanlar, Türkçe şarkı söyleyenler İsrailli, Amerikalı, Gürcistanlı olunca zevkten kendinden geçer olmuşlardı. Final bölümünde en önde oturan Bülent Arınç Moldovyalı kız şarkı söylerken gözünden yaşlar gelirdi. Ertesi gün talebelerime bu konuyu ifade ederken:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Be adam elin Moldovyalısını ne dinleyip ağlıyorsun? Git Yıldız Tilbe’yi dinle de ağla, hiç olmazsa Yıldız Tilbe bizden biri”</strong>&nbsp;derdim. Söylediği şarkıdan başka tek kelime Türkçe bilmeyen bu gençler, nedense bizim insanımızı ağlatmaya yetiyordu. Sanki hafız-ı kurra dinliyor gibi vecde geliyorlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu müzik işi o hale getirilecekti ki Peygamber efendimizin doğum gününü Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün katılımıyla Mevlit Kantat Promiyerine dönüştürülecekti. Bu prömiyerin ne olduğunu hala milletimizden kimse anlamış değil. Demirel’in&nbsp;<i><strong>“işte çağdaş Türkiye”</strong>&nbsp;</i>dediği günleri hatırlatıyordu. Dinimize ve kandil günlerine ağır bir darbe olan Kutlu Doğum haftasını çıkaranların ardında bunların ve akıl hocalarının da yabancı bilim adamları olduğu artık idrak edilmelidir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nihayet sıra camilere müdahaleye gelmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hutbelerde&nbsp;<strong>“Allah indinde tek din İslamiyet’tir”</strong>&nbsp;ayetine okunma yasağı getirildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Camiler sıralarla doldurulmaya başlandı. Sanki Türkiye bir haftada kötürüm olmuştu. Camiler kiliseleştirilmeye başlanmıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">16 Nisan 2005 yılında 2.5 milyon basılan Ailem gazetesinde F.G’ye ait çok çarpıcı ifadeler yer aldı. Burada iman esasları üçe düşürülürken bir taraftan da imanda şek ve şüphe olmaz kaidesi yıkılıyordu. Şöyle ki:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>“İman esasları, muhakkikîn yaklaşımı ile&nbsp; dört asla irca edilebilir ki, &nbsp;bunlar;&nbsp;&nbsp; Allah’a,&nbsp; âhirete, peygamberlere iman; bir de ubudiyet “veya” adalettir” (Prizma, 2 /162).</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İnsanlar neden görmüyordu? Neden anlamıyordu? İmanın şartlarında “veya” denilebilir miydi?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu arada siyaseten 2007 yılından itibaren yeni darbe planlarını açığa çıkarma adı altında ortalığa toza dumana boğmuşlardı. Cambaza bak misali halkı bu korku ve endişelerle oyalarken hizmet ve önemli yerlere sızma faaliyetlerini başarıyla yürüttüler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">29 Ocak 2009 yılında gerçekleştirilen Davos Ekonomi Zirvesi’nde, dünya siyaset tarihinde daha önce yaşanmamış bir olay yaşandı. Aslında bu hadise Türkiye ile İsrail’in arasını uzun süre açacak bir bunalıma dönüşürken, farklı gelişmelere de kapı aralayacaktı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Başbakan sıfatıyla Davos Zirvesine katılan Recep Tayyip Erdoğan, İsrail Devlet Başkanı Simon Peres, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ve Arap Konseyi Genel Sekreteri Amr Musa’nın katıldığı&nbsp;<strong>"Gazze: Ortadoğu'da Barış"</strong>&nbsp;konulu oturumda Peres’in sözlerinin ardından konuşma sürelerini adil ayarlamadığı gerekçesiyle Moderatör David Ignatius’a tepki gösterdi. Kendisine gerekli sürenin verilmediğini söyledi. Siyasi literatüre&nbsp;<strong>“One Minute”</strong>&nbsp;kalıbı ile yerleşen Erdoğan’ın tepkisi sonrası Moderatör Ignatius, Erdoğan’a söz verdi. Erdoğan da yaptığı kısa konuşma ile İsrail’in katliamlarını açık bir dille ortaya koydu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İslam dünyasının yüreğini ferahlatan bu ifadeler, çok geçmeden İsrail’in kanlı bir baskınıyla karşılık bulacaktı.&nbsp; 31 Mayıs 2010’da Gazze’ye yardım götüren İnsani yardım gemisine&nbsp;<strong>(Mavi Marmara)</strong>&nbsp;Uluslararası sularda iken İsrail komandolarınca yapılan saldırıda dokuz Türk vatandaşı şehit düştü. Türk hükümetinin bu hadise üzerine İsrail’le bütün ilişkilerini askıya alması karşısında şok edici tavır, Pensilvanya’daki Fetö’den gelecekti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Otoriteyi dinlemeliydin”.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Papa’nın hizmetinde olduğunu evvelce ifade eden F.G. bu kez otorite (İslam’da ulu’l-emr) olarak İsrail’i bildiğini resmen ilan ediyordu. Sevenleri ise hala uyanmıyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yıl 2011. Faaliyet müddeti 30 yıl. Artık gücün zirvesine geldiklerinin bilincindeydiler. Son kaleleri de alacak ve nihai darbeyi indireceklerdi. Muhtemelen Recep Tayyip Erdoğan da bunun farkındaydı. Yeni seçim dönemim ustalık dönemim olacak diyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hangi konuda ustalıktı. Herhalde kimse anlamıyordu. Millet, devlet idaresi zannediliyordu. Oysa Erdoğan, 2010 yılında Mit’in başına Hakan Fidan Bey’i getirmişti. Bu bana göre tarihin dönüm noktası idi. Bu konuda en ağır tepkiyi neden Cemaat ortaya koydu acaba. Ayrıca her vesile ile onu neden itibarsızlaştırmak istediler, düşünün.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şayet o gelmese Tayyib Bey başka türlü ortadan kaldırılacaktı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tayyib Bey bu cephenin 30 yılın sonunda artık ülkeyi bitirme, teslim alma savaşına girişeceklerini biliyor muydu?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tahmin ediyorum farkındaydı. Nitekim 12 Haziran 2011 seçimlerinde bu gurubu mecliste önemli ölçüde budadı. Bu durum hoşlarına gitmemişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">2011 yılı Paralel örgütün Başbakan ile tamamen yollarını ayıracağı çok önemli bir olaya şahitlik edecekti. Ancak hadise bambaşka bir mecradaydı. Futbolda şike davası. Konu Fenerbahçe olunca yer yerinden oynamıştı. Türkiye’de ilk kez bir büyük kumpas sergileniyordu. Ortalık toz duman oldu. Bir taşla birkaç kuş vurulacaktı. Futbol fanatikliği yüzünden hiç kimse olayın gerisindeki gücü sezemedi. Ancak şike konusunda mecliste yeni bir kanun çıkarıldığında zaman gazetesinin önemli yazarları kendilerini ele verdiler.&nbsp;<i><strong>“Eskiden iyi bir başbakanımız vardı diyeceğiz”</strong></i>&nbsp;ve&nbsp;<i><strong>“Küçük rica yüzünden büyük ricayı kırdın”</strong></i>&nbsp;diyerek Erdoğan’la yollarının ayrıldığını açıkça deklare ettiler. Bir cemaatin şike kanunu ile bu kadar ne ilgisi olabilirdi? Çıldırmaları, ileride kullanabilecekleri bir büyük camiayı (Fenerbahçe taraftarları) ele geçirememekten mi kaynaklanıyordu? Şurası muhakkak ki artık yollar ayrılmıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nitekim Başbakan, 2012 yılı Türkçe Olimpiyatlarında F.G’yi ülkeye davet ettiğinde paralelci yazarlar neredeyse kudurmuşlardı. Bu davet hiç hoşlarına gitmemişti. F.G. bu davete karşılık Türkiye’yi emin ve güvenilir olmayan bir ülke olarak lanse etti. Emin ve güvenilir ülke hangisiydi(!). Ayrıca,&nbsp;<i><strong>“bir kısım kazanımların hafazanallah kaybedilmemesi için yüzde bir ihtimalle oraya gitmeniz bu hususlara zarar verecekse gitmem”</strong>&nbsp;</i>diyordu. Türkiye’ye gelmekle hangi kazanımlarını kaybedecekti acaba?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Öte yandan bu büyük ihanet çetesi, ele geçirdiği kadrolar, bulunduğu konum ve arkasında duran gücün kuvvetinden emin olarak, bütün milletin gözü önünde inkar edilemez operasyonlarını başlattı. Gezi olayları 17 ve 25 Aralık darbeleri. Paralel örgüt bütün bu ihanet girişimlerini yürütüyor fakat yazılı, görüntülü ve sosyal medya yandaşlarıyla hadiseleri sulandırmayı da başarıyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı da artık kartını sonuna kadar açmıştı.&nbsp;<strong>“Bu bir ihanet çetesiydi”</strong>.<strong>&nbsp;“Paralel devlet girişimiydi</strong>” ve&nbsp;<strong>“bunlar terörist olup haşhaşiler”</strong>&nbsp;idiler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye neler olup bittiğini önceleri pek anlamadı. Ancak belki de ilk kez sorgulamaya başlamıştı. Bir tarafta 34 yıldır desteklemekte oldukları bir cemaat bir tarafta 12 yıldır samimiyetinden emin oldukları bir lider. Liderin 12 yıldır yaptıkları meydanda idi. Taraftarları milletti. Fakat cemaat kimin yanındaydı. Belli değildi. Bütün millet ve devlet düşmanları yabancı güçler bu şer örgütün destekçisi idi. Bu durum yavaş yavaş milletin gözünü açmaya yetti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aslında Cumhurbaşkanı da yavaş yavaş onları gadaba sürükleyecek ve içindekileri boşalttıracak hamleleri yapmaktaydı. Zira insan kızdığı zaman içinde bulunan kötü duyguları açığa vururmuş.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nitekim F.G’nin beddua seansı temiz inançlı milleti bu gruptan tamamen soğutacaktı. Zira yıllardır bir kez olsun Orta Doğu’da kan döken zalimleri kınamayanlar, Hristiyan’a, Yahudi’ye, Zerdüşt’e hoşgörü duyanlar sıra Müslümana gelince müthiş bir kin kusmaya başlamıştı. Evlerine ocaklarına ateş salıyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Buna rağmen mankurtlaştırılmış beyinler maalesef yine uyanamadı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Son yirmi yıldır her vesile ile söylediğim bir cümle vardı benim. Yirmi yıl sonra bu memlekette yerden mantar biter gibi Hristiyan biterse şaşırmayınız. Bu sözümün üzerinden 16 sene geçmiş dört senesi kalmıştı. 2013 yılında Paralel Devlet Yapılanması (PDY)’na karşı böyle bir savaş açılmamış olsa muhtemelen hadise kendiliğinden gelişecek Türkiye’de sokaklar boyunlarında haçlarla dolaşan gençlerle dolacaktı. Millet ise sokaktaki Türk Hristiyanları gördükçe ve yavruları oraya kaydıkça her gün ölecekti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Netice de bu ülke için II. Abdülhamid darbesi gibi bir darbeyi, sağduyulu bu millete en ağır hezimeti yaşatmayı ve bir anlamda ülkeyi işgal ettirmeyi planladılar. Bu ülke için düşünülen plandan belki darbecilerin yüzde sekseni bile haberdar değildi. Aynen II. Abdülhamid Han gittikten sonra başını taşa vuranlar ve dövünenler gibi olacaklardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Allah korusun başarılı olsalar bu defa millet de devlet de kalmayacaktı. Zira bu yeni bir yüz yılın darbesiydi. Türk milleti için yok oluşun darbesiydi. Her şey müthiş planlanmıştı. Senaryo diyenler hiç şüpheniz olmasın ya onların adamlarıdır. Ya da her devirde olduğu gibi safdil ve ahmak kimselerdir. Bunlar darbe olunca hataları sıralarlar, olmayınca da senaryo diyerek basitleştirmeye kalkarlar. Sanki her darbenin mutlak başarılı olması gerekiyormuş gibi. Osmanlıda gerçekleşen darbeleri biliriz. Peki ya gerçekleşmeyenler! Neden ve nasıl önlendiler acaba?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Osmanlıda Sancağı şerifin meydana çıkarıldığı hangi darbe başarılı oldu bir araştırınız. Sancağı şerifin meydana çıkarılması milletin meydana davet edilmesiydi. Milletin meydana çıktığı hiçbir darbe sonuca ulaşmadı. Darbeciler hepsinde ya sindirildi veya idam olundu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gezi olayları sırasında&nbsp;<strong>“halkın yüzde ellisini zor tutuyorum”</strong>&nbsp;diyen Cumhurbaşkanı aslında millete&nbsp;<strong>“hazır ol”</strong>&nbsp;mesajını vermişti. Millet son üç yıldır teyakkuzda idi. Ancak darbelerden yıllardır çeken Türk halkı yüzde elli iki değil neredeyse yüzde doksan elbirliği gönül birliği ederek darbeye dur diyecekti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu durum Türk milletine yeniden hayatiyet vermiştir. Batının köleliğinden kurtaracak bir darbedir. İyi değerlendirilmesi bataklığın tam kurutulması gerekir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Evet plan kusursuzdu. 36 yıldır yapılan çalışmaların sonuna gelinmişti. İslam dünyasına sadece Türkiye’yi değil tüm dünya Müslümanlarını güdecek kukla bir halifenin gelmesi yakındı. Dünya beşten büyük diyen adamın dili kesilecekti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bir şeyi hesaplamıyorlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">O adam Allah’a ve milletine güveniyordu. Gücünü ve kudretini oradan aldığını her fırsatta ilan ediyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“İnsanlara güveneni Cenabı Hak insanlara bırakır. Kendine güvenenleri yanına alır”.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Bir kişi ki yardımcısı Allah ola</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Var kıyas eyle ki ol ne şah ola!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Evet Pensilvanya’ya Amerika’ya CIA’ya ve daha nicelerine güvenenleri Cenabı Hak onlara bıraktı. Kendine güveneni yanına aldı. Beklenmeyen basit gelişmeler yaşandı. Samuel Eto’o’nun adını taşıyan vakfın 10’uncu yıl kutlaması kapsamında Messi, Neymar, Suarez, Maradona, Hazard, Iniesta, Drogba ve Arda Turan’dan oluşacak dünya karması ile Türkiye karması, 16 Temmuz’da Antalya Arena’da maç yapacaktı. Cumhurbaşkanı 15 Temmuz gecesi galaya neden gelmedi? Orada da özel darbe birliği var mıydı? Birtakım başka basit sebepler darbeci ihanet şebekesini erken harekete geçirtti. Cumhurbaşkanı kendi ifadesiyle de kılpayı kurtuldu. Cenabı Hak Erdoğan’a, milleti meydanlara davet etme imkanını verdi. Onun daveti Osmanlıda sancak-ı şerifin meydana çıkarılması gibi oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Millet, hizmet diyenlerin 36 yıldır kulluğu kime yaptıklarını, bunlara verdiği paraların kendi göğsüne kurşun olarak geri döndüğünü, İslam’a, bayrağa, ezana, vatana, millete ihaneti en acı bir biçimde yaşadı. Meclis binası dahil devletinin kalbi konumundaki müesseselerin bombaladığını dehşet dolu gözlerle izledi. Gölbaşı’nda Özel Harekat Daire Başkanlığındaki kahraman vatan evlatlarına acımasızca bomba yağdırıldığına yaşlı gözlerle inanamadan şahitlik etti. Gözyaşları kana döndü. Bütün bunlar, yıllardır dost bildikleri hain adamlar tarafından gerçekleştiriliyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Fakat o necip millet de, bu ihanete kayıtsız kalmadı. Liderinin daveti üzerine sadece bayrağını kaparak dilinde Allah nidaları ile meydanlara sokaklara döküldü. Göğsünü topa, tanka, kurşuna siper ederek bir anlamda 36 yılın diyetini ödedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Milletin bu darbesi, kuklaları yok ettiği gibi yüz yıldır kukla oynatıcıları da açığa çıkardı. Bu itibarla devletimiz yeniden güçlü günlere yelken açabilecektir. Bu sebeple milletimizin istikameti, birlik ve dirliği için önemli adımlar atılmalı; maşa, kukla ve hain üreten bataklıklar kurutulmalıdır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu da en mühim olarak eğitimden geçmektedir. Bu milletin varlığı iki şeye bağlıdır. Millilik ve doğru İslamiyet. Yani Müslüman milletimize İslamiyet’in doğru öğretilmesi. Zira bin seneden beri Müslüman milletimize ve devletimize Ehl-i sünnet itikadı denilen inanış sahiplerinden asla bir ihanet ve ayaklanma sadır olmamıştır. Doğru yoldan çıkınca artık millilikte bozulmakta vatanını milletini bayrağını rahatça satabilmektedir. Son olay bunun en açık göstergesi olmuştur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Zira kökü dışarda mezhepsiz, radikal&nbsp;<strong>(Abduh, Afgani benzeri kişiler)</strong>&nbsp;ve ılımlı İslam&nbsp;<strong>(F.G. ve avanesi)</strong>&nbsp;denilen bozguncu tipler her zaman kullanılmaya açık olmuşlardır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Oysa örnek şahsiyetlerimiz&nbsp;<strong>Ahmed Yesevi</strong>,&nbsp;<strong>Mevlana</strong>,&nbsp;<strong>Yunus Emre</strong>,&nbsp;<strong>Akşemseddin</strong>,&nbsp;<strong>Somuncu Baba</strong>,&nbsp;<strong>Hacı Bayram-ı Veli</strong>,&nbsp;<strong>Aziz Mahmud Hüdayi</strong>&nbsp;gibi mutasavvıflarımız&nbsp;<strong>Alparslan</strong>,&nbsp;<strong>Çağrı Bey</strong>,&nbsp;<strong>Bilge Kağan</strong>,&nbsp;<strong>Fatih Sultan Mehmed</strong>,&nbsp;<strong>Yavuz Sultan Selim</strong>,&nbsp;<strong>Kanuni</strong>,&nbsp;<strong>II. Abdülhamid Han</strong>&nbsp;gibi hakanlarımızı gençlerimize öğretmek eminim onları bu vatanın, bayrağın, ezanın, milletin, dinin gerçek sevdalısı kılacaktır.&nbsp; &nbsp;&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu itibarla devletimiz, milliliğe büyük önem vermeli ikincisi de 1100 yıllık mensubu bulunduğumuz dinimizin gençlerimize en iyi şekilde öğretilebilmesi için gereken adımları atmalıdır. Yeni din, yeni yorum diyenler her zaman bozguncular olmuştur. Bunlar Yunus Emre’nin;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Peygamber yerine geçen hocalar</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Bu halkın başına zahmetli oldu</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özdeyişine uygun olarak halka ve millete hep zahmet vermişlerdir<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Rahmetli Erol Güngör 1978’de:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>&nbsp;“ABD, SSCB’ye karşı şimdilik İslam dünyasını kullanıyor. (Müslümanlardan tarafmış gibi davranıyor.) Eğer SSCB biterse, o zaman dünya tek bloklu olur ve ABD’nin tek düşmanı İslam olur”</strong>&nbsp;diyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tarih şuurunun ne kadar önemli olduğunu ünlü mütefekkirimizin bu ifadeleri yansıtmıyor mu? Gençlerimize tarih şuurunu ve model tarihi şahsiyetlerini de en doğru bir şekilde öğretmek devletimizin vazifesi olmalıdır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cenabı Hak ülkemizi ve milletimizi bir büyük, belki tarihin en büyük fitne ve belasından ve peşinden gelecek yabancı tasallutundan, işgalinden muhafaza eyledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Millete de ders çıkarmayı, ibret almayı, birlik ve beraberliğini muhafaza etmeyi nasip eylesin.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 13:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/15-temmuza-giden-yolun-sifreleri-1784111860.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>FETÖ&#039;nün yüzde sekseni dağıldı</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/fetonun-yuzde-sekseni-dagildi-1432</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/fetonun-yuzde-sekseni-dagildi-1432</guid>
                <description><![CDATA[15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden 10 yıl geçti. Bugüne kadar binlerce kişi itirafçı oldu. Bu itirafçılardan biri olan adı bizde saklı örgütün üst düzey bir yöneticisi, FETÖ’nün dünü ve bugününü anlattı. Elli yıl örgüt içerisinde faaliyet gösteren FETÖ firarisi özellikle son 10 yılda yaşananlara ilişkin bugüne dek hiçbir yerde yayınlanmayan çarpıcı bilgiler paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Kamuoyunun yakından tanıdığı firari FETÖ’cü, örgütün büyük oranda eridiğini, tabanda çok büyük öfke ve isyan olduğunu, üst kısmın ise lüks içerisinde yaşadığını söyledi.<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden 10 yıl geçti. Bugüne kadar binlerce kişi itirafçı oldu. Bu itirafçılardan biri olan adı bizde saklı örgütün üst düzey bir yöneticisi, FETÖ’nün dünü ve bugününü anlattı. Elli yıl örgüt içerisinde faaliyet gösteren FETÖ firarisi özellikle son 10 yılda yaşananlara ilişkin bugüne dek hiçbir yerde yayınlanmayan çarpıcı bilgiler paylaştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gülen’in ölümüyle birlikte yapının hızla çözülmeye başladığını belirten FETÖ yöneticisi,<i><strong>&nbsp;“Yaşananlara bakıyorum, o zaman ‘İyi ki ülke yönetimini ele geçirememişiz. Bu insanlarla iktidara gelsek her şeyi mahvederdik, tam bir felaket olurdu, diyorum”</strong></i>&nbsp;ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’le lise döneminden başlayarak aynı ortamı uzun süre paylaştığını kaydeden firari isim örgüt içerisinde yaşanan ve bugüne dek bilinmeyen birçok olayı gazetemize anlattı.&nbsp;<i><strong>“En büyük kırılma hedefe kısa yoldan varalım anlayışının kabulü ile yaşandı”</strong></i>&nbsp;diyen ve bir dönem örgüt içerisinde kritik görevlerde bulunan FETÖ yöneticisi bütün bu süreçte yaşananları şöyle özetledi:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>ECEVİT İSTEDİ, GİTTİ<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">“Gülen’in yurt dışına çıkışı bir milat oldu. Ölmeden önce Kasım Gülek ve Bülent Ecevit’le bu konu birçok defa istişare edildi. Örgüt içerisinde özellikle Mustafa Özcan ve ekibi örgüt lideri Gülen’in Türkiye’den çıkmasını istiyordu. Amacı burada ipleri tamamen ele geçirmekti. İşte bu hedef doğrultusunda Bülent Ecevit dâhil birçok kişiyle görüşerek F. Gülen’i iknaya çalıştılar.&nbsp;<i><strong>En son Bülent Ecevit doğrudan arayarak Amerika’ya gitmesini istedi.”</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>YAĞMA ÇOK BÜYÜK<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">“Örgütün 15 Temmuz dönemi hükmettiği para miktarı 100 milyar dolardan fazlaydı.&nbsp;<i><strong>Darbe girişimi sonrası hızla erimeye başladı ve özellikle F. Gülen’in ölümünden sonra paralar tepedeki ‘abiler’ tarafından korkunç bir biçimde yağmalandı.</strong></i>&nbsp;İtiraz eden kim varsa muhteris diye yaftalayarak aforoz ediyorlar. Tabanda çok büyük öfke ve isyan var ancak özellikle yurtdışındakiler mevcut durumları sebebiyle korkuyor.&nbsp;<i><strong>Örgüt üst yönetimiyle yaşanacak sorunun kaldıkları ülke idaresine yansımasından ve iade gibi ihtimallerden çok çekiniyorlar.”</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>MAFYATİK BİR YAPI VAR<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">“Yukarıda tam anlamı ile kapalı devre mafyatik bir yapı oluştu. Örgüt içi sorunlarla ilgili ölü taklidi yapıyorlar. Hatta tabandakilerin daha fazla eziyet çekmelerini istiyorlar. Çile ile olgunlaşacaklar düşüncesiyle hareket ediyorlar. Ne Gaybubet ne de cezaevindekiler üst yönetimin umurunda değil.<i><strong>&nbsp;Hatta alt sınıfın yaşadığı zorluklar tepedekilerin kazancını artırıyor. Türkiye ile de kasıtlı olarak gerilimi derinleştirerek düşmanlığın artması için çabalıyorlar.”</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>ELEŞTİREN LİNÇ EDİLİYOR<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">“Gelinen noktayı yenilgi ve bitiş olarak görerek bütün yapılanları eleştirenler linç ediliyor. Ancak devletle barışalım, samimi olarak hatalarımızdan dönelim diyenler linç ediliyor. Anlaşılacaksa da tepeden biz yaparız diyorlar. Ancak herhangi bir eylem planları ve gelecek perspektifleri yok. Sadece mevcut statüko devam etsin diyorlar.&nbsp;<i><strong>PKK dahi silah bıraktı ve kendisini feshettiğini açıkladı ancak bu yapıda birileri inatla terör örgütü olarak kalalım ısrarını sürdürüyor.”</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>ÇOĞUNLUK HÂLEN ÜLKEDE<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal"><i><strong>“Bilinenin aksine örgütün yüzde 90’ı hâlen Türkiye’de. Yurt dışına kaçabilenler azınlık.</strong></i>&nbsp;Mustafa Özcan, Cevdet Türkyolu, Abdulhamit Bilici, Ekrem Dumanlı, Talip Büyük, Mustafa Yeşilyurt, İzzet Akyar, Temel Alsancak, Adil Öksüz gibi isimler 15 Temmuz dâhil olan biten her şeyde en büyük pay sahibi olan kişiler. B<i><strong>unlar Türkiye’den ve hariçten birçok kişi ve kurumla gizemli ilişkiler kurdu.&nbsp;</strong></i>Diyalog hâlinde olunan dış istihbarat servisleri de vardı ve bu noktada esas sorun bizim onlara hazırlıksız ve kullanılabilir durumda yakalanmamız idi.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>ÖRGÜT PARAMPARÇA<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">“Güç zehirlenmesi her şeyi mahvetti. Şu an insanların zihninde cevap arayan binlerce soru var ve hiçbir muhatap bulamıyorlar. Yıllarca örgütte kalmış çok sayıda kişi ateist oldu. Boşanmaların haddi hesabı yok. Hiçbir biçimde kimse örgüt yönetimine ve işleyişe güvenmiyor. Gülen’in ölümünden sonra Mısır dâhil 10 ülke kazan kaldırdı ve ABD’deki idareyi tanımıyoruz, dedi.&nbsp;<i><strong>Şu an 2016’daki ekonomik durum ve insan sayısı itibarı ile yüzde 80 küçüldük ve erime hâlen sürüyor. Sadece yukarıda küçük bir klik lüks içerisinde yaşıyor.”</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>İSRAİL KIRMIZI ÇİZGİMİZ<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal"><i><strong>“Dünyada okul açılmayan ve hiçbir girişimde bulunmadığımız tek ülke İsrail oldu. Gülen bize sürekli olarak hiçbir biçimde İsrail’le karşı karşıya gelmeyin talimatı verirdi.&nbsp;</strong></i>Benim de olduğum bir ortamda Abdullah Aymaz ısrarla İsrail’in hoşuna gitmeyecek ve bizimle karşı karşıya geleceği bir durumu sorduğunda Gülen, beni buradan sınır dışı ettirmek mi istiyorsunuz diyerek çıkıştı.&nbsp;<i><strong>İsrail’den ve İsrail lobisinden isimlerle zaman zaman görüştüğü oluyordu. Arada köprü isimler de vardı.”</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>ERKEN DOĞUM GİBİYDİ<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">“Darbeye dair hâlen karanlık noktalar ve cevap bekleyen sorular mevcut. Adil Öksüz, Temel Alsancak, Ekrem Dumanlı ve Mustafa Özcan’ın kimlerden hangi direktifleri aldığı ve o gece bunu kimlere ilettiği olayların düğüm noktası.&nbsp;<i><strong>O kalkışma bir erken doğum operasyonuydu. Kendi iç dinamikleri ile haricî unsurlar iş birliği yaparak bu sonucu doğurdu. Benim gibi birçok kişi son 10 yılda olanlara bakıp iyi ki başaramamışız diyor.&nbsp;</strong></i>Çünkü bu kadrolar ülkeyi çok büyük felakete götürürdü.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>KORKUDAN DIŞARI ÇIKMADI<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">“Darbenin bir diğer yansıması ise Fetullah Gülen’in 1997 yılında yapının global emniyet unsuru olarak ABD’yi gördüğü için buraya göç etti. Aslında bir anlamda ABD istihbaratı, Gülen’i rehin alarak dünya geneli faaliyetlerin garantörü, belirleyici aktörü oldu.&nbsp;<i><strong>Yapı içerisinde bu durum Amerika bizim sigortamız şeklinde lanse edildi. Yine örgüte ait paraların yüzde 80’i Amerika’ya akacak şartı getirildi.”</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Türkiye Gazetesi- Yılmaz Bilgen</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 10:13:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/fetonun-yuzde-sekseni-dagildi-1784099710.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>FETÖ&#039;nün kökünü kazıdık</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/fetonun-kokunu-kazidik-1431</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/fetonun-kokunu-kazidik-1431</guid>
                <description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü dolayısıyla "15 Temmuz: Türkiye Yüzyılı'nın İstiklal Beyannamesi" başlıklı bir makale kaleme aldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "15 Temmuz'un 10. yılında, artık çok daha güçlü, çok daha kararlı ve birbirine sımsıkı kenetlenmiş bir Türkiye var. Bu milletin en büyük gücü birliğidir, beraberliğidir, bin yıldır sevinç ve hüzünle yoğrulan kadim kardeşliğidir" ifadelerini kullandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü dolayısıyla "15 Temmuz: Türkiye Yüzyılı'nın İstiklal Beyannamesi" başlıklı bir makale kaleme aldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "15 Temmuz'un 10. yılında, artık çok daha güçlü, çok daha kararlı ve birbirine sımsıkı kenetlenmiş bir Türkiye var. Bu milletin en büyük gücü birliğidir, beraberliğidir, bin yıldır sevinç ve hüzünle yoğrulan kadim kardeşliğidir" ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "15 Temmuz, yalnızca hain bir darbe girişiminin başarısızlığa uğratıldığı bir gece değil, milletimizin iradesine, demokrasisine ve bağımsızlığına canı pahasına sahip çıktığı, tarihe altın harflerle yazılmış büyük bir demokrasi zaferidir." ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">AA'daki habere göre; Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü vesilesiyle "15 Temmuz: Türkiye Yüzyılı'nın İstiklal Beyannamesi" başlıklı bir makale kaleme aldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gazetelerde yayımlanan makaleye, "Tarihin akışını değiştiren koca bir milletin istiklal ve istikbali için canı pahasına mücadele ettiği o meşum gecenin üzerinden tam on yıl geçti." ifadeleriyle başlayan Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"15 Temmuz, yalnızca hain bir darbe girişiminin başarısızlığa uğratıldığı bir gece değil; milletimizin iradesine, demokrasisine ve bağımsızlığına canı pahasına sahip çıktığı, tarihe altın harflerle yazılmış büyük bir demokrasi zaferidir. O gece necip milletimiz, anavatanımızı işgale yeltenen emperyalistlere ve onların iş birlikçilerine tıpkı İstiklal Harbi'nde olduğu gibi tarihin en büyük derslerinden birini verdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">15 Temmuz, şairin "Ecdadımızın heybeti ma'ruf-i cihandır / Fıtrat değişir sanma, bu kan yine o kandır!" dizelerinde dile getirdiği gibi bin yıl evvel Malazgirt'te kahramanca mücadele edenlerin, 500 yıl evvel İstanbul surlarında Sultan Fatih'in rüyasını gerçekleştirmek, Peygamber Efendimiz'in müjdesine nail olmak için ruhunu ve bedenini ortaya koyanların, yüz yıl evvel vatan müdafaası için canını hiçe sayanların inancı ve kararlılığıyla sokaklara, meydanlara koşan asil milletimizin tarihe altın harflerle yazdığı bir büyük destandır."<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"MİLLETİMİZ İSTİKLAL VE İSTİKBALİNE YİNE KENDİSİ SAHİP ÇIKTI"<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Makalesinde, gözü dönmüş terör örgütünün tarihte benzerine az rastlanacak ihanet girişimine karşı, aziz milleti milli iradeye sahip çıkmak adına meydanlara ve havalimanlarına çağırırken, basit bir davette bulunmadıklarını vurgulayan Erdoğan, şu görüşleri paylaştı:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Milletimize yaptığımız çağrı, aziz milletimizin demokratik sağduyusuna, ferasetine ve cesaretine duyduğumuz güvenin bir tezahürüydü. Ecdadımızın bize bıraktığı en mukaddes miraslardan biri olan 'Ya istiklal ya ölüm!' şiarını yeniden ayağa kaldırmayı gaye edindik. Adeta tarihin derinliklerinden çıkıp gelen milletimiz de bu çağrıya, canını ve ruhunu hiçe sayarak anında cevap verdi. Hamdolsun, milletimiz bu güveni boşa çıkarmadı, istiklal ve istikbaline yine kendisi sahip çıktı. O gece milletimiz, iradesine vurulmak istenen zincirleri paramparça etmiş, vesayetin ve ihanetin prangalarını söküp atarak, Türkiye'nin önündeki engelleri birer birer yıkmıştır. O gece 253 vatan evladımız şehadet şerbetini içerken, 2 binden fazla kardeşimiz yaralandı. Bu rakamların her biri, vatanı, bayrağı ve milli iradeyi korumak uğruna ortaya konulan fedakarlığın, cesaretin ve kahramanlığın ayrı ayrı nişanesidir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"HER ALANDA FETÖ'NÜN KÖKÜNÜ KAZIDIK"<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Geçen on yıllık süre zarfında, eli kanlı terör örgütü FETÖ ile mücadelemizi hem yurt içinde hem de uluslararası alanda tavizsiz bir kararlılıkla sürdürdük." ifadelerini kullanarak, şunları kaydetti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Çünkü devletimizin içine sızmış bu kanser hücresini temizlemek ve faillerin adalet önünde hesap vermelerini sağlamak, canlarını seve seve feda eden şehitlerimize en büyük borcumuzdu. Bürokrasiden orduya, yargıdan iş dünyasına kadar her alanda FETÖ'nün kökünü kazıdık. Bununla birlikte aklımızdan asla çıkarmamamız gereken şu yalın gerçeği de bir kez daha hatırlamakta fayda var, yaşanan, 10 yıl önce başlamış ve bitmiş bir mücadele değil. FETÖ ve benzeri sinsi yapıların devletimize ve milletimize yeniden tasallutunu engellemenin yegane yolu, 15 Temmuz ruhunu her daim diri tutmak ve bu bilinci gelecek nesillere de aktarmaktan geçiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"BU MİLLETİN EN BÜYÜK GÜCÜ BİRLİK VE BERABERLİĞİDİR"<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hain darbe girişiminin üzerinden geçen 10 yılda acıların ilk günkü tazeliğini koruduğunu belirten Erdoğan, makalesine şöyle devam etti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Bununla birlikte FETÖ ve benzeri tüm terör odaklarıyla olan savaşımızı aynı azim ve kararlılıkla sürdürmeye devam ediyoruz. 15 Temmuz'un 10. yılında, artık çok daha güçlü, çok daha kararlı ve birbirine sımsıkı kenetlenmiş bir Türkiye var. Bu topraklarda 15 Temmuz ruhu diri kaldığı müddetçe, hainlerin sinsi planlarının ve onların arkasındaki küresel senaristlerin kirli oyunlarının asla karşılık bulamayacağından kimsenin şüphesi olmasın.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu vesileyle, o karanlık geceyi sinesini siper ederek aydınlığa kavuşturan, canı pahasına ecdadımızın yadigarı olan ve yüzyıllardır hüküm sürdüğümüz bu toprakları bize yeniden vatan kılan tüm şehitlerimize, Allah’tan rahmet diliyorum. Gazilerimize hayırlı, bereketli ve uzun ömürler niyaz ediyorum.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Rabb'im, mazisi şanlı zaferlerle ilmek ilmek dokunmuş aziz milletimize bir daha 15 Temmuz benzeri ihanetler yaşatmasın. Bu milletin en büyük gücü birliğidir, beraberliğidir, bin yıldır sevinç ve hüzünle yoğrulan kadim kardeşliğidir. Allah, birliğimizi, beraberliğimizi ve kardeşliğimizi daim eylesin."<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 09:53:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/fetonun-kokunu-kazidik-1784098433.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hüseyin Çelik muhalif medyanın gözdesi oldu</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/huseyin-celik-muhalif-medyanin-gozdesi-oldu-1430</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/huseyin-celik-muhalif-medyanin-gozdesi-oldu-1430</guid>
                <description><![CDATA[İlgili kişi bu aralar muhalif yayınların gözdesi haline gelen, hatta 15 Temmuz darbe girişimi hakkında "şaibeli" imasında bulunacak kadar sefilleşen Hüseyin Çelik.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Eski bakanlardan Hüseyin Çelik’in 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin üstü kapalı olarak “şaibe” göndermesinde bulunmasına AK Parti Bursa Milletvekili Mustafa Varank’tan sert yanıt geldi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">15 Temmuz sürecinde “Başdanışman” olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a en yakın isimlerden biri olan&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/mustafa-varank" target="_blank">Mustafa Varank</a>, “Tarihe not düşmek adına ben de bir anımızı paylaşayım.” girizgahıyla Hüseyin Çelik’i sert sözlerle eleştirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Varank şunları söyledi:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"İlgili kişi bu aralar muhalif yayınların gözdesi haline gelen, hatta&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/15-temmuz" target="_blank">15 Temmuz</a>&nbsp;darbe girişimi hakkında "şaibeli" imasında bulunacak kadar sefilleşen Hüseyin Çelik. Dershanelerin kapatıldığı, Gezi olaylarının patlak verdiği, 17/25 Aralık kumpaslarının kurgulandığı, darbeye giden taşların döşendiği o dönemde, FETÖ ile her alanda mücadele ediyor, gerçek yüzlerini, münafıklıklarını ifşa ediyorduk."<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Varank, AK Parti çatısı altındaki Çelik’in kendilerini, “Siz ne yaptığınızı zannediyorsunuz? Melek Anne çok çok üzgün. Böyle devam ederseniz başınıza ne geleceği belli olmaz.” diyerek tehdit ettiğini söyledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">HAK ETTİĞİ CEVABI ALDI<br><br>“Melek Anne” diye bahsedilen kişinin FETÖ’nün kasası firari Akın İpek’in annesi olduğunu hatırlatan Varank, “Elbette hak ettiği cevabı aldı ve biz yolumuzdan sapmadık. Bu meselenin hemen ardından önce bizzat Fethullah Gülen tarafından hedef gösterildik, telefonlarımız yasadışı dinlendi, montaj ses kayıtlarına eklendik, ardından da kumpas davalarının içine isimlerimiz serpiştirildi ve bizi mahkûm etmek istediler.” dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">FETÖ POSTACISI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Varank, şöyle devam etti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Evet, bugün muhalif ekranlarda demokrasi ve hukuk nutukları atan&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/huseyin-celik" target="_blank">Hüseyin Çelik</a>'in nasıl bir Akın İpek tasmalısı, nasıl bir FETÖ postacısı olduğunu, bugün de hıncının neyden kaynaklandığını biz çok iyi biliyoruz. Milletimiz de bilsin."<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 09:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/huseyin-celik-muhalif-medyanin-gozdesi-oldu-1784098045.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aralarından su sızmıyordu!</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/aralarindan-su-sizmiyordu-1421</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/aralarindan-su-sizmiyordu-1421</guid>
                <description><![CDATA[Deprem sürecinde "dayanışma" adı altında yürüttükleri organizasyonlarla isimlerini yan yana yazdıran ve kamuoyunda "ikili" olarak bilinen Oğuzhan Uğur ile Haluk Levent arasındaki dostluk(!) soruşturma sonrası yerle bir oldu. Haluk Levent ile birlikte "yardım organizasyonları" adı altında yürüttükleri faaliyetlerin bugün böylesine bir soruşturma konusu olması, Uğur'un "güven" söylemlerindeki samimiyetsizliği bir kez daha gün yüzüne çıkardı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Deprem sürecinde "dayanışma" adı altında yürüttükleri organizasyonlarla isimlerini yan yana yazdıran ve kamuoyunda "ikili" olarak bilinen Oğuzhan Uğur ile Haluk Levent arasındaki dostluk(!) soruşturma sonrası yerle bir oldu. Haluk Levent’in gözaltına alınmasının ardından "kendini kurtarma" telaşına düşen Uğur’un, Levent’i hedef tahtasına oturtan ifadeleri "Al birini vur ötekine" dedirtti.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Geçtiğimiz dönemde toplumu kutuplaştıran projeleriyle tanınan ve her fırsatta "yardım" maskesi arkasına sığınan Babala TV’nin kurucusu Oğuzhan Uğur, ortağı Haluk Levent’in başı sıkışınca sergilediği tutumla herkesi şaşırttı.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Levent’in gözaltına alınmasıyla birlikte, kendisine yöneltilen eleştirilerden kaçmak için "anında" saf değiştiren Uğur, zehir zemberek bir açıklama yaptı.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Deprem döneminde Haluk Levent ile omuz omuza görüntü veren ve "güven" vurgusuyla halktan yardım toplayan Uğur, Levent’e yönelik "kara para aklama" ve "örgüt üyeliği" gibi ağır ithamlar karşısında, “dostunu” harcamayı tercih etti. "Kuruş kuruş hesabı verilmelidir" diyen Uğur’un sözleri dikkat çekti.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Haluk Levent ile olan geçmişini unutturmaya çalışan Uğur, takipçilerine karşı adeta parmak sallayarak, "Bana ve Babala TV’ye salça olmaya çalışanları görüyorum" ifadeleriyle içine düştüğü acizliği gözler önüne serdi. İşi, kendi yasal statüsünü savunmaya kadar vardıran Uğur, "Ben dernek değilim, para toplayamam" diyerek Levent ile olan bağını tamamen koparma gayretine girdi.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Daha önce de birçok kez toplumun milli ve manevi değerlerini hedef alan projeleriyle gündeme gelen Uğur, kendi üzerindeki şüphe bulutlarını dağıtmak için "Güven dediğimiz şey artık neredeyse nostaljik bir kavram" diyerek, halkın yardım duygularını nasıl manipüle ettiklerini de kendi ağzıyla itiraf etmiş oldu.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Haluk Levent ile birlikte "yardım organizasyonları" adı altında yürüttükleri faaliyetlerin bugün böylesine bir soruşturma konusu olması, Uğur'un "güven" söylemlerindeki samimiyetsizliği bir kez daha gün yüzüne çıkardı.<o:p></o:p></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 12:29:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/aralarindan-su-sizmiyordu-1783935632.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>31 Yıl Önce Srebrenitsa’da İnsanlık Katledildi</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/31-yil-once-srebrenitsada-insanlik-katledildi-1414</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/31-yil-once-srebrenitsada-insanlik-katledildi-1414</guid>
                <description><![CDATA[Srebrenitsa Katliamı'nın 31. yıldönümünde, 1995 yılında Sırplar tarafından katledilen 8 bin 372 Boşnak Müslüman, Birleşmiş Milletler’in “Srebrenitsa Soykırımını Anma ve Düşünme Günü” olarak ilan ettiği 11 Temmuz’da anılıyor. 31 yıl geçmesine rağmen kapanmayan bir yara olmaya devam eden Srebrenitsa Soykırımı'nın mağdurlarının adalet arayışları sürüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Bosna Savaşı'nın (1992-1995) en karanlık sayfalarından biri olan Srebrenitsa Soykırımı, 31 yıl önce 11 Temmuz 1995'te Avrupa'nın göbeğinde gerçekleşti. Birleşmiş Milletler tarafından "güvenli bölge" ilan edilen Srebrenitsa'da Sırplar tarafından aralarında çocuklarında olduğu 8 binden fazla Boşnak Müslüman sistematik olarak katledildi.</p><p class="MsoNormal"><img src="/images/files/srebrenitsa-katliami-nedir-ne-zaman-gerceklesti-30-yildonumunde-hayatini-kaybedenler-aniliyor-17522256593228_1(1).jpg"><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>SREBRENİTSA KATLİAMI NE ZAMAN GERÇEKLEŞTİ?<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Srebrenitsa Soykırımı, 1991-1995 yılları arasında süren Bosna Savaşı sırasında 11-22 Temmuz 1995 tarihleri arasında gerçekleşti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>31 YIL ÖNCE SREBRENİTSA'DA NE OLDU?<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">General Ratko Mladiç liderliğindeki Sırp güçleri, BM tarafından 1993'te güvenli bölge ilan edilen Srebrenitsa'yı ele geçirdi ve yaklaşık 8 bin 372 Boşnak Müslüman erkek ve çocuk sistematik şekilde öldürüldü. Yalnızca birkaç gün içinde gerçekleşen katliam, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'nın gördüğü en büyük soykırım olarak tarihe geçti.</p><p class="MsoNormal"><img src="/images/files/srebrenitsa-katliami-nedir-ne-zaman-gerceklesti-30-yildonumunde-hayatini-kaybedenler-aniliyor-17522256593404_2.jpg"><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kadınlar ve çocuklar otobüslerle güvenli bölgelere taşınırken erkekler ve erkek çocuklar ayrılarak ormanlık alanlarda, fabrikalarda ve depolarda katledildi. Cesetlerin kimlik tespiti yapılmasın diye parçalanarak 64 farklı toplu mezara gömüldüğü belgelendi. Hala bin kişinin cesedi kayıp ve kimlikleri tespit edilememiş durumda.</p><p class="MsoNormal"><img src="/images/files/srebrenitsa-katliami-nedir-ne-zaman-gerceklesti-30-yildonumunde-hayatini-kaybedenler-aniliyor-17522256593774_3(1).jpg"><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>11 TEMMUZ SREBRENİTSA KATLİAMININ YILDÖNÜMÜ<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Her yıl 11 Temmuz'da, Srebrenitsa'da katledilen 8 binden fazla Boşnak Müslüman, Potoçari Anıt Mezarlığı'nda düzenlenen törenlerle anılıyor. 2025 yılında katliamın 30. yıldönümünde kimlik tespiti yapılan 7 kurban daha toprağa verildi.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 12:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/31-yil-once-srebrenitsada-insanlik-katledildi-1783763430.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ben bu zirveye Türkiye için geldim</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/ben-bu-zirveye-turkiye-icin-geldim-1410</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/ben-bu-zirveye-turkiye-icin-geldim-1410</guid>
                <description><![CDATA[Yirmi iki yıl önce 2004 yılındaki NATO zirvesi Türkiye’de gerçekleşmişti. Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’di. Liderlerin resmî yemeğine Başbakan Erdoğan’ın hanımı Emine Erdoğan’ı davet etmemişti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Yirmi iki yıl önce 2004 yılındaki NATO zirvesi Türkiye’de gerçekleşmişti. Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’di. Liderlerin resmî yemeğine Başbakan Erdoğan’ın hanımı Emine Erdoğan’ı davet etmemişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu durum bir NATO zirvesinde dönemin Cumhurbaşkanının nelerle uğraştığının acı bir ispatı olarak tarihteki yerini almıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Böyle bir zihin yapısıyla nereye varabilirdiniz? Neyi başarabilirdiniz? Böyle bir toplantıdan ne menfaat elde edebilirdiniz?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Diğer ülke liderleri hangi düşüncelerle ülkenize geliyor ve neleri elde edebileceğini düşünürken siz bir hanımın başörtüsü ile uğraşıyorsunuz! Ki bu hanım dönemin başbakanının eşi iken onu liderler yemeğine çağıramıyorsunuz!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Düşmanlık bir tarafa tarihin en büyük ezikliğidir bu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">O dönemde bazı malum zevatlar da NATO zirvesinin en büyük kazanımı olarak görüyorlardı bunu…<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">22 sene sonra bu kez Emine Erdoğan Hanım, NATO zirvesinde lider eşlerini ağırladı ve aile fotoğrafında en ön sırada yerini aldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gelen liderler üzerinde bir baskı mı oldu... Onu görünce fotoğraf vermeyen mi çıktı... Yemek mi yemediler... Ne oldu... Kim ne düşündü?..<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İşte bu iki tarihî hadise Türk gençliğine, geleceğin Türk idarecilerine mutlaka bazı dersler verecektir, vermelidir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Birincisi kişiliksiz ve ezik bir siyasetin ürünüdür. İkincisi ise kültürünle, vakarınla olduğun gibi görünmektir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tarihinle, dilinle, dininle değerlerinle barışık olmaktır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tarihi, kişiliksizlik insanlar yazmaz, onların kimsenin yanında değeri de olmaz. Vakar ve şahsiyet liderlerin olmazsa olmazlarıdır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Mehterle yürekler kabarık!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mehter tarihimizin en güçlü sesi en parlak musikisi idi. Osmanlı döneminde onun kösleri vurmaya başladığında dünya sallanırdı. O sadece savaşta uygulanmazdı. Osmanlının ilk dönemlerinde günde beş kez olmak üzere, her namazdan önce nevbet vururdu. II. Mehmed Han zamanında yalnız ikindi namazlarından önce çalınmasına karar kılındı. Mehter; kılıç alaylarında, cülus verildiğinde, zaferlerde, şehzade ve sultanların doğum ve sünnet düğünlerinde de görevlerini icra ederdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Asırlar sonrasında 36. NATO zirvesinde dünya liderlerine dinletmek en anlamlı hareketten biri idi. Ancak gerek mehterin vurması ve gerekse yeniçerilerin temsilî duruşları dahi birilerini ziyadesiyle rahatsız etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye’de birileri gerçekten tarihi ile bağını tam anlamıyla koparmış görünmektedir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu hastalıklı bir vaziyettir. 50 yaşında güçlü kuvvetli bir insanın kendini beş yaşında çocuk gibi görmesi ve o yaşa uygun hareketleri sergilemesinden farkı yoktur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">O adamı alır doktor doktor gezdirirsiniz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Günümüzde de bazıları açıkçası böyle bir tutum sergiliyor. Kendilerini yüz yıl önce yeni kurulmuş bir devlet olarak görüyor maziyi bütünüyle hafızalarından kazıyorlar. Hatta kazımışlar!..<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ordumuzun ve nice müessesemizin kuruluşunu asırlar ötesine götürürken kültürümüz, tarihimiz, dinimiz ve bir kısım değerlerimiz söz konusu olduğunda akıl almaz bir şekilde reddimiras yapılması anlaşılır bir durum değildir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Geçtiğimiz 23 Nisan tarihinde bir okulun çocukları mehter takımı oluşturmuş ve gösteride çalmışlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Oraya giden CHP’li bir kısım partililerin henüz ilkokul çağındaki çocuklara sırtlarını dönerek tepki göstermeleri büyük infial uyandırmıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu neyin kini ve neyin nefreti idi!..<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Neticede NATO liderleri zirveye geldiklerinde dünün ve bugünün birleştirilmesi ile ortaya çıkan bir törenle karşılandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">NATO liderlerinin kimi ritmine uyarak kimi takdirlerini belirterek geçtiler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mehter Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlının bir devamı olduğunu vurgulamıştır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>"Biz, tarihî ve güçlü bir devletiz"</strong>&nbsp;mesajını vermiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Yıllardır tartışılan Külliye!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">NATO liderlerini cumhuriyet tarihine yakışır bir şekilde Ankara’daki Külliye'de Başkanlık Sarayı’nda ağırladık. Gurur ve mutluluk verici bir olaydı. Avrupa liderlerinin hayranlıkları yüzlerinden belli oluyordu. Olmayanlar varsa ancak haset ve gıpta sebebiyledir diye düşünüyorum.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Osmanlıdan kalan üç muhteşem sarayı paramız gitti diyerek cumhuriyet tarihi boyunca kötüleyenlerin elbette Külliye hakkında takdir hisleriyle dolu olmaları beklenemez. Sosyal mecralarda kimi fakirlik kimi tevazu edebiyatı ile gelen liderler adına niyet okumaları yaparak Külliye hakkında olumsuz düşüncelerini serdetmekten geri durmadılar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Söz konusu tasavvuf dervişleri olunca&nbsp;<strong>"bir lokma bir hırka"</strong>&nbsp;edebiyatı yapanlar devletin vakarı olduğunda bu defa derviş kıyafetine bürünüyorlar!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gerçekten bu hastalıklı zihniyeti tedavi etmenin imkânı yok...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İnsan kendine karşı kibirlenen, gururlanan ve kendisini yüzyıllardır hasta adam gibi görmeye alışmış olanların karşısında küçüklük göstermez.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Eskiler böylelerine karşı,&nbsp;<strong>“aç gezerim beylerle gezerim”</strong>&nbsp;derdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Devlet haysiyeti her şeyin önündedir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Geçmişe gittiğimizde bu tip toplantılarda Türk basınının en çok konuştuğu konular bilhassa lider eşlerinin ne giydikleri olurdu. Uçakların merdivenlerinden inerken rüzgârın çarpmasıyla eteğinin açılması günlerce konuşulurdu. Zira Türkiye’nin esamesi okunmazdı. Teslimiyetten başka bir yönü yoktu. Bugün ise&nbsp;<strong>"lider ülke"</strong>&nbsp;konumunu büyük bir dirayetle gösteriyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Gücün yansıması!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Böylesine büyük ve önemli bir organizasyona Ankara’nın takdir edilecek bir mükemmeliyette ev sahipliği yapmasının ötesinde, Türkiye'nin, uluslararası sistemdeki ağırlığı ortaya konulmuş oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Zirveye NATO’ya üye ülkelerin en üst düzeyde katılmalarının önemi çok büyüktü ve ülkemizin siyasi yelpazedeki gücünün bir yansımasıydı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Zirveye her ülkenin, ikinci üçüncü düzeyde adamlarla temsilci gönderdiğini düşünün bugün neler söylerlerdi!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Zirve boyunca konuşulan konular, Türkiye’nin konumunu en güçlü bir şekilde hissettirdi. Avrupa devletleri Trump ile aralarındaki buzları eritmesi için Türkiye Cumhurbaşkanı’ndan medet umar hâlde idiler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">NATO’da Türkiye’nin etkin gücü hep vurgulandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ukrayna’da savaşı ancak Türkiye’nin durdurabileceği öne çıkıyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ABD’nin bize karşı uyguladığı bazı konularda ambargonun kaldırılması yönünde güçlü adımlar atıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ABD Başkanı Trump’ın&nbsp;<strong>"ben bu zirveye Türkiye için geldim"</strong>&nbsp;demesi başlı başına bir diplomatik zaferdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Elbette bütün bu gelişmelerde Erdoğan’ın güçlü ve karizmatik liderliği büyük rol oynuyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Elbette ülkeler bir liderle kaim değil. Erdoğan da bugün var yarın yok! Fakat ülkemiz adına çok önemli başarılara imza attı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ben bundan sonra Erdoğan’ın en büyük&nbsp;<strong>"milat"</strong>&nbsp;olacağını düşünüyorum.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bugün kendisine muarız duranlar yarınlarda en çok onu konuşacaklardır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu itibarla gelecekte siyaseti düşünenler Erdoğan’ın milletler nezdindeki başarılarını iyi takip etmeliler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Günlük siyasi ve kısır çekişmelerle zamanlarını harcamasınlar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Elbette ki bu zirvenin günümüz ve gelecek adına etkileri olacaktır. Dolayısıyla zirvenin, ülkemizin yanı sıra ABD, Avrupa ve Orta Doğu siyaseti için önemini inşallah haftaya değerlendireceğim...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 09:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/ben-bu-zirveye-turkiye-icin-geldim-1783751819.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hüseyin Çelik&#039;in Abdülhamid Han Hakkındaki İddialarına Cevap: FETÖ’yle kucaklaşmalıyız diyordu</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/huseyin-celikin-abdulhamid-han-hakkindaki-iddialarina-cevap-fetoyle-kucaklasmaliyiz-diyordu-1405</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/huseyin-celikin-abdulhamid-han-hakkindaki-iddialarina-cevap-fetoyle-kucaklasmaliyiz-diyordu-1405</guid>
                <description><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, eski Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Hüseyin Çelik’in Sultan II. Abdülhamid ve Osmanlı tarihi hakkındaki skandal sözlerine cevap verdi. Şimşirgil, Çelik’in iddialarını "sığ, kültürsüz ve tarihe düşmanca bir bakış açısı" olarak değerlendirerek ortaya atılan maddi hataları tek tek çürüttü. Çelik’in FETÖ hakkındaki sözlerini paylaşan tarihçi çarpıcı bilgiler paylaşarak Hüseyin Çelik’e meydan okudu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;">Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, eski Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Hüseyin Çelik’in Sultan II. Abdülhamid ve Osmanlı tarihi hakkındaki skandal sözlerine cevap verdi. Şimşirgil, Çelik’in iddialarını <strong>"sığ, kültürsüz ve tarihe düşmanca bir bakış açısı"</strong> olarak değerlendirerek ortaya atılan maddi hataları tek tek çürüttü. Çelik’in FETÖ hakkındaki sözlerini paylaşan tarihçi çarpıcı bilgiler paylaşarak Hüseyin Çelik’e meydan okudu.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;"><strong>"12 Yıl Eğitim ve Kültür Kimlerin Elindeymiş?"</strong><o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;">Youtube kanalında açıklama yapan Ahmet Şimşirgil, Hüseyin Çelik’in 12 yıl boyunca Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı gibi kritik makamlarda bulunmasına rağmen sergilediği tarih bilgisini de sert bir dille eleştirdi.&nbsp;<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="background-color:white;color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span class="ng-star-inserted">Çelik’in Sultan Abdülaziz’in babasının Sultan Abdülmecid olduğu yönündeki ifadelerine tepki gösteren Şimşirgil,&nbsp;</span><strong>"Abdülaziz'in babası nereden Abdülmecid oluyor? Abdülhamid Han'ın amcası nasıl oluyor da babası oluyor? Ne dediğinin dahi farkında değil"</strong><span class="ng-star-inserted"> diyerek tarihi bilgilerin çarpıtıldığını ifade etti.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;"><strong>"Ben böyle sığ, böyle kültürsüz, tarihe bu gözle bakabilecek biri düşünemiyorum. Türkiye'nin 12 yılına geçmiş olsun"</strong> diyerek, Çelik'in akademik unvanına rağmen tarihi gerçekleri çarpıttığını vurguladı.</span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;<iframe width="560" height="315" src="https://www.youtube.com/embed/HovLqtQexlo?si=6p_I1aUp0MItDyO6" title="YouTube video player" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen=""></iframe></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;">İşte o videodan dikkat çeken başlıklar:<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;"><strong>"Abdülhamidizm" İddiası</strong><o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;">Çelik'in "Kemalizmin karşısına Abdülhamidizmi çıkarttılar" şeklindeki iddiasına cevap veren Şimşirgil, Türk milletinin "izm"lerle işi olmadığını belirtti. Şimşirgil, <strong>"Bu millet Osmanizm demedi, Türkizm demedi, Abdülhamidizm demedi. Bu millet Müslümandır, Türktür; benim izme ihtiyacım yok"</strong> diyerek, bu tür kavramların millete ait olmadığını, ideolojik yaklaşımların ürünü olduğunu vurguladı.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="background-color:white;color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span class="ng-star-inserted">"Bu zat zaten son senelerde işi gücü bıraktı&nbsp;</span><strong>Abdülhamit Han düşmanlığıyla yatıyor kalkıyor.</strong><span class="ng-star-inserted"> 6 ayda bir de bunu gündem yapıyorlar birtakım açıklamalarıyla; yine bu nevi tarihi konulara girmiş, bazı siyasi konularla birleştirmiş ve yeni açıklamalarıyla gündem olmuş."<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="background-color:white;color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span class="ng-star-inserted">"Bu adam yani bir taraftan Abdülhamit Han'la kafayı bozmuştu; şimdi geriye doğru gidiyor Fatih'e doğru gidiyor... Bu büyük padişahlar hükümdarlar; 20 yıl hükümdarlık yapmış, 10 yıl hükümdarlık yapmış, 30 yıl hükümdarlık yapmış;&nbsp;</span><strong>bir cümleyi mıknatısla çekiyor ve onu yargılıyor ve çöpe atıyor.</strong><span class="ng-star-inserted">"<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="background-color:white;color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span class="ng-star-inserted">"Bir tarihçi ileride doçentlerin, tarihçilerin onlarca Abdülhamit Han'la ilgili çalışmaları var; sen bunları hiç görmüyor musun ya, bunları okumuyor musun?&nbsp;</span><strong>Abdülhamit Han'la ilgili bugün bizim üniversitelerimizden ve yayınevlerinde basılmış onlarca yüzlerce kitap var.</strong><span class="ng-star-inserted">"<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="background-color:white;color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span class="ng-star-inserted">"Son 5 yıldır Abdülhamit Han'dan daha kötü bir siyasetçi yok sence;&nbsp;</span><strong>Kıbrıs'ı falan sattı.</strong><span class="ng-star-inserted"> Bunları bakanken niye söylemedin, niye bunlarla ilgili yazdırmadın kitaplara?"</span></span><span style="color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;"><o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;">Çelik’in iddiaları hakkında konuşmasına şöyle devam etti:&nbsp;<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;"><strong>Necip Fazıl ve Kadir Mısıroğlu Üzerinden Yapılan Tarih Okuması Tartışması<o:p></o:p></strong></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;">"Türkiye'de tarihi zannedersiniz ki Kadir Mısıroğlu ve Necip Fazıl Kısakürek yazmış, bunları yönlendirmiş ve muhafazakar camiayı hep bunlar almış götürmüş; nasıl bir ifade şu? Evet, ikisi de bizim en önemli mütefekkirlerimizdendir, düşünürlerimizdendir; çok yönlü eserler vermişlerdir ama baktığımızda ikisi de tarihçi değildir, ikisi de hukukçudur. Öyle 'muhafazakar dindar camiayı vay bunlar efendim yazdı çizdi bunlarla gidiyor' diye bir söylem yok; bunu söyleyemezsin. Kadir Mısıroğlu seni tarihi konularda 50 defa yerin dibine sokar çıkartır; Kadir Mısıroğlu yıllarca araştırdı, belgelerle çalıştı, her bir mevzuda kitaplar yazdı. 'İdeolojisine belge arayan adam' diyor; Bulgar mezalimini yazıyor adam, Yunan mezalimini, Osmanoğullarının dramını araştırıyor; bunları araştırmak seni mi gerdi, seni rahatsız mı etti?"<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;"><strong>Ali Suavi ve İngiliz Bağlantıları Üzerine Eleştiriler</strong><o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;">"Sen Ali Suavi filan çalışmış adamsın; sen biraz bak o İngiliz adamları üzerinde iyi çalıştın, sen birileri mi acaba zokayı yutturdu? Dikkatli ol, İngiltere'ye gidenler zokayı yutup geliyorlar. Ali Suavi kimin adamıydı, eşi niye bütün belgelerini yaktı onun, bunları araştırdın mı? İngilizlerle iş birliklerini anlat, o hatunun hangi belgeleri yaktığını anlat, Abdülhamit Han'a darbeyi anlat. Sen darbecileri alkışlayan adam mıydın? Hadi anlat Ali Suavi'yi millet senden istifade etsin madem doktora yapmışsın."<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;"><strong>“Fethullah Gülen'le kucaklaşmalıyız diyordu”&nbsp;</strong><o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;">"Hani her zaman diyoruz ya; işte bu <strong>FETÖ nasıl uyuttu bu milleti, nasıl uyuttu?</strong> İşte geri planda bu nevi yolu açanlar, o yolu döşeyenler var. Bu insanlar yolu açmışlar, döşemişler, yol vermişler, konuşturmuşlar. Hani bazen Diyanet'te söylüyoruz, bazen siyasette ve bazen işte böyle bakanlar nezdinde üst düzey insanlar bu yolu açmışlar. Biz o zamanlardan da uyarıyorduk, o zamanlardan da söyleyenlerdeniz."<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;">"Ak Partiyi silmek isteyen, hatta bırak onu, bir milleti işgal ettirmek, bir ülkeyi işgal ettirmek isteyen, <strong>bir milleti yok etmek isteyen FETÖ ve örgütüne darbe vurduğu için mi karşı çıkıyorsun?</strong> Şunlara cevap ver."<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;">&nbsp;</p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin-bottom:0cm;"><span style="color:#303030;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;">"Senin siyaset ideoloğun; diyordun ki kendin, şunu ifade ediyorsun: <strong>'Fethullah Gülen'le kucaklaşmalıyız, hasret gidermeliyiz.'</strong> Hadi bunları da yalanla. Bazı sözleri yalanlıyorsun, sildiriyorsun; haydi yalanla şunu: 'Ben böyle bir söz de söylemedim' de. Önce konuşuyorsun, söylüyorsun, sonra dönüyorsun 'benim böyle bir sözüm yok, mahkemeye ver' diyorsun. Diyorsun ki; <strong>'Biz Fethullah Gülen'le kucaklaşmalıyız, çok özledik.'</strong> Senin siyaset ideoloğun bu mu?"<o:p></o:p></span></span></p><p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 10 Jul 2026 11:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/huseyin-celikin-abdulhamid-han-hakkindaki-iddialarina-cevap-fetoyle-kucaklasmaliyiz-diyordu-1783673303.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>S 400&#039;lerin akıbeti</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/s-400lerin-akibeti-1404</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/s-400lerin-akibeti-1404</guid>
                <description><![CDATA[Biri CAATSA yaptırımları, diğeri ise F-35 satışı ve programa dönüş süreci. Bu iki dosya birbirine bağlı ancak aynı şey değil. CAATSA yaptırımlarının kaldırılması F-35 meselesini otomatik olarak çözmez; ancak F-35 sürecinin önündeki en büyük siyasi ve hukuki engellerden birinin aşılması anlamına gelir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Hürriyet’ten Hande Fırat’ın analizi:<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">WASHINGTON-Ankara hattında bugün iki ayrı kilit bulunuyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Biri CAATSA yaptırımları, diğeri ise F-35 satışı ve programa dönüş süreci. Bu iki dosya birbirine bağlı ancak aynı şey değil. CAATSA yaptırımlarının kaldırılması F-35 meselesini otomatik olarak çözmez; ancak F-35 sürecinin önündeki en büyük siyasi ve hukuki engellerden birinin aşılması anlamına gelir. ABD Başkanı Donald Trump’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede, “Yaptırımları kaldıracağız, F-35’leri değerlendireceğiz” mesajı vermesi de bu nedenle son derece kritik. Çünkü artık konu yalnızca bir yaptırım dosyası olmaktan çıktı; Türkiye’nin ABD savunma sistemiyle yeniden entegre olup olmayacağı konuşuluyor. Burada ilk ayrımı net yapmak gerekiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">CAATSA NASIL KALKAR?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">CAATSA, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi alması nedeniyle devreye giren yaptırım rejimi. ABD, 14 Aralık 2020’de Savunma Sanayii Başkanlığı’nı hedef alan yaptırımları yürürlüğe koydu. Bunlar; yeni ABD ihracat lisanslarının durdurulması, kredi kısıtlamaları ve bazı üst düzey savunma sanayii yetkililerine yönelik yaptırımları içeriyordu. CAATSA’nın kaldırılması için hukuki yol belli;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">-CAATSA, ABD Başkanı’na ulusal güvenlik gerekçesiyle yaptırımlardan belirli şartlar altında feragat etme veya yaptırımları sonlandırma yetkisi tanıyor. Ancak bu yetkinin kullanımı tamamen Başkan’ın takdirine bırakılmış değil; yasada öngörülen şartlara bağlı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Türkiye açısından bugün konuşulan yol haritası ise yalnızca CAATSA hükümlerine dayanmıyor. Sürecin ikinci ayağını, Türkiye için özel olarak getirilen FY2021 Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası (FY2021 NDAA) oluşturuyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Bu nedenle Başkan’ın Kongre’ye sunacağı sertifikasyonun hem CAATSA hükümleri hem de Türkiye’ye ilişkin FY2021 NDAA hükümleriyle uyumlu olması gerekiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Türkiye’ye özel getirilen hükümler çerçevesinde; Türkiye’nin artık S-400 hava savunma sistemini envanterinde bulundurmaması, Türkiye topraklarında S-400 veya benzeri bir sistemin bulunmaması, gelecekte Rusya’dan benzer bir hava savunma sistemi satın alınmayacağına ilişkin güvence verilmesi gerekiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Başkan, bu şartların yerine getirildiğini Kongre’ye sertifiye ettiğinde mevcut hukuki çerçevede CAATSA yaptırımlarının kaldırılmasına ilişkin süreç tamamlanmış oluyor yani kongre engeli bulunmuyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">CAATSA’DA DEĞİŞMEYEN DÜĞÜM: S-400’LER<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Asıl mesele hâlâ S-400 dosyasının nasıl çözüleceği. Washington’un kabul edeceği formülün bulunması gerekiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bugüne kadar masada; depolanma, tetik sisteminin çıkarılarak ortak alanda tutulması ya da doğrulanabilir şekilde aktif olmayan statüye alınması gibi seçenekler konuşuldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Ancak edinilen bilgilere göre ABD tarafı, sistemlerin Türkiye’de kalmaya devam edeceği “ABD denetimli depolama” ya da tetik mekanizmalarının sökülerek ortak bir tesiste muhafaza edilmesi gibi formüllerin mevcut hukuki çerçeveyi karşılamadığı görüşünde.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Washington açısından temel kriter değişmiş değil. S-400 sistemlerinin artık Türkiye’nin envanterinde bulunmaması gerekiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MASADAKİ KÖRFEZ’DE ÜÇÜNCÜ BİR ÜLKEYE SATIŞ FORMÜLÜ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bir süredir ikili görüşmelerle Ankara, Washington ve Moskova hattında bir trafik yürütülüyor. Başlıklardan biri Rusya-Ukrayna savaşı, diğeri ise S-400 dosyası.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Temaslarda son gelinen noktalarda Amerikalı yetkililerin verdiği bilgiye göre üçüncü bir ülkeye satış formülü üzerinde çalışılıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Amerikalı yetkililer masadaki en güçlü seçeneğin bölgede en uygun Körfez ülkelerinden birine satış olduğu görüşünde.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Ancak burada Moskova faktörü devreye giriyor. Rusya ile yapılan son kullanıcı anlaşması gereği sistemlerin üçüncü bir ülkeye devredilebilmesi için Rusya’nın onayı gerekiyor. Bu nedenle Ankara’nın Moskova’nın da nabzını tuttuğu, Rus tarafının ise prensipte buna itiraz etmediği ifade ediliyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">F-35’LER İÇİN CAATSA’NIN KALKMASI YETMİYOR<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye’nin F-35 programından çıkarılması CAATSA ile bağlantılıydı; ancak bu karar yalnızca CAATSA yaptırımlarının otomatik sonucu değildi. Kongre, savunma bütçe yasalarına Türkiye’ye F-35 teslimatını sınırlandıran hükümler ekledi. Bu nedenle CAATSA yaptırımları kaldırılsa bile Türkiye’nin F-35 programına dönüşü için ayrıca siyasi, teknik ve hukuki süreçlerin tamamlanması gerekiyor;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- CAATSA yaptırımlarının kaldırılması ile F-35 sürecinin yeniden başlaması aynı hukuki işlem değil.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- İlki yaptırım rejiminin sona erdirilmesiyle ilgili. İkincisi ise savunma ihracatı, Kongre denetimi ve Pentagon’un teknik değerlendirmelerini kapsayan ayrı bir süreç.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">KONGRE SÜRECİ NASIL İŞLEYECEK?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kongre’nin F-35’e ilişkin getirdiği kısıtlamaların da aşılması gerekiyor; Bu; yeni bir yasa değişikliğiyle, savunma bütçe yasasına eklenecek yeni bir muafiyet hükmüyle ya da mevcut düzenlemelerin yürütme tarafından uygulanma biçiminin yeniden şekillendirilmesiyle mümkün olabilir. Eğer bugün Washington ile Ankara arasında konuşulan yol haritası gerçekleşirse, bu aşamada ABD yönetimi devreye girecek;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">-Türkiye’yi ilgilendiren FY2021 NDAA hükümleri uyarınca Beyaz Saray’ın Kongre’ye, Türkiye’nin ilgili mevzuatta öngörülen şartları karşıladığı ve F-35 sürecinin yeniden değerlendirilmesinin önünde hukuki engel kalmadığı yönünde bildirimde bulunması bekleniyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Ancak bu aşamada kongre süreci beklenecek. ABD’nin yabancı ülkelere silah satışlarında uyguladığı prosedür çerçevesinde 15 günlük Kongre inceleme süreci işleyecek.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Ankara’nın ABD yönetiminden aldığı mesaj ise bu süreçte Kongre’den yeni bir siyasi engel çıkmasının beklenmediği yönünde.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">PENTAGON’UN ONAYI DA GEREKİYOR<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ancak süreç Kongre ile de bitmiyor. Pentagon ile F-35 Ortak Program Ofisi’nin teknik güvenlik değerlendirmelerini tamamlaması gerekiyor. Bir başka önemli konu da Türkiye’nin programa hangi statüyle döneceği. Ankara yeniden üretici ortak mı olacak? Yoksa yalnızca müşteri ülke olarak mı yer alacak? Bu da ayrıca müzakere edilecek.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ÖNCE 6 UÇAĞIN TESLİMİ GÜNDEME GELEBİLİR<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tüm&nbsp;bu süreçler olumlu ilerlerse ilk gündeme gelecek konu Türkiye’nin parasını ödediği altı F-35 olacak;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- İlk uçak 2018’de üretildi. Altıncı uçak ise 2019 yılı ortalarında tamamlandı. Ancak Türkiye programdan çıkarıldığı için uçaklar ABD’de kaldı ve hiçbir zaman teslim edilmedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Washington’da konuşulan senaryolar arasında, programa tam dönüşten önce Türkiye’nin parasını ödediği bu altı uçağın teslim edilmesi ara formül olarak değerlendiriliyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Uçakların teslimi gündeme gelince teknik başlıklar önemli olacak. 2018’den bu yana ABD’de bekleyen uçakların yeniden bakım süreçlerinden geçirilmesi gerekecek.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Ayrıca o tarihte eğitim alan pilotların bir bölümünün emekli olması nedeniyle yeni pilotların eğitimi, bakım personelinin yeniden sertifikalandırılması ve teknik altyapının güncellenmesi gibi süreçler de işletilecek.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Kaynaklar, Türkiye’nin beşinci nesil savaş uçağına ihtiyaç duyduğu görüşünde. Bunun yalnızca NATO görevleri açısından değil, aynı zamanda KAAN’ın geliştirilmesi sırasında edinilecek yeni nesil teknoloji, mühendislik bilgisi ve operasyonel tecrübe açısından da önemli olduğu değerlendiriliyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">TÜRKİYE 40 KAAN İÇİN 80 MOTOR BEKLİYOR<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">En&nbsp;hızlı ilerleyen dosya ise KAAN motorları çünkü bu süreç daha çok ABD ihracat lisansları, şirket izinleri ve yürütme kararları üzerinden ilerliyor. Üstelik süreçte artık son aşamaya gelindi;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Kongre’nin itiraz süresi de bugün itibarıyla doluyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- 700 milyon doların üzerindeki anlaşma kapsamında Türkiye’ye 80 motor teslim edilmesi bekleniyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Her savaş uçağına ikişer motor monte edilecek. Böylece ilk etapta 40 KAAN üretilebilecek.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Türkiye bir yandan da tamamen yerli motor geliştirme çalışmalarını sürdürüyor. Yetkililer seri üretim açısından 2035 sonrasını daha gerçekçi görüyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ABD’nin bu motorlara ihracat izni vermesi yalnızca teknik bir karar değil.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Washington böylece şu mesajı vermiş oluyor:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Türkiye ile savunma sanayii alanında yeniden çalışabiliriz. Ancak bunu doğrudan F-35 gibi en hassas stratejik dosyadan değil, daha sınırlı alanlardan başlatıyoruz.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">F-16’LARDA BEKLEME DÖNEMİ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye modernizasyon kitlerinden vazgeçti. Masada halen sözleşmesi imzalanan 40 adet yeni F-16 savaş uçağı bulunuyor. Üstelik ön ödeme de yapıldı;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- ABD tarafının ilave üretim hattı maliyetlerini ve yeni görev bilgisayarlarının bedelini de pakete dahil etmek istemesi yeniden pazarlık sürecini beraberinde getirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">- Yüksek maliyet şimdilik iki ülke arasında sorun teşkil ediyor. CAATSA yaptırımlarının kaldırılması ve F-35 dosyasında ilerleme sağlanması halinde F-16 paketinin de yeniden ele alınması ihtimali güçlenebilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">BİTİRİRKEN...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye yaklaşık 20 yıldır yeni bir muharip savaş uçağı satın almadı. Bir yandan KAAN’ın motorlarının teslim edilmesiyle üretimin hız kazanması, diğer yandan yerli motor çalışmalarının sürmesi büyük önem taşıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ancak bu geçiş döneminde Türk Hava Kuvvetleri’nin yeni savaş uçaklarına ihtiyaç duyduğu da açık. Sonuçta CAATSA’nın kaldırılması final değil, yeni bir başlangıç olacak. CAATSA yaptırımlarının kalkması Ankara ile Washington arasında hem psikolojik hem de hukuki açıdan önemli bir eşiğin aşılması anlamına gelecek. Savunma sanayii üzerindeki baskı azalacak.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/s-400lerin-akibeti-1783586159.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sultan II. Bayezid Han&#039;ın kurduğu vakfın hayır şartı yerine getirildi</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/sultan-ii-bayezid-hanin-kurdugu-vakfin-hayir-sarti-yerine-getirildi-1397</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/sultan-ii-bayezid-hanin-kurdugu-vakfin-hayir-sarti-yerine-getirildi-1397</guid>
                <description><![CDATA[Konya’da, Sultan II. Bayezid Han tarafından 530 yıl önce kurulan vakfın hayır şartı doğrultusunda 30 çocuk için sünnet şöleni düzenlendi. Çocuklar ve aileleri Mevlana Hazretleri’nin Türbesi’ni ziyaret ederek dua ederken, program şehir turu ve çeşitli etkinliklerle devam etti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sultan II. Bayezid Han'ın kurduğu vakfın hayır şartı yerine getirildi&nbsp;<br>- Konya’da Sultan II. Bayezid Vakfiyesi'nde yer alan hayır şartı doğrultusunda çocuklar sünnet ettirildi&nbsp;<br><br>Taha Taş&nbsp;<br>KONYA (İHA) - Konya Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından, Sultan II. Bayezid Vakfiyesi'nde yer alan hayır şartı doğrultusunda çocuklar için sünnet şöleni düzenlendi.&nbsp;<br>Vakıflar Konya Bölge Müdürlüğü koordinesinde gerçekleştirilen program, 30 çocuk ve ailelerinin katılımıyla gerçekleştirildi. Etkinliğin ilk bölümünde çocuklar ve aileleri Mevlana Hazretlerinin Türbesini ziyaret ederek dua etti. Mevlana Müzesi bahçesinde hatıra fotoğrafı çektiren çocuklar, oluşturulan konvoy eşliğinde şehir turu attı.&nbsp;<br>Programda konuşan Konya Vakıflar Bölge Müdürü Yılmaz Kılınç, "Mevlana Meydanı'nda 30 çocuğumuzla birlikteyiz. Kültür Turizm Bakanlığı Vakıflar Genel Müdürlüğü himayelerinde gerçekleştirmiş olduğumuz 530 yıl önce Sultan II. Bayezid tarafından kurulan vakfın hayır şartını bugün gerçekleştiriyoruz. Böyle müstesna bir hayır faaliyetinin içinde olmak bizleri mutlu ediyor. Vakıflar kardeşliğin, dayanışmanın yürütüldüğü müstesna kurumlardan bir tanesi. Bu hayır faaliyetimiz de müstesna bir faaliyettir. İnşallah 3 yıldır devam ettiğimiz bu faaliyetimizi önümüzdeki yıllarda da büyüterek, çoğaltarak gerçekleştireceğiz" dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 13:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/sultan-ii-bayezid-hanin-kurdugu-vakfin-hayir-sarti-yerine-getirildi-1783506755.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TSK&#039;dan 26 bin Fetöcü atıldı</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/tskdan-26-bin-fetocu-atildi-1390</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/tskdan-26-bin-fetocu-atildi-1390</guid>
                <description><![CDATA[MSB verilerine göre; 15 Temmuz 2016’dan bugüne kadar toplam 26 bin 206 personel hakkında ihraç ve rütbe geri alma işlemi tesis edildi. Bunların 24 bin 8’i ihraç edilirken, 2 bin 198 emekli personelin rütbesi geri alındı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="color:#C00000;"><strong>Hürriyet’ten Nedim Şener’in makalesi:<o:p></o:p></strong></span></p><p class="MsoNormal">Türk tarihindeki en alçakça ihanetin, buna karşın Türk milletinin en onurlu kahramanlıklarından birisini sergilediği 15 Temmuz 2016 Fetullahçı Terör Örgütü’nün darbe girişiminin üzerinden 10 yıl geçti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Devletin tüm kurumlarına olduğu gibi, 40 yıl boyunca Türk silahlı Kuvvetleri’ne sızan FETÖ’cü hainlerin silahlarından çıkar mermi, uçaklardan attıkları bombalarla 253 vatan evladı şehit oldu.<br>2 bin 700 vatandaşımız yaralanıp gazi oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aradan geçen 10 yılda ABD ve Avrupa ülkeleri tarafından korunan ve Türkiye’ye karşı kullanılan yurtdışındaki firari FETÖ mensupları ile yurtiçindeki 100 binlerce örgüt mensubu her gün Türk milleti aleyhine çalıştı, hâlâ çalışıyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ise ara vermeden mücadelesini sürdürüyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">DIŞARIDAN PKK İLE&nbsp;PARÇALAMADILAR&nbsp;İÇERİDEN FETÖ İLE&nbsp;BÖLME PLANI&nbsp;DEVREDE<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">PKK terör örgütünü kullanarak Türkiye’yi sınır ötesinden saldırılarla “parçalamayan” ABD, İsrail ve Almanya; İngiltere ile Fransa ve Yunanistan başta olmak üzere Avrupa ülkeleri, FETÖ’yü kullanarak sınırlarımızın içinden “bölme” planlarından vazgeçmiş değiller.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hâlâ devlet içinde uzantıları olduğu, sosyal medya dahil medyada etkili oldukları, siyaset ve sivil toplam kuruluşlarında yer aldıkları için kullanışlı bir örgüt olarak FETÖ’yü koruyup kolluyorlar. Türkiye’nin iadesini talep ettiği binlerce FETÖ mensubu hakkında işlem yapmamaları da bundan kaynaklanıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İşin acı tarafı; Türkiye düşmanı PKK ve FETÖ mensuplarına ev sahipliği yapanların büyük kısmı, bir amacı da terörle mücadele için iş birliği olan NATO’da müttefikimiz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye, 119 ülkede bulunan 2 bin 765 FETÖ mensubu hakkında toplam 2 bin 950 iade talebinde bulundu. Bunların 777’si Almanya, 728’i ABD, 217’si Hollanda, 142’si Belçika, 133’ü Yunanistan, 57’si Fransa, 81’i İngiltere olmak üzere 2 bin 25’i ABD ve Avrupa ülkelerinde; yani Türkiye’nin NATO müttefiki ülkelerde rahatça yaşıyor. Yani NATO ülkeleri, Türkiye düşmanı FETÖ’cülerin yüzde 60’ını ülkelerinde barındırıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ne yazık ki Türkiye düşmanı iki terör örgütü olan PKK ve FETÖ yanında DHKP-C gibi terör örgütleri hâlâ NATO ülkeleri tarafından korunup kollanıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bakalım Ankara’da yapılacak NATO toplantılarında müttefik ülkeler, Türkiye’nin bu konudaki çabalarına destek vereceklerini, en azından terör örgütlerine destek vermeyi keseceklerini açıklayacaklar mı?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">‘SON FETÖ’CÜ KALMAYINCAYA KADAR MÜCADELEYE DEVAM’<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Buna karşın Türkiye her alanda FETÖ ile mücadelesini 10 yıldır kesintisiz sürdürüyor. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Genelkurmay Başkanı olduğunda kuvvet komutanlıklarının duvarlarına, “FETÖ ile mücadele son FETÖ’cü ordudan atılıncaya kadar devam edecektir” yazısı astıran Orgeneral&nbsp;Yaşar Güler,&nbsp;Milli Savunma Bakanlığı döneminde de FETÖ ile mücadeleye devam ediyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">FETÖ’nün klasik terör örgütlerinden farklı olarak uzun yıllar boyunca gizlilik esasına dayalı hücre tipi bir yapılanma modeliyle hareket etmesi, kamu kurumlarında örgütsel aidiyetini gizleyerek kadrolaşması ve bir istihbarat örgütü benzeri yöntemler kullanması mücadelede derinlemesine analiz ve çok yönlü değerlendirmeleri zorunlu hale getirdi. 15 Temmuz sonrası Milli Savunma Bakanlığı ve TSK bünyesinde FETÖ ile mücadelede yaklaşımı şöyle oldu:<br>15 Temmuz darbe teşebbüsü, FETÖ’nün öncelikli hedeflerinden birinin Türk Silahlı Kuvvetleri olduğunu açık şekilde ortaya koydu. Bu nedenle mücadele süreci yalnızca geçmişteki örgütsel yapılanmanın tasfiyesiyle sınırlı tutulmadı; istihbarat, personel güvenliği, disiplin mekanizmaları ve kurumsal denetim süreçlerini kapsayan kalıcı bir güvenlik yaklaşımı benimsendi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">SADECE&nbsp;DARBECİLER DEĞİL<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Adli makamlar, kolluk kuvvetleri ve istihbarat birimleri arasında koordineli bir çalışma yürütüldü; anayasal düzene ve devletin güvenliğine karşı işlenen suçlar ile terör örgütleriyle irtibat ve iltisak kapsamında elde edilen bilgiler hassasiyetle değerlendirildi. İhraç, rütbe geri alma ve göreve iade dahil olmak üzere adli ve idari işlemler objektif kriterler çerçevesinde uygulandı. Süreç içerisinde yalnızca darbeye aktif şekilde katılan personel değil; darbe girişimine çeşitli saiklerle göz yumduğu, kolaylaştırdığı veya örgütsel aidiyet taşıdığı değerlendirilen personel de detaylı incelemeler sonucunda TSK ile ilişiği kesildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">FETÖ ile mücadele kapsamında personelin ihraç edilmesi, göreve iadesi ve rütbelerinin geri alınmasına ilişkin işlemler farklı dönemlerde farklı hukuki düzenlemeler temelinde yürütüldü.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">DARBEYE&nbsp;KATILAN 5.600&nbsp;İHRAÇ EDİLEN&nbsp;26 BİN FETÖ’CÜ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sürecin ilk aşamasında, 21 Temmuz 2016 ile 18 Temmuz 2018 tarihleri arasında yayımlanan 667-701 sayılı OHAL Kanun Hükmünde Kararnameleri (KHK) esas alındı. 31 Temmuz 2018-31 Temmuz 2022 döneminde işlemler, 375 sayılı KHK’nın Geçici 35’inci maddesi kapsamında Bakan onayıyla gerçekleştirildi. 31 Temmuz 2022 tarihinden itibaren ise süreç, 6413 sayılı TSK Disiplin Kanunu ile TSK Yüksek Disiplin Kurulları Yönetmeliği çerçevesinde Yüksek Disiplin Kurulları ile yürütülmeye devam etti. MSB verilerine göre; 15 Temmuz 2016’dan bugüne kadar toplam 26 bin 206 personel hakkında ihraç ve rütbe geri alma işlemi tesis edildi. Bunların 24 bin 8’i ihraç edilirken, 2 bin 198 emekli personelin rütbesi geri alındı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">15 Temmuz darbe girişimine katılan FETÖ mensubu subay, astsubay ve uzman çavuş sayısının 5 bin 600 olduğu düşünüldüğünde, ihraç edilen ve rütbesi geri alınan TSK’daki 26 bini aşan FETÖ mensubunun tespit edilmesi verilen mücadelenin büyüklüğünü ve titizliğini de ortaya koyuyor. Darbeye katılan FETÖ’cülerin 5 katı örgüt mensubunun tespit ve ihraç edilmesi 15 Temmuz sonrasında da nasıl büyük bir tehlikeyi savuşturduğumuzu gösteriyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 09:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/tskdan-26-bin-fetocu-atildi-1783320476.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İngiliz oyunu</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/ingiliz-oyunu-1381</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/ingiliz-oyunu-1381</guid>
                <description><![CDATA[185 yıl önce bugünlerde, Osmanlı Devleti’ni yeniden güçlendirmek adına büyük ıslahatlara girişen II. Mahmud Han vefat etmişti (28 Haziran 1839). Muhtemelen Osmanlı Devleti üzerinde uzun bir süredir projeler yürüten "gizli bir cunta" tarafından şehit edilmişti. Bu konuda çok ciddi ipuçları ve deliller olmasına rağmen günümüz tarihçilerinin buna hiç değinmemesi ve çalışma yapmaması manidardır!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="color:hsl(0,75%,60%);"><strong>Prof.Dr.Ahmet Şimşirgil- Türkiye Gazetesi</strong></span></p><p class="MsoNormal">185 yıl önce bugünlerde, Osmanlı Devleti’ni yeniden güçlendirmek adına büyük ıslahatlara girişen II. Mahmud Han vefat etmişti (28 Haziran 1839). Muhtemelen Osmanlı Devleti üzerinde uzun bir süredir projeler yürüten&nbsp;<strong>"gizli bir cunta"</strong>&nbsp;tarafından şehit edilmişti. Bu konuda çok ciddi ipuçları ve deliller olmasına rağmen günümüz tarihçilerinin buna hiç değinmemesi ve çalışma yapmaması manidardır! Sanki o cunta hemen her alanda başarılı olmuş ve II. Mahmud Han’dan sonra icraatlarını tam olarak devam ettirmiştir. Biz bu cuntaya&nbsp;<strong>"Tanzimat devri ricali"</strong>&nbsp;diyoruz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bunlar İngilizlerin desteği ve teşvikiyle ilk olarak Tanzimat’ı ilan ettirecekledir. Padişahlığa Abdülmecid Han geçmiştir. Henüz on altı yaşındadır ve son derece gizli yürütülen faaliyetlerin farkında olamamıştır. Devlet içte ve dışta sıkıntılarla boğuşmaktadır. İşte böyle bir dönemde İngiltere, Mısır valisine karşı güya Osmanlı Devleti’nin yanında saf tutacaktır. Hâlbuki belki de size en büyük felaketi yaşatacak olan düşmanınızdır! Dolayısıyla bazen düşmanlarınız ileride zehrini rahat akıtabilmek adına zor zamanda dostunuzmuş gibi yanınızda yer alır. Ardından da hissettirmeden zerini akıtır!..<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İşte İngilizler de bugün dahi etkilerini devam ettiren Tanzimat Fermanı'nı böyle dikte ettirdiler.&nbsp;<strong>"Türk’ün ölüm fermanı"</strong>&nbsp;olan bu meş’um girişim liselerde gençlerimize hâlâ parlak ifadelerle anlatılmaya devam etmektedir. O, bu şekilde anlatıldığı müddetçe de Türk, başına geçirilen&nbsp;<strong>"mankurtluk çuvalı"</strong>nı asla çıkaramayacaktır...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tanzimat’la ilgili bazı değerlendirmelerde fermanın padişah ve bütün sivil bürokratın katılımı ve istişaresi sonucu kararlaştırılmış olduğu yazılı ise de ilandan sonraki uygulamalar bunun böyle olmadığını göstermektedir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Zira uzun istişarelerle alınan kararların uygulamaları; daha sistemli ve ne yapılacağı bilinen hangi adımların atılacağı öngörülmüş olmalıdır. Oysa Tanzimat’tan sonra böyle olmayıp&nbsp;<strong>“kervan yolda düzülür”</strong>&nbsp;anlayışı üzere bir hareketin vuku bulduğu görülecektir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu durumda fermanın padişah ve sivil bürokrat birlikteliğinden ziyade Reşid Paşa’nın Mehmed Âlî Paşa gailesini fırsata çevirip İngiliz desteği karşılığında ülkeyi satışa götürmekten başka bir şey olmadığı anlaşılacaktır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nitekim hükûmet Tanzimat reformlarını uygulama hususunda hazırlıklı değildi. Dolayısıyla ıslahatlar ülkenin tamamında değil de öncelikle Edirne, Bursa, İzmir, Ankara, Aydın, Konya ve Sivas gibi nispeten merkeze yakın, kolaylıkla denetlenebilecek yerlerde uygulamaya konuldu. Trabzon eyaleti önce bu kapsamda değerlendirildi. Fakat büyük bir tepkiyle karşılaşıldı ve uygulama ertelendi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Diğer taraftan Merkezle ciddi sorunlar yaşayan Mısır eyaleti de çok uzak olmasına rağmen uygulama kapsamına alındı ve 6 Aralık 1839 tarihli fermanla Mehmed Âlî Paşa’dan Tanzimat’ı Mısır’da uygulaması istendi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Paşa, fermanı ilân edeceğini, idaresi altındaki yerlerde bu ilkeleri zaten bir süreden beri uyguladığını bildirdi. İki tarafın birbirine karşı bu tavrı aslında bir güç gösterisine, rekabete ve arkasında Osmanlıları Mısır’la karşı karşıya getirmek isteyen Batılı aklı işaret etmekteydi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Kendilerini görmüyorlardı!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye’de bazı akademisyenlerimiz Tanzimat Fermanı'nda yer alan maddelere bakarak Osmanlının adil bir anayasaya kavuştuğunu savunurlar. Oysa bu maddeler başlangıçtan itibaren hemen her padişah döneminde söylenegelmiş olup keyfî ve bozuk uygulamaların kaldırılmasını talep ederlerdi. Bu manada Tanzimat’ın ifadeleri eski Osmanlı adaletnamelerine benzemektedir. Tanzimat’la Batılılardan adil bir anayasa aldıklarını zannedenler ise şu hususu asla gözden çıkarmamalıdır: Tanzimat devrinde Osmanlı hükûmetine gayrimüslimlere daha fazla imtiyaz tanıması ve devlet müesseselerini, bu arada adlî mercileri ıslah etmesi hususunda baskı yapan ecnebi devletlerdeki vaziyet hiç de iç açıcı değildi. İngiltere ve İsveç’te Katolikler, İtalya ve İspanya’da Katolik olmayanlar takibat altındaydı. Yahudi ve ateistlerin ise hiçbir yerde söz hakkı bulunmuyordu... Rusya’da vaziyet çok daha feciydi. Ruslar Polonyalılara, İngilizler İrlandalılara, Amerikalılar zencilere göz açtırmıyorlardı. Öte yandan bu asırda hiçbir devlette hâkim dinin mensupları dışındakilerin Osmanlı Devleti’nde olduğu gibi geniş biçimde devlet hizmetine alındığına rastlanamamaktadır...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu itibarla Tanzimat’ı, Osmanlıda keyfî uygulamalara son vermek değil Batılıların&nbsp;<strong>"bölme parçalama ve yönetme"</strong>&nbsp;isteklerinin bir parçası olarak gördüklerini anlamak gerekmektedir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yeni Osmanlıların güzide temsilcilerinden Ziya Paşa, 1869 tarihli bir makalesinde bu durumu ve Batılıların maksatlarını mükemmel özetlemişti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“...Şimdi Avrupalıların Şeriat-i İslâmiye hakkında onlarca suizanları vardır. Müslümanlar şeriatla hüküm ve amel etmek usul ve itikadı yürürlükte oldukça bunlara göre asrileşemezler ve ilerlemekten mahrum kalırlar. Yine bunlara göre Müslümanları insaniyet ve medeniyet dairesine getirebilmek için mutlaka şeriatın ortadan kaldırılması gerekirdi. Hâlbuki bunlar kendi mahkemelerinde her gün vukua gelen ve gazeteleri adalet deyu bar bar bağırtan fesatlarını hiç saymazlar...”</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ziya Paşa’nın da belirttiği gibi Tanzimat Fermanı'nın girişinde bilhassa İslam’a bağlılık öne çıkarılmış olsa da asılda İslam’dan çıkmanın yolu açılmış bulunuyordu...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Osmanlı Devleti bir İslam devleti idi. Bütün nizamını İslam esasları dairesinde tanzim etmişti. Bütün Müslümanların topluluk, cins, ırk vb. bağlılıklarına bakılmaksızın eşitliği esastı. Yani, devletin asli unsuru Müslümanlar idi. İslâmî otoriteyi halife-padişah temsil ederdi. Fetihle ele geçirilmiş olan İslâm ülkesinde, başka dinlerden olanlar, yani zimmîler, devletin himayesinde, iş, inanç ve yaşayışlarında serbesttiler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şimdi ise Tanzimat Fermanı, Müslümanlarla Müslüman olmayan tebaayı eşit ilan etmekle Müslümanı, devletin asli unsuru olmaktan çıkarıyor, böylece Osmanlı Devleti’nin İslâmî vasfını aşındırmış oluyordu. Böylece devletin sahibi ve hâkimi Müslümanlar olmaktan çıkıyor bulanık ve karışık bir Osmanlı milleti kavramı ortaya atılıyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu sebeplerden Tanzimat, kendi medeniyetimize baştaki şeriat övgülerine rağmen karşı idi. Bu yüzden, Müslümanlar Tanzimat’a karşı cephe aldılar. Buna mukabil Batılılar kendi medeniyet ve inanışlarına uyduğu ve menfaatlerine yaradığı için sempati ile karşıladılar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Sizin Türk kalmanız İslam’la olur!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tanzimat hakkında bir kitap yazmış olan&nbsp;<strong>Engelhardt</strong>, Fransızların, Tanzimat’ın Türklerin asıl kaynaklarıyla ilişkilerini keseceğini, karakterlerini kaybetmelerine sebep olacağını hesapladıklarını itiraf etmektedir. Engelhardt, Rusların Osmanlı reformları konusundaki görüşlerini de şöyle nakletmektedir:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Türkler Türk kaldıkça, yani Hristiyanlarla aralarında kesin bir sınır çizen Kur'ân-ı kerimin doktrininden vazgeçmedikçe reformlar, yenilikler uygulanamaz.”</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Engelhardt, nihai netice olarak ise&nbsp;<strong>“Ahkâm-ı Kuraniyye’ye mugayir kanunun”</strong>&nbsp;Reşid Paşa tarafından gerçekleştirildiğini ifade ederken bir anlamda Tanzimat’ın ne olduğunu da göstermiş oluyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Avusturya Başvekili Prens Meternich</strong>’in Tanzimat’ı değerlendirmesi ise gerçekten şaşırtıcı ve düşündürücüdür! Meternich, Avusturya’nın İstanbul elçisi Aponyi’ye gönderdiği mektupta, Osmanlı Devleti’nin İslâmî vasfını kaybetmesinin ne gibi sonuçlar doğurabileceğini açıkça ortaya koyuyordu. O, bu hatalı yolun terkinin Osmanlıların menfaatine olduğunu ifade ederek Bâbıâli’ye şu şekilde hareket etmesini tavsiye ediyordu:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Hükûmetinizi, varlığınızın temeli olan ve padişah ile Müslüman tebaa arasında başlıca bağlılığı sağlayan dinî kanunlara saygı esası üzerine kurunuz. Zamanın ihtiyaçlarına göre hareket ediniz ve zamanın doğurduğu ihtiyaçları göz önünde bulundurunuz. İdarî işlerinizi düzene koyunuz ve düzeltiniz, lâkin âdetlerinize ve yaşayış tarzlarınıza uymayan bir idare usulü kurmak için eski idareyi yıkmayınız. Aksi takdirde, padişahın yıktığı ve harap ettiği şeylerin değerini yerine koydukları kadar bilmediğine inanmak gerekir. Avrupa medeniyetinden, sizin kanun ve nizamınıza uymayan kanunları almayınız. Çünkü Batının kanunları hükûmetinizin temeli olan kanunların dayandığı usul ve kaidelere katiyen benzemeyen kaideler üzerine kurulmuştur. Batı memleketlerinde temel olan şey, Hıristiyan kanunlarıdır. Siz Türk kalınız, lakin, mademki Türk kalacaksınız, şeriata uyunuz. Diğer dinlere karşı müsaadeli olmak için şeriatın size sağladığı kolaylıklardan faydalanınız.”</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Meternich, ıslahat faaliyetlerinin Batı taklitçiliğine dayandırılmasının İslâm memleketleri için zarardan başka netice doğurmayacağını ifade ederek mektubuna son veriyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tanzimat’a en ilginç ve düşündürücü tepkilerinden biri de Pozitivizmin kurucusu Auguste Comte’den gelmiştir. Comte, 1854’te Reşid Paşa’ya gönderdiği mektupta fermanın ilan edilmesinin önemli olduğunu vurgulayarak şark medeniyetlerinin pozitivizmi kabul etmelerinde başlarında bulunan şeflere önemli görevler düştüğünü belirterek memnuniyetini bildiriyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İngiliz Büyükelçisi Lord Ponsonby ise Tanzimat’ın ilanının İngiltere’nin çıkarlarına uygun olduğunu söyleyerek Mustafa Reşid Paşa’yı bu girişimlerinden dolayı tebrik etti. Aynı elçi bir yıl sonra, Mısır meselesinin İngiliz istekleri doğrultusunda çözülmesinden dolayı Mustafa Reşid Paşa’ya tekrar teşekkür etti...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Görünen o ki Tanzimat’tan memnun olanlar Osmanlı ve Türk’ü köle olarak yönetmek, vatanını sömürge hâline getirmek ve dinini bozmak isteyenlerden başkası değildi.</strong>&nbsp;Hâlâ bunun anlaşılmamış olması ne büyük gaflettir!..<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 08:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/07/ingiliz-oyunu-1783112143.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir İslam mücahidi: KUTBEDDİN AYBEG</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/bir-islam-mucahidi-kutbeddin-aybeg-1356</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/bir-islam-mucahidi-kutbeddin-aybeg-1356</guid>
                <description><![CDATA[Sultan Kutbeddin Aybeg adını üniversite yıllarımda rahmetli Prof. Dr. Enver Konukçu Bey’den Delhi Türk Sultanlığı dersini alırken duymuştum. Açıkçası kendisine karşı hayranlık içerisinde kalmıştım. Nasıl bir İslam mücahidi idi o. Durmak bilmeyen bir enerjisi ve hiç eksilmeyen cihad aşkı vardı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:hsl(0, 75%, 60%);"><strong>Prof.Dr.Ahmet Şimşirgil- Türkiye Gazetesi</strong></span></p><p class="MsoNormal">Sultan Kutbeddin Aybeg adını üniversite yıllarımda rahmetli Prof. Dr. Enver Konukçu Bey’den Delhi Türk Sultanlığı dersini alırken duymuştum. Açıkçası kendisine karşı hayranlık içerisinde kalmıştım. Nasıl bir İslam mücahidi idi o. Durmak bilmeyen bir enerjisi ve hiç eksilmeyen cihad aşkı vardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türk tarihinin destan kahramanlarından biri olmuştu. Bugün üniversitelerin çoğu tarih bölümlerinde dahi Delhi Türk Sultanlığı anlatılmaz...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Muhteşem tarihimize ve cihangir sultanlarımıza yalan yanlış kurgularla dizi çekmeye çalışanlara alın size gerçek kahramanlar, kurguya entrikaya ne ihtiyaç var, bu gerçek hakikatler size yıllarca yeter, Türk'ün kahramanı mı biter diyeceğiz ama diyemiyoruz. Desek de anlatamıyoruz!..<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şu dizi senaristleri yapımcıları tarihimizden o kadar kopuklar ki… İngilizlerden altı ayda zor aldığımız sonrasında ise bir günde kaybettiğimiz Kut’ül Amâre’den kahramanlık hikâyesi çıkarmaya çalışıyorlar ama yüzlerce destan kahramanı gibi yaşamış cihangir sultanlarımızın adını dahi bilmiyorlar. Ele aldıklarını ise sanki öldürmek üzere hareket ediyorlar...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Delhi Sultanlığı’nın kurucusu olan Kutbeddin Aybeg, kaynakların belirttiğine göre Türkistan’dan gelmiş, Kıpçaklara mensup bir Türk çocuğu idi. Küçük yaşta Nişabur’a getirilerek İmam Ebu Hanife soyundan Kadı-ı Kuzat Fahreddin bin Abdülaziz Kufi’ye satıImıştı. Bu zatın çocuklarıyla birlikte okuma-yazma öğrenip, ilk dinî terbiyeyi alan Aybeg atçılık, binicilik ve okçulukta mükemmel bir şekilde yetişti. Ahlaki meziyetleri ile de sivrildi. Bu itibarla genç yaşta iken, Gazne’de Muizzeddin Muhammed Gûri’nin adamları tarafından satın alınarak Sultan’a takdim edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Zekâsı ve üstün yetenekleriyle kısa zamanda Gûr Sarayı'nda da kendisini kabul ettiren Aybeg, Muizzeddin Muhammed Gûri’nin yakınları arasında yerini aldı. Kısa sürede Emir-i ahurluk görevine getirildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu görevde iken Horasan'da isyan eden Harezmli Sultan Şah’a karşı müşterek Gûrlu ordusunun düzenlediği seferde iken pusuya düşürülmüş, büyük kahramanlık göstermesine rağmen, maiyetinin azlı­ğı yüzünden esir düşmüştü.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ancak Sultan Şah yenilgiye uğratılınca Aybeg, içinde yaşamaya mahkûm edildiği demir kafesle birlikte bir deve üzerinde Sultan Muizzeddin’in huzuruna getirildi. Sultan, bu yiğit komutanın gönlünü alıp teselli ettiği gibi, kendisine büyük ihsanlarda da bulundu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bundan sonra da Aybeg’in sultana hizmeti tarihte az görülebilecek bir dereceye çıkacaktır. Bilhassa Hindistan seferlerinde parlak başarılar elde edecektir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Onun ilk başarıları Tarain Savaşlarında görüldü. 1191 kışında Racput arazisine giren Türklerden kurulu Gûrlu ordusu süratle Taberhinde’yi (Bathinda) ele geçirerek Tarain'e kadar ilerledi. Burada Racput Racası Prithvi’nin komutasındaki birleşik Hindu kuvvetlerini müthiş bir bozguna uğrattı. 1192 yılında kazanılan bu zafer, Hindistan Türk tarihi bakımından önemli bir dönüm noktasıdır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Zira, sonuçları itibarıyla Malazgirt Zaferine benzeyen bu muharebeyi müteakip, Kuzey Hindistan’ın önemli şehir ve kasabaları art arda Türk hâkimiyeti altına girdi. Bu zafer, Sultan Muizzeddin Muhammed Gûri adına hareket eden Türk kumandanlarının fedakârane gayretinin bir neticesi idi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu kumandanlardan en önde geleni ise, aynı zamanda Delhi Türk Devleti’nin kurucusu olan Kutbeddin Aybeg olmuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Fetihler babası!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tarain Zaferinden sonra Muizzeddin Muhammed Gûri muzaffer bir şekilde Gazne’ye dönerken, Kutbeddin Aybeg ise Racput arazisinde faaliyeti devam ettirmek görevini almıştır. Eylül 1192’de Gucerat taraflarında Nahravala meselesiyle ilgilenen Aybeg, bölge racalarından Jitwan'ın isyan ederek Hansi’yi kuşatması üzerine harekete geçti. Aybeg’in süratle üzerine geldiğini öğrenen ve kuşatmayı kaldırıp hızla kaçmaya çalışan Hindu reisi İndus Nehri üzerindeki Bakar (Bakhar) önlerinde savaşa mecbur edilerek ortadan kaldırıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Zafer haberiyle birlikte Gazne’ye ulaşan önemli miktardaki hediye Gûr Sultanını ziyadesiyle memnun etmişti. O artık Aybeg’e pek çok imtiyaz tanımış, bu arada çevredeki racalıklar üzerine de seferler düzenleme serbestisi vermiştir...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aybeg aynı yıl içerisinde derin ve geniş hendeğiyle meşhur Mir’at Kalesi üzerine yürüdü. Burayı ele geçirmesiyle birlikte halkının büyük kısmı İslamiyet’i kabul etti. Ardından süratle Dehli (Delhi) üzerine yürüyerek bu önemli mevkii zapt etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hindistan’da hâkimiyetlerini sürdürmüş olan bütün Türk sülalelerinin ve bugünkü Hindistan devletinin vazgeçilmez başkenti olan Dehli şehri, Türk tarihinde Ötüken, Gazne, Rey, Hanbalık, Konya veya İstanbul kadar büyük öneme sahiptir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dehli şehrinin günümüzde de devam eden önemini kazanması daha çok Kutbeddin Aybeg tarafından fethedilip başkent yapılmasıyla başlamıştır. Hatta, bazı tarihçiler Türklerin Hindistan’da en kalıcı başarısı olarak Dehli şehrini gösterirler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dehli ve havalisinde Türk idaresi tesis edilmeye çalışılırken Renthembur’un tehlikeye düştüğü haberi geldi. Aybeg, vakit kaybetmeden bölgeye hareket etti. Aybeg’in yaklaşması karşısında Hari Raca -kaynakların ifadesiyle- bölgeden “yel gibi" kaçmıştı... Bu durumu fırsat bilen Dehli’nin eski racası, Türkleri yeni başkentlerinden atmak üzere kuvvetli bir ordu ile geldi ise de bir kez daha bozguna uğratıldı...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kutbeddin Aybeg’in Dehli’yi fethinden sonra yıldızı gittikçe parlamaya başladı. Ayrıca, her geçen gün artan başarıları onu Hindistan’daki diğer Muizzi Melikleri arasında iyice öne çıkardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Öyle ki, 1193 yılında Sultan’ın davetlisi olarak vardığı Gazne’de büyük iltifatlarla karşılandı ve âdeta hediye yağmuruna tutuldu. Kışı Gazne’de geçiren Aybeg, baharla birlikte tekrar Dehli’ye döndü...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sultan Muizzeddin Muhammed Harezmşahlar ile mücadele hâlinde olduğundan Hindistan ile ilgilenemiyordu. Dolayısıyla Hindistan'ın bütün siyasi ve askerî gücünü muktedir ve güvenilir komutanı Aybeg’in eline vermişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu muzaffer Türk komutanı ise durmak, dinlenmek bilmiyordu. 1194 yılında iki ay süren şiddetli bir muhasaradan sonra Koil’i fethederek Cemne Nehri boyunca doğuya doğru ilerlemiş ve pek çok gazada bulunmuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kutbeddin Aybeg Ocak 1196’da ise Nahravala üzerine yürüdü. 3 Şubat 1196’da sabahtan öğleye kadar süren zorlu bir savaş neticesinde Hindular kesin olarak mağlup edildiler. Türk ordusu Hindu başkentinin çevresini yağmalayarak Ecmir yoluyla Dehli'ye döndü...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Muzaffer komutanın sancakları 1197’de Bedaun, 1198’de Kannauç, 1199’da Malva, 1200’de Gwalior, 1202’de ise Kalincar’da dalgalandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aybeg’in fetihleri Sultan Muizzeddin Muhammed’in şehadeti ile duracaktır. Sultan, Damyak denilen mevkide mola verdiği bir sırada, Gakhar fedaileri tarafından yapılan suikast neticesinde, 15 Mart 1206 tarihinde hayatını kaybetti...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sultan Muizzeddin Muhammed Gûri, ölümünden sonra hâkimiyeti altındaki toprakları Türk emîrlerine vasiyet etmişti. Zaman; Türkleri çok seven ve onları hizmetine alıp, yüksek mevkilere tayin eden bu büyük Sultan’ı yanıltmadı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kutbeddin Aybek idare ve komutanlıktaki büyük başarıları sebebiyle tahtın en önemli namzedi idi. Nitekim o, 17 Mart 1206’da Kutbeddin namını alarak Lahor’da müstakbel Hind-Türk tahtına oturdu. Hemen peşinden de merkezini Dehli’ye taşıyarak, tesirleri günümüze kadar ulaşacak yeni bir Türk Sultanlığı’nı kurmuş oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Rüstem onun ancak kâhyası olurdu!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kutbeddin Aybeg, sarsılmaz bir iradeye sahip, kudretli bir kumandandı. Hem ordu hem de halkının kalbine girmeyi başarmış ve kendisini sevdirmişti. Onun bu özelliği çeşitli Türk aşiretleri ile beraber bir kısım yerli ahalinin de kendi emrinde toplanmasına vesile olmuştur. Maiyetindeki Kalaç, Horasan ve Gûrlu askerleri sıkı bir disiplin altında tutması yanında onlara gösterdiği cömertlik ve müsamaha kazandığı başarılarının temelini teşkil eder.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kaynaklara onun adaleti “Aybeg’in idaresi zamanında hazinelere muhafız koymaya gerek yoktu. Kurtla kuzu aynı kaynaktan birlikte su içiyordu ve evvelce eşkıya yüzünden terk edilmiş yollar onun zamanında tekrar kullanılır oldu” diye övülmüştür...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aybeg’in cesareti ve yiğitliği meşhurdu. Devrin tarihçilerinden Mübarekşah onun bu yönü hakkında, “Şayet Rüstem zamanında yaşamış olsaydı kâhyalığını yapmaktan büyük gurur duyardı” demiştir. Düşmanlarına karşı ise çok şiddetli idi. Sözüne sadıktı. Sözünde durmayanları ise şiddetle cezalandırırdı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cengâverliği yanında âlimlik ve imar yönü de meşhurdu. İlim erbabını teşvik ederdi. İslamın yayılmasına büyük gayret gösterirdi. Cami, mescit ve medreseler yaptırılmasına hız vermişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türk dilinin yayılması konusunda da hassastı. Çağdaşla­rının saraylarında konuşulması âdet olan Farsçayı terk ederek, Türkçeye ehemmiyet vermesi ve etrafında daha çok Türk kumandan ve beyleri toplaması önemlidir...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kısacası o, devrin iyi bir hükümdarı için gerekli bütün meziyetleri şahsında toplayabilen büyük Türk hükümdarlarından birisidir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sultan Kutbeddin Aybeg, kendisinden önce hiçbir fatihin hayal bile edemediği Hindistan'ın fethini gerçekleştirmiş, harp sahalarında kazanılan zaferlere rağmen elde tutulamayan bu ülkeyi daimî olarak elde tutmanın temellerini atmış ve dışarıdaki bir başkentten değil bizzat Hindistan’ın içinden idare etmiş birisidir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu büyük Türk hükümdarlarının gençlerimiz tarafından mutlaka bilinmesi gerekmektedir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 11:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/06/bir-islam-mucahidi-kutbeddin-aybeg-1782721292.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İmamoğlu&#039;nun pavyonda delege pazarı</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/imamoglunun-pavyonda-delege-pazari-1350</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/imamoglunun-pavyonda-delege-pazari-1350</guid>
                <description><![CDATA[İBB Başkanlığı döneminde cumhurbaşkanı adaylığının finansmanı için yolsuzluk ve rüşvet çarkı kuran Ekrem İmamoğlu, Ankara’nın pavyonlarında kurdukları delege pazarıyla CHP yönetimini ele geçirdikten sonra aynı amaç doğrultusunda belediye başkanlıkları için “adaylık pazarı” oluşturmuş.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hürriyet'ten Nedim Şener'in makalesi:</strong></p><p class="MsoNormal">İBB Başkanlığı döneminde cumhurbaşkanı adaylığının finansmanı için yolsuzluk ve rüşvet çarkı kuran Ekrem İmamoğlu, Ankara’nın pavyonlarında kurdukları delege pazarıyla CHP yönetimini ele geçirdikten sonra aynı amaç doğrultusunda belediye başkanlıkları için “adaylık pazarı” oluşturmuş.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dün basına yansıyan bu iddianın sahibi yabancı birisi değil; halen CHP üyesi Muhittin Böcek. Parayı isteyen de oldukça tanıdık; o da bir CHP üyesi;&nbsp;Ekrem İmamoğlu...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Muhittin Böcek, 4 Haziran 2026’da Antalya Cumhuriyet Savcılığı’na verdiği ifadesinde “Partideki neredeyse tüm belediye başkan adayları açıklanmasına rağmen benim adaylığım yaklaşık 20 gün kadar açıklanmadı” diyerek rüşvet karşılığı adaylığının ilan edildiğini anlattı.&nbsp;Böcek, yerel seçimde adaylık için oğlu&nbsp;Gökhan Böcek&nbsp;aracılığıyla 10 Ocak 2024’te Ankara’da CHP Genel Merkezi’nde&nbsp;Veli Ağbaba’nın adamına 1 milyon Euro,&nbsp;Özgür Özel’in talimatıyla 15 Ocak 2024 günü kendisinin Manisa’da&nbsp;Ferdi Zeyrek’e 950 bin Euro verdiğini anlatmıştı.&nbsp;Böcek, Genel Merkez’in isteği üzerine ayrıca 15 milyon TL ödediğini anlatırken, 24 Şubat 2024 tarihinde Genel Başkan&nbsp;Özgür Özel’in katıldığı ve Antalya Cam Piramit’te düzenlenen lansman sırasında oğlu tarafından&nbsp;Özgür Özel’e 200.000 dolar verildiğini söylemişti.&nbsp;Muhittin Böcek&nbsp;şimdi de&nbsp;Ekrem İmamoğlu’na da rüşvet verdiğini anlattı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">RÜŞVETE “HAVALA” YÖNTEMİ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">27 Haziran 2026 günü Antalya Cumhuriyet Savcılığı’na ek ifade veren CHP’li Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı&nbsp;Muhittin Böcek, yeniden aday olması için kendisinden 15 milyon Euro isteyen&nbsp;İmamoğlu’na 5 milyon Euro’yu “Havala” yöntemiyle teslim ettiğini anlatmış.<br>Böylece&nbsp;Muhittin Böcek’in oğlu ve kendisinin&nbsp;Özgür Özel&nbsp;ve&nbsp;Ekrem İmamoğlu’na adaylık için verdiği toplam tutar, 7 milyon Euro’yu aşmış oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MURATPAŞA BELEDİYESİ BAŞKANI DA VERMİŞ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Muhittin Böcek,&nbsp;27 Haziran ifadesinde çok tartışma yaratacak şu itiraflarda bulundu:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“2024 yerel seçimlerinde Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday olmak amacıyla yürüttüğüm çalışmalar sırasında, Muratpaşa Belediye Başkanı’nın Ekrem İmamoğlu ile görüştüğünü, belediye başkan adaylıklarının belirlenmesi konusunda kendisine birtakım güvenceler verdiğini ve bunun karşılığında yüklü miktarda harcama yapacağını ve ödeme gerçekleştireceğini öğrendim. Ayrıca Ekrem İmamoğlu’nun danışmanı Necati Özkan ile de seçim kampanyası konusunda anlaşma sağlandığı bilgisine ulaştım. Bu gelişmeler üzerine durumu netleştirmek ve adaylığım konusunda Ekrem İmamoğlu ile doğrudan görüşmek amacıyla 30 Kasım 2023 tarihinde, yani adaylığım açıklanmadan önce havayolu ile İstanbul’a gittim. İstanbul’da Renaissance İstanbul Polat Bosphorus Hotel’de Ekrem İmamoğlu ile yaklaşık bir saat süren bir görüşme gerçekleştirdim. Görüşmeye Özel Kalem’im Yasin Yellice tanıklık etmiştir.&nbsp; Hatta görüşmenin ardından otelin balkonunda birlikte fotoğraf çektirmiştik. Fotoğrafı kendisinin çektiğini ve daha sonra sosyal medya hesabımda paylaştığımı hatırlıyorum. Bu görüşmede Ekrem İmamoğlu, başka bir kişiye adaylık sözü vermediğini ve tercihini benden yana kullanacağını ifade etti. Bu sırada seçim kampanyası için maddi kaynağa ihtiyaç olduğunu, ayrıca ilerleyen dönemde cumhurbaşkanlığı adaylığı planladığını belirterek siyasi yol haritasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bu süreçte de, yani cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecinde, Antalya’nın hem ekonomik hem de sosyal açıdan önemli görevler üstleneceğini, benim de buna hazırlıklı olmam ve destek vermem gerektiğini söyledi.<br><br>15 MİLYON EURO İSTEDİ<br><br>Benden yaklaşık 15 milyon Euro civarı maddi kaynak desteği istedi. Ben de elimden geldiğince ve zaman içerisinde bunu karşılayacağımı söyledim. Bunun üzerine destek olarak ayrıca cumhurbaşkanlığı adaylığı döneminde kendisinin Akdeniz Bölgesi harcamalarının tarafımca karşılanmasını iletti. Taleplerini karşılama sözü verdim. Bunun üzerine Antalya’ya döndüm.&nbsp; Bir kısım şahsi paramla birlikte seçim bütçemin bir kısmının kendisinde olduğu bir dostuma, 5 milyon Euro paraya ihtiyacım olduğunu söyledim. Bu parayla İstanbul’da bir ödeme yapacağımı bildirdim.&nbsp; Aradan birkaç gün geçtikten sonra kendisiyle buluştuğumda, bana yanında bulunan 100 TL paranın fotoğrafını çekti. Ayrıca üzerinde bir isim ve telefon numarası yazılı kâğıdı zarf içerisinde verdi. Zarfa koyduğu banknotla birlikte kâğıdı, ödeme yapmak istediğim kişiye vermemi, onların da bununla parayı İstanbul Kapalıçarşı’da tahsil edebileceğini söyledi. Anladığım kadarıyla bu, havala adı verilen bir sistemdir. Ben de talebin bir kısmını karşılamak amacıyla yaklaşık iki hafta sonra, 16 Aralık 2023 tarihinde önce Ekrem İmamoğlu’nu aradım. Geleceğimi belirttim. Daha sonra havayolu ile 17 Aralık 2023 tarihinde İstanbul’a, Ekrem İmamoğlu ile görüşmeye gittim. İstanbul’u tam bilmiyorum ama hatırladığım kadarıyla seçim ofisi olarak kullandığı bir binaya gittim. Yüksek katlı bir plazanın giriş katında yer alan bir ofisti. Burada kendisine ait bir odada görüştük. Yine baş başa yaptığımız bu ikinci görüşmede, yanımdaki banknot ve telefon yazılı kâğıdı kendisine teslim ettim. Talep edilen paranın kalanını da daha sonra zaman içerisinde halledeceğimi söyledim. Bu seçimde Antalya’nın çok sayıda ilçesini de kazanacağımı taahhüt ettim. Tüm ilçelerle ilgili çalışmamı da sundum. Bu şekilde yanından ayrıldım. Taahhüt ettiğim paranın kalanını, Ekrem tutuklandığı için gerçekleştirmedim. Bu ödeme yöntemiyle oğlum Gökhan Böcek, yine aynı dostumun seçim reklam giderlerimizi de ödemesine aracılık etmiştir. Ekrem’e verdiğim paranın hangi dövizciden tahsil edileceğini bilmem mümkün değildir. Bir şifre olan bu banknotla dövizciden tahsil edilen bir ödeme sistemidir ve zaten gizlilik içeren bir sistemdir. Ekrem İmamoğlu ile yaptığım her iki ziyaretimde yanımda mobil özel kalemim Yasin Yellice vardı. Odaya girmemekle birlikte görüşme yaptığıma şahittir.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Evet,&nbsp;Muhittin Böcek&nbsp;geciktirilen adaylığı için&nbsp;Özel’e,&nbsp;Ağbaba’ya ve&nbsp;İmamoğlu’na rüşvet vermek zorunda kaldığını anlatıyor.<br>Peki paranın kaynağı ne, parayı aldığı işadamı dostu kim, para teslimatına aracılık eden dövizci kim? Tüm bunlar kısa sürede ortaya çıkacaktır.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 09:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/06/imamoglunun-pavyonda-delege-pazari-1782713462.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>O, döneminin Mevlânası eseri ise adeta Doğu’nun Mesnevisiydi&quot;</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/o-doneminin-mevlanasi-eseri-ise-adeta-dogunun-mesnevisiydi-1315</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/o-doneminin-mevlanasi-eseri-ise-adeta-dogunun-mesnevisiydi-1315</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Erzurum Şube Başkanı Murat Ertaş, Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin vefatının 246. yıl dönümünü yaptığı basın açıklamasıyla hatırlattı.
TDED Erzurum Şube Başkanı Murat Ertaş İbrahim Hakkı Hazretleri’nin çok yönlü bir ilim, sanat ve fen adamı olduğunu vurgulayarak onun yazdığı Marifetname’nin Erzurum’da yıllarca Kur’ân’dan sonra en çok okunan kitap olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">O, döneminin Mevlânası, eseri ise adeta Doğu’nun Mesnevisiydi"<br><br><br>Ali Kaya<br>ERZURUM (İHA) - Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Erzurum Şube Başkanı Murat Ertaş, Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin vefatının 246. yıl dönümünü yaptığı basın açıklamasıyla hatırlattı.<br>TDED Erzurum Şube Başkanı Murat Ertaş İbrahim Hakkı Hazretleri’nin çok yönlü bir ilim, sanat ve fen adamı olduğunu vurgulayarak onun yazdığı Marifetname’nin Erzurum’da yıllarca Kur’ân’dan sonra en çok okunan kitap olduğunu söyledi.<br>Başkan Ertaş açıklamalarına şöyle devam etti: "Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri 18 Mayıs 1703 ila 22 Haziran 1780 arasında yaşamış, tarikat ehli, veli, mütefekkir, sosyolog, psikolog, kozmografyacı, müceddit; tıptan jeolojiye, biyolojiden matematiğe, hukuktan hikmete bir mütefennin, bir akaid hocası, müellif ve şairdir. İlmî çevrelerce vaktinin kutbu olarak da kabul edilen İbrahim Hakkı Hazretleri, hemşehrisi Kadı Mustafa Darir gibi ilmi eserlerini dönemindeki diğer ilim adamlarının birçoğunun aksine Türkçe yazmıştır. Eserlerinin dilinin Türkçe olmasından dolayı bilhassa Marifetname adlı eseri Erzurum ve çevresinde Mevlid-i Şerif ile birlikte Kur’ân’dan sonra en çok okunan kitap olmuştur. Bu yönüyle Marifetnâme’ye ‘Doğu’nun Mesnevisi’ benzetmesi de yapılmıştır.<br>‘Hocamın başucuna doğmayan güneşi neyleyim?’ diyerek ekinoks günlerinde doğan güneşin ilk olarak hocası Fakrullah Efendi’nin kabrine doğması için yaptığı özel kümbet ile tanınan İbrahim Hakkı Hazretleri yazdığı eserlerle halkın kültür ve irfanını ciddi şekilde etkilemiştir. ‘Har kıtası Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler’ beyitleriyle biten Tevfizname ismiyle bilinen şiiri hemen her Erzurumlunun ezberinde olan İbrahim Hakkı Hazretleri 18. asrın Mevlânası olarak görülmüştür. Bu büyük Allah dostunu, kıymetli hemşehrimizi vefatının 246. yıl dönümünde rahmetle ve şükranlar anıyoruz."<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 15:19:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/06/o-doneminin-mevlanasi-eseri-ise-adeta-dogunun-mesnevisiydi-1782130850.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sevılla Kadar Olamadınız!</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/sevilla-kadar-olamadiniz-1307</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/sevilla-kadar-olamadiniz-1307</guid>
                <description><![CDATA[Sevilla’nın Hicrî 1448 yılı için yayımladığı mesaj sosyal medyada dikkat çekerken, Türkiye’de bazı ilahiyatçı ve reformist isimlerin bu konuda sessiz kalması tepki topladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">İspanyol futbol kulübü Sevilla’nın Hicrî 1448 yılını kutlayan paylaşımı, sosyal medyada dikkat çeken bir tartışmayı beraberinde getirdi. Yapılan bir paylaşımda, Sevilla’nın yeni Hicrî yıl dolayısıyla mesaj yayımlamasına rağmen ilahiyat camiasından bazı isimlerin bu konuda herhangi bir paylaşımının görülmemesi tepki çekti.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Sosyal medyada çokça getirilen eleştiride, Nurettin Yıldız ve Halis Aydemir’in yeni Hicrî yılın başlangıcına dair paylaşım yapıp yapmadığı sorgulandı. Paylaşımda şu ifadelere yer verildi:<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">“İspanyol futbol kulübü Sevilla bile Hicrî 1448 yılını kutlayan paylaşım yaparken, Nurettin Yıldız ve Halis Aydemir'in yeni Hicrî yılın başlangıcına dair herhangi bir paylaşımını göremedik. Acaba bunun özel bir sebebi mi var, yoksa Hicrî yılın girişinden haberleri olmadı mı?”<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Aslında söz konusu eleştiri yalnızca Nurettin Yıldız ve Halis Aydemir ile sınırlı değildi.&nbsp;<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Mustafa İslamoğlu, Mehmet Emin Özafşar ve Enbiya Yıldırım gibi isimlerin de yeni Hicrî yıl konusunda kamuoyuna yönelik bir mesaj paylaşmadığı görülüyordu.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="line-height:107%;">Mübarek geceleri kutlamayı bidat olarak gören bu reformist zihniyetin hicri yeni yıla bakışı da bir anlamda ortaya çıkmış oldu.<o:p></o:p></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 21 Jun 2026 13:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/06/sevilla-kadar-olamadiniz-1782037170.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>700 gemi Hürmüz&#039;den geçiyor</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/700-gemi-hurmuzden-geciyor-1299</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/700-gemi-hurmuzden-geciyor-1299</guid>
                <description><![CDATA[ABD Başkanı Donald Trump, yaklaşık 700 geminin Hürmüz Boğazı'ndan geçmekte olduğunu söylerken, "Gemiler Hürmüz Boğazı'ndan daha önce kimsenin görmediği bir hızla geçiyor" dedi.
ABD Başkanı Donald Trump, Katar tarafından hediye edilen 400 milyon dolarlık Boeing 747-8 model uçağı, "Air Force One" koduyla bilinen yeni başkanlık uçağı olarak tanıttığı programda konuştu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">ABD Başkanı Trump: "Gemiler Hürmüz Boğazı'ndan daha önce kimsenin görmediği bir hızla geçiyor"<br><br>WASHINGTON (İHA) - ABD Başkanı Donald Trump, yaklaşık 700 geminin Hürmüz Boğazı'ndan geçmekte olduğunu söylerken, "Gemiler Hürmüz Boğazı'ndan daha önce kimsenin görmediği bir hızla geçiyor" dedi.<br>ABD Başkanı Donald Trump, Katar tarafından hediye edilen 400 milyon dolarlık Boeing 747-8 model uçağı, "Air Force One" koduyla bilinen yeni başkanlık uçağı olarak tanıttığı programda konuştu.<br>Burada İran ve Orta Doğu’ya ilişkin gelişmelere değinen Trump, yaklaşık 700 geminin Hürmüz Boğazı'ndan geçmekte olduğunu söylerken, "Gemiler Hürmüz Boğazı'ndan daha önce kimsenin görmediği bir hızla geçiyor" dedi. Trump, "Petrol her yere yayılmış durumda. Petrol fiyatlarının öyle düştüğünü göreceksiniz ki. Umarım şirketler bundan memnundur" ifadelerini kullandı.<br><br>"Biraz Venezuela alıyor, biraz biz alıyoruz"<br>ABD’nin çok sayıda zafer elde ettiğini de sözlerine ekleyen Trump, "Venezuela’da büyük bir zafer elde ettik. Şu an oradaki yönetimle gerçekten çok iyi durumdayız. Büyük şirketlerin hepsi orada. Petrol şirketleri sondaj kuleleri kuruyor. Savaşın maliyetini kat kat fazlasıyla çıkardık. Biz yönetiyoruz" dedi. Venezuela’nın çok mutlu bir ülke haline geldiğini söyleyen Trump, "Çünkü daha önce hiç bu kadar para kazanmamışlardı. Biraz Venezuela alıyor, biraz biz alıyoruz" dedi.<br><br>"Venezuela yüzünden biraz şımardık ama"<br>ABD’nin dünyanın en büyük ordusuna sahip olduğunu savunan Trump, "Bunu İran’da gördünüz. Neredeyse bir hafta içinde donanmalarının tamamını etkisiz hale getirdik. Tüm hava kuvvetlerini, füze savunma sistemlerini, radarlarını. Her şeyi etkisiz hale getirdik" dedi. İran’a yönelik operasyonun da oldukça hızlı tamamlandığını ve bazı medya kuruluşlarının yeterince hızlı olmadığını savunabileceğini kaydeden Trump, "Yaklaşık bir hafta sürdü. Venezuela yüzünden biraz şımardık ama bu operasyona eşdeğer hatta eşit olduğunu söyleyebilirim" dedi. Trump, "Dün gece imzalanan bir anlaşmamız var. Onlara 60 gün süre verildi. Anlaşma yapmak zorundalar. Aksi halde hoşlarına gitmeyecek şeyler yapacağız. Fakat durumun o noktaya geleceğini sanmıyorum. Bence her şey çok iyi olacak" dedi.<br>ABD Başkanı Trump, "Eğer bunu yapmak zorunda kalırsak, o zaman petrolün boğazdan bu kadar hızlı çıktığını göremezsiniz. Zira milyar dolarlık gemilerin sahipleri, üzerlerinden füzelerin uçmasından hoşnut olmaz. Suların mayınlarla dolu olmasından da hoşnut olmazlar" şeklinde konuştu.<br><br>"Dünyanın en lüks uçağı olarak kabul ediliyor"<br>Katar tarafından kendisine hediye edilen uçağa ilişkin olarak Trump, "Biraz sıkışmış durumdaydık ve bekliyorduk. Benim "sıradan (Boeing) 747" dediğim uçakları bekliyorduk. Ben de Katar Emirine "Yeni aldığınız 747’yi kullanabilir miyiz?" diye sordum. İlk duyduğumuzda uçağın sadece 800 saat uçuşu olduğunu öğrendik. Bu, neredeyse yepyeni bir uçak demek" dedi. Trump, Katar Emirine "Bizim uçaklarımız oldukça yaşlı, bir süre sizinkini kullanmak isteriz" dediğini aktardı.<br>Yeni başkanlık uçağının çok özel olduğunu ve "dünyanın en lüks uçağı" kabul edildiğini söyleyen Trump, "Yapıldığı dönemde muhtemelen bir daha hiç görülmeyecek bir seviyede üretildi" dedi. Trump, Katar tarafından hediye edilen uçağın bazı değişikliklere tabi tutularak "uçan bir Beyaz Saray’a dönüştürüldüğünü" söyledi. Trump, eski başkanlık uçağı VC-25A’nın G7 zirvesinden dönüş ile son yolculuğunu yaptığını ve muhtemelen müzeye çevrileceğini de açıkladı.<br><br>"Türkiye’yi ziyaret edeceğim"<br>Çok uçak seyahati gerçekleştirdiğinden bahseden Trump, "Türkiye’yi ziyaret edeceğim. Yılın bir noktasında tekrar Çin’e gideceğim. Başkan Xi eylülde buraya geliyor, ancak Çin’de düzenlenecek büyük bir konferans için yeniden Çin’e gideceğim" dedi.<br><br>"Başkan Xi’den İran’a karışmamasını rica ettim"<br>Açıklamaları sırasında Çin’e İran konusundaki tutumu için bir kez daha teşekkür eden Trump, "Başkan Xi’den İran’a karışmamasını rica ettim. Petrolün yüzde 50’sini bu boğazdan alıyorlar ama kendisinden müdahil olmamasını istedim. O da olmadı. Aslında bu çok nazik bir davranış. Bu yüzden bunu takdir ediyorum" dedi.<br><br>"Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşı sona erdirmeye çalışıyoruz"<br>Kendi yönetiminden önce Ukrayna’ya yapılan silah hibelerine eleştirilerini sürdüren Trump, kendi döneminde Ukrayna’ya sağlanan silah ve ekipmanın parasının ödendiğine işaret etti. Trump, "Ve Avrupalılarla birlikte Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşı sona erdirmeye çalışıyoruz. Bunun bittiğini görmek istiyorum. Çok sayıda insan ölüyor. Geçen hafta çoğu asker olmak üzere 34 bin kişinin öldüğü bildirildi" dedi.<br>Ukrayna’daki savaşı sona erdirmenin tahmininden zor olduğunu gördüğünü vurgulayan Trump, "Yine de bunu başaracağız" dedi.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 20 Jun 2026 09:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/06/700-gemi-hurmuzden-geciyor-1781938213.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu sessizlik neden</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/bu-sessizlik-neden-1298</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/bu-sessizlik-neden-1298</guid>
                <description><![CDATA[Hicri 1448 yılına girdik. Ülkemizde miladi yıla girerken yapılan hazırlıklar ve o geceki heyecanı düşündüğümüzde hicri yılımızla ilgili programlar son derece sönük kalmaktadır. Belki kahir ekseriyet tarafından duyulmamaktadır bile.
Bu sessizlik ve bu duyarsızlık nedendir?
Efendim artık hicri takvimi kullanmıyoruz diyebilirsiniz.
Fakat hicri yeni yıl bize şanlı Peygamber efendimizin hicretini bildirmektedir. İslam tarihinin en önemli olayıdır. Dolayısıyla her hicri yeni yıla giriş bize Peygamber efendimizin hicretini hatırlatmalıdır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Hicri 1448 yılına girdik. Ülkemizde miladi yıla girerken yapılan hazırlıklar ve o geceki heyecanı düşündüğümüzde hicri yılımızla ilgili programlar son derece sönük kalmaktadır. Belki kahir ekseriyet tarafından duyulmamaktadır bile.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu sessizlik ve bu duyarsızlık nedendir?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Efendim artık hicri takvimi kullanmıyoruz diyebilirsiniz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Fakat hicri yeni yıl bize şanlı Peygamber efendimizin hicretini bildirmektedir. İslam tarihinin en önemli olayıdır. Dolayısıyla her hicri yeni yıla giriş bize Peygamber efendimizin hicretini hatırlatmalıdır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ayrıca hicri takvim gündemimizden tamamen düşmüş değildir. Bütün dinî günlerimiz ve gecelerimiz hicri takvime göre yaşanmaktadır. Üç aylar ve kandil günleri hicri takvime göre kutlanmakta ve değerlendirilmektedir. Her yıl dinî hayatımızın en önemli bir devresini idrak ettiğimiz Ramazan-ı şerifi bu takvime göre eda etmekteyiz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu durumda o takvimi hatırda tutmak önemlidir. Fakat asıl önemlisi o gece veya haftada bu vesile ile Peygamber efendimizi anmalı, hicrette yaşananları bilmeli ve ondan dersler çıkarmalıyız.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gençlerimize hicreti anlatmalıyız. Zira hicrette o kadar büyük ibretler ve dersler vardır ki….<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Batı bize cadılar gününü bile empoze ederken bizim hicreti ve hicri yeni yılı özel programlarla anmamamız büyük bir züldür.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Diyelim ki devlet yetkilileri bigâne kaldılar. Peki Diyanet ve müftülükler belki bir hafta hicri yeni yılı konuşmalı değil midir?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Onu gündemimizde tutmak ve bu vesile ile Peygamber efendimizi anmak neden düşünülmez. İmam Hatiplerde, ilahiyatlarda neden programlar yapılmaz. TV’ler neden anmaz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Öncelikle hicretin şartlarını bilmek gerekir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Peygamber efendimiz sadece aldığı ilahi mesajı insanlara iletiyordu. İnsanları hak yola davet ediyordu. Müşrikler onun kabul edilmesine dahi tahammül edemediler. Zayıf Müslümanlara karşı korkunç eziyetlerde bulundular. Peygamber efendimize karşı her türlü hakareti reva gördüler. Sonunda Mekkeli müşriklerin Müslümanlara tutumları çok şiddetli ve pek tehlikeli bir hâl aldı. Bu durum karşısında Müslümanlar Sevgili Peygamberimize başvurarak hicret için izin istediler. Şanlı Peygamberimiz onlara:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Sizin hicret edeceğiniz yurdun, iki kara taşlık arasında hurmalık bir şehir olduğu bana gösterildi ve bildirildi. Orası Yesrib (Medine)dir. Oraya hicret ediniz. Orada Müslüman kardeşlerinizle birleşin. Yüce Allah onları size kardeş yaptı ve Medine’yi size emniyet ve huzur bulacağınız bir yurt yaptı” buyurarak müjdeyi verdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Artık Mekkeli Müslümanlar bölük bölük gizlice Medine’ye hicret etmeye başladılar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Şeytani plan!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Müşrikler, önce Müslümanların peyderpey Mekke’yi terk etmesini kendi başarıları addedip sevinmişlerdi. Ancak Mekke’nin Müslümanlarca tamamen boşatılması karşısında dehşete düşmeye başladılar. Zira Medine’de güçlenecek olan Müslümanların kendileri için büyük tehdit olabileceklerini ancak kavrayabilmişlerdi. Bu durumda Hazreti Muhammed aleyhisselamın yaşadıkça İslamiyet’in yayılmasını önleyemeyeceklerini anladılar. Kesin bir karara varabilmek için Darünnedve’de toplandılar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Darünnedve esas itibarıyla bir asiller meclisiydi. Bu meclise Kusayoğulları’ndan başka Mekke’deki Kureyş boylarının kırk yaşından yukarı başkanları katılabilirdi. Burası her türlü savaş ve barış kararının alındığı, ticari ve evlilik törenlerinin yapıldığı, ticaret kervanlarının düzenlenme ve hareket kararı gibi bütün önemli meselelerin görüşüldüğü ve kararlaştırıldığı bir yerdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mekkeli müşriklerin liderleri bu defa Peygamber efendimizin akıbetini tayin için Ebû Cehil’in teklifi üzere Darünnedve’de gizli bir toplantı gerçekleştirdiler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Rivayete göre şeytan da Necidli bir şeyh olarak toplantıya katılmıştı. Tartışmalar sırasında öne sürülen Hazreti Peygamber’in hapsedilmesi veya Mekke’den sürülmesi gibi fikirlerin yanlışlığı hakkında müşrikleri ikna etti. Ebû Cehil ise bütün kabilelerden birer kişinin seçilip Muhammed aleyhisselamın öldürülmesi teklifinde bulundu. Böylece olayın ileride kan davasına dönüşmesi engellenecekti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Müşriklerin planladıkları bu suikast, Cebrail aleyhisselam vasıtasıyla Hazreti Peygambere bir ayetle bildirildi. “Ve kâfirler seni tutup bağlamaları veya öldürmeleri yahut seni (yurdundan) çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar (sana) tuzak kurarken Allah da (onlara) tuzak kuruyordu. Çünkü Allah, tuzak kuranların en iyisidir (Enfal suresi: 30).”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Müslümanlar Medine’ye peyderpey hicret ettiğinden Mekke’de hapsedilen, hasta ve aciz olanlar hariç Peygamber efendimiz, Hazreti Ebubekir ve Hazreti Ali dışında kimse kalmamıştı. Hazreti Ebubekir de Mekke’den hicret etmek niyetindeydi. Ancak Peygamberimiz ona “Acele etme; bakarsın Allah sana hicret için bir yoldaş verir!” dediğinden dolayı bekliyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sonunda Cebrail aleyhisselam hicret müjdesiyle geldiğinde “Yâ Muhammed, Bu akşam kendi yatağında yatma” diyerek tembihledi. Hazreti Peygamber bu müjdeyi alır almaz, önce Hazreti Ebubekir’e durumu bildirdi ve gece yarısı Medine’ye yola çıkmak için hazırlanmasını istedi. Hazreti Aişe, babası Hazreti Ebubekir’in Peygamber efendimize yoldaş olacağı müjdesini alınca sevincinden ağladığını anlatmıştır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Peygamber efendimiz o sıralarda 22 yaşında bir delikanlı olan Hazreti Ali’ye vaziyeti anlattı. O, gece kendi yatağında yatmasını, ertesi gün de kendisine teslim ettiği emanetleri sahiplerine ulaştırıp Medine’ye gelmesini buyurdu. Hazreti Ali, gece olunca Peygamber efendimizin yatağına girdi ve yeşil hırkasını üzerine örtüp uyudu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu sırada suikast için toplanan cellat müşrikler gecenin üçte biri geçince Resûlullah’ın evinin önünde sessizce toplanıp beklemeye başladılar. Gecenin karanlığı bitmeden Muhammed aleyhisselam evden çıktı yerden bir avuç toprak aldı ve Yasin suresinden “Onların önlerinden ve arkalarından birer set çektik de onları kapattık, artık göremezler!” ayetini okuyup müşriklerin yüzüne doğru saçtı, aralarından geçip gitti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Müşrikler Hazreti Muhammed’in gidişini görememişlerdi. Sabahleyin, öldürmek maksadıyla eve girdiklerinde yataktakinin Hazreti Ali olduğunu gördüler. Öfkeyle kendisini tartaklayıp bir süre hapsettiler. Hazreti Peygamber’i bulana yüz deve vadettiler. Mekke altüst edildi ise de bulamadılar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Hicret</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sevgili Peygamberimiz evinden ayrıldıktan sonra Hazreti Ebubekir’in yanına gitti ve beraber yola koyuldular. Peygamberimiz, ana yurdundan ayrılırken, bir tepede durup Mekke için şöyle demişti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Mekke, ey kutlu şehir, Kâbe mükerrem belde! Sevdiğimsin, seni vallahi mübarek bilirim. Şayet kavmim çıkarmasa idi senden asla ayrılmazdım”.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Peygamber efendimiz, Hazreti Ebubekir ile gece bitmeden Sevr Dağı’ndaki daracık bir mağaraya ulaştılar. Hazreti Ebubekir her tehlikeden emin olmak için önce mağaraya girdi. İçeriyi temizleyip bütün delikleri kapattı. Sonra Peygamber efendimizi mağaraya davet etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu sırada Mekkeli müşrikler iz sürerek mağaraya yaklaşmakta idiler. Derhâl mağaranın önünde bir çift güvercin yuva yaptı ve yumurtladı. Bir örümcek de mağaranın ağzına ağ ördü. Müşrikler, mağara önüne geldiklerinde konuşmaları içeriden duyulmaya başlamıştı. Hazreti Ebubekir, endişe ve heyecanla “Ya Resûlullah, eğilip baksalar, bizi görecekler,” deyince Peygamberimiz “Üzülme, Allah bizimledir”, (Tevbe/40)” buyurdu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nitekim güvercin yuvasını ve örümcek ağlarını gören Kureyşliler mağaranın içine bakmanın gereksiz olduğunu düşünerek bırakıp gittiler. Allah’ın yardımıyla örümcek ağı ve güvercin yuvası gibi iki zayıf nesne, müşriklerin kötülüğüne engel olan güçlü birer silah olmuştu:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hıfz-ı Hüdâ bir kula oldukda yâr<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ez’âf-ı eşyâ olur âhen hisâr<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(Cenâb-ı Hakk kulunu korumak isterse zayıf eşyayı bile demirden bir kale gibi düşmana engel hâline getirir)<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Peygamber efendimiz ve Hazreti Ebubekir, Sevr Mağarası’nda üç gece kaldılar. Sonra ücretle gizlice anlaştıkları müşrik ama usta bir rehber olan Abdullah b. Uraykıt’ın yol göstermesiyle Medine’ye doğru yola çıktılar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yolda fukara bir bedevî olan Ümmü Mabed’in çadırına uğradılar. Burada sütsüz, cılız bir koyundan mucize gösterip süt sağan Peygamber efendimize hayran olan bu karı koca daha sonra Müslüman oldular.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu kutlu yolculukta daha pek çok harikulade olaylar yaşandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Peygamber efendimizin gelmekte olduğu işitilince, Medine’de büyük bir sevinç dalgası her tarafı sardı. Müslümanlar onu karşılamak için yollara düştüler. Sevgili Peygamberimiz Kuba’ya gelince orada ilk mescidi yaptırdı. Kuba’da on gün kaldıktan sonra Medine’ye hareket ettiler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cuma günü Ranuna Vadisi’nden geçerken öğle olmuştu. Peygamberimiz cuma namazının farz olduğunu bildirdi ve orada ilk cuma namazını kıldırdı. Medine’ye varınca görülmemiş bir sevgi ve tezahüratla karşılandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Medine’nin ileri gelenleri, Kusva adındaki devesinin yularından tutup Resulullah efendimizi hanelerine davet ediyorlardı. Peygamberimiz “Devemin yularını bırakınız. O memurdur. Kimin evinin önünde çökerse, orada misafir olurum” buyurdular. Herkeste meraklı bir bekleyiş oluşmuştu. Kusva nihayet bugünkü Mescid-i şerifin kapısının bulunduğu yere çöktü. Halid bin Zeyd ebu Eyyubü’l-Ensari hazretleri sevinçle: “Ya Resulallah! Benim evim buraya en yakındır” diyerek hanesini işaret etti ve oraya davet etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hicret yolculuğu bu şekilde son bulmuştu. Şimdi Medine’de İslam devletinin temelleri atılacaktı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 20 Jun 2026 09:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/06/bu-sessizlik-neden-1781937783.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İşi bitti</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/isi-bitti-1286</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/isi-bitti-1286</guid>
                <description><![CDATA[ABD ile İran arasında varılan mutabakat, İsrail yönetimini küplere bindirdi. İsrail basını, varılan anlaşma nedeniyle Tel Aviv'in hayal kırıklığına uğradığını yazdı. Haaretz gazetesinde yer alan “Netanyahu’nun işi bitti” başlıklı haberde, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun siyasi geleceğinin ciddi şekilde sorgulandığı belirtildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">ABD ile İran arasında varılan mutabakat, İsrail yönetimini küplere bindirdi. İsrail basını, varılan anlaşma nedeniyle Tel Aviv'in hayal kırıklığına uğradığını yazdı. Haaretz gazetesinde yer alan “Netanyahu’nun işi bitti” başlıklı haberde, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun siyasi geleceğinin ciddi şekilde sorgulandığı belirtildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ABD ile İran arasında anlaşmaya varılan mutabakat, İsrail’de siyasi ve güvenlik çevrelerinde sert tartışmaları beraberinde getirdi. İsrail basınında yer alan değerlendirmelerde, anlaşmanın Tel Aviv yönetiminde öfkeye yol açtığı belirtilirken, Haaretz gazetesi İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu için “Netanyahu’nun işi bitti" başlığını kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“NETANYAHU’NUN İŞİ BİTTİ”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İsrail’in önde gelen gazetelerinden Haaretz, Netanyahu’ya yönelik son derece sert bir analiz yayımladı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gazete, “Netanyahu’nun işi bitti. Siyasi, hukuki ve kamuoyu nezdinde. Sağlığı da pek iyi değil. Ülkesi bitkin ve sarsılmış durumda” ifadelerine yer verdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analizde, Netanyahu’nun yıllardır İsrail siyasetinin merkezine yerleştirdiği “İran tehdidi” söyleminin beklenen sonucu vermediği savunuldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Haaretz, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’la uzlaşı arayışının İsrail açısından stratejik bir başarısızlık olarak görüldüğünü kaydederken, Tel Aviv’in kendisini yalnızlaşmış ve hareket alanı daralmış bir pozisyonda bulduğunu yazdı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“ÖFKE KRİZLERİ YAŞADI”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gazetenin analizinde Netanyahu’nun son dönemde art arda öfke patlamaları yaşadığı da belirtildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yazıda, Netanyahu’nun mahkemedeki sorgusunun ardından uzun bir suçlama konuşması yaptığı, ayrıca kabine toplantısında İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı’na tepki gösterdiği ve Genelkurmay Başkanı’nı sert şekilde eleştirdiği aktarıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“İSRAİL MÜZAKERELERİN DIŞINDA KALMAKTAN KORKUYOR”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İsrail basınındaki yorumlarda, Tel Aviv’in asıl kaygısının ABD ile İran arasında yürütülen süreçte etkisini kaybetmek olduğu ifade edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analistler, Washington ile Tahran arasındaki temasların ilerlemesi halinde İsrail’in müzakerelerin şekillenmesinde belirleyici rol oynayamayabileceğini ve bunun Netanyahu'nun liderliği üzerinde yeni baskılar oluşturabileceğini savundu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İsrail kamuoyunda ve medyasında tartışmalar sürerken, gözler&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/netanyahu" target="_blank">Netanyahu</a>’nun önümüzdeki dönemde atacağı adımlara çevrildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“İRAN EKONOMİK ÇÖKÜŞÜN EŞİĞİNDEYDİ”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/israil" target="_blank">İsrail</a>&nbsp;merkezli Bhol gazetesinin aktardığına göre, bu hafta gerçekleştirilen kabine toplantısına katılan üst düzey güvenlik yetkilileri, ABD ile İran arasındaki mutabakat zaptından duydukları rahatsızlığı dile getirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İran'ın petrol depolama kapasitesinin sınırına ulaştığını öne süren yetkililer, limanlarda bekleyen eski tanker ve gemilerin depolama alanı olarak kullanılmaya başlandığını iddia etti. Kaynakların iddiasına göre bu durum, Tahran yönetiminin petrol üretimini azaltmak zorunda kalmasına yol açtı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ABD'nin uyguladı ablukanın sürmesi halinde İran ekonomisinin geri dönüşü olmayan bir sürece girebileceğini savunan yetkililer, “Amerikalılar ablukayı sürdürseydi, İran buna dayanamazdı” ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yetkililere göre, mutabakat kapsamında petrol ihracatına yönelik yaptırımların 60 gün süreyle askıya alınmasının gündeme gelmesiyle birlikte Tahran’ın yeniden nefes alma fırsatı yakalayacağı kaydedildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yetkililer,&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/iran" target="_blank">İran</a>'ın elde edeceği kaynakların Tahran yönetimi için "ağrı kesici" olacağını söyledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 11:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/06/isi-bitti-1781769997.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İşte 14 madde</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/iste-14-madde-1277</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/iste-14-madde-1277</guid>
                <description><![CDATA[Arap basını, ABD ile İran arasındaki savaşı sonlandırmayı ve yaptırımları kaldırmayı öngören anlaşmanın detaylarını sızdırdı. 14 maddelik anlaşma metni, Lübnan dahil tüm bölgede askeri hareketliliğin derhal durdurulmasını, karşılıklı deniz ablukalarının kaldırılmasını ve İran'a yönelik uluslararası yaptırımların tamamen sonlandırılmasını öngörüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Arap basını, ABD ile İran arasındaki savaşı sonlandırmayı ve yaptırımları kaldırmayı öngören anlaşmanın detaylarını sızdırdı. 14 maddelik anlaşma metni, Lübnan dahil tüm bölgede askeri hareketliliğin derhal durdurulmasını, karşılıklı deniz ablukalarının kaldırılmasını ve İran'a yönelik uluslararası yaptırımların tamamen sonlandırılmasını öngörüyor.<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Dünyanın gözü ABD ile&nbsp;<a href="https://www.sabah.com.tr/haberleri/iran" target="_blank">İran</a>&nbsp;arasındaki anlaşmaya çevrilmişken Arap basını anlaşmanın detaylarını paylaştı. El Arabiya'nın haberine göre, söz konusu mutabakat kapsamında&nbsp;<a href="https://www.sabah.com.tr/haberleri/washington" target="_blank">Washington</a>&nbsp;yönetiminin, bölgesel ortaklarıyla birlikte İran'ın ekonomik kalkınması için en az 300 milyar dolarlık bir fonu garanti edeceği öne sürülürken; Tahran yönetiminin ise nükleer silah üretmeyeceğini taahhüt ederek&nbsp;<a href="https://www.sabah.com.tr/haberleri/basra-korfezi" target="_blank">Basra Körfezi</a>'ndeki ticari gemi trafiğini güvence altına alacağı belirtildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararıyla onaylanması planlanan nihai anlaşma öncesinde, İran'ın dondurulan varlıklarının serbest bırakılması ve petrol ihracatına yönelik bankacılık muafiyetlerinin ivedilikle devreye alınması da taslakta yer alan maddeler arasında gösterildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>İşte ABD-İran arasındaki 14 maddelik o anlaşma:</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1-İran ve ABD, mevcut savaştaki müttefikleriyle birlikte, bu Mutabakat Zaptı'nın imzalanmasıyla, Lübnan da dahil olmak üzere tüm cephelerde savaşın derhal ve kalıcı olarak sona erdiğini ilan eder ve bundan böyle birbirlerine karşı güç kullanma veya güç kullanma tehdidinden kaçınacaklarını taahhüt ederler. Nihai anlaşma, bu maddenin ve geri kalan maddelerin hükümlerini teyit edecektir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">2-İran ve ABD, birbirlerinin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeyi ve birbirlerinin iç işlerine karışmaktan kaçınmayı taahhüt ederler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">3-İran ve ABD, karşılıklı rıza ile uzatılabilecek şekilde, en fazla 60 günlük bir süre içinde müzakere etmeyi ve nihai bir anlaşmaya varmayı taahhüt ederler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">4- Bu Mutabakat Zaptı'nın imzalanmasının hemen ardından ABD, deniz ablukasını kaldıracak, İran'a yönelik her türlü müdahale veya engellemeyi önleyecek ve en fazla 30 gün içinde trafiği tam kapasitesine geri döndürecektir; gemi trafiği, İran tarafındaki savaş öncesi trafik hacmiyle orantılı olacaktır. ABD ayrıca, nihai anlaşmadan sonraki 30 gün içinde kuvvetlerini çevre bölgelerden çekmeyi taahhüt eder.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">5-İran, bu Mutabakat Zaptı'nın imzalanması üzerine, teknik engellerin kaldırılması ve mayınların İran tarafından etkisiz hale getirilmesi ihtiyacını göz önünde bulundurarak, Basra Körfezi'nden&nbsp;<a href="https://www.sabah.com.tr/haberleri/umman-denizi" target="_blank">Umman Denizi</a>'ne ve tersi yönde ticari gemilerin hareketinin 30 gün içinde savaş öncesi hacme dönmesini sağlamak için derhal adımlar atacaktır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">6- ABD, bölgesel ortaklarıyla birlikte, en az 300 milyar dolarlık finansmanı garanti altına alırken, İran'ın rehabilitasyonu ve ekonomik kalkınması için her iki tarafça üzerinde mutabık kalınan kapsamlı bir plan oluşturmayı taahhüt eder. Bu planin nihai anlaşmanın bir parçası olarak uygulanma mekanizması 60 gün içinde formüle edilecektir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">7- ABD, BM Güvenlik Konseyi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Yönetim Kurulu kararları ile hem birincil hem de ikincil tüm tek taraflı ABD yaptırımları dahil olmak üzere, İran'ın şu anda karşı karşıya olduğu her türlü yaptırımı nihai anlaşmanın bir parçası olarak üzerinde mutabık kalınacak bir takvime göre sona erdirmeyi taahhüt eder.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">8-İran, asla nükleer silah üretmeyeceğini yineler. İran ve ABD, zenginleştirilmiş malzemenin akıbetinin ve İran'ın nükleer ihtiyaçları da dahil olmak üzere karşılıklı olarak üzerinde mutabık kalınan diğer tüm nükleerle ilgili konuların nihai bir anlaşmada yeterli şekilde ele alınması konusunda anlaşmışlardır; nihai anlaşma bu maddenin hükümlerini teyit edecektir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">9- İran ve ABD, nihai bir anlaşmaya varılana kadar mevcut durumu koruyacakları konusunda mutabıktırlar: İran nükleer programındaki mevcut durumu koruyacak, ABD ise İran'a yeni yaptırımlar uygulamayacak veya bölgedeki kuvvetlerini takviye etmeyecektir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">10- ABD, bu Mutabakat Zaptı'nın imzalanmasının hemen ardından ve yaptırımların kaldırılacağı tarihe kadar, ABD Hazinesi'nin İran ham petrolü, petrokimya ürünleri ve bunların türevleri ile bankacılık, sigorta, taşımacılık vb. dahil olmak üzere ilgili tüm hizmetlerin ihracatı için muafiyetler tanıyacağını taahhüt eder.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">11- ABD, nihai bir anlaşmaya yönelik müzakerelerin ilerlemesi ışığında, Iran'ın dondurulmuş veya kısıtlanmış fonlarının ve varlıklarının serbest bırakılacağını ve tamamen erişilebilir hale getirileceğini taahhüt eder. İster ana hesapta tutulsun ister transfer edilmiş olsun, bu fonlar İran Merkez Bankası tarafından belirlenen herhangi bir nihai lehtar ödemesi için kullanılacak ve kullanım için tamamen hazır olacaktır. ABD, bu doğrultuda gerekli tüm izin ve lisansları çıkarmayı taahhüt eder.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">12-İran ve ABD, nihai anlaşmanın başarıyla uygulanmasını ve gelecekteki taahhütleri denetlemek üzere bir uygulama mekanizması kurulması konusunda mutabıktırlar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">13- Bu Mutabakat Zaptı'nın imzalanmasını takiben ve bu Mutabakat Zaptı'nın 4, 5, 10 ve 11. maddelerinin uygulanmaya başlandığına ve bu adımların uygulanmasının devam ettiğine dair güvencelerin alınması üzerine İran ve ABD, yalnızca geri kalan Maddelere ilişkin bir Nihai Anlaşma için müzakerelere başlayacaktır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">14- Nihai anlaşma, BM Güvenlik Konseyi'nin bağlayıcı bir kararıyla onaylanacaktır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 09:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/06/iste-14-madde-1781677530.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İslamoğlu&#039;nun iftiraları</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/islamoglunun-iftiralari-1262</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/islamoglunun-iftiralari-1262</guid>
                <description><![CDATA[Bir kişiye millet tarafından bir nam verildiyse elbette o boş yere değildir. Onun mutlaka bir hikâyesi, bir değeri, bir geçmişi vardır. Eskiden lakap ve ünvanlar durduk yere rastgele verilmezdi. Sultan I. Mehmed Han’a "Fatih", I. Süleyman Han’a "Kanuni", I. Selim Han’a "Yavuz", II. Bayezid Han’a "Veli" ve IV. Mehmed Han’a "Avcı" lakaplarının verilmesinde onların en önemli özellikleri veya icraatları rol oynamıştır...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="color:hsl(0, 75%, 60%);"><strong>Prof.Dr.Ahmet Şimşirgil- Türkiye Gazetesi</strong></span></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/iftira-furyasi-1796469" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file">https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/iftira-furyasi-1796469</a></p><p class="MsoNormal"><strong>“Kişi, namı ile işler işi”</strong>&nbsp;demişler. Bir kişiye millet tarafından bir nam verildiyse elbette o boş yere değildir. Onun mutlaka bir hikâyesi, bir değeri, bir geçmişi vardır. Eskiden lakap ve ünvanlar durduk yere rastgele verilmezdi. Sultan I. Mehmed Han’a&nbsp;<strong>"Fatih"</strong>, I. Süleyman Han’a&nbsp;<strong>"Kanuni"</strong>, I. Selim Han’a&nbsp;<strong>"Yavuz"</strong>, II. Bayezid Han’a&nbsp;<strong>"Veli"</strong>&nbsp;ve IV. Mehmed Han’a&nbsp;<strong>"Avcı"</strong>&nbsp;lakaplarının verilmesinde onların en önemli özellikleri veya icraatları rol oynamıştır...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Geçtiğimiz günlerde&nbsp;<strong>Mustafa İslamoğlu</strong>, II. Bayezid Han’ı ele alarak iftiraları ardı arkasına sıralıyordu. Tabii bilhassa onun&nbsp;<strong>“Veli”</strong>&nbsp;ünvanına alayla atıf yaparak, bırakın veli olmayı bütün kötü ve adi sıfatları kendisine yapıştırıyordu!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İnsan hesap gününe hiç mi inanmaz! Hiçbir veriye, bilgiye ve kaynağa dayanmadan bu denli iftiralar nasıl atılır insanın aklı ve havsalası almıyor!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Videosunda şöyle konuşuyordu:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>“Padişahların içinde bir tanesine 'veli' namı sanı verilmiştir. Kimdir o Bayezid-i Veli, Fatih'in oğlu. Fatih'in katili olan oğlu. Bu herif iki tane kardeş katili iki tane evlat katili iki tane torun katili. Seri katil ama veli nasıl veli oldu, bunu kim veli ilan etti? Fatih tarikatlara dağıtılmış her birinde bir devlet kurulacak büyüklükte olan çok değerli verimli arazileri geri aldı devletleştirdi. Çünkü devlet içinde devlet ve ali kıran baş kesen oluyorlardı. Fatih sen misin bunu yapan ne oldu Fatih'i zındık ilan ettiler ve bu ilan etme oğullarının diline de yansıdı. Fatih için Fatih'in oğlunun kullandığı kelime mülhid, dinsiz. Babası için niye dinsizmiş diye soruyorsunuz resmini yaptırdı, aman ne büyük günah. Babasının resimlerinin bir kısmını kendisi yaktırmış kafaya bakar mısınız! Fakat hani sofu mofu mu zannediyorsunuz, Edirne sarayında vur patlasın çal oynasın içki işret ve dahası aklınıza gelen gelmeyen her türlü pislik her türlü yol var herifte…”</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">II. Bayezid Han’ın, kardeş katli kanunnamesine dayanarak öldürttüğü kardeşleri ve onların oğulları dışında şu cümlelerde bir tane doğru bilgi yoktur. Bunlara hakaret falan da denemez. Bunlar en çirkin iftiralardır. İslamoğlu’nun bu ifadelerine tek bir kaynak göstermesi muhaldir. Fakat hızını da alamıyor aklınıza gelen gelmeyen her türlü pislik var herifte diyerek tahayyül sınırlarınızı da zorluyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Peygamber Efendimizin müjdesine nail olmuş Fatih Sultan Mehmed Han’ı kim nerede zındık ilan etmiştir?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">II. Bayezid Han babasına nerede ve niçin mülhid demiştir?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tarikat liderlerine devlet kuracak büyüklükte arazileri kim vermiştir? Fatih hangi tarikat büyüklerinden hangi topraklarını almıştır?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">II. Bayezid babasının hangi resmini yaktırmıştır?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Edirne Sarayı'ndaki içki işret âlemlerini nerede görmüştür?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Akıl alır gibi değil. Bu kişi on cümlede on iftira atabilmek eğitimini nerede almıştır acaba?!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Utanmadan sıkılmadan bir padişaha en çirkin iftiralarda bulunan birinin hangi sözüne itibar edilir?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Cihadına, eserlerine ve ahlakına kör olmak!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İnsan böyle bir videoyu dinlerken,&nbsp;<strong>“Aman ya Rabbi, bu neyin kinidir, neyin nefretidir ve neyin husumetidir!"</strong>&nbsp;demekten kendini alamıyor. II. Bayezid Han hakkında böyle bir değerlendirmeyi kendi çağında kendisinin en azılı düşmanları dahi kurmamıştır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu noktada düşündüğümüzde Osmanlı’nın Ehl-i sünnet itikadına olan bağlılıklarından başka bir şey göremiyoruz ve düşünemiyoruz. Seyit Kutup, Mevdudi, Hamidullah, Ali Şeriati, Fazlurrahman gibi mezhepsizlerin dindeki hatalarını söylediğimizde ortalığı velveleye verenlerin bu büyük Türk hakanına akılalmaz iftiralarla saldırılırken en küçük bir itirazlarını duyamıyorsunuz!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Seyit Kutup mücadele adamı diye din adına yaptığı yıkımları dahi görmezden gelenler, II. Bayezid Han’ın cihadına gözlerini kapamaktadır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Onun Kili, Akkerman, Modon, Koron, İnabahtı ve Navarin fetihlerine, Endülüs’te acımasızca kılıçtan geçirilen Müslümanları kurtarma adına yaptığı büyük mücadelesine bîgane kalmaktadır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Amasya’da, Edirne’de, İstanbul’da yaptırdığı muazzam külliyeleri ve imparatorluğun yüzlerce noktasında inşa ettirdiği dinî, ilmî ve sosyal müesseseleri görmezden gelmektedir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sultan’ın ulema ve sanatkârlara karşı koruyucu tutumu bütün kaynaklarda belirtilir. Öyle ki, II. Bayezid Han’ın teşvik ve desteğiyle yürütülen kültürel çalışmalar sonucunda İstanbul sadece Osmanlı değil bütün İslam beldelerinin kültür merkezi konumuna yükselmiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sehi Bey kendisini anlatırken&nbsp;<strong>“Salih, dindar, doğruların ve âlimlerin dostu, şiire ve inşaya âşina, marifet ehline karşı alakadar, adalet ve cömertlikte eşi bulunmaz, hayır sahibi bir padişahtır”</strong>&nbsp;diyerek tavsif etmektedir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Neticede ilim sahibi, takva, adalet ve merhametten ayrılmayan vakarlı ve hilmiyle meşhur bir padişah olduğu için kendisi bihakkın kaynaklarda&nbsp;<strong>“Veli”</strong>&nbsp;lakabı ile anılmıştır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">II. Bayezid Han’ın şiirlerinde görülen en mühim bir vasfı da sevgili Peygamber Efendimize duyduğu büyük muhabbettir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Şaşı olanlar doğruyu eğri görürler!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şiirlerinde&nbsp;<strong>"Adlî"</strong>&nbsp;mahlasını kullanan II. Bayezid Han&nbsp;<strong>“Fi Na’t-i Seyyidi’l-enâm ‘aleyhi’t-tahiyyeti ve’s-selâm”</strong>&nbsp;başlıklı gazelinde Resule duyduğu muhabbeti büyük bir iştiyakla dile getirmiştir. Onun bu gazelinde terennüm ettiği&nbsp;<strong>"Aşk-ı Resûl"</strong>ü anlamaya çalışalım:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Muhammed-i ‘Arabî kim Resûl-i ekmeldür</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Takarrüb ile kamu enbiyâdan efdaldur</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(En mükemmel peygamber olan Muhammed-i Arabi, Allah’a yakınlıkta bütün nebilerin en faziletlisidir.)<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Kalan resûllerün kavmineydi da’veti çün</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Nübüvvetiyle bu ins ü câna mürseldür</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(Onun dışında kalan peygamberlerin çağrısı kendi kavimlerine idi. Bu, nübüvvetiyle bütün insanlara ve cinlere gönderilmiştir.)<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Kim anı medh ide çün medhidür anun levlâk</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Defâtir-i dû cihân midhatinde mücmeldür</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(Onun övgüsü levlâkdir; kim onu övebilir? İki dünyanın defterleri onun övgüsünde eksik kalır.) Bunun delilleri, bizzat Kur’ân’da methedilmesidir. Şairler, onu sanat kudretlerinin bütün imkânları ile övmeye çabalamış, yetersiz kalmışlardır. Onu en iyi biçimde, layık olduğu gibi yine Kur’ân-ı kerimde Cenâb-ı Hak övmüştür.&nbsp;<strong>“Levlake”</strong>&nbsp;kudsi hadisi bu iltifatın zirve noktasıdır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Adû-yı bî-basar ana muhâlif olsa ne tan</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Sahîhi egri görürler şunlar ki ahveldür</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(Kör düşmanları ona muhalif olsa şaşılmaz; zira şaşı olanlar doğruyu eğri görürler.)<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Egerçi hatm idi Yûsuf’da hüsn i’câzı</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Bu hüsn-i hulk ile cümlesinden ecmeldür</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(Her ne kadar güzellik mucizesi Hazreti Yûsuf’ta bittiyse; Hazreti Muhammed, güzel ahlâk ile hepsinden güzeldir.)<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Eyâ mu’în-i beşer rahm kıl fütâdelere</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Şefâ’at âyeti şânunda çünki münzeldür</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(Ey insanlığın yardımcısı! Madem şefaat âyeti senin şanında indirildi o hâlde düşkünlere merhamet et.) Hazreti Muhammed, şefaat hakkına sahip Peygamber’dir. Kullarına merhameti gazabını geçen Yüce Rabbimiz bu hakkı ona tanımıştır. O, bu hakkı mahşerde günahkâr ümmeti, düşkün ümmeti hakkında kullanacaktır. Şair, burada&nbsp;<strong>“üftadeler”</strong>&nbsp;kelimesi içine kendini de dâhil ediyor, çerçeveyi geniş tutuyor. Ey insanların yardımcısı: Beşere yardımcı ol, şefaat et buyuruyor. Gönül enginliği bu olsa gerek…<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>Kapun gedâsı durur ‘Adlî' anı redd itme</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i><strong>K’ana muhabbet-i âlün delil-i a’deldür</strong></i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">(Adlî, senin kapının dilencisidir, onu reddetme, geri çevirme. Onun bu hâline, senin âline, nesline duyduğu sevgi en adil şahittir.) Adlî, padişah da olsa Allah katında aciz bir kul; Hazreti Peygamber’e ümmet olduğunun şuurundadır. O, Hazreti Peygamber’in kapısında dilenen bir geda, bir dilencidir. Dilendiği şey ise şefaattir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Görüldüğü gibi Padişah, içinden geldiği gibi, aşk ile sevdiği Peygamber’ine duyduğu içten, halis sevgiyi dile getiriyor. Çünkü o, onu sevmenin aynı zamanda Allah’ı sevmek demek olduğunu biliyor. Allah’ı sevmek, onun rızasına ulaşmanın en sağlam merdivenidir. Kul, Allahü tealayı ve sevdiklerini severse Allahü teala da onu sever. İşte o zaman bütün müşküller, problemler hallolur. Bayram, o zaman hakiki bayram olur…<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Peki şanlı Peygamber Efendimizin hadis-i şeriflerini, mucizelerini ve şefaatini yok sayanlar mı bu Osmanlı padişahlarını anlayacaklardır!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İşte onlardaki Osmanlı düşmanlığının sebebini buradan anlamalıdır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 12:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/06/islamoglunun-iftiralari-1781430917.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Camide maç keyfi öyle mi?</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/camide-mac-keyfi-oyle-mi-1240</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/camide-mac-keyfi-oyle-mi-1240</guid>
                <description><![CDATA[Yaklaşık iki sene kadar önce idi. Camilerin mihrap taraflarına büyük ekran TV’ler konulmaya başlamıştı. Sosyal medyada bu durumu eleştirmiş ve mahzurlarını dile getirmiştim. O zaman DİB Başkanı olan Ali Erbaş Bey arayarak eğitim konularında kullanılacağını ve bunun ne mahzuru olabileceğini söylemişti.
Ben de birincisi kıble yönünde olmasının mahzurlarına değinerek insanın namazda kendisini görmesinden tutarak yarınlarda kolaylıkla farklı noktalara da çekileceğinden bahsetmiştim.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:hsl(0,75%,60%);"><strong>Prof.Dr. Ahmet Şimşirgil</strong></span></p><h1 style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="font-weight:normal;mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Yaklaşık iki sene kadar önce idi. Camilerin mihrap taraflarına büyük ekran TV’ler konulmaya başlamıştı. Sosyal medyada bu durumu eleştirmiş ve mahzurlarını dile getirmiştim. O zaman DİB Başkanı olan Ali Erbaş Bey arayarak eğitim konularında kullanılacağını ve bunun ne mahzuru olabileceğini söylemişti.<o:p></o:p></span></span></h1><h1 style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="font-weight:normal;mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Ben de birincisi kıble yönünde olmasının mahzurlarına değinerek insanın namazda kendisini görmesinden tutarak yarınlarda kolaylıkla farklı noktalara da çekileceğinden bahsetmiştim.<o:p></o:p></span></span></h1><h1 style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="font-weight:normal;mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Ali Erbaş Bey de hak vermişti. Artık ne gibi tedbirler alındı onu bilmiyorum.<o:p></o:p></span></span></h1><h1 style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="font-weight:normal;mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Fakat geçen gün sosyal medyaya düşen bir haber ne kadar haklı olduğumu gösterdi.<o:p></o:p></span></span></h1><h1 style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="font-weight:normal;mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Sakarya’nın Hendek İlçesi Rasimpaşa Camii’nde gençlere yönelik dev ekranda maç izleme etkinliği ilanları yapılıyordu.<o:p></o:p></span></span></h1><h1 style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="font-weight:normal;mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Afişlerde, “Haydi gençler! Sabah Namazı Rasimpaşa Camii’ndeyiz”!&nbsp;<o:p></o:p></span></span></h1><h1 style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="font-weight:normal;mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">“Sabahın bereketini maç heyecanıyla birleştirelim”.&nbsp;<o:p></o:p></span></span></h1><h1 style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="font-weight:normal;mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">“Namaz, kahvaltı ve Dev ekranlarda Milli Maç Heyecanı bizleri bekliyor” sloganları ile Cami içinde dev ekranlar ve kıbleye karşı gençlerle dolu cami içi fotoğrafı yer alıyordu.<o:p></o:p></span></span></h1><h1 style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="font-weight:normal;mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Son dönemlerde çocukları oyunlarla camiye çekme projesi şimdi gençleri maçlarla camiye çekme projesine dönüşüyordu.<o:p></o:p></span></span></h1><h1 style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="font-weight:normal;mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Çocukları camiye çekme projeleri kısa sürede nikah salonu, palyaço gösterisi ve nice cami adabına uygun düşmeyen sahnelere dönüştü ve toplumun tepkisini çekmeye başladı.<o:p></o:p></span></span></h1><h1 style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="font-weight:normal;mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Şimdi de gençleri camiye çekiyoruz diyerek camileri kahvehaneye çevirecekler, stadyumlarda kahvelerde maç izlerken zaman zaman duyduğumuz galiz küfürleri camilerde işitmeye başlayacaktık.<o:p></o:p></span></span></h1><h1 style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="font-weight:normal;mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Diyanet’i ve Başkan Safi Alpaguş’u etiketleyerek “Camide küfür duymak istemiyorsanız yapmayın bunu, Camileri kahvehaneye çevirmeyin” diye attığım X’e büyük destekler geldi. Sosyal mecralarda büyük tepkiye sebep olan bu uygulama sonunda İlçe Müftüsü Dr. Osman Sağlam’ın müdahalesi ile kaldırıldı.<o:p></o:p></span></span></h1><p style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Hendek İlçe Müftüsü Dr. Osman Sağlam imzasıyla yayımlanan yazılı açıklamada, gençleri camiyle buluşturmak amacıyla planlanan sabah namazı programı, kahvaltı organizasyonu ve Dünya Kupası maçının dev ekrandan izletilmesine yönelik etkinliğin müftülüğün bilgisi ve onayı dışında gündeme geldiği belirtildi.<o:p></o:p></span></span></p><p style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Bu durumda şu suallerin mutlaka cevaplandırılması ve sebebinin araştırılması gerekiyor!<o:p></o:p></span></span></p><p style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Camide maç izleme işini kim tasarlamış veya planlamıştı. Basına yansıdığı kadarıyla cami içerisinde dev ekran kurularak maç izletilmesi fikrinin, Rasimpaşa Camii Derneği Başkanı ve AKP Sakarya Milletvekili Ali İnci tarafından gündeme getirildiği ifade edilmişti. Bir milletvekili bu tür durumlara neden müdahil olur, anlamak mümkün değildir. Her ne kadar Ali İnci konunun cami içinde olmadığını söylese de ilan edilen afişler kendisini yalanlıyordu. Mesele çevir kazı yanmasına dönüşmüş gözüküyordu.<o:p></o:p></span></span></p><p style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Keza geçen Ramazan Bayramı’nda da Manavgat Külliye Camiin’de AK Parti Antalya Milletvekili Dr. Tuba Çokal’ın namazın hemen akabinde mihrap önünde erkeklerin arasında bayramlaştığına şahit olmuştuk.<o:p></o:p></span></span></p><p style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Bütün bunların normal gelişmeler olması mümkün değildir. Camilerle, ibadetlerle, dinimizin temel prensipleri ile oynanmamalıdır.&nbsp;<o:p></o:p></span></span></p><p style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Şayet tepkiler gelmemiş olsaydı camilerde yükselen maç tezahüratlarının nerelere varacağını düşünebiliyor musunuz?<o:p></o:p></span></span></p><p style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Diyanet’in bu konularda yerinde ve zamanında karar almaması ve tepkilere göre davranması ayrıca düşündürücüdür.<o:p></o:p></span></span></p><p style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">İbadet mekanlarının maksadını ve adabını bozma girişimleri sinsice yürütülmektedir. Sihirli cümle de “insanları camiye çekiyoruz”dur. Bunlara verilecek cevap, “beyefendi camiye değil namaza insan çekmelisiniz” olmalıdır. Yoksa camiye erkek veya kadın getirmenin yüzlerce yolu vardır. Camiyi tıka basa da doldurabilirsiniz. Bunları söylemeye dilim varmıyor. O zaman oranın adı başka bir mekân olur.<o:p></o:p></span></span></p><p style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Ali İnci Bey tenkit edenlere karşı caminin diğer müştemilatını göstererek biz burada yapacaktık diyor. Peki orada bilardo ve masa tenisi masalarından şişme oyun parklarına kadar her türlü faaliyetin olduğu görülmektedir. Evet bunlar zaten vardır. Belli ki film de izleniyor, maç da izlenebilir.<o:p></o:p></span></span></p><p style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Açıklamada müftülük iptal etmiştir denildiğine göre gösterdiğiniz yerin olması mümkün değildir. Müftülüğün bu müştemilat salonlarındaki her faaliyeti onayladığı anlamını çıkarmıyorum. Zira bunlarda da dinimize uygun gelmeyen pek çok oyunun oynandığı anlaşılmaktadır. Zaten faaliyetin, gençlerin cami ortamıyla daha fazla bağ kurmasını sağlamak amacıyla sosyal ve manevi içerikli bir buluşma olarak tasarlandığı belirtilmişti ki bu da cami içerisinde olabilirdi.<o:p></o:p></span></span></p><p style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Dolayısıyla Ali İnci’nin açıklaması tamamen zevahiri kurtarma yönündedir.&nbsp;<o:p></o:p></span></span></p><p style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Neticede din adamları ve bu cami dernekleri görevlileri gençleri camiye değil namaza ve cemaate getirmeye odaklanmalıdır.&nbsp;<o:p></o:p></span></span></p><p style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Camilerimizin maksadı dışında kullanılmasına asla fırsat verilmemelidir. Zira camiler Allahü teâlânın evidir ve ibadet mekanıdır! Burada fıkıh, tefsir, Kur’an-ı kerim dersleri almak da bir ibadettir ve aynı maksadın içerisindedir.&nbsp;<o:p></o:p></span></span></p><p style="margin:0cm;"><span style="color:black;font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14.0pt;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Segoe UI&quot;;">Velhâsıl camiler palyaçoların sahne alacağı bir alan değildir, nikah salonu değildir, sinema salonu değildir, oyun ve gösteri yeri değildir.&nbsp;<o:p></o:p></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 09:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/06/camide-mac-keyfi-oyle-mi-1781073862.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türk milleti köşeye sıkıştırılacak millet değildir</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/turk-milleti-koseye-sikistirilacak-millet-degildir-1235</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/turk-milleti-koseye-sikistirilacak-millet-degildir-1235</guid>
                <description><![CDATA[MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, CHP'de yaşanan yönetim krizine ilişkin sert açıklamalarda bulundu. CHP'nin iki ayrı meşruiyet iddiasıyla karşı karşıya olduğunu savunan Bahçeli, Özgür Özel'e "CHP'nin iç gerilimini sırtlanıp meydanlara taşımaktan, CHP bünyesindeki çatlağı memleket sathına yaymaktan, mevki yarışını demokrasi kahramanlığı gibi servis etmekten vazgeçilmelidir" dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">&nbsp;MHP Genel Başkanı Bahçeli: "Şunu unutmasınlar ki, Türk milleti köşeye sıkıştırılacak millet değildir. Karşısına yedi düvel de dizilse tarih sahnesinden silinecek millet değildir"<br>- "Türkiye terörle mücadelede dağları titreten, adalar meselesinde geri adım atmayan bir ülkedir"<br>- "Biz esareti ayağının altında ezen, zilleti kapısından sokmayan, ihanete nefes aldırmayan, nice devletler kuran, kuşatmaları paramparça edip ayak bastığı her toprağı vatan tutan aziz milletin evlatlarıyız"<br>- "Eğer bir ülke olmazsa başka yolla yaparız diye müzakere masasına gölge düşürüyorsa orada diplomasi değil şantaj vardır"<br><br><br><br>ANKARA (İHA) - MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, CHP'de yaşanan yönetim krizine ilişkin sert açıklamalarda bulundu. CHP'nin iki ayrı meşruiyet iddiasıyla karşı karşıya olduğunu savunan Bahçeli, Özgür Özel'e "CHP'nin iç gerilimini sırtlanıp meydanlara taşımaktan, CHP bünyesindeki çatlağı memleket sathına yaymaktan, mevki yarışını demokrasi kahramanlığı gibi servis etmekten vazgeçilmelidir" dedi.<br>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada CHP'de yaşanan tartışmalar, Orta Doğu'daki gelişmeler ve Terörsüz Türkiye hedefi hakkında değerlendirmelerde bulundu.<br>Orta Doğu'da yaşanan gelişmelerin yalnızca İran ile İsrail arasındaki bir çatışma olarak değerlendirilemeyeceğini söyleyen Bahçeli, bölgede giderek büyüyen bir güvenlik krizinin yaşandığını ifade etti.<br>İsrail'in Gazze ve Lübnan'daki saldırılarını eleştiren Bahçeli, "İsrail'in bölgede uyguladığı saldırgan, hukuk tanımaz ve kan dökmekten çekinmeyen siyaset artık yalnız Filistin'i değil; Lübnan'ı, Suriye'yi, İran'ı, Körfez ülkelerini ve Doğu Akdeniz'i aynı anda tehdit eden bir yangın haritasına dönüşmüştür. Gazze’de bebeklerin, kadınların, yaşlıların, hastaların üzerine bomba yağdıran hasta ve işgalci zihniyet; bugün Lübnan’da da aynı hain yöntemi sürdürmektedir. Beyrut’un semalarında dolaşan savaş uçakları, sadece Lübnan’ın egemenliğine değil, bölgesel barış çağrılarına meydan okumakta; huzur arayış ve arzularına kulak tıkamaktadır. Arz-ı Mevut yalanıyla, vaat edilmiş topraklar masallarıyla meşrulaştırılmak istenen işgalci iştah; milletlerin kaderini Siyonist yayılmacılık saplantılarına göre yeniden biçimlendirme hevesindedir. Lübnan zaten yıllardır siyasi kırılganlıklarla, ekonomik buhranlarla, toplumsal ayrışmalarla ve dış müdahalelerle yıpratılmış bir ülkedir. Böyle bir ülkenin yeniden saldırıların hedefi haline getirilmesi, bölgesel yangının bilinçli biçimde diri tutulduğunu göstermektedir. Diğer yandan Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a dönük askeri ve siyasi baskısı, bölgesel gerilimi söndürmekten ziyade daha da derinleştirmektedir. Bir yanda müzakere denilmekte, diğer yanda tehdit dili yükselmektedir. Bir yanda ateşkesten bahsedilmekte, diğer yanda Hürmüz Boğazı’nda askeri operasyonlar sürdürülmektedir. Bir yanda barış masası kuruluyormuş gibi yapılmakta, diğer yanda savaşın ihtimal hesapları hala canlı tutulmaktadır. Bu nasıl diplomasidir? Eğer bir ülke, ‘olmazsa başka yolla yaparız’ diyerek müzakere masasına bomba gölgesi düşürüyorsa, orada diplomasi değil şantaj vardır" dedi.<br>ABD'nin İran'a yönelik politikalarının da bölgesel gerilimi artırdığını savunan Bahçeli, "Birleşik Devletleri’nin İran hattında kurduğu baskı, İsrail’in bölgesel kaosu derinleştiren saldırgan siyaseti, Suriye ve Irak sahasındaki kırılganlıklar, Doğu Akdeniz’deki askeri hareketlilik ve Hürmüz’den Lübnan’a kadar uzanan gerilim kuşağı, Türkiye’nin iç cephesine dönük sabotaj ihtimallerini de artırmaktadır" ifadelerini kullandı.<br>Bahçeli, bölgede yaşanan gelişmeler karşısında Türkiye'nin iç cephesinin güçlü tutulmasının önemine dikkat çekerek Terörsüz Türkiye hedefinin stratejik bir zorunluluk olduğunu söyledi.<br>"Terörsüz Türkiye, bölgesel fırtınalar karşısında milli varlığımızın zırhıdır" diyen Bahçeli, " Terörsüz Türkiye hedefini korumak, ihanet şebekelerinin hesabını bozmanın gereğidir. Biz Terörsüz Türkiye derken; içeride huzuru, dışarıda caydırıcılığı, sınırlarımızda emniyeti, bölgemizde istikrarı ve milletimizin birliğini aynı anda savunuyoruz. Dışarıda kaos girdabı kol gezerken, savaş borazanları kulakları sağır ederken, ülkemiz jeopolitik depremlere sürüklenmek istenirken surda gedik açtırmayacağız. İşte Terörsüz Türkiye hedefi bu büyük tablonun merkezindedir. İşte bu yüzden Terörsüz Türkiye diyoruz. İşte bu yüzden iç cepheyi sağlam tutmak zorundayız. İşte bu yüzden kardeşlik hukukunu tahkim etmeyi, yalnızca iyi niyetli bir temenni olarak değil; doğrudan doğruya milli güvenlik meselesi biçiminde ele alıyoruz" şeklinde konuştu.<br>Cumhur İttifakı'nın Terörsüz Türkiye hedefi konusunda haklı çıktığını savunan Bahçeli, şu ifadeleri kullandı:<br>"Terörsüz Türkiye hedefimizi çarpıttılar. Türk milliyetçiliğinin son kalesi olan Milliyetçi Hareket Partisi’nin adını karanlık senaryolarla yan yana getirme garabetine düştüler. Türk ve Türkiye Yüzyılı yürüyüşümüze sırt döndüler. Şimdi sormak hakkımızdır: Anlaşıldı mı neden milli beka dedik? İdrak edildi mi neden Terörsüz Türkiye diye ısrar ettik? Bu hedef; Türkiye’nin yabancı tufanlar karşısında savrulmaması, bölgesel çalkantıların arasında sıkıştırılmaması, emperyalist ve Siyonist maşaların yarattığı krizlerle oyalanmaması için tarihi bir zarurettir. Bu nedenle Terörsüz Türkiye hedefi kararlılıkla sürdürülecektir. Dün alay edenler bugün mahcup olmalıdır. Dün "beka" sözüne burun kıvırıp dillerine alayla sakız edenler bugün aynaya bakmalıdır. Dün Terörsüz Türkiye hedefini çarpıtanlar bugün oldukları yerden utanmalı, Cumhur İttifakı ekseninde kurulan milli cephenin karşısında durdukları için hicap duymalıdır" dedi.<br>"Yerelde başlayan bu çözülme, dönüp dolaşıp CHP Genel Merkezi’nin çatısına çökmüştür"<br>Konuşmasının son bölümünde CHP'de yaşanan tartışmalara değinen Bahçeli, partinin ciddi bir yönetim kriziyle karşı karşıya olduğunu savundu.<br>CHP'li belediyeler hakkında ortaya atılan iddiaları hatırlatan Bahçeli, "CHP'li belediyeler etrafında uzun süredir biriken şaibe süreçleri; rüşvet, görevi kötüye kullanma, yolsuzluk ve kamu gücünün menfaat ilişkilerine alet edildiği yönündeki peş peşe patlayan vakalar hepimizin malumudur. Vatandaşa hizmet makamı olması gereken belediyelerin CHP çatısı altında rant iddialarıyla, yönetim zafiyetleriyle ve kamu emanetini taşıyamama garabetiyle anılır hale gelmesi başlı başına ibretlik bir tablodur. Bugün görüyoruz ki yerelde başlayan bu çözülme, dönüp dolaşıp CHP Genel Merkezi’nin çatısına çökmüştür" dedi.<br>Bahçeli, CHP'de iki farklı meşruiyet anlayışının ortaya çıktığını savunarak, "CHP'de bugün iki ayrı yön, iki ayrı dil, iki ayrı merkez, iki ayrı meşruiyet iddiası; muhalefetin gidişatı bakımından kaygı verici bir gerçek olarak karşımızdadır" dedi.<br>CHP Grup Başkanı Özgür Özel'e de çağrıda bulunan Bahçeli, parti içi tartışmaların meydanlara taşınmaması gerektiğini söyledi.<br>"Bu noktada CHP'ye ve Sayın Özgür Özel'e düşen; ateşe körükle gitmek değil, aklıselimle hareket etmektir" diyen Bahçeli, "CHP'nin iç gerilimini sırtlanıp meydanlara taşımaktan, CHP bünyesindeki çatlağı memleket sathına yaymaktan, mevki yarışını demokrasi kahramanlığı gibi servis etmekten vazgeçilmelidir. Genel merkezdeki çift başlılık, teşkilatlara sirayet eden huzursuzluk ve TBMM koridorlarına taşan buhran ayan beyan ortadadır. Kaynayan kazanı kapakla bastırmaya çalışmak akıl karı değildir. Hararet yapan bir aracın gazına basarcasına CHP’yi daha büyük bir savruluşa sürüklemekten yüz çevrilmelidir. Motoru yakmadan, direksiyonu kilitlemeden, yoldan büsbütün çıkmadan bu gidişata bir an evvel nizam verilmelidir" ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 13:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/06/turk-milleti-koseye-sikistirilacak-millet-degildir-1780999578.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>1913 yılında ezanın, Kur’anın Türkçe olmasını teklif eden mason: Ziya Gökalp</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/1913-yilinda-ezanin-kuranin-turkce-olmasini-teklif-eden-mason-ziya-gokalp-1233</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/1913-yilinda-ezanin-kuranin-turkce-olmasini-teklif-eden-mason-ziya-gokalp-1233</guid>
                <description><![CDATA[Batılı İslam karşıtı güçler asırlar süren kanlı ve acı tecrübelerden sonra, güç kullanarak İslam’a bir zarar veremeyeceklerini, hatta bunun Müslümanları birbirilerine kenetlediğini gördüler. Bunun için İslam’ı yok etmede yeni bir yol bulmaları gerekli olduğuna karar verdiler. Yaptıkları araştırmalar sonucunda İslam’ı ayakta tutmada, nesilden nesile ulaştırmada en büyük etkenin mezhepler ve fıkıh alimleri olduğunu tespit ettiler.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Batılı İslam karşıtı güçler asırlar süren kanlı ve acı tecrübelerden sonra, güç kullanarak İslam’a bir zarar veremeyeceklerini, hatta bunun Müslümanları birbirilerine kenetlediğini gördüler. Bunun için İslam’ı yok etmede yeni bir yol bulmaları gerekli olduğuna karar verdiler. Yaptıkları araştırmalar sonucunda İslam’ı ayakta tutmada, nesilden nesile ulaştırmada en büyük etkenin mezhepler ve fıkıh alimleri olduğunu tespit ettiler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İslam ile yeni mücadelelerinde bunu esas aldılar. Mezhepler ve fıkıh alimleri, fıkıh kitapları, ilmihal kitapları halkın gözünden sinsice düşürülecek; Müslümanlar meale ve hadis kitaplarına yönlendirilecekti. Fıkıh bilgilerinin yerini örf ve âdet alacaktı. Din sosyal alandan hissettirmeden çekilecekti.&nbsp;&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Buna çeşitli maksatlarla Avrupa’ya gönderilen sözde aydın gençlerden başladılar. Daha sonraları İslam’ı temsil eden Osmanlıyı yıkmak için kurdukları İttihat ve Terakki mensubu kimselere bu hastalığı bulaştırdılar. Bundan dolayıdır ki, İttihatçıların hiç gündemden düşürmedikleri konuların başında hep dinde reform olmuştur. İttihatçıların fikir babası olup Osmanlının yıkılmasında önemli rolü olan mason&nbsp;<strong>Ziya Gökalp</strong>&nbsp;daha 1913 yılında, ezanın, Kur’anın, hutbenin kısaca bütün ibedetlerin Türkçeleştirilmesini teklif etmişti. Fıkhın yerine aklı ve felsefeyi koymayı savunuyordu. Nitekim “Din ve ilim” isimli şiirinde, “Fakihlerin klavuzu nakliyat/ Dini zorla sürüklerler bu yola/ Hikmet der ki, “Bana rehber akliyat/ O halde siz sağa gidin ben sola!” diyerek dinin esası olan nakil ile yani dinin kaynağı olan dört kayanakla alay etmiştir. Rehber olarak vahyi değil alklı tavsiye etmiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yine Gökalp, “<strong>Müminler mâruf olan şeyleri emreder</strong>” âyet-i kerimesindeki mâruf kelimesine, örf, âdet diyerek, İslamiyet’i âdeta, modaya göre değiştirmeye kalkıştı. Halbuki, âyet-i kerimedeki (Mâruf) kelimesi, (İslâmiyetin kabûl ettiği iyilikler) demektir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Fıkhı yok etme çalışmaları daha sonraları da devam etmiştir. Osmanlıların son dönem din adamlarından olan&nbsp;<strong>Şemsettin Gülaltay,</strong>&nbsp;ilk ilahiyat fakültesi açıldığında fıkıh dersini özellikle koydurmadığını söyler.&nbsp;<strong>Falih Rıfkı Atay</strong>, fıkıh dersinin özellikle niçin konulmadığını Şemsettin Gülaytay’dan şöyle nakleder: “Fıkıh dersi koymadım, çünkü fıkhın temeli olan Kur’anın muamelat âyetleridir. Bu ayetlerin hepsi de artık mensuhtur, geçerliliği kalmamıştır.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1949 yılında halkın yoğun baskısı sonucunda açılan imam hatip okulları ve Ankara İlahiyat fakültesinin ders müfredatına normalde konulması gereken Kelam, Fıkıh, Fıkıh usülü, …ve Arapça gibi dersler konulmayıp; sosyoloji, psikoloji, felsefe, mantık, sanat tarihi ve İslam felsefesi gibi dini bir eğitimle tamamen ilgisiz dersler konulmuştur. Bütün bunlarda, dinin temeli olan fıkıhtan halkı uzaklaştırma gayretleri olduğu açıkca görülmektedir. Çünkü onlarda biliyorlar ki, fıkıh ilmi dimdik ayakta kaldığı müddetçe dine zarar vermeleri, yıkmaları mümkün değil!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Daha sonraki yıllarda bu okullara bu dersler konuldu, fakat bu defa da, ders veren hocalar kendilerini İmam-ı a’zam hazretlerinin yerine koydular, mezhepleri ve ictihadları küçümsediler. Talebelere de, her biriniz birer İmam-ı azam olacaksınız diyerek, gençleri fıkıhtan uzaklaştırarak doğrudan ayetlerden ve hadislerden hüküm çıkartmaya, ictihad etmeye yönlendirdiler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1950’li yıllarda dini okulların çoğalması üzerini masonlar zamanın Cumhurreisine çıktılar. Seni bunun için mi buraya getirdik, diye sitem ettiklerinde Cumhurreisi, “Bu okullar dini hizmet için açılmıyor, dini mihraptan yıkmak için açılıyor” diyerek gerçek maksadı açıklamıştı. Televizyonlarda boy gösteren malum ilahiyat proflarını görünce hedefe varmada hayli mesafe aldıkları görülmektedir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bunların bu hedeflerine mani olmanın yolu, fıkhı öğrenip öğretmekten geçer. Fıkh bilgisi okumak, geceleri nâfile namaz kılmaktan daha sevaptır. Âlimlerden okumak da, yalnız okumaktan daha sevaptır. Şu hadis-i şerifler, fıkhın önemini, şerefini göstermeye kâfîdir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Herşeyin dayandığı bir direk vardır. Dînin temel direği, fıkh bilgisidir.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Şeytana karşı bir fakîh, bin âbidden [çok ibâdet yapandan] daha kuvvetlidir.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 10:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/06/1913-yilinda-ezanin-kuranin-turkce-olmasini-teklif-eden-mason-ziya-gokalp-1780944438.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İntihar değil cinayet</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/intihar-degil-cinayet-1219</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/intihar-degil-cinayet-1219</guid>
                <description><![CDATA[150 sene önce Sultan Abdülaziz Han bir kısım paşalar tarafından haince bir tertiple tahtından alaşağı edilmiş ve akabinde de hunharca katledilmişti.
İşin başında Serasker Hüseyin Avni Paşa liderliğinde Sadrazam Mütercim Rüştü Paşa, Mithat Paşa ve Şeyhülislam Hasan Hayrullah bulunuyordu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="color:hsl(0, 75%, 60%);"><strong>Prof.Dr.Ahmet Şimşirgil- Türkiye Gazetesi</strong></span></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/sultana-darbe-devlete-ihanet-1794951" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file">https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/sultana-darbe-devlete-ihanet-1794951</a></p><p class="MsoNormal">150 sene önce Sultan Abdülaziz Han bir kısım paşalar tarafından haince bir tertiple tahtından alaşağı edilmiş ve akabinde de hunharca katledilmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İşin başında Serasker Hüseyin Avni Paşa liderliğinde Sadrazam Mütercim Rüştü Paşa, Mithat Paşa ve Şeyhülislam Hasan Hayrullah bulunuyordu. Darbeci paşalar önce fetva emini Kara Halil Efendi’den padişahın tahttan indirilmesi için fetva aldılar. Fetvanın alınması üzerine 30 Mayıs 1876 günü Hüseyin Avni Paşa’nın yalısında toplanan ihtilâlciler, harekete geçtiler. Sabahın erken saatlerinde Harp Okulu Komutanı Süleyman Paşa, Harbiye öğrencilerine Abdülaziz Han’a suikast yapılacağını, bunu önlemek için Dolmabahçe Sarayı’nın çepeçevre sarılacağını, bu şerefli görevin kendilerine düştüğünü söyledi. Süleyman Paşa, bu korkunç yalanla kandırdığı silahlı üç yüz talebeyi alıp Dolmabahçe Sarayı’nı karadan muhasara ettirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Donanma Kumandanı Arif Paşa da aynı şeyleri kaptanlara söyleyerek, Sultan’ın eseri olan ve üzerine titrediği zırhlıları, Dolmabahçe önüne demirledi. Süleyman Paşa, Veliaht Murad Efendi’yi alıp, dışarıda arabada bekleyen Hüseyin Avni Paşa’nın yanına getirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ardından harem dairesi önüne gelerek Darüssaade Ağası ile görüşmek istediğini söyledi. Darüssaade Ağası Cevher Ağa yanına geldiğinde;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Ağa efendimiz! Millet, Sultan Abdülaziz Han’ın fiil ve hareketlerinden memnun değildir. Millet kendilerini hâl’ etti. Şahs-ı hümâyûnlarına karşı bir garaz ve suikastımız yoktur. Milletin selâmeti için, kendilerini Topkapı Sarayı'na götürmeye memurum. Lütfen kendilerine derhâl bildiriniz ve hazırlayınız. Ben burada bekliyorum”</strong>&nbsp;dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Abdülaziz Han uyandırıldığında cülûs topları atılmaya başlanmıştı. Halife darbecileri anlamış ise de iş işten geçmişti. Artık yapılacak bir şey kalmamıştı. Annesi Pertevniyâl Sultan’a&nbsp;<strong>"Anne, ben bu felâketi otuz kırk defa rüyamda gördüm. Cenâb-ı Hakk’ın takdiri böyle imiş”</strong>&nbsp;dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Böylece sarayından çıkarılan Sultan Abdülaziz, aile efradıyla birlikte, kayıklarla, sağanak hâlindeki yağmur altında Topkapı Sarayı'na getirildi. Şahsi serveti, hanımlarının kulaklarındaki küpelere kadar, ihtilâlciler tarafından yağmalandı. Burada Sultan'a III. Selim Han'ın odası ayrılmıştı. Bu duruma çok üzülen Abdülaziz Han;&nbsp;<strong>“Aman! Beni Sultan Selim gibi öldürecekler, düşmanlarım öç alacaklar. Kötülüğümü isteyenler varsa da sevenlerim dahi vardır. Bu durumda kalırsam ortalık birbirine girer. Sonunda beni yok ederler”</strong>&nbsp;dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Abdülaziz Han, üç gün kuru tahta üstünde aç, susuz bırakıldı. Islak elbiselerini değiştirmesine dahi izin verilmedi. Daha sonra kendisi için hazırlanan odaya geçince, Sultan Murad’a bir mektup yazarak Fer’iye Sarayı’na nakledilmesini istedi. Bu arzusu üzerine, 1 Haziran 1876 günü Fer’iye Sarayı’na nakledildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Şehid ettiler!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Oysa Padişahı Fer’iye Sarayı'na naklettiren Hüseyin Avni Paşa şeytani planlarını çoktan tatbik sahasına koymuş bulunuyordu. Padişah daha Fer’iye Sarayı'na gider gitmez görevlileri değiştirdi. Pehlivanlardan Cezayirli Mustafa, Yozgatlı Mustafa ve Boyabatlı Hacı Mehmed’i Fer’iye Sarayı’nda bahçıvanlıkla görevlendirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Pehlivanlar, Saray Muhafız Tabur Komutanı yanlarında olduğu hâlde; 4 Haziran 1876 sabahı, Sultan’ın odasına girdiler. Abdülaziz Han bu sırada Kur’ân-ı kerim okuyordu. Aralarında şiddetli bir boğuşma yaşandı. Güçlü, kuvvetli ve pehlivan yapılı Abdülaziz Han şiddetle karşı koydu ise de üç pehlivan karşısında yapabileceği fazla bir şey yoktu. Sultan’ın bileklerini kesen zorbalar, gizlice işlerinin başına döndüler...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bir müddet sonra ve gürültüler üzerine oraya gelen Valide Sultan, oğlunun kanlar içinde yattığını görüp, ağlamaya başlayınca, saray halkı Sultan’ın odasına toplandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Devlet ricalinden, olay yerine ilk önce, Kuzguncuk’taki yalısında bulunan Hüseyin Avni Paşa geldi. Daha ölmemiş olan Sultan, Hüseyin Avni’nin emri ile saray karakolunun kahve ocağına götürülüp ot bir sedire yatırıldı. Can çekişen Abdülaziz Han’ı tedavi için hiçbir hareket yapılmadı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hüseyin Avni, Midhat ve Rüşdü Paşa’nın gözleri önünde vefat eden Sultan’ın üzerine eski bir perde örtüldü ve doktor çağrıldı. Doktorlar, Sultan’ın vücudunu muayene etmek istediklerinde, Hüseyin Avni Paşa;&nbsp;<i>“Bu Ahmed, Mehmed Ağa’nın cenazesi değildir”</i>&nbsp;diyerek engelledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Karakolda hazır bulunan ihtilâlci paşalar, Padişah’ın bıyık makası ile iki bileğini keserek intihar ettiğini bildiren bir rapor hazırlatarak imza etmelerini istediler. Bunun üzerine hekimler, bileklerdeki yaralardan başka bir yere bakamadılar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Raporu imza etmek istemeyen iki doktor, Hüseyin Avni Paşa tarafından ağır şekilde cezalandırıldılar. Bunlardan biri, Trablusgarb’a sürülürken Mâbeyn-i Hümâyûn hekimlerinden olan askerî doktor Ömer Bey ise, Serasker tarafından&nbsp;<i>“Edepsizlik etme”</i>, denilerek azarlanmış ve hemen oracıkta apoletleri sökülerek askerlikten ihraç olunmuştur. Diğer doktorlar raporları okumadan imza etmek durumunda kalmışlardı...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ertesi gün yayınlanan hükûmet tebliğinde;&nbsp;<i>“Sultan Abdülaziz, sakalını düzeltmek için istediği küçük makas ile bilek damarlarını keserek intihar etmiş ve serasker Avni Paşa, cesedi karakola naklettirmiştir”</i>&nbsp;diye bir açıklamada bulundular...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Abdülaziz Han’ın teçhiz ve tekfini ile uğraşan imamlar padişahın iki dişinin kırık, sakalının sol tarafının yolunmuş olduğunu, sol memesinin altında büyük bir çürük bulunduğunu beyan etmişlerdir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bütün bu hadiseler değerlendirildiğinde Sultan Abdülaziz Han’ın adice bir tertiple şehit edildiği anlaşılıyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Günümüzün gençleri 150 sene önce Osmanlı Devleti’nin 12 milyon kilometrekare yüzölçümü ve 64 milyon nüfusu ile dünyanın üçüncü büyük devleti olduğunu bilmezler. Bu devrede istiklal sahibi devlet sayısı elli sekiz idi. Osmanlı Devleti nüfuz bakımından Rusya ve İngiltere’den sonra üçüncü büyük güce sahipti. Nüfus bakımından ise Çin, İngiltere ve Rusya’dan sonra dördüncü devlet idi. O dönemde Rusya’dan başka Osmanlı Devleti’ni teke tek yenebilecek ikinci bir devlet bulunmuyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Nesillerin ibret alması için yazıyorum!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Abdülaziz Han’ın intihar ettiğini iddia edenler acaba validesine yapılanlardan bir nebze olsun haberdar olmuşlar mıydı? Bilinmez. Şayet haberdar oldularsa onun validesine reva görülen muameleyi yaptıranların sonsuz bir kin duydukları padişaha da neler yapabileceklerini mukayese etmeliydiler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Abdülaziz Han’ın hal’inden sonra Pertevniyâl Valide Sultan, Topkapı Sarayı’na götürülüp bir odaya hapsedilmişti. İki harem ağası, Hüseyin Avni Paşa’nın baskısı ile Pertevniyâl Sultan’ı, mevcut bulunmayan gizli hazinesinin yerini söyletmek için, uzun süre tazyik ettiler. İsmet Ağa, Pertevniyal Vâlide Sultan’a;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>“Sizin hakkınızda, 'mutlaka Vâlide Sultan’ı öldür, öldürmeden dönme!' emrini aldım. Hazinenizin yerini söylerseniz öldürmem”</i>, şeklinde sözler söylüyordu. O ise;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Ne hazinem ne malım vardır, yaşmaksız, feracesiz Topkapı Sarayı’na sürüldüğümü bilmiyor musunuz?”</strong>&nbsp;cevabını alınca;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>“Madem söylemiyorsunuz, mutlaka kendi kendinizi öldürünüz, ben sizi öldürmeyeceğim ama ölünüzü görmeden de saraya dönemem”</i>, diyerek baskı yaptı. Pertevniyâl Sultan;&nbsp;<strong>“Hayır, ben Müslüman’ım, kendi kendimi öldürmem, sen öldür de bu iş bitsin!”</strong>&nbsp;cevabını verdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Pertevniyâl Valide Sultana bu manevi işkence oğlunun şehid olduğu günden itibaren tam seksen sekiz gün devam etti. Üç ay sonra Sultan ll. Abdülhamid tahta çıktı. Şevkefzâ Sultan, vâlidelik tahtından indi. Pertevniyâl Sultan serbest kaldı. O zaman Abdülhamid Han’a şu dikkate değer mektubu yazmıştı:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Sultan Murad’ın kemâl-i lutf-i kereminden olarak(!) fermân-ı şahaneleriyle beni Topkapı Sarayı’na sürdükleri vakit, ihsan ve mürüvvetlerinden(!) üzerimde bulunan ve yanımda olan eşya ne ise, siz arslanıma gönderiyorum. Bir padişah validesinin ne hâle düştüğünü ileriki nesillerin görmesi için bu eşyanın (müzede) hatıra olarak saklanmasını istiyorum. Üç padişah (zevci II. Mahmud, üvey oğlu Abdülmecid Han ve oğlu Sultan Aziz) sayesinde nail olduğum büyük servetin mühim kısmını cami, mektep kütüphane, çeşme, türbe gibi hayır eserlerine, yardım isteyen muhtaçlara harcadım. Gerisi, Sultan Abdülaziz arslanımın tahttan indirildiği gün Dolmabahçe Sarayı yağma edilirken alındı. Birkaç parça, oğlumun şehid edildiği gün kulaklarımdan ve parmaklarımdan koparılıp odamdan çalındı. Şimdi bütün eşyamı da gönderiyorum, on üç parçadır. Ancak incili tespihin bir değeri vardır. Dünya malından arınarak Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna çıkacağım için bahtiyarım. Yolladığım beyaz Hint keteninden entari, göreceğiniz gibi kızıla boyanmıştır. Bu boya, amcanız Sultan Abdülaziz’in mübarek ve mukaddes kanıdır. Bu entari üzerimde olduğu hâlde Topkapı Sarayı'na gönderildim ve 33 gün bu entariyi sırtımdan çıkarıp değiştirme imkânım olmadı. Hayatımda kimse hakkında kötü niyet eseri göstermedim. Bu eşyamı görenler Allah aşkına benden ibret alıp, Fatiha okumak mürüvvet ve merhametinde bulunsunlar! Başıma gelenleri bilmeyen kalmamıştır. Kanımı deryalara akıttılar. Hüküm, Allah’ındır... Pertevniyâl”</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Evet bir tarafta bütün mal varlığını milletine adayan bir Hanım Sultan diğer tarafta ise bir kadıncağızın küpesine, kolyesine kadar yağmalamak için yarışan gözü dönmüş haydut bir kadro!..<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bunlar mı devleti düşünecek ve ayakta tutacaktı. Bunlar ancak İngiliz’in, Rus’un, Fransız’ın maşası olmaya namzet ve üç kuruşa devletine ihanete hazır adamlardı...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 12:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/06/intihar-degil-cinayet-1780823134.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeteri kadar kaliteli kanun çıkaramıyoruz</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/yeteri-kadar-kaliteli-kanun-cikaramiyoruz-1211</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/yeteri-kadar-kaliteli-kanun-cikaramiyoruz-1211</guid>
                <description><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi ve eski TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Türkiye'de adalet, hak, hukuk ve hakkına razı olma gibi kavramların ikinci planda kaldığına, fırsatçılığın öne çıktığına vurgu yaparak, "Yeteri kadar kaliteli kanun çıkaramıyoruz. 600-700 kelimeyle ana dilini konuşan bir toplumda mükemmel kanun yapmak mümkün olmaz" dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Çiçek: "Yeteri kadar kaliteli kanun çıkaramıyoruz"<br>Adana'da 'Güncel Gelişmeler Işığında İş Hukukuna İlişkin Uygulama Sorunları ve Çözüm Önerileri Sempozyumu' düzenlendi<br>Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi ve eski TBMM Başkanı Cemil Çiçek:<br>"600-700 kelimeyle ana dilini konuşan bir toplumda mükemmel kanun yapmak mümkün olmaz"<br>"Fırsatçılık öne çıkıyor"<br><br><br>Umutcan İşledici - Serkan Çetinkaya - Tufan Bayram<br>ADANA (İHA) - Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi ve eski TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Türkiye'de adalet, hak, hukuk ve hakkına razı olma gibi kavramların ikinci planda kaldığına, fırsatçılığın öne çıktığına vurgu yaparak, "Yeteri kadar kaliteli kanun çıkaramıyoruz. 600-700 kelimeyle ana dilini konuşan bir toplumda mükemmel kanun yapmak mümkün olmaz" dedi.<br>Yargıtay Başkanlığı, üniversiteler, Adana Barosu ve Adana Sanayi Odası iş birliğiyle 'Güncel Gelişmeler Işığında İş Hukukuna İlişkin Uygulama Sorunları ve Çözüm Önerileri Sempozyumu' düzenlendi.<br>Adana Ticaret Odası toplantı salonunda düzenlenen sempozyumda 'Bireysel İş Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk ve Tahkim', 'İş Hukuku Boyutuyla Yeni Nesil Çalışma Türleri', 'İş Sözleşmesinin Sona Ermesi', 'Kıdem Tazminatı', 'Anayasa Mahkemesinin İş Hukukuna İlişkin Bireysel Başvuru Kararları' gibi konular anlatılacak.<br><br>"Fırsatçılık öne çıkıyor"<br>Açılışta konuşan Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi ve eski TBMM Başkanı Cemil Çiçek, yasa çıkartılarak toplumların düzelmediğine vurgu yaparak, "Yasa çıkartılarak toplum düzelse dünyada hiçbir geri toplum kalmaz. En iyi uygulama yapılan ülkenin yasası alınır genelde de öyle oluyor ama buna rağmen istenilen sonuç hasıl olmuyor. Değerli başsavcımızın söylediği bir şey var. Bu toplumda adalet, hak, hukuk ve hakkına razı olmak ikinci planda kaldı. Fırsatçılık öne çıkıyor. Fırsatçılığın öne çıktığı bir konumda kanunlar da, yargı kararları da çabuk aşınıyor ve aşındırılıyor. Oturup toplumsal ahlak ve iş ahlakı açısından bakmak lazım" dedi.<br><br>"600-700 kelimeyle konuşan bir toplumda mükemmel kanun yapmak mümkün olmaz"<br>Türkiye'nin yeteri kadar kaliteli kanun çıkaramadığına da değinen Çiçek, daha sonra şunları söyledi:<br>"Son günlerde siyasetinde gündeminde olan iş barış. İş barışı tesis edilmeden iç barışı temin etmek o kadar kolay olmuyor. Önemli bir konuyu konuşmuş oluyoruz. Uygulamadaki bir kısım sıkıntılar değişik sebeplerdendir. Yeteri kadar kaliteli kanun çıkaramıyoruz. Kanunlar kaliteli değilse uygulamacıların da işi zorlaşıyor. Kanunların sık sık değişmesi elbette toplumun hızlı değişmesinden ama kaliteli kanun yapamadığımızdan, ihtimalleri yeteri kadar kapsayan ifadeleri kanun metninde dercedemediğimizden. Onun da önemli sebeplerinden bir tanesi 600-700 kelimeyle ana dilini konuşan bir toplumda mükemmel kanun yapmak mümkün olmaz. Dolayısıyla oturup çok yönlü olaya bakmak lazım."<br><br>"Tuğla sağlam değilse bina arızalarla karşı karşıya kalıyor"<br>Herkesin yargıyı suçladığına ancak yargının suçunun olmadığına vurgu yapan Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi ve eski TBMM Başkanı Cemil Çiçek, "Bu ülke neden kaliteli kanun yapamıyor ve önüne gelen yargıyı suçluyor. Yargının o kadar günahı yok. Tuğla sağlam değilse, betonun gravitesi yeterli değilse bina ister istemez birtakım arızalarla karşı karşıya kalıyor. Bütün bunlara bakmak lazım. Adliye binaları yapıyoruz, neden yapıyorsunuz diyorlar ama 1-2 yıl geçmeden hepsi doluyor artık adliyelerde numara yetmiyor. Ben görevi bırakırken 10 bin civarında hakim vardı. Şu anda sayı 25 bin oldu. Davalar da her geçen gün artıyor" ifadelerini kullandı.<br><br>"Hukuk yaşayan bir bilim dalıdır"<br>Adana Valisi Mustafa Yavuz ise hukukun her geçen gün yenilendiğini belirterek, "Hukuk yaşayan bir bilim dalıdır. Düne kadar tanımlanmamış pek çok hukuk kavramı bugün hayatımızın içinde etkin bir rol üstlenmektedir. Uzaktan çalışma kavramına alışmaya çalışırken bugün iş verinin gözetim borcunu tartışmak, yapay zeka destekli çalışmaların çalışan haklarına etkilerini araştırmak, kişisel verilerle ilgili düzenlemelerde sınırları belirlemek gibi pek çok yeni kavram ve düzenlemeyle karşı karşıya kalmış durumdayız" dedi.<br><br>"Kısa çalışma ödeneğinin devreye alınmasını bekliyoruz"<br>Adana Sanayi Odası Başkanı Zeki Kıvanç da arabuluculuk ve iş hukuku konularının öneminden bahsederek çalışma hayatındaki güncel sorunlara değindi. Kıvanç, "Son dönemde özellikle emek yoğun sektörlerimiz, başta ham madde ve enerjide meydana gelen artışlar ile diğer maliyetlerden dolayı ihracatta rekabetçiliklerini kaybediyor. Hazır giyim markalarımız rekabet güçlerini korumak ve ayakta kalabilmek için üretimlerini yurtdışına kaydırmaya başladı. Tüm Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ve G20 ülkeleri arasında en katı istihdam piyasası maalesef bizde. İş mevzuatımızdaki katılıklar istihdamın artmasına engel olmakta, işletmelerimizin rekabet gücünü azaltmaktadır. Gelir vergisi basamaklarının çok daraltılmış olması ve prime esas kazanç tavanının çok yüksek olmasından dolayı çalışanlarımızın eline geçen ücretler azalmakta, işletmelerimizin işçilik maliyetleri yükselmekte, rekabet şanslarını düşürmektedir. Firmalarımızın istihdamlarını koruyabilmeleri için, kısa çalışma ödeneğinin tıpkı pandemi döneminde olduğu gibi fazla prosedüre tabi tutulmadan devreye alınmasını bekliyoruz" diye konuştu.<br>Açılış konuşmalarının ardından oturumlar düzenlendi. Sempozyum yarın sona erecek.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 10:13:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/06/yeteri-kadar-kaliteli-kanun-cikaramiyoruz-1780730069.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dünya yavaşlıyor</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/dunya-yavasliyor-1203</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/dunya-yavasliyor-1203</guid>
                <description><![CDATA[Dünyada bir günün 24 saat olduğunu düşünürüz ama hassas ölçümler, gezegenin dönüş hızının çok yavaş da olsa azaldığını gösteriyor. Yeni araştırmaya göre günlerin uzunluğu son 20 yılda, yüzyıl başına yaklaşık 1,33 milisaniyelik hızla artıyor. Değişim kulağa önemsiz geliyor ama saatlerden GPS sistemlerine, navigasyon uygulamalarından uydulara kadar pek çok hassas teknolojiyi etkileyebilir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Dünyada bir günün 24 saat olduğunu düşünürüz ama hassas ölçümler, gezegenin dönüş hızının çok yavaş da olsa azaldığını gösteriyor. Yeni araştırmaya göre günlerin uzunluğu son 20 yılda, yüzyıl başına yaklaşık 1,33 milisaniyelik hızla artıyor. Değişim kulağa önemsiz geliyor ama saatlerden GPS sistemlerine, navigasyon uygulamalarından uydulara kadar pek çok hassas teknolojiyi etkileyebilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bir günün 24 saat sürdüğünü kabul ederiz. Ancak bilim insanları, Dünya’nın dönüş hızının zaman içinde değiştiğini ve günlerin çok küçük ölçekte uzadığını belirtiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu değişim günlük hayatta hissedilecek kadar büyük değil. Fakat milisaniyelik farklar bile, hassas zaman ölçümüne bağlı sistemler için önemli olabilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yeni araştırmaya göre son 20 yılda gün uzunluğu, yüzyıl başına yaklaşık 1,33 milisaniye artacak hızda uzadı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu rakam insan algısı için neredeyse yok hükmünde. Ancak Dünya’nın dönüşünü temel alan bilimsel sistemlerde, çok küçük zaman farkları bile hesaplamaları etkileyebilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Araştırmacılara göre bu yavaşlamanın arkasındaki önemli nedenlerden biri, kutup bölgelerindeki buzların erimesi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Arktik, Grönland ve Antarktika’daki buzlar eridikçe ortaya çıkan su okyanuslara karışıyor. Bu suyun kutuplardan uzaklaşıp daha geniş alanlara yayılması, Dünya’nın kütle dağılımını değiştiriyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dünya’nın dönüş hızı, gezegenin kütlesinin nerede toplandığıyla bağlantılıdır. Kütle dönme ekseninden uzaklaştıkça dönüş yavaşlayabilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bilim insanları bunu buz patencisi örneğiyle anlatıyor. Patenci kollarını vücuduna yaklaştırdığında daha hızlı döner; kollarını açtığında dönüşü yavaşlar. Dünya’da da suyun kutuplardan okyanuslara yayılması benzer bir etki yaratıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Eriyen buz, gezegenin yüzeyinde yeni bir kütle dağılımı oluşturuyor. Kutuplarda katı hâlde bulunan su, okyanuslara yayıldığında Dünya’nın dönme eksenine göre konumu değişiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu da gezegenin dönüş hızında çok küçük ama ölçülebilir bir yavaşlamaya yol açıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gündelik hayatta “bir gün 24 saattir” deriz ama bilimsel olarak bu süre sabit değildir. Dünya’nın dönüşü; Ay’ın çekim etkisi, okyanuslar, atmosfer, yer kabuğu hareketleri ve iklim değişikliği gibi birçok faktörden etkilenir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu yüzden gün uzunluğu, çok hassas ölçümlerle takip edildiğinde küçük dalgalanmalar gösterir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu değişim, yarın sabah saatlerimizin şaşacağı anlamına gelmiyor. Günlerin 24 saatten belirgin şekilde uzun hâle gelmesi milyonlarca yıl alacak bir süreç. Bu değişim, yarın sabah saatlerimizin şaşacağı anlamına gelmiyor. Günlerin 24 saatten belirgin şekilde uzun hâle gelmesi milyonlarca yıl alacak bir süreç. Ancak bilim insanları açısından önemli olan, bu yavaşlamanın son derece hassas şekilde ölçülebiliyor olması ve iklim değişikliğiyle bağlantısının giderek daha görünür hâle gelmesi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Araştırmacılara göre Dünya’nın dönüşündeki bu yavaşlama, son 3,6 milyon yılda benzeri görülmemiş bir hızda gerçekleşiyor olabilir.&nbsp;Araştırmacılara göre Dünya’nın dönüşündeki bu yavaşlama, son 3,6 milyon yılda benzeri görülmemiş bir hızda gerçekleşiyor olabilir.&nbsp;Bu ifade, değişimin insanlar tarafından hissedilecek kadar büyük olduğu anlamına gelmiyor. Fakat gezegen ölçeğinde bakıldığında, iklim değişikliğinin Dünya’nın fiziksel davranışını bile etkilediğini gösteriyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dünya’nın bugünkü dönüşü uydular ve hassas ölçüm teknikleriyle hesaplanabiliyor. Ancak milyonlarca yıl önceki gün uzunluğunu anlamak için farklı yöntemler gerekiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Araştırmacılar, eski deniz canlılarının fosillerindeki kimyasal izleri inceledi. Bu izler, geçmişteki deniz seviyeleri ve dolaylı olarak Dünya’nın dönüşündeki değişimler hakkında bilgi verebiliyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Antik deniz tabanı organizmaları, kabuklarını deniz suyundaki kimyasallarla oluşturuyordu. Bu kabuklarda kalan kimyasal parmak izleri, geçmiş okyanus koşullarını anlamaya yardımcı oluyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Deniz seviyesindeki değişimler ise buzulların durumu ve Dünya’nın kütle dağılımıyla bağlantılı. Bilim insanları bu verilerden yola çıkarak geçmişte günlerin ne kadar sürdüğünü hesaplayabiliyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Milisaniyelik farklar günlük yaşamda fark edilmese de GPS ve navigasyon sistemleri için kritik olabilir. Bu sistemler, konum hesaplamak için son derece hassas zaman bilgisine ihtiyaç duyar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dünya’nın dönüşündeki küçük sapmalar doğru hesaba katılmazsa, konum ve yön bulma sistemlerinde hata payı artabilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Uyduların yörüngeleri, haberleşme sistemleri ve Dünya gözlem verileri hassas hesaplamalara dayanır. Dünya’nın dönüş hızındaki küçük değişimler, bu hesaplamalarda dikkate alınmak zorundadır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu nedenle bilim insanları, gezegenin dönüşündeki milisaniyelik değişimleri bile yakından izliyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Modern dünyada zaman ölçümü yalnızca kol saatlerinden ibaret değil. Finans sistemleri, internet altyapısı, havacılık, uzay görevleri ve elektrik şebekeleri hassas zaman senkronizasyonuna ihtiyaç duyar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dünya’nın dönüşüyle atomik zaman arasındaki fark büyüdüğünde, bu sistemlerin uyumlu çalışması için bilimsel düzeltmeler gerekebilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Araştırmacılara göre Dünya’nın dönüşündeki yavaşlamayı tamamen geri çevirmek bugünkü koşullarda mümkün görünmüyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İklim değişikliği devam ettikçe buz kaybı ve deniz seviyesindeki yükselme, gün uzunluğu üzerindeki etkiyi artırabilir. Ancak bu eğilimi yavaşlatmak, küresel ısınmayı sınırlamaya bağlı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Eriyen buzulların deniz seviyesini yükselttiği, kıyıları tehdit ettiği ve ekosistemleri değiştirdiği biliniyordu. Yeni bulgular ise iklim değişikliğinin Dünya’nın dönüş hızına kadar uzanan etkileri olabileceğini gösteriyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kısacası mesele yalnızca havanın ısınması değil. Gezegenin dengesi, milisaniyelerle ölçülen ama teknolojik çağ için kritik olan yeni bir değişimden geçiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 10:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/06/dunya-yavasliyor-1780644960.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ege&#039;de kritik eşik: 2030</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/egede-kritik-esik-2030-1161</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/egede-kritik-esik-2030-1161</guid>
                <description><![CDATA[Yunan medyasında 2030’un, Türkiye ve Yunanistan’ın kapsamlı hava gücü modernizasyonlarını büyük ölçüde tamamlayacağı kritik bir eşik yılı olacağı belirtildi. Analizlerde Türkiye’nin Eurofighter Typhoon ve KAAN projeleriyle hava kuvvetlerinde yeni nesil kapasiteye geçiş yaptığı ifade edildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Yunan medyasında 2030’un, Türkiye ve Yunanistan’ın kapsamlı hava gücü modernizasyonlarını büyük ölçüde tamamlayacağı kritik bir eşik yılı olacağı belirtildi. Analizlerde Türkiye’nin Eurofighter Typhoon ve KAAN projeleriyle hava kuvvetlerinde yeni nesil kapasiteye geçiş yaptığı ifade edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yunan medyasından OnAlert, 2030 yılının Ege’de hava kuvvetleri dengesi açısından kritik bir eşik olacağını öne sürdü. Değerlendirmede, Türkiye ve Yunanistan’ın 1990’lardan bu yana ilk kez bu ölçekte kapsamlı modernizasyon programlarını tamamlamaya yaklaştığı ifade edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">TÜRKİYE’NİN HAVA GÜCÜ: SAYI, MODERNİZASYON VE YENİ NESİL PLATFORMLAR<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analizde Türkiye’nin sayısal üstünlüğünü koruduğu belirtilirken, F-16 filosunun modernizasyon seviyesinin halen tartışma konusu olduğu aktarıldı. Ancak en dikkat çeken başlığın Eurofighter Typhoon programı olduğu vurgulandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Zaten imzalanan anlaşma kapsamında 20 adet Eurofighter Typhoon Tranche 4+ uçağının planlandığı, Ankara’nın ise Katar ve Umman üzerinden ek alımlarla bu sayıyı 40–44 bandına çıkarmayı hedeflediği ifade edildi. Uçakların AESA ECRS Mk0 radar sistemiyle donatılmış Tranche 4+ konfigürasyonunda olacağı ve bu durumun Türkiye’yi Avrupa’nın en modern savaş uçağı kullanıcıları arasına taşıyacağı kaydedildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">2030 SENARYOSUNDA KAAN VE EUROFIGHTER VURGUSU<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yunan analizinde, “2030, Ege'deki hava kuvvetleri koordinasyonu için şimdiden en kritik yıllardan biri olmaya aday görünüyor” ifadesine yer verildi. Yeni Typhoon’ların ilk teslimatlarının 2030’da başlamasının beklendiği aktarıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Meteor füzesi tedarikinin&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/yunanistan" target="_blank">Yunanistan</a>’ın Rafale filosu açısından önemli bir avantaj sağladığı ancak Türkiye’nin bu dengeyi etkileyebileceği yorumu yapıldı. En büyük stratejik başlıklardan biri olarak ise yerli savaş uçağı KAAN gösterildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“YENİ NESİL SAVAŞ MİMARİSİ” VURGUSU<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İkinci analizde Türkiye’nin yalnızca platform sayısını artırmadığı, aynı zamanda yeni nesil savaş konseptine geçtiği ifade edildi. Yerli İHA-SİHA sistemleri, elektronik harp kapasitesi, radar ağları ve komuta-kontrol altyapısındaki gelişmelerin Türkiye’yi “çok katmanlı savaş mimarisi kurabilen nadir ülkelerden biri” haline getirdiği belirtildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">KAAN savaş uçağının 5. nesil kabiliyetiyle Türkiye’nin hava gücünde “tarihsel bir eşik” oluşturacağı değerlendirmesi yapıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“SADECE MODERNİZE EDEN DEĞİL, DOKTRİN ÜRETEN GÜÇ”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Analizin sonunda Türkiye’nin yalnızca modernize olan bir hava gücü olmadığı, aynı zamanda kendi savaş doktrinini üreten ve sahaya entegre eden stratejik bir aktör olarak öne çıktığı vurgulandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/turkiye" target="_blank">Türkiye</a>’nin 2030 projeksiyonunda modernize F-16 filosu, Eurofighter Typhoon envanteri ve KAAN ile birlikte yeni nesil hava savaş kapasitesine geçiş yaptığı ifade edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 09:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/egede-kritik-esik-2030-1780228370.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Fatih&#039;in İstanbul&#039;u fethettiği yaştasın</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/fatihin-istanbulu-fethettigi-yastasin-1151</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/fatihin-istanbulu-fethettigi-yastasin-1151</guid>
                <description><![CDATA[Elbette bunun en büyük sebeplerinden biri gençliğimiz üzerinde cumhuriyet tarihi boyunca oynanan büyük oyunlardır. Önceleri dinsizlik propagandaları sonrasında sağ sol çatışmaları ve akabinde FETÖ-vari belalar gençlerimize her devirde ayrı bir darbe indirdi.
Elbette eğitim sistemimizdeki çarpıklıklarda bunun tuzu biberi oldu.
“Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın” dedik ise de Fatihleri, Yavuzları, Alparslanları Selahaddin Eyyubileri, Barbarosları gençlerimize öğretemedik.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="color:hsl(0, 75%, 60%);"><strong>Prof.Dr.Ahmet Şimşirgil- Türkiye Gazetesi</strong></span></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/niyetim-ve-himmetim-istanbul-uzerinedir-1793490" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file">https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/niyetim-ve-himmetim-istanbul-uzerinedir-1793490</a></p><p class="MsoNormal">İstanbul’un fethinin 573. yıl dönümündeyiz. Arif Nihat Asya’nın:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Elde sensin dilde sen gönüldesin baştasın<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dizesiyle nasıl bir gençlik beklediğimizi dile getirdiği şiirine en muhtaç olduğumuz dönemdeyiz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Elbette bunun en büyük sebeplerinden biri gençliğimiz üzerinde cumhuriyet tarihi boyunca oynanan büyük oyunlardır. Önceleri dinsizlik propagandaları sonrasında sağ sol çatışmaları ve akabinde FETÖ-vari belalar gençlerimize her devirde ayrı bir darbe indirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Elbette eğitim sistemimizdeki çarpıklıklarda bunun tuzu biberi oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın” dedik ise de Fatihleri, Yavuzları, Alparslanları Selahaddin Eyyubileri, Barbarosları gençlerimize öğretemedik.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Son dönemdeki tarihî filmler ile de tarihimizi reytinge, paraya kurban ettik. Gayesi para olan adamın değeri kâğıt parçası kadar olur. Verdiği mesajlar da akşamdan sabaha ulaşamaz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Oysa Fatih Sultan Mehmed dizisi ile gençlerimize aşk, iman, heyecan, gayret, vatan millet sevgisi, ilim hevesi, hoca kıymeti hülasa her türlü maddi manevi değeri verebilirdik. En kötü senaryolar ile bu fırsatı da bozuk para gibi harcadık.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yapılan yapıcı tenkitlere ise sırtlarını döndüler. Diziyi sosyal mecralarda köpürtebilmek için paralı troller tuttular. Sadece günü kurtardılar. Yaptığım bir kısım tenkitlere bırakın cevap vermeyi bir Fatih dizisinde Çandarlı Paşa’ya bana hakaret ettirecek kadar zelil duruma düştüler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Oysa görmek isteyen Fatih’in hayatında verilecek öyle mesajlar vardı ki... Bakın İstanbul fethine karar verilmesi sırasında yüce padişahın verdiği şu anlamlı mesajlara dikkat kesilelim.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sultan II. Mehmed Edirne’de İstanbul kuşatması hazırlıkları ile meşgul iken devlet erkânı ile ulema ve komutanların fikirlerini öğrenmek için onları toplantıya çağırmıştı. Toplantının mahiyetini kimse bilmiyordu. Toplantıya gelenler ağırlanmış, yedirilip içirildikten sonra dualar edilmişti. Nihayet genç padişah mecliste olanlara şöyle hitap etmişti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Uzun bir süredir hatırımda bir düşünce vardır, onu sizinle müşavere etmek isterim. Zira insanlar fikir, anlayış ve zekâ bakımından ne derecede ileride olurlarsa olsunlar bu meziyetler, kendilerini başkalarıyla müşavere etmekten geri bırakmamalıdır. Hazreti Peygamber efendimiz dahi bundan müstağni kalmamış ve böyle yapılmasını emir buyurmuşlardır. Bu itibarla ortaya atacağım mesele hakkında herkes fikirlerini açıkça ifade etmelidir”.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Padişahın istişareye verdiği önem çok açık bir şekilde ortaya çıkıyordu. Padişah sözüne devamla şöyle konuştu:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Dünya devleti müebbet olmaz ve bu cihan-ı fanide kimse devamlı kalmaz. Kişinin yaratılmasındaki maksat bir olan Allah’ı tanımak ve yaşandığı müddetçe O’nun dergâhına yaklaşmağa çalışmaktır. En faziletli insan küfür ve dalalet içinde bulunanlara karşı savaşandır. Bakınız Kostantiniyye beldesi ki bağ-ı İrem ondan bir köşedir. İsmi ve resmi ile illerde meşhur ve dillerde mezkûrdur. Lâyık mıdır ki, onun gibi bir menzil-i şerif ve makam-ı latif benim saltanat-ı zamanımda eyyam-ı devletimde küfür ocağı ve bağiler yatağı ve dağîler durağı olsun. Niyetim ve himmetim onun üzerine çevrilmiştir”.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Böylece o, dünyaya geliş gayesini unutmuyor ve hep o yolda olacağının işaretini veriyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>O kaleler saf demirden dahi olsa!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Devlet erkânının bir kısmı padişahın fikrine uyarken bir kısmı da muhalif kaldılar. Muhaliflere göre İstanbul alınması güç bir şehirdi. Nüfusu boldu ve etrafında çok kuvvetli bir suru mevcuttu. Şehrin şiddetle müdafaa edileceğine göre, alınmamak ihtimali de vardı. Bu takdirde devletin prestiji azalacaktı. Onun için bu teşebbüse girişmemek icap ederdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Muhalif grup Çandarlı Halil Paşa etrafında toplanıyordu. Padişah’ın bu muhalefetten fena hâlde canı sıkıldı ve:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Ol kalenin benim elimde feth olunması mukadder olmuş ise burc u baruları taştan değil saf demirden dahi olmuş olsa, kahr u gadap ateşimle eritip mum gibi eylerim”, diyerek fikrinde ısrar etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bundan sonradır ki Bizans’ın fethine, mecliste ittifakla karar verildi. Padişah gerçekleştirmek istediği meselelerde nasıl bir kararlılık içinde olduğunun mesajını net bir şekilde ifade etmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Henüz 21 yaşındaki II. Mehmed Han niyetini belli ettikten sonra bunun gerekçelerinden bahsetmeye başladı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>II. Mehmed Han ecdadının çektiği çileleri yaptığı hizmetleri şöyle anlatmıştı:</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Bu büyük fetihlerin kolaylıkla ve lafla gerçekleştirilmediğini çok iyi bilirsiniz. Çabalamadan başarı elde edilir mi? Canını feda etmeyi göze almayan âşık amacına ulaşabilir mi?</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Devletimizin kuruluşundan itibaren birçok kanlar döküldü. Birçok yara­lanmalar oldu. Birçok yetim ve dulların gözlerinden matem yaşları aktı. Birçok ağlama ve inlemeler gökyüzünün yükseklerine ulaştı. Birçok alın­maz denilen kaleler alındı. Birçok derin dereler, coşkun ve geçit vermez ırmaklar geçildi. Birçok yalçın kayalıklar arasında geçit yerleri oluşturul­du. Birçok gece uykusuz, birçok günler dinlenme­den geçirildi. Birçok zorluk ve tehlikeler atlatıldı.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>İşte atalarımız (böylece) her türlü tahmin ve düşüncenin üzerinde olarak pek çok sıkıntı ve zorluğu göze aldılar, tahammül ettiler. Karşılarına çıkan güçlü ve inatçı düşman kuvvetlerini püskürttüler, göğüslerine dayanan mızrakları kır­dılar. Kibir ile böbürlenen sancaklarını baş aşağı eğdiler.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Korku ve endi­şe, ihmal ve gevşeklik nedir bilmediler. Talihin yüzlerine gülmediği za­manlarda bile, kesinlikle gelecek konusunda ümitsizliğe kapılmadılar. Düşmanlar karşısında galip gelene kadar başları dik durdular.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Kendilerine ve yüce hedeflerine güven ve bağlılıkla­rı en üst seviyede idi. Kazandıklarını yeterli görmez, daima yeni hedef­lere ulaşmayı isterler, yerlerinde duramazlardı. Cihat yolunda türlü türlü zorluklara katlanırlardı.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Her­hangi bir olumsuzlukla karşılaştıklarında bundan etkilenip üzüntüye ka­pılmaz; başarı hâlinde de aşırı derecede sevinmezlerdi. Bu ölçülü faali­yet ve tutumları sayesinde şanlı bir devlet kurdular. Kahramanlık ve hey­betlerini göklere ulaştırdılar. Adalet, gayret ve yüce bir yönetimin na­sıl olması gerektiğini bütün dünyaya gösterdiler. Can, mal, silah, gemi ve bütün varlıklarını feda ederek bizlere her yön­den yüce ve mükemmel bir devlet bıraktılar.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Padişahın tarih şuuru ve ecdadının mirasına sahip çıkma arzusu fevkalade yüksekti</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Hiçbir engel bizi durduramaz!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu şekilde devletin kuruluşundan başlayarak, Rumeli’ye geçişten, dedelerinin çektiği sıkıntılardan, Bizans’ın hile ve desiselerinden ve çevirdiği entrikalardan uzun uzun bahseden padişah Bizans işini halletmeden hiçbir mühim işe girişmeyeceğini, belirterek artık bu kutlu günün geldiğine şu sözlerle işaret etti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Artık şehrin bi­zim karşımızda dayanması ve elimizden bu defa da kurtulması ihti­mali bulunmamaktadır. Silahımız elimizde olarak gerçekleştireceğimiz hücumla bu şehri ele geçirip mevcut durumuna son vereceğimize veya uzun müddet kuşatıp sıkıştırarak zorla içeri gireceğimize güvencim ve vicdanî kanaatim kesindir.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Ancak bu noktada bize her şeyden önce ge­rekli olan, bu konuda herhangi bir erteleme ve gecikme içerisine girme­mek, böylece düşmanın aleyhimize olarak hareketine ve kışkırtmasına zaman bırakmamak, mümkün olduğunca hızla hareket ederek kuvvet ve kahramanlığımızı göstermektir.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Kostantiniyye’nin şimdiye kadar varlığı­nı devam ettirebilmesinin bizim ihmal, korkaklık veya güçsüzlüğümüz­den değil kendilerine mühlet vermemizden kaynaklandığını bütün dün­yaya gösterip ispatlamalıyız.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Bu kadar genişleyip büyümüş olan devletimizin tam da or­tasında yer alan bu şehrin aleyhimizde bir zorba güç olarak yaşamasına, her fırsatta devletimizin zararına işlere kalkışmasına da izin vermeyelim.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Tam tersine atalarımıza en layık nesil olduğumuzu, onların kahramanlık ve yüce karakterlerine aynı şekilde sahip olduğumuzu ortaya koyalım. Zira onlar nice tehlikeler ve zorluklar atlatarak kısa sürede bütün Asya ve Avrupa'daki ülkeleri ellerine geçirerek buraların hâkim ve vârisleri ol­dular. Nice büyük ve önemli şehirleri ellerine geçirdiler, Sayılamayacak kadar çok mil­letler karşısında üstün geldiler.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Biz de bu şehri küçük bir zahmetle ve biraz yorularak aldıktan sonra sanki zaten bizim olan bir kaleden çıkar gibi hiç durmadan harekete devam ederek kısa sürede yeni bölgeler üzerine hücum edeceğiz. Hiçbir engel bizi ilerlemekten alıkoyamayacak ve diğer milletlerin hiçbirisi kuvvet ve gücümüz karşısında du­ramayacaktır. Allah’ın yardımı ile kısa süre içerisinde kara ve denizin sa­hibi olacağız.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Artık bundan sonra mühlet vermeye ve işi uzatmaya gerek kal­mamıştır. Öyle bir sürekli fikir ve maksada hizmet yolunda canlarımızı vakfedelim ki ya bu şehri alalım ya da fethi yolunda çarpışarak hepimiz ölüm yolunda nefislerimizi feda edelim.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Ben bizzat kendim gayret ve mücadelede sizlerle yarışacak ve bü­yük bir minnet ve övünçle gayretinize ortak olacağım. Ordumun başın­da birinci safta yerimi alacağım, herkesin kabiliyet ve katkısı oranında gönüllerini alacak, övgüye değer yararlıkları görülenleri kendilerine şan ve şeref kazandıracak hediyelere boğacağım. Böylece herkese tehlikeler içerisinde nasıl şan ve şeref kazanıldığını öğreteceğim”.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Bu büyük azmin karşısında hiçbir gücün durması mümkün değildi. İstanbul’un fethine giden yolu Fatih Sultan Mehmed Han’ın işte bu nutku açmıştı.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>“Ni’mel emir ve ni’mel ceyş” diye övülen İstanbul fethinde bulunanları rahmetle yâd ederken okurlarımızın ve milletimizin Kurban Bayramı’nı tebrik ederim.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 30 May 2026 10:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/fatihin-istanbulu-fethettigi-yastasin-1780125521.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Peygamberimize büyük hakaret</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/peygamberimize-buyuk-hakaret-1123</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/peygamberimize-buyuk-hakaret-1123</guid>
                <description><![CDATA[Sosyal medya hesabı üzerinden zehirli fikirlerini yaymaya devam eden İslamoğlu, mağaralardaki doğa olayları üzerinden akılalmaz bir benzetmeye imza attı. İlahi vahiylerin başlangıcı olan kutsal mekanları hedef alan bu provokatif açıklama, Müslüman aleminde çok büyük bir infiale ve öfkeye yol açtı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Yaptığı skandal açıklamalarla sık sık İslam akidelerini hedef alan Mustafa İslamoğlu, bu kez sınırları tamamen zorlayarak peygamberlik müessesesine ve mukaddesata yönelik kinini açıkça kustu.<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Sosyal medya hesabı üzerinden zehirli fikirlerini yaymaya devam eden İslamoğlu, mağaralardaki doğa olayları üzerinden akılalmaz bir benzetmeye imza attı. İlahi vahiylerin başlangıcı olan kutsal mekanları hedef alan bu provokatif açıklama, Müslüman aleminde çok büyük bir infiale ve öfkeye yol açtı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Mukaddes Hira Mağarası'na Şizofrenik Teşhis!<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">İslamoğlu, paylaştığı skandal mesajda, insanların geçmişten bu yana mağaralarda yaşadığı manevi deneyimleri biyolojik bir illüzyon gibi göstermeye yeltendi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Mağaralarda halüsinojen gazlar olduğu için insanlar halüsinasyon görüyor; cinlerin, perilerin ve şeytanların geldiğini sanıyorlar" diyen İslamoğlu, hemen ardına eklediği "Muhammed’in ilk vahyi nerede aldığını hatırladınız mı?" sorusuyla asıl niyetini deşifre etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mustafa İslamoğlu, gelen tepkiler üzerine bir açıklama yaparak, "Bırakın peygamberlik asrını İslam ile en ufak bir ilgisi olmayan, “Paleolitik dönem mağaralarını, animizm ve şamanizmin ruh telakkisi”ni konuştuğum bir felsefi konuşmayı sanki Peygamberimizin vahiy alışıyla ilgili söylemişim gibi göstermeye çalışmışlar. Üstelik kestikleri videonun “kadim insan” cümlesiyle bitmesine rağmen… Vah ki ne vah." ifadelerini kullanarak amacının Hz. Peygamber dönemi olmadığını belirtti.<o:p></o:p><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 26 May 2026 08:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/peygamberimize-buyuk-hakaret-1779774154.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Güçlü aile ve Nene Hatun</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/guclu-aile-ve-nene-hatun-1117</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/guclu-aile-ve-nene-hatun-1117</guid>
                <description><![CDATA[Savaşın doğu cephesinde bilhassa Erzurum’daki çarpışmalar Türk kadınının gerektiğinde nasıl bir destan yazacağının göstergesi olması bakımından çok önemli olmuştu.
Önümüzdeki on yılı "Aile Yılı" ilan ettik. Aileyi güçlendirmeyi devletimizin bir numaralı politikalarından biri seçtik. Hâl böyle iken LGBT’li bireyler gittikçe artıyor. Aileler dağılıyor, parçalanıyor. Nüfus azalıyor. Vatan sevgisi erozyona uğruyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Prof.Dr. Ahmet Şimşirgil- Türkiye Gazetesi</strong></p><p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/guclu-aile-ve-nene-hatun-1792194" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file"><strong>https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/guclu-aile-ve-nene-hatun-1792194</strong></a></p><p class="MsoNormal">Osmanlı tarihinin en felaketli ve dramatik savaşlarından biri&nbsp;<strong>93 Harbi</strong>&nbsp;denilen&nbsp;<strong>1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı</strong>&nbsp;idi. Osmanlı açısından büyük bir mağlubiyetle sonuçlanmıştı. II. Abdülhamid Han’ın bütün karşı koymasına rağmen o sırada iktidarı elinde bulunan II. Meşrutiyet döneminin paşaları devleti gözü kapalı bir şekilde bu savaşa sokmuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bizde meşrutiyet dönemleri&nbsp;<i>"her istediğini istediğin gibi yapacaksın ama olumsuz neticelenirse padişahı suçlayacaksın!"</i>&nbsp;şeklinde hep anlaşıldı ve değerlendirildi. Meşrutiyet dönemi devlet adamları asla sorumluluk almıyordu. Hatta yetkilerini sınırladıkları padişahı işler kötü gittiğinde tek sorumlu gösteriyorlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Neticede 93 Harbi, Osmanlılar açısından hem doğuda hem batıda felaketle neticelenecektir. Fakat bugün asıl mevzumuz savaş değildir...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Savaşın doğu cephesinde bilhassa Erzurum’daki çarpışmalar Türk kadınının gerektiğinde nasıl bir destan yazacağının göstergesi olması bakımından çok önemli olmuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Önümüzdeki on yılı&nbsp;<strong>"Aile Yılı"</strong>&nbsp;ilan ettik. Aileyi güçlendirmeyi devletimizin bir numaralı politikalarından biri seçtik. Hâl böyle iken LGBT’li bireyler gittikçe artıyor. Aileler dağılıyor, parçalanıyor. Nüfus azalıyor. Vatan sevgisi erozyona uğruyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Peki, Aile Bakanlığı gibi bir bakanlığın olmadığı, aile ve aileyi güçlendirmek gibi politikaların bulunmadığı dönemlerde böylesine güçlü aile kurumu nasıl ortaya çıkıyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İşte değerlerimizi unutursak gündelik politikalarla iş yapacağımızı sanırız ve ne yazık ki aldanırız.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bir mütefekkirimizin,&nbsp;<strong>“Beyi bey doğurmaz oğul, beyi ana doğurur”</strong>&nbsp;sözünü ispatlarcasına o analar sadece yiğitler doğurmuyordu. Yeri geldiğinde şehadet şerbetini nûş etmekten vatan uğruna can vermekten çekinmiyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İşte bu noktada 93 Harbi'nin simge isimlerinden Nene Hatun, sadece Erzurum değil bütün Türk milletinin kalbinde büyük yer edinecektir. Vefatının 71. sene-i devriyesinde bu vatanperver mücahide Türk anasını tanımak, hatırlamak ve yâd etmek yerinde olacaktır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Mühim olan sadece hatırlayıp geçmek demek değildir. Onlara benzemek ve onların sahip olduğu değerleri ve o güçlü imanı kazanmak demektir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nene Hatun, Erzurum'un Hasankale Kazası’nın Çeperli köyünde doğmuştu. Anne adı Zeliha baba adı ise Hüseyin idi. 1870 yılında Mehmet Efendi ile evlenmiştir. Nene Hatun ve eşi Mehmet Efendi, 1877 yılında Rus ordusunun Kars’tan Erzurum’a doğru yaklaştığını duyunca Çeperli köyünden Erzurum şehir merkezine göç ettiler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Burada Taşmescit Mahallesi’ne yerleştiler. Elif adında yeni doğmuş bir kızı ve henüz üç yaşında Kazım adlı bir oğlu bulunuyordu. Elbette Nene Hatun, vatan uğruna, tarihin en güzel kahramanlık destanlarından Aziziye Müdafaası’nın sembol isimlerinden biri olacağından habersizdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Aziziye Tabyası'nda muazzam destan!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">93 Harbi başladıktan sonra Osmanlı ordusu Batı cephesinde Gazi Osman Paşa’nın komutasında, Doğu cephesinde de Ahmed Muhtar Paşa yönetiminde tüm hızıyla mücadelesini sürdürüyordu. Ancak savaş her iki cephede de aleyhimizde cereyan ediyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Doğuda Erzurum’u ele geçirmeyi hedefleyen Ruslar, şehrin kuzeydoğusunda yer alan Top Dağı’ndaki Aziziye Tabyası’nı baskınla ele geçirmeyi planlamıştı. Bunun için de Türk dilini konuşan Ermeni köylülerin yardımıyla gizlice harekete geçerek, yaklaştılar ve o sırada Tabya’yı savunan bir avuç Türk askerini derin uykuda yakaladılar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">8-9 Kasım 1877 gecesi saldırıp uykudaki nöbetçileri şehit ettiler. Böylece Rus askerleri hiçbir direnme görmeden Aziziye Tabyası’na yerleştiler. Orada bulunan Türk askerlerinden yalnızca biri canını kurtarabilmiş ve Erzurum Cephesi Komutanı Ahmed Muhtar Paşa’ya bu kara haberi ulaştırmıştı. Bunun üzerine Ahmet Muhtar Paşa, Erzurum halkından yardım istedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">O gün sabah ezanı okunduktan sonra minarelerden&nbsp;<strong>“Moskof Aziziye Tabyası’na girdi, silahını alan baltasını alan Müslümanlar Aziziye’ye yürüsün"</strong>&nbsp;sadaları yükselmeye başladı. Bu acı haberle uyanan Erzurumlular abdest alıp namazlarını kılar kılmaz harekete geçtiler. Kadını erkeği ve eli silah tutan yavruları ellerine ne geçirdilerse; silâhı olanlar silâhını, olmayanlar ise balta, tırpan, kazma, kürek, sopa ve taşları ellerine alarak, ölüme gittiklerini bilerek Aziziye Tabyası’na doğru koşmaya başladılar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu sırada, erkeği cephede savaşan Nene Hatun, henüz yirmi yaşında bir genç kadındı. Kundaktaki üç aylık kızını emzirdi, onu ve ondan biraz büyük olan oğlunu öpüp kokladıktan sonra;&nbsp;<strong>“Allahım. Bu yavrucukları bana sen ihsan ettin. Ben de onları şimdi sana emanet ediyorum”</strong>&nbsp;dedikten sonra cepheden yaralı gelip birkaç saat önce ölen ağabeyinin tüfeğini aldı ve gözlerinden sicim gibi yaşlar dökerek evden ayrıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sokak ana baba günü gibiydi. Hızla Tabya’ya doğru koşanlar arasına katıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erzurumlular Tabya’ya vardıklarında, ön sıradakiler Rusların açtığı yaylım ateşi karşısında şehit düştüler. Arkadakiler ise, nasıl olduğu anlaşılamadan baltalarla demir kapıları kırıp düşmanın üzerine atıldılar. Ruslar ikinci defa tüfeklerini ateşleyememiş ve göğüs göğüse bir savaş başlamıştı. Kalın tokmaklarla çamaşır döven Erzurumlu kadınlar şimdi balta ve topuzlarla Rus askerlerinin kafalarını kırmaya başlamıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ruslar büyük bir korkuya kapılmışlardı. Zira kadınlar panter gibi vuruşuyordu. Ölümden başka hiçbir şey onları durduramıyordu. Biri ölse beşi yerini alıyordu. Mükemmel silâhlarla donanmış Rus ordusu; baltalı-tırpanlı, taşlı-sopalı halk karşısında ancak yarım saat tutunabildi. 2500’e yakın Rus askeri öldürülerek Tabya geri alındı. Türkler ise 1000 kadar şehit vermişlerdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">O gün yiğitçe vuruşan ve kadınları gayrete getiren Nene Hatun, Name Hatun ve nice isimsiz şehide kadın tarihe altın bir sayfa açmışlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nitekim zaferden sonra Erzurumlulara bizzat teşekkür eden Sultan II. Abdülhamid Han, 12 Kasım 1877 tarihinde&nbsp;<strong>“Haysiyetli ve şerefli Erzurum Ahalisine...”</strong>&nbsp;hitabıyla bir telgraf göndererek halkın bu yiğitçe duruşunu takdir etmiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ne yazık ki Türk kadınlarının kahramanlık simgesi durumuna gelen Nene Hatun’un, Cumhuriyet döneminde ömrü fakirlik ve çaresizlikle geçmiştir. Nitekim dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye dilekçe yazarak içinde bulunduğu durumu arz etmişti. Başbakanlık Cumhuriyet Arşivinde yer alan ve 18.08.1943 tarihli dilekçede; Nene Hatun, kendisi gibi savaş gazisi olan Name Hanım ile birlikte içinde bulundukları acı durumu dile getirmiş ve yardım isteğinde bulunmuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1943 tarihli, Nene ve Name Hanım’ın gönderdiği bu dilekçeden herhangi bir sonuç alınamamıştır. Nene Hatun ve Name Hanım’ın çaresizlikleri kendisiyle yapılan çeşitli röportajlarda ortaya çıkmıştır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bir ara kendisine dört lira bağlanmış ancak bu da yeterli olmamıştır. Durumunun araştırılması için gönderilen mülkiye müfettişi ise sanki onu cezalandırmak için gönderilmişti. Nene Hatun’un gazete muhabirlerine&nbsp;<strong>“İnsaf edin, dört lira ile ben ne yapabilirim?”</strong>&nbsp;diyerek konuşması karşısında almış olduğu o dört liralık yardım da kesilmiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1950 yılına gelindiğinde Aziziye Kahramanı kadın gazilerinden bir tek Nene Hatun hayatta kalmıştı. Bu sırada Demokrat Parti’nin iktidara gelişiyle Nene Hatun’un değeri bilinmeye başlamıştır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hayatının son günlerinde 8 Mayıs 1955'te&nbsp;<strong>"Yılın Annesi"</strong>&nbsp;seçilmişti. Türk halkının kahramanlığını anlatarak övündüğü, cesaret timsali, mert, yiğit ve imanlı Türk kadını 22 Mayıs 1955’te vefat etti. Kabri, Erzurum'da kahramanca mücadele ettiği Aziziye Tabyası'nda yer almaktadır...<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Doksanüç gününde Aziziye’de</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ünlü şairlerimizden rahmetli Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, Nene Hatun’un o şanlı mücadelesini destanlaştırmıştı. Nene Hatun, gözlerini yere dikmiş ve şöyle anlatmıştı:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Tâze gelin iken onsekizimde</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>İki göğcek bala iki dizimde</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Ve iki damla yaş iki gözümde</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Doksanüç gününden hatırladığım.</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Ruhumun süruru oğlumla kızım</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Mürvetim, devletim, sevincim, sızım...</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>İki can yoldaşım, Elifle, Kâzım..</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Saçlarını tel tel ıtırladığım.</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Komazlar ki çifte kuzu meleye</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Derler düşman gelmiş Çanakkale'ye</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Yadımda oğlumu o velveleye</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Âyet-el Kürsi'yle poturladığım</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Düşmanı kahredip dönsün diye tez</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Yadımda... Kırklara adadığım bez...</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Konuya-komşuya haftada 3 kez</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>İnce ekmek açıp fetirlediğim.</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Ap akça mektuplar gözledim. Gelmez.</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Bağrımın başını közledim gelmez...</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>“Anam” deyişini özledim. Gelmez...</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Ap akça sütümle baturladığım.</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Şehitlik şerbeti içti dediler</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>İçti ve öteye uçtu dediler</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Ne mezarın belli, ne düştüğün yer</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Ey can konağımda yatırladığım!..</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Ey can konağımda kadri ziyâde</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>O, aydan, güneşten bedri ziyâde</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Peygamber katına ulaştı mı de</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Doksanüç Harbi'nde Aziziye’de</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><i>Moskof kâfirini satırladığım</i><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 25 May 2026 11:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/guclu-aile-ve-nene-hatun-1779697794.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>13 şüpheli gözaltında</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/13-supheli-gozaltinda-1094</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/13-supheli-gozaltinda-1094</guid>
                <description><![CDATA[CHP'nin 38’inci Olağan Kurultayı’nda delegelerin oy kullanma iradesine müdahale edildiği iddialarına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında 13 şüpheli gözaltına alındı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">CHP'nin 38’inci Olağan Kurultayı’nda delegelerin oy kullanma iradesine müdahale edildiği iddialarına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında 13 şüpheli gözaltına alındı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince çalışma gerçekleştirildi. Soruşturma kapsamında şüphelilerin; "Siyasi Partiler Kanunu’na muhalefet", "rüşvet" ve "suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama" suçlarını işlediklerinin değerlendirildiği belirtildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">EŞ ZAMANLI BASKIN<br><br>Operasyon kapsamında İstanbul, Ankara, İzmir, Şanlıurfa, Kahramanmaraş, Kilis ve Malatya’da belirlenen adreslere eş zamanlı baskın düzenlendi. Adreslerde arama ve el koyma işlemleri gerçekleştirildi.<br><br>Soruşturmanın sürdüğü öğrenildi.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 23 May 2026 09:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/13-supheli-gozaltinda-1779516328.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>F-35&#039;in alınmaması yönünde bir tavsiyede bulunmuştuk</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/f-35in-alinmamasi-yonunde-bir-tavsiyede-bulunmustuk-1090</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/f-35in-alinmamasi-yonunde-bir-tavsiyede-bulunmustuk-1090</guid>
                <description><![CDATA[O şifreyi girmezseniz uçağı kaldıramıyorsunuz. Yine aynı şekilde havada pilot, tabii ama bir sürü sistemler var. O sistemlerin kontrolü de yine dışarıda. Dolayısıyla bu sistemleri, Sanayi 4.0, Sanayi 5.0 gibi sistemleri siz geliştiriyorsanız bunların size katkısı, faydası var, inanılmaz derecede. Ama bunların geliştirilmesinde sizin katkınız yoksa siz sadece kullanabilecek iseniz bunların bizlere faydadan ziyade zararı oluyor.
Onun için biz en son çalıştığımız kurumda, F-35'in alınmaması yönünde bir tavsiyede bulunmuştuk. Sonuçta onlar bizi işin dışına attılar. Ve onlardan kurtulduk. İnşallah kendi uçağımız ülkemize ve milletine çok daha katkı sağlayacak" diye konuştu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>BAİBÜ Rektörü ve Roketsan Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Faruk Yiğit, S-400 hava savunma tedariki sonrası Türkiye'ye verilmeyen F-35 savaş uçaklarına ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">TÜGVA Bolu İl Temsilciliği ve BAİBÜ işbirliği ile düzenlenen 'İhtisas Akademi' programına Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Rektörü ve Roketsan Yönetim Kurulu Başkanı olan Prof. Dr. Faruk Yiğit, konuşmacı olarak katıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Üniversitenin kültür merkezinde düzenlenen programda, salonu dolduran öğrenci ve davetlilere seslenen Prof. Dr. Yiğit, F-35 savaş uçağının kontrolünün sistemi geliştirenlerin elinde olduğunu ifade ederek, "Pilotun katkısı bu uçakların uçmasında çok sınırlı. Her şey o sistemin geliştirenlerin elinde ve kontrolünde. Uçağın her havalanışında size bir şifre veriyorlar. O şifreyi giriyorsunuz, uçak böyle havalanıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">O şifreyi girmezseniz uçağı kaldıramıyorsunuz. Yine aynı şekilde havada pilot, tabii ama bir sürü sistemler var. O sistemlerin kontrolü de yine dışarıda. Dolayısıyla bu sistemleri, Sanayi 4.0, Sanayi 5.0 gibi sistemleri siz geliştiriyorsanız bunların size katkısı, faydası var, inanılmaz derecede. Ama bunların geliştirilmesinde sizin katkınız yoksa siz sadece kullanabilecek iseniz bunların bizlere faydadan ziyade zararı oluyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Onun için biz en son çalıştığımız kurumda, F-35'in alınmaması yönünde bir tavsiyede bulunmuştuk. Sonuçta onlar bizi işin dışına attılar. Ve onlardan kurtulduk. İnşallah kendi uçağımız ülkemize ve milletine çok daha katkı sağlayacak" diye konuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Prof. Dr. Yiğit, eğitim modelinin değişmesi gerektiğine dikkat çekerek şunları söyledi: "Şahsa özel bireyselleştirilmiş bir eğitim modeli yerine biz ne yapıyoruz? Halen daha 20'nci yüzyılın belki de hatta 19'uncu yüzyılın eğitim metotlarıyla derslerimizle, arkadaşlarımızı yetiştirmeye çalışıyoruz. Burada bir hata var. Muhtemelen şimdi sınıflarda artık tebeşir kullanılmıyor. Belki işte kalemler kullanıyoruz. Bazen akıllı tahtalarımız da var. Ama sonuç fark etmiyor. Yöntem aynı yöntem. Tahtada bir öğretmen var, adeta gardiyan. Karşısında öğrenciler var ve onlara bilgi aktarmaya çalışıyoruz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tabii geleneksel eğitimin geleneksel de bir sonucu var. Eğitimde bir fark var mı? 100 yıl önce ne yapıyorsak 100 yıl sonra bugün aynı şeyi yapıyoruz. Belki renkler değişmiş. Biraz daha renkli bir tablo söz konusu. Ama yöntemde bir değişiklik yok. Dolayısıyla burada sorgulanması gereken bir şeyler var. Tabii burada sistemi değiştirecek olanlar aslında problemin parçası. Dolayısıyla insanlarla problemi çözmek o kadar da kolay değil. Dolayısıyla önce kendinizin bir şeyleri farklı yapmanız gerekiyor."<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 22 May 2026 14:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/f-35in-alinmamasi-yonunde-bir-tavsiyede-bulunmustuk-1779450382.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gençler arasında ayrım yapmadık</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/gencler-arasinda-ayrim-yapmadik-1077</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/gencler-arasinda-ayrim-yapmadik-1077</guid>
                <description><![CDATA[Erdoğan, gençlik şölenine sahip çıktı. ”Gençlik şölenine çamur atıyorlar” dedi. “Çamlıca Camii’nde hafızların icazet merasimine katıldığımız gibi AMATEM’lerde  bağımlılık tedavisi gören yavrularımıza da şefkatli yaklaştık” diyerek AK Parti’nin gençlik politikasının çerçevesini belirledi. “Gençler arasında ayrım yapan parti olmadık” diye konuştu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="color:hsl(0, 75%, 60%);"><strong>Hürriyet Gazetesi'nden Abdulkadir Selvi'nin makalesi:</strong></span></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/abdulkadir-selvi/erdogan-o-cumleyi-neden-kullandi-43178876" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file">https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/abdulkadir-selvi/erdogan-o-cumleyi-neden-kullandi-43178876</a></p><p class="MsoNormal">CUMHURBAŞKANI Erdoğan, son dönemlerin en farklı konuşmalarından birini yaptı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Uzun süredir davaya, siyasi mücadelesine ilişkin değerlendirmeler yapmıyordu. Günlük sıcak gelişmelerin dışına çıkıp, verdiği mücadeleye ilişkin son dönemlerin en önemli konuşmasını yaptı. Her biri bir adrese yönelik önemli mesajlar verdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1- Kocaeli’ndeki gençlik şöleni nedeniyle yaşanan tartışmalara göğüs gerdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">2- AK Parti davasını ve verdiği siyasi mücadeleyi anlattı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">3- Sıcak gündeme ilişkin değindiği tek konu Terörsüz Türkiye süreci oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şimdi adım adım bu mesajları aktarmaya ve AK Parti grubundaki havayı yansıtmaya çalışacağım.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">GENÇLERE SAHİP ÇIKTI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ekrem İmamoğlu’na destek mesajları atan&nbsp;Eser Yenerer’in sunuculuk yapmasına ve sosyal medyada&nbsp;Emine Erdoğan’a hakaret eden “Gezen Oğlak”ın Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan’a hediye vermesine yönelik eleştiriler getirilmişti. Şölene katılan genç kızların dans edip eğlenmelerine tepki gösterenler olmuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erdoğan,&nbsp;gençlik şölenine sahip çıktı. ”Gençlik şölenine çamur atıyorlar” dedi. “Çamlıca Camii’nde hafızların icazet merasimine katıldığımız gibi AMATEM’lerde&nbsp; bağımlılık tedavisi gören yavrularımıza da şefkatli yaklaştık” diyerek AK Parti’nin gençlik politikasının çerçevesini belirledi. “Gençler arasında ayrım yapan parti olmadık” diye konuştu.&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">CESUR LİDER<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan&nbsp;siyasi mücadelesi için hayatını ortaya koymuş, davası için bedel ödemiş bir lider. Siyasi mücadelesine ilişkin bir şey söylüyorsa bilin ki onun arkasında ödenmiş bir bedel, hayatı pahasına verilmiş bir mücadele vardır. Meslek hayatım siyaseti ve liderleri izleyerek geçti. Siyasi bilincim, 12 Eylül sonrasında&nbsp;Demirel’in yasaklarla mücadelesini izlerken oluştu. 15 Temmuz gecesinde darbeye karşı meydan okurken CNN TÜRK yayınında&nbsp;Erdoğan’la birlikteydim. Siyasi tarihi, liderlerin mücadelesini, darbeleri, muhtıraları, idamları, parti kapatmaları, siyasi yasakları özel bir ilgiyle okuyan bir gazeteciyim.&nbsp;Erdoğan&nbsp;darbeleri püskürtmüş, ölüme meydan okumuş; bu haliyle Türk siyasetinin gördüğü en cesur liderdir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın,”Bir Tayyip Erdoğan gider ama bu davayı omuzlayacak bin Tayyip Erdoğan gelir” sözü bir veda değil. Önemli olan şahıslarımız değil davadır mesajıdır. Davaya vefadır. Aynı zamanda kararlılık mesajıdır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan&nbsp;bir süredir sıcak gündeme ilişkin gelişmeleri değerlendiriyor, ama siyasi mücadelesine ilişkin ve davaya yönelik mesajlar vermiyordu. Ama dün AK Parti grubunda son dönemlerin en önemli konuşmalarından birini yaptı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Söze, “Bugün sizlerle biraz dertleşmek, kalbimle kelamım arasına perde koymadan açık yüreklilikle konuşmak istiyorum” diye başladı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Yola çıktığımızda karşımızda merhum Menderes’in, merhum Polatkan’ın, merhum Zorlu’nun talihsiz hatıraları duruyordu” dedi. Altı gün sonra 27 Mayıs darbesinin yıldönümü olacak. 27 Mayıs’tan geriye&nbsp;Menderes’in idam sehpasındaki fotoğrafı kalmıştır.<br>Neden? Başbakan olarak o koltuğa oturanlar, karşılarında idam sehpasındaki Başbakan’ın sonunu görsünler diye.<br>Başbakanlara akıbetiniz&nbsp;Menderes&nbsp;olacak mesajı verildi.&nbsp;Demirel, ”Başbakan olduğumda karşımda Menderes’in fotoğrafı duruyordu” demişti.&nbsp;Demirel&nbsp;de Erdoğan da&nbsp;“Sonun Menderes gibi olacak”&nbsp;diye tehdit edildiler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erdoğan’ın bu mücadelesinde, yanında, 15 Temmuz’da olduğu gibi canını ortaya koyan millet vardı. AK Parti’ye kapatma davası açıldığında Meclis’e geldiği sırada&nbsp;Erdoğan’ı sadece 4 kişi karşıladı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MERAK EDİYORUM<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erdoğan&nbsp;darbelere, muhtıralara, tehditlere karşı mücadele ettiğini anlattıktan sonra, “Bunlar sizin gördükleriniz, halkımızın gördükleri, görünmeyen nice saldırıyı, görünmeyen nice badireyi atlattık” dedi. Ben de bir gazeteci olarak en çok bu bölümü merak ediyorum. Bildiğim kadarıyla Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan&nbsp;bunları not tutuyor. İnşallah bir gün okuma imkânım olur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ERDOĞAN’IN FARKI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erdoğan’ın diğer liderlerden farkı; mücadele etti. Sadece 15 Temmuz’da darbeyi geri püskürtmedi, 27 Nisan’da e-Muhtıra’yı geri çevirmedi, aynı zamanda darbecileri yargıladı. 12 Eylül’ün paşalarını da 28 Şubatçılar’ını da 15 Temmuz darbecilerini de yargıladı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İHANETİ GÖRDÜ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu noktada siyasi mücadelesine tanıklık eden birisi olarak Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan’ın bir sitemine yer vermek istiyorum.&nbsp;Erdoğan, “Kendi siyasi tarihim boyunca çok ihanet gördüm, çok vefasızlık gördüm, çok nankörlük gördüm. Varsın olsun yine Yunus’un beyitleriyle, bu halk içinde bize gülen var” dedi. Başbakan yaptıkları, yıllarca bakanlık koltuğuna oturttukları, kendi yerine cumhurbaşkanı yaptıkları, milletvekilliği verdiklerinden&nbsp;Erdoğan’a ihanet edenler oldu. Onu devirmek için muhalefetle ittifak yapanlar çıktı.&nbsp;Erdoğan&nbsp;bunları yaşadı. Ama bilin ki ben bazılarına tanığım; onlar zor durumda kaldıklarında yardımlarına ilk koşan, ellerinden tutup sıkıntılarını çözen yine&nbsp;Erdoğan&nbsp;oldu. Bazılarını anlatsam hayret ederseniz.&nbsp;Erdoğan&nbsp;o yüzden büyük bir lider.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İDAMI GÖZE ALDI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erdoğan&nbsp;yola, “İki gömleğim var. Biri bayramlık diğeri idamlık” diye çıkmıştı. Bunu göze alarak mücadele verdi. Ama başardı. Çünkü&nbsp;Erdoğan&nbsp;cesur bir lider. Kaybetse sonu&nbsp;Menderes&nbsp;gibi idam sehpasıydı. 15 Temmuz’da ele geçirseler kaçırıp götürecekleri savaş gemisini bile hazırlamışlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">KLAVYE KAHRAMANLARI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Fakat&nbsp;Cumhurbaşkanı şimdiye kadar bunu bir sitem olarak dile getirmemişti.&nbsp;Erdoğan’ın “Şimdi sağdan-soldan klavye kahramanları, AK Parti’nin, bu kadronun açtığı yolda tesis ettiği iklimde refah ve konfor ortamında sıcak yataklarından, rahat koltuklarından ahkâm kesiyor olabilirler. Bunlara soruyorum; siz hiç hayatınızda risk aldınız mı? Siz hiç hayatınızda kavgaya girdiniz mi? Siz hiç hayatınızda ölümle burun buruna geldiniz mi? Menderes’in akıbeti gözünüzün önünde dururken hayatınızda hiç canınızdan, serinizden vazgeçecek bir harekete dahil oldunuz mu? Kavgada yoklar ama kavga bitince sırça köşklerinden laf üretirler” dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Önce&nbsp;Erdoğan’ın konuşması, sonra bir soru.&nbsp;Erdoğan’ın bu sözlerinin adresi kim ya da kimler?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">SICAK GÜNDEM<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan,&nbsp;sıcak gündeme ilişkin iki mesaj verdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1-Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin kararlı konuştu. “En büyük eserlerimizden biri olarak gördüğümüz Terörsüz Türkiye sürecimizi ortak akılla, sağduyuyla, samimiyetle menziline ulaştırmakta kararlıyız” dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">2-Cumhurbaşkanı&nbsp;Erdoğan’ın “Cumhuriyeti kurmakla övünen CHP, 3-5 kifayetsiz muhterisin elinde seçmenini utandıran bir parti haline döndü. Sokağa çıkmaya yüzleri yok” dediği sıralarda&nbsp;Kılıçdaroğlu’ndan CHP’ye arınma çağrısı geldi. Aralarında hiçbir iletişim olmadığı için,&nbsp;Erdoğan&nbsp;ile&nbsp;Kılıçdaroğlu’nun bunu paslaşarak yapamayacaklarına göre ne diyoruz; akıl için yol birdir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 21 May 2026 09:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/gencler-arasinda-ayrim-yapmadik-1779345387.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Almanya&#039;da köpek sahiplerine sigorta şartı</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/almanyada-kopek-sahiplerine-sigorta-sarti-1069</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/almanyada-kopek-sahiplerine-sigorta-sarti-1069</guid>
                <description><![CDATA[Almanya’da köpek sahipleri, hayvanlarının neden olabileceği maddi ve fiziksel zararlara karşı zorunlu sorumluluk sigortası yaptırmakla yükümlü tutuluyor, köpeğini sokağa salanlara ise 25 bin euroya kadar para cezası veriliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">IHAAW154414-ASA/19-05-2026<br><br><br>- Almanya’da köpek sahiplerine sigorta şartı<br><br><br>Sinan Karamurat<br>KÖLN (İHA) - Almanya’da köpek sahipleri, hayvanlarının neden olabileceği maddi ve fiziksel zararlara karşı zorunlu sorumluluk sigortası yaptırmakla yükümlü tutuluyor, köpeğini sokağa salanlara ise 25 bin euroya kadar para cezası veriliyor.<br>Almanya’da evcil hayvan sahiplerine yönelik denetim ve yaptırımlar her geçen yıl daha da sıkı hale geliyor. Özellikle köpek sahiplerine yönelik kurallar; hayvan refahı, toplum düzeni ve kamu güvenliği gerekçesiyle genişletilirken, kurallara uymayanlara ağır para cezaları ve hapis cezaları uygulanıyor. Köln kentinde yaşayan Yasemin Göç, köpek sahiplerinin yalnızca bireysel değil, ciddi yasal sorumluluklar da taşıdığına dikkat çekti. Göç, "Bireysel sorumluluklar haricinde kanuni sorumlulukları da var. Öncelikle bir sorumluluk sigortası mecburiyeti var. Herkes, köpekler için sokakta şahsa veya eşyaya verilecek olan zarardan dolayı sorumluluk sigortası yapmakla yükümlü. Almanya'da sağlık sigortası bireyin kendi inisiyatifine kalmış bir şey. Yani isterseniz köpeğinize bir sağlık sigortası yaparsınız. Bu tabii ki bilinçli hayvanseverler için. Yarın bir gün hastalandıklarında her imkanı sağlayabilmek amacıyla aslında önemli bir sağlık sigortası sorumlulukları var" dedi.<br><br>"Serbest köpek dolaştıramazsınız"<br>Toplumsal kurallara da dikkat çeken Göç, "Topluma uyum açısından birçok sorumluluğumuz var. Sokakları temiz tutmak veya ses kirliliği oluşturmamak amacıyla başka insanlara fazla yaklaşmaması kanunları var. Belirli bir boyuta kadar olan köpeklerle ilgili belgeye ihtiyacınız yok. Ama köpeğin belirli ırklara girdiklerinde belgeleri var. Mecburiyeti olan, onları tutabilmek için evde aynı zamanda belirli bir kilo veya boya geldiklerinde sizin gidip bir takım sınavlara, eğitimlere katılarak o sorumlulukları da karşılamanız gerekiyor" ifadelerini kullandı.<br>Almanya’da köpeklerin her yerde serbest dolaştırılamadığını anlatan Göç, "Serbest köpek dolaştıramazsınız burada. Onun için özel belirlenmiş olan bölgeler var. İşte burada tasmalı olması gerekiyor. Burada tasmasız dolaştırabilirsiniz diye herkesin bilebileceği ve işaretlerle belirlenmiş olan alanlar var" diye konuştu.<br>Hayvan sahiplenmenin ciddi sorumluluk gerektirdiğini vurgulayan Yasemin Göç, "Bir köpeğin sorumluluğunun ne olduğunu insanın ilk önce kendisinin bilmesi gerekiyor. Yani ben istediğim gibi tatile gidemem, istediğim gibi her gün hareket edemem. Onun belirli saatlerde dışarı çıkması gerekiyor, 4 saatten fazla yalnız kalmaması gerekiyor gibi birçok şeyi ilk önce bizim öğrenip bu sorumluluğun ne olduğunu anlamamız gerekiyor ki bir köpeği eve almadan önce bunu düşünebilelim" dedi.<br>Türkiye’de de daha güçlü yaptırımlar uygulanması gerektiğini savunan Göç, "Sokak hayvanlarının azalması ve hayvanın daha özgür ve düzgün yaşayabilmesi için birtakım yaptırımların uygulanması gerektiğine inanıyorum. Hayvana bir çip takılması, onun sonsuza dek izlenmesi ve ihtiyaçlarının karşılanması, aşılarının yapılması hem hayvana hem topluma zarar vermeyecek şekilde uyum içinde yaşanması için önemli. Maalesef Türkiye’de henüz tam olarak bu düzeye gelinmiş durumda değil" ifadelerini kullandı.<br><br>"Sahipsiz köpeğe pek rastlayamazsınız"<br>Almanya’nın Brühl kentinde yaşayan Zafer Akdemir ise köpeğe ve topluma karşı sorumlulukların yerine getirilmemesi durumunda köpek sahibinin ağır cezalara tabi tutulduğunu dile getirdi. Akdemir, "Almanya'da genelde sahipsiz köpeği pek bulamazsınız. Artık siz kendiniz köpeğinizden bıkıp sokağa salma kararında bulunduğunuz takdirde şikayet edilip 25 bin euroya kadar bir cezaya çarptırılabiliyorsunuz" şeklinde konuştu.<br>Sokakta bulunan sahipsiz hayvanların devlet tarafından toplandığını belirten Akdemir, "Velev ki sokakta sahipsiz köpeğe rastlanıldı, o zaman bu hayvanlar devlet tarafından toplanıp hayvan barınaklarına yerleştiriliyorlar. Hatta çoğu zaman ilgili insanlar köpek sahibi olmak istediği zaman gidip hayvan barınaklarından köpekleri temin edebiliyorlar" dedi.<br>Toplum baskısının da önemli olduğunu vurgulayan Akdemir, "Toplumda hayvanla beraber yanlış bir harekette bulunduğunuz halde bile şikayet edilebiliyorsunuz. Köpek sahibi olmanın bayağı yüklü sorumlulukları var. Bu ilk etapta vergiden başlıyor. Haricinde düzenli veteriner kontrolleri yaptırmanız gerekiyor. Toplumda hayvanı belirli kurallara göre sokağa sürmeniz gerekiyor" ifadelerini kullandı.<br><br>"Köpeğe kötü davranıldığında hemen şikayet ediliyor"<br>Almanya’da yaşayan Meryem Kaya da son yıllarda denetimlerin ve cezaların arttığını söyledi. Kaya, Almanya'da kontrollerin ve cezaların arttığını belirterek, köpeğin dışkısını temizlemeyen sahiplere yaklaşık 50 euro para cezası verildiğini bildirdi. Komşuların da hayvan hakları konusunda oldukça hassas olduğunu ifade eden Kaya, "Komşularınız görüyor, köpeğinize iyi davranmıyorsunuz, hemen şikayet ediyorlar. Polis olsun, Ordnungsamt (Zabıta) olsun. Yani bence güzel bir şey bu. Çünkü herkes maalesef alıyorlar, hayvanlara bakmıyorlar. Bu çocuk oyuncağı değil" dedi.<br>Hayvan bakımının büyük sorumluluk gerektirdiğini vurgulayan Kaya, "Aynı çocuk gibi ilgi istiyor, hasta oluyor. Veteriner masrafları olsun, yiyecekleri, içecekleri" ifadelerini kullandı.<br>Mahallelerinde yaşanan bir olayı anlatan Kaya, "Bizim evin birkaç ev aşağısında da böyle bir durum olmuştu. İlgilenmedikleri zaman Almanlar çok dikkat ediyor. Mesela zincire bağlamak yasaktır burada. Veyahut da tüm gün havlıyormuş. Polisler geldi baktı, köpeği dövüyorlar mı diye kontrol ettiler. Sonradan herhalde devamlı uğraşmışlar, köpeği en sonunda geri gönderdiler Türkiye'ye" dedi.<br><br>Köpeklerin sürekli zincire bağlı tutulmaları ise genel olarak yasak kabul ediliyor<br>2022’de yürürlüğe giren düzenlemeye göre Almanya’da köpeklerin günde en az iki kez ve her seferinde en az bir saat gezdirilmesi gerekiyor. Sürekli zincire bağlı tutulmaları ise genel olarak yasak kabul ediliyor. Yetkililer ayrıca köpeklerin sosyalleştirilmesini ve zihinsel olarak aktif tutulmasını da hayvan sahiplerinin sorumlulukları arasında değerlendiriyor.<br>Öte yandan, eyaletlere göre değişmekle birlikte; doktor muayenehaneleri, süpermarketler, anaokulları, çocuk oyun alanları, okullar, tiyatrolar, sinemalar, kiliseler ve yüzme havuzları gibi alanlara köpek girişine sınırlamalar getirilebiliyor. Tehlikeli olarak sınıflandırılan köpekler için ise ağızlık, tasma ve zorunlu sorumluluk sigortası gibi ek kurallar uygulanıyor.<br>(FBY-ÖK-D)<br><br>19.05.2026 15:56:18 TSI<br>NNNN<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 20 May 2026 11:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/almanyada-kopek-sahiplerine-sigorta-sarti-1779264432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye&#039;nin başarılarına hayranız</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/turkiyenin-basarilarina-hayraniz-1060</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/turkiyenin-basarilarina-hayraniz-1060</guid>
                <description><![CDATA[Polonya Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkan Yardımcısı Bogdan Pidanty, Türkiye'nin son yıllarda askeri ve teknolojik alanda elde ettiği devasa başarılara büyük bir hayranlık duyduklarını belirterek çarpıcı açıklamalarda bulundu. Rusya-Ukrayna Savaşı'nın ilk günlerinden bu yana bölgedeki lojistik ve insani yardım faaliyetlerinde aktif rol üstlenen Tuğgeneral Pidanty, Türkiye'yi askeri teknoloji alanında NATO bünyesindeki en kilit ortaklardan biri olarak gördüklerini vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Polonya Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkan Yardımcısı Bogdan Pidanty, Türkiye'nin son yıllarda askeri ve teknolojik alanda elde ettiği devasa başarılara büyük bir hayranlık duyduklarını belirterek çarpıcı açıklamalarda bulundu. Rusya-Ukrayna Savaşı'nın ilk günlerinden bu yana bölgedeki lojistik ve insani yardım faaliyetlerinde aktif rol üstlenen Tuğgeneral Pidanty, Türkiye'yi askeri teknoloji alanında NATO bünyesindeki en kilit ortaklardan biri olarak gördüklerini vurguladı. Ankara ile Varşova arasında mühimmat ve teknoloji transferi alanlarında çok yakın bir iş birliği yürütüldüğünü ifade eden Polonyalı general; Türkiye'nin özellikle roket, füze topçuluğu ve elektronik harp alanlarında küresel bir lider olduğunu kaydetti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Rusya-Ukrayna Savaşı'nın ilk günlerinden itibaren Ukrayna'ya yardım faaliyetlerinde görev alan Polonyalı Tuğgeneral Pidanty, ülkesinin başkenti Varşova'da, Türk basın mensuplarına değerlendirmelerde bulundu. Pidanty, ülkesinin Ukrayna'ya yönelik yardımlarını anlatarak savaşın başından itibaren Kiev'e askeri teçhizat yardımlarında bulunduklarını söyledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ülkesinin Ukraynalı askerlerin tedavisi ve eğitimi gibi konularda roller üstlendiğini aktaran Pidanty, Ukrayna'ya doğrudan yapılan askeri yardımların yaklaşık 4 milyar avro olduğu bilgisini paylaştı. Türkiye'nin savaştaki barış ve arabuluculuk çabaları ile Karadeniz Tahıl Girişimi gibi inisiyatiflerine atıfta bulunan Pidanty, bunun için Türkiye'ye minnettar olduklarını söyledi. Pidanty, "Polonya, Türkiye'nin askeri ve teknolojik başarılarına büyük hayranlık duymakta ve Türkiye'yi askeri teknoloji alanında NATO bünyesinde kilit bir ortak olarak görmektedir." ifadesini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ankara ile Varşova arasında askeri teçhizat, mühimmat teknolojileri ve teknoloji alanlarında da çok yakın işbirliği yürütüldüğünü söyleyen Pidanty, Türkiye'nin roket ve füze topçuluğu ile elektronik harp alanlarında da büyük deneyim ve yüksek teknik kabiliyetlere sahip lider bir ortak olduğu mesajını verdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türk basın mensupları, Varşova'da Polonya Dışişleri Bakanlığı temsilcileri ve düşünce kuruluşundan uzmanlarla da bir araya geldi.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 19 May 2026 09:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/turkiyenin-basarilarina-hayraniz-1779172601.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye bizi felç ediyor</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/turkiye-bizi-felc-ediyor-1054</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/turkiye-bizi-felc-ediyor-1054</guid>
                <description><![CDATA[Ankara'nın NATO'nun doğu kanadındaki askeri tedarik güvenliğini garanti altına almak amacıyla sunduğu 1.2 milyar dolarlık akaryakıt boru hattı projesi, Yunanistan'da çok ciddi bir stratejik panik başlattı. Gizli plan, Türkiye'den başlayıp Bulgaristan üzerinden Romanya'ya uzanırken, alternatif güzergahlara kıyasla tam beş kat daha düşük maliyet sunmasıyla İttifak koridorlarında büyük destek gördü.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Ankara'nın NATO'nun doğu kanadındaki askeri tedarik güvenliğini garanti altına almak amacıyla sunduğu 1.2 milyar dolarlık akaryakıt boru hattı projesi, Yunanistan'da çok ciddi bir stratejik panik başlattı. Gizli plan, Türkiye'den başlayıp Bulgaristan üzerinden Romanya'ya uzanırken, alternatif güzergahlara kıyasla tam beş kat daha düşük maliyet sunmasıyla İttifak koridorlarında büyük destek gördü. Projenin sivil taşımacılığa kapalı ve tamamen askeri kullanım amaçlı planlandığını yazan Yunan medyası ise, Ankara'nın bu hamleyle Atina'nın tüm bölgesel alternatiflerini çöpe atarak Yunanistan'ı askeri lojistikte tamamen bypass ettiğini itiraf etti.<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Türkiye'nin NATO'ya sunduğu 1,2 milyar dolarlık askeri akaryakıt boru hattı önerisi Yunanistan'da gündem oldu. Dış basında yer alan haberlere göre Ankara, yalnızca askeri kullanım amacıyla işletilecek yeni bir akaryakıt boru hattı projesini NATO müttefiklerine sunmaya hazırlanıyor. Projenin Türkiye'den başlayarak Bulgaristan üzerinden Romanya'ya uzanması planlanıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İlk olarak Bloomberg tarafından gündeme taşınan haberde, Türkiye'nin teklif ettiği güzergahın Doğu Avrupa'daki NATO müttefiklerine güvenli ve kesintisiz yakıt akışı sağlamayı hedeflediği aktarıldı. Yaklaşık 1,2 milyar dolara mal olması beklenen projenin, alternatif rotalara göre yaklaşık beş kat daha düşük maliyetle hayata geçirilebileceği vurgulandı. Türkiye'nin NATO'ya 1,2 milyar dolarlık önerisi Yunanistan'da geniş yankı buldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bloomberg'in haberini yorumlayan Yunan basını, projeyi yalnızca bir lojistik yatırım değil, aynı zamanda bölgesel güç dengelerini etkileyebilecek stratejik bir hamle olarak değerlendirdi. Yunan medya kuruluşlarından biri dikkat çekici biçimde şu başlığı kullandı: "Türkiye NATO'ya boru hattı planlıyor: Bunun Yunanistan için anlamı ne?" Haberde, Ankara'nın önerdiği hattın özellikle Yunanistan üzerinden geçebilecek alternatif güzergahları devre dışı bırakabileceği değerlendirmesine yer verildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Başka bir Yunan haber sitesi ise gelişmeyi daha net ifadelerle duyurdu: "Türkiye, Yunanistan'ı bypass edecek bir yakıt boru hattı önerdi." Bir diğer Yunan yayın organı da Türkiye'nin Karadeniz ve bölgesel güvenlik denklemindeki rolüne dikkat çekerek, Ankara'nın "İttifak'ın güneydoğu kanadını güçlendirme planı kapsamında Yunanistan'ın alternatif güzergahını devre dışı bıraktığını" öne sürdü.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bloomberg'e göre Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu'daki çatışmalar ve özellikle Hürmüz Boğazı kaynaklı enerji arz riskleri NATO'nun lojistik altyapı planlarını yeniden şekillendirdi. İttifak, özellikle doğu kanadındaki ülkelerin askeri tedarik güvenliği için daha güvenilir ve düşük maliyetli çözümler üzerinde çalışıyor. Ankara'nın sunduğu proje de bu arayışın merkezine yerleşmiş durumda. Öte yandan hattın yalnızca askeri kullanım amacıyla planlandığı, sivil taşımacılığa kapalı olacağı ve teknik ayrıntılarının güvenlik gerekçesiyle gizli tutulacağı belirtiliyor. Türkiye'nin NATO'ya sunduğu teklifin nihai akıbetinin, temmuz ayında Ankara'da yapılacak kritik zirve öncesinde veya zirve sırasında netleşmesi bekleniyor.<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 18 May 2026 10:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/turkiye-bizi-felc-ediyor-1779090821.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Asırlar ötesinden sesleniş</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/asirlar-otesinden-seslenis-1053</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/asirlar-otesinden-seslenis-1053</guid>
                <description><![CDATA[Ahmed-i Yesevi, Arslan Baba’nın yakın ilgisi ve irşadıyla kısa zamanda olgunlaşmıştır. Ahmed-i Yesevi, hikmetlerinde Arslan Baba’dan çok söz eder. Buna göre Arslan Baba’nın Arap asıllı ve eshabın ulularından olduğu, dünya rahatına ve nimetlerine değer vermedi¬ği, küçük bir kulübede ömür geçirdiği, Peygamber efendimizin takdir ve teveccühüne mazhar olduğu belirtilir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="color:hsl(0, 75%, 60%);"><strong>Prof.Dr. Ahmet Şimşirgil- Türkiye Gazetesi</strong></span></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/asirlar-otesinden-bugune-seslenis-1790606" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file">https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/prof-dr-ahmet-simsirgil/asirlar-otesinden-bugune-seslenis-1790606</a></p><p class="MsoNormal">Ahir zaman ümmetleri, dünya fani bilmezler<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gidenleri görürler de ondan ibret almazlar<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Erenlerin kıldığını görüp rağbet etmezler<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Arslan babam sözlerini dinleyiniz teberrük<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ahir zaman ümmetleri süslerler evlerini;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Nefs ü hevaya uyup bozarlar huylarını;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şan ve şefkatler ile dik tutar boylarını;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Arslan babam sözlerini dinleyiniz teberrük<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu ifadeler 1.200 yıl öncesinden, Türklerin ilk büyük mutasavvıflarından Ahmed-i Yesevi’ye aittir. Öyle ki bugünün manevi hastalıklarını görür gibi yazılmıştır. İfadeler zinde ve canlıdır. Çağlar ötesini gören ve ona göre seslenen bu büyük veli Orta Asya Türklerinin dinî-tasavvufi hayatında geniş tesirler icra etmiştir. Bu itibarla “Pîr-i Türkistan” diye anılmıştır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ahmed-i Yesevi Batı Türkistan’daki Çimkent şehrinin doğusunda bulunan ve Tarım Irmağı’na dökülen Şâhyâr Nehri’nin küçük bir kolu olan Karasu üzerindeki Sayram kasabasında doğdu. Bazı kaynaklara göre ise onun günümüzde Kazakistan sınırları içinde bulunan Yesi (bugünkü adıyla Türkistan) şehrinde doğduğunu kaydetmektedir. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte XI. yüzyılın ikinci yarısında (1080-1090 arası) dünyaya geldiğini söylemek mümkündür.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Babası Sayram’ın tanınmış şahsiyetlerinden olup ilmi, fazileti ve ke­rametleriyle şöhret bulan Şeyh İbrahim adlı bir zattır. Annesi ise Şeyh İbrahim’in halifelerinden Mûsâ Şeyh’in kızı Ayşe Hatun’dur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Küçük yaşta iken önce annesini sonra babasını kaybeden Ahmed’in bakımı ve terbiyesi ile ablası Gevher Şehnaz ilgilenmiştir. Şehnaz Hanım ve kardeşi bir müddet sonra Yesi’ye yerleşmiştir. Ahmed-i Yesevî ilk tahsiline burada başlamış ardından Yesi’de büyük bir şöhreti olan Arslan Baba (Arslan Bâb)’ya intisap etmiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ahmed-i Yesevi, Arslan Baba’nın yakın ilgisi ve irşadıyla kısa zamanda olgunlaşmıştır. Ahmed-i Yesevi, hikmetlerinde Arslan Baba’dan çok söz eder. Buna göre Arslan Baba’nın Arap asıllı ve eshabın ulularından olduğu, dünya rahatına ve nimetlerine değer vermedi­ği, küçük bir kulübede ömür geçirdiği, Peygamber efendimizin takdir ve teveccühüne mazhar olduğu belirtilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ahmed-i Yesevî, Arslan Baba’nın vefatından bir müddet sonra zamanın önemli İslam merkezlerinden biri olan Buhara’ya gider. Bu şehirde devrin önde gelen âlim ve mutasavvıflarından Şeyh Yûsuf-ı Hemedânî’ye intisap ederek onun irşad ve terbiyesi altına girer. Yusuf-ı Hemedânî’nin vefatı üzerine irşat mevkiine önce Hâce Abdullah-ı Berki, onun vefatıyla Şeyh Hasan-ı Endeki geçer.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">1160 yılında Hasan-ı Endeki’nin de vefatı üzerine Ahmed-i Yesevî irşat postuna oturur. Bir müddet sonra, vaktiyle şeyhi Yûsuf-ı Hemedânî’nin vermiş olduğu bir işaret üzerine irşad makamını Şeyh Abdülhâli<span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;">ḳ</span>-ı Gocduvânî’ye bırakarak Yesi’ye döner ve vefatına (562/1166) kadar burada irşada devam eder.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ahmed-i Yesevi’nin vefat tarihi olarak genellikle miladî 1166-7 yılı kabul edilmekle beraber, kaç yıl yaşadığı hususunda da çeşitli tahminler ileri sürülmüştür. Bazı araştırıcılar onun hikmetlerinin birinde yer alan bir ifadeye dayanarak yüz yirmi beş yaşından sonraki bir yaşta vefat ettiğini ileri sürmüşlerdir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Hikmetlerin kaynağı</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ahmed-i Yesevi, mürşidi Şeyh Yusuf-i Hemedânî gibi Hanefi mezhebinde bir âlim ve mutasavvıf idi. Kuvvetli bir medrese tah­sili görmüş̧, din ilimleri yanında tasavvufu da iyice öğrenmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Onun Yesi’de irşada başladığı sıra Türkistan’da, Yedisu havalisinde kuvvetli bir İslamlaşma cereyanı bulunuyordu. Medreselerin yanında kurulan tek­keler tasavvuf cereyanının, dolayısıyla birtakım tarikatların merkezleri durumundaydı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yine bu yıllarda Mâverâünnehr’i idaresi altında birleştiren Sultan Sencer vefat etmiş̧ (h.532/m.1157), Hârezmşâhlar kuv­vetli bir devlet hâline gelmeye başlamışlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İlmi, irfanı, ahlakı ve tesirli sözleriyle Ahmed-i Yesevî, Sîr-derya havalisinde, Seyhûn’un ötesindeki bozkırlarda yaşayan yarı göçebe Türkler arasında kuvvetli bir nüfuz sahibi olmuştu. Etrafında İslamiyet’e bütün samimiyetiyle bağlı olan yerli halk ile göçebe köylüler toplanıyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ahmed-i Yesevî bu insanlara İslam’ın esaslarını, şeriatın hükümlerini, tasavvufun inceliklerini, kurucusu olduğu Yesevîlik tarikatının âdâb ve erkânını, “Hikmet” adı verilen manzumelerle gönüllere nakşediyordu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dervişleri va­sıtasıyla en uzak Türk topluluklarına kadar ulaştırılan bu manzumeler, Türkler arasında İslamiyet’in yerleşmesine ve bir inanç birliğinin teşekkülüne hizmet etmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ahmed-i Yesevî hazretleri Peygamber efendimizin sünneti seniyyesine çok bağlıydı. Her işini O’na uygun olarak yapmağa çalışırdı. Altmış üç yaşına geldiğinde, yer yüzünde yaşamayı sünne­te aykırı bularak, tekkesinin avlusunda müritlerine bir çilehane kazdırdı. Merdivenle inilen bu küçük hücre şeklindeki çilehaneye çekilerek ömrünün kalan kısmını burada geçirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ahmed-i Yesevî’­nin kalan ömrünü devamlı ibadet ve riyazetle geçirdiği bu hücrede kaç yıl kaldığı bilinmemektedir. Hikmetlerinde bu çilehane hayatı ayrıntılı şekilde di­le getirilmektedir. Ayrıca hikmetlerde altmış üç yaşına kadar olan hayatı da geniş şekilde anlatılır. Tasavvuf ve tarikat ehli olan bu büyük âlimin hikmetlerinde şeriata aykırı hiçbir ize rastlanmaz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Onun şeriat ile tarikatı kolayca meczetmesi daha doğrusu tarikatını şeriat esasları üzerine bina etmesi sebebiyle Yesevilik Sünni Türkler arasında süratle yayılma imkânı bulmuştur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Benim hikmetlerim Huda’nın buyruğudur,<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Okuyup anlasan hep Kur’ân’ın manasını açıklar<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yine, benim hikmetlerimin kaynağı Hadistir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İnsan ondan nasip almasa, bil ki habistir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Beyitleri onun Ehl-i Sünnet akidesine ne ölçüde bağlı olduğunu açıkça gös­termektedir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Okuyanın gönül gözü parlar!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ahmed-i Yesevi’nin hikmetleri çağları aşmakta, insanları dün olduğu gibi bugün de irşat ve terbiye etmektedir. Ne yazık ki biz bunları mekteplerimizde hakkıyla okutmadığımız için gençlerimiz bu kıymetli hazinelerden mahrum kalmaktadır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hikmetlerin muhtevasını ana hatları ile İslam’ın şartları, ahlak ve Yesevîlik’e ait esaslar oluşturur. Münacat, na’t ve ilk dört halifeye ait övgüler dışında hikmetlerde ele alınan konular şöyle sırala­nabilir: İlahi aşk, Allah’ın birliği, mutlak irade ve kudreti, Hazret-i Peygam­ber sevgisi, şeriat, sünnet, züht ve takvâ, İslam ahlakı, kıyamet, cennet ve cehennem tasvirleri, dünyadan ve sahte şeyhlerden şikâyet, mutasav­vıflara ait kıssalar, zikir ve halvet gibi Yesevîlik adab ve erkânı ile ilgili hususlardır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ahmed-i Yesevi’nin her bir beyti sanki güzellikler manzumesidir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İnsanın kendisini bilmesi Hakk’ı bilmesi demektir. Gafletten uyan­mak, gönül gözünü parlatmak gerekir. Ancak o zaman insan Allah katın­da makbul bir kul ve Şanlı Peygamberimize layık bir ümmet olur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kim özünü bildiyse Hakk’ını bildi<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Huda’dan korktu ve insafa geldi<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ahmed-i Yesevî bir mutasavvıf olmaktan ziyade bir şeriat adamıdır. O şeriatın hem özüne hem de şekline, Hazret-i Peygamber’in sünnetine sıkıca bağlıdır. Peygamber efendimize sonsuz hürmeti ve sevgisi vardır. Çünkü o, server-i mahlûkat ve mefhar-ı mevcûdat’tır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">On sekiz bin âleme server olan Muhammed<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Otuz üç bin eshâba rehber olan Muhammed<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Seher vakti uyumaz tilavetli Muhammed<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Garip ile yetime mürüvvetli Muhammed<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yoldan çıkmış olana hidayetli Muhammed<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Darda kalan ruhlara kifayetli Muhammed<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sevgili Peygamberimize layık ümmet olabilmek için iki esasa uymak gere­kir. Bunlardan biri Allah’ın kelamı, diğeri de Peygamberimizin sünnetidir. Ahmed-i Yesevî için merhameti, üstün ahlakı ve hoşgörüsü ile örnek alınacak insan Sevgili Peygamberimiz’dir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hak tealanın sözün Resulullah sünnetin<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İnanmayan ümmetin ümmet demez Muhammed<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dünya ve dünyalıklar için üzülmemek, dünya ikbaline güvenmemek, dünyanın fâni ve vefasız olduğunu bilmek, Hak’tan gayrı her şeyi dilden ve gönülden çıkarmak, insanlara karşı haksızlıkta bulunmamak, ölmeden evvel ölmek gerekir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dünya için gam yeme, Hak’dan özgeyi deme<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kişi malını yeme Sırat üzre tutara<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ululuk Allah’a mahsustur, kul âcizdir ve aczini bilmek zorundadır. Aslı toprak olan bedenimizin hiçbir değeri yoktur:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aslım toprak neslim toprak değersiz<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Basıp geçsen murdar cismim utanır<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İnsan hakikati kendi başına bulamaz, anlayamaz. Onun için bir mürşide bağlanmalıdır. Mürşidin rızasını almak Hakk’ın rızasını almak demektir; gerçek mürşit ise Hazret-i Peygamber’dir. Bir yol ki ona ulaşmaya batıldır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Pir rızası Hak rızası olur dostlar<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Onu kazanan Hak rahmetin alır dostlar<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ahmed-i Yesevi hikmetlerini okuyanların gönül gözü açılır ve parlamaya başlar. İslamiyet’in, doğru itikadın ne olduğunu anlar ve bid’at yoluna asla düşmez.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 18 May 2026 10:26:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/asirlar-otesinden-seslenis-1779089362.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Terörsüz Türkiye&#039;de yeni bir yol haritasına ihtiyaç var</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/terorsuz-turkiyede-yeni-bir-yol-haritasina-ihtiyac-var-1050</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/terorsuz-turkiyede-yeni-bir-yol-haritasina-ihtiyac-var-1050</guid>
                <description><![CDATA[MHP lideri Devlet Bahçeli, Terörsüz Türkiye sürecinde yeni bir hamleye, buna uygun da yol haritasına ihtiyaç olduğunu söyledi. Bahçeli, "Öcalan'ın münfesih PKK'nın kurucu önderliği yerine örgüt üzerindeki etkinliğini sürdürebileceği bir yapı inşa edilmeli" dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">MHP lideri Devlet Bahçeli, Terörsüz Türkiye sürecinde yeni bir hamleye, buna uygun da yol haritasına ihtiyaç olduğunu söyledi. Bahçeli, "Öcalan'ın münfesih PKK'nın kurucu önderliği yerine örgüt üzerindeki etkinliğini sürdürebileceği bir yapı inşa edilmeli" dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli "Terörsüz Türkiye" sürecinde yeni bir hamleye ve buna bağlı yol haritasına ihtiyaç bulunduğunu belirterek, "Öcalan'ın mahkumiyet hali saklı kalmak üzere bir sosyal statüyle teçhiz edilmesi, fesih edilmiş PKK'nın kurucu önderliği yerine, örgüt üzerindeki etkinliğini sürdürebileceği bir yapı inşa edilmeli." dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">MHP Lideri Devlet Bahçeli, TÜRKGÜN Gazetesi'ne “Terörsüz Türkiye” hedefinde yeni yol haritası ve sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bahçeli, “Terörsüz Türkiye” sürecinde yeni bir hamleye, buna uygun yol haritasına ihtiyaç bulunduğunu belirterek, "Öcalan'ın fesih edilmiş PKK'nın kurucu önderliği yerine örgüt üzerindeki etkinliğini sürdürebileceği bir yapı inşa edilmeli." dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Terörsüz Türkiye hedefinin doğru zamanda atılan doğru adımlarla gerçeğe dönüşmekte olduğunu belirten Bahçeli, "Bunu mümkün kılacak siyasi hukuki ve sosyal şartlar ülkemizde mevcuttur. Nitekim TBMM 'Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu' bu yönde önemli bir işlev görmüştür" ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Daha demokratik, daha güçlü, daha müreffeh bir Türkiye'nin herkesin ortak arzusu olduğunu vurgulayan Bahçeli, "Terörsüz Türkiye böylesi bir anlayıştan hareketle Türk ve Türkiye yüzyılı hedefinin stratejik kapısıdır ve Türkiye, önemli bir eşiği aşarak terör belasından tamamen kurtulmak için kararlılıkla ve titizlikle faaliyet yürütmektedir." dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"UYGUN BİR STATÜ OLMALI"<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yapılanların ve söylemlerin karşılıklı anlam kazanması noktasında bir iletişim eksiliği yaşandığını belirten Bahçeli, “Bu noktada yeni aşama için bir yol haritası ortaya koymak bu doğrultuda gerekli mekanizmaları harekete geçirmek gerekmektedir. Örgüt üzerindeki yaptırımların hayata geçmesini mümkün kılacak mekanizma oluşturmak, gelişmelerin takibini sağlayacak devlet kurumlarını yetkilendirmek, bir yandan da yasal ve idari düzenlemeleri yaparak barış ve kardeşliği, siyaseti ve demokratik değerleri öne çıkarmak terörsüz Türkiye hedefine ulaşma amacına hizmet edecektir. Parçalı yapılarla Terörsüz Türkiye yolunda yürümek sonuç almayı geciktirecek, provokasyonları artıracak, dış müdahalelere imkan verecek, örgüt içi çatışma dinamiklerini öne çıkararak görünür kılacak ve sonuç almayı zorlaştıracaktır. Başından beri 'örgütün kurucu önderi' ifadesinin kullanılması da bu endişeyi gidermeye, olası riskleri azaltmaya ve en hızlı şekilde terörsüz Türkiye hedefine ilişkin sonuç almaya yöneliktir." diye konuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“BARIŞ SÜRECİ VE SİYASALLAŞMA KOORDİNATÖRLÜĞÜ"<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bahçeli, "Terör örgütlerinin tasfiye süreçlerinde liderlik mekanizmasındaki çok seslilik, örgütün tasfiyesi sonrası başka liderliklerin doğmasına ve örgütün başka isimlerle yeniden organize olmasına sebebiyet verebilir. Bu bağlamda terörün tasfiye süreçlerinde muhatabın açık ve net bir şekilde ortaya konulması elzemdir. Öcalan'ın mahkumiyet hali saklı kalmak üzere bir sosyal statüyle teçhiz edilmesi, münfesih PKK ve bileşenlerinin örgütsel faaliyetlerinin yahut silah bırakmalarının daha sağlıklı şekilde yürütülmesini mümkün kılacaktır. ‘Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü’ bu doğrultuda uygun bir statü tarifi olabilecektir." dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“KOORDİNATÖRLÜK, ÖRGÜTÜN TASFİYESİYLE SINIRLI KALACAKTIR”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Koordinatörlük mekanizmasının tanım ve kapsamına ilişkin ayrıntıları da aktaran Bahçeli, “Bu statü örgütün feshiyle örgütün bütün türevleri ve unsurlarıyla kati suretle tasfiye edilmesine matuf bir tanımlamadır. Koordinatörlük PKK terör örgütünün bütün uzantıları, örgüt yöneticileri ve militanlarının mutlak bir şekilde silah bırakmasını ve tasfiyesini koordine etmek, yürüyen barış sürecini örgütsel yönüyle sekteye uğratılmasını önlemek, silah yerine siyaset tercihine uygun meşru yönlendirmeler yapmak amacına matuf olarak tasavvur edilmiştir. Bu doğrultuda Öcalan'ın koordinatör statüsü, örgütün tasfiye süreci ile sınırlı kalacaktır. Dolayısıyla bu koordinatörlük, Kürtlerin lider ve temsilcisi, etnik ve kategorik hakların savunuculuğu gibi hususları kapsamamaktadır.” ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 18 May 2026 09:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/terorsuz-turkiyede-yeni-bir-yol-haritasina-ihtiyac-var-1779084479.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Erdoğan: Kifayetsizlere prim vermeyin</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/erdogan-kifayetsizlere-prim-vermeyin-1048</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/erdogan-kifayetsizlere-prim-vermeyin-1048</guid>
                <description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kocaeli'de gençlere hitap ederek, "Sizler bu milletin göz bebeğisiniz, üzerine titrediği kır çiçeklerisiniz. Sizler geçmişi şanla, şerefle, başarılarla dolu milletin evlatlarısınız. Kimsenin sizi yolunuzdan döndürmesine, ümitlerinizi söndürmesine izin vermeyin. "]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">IHAAW205028-SIY/16-05-2026<br><br><br>- Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan gençlere: "Kifayetsizlere asla prim vermeyin"<br>- "Sizler bu milletin göz bebeğisiniz, üzerine titrediği kır çiçeklerisiniz"<br>- "Fatih'i bir kılıçtan ibaret sananlar, bilsinler ki Fatih ölmüştür ama Fatih'in ruhununun ebedi hakimiyetine inanlara müjdeliyorum; Fatih'in ruhu ölmez, Fatih'in ruhu ebedi kalacaktır"<br>- "Hepsinden önemlisi gençlerimize cesaret ve özgüven kazandırdık. Bugün kendisini çok iyi yetiştirmiş, birkaç dil bilen, dünyayı tanıyan, sosyal zekası yüksek, deneyimli, donanımlı, yenilikçi ve aynı zamanda ahlaklı, imanlı bir neslin hamd olsun gümbür gümbür geldiğini görüyoruz"<br><br><br>Fehime Kartal - Recep Barış Aksu - Cihan Atik - Ahmet Cüneyt Kulak<br>KOCAELİ (İHA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kocaeli'de gençlere hitap ederek, "Sizler bu milletin göz bebeğisiniz, üzerine titrediği kır çiçeklerisiniz. Sizler geçmişi şanla, şerefle, başarılarla dolu milletin evlatlarısınız. Kimsenin sizi yolunuzdan döndürmesine, ümitlerinizi söndürmesine izin vermeyin. Sırf konu mankeni, vitrin süsü olarak kullanmak isteyen kifayetsizlere asla prim vermeyin. Sizi kirli ve karanlık siyasi emelleri uğruna aparat ve kaldıraç olarak kullanmak isteyenlere müsaade etmeyin. Sizi zayıflatmaya, zayıf göstermeye çalışanlara hiçbir suretle kulak asmayın" dedi.<br>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Gençlik Kolları tarafından Turka Kocaeli Stadyumu'nda onbinlerce gencin katılımıyla düzenlenen "Bir Gençlik Şöleni"ne katıldı. Burada gençleri selamlayan Erdoğan, "Böylesine coşkulu, heyecanlı, maşallah her yönüyle dolu dolu bir gençlik şöleninde sizlerle beraber olmanın memnuniyeti içindeyim. Öncelikle şölenimizin düzenlenmesinde emeği geçen AK Parti Gençlik Kollarımızı, Yusuf İbiş kardeşimi ve ekibini yürekten tebrik ediyorum. Kocaelispor'un evinde gerçekleştirdiğimiz bu güzel buluşmaya katkı veren tüm yol ve dava arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Türkiye'nin dört yanından şölenimize renk katan gençlerimizle birlikte, dost ve kardeş ülkelerimizin gençlik teşkilatlarından programımıza katılan tüm misafirlerimize hoş geldiniz, safalar getirdiniz diyorum" dedi.<br><br>"Bugün 81 ilimizin kalbi burada atıyor"<br>Gençlerin Türkiye'nin aydınlık yüzü, yüz akı, gözbebeği ve Türkiye Yüzyılı'nın mimarı olduğuna dikkati çeken Erdoğan, "Avrupa'da, Amerika'da, Asya ve Afrika'da, yeryüzünün dört bir ucunda bayrağımızı gururla dalgalandıran, başarılarıyla yurt dışındaki millet varlığımızın en parlak sembolü olan Türk diasporasının genç mensuplarına muhabbetlerimi gönderiyorum. Gönül ve kültür coğrafyamızı nakış nakış işleyen, duası, desteği, kalbi bizimle olan tüm genç kardeşlerimize buradan selamlarımı iletiyorum. Şehirleri, ülkeleri, kıtaları aşan, sevgi ve muhabbete, dostluk ve kardeşlikte sınır tanımayan, bugün burada olduğu gibi, stadyumlardan taşan şu coşkunuz, şu eşsiz birlik ve beraberlik tablosu için her birinize tek tek teşekkür ediyorum. Bugün güzel atmosferde, umudun, sevginin, aydınlığın, geleceğin sembolü olan siz gençlerimizle birlikte olmaktan büyük bir heyecan duyuyorum. Bugün 81 ilimizin kalbi burada atıyor. Milletçe medeniyetimizin nabzı burada atıyor. Hayalini kurduğumuz büyük ve güçlü Türkiye'nin şafağı işte burada atıyor" diye konuştu.<br><br>"Fatih'in ruhu ölmez, Fatih'in ruhu ebedi kalacaktır"<br>Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:<br>"Sevgili genç kardeşlerim, Sezai Karakoç 'diriliş nesli' derken sizleri işaret ediyordu. Nurettin Topçu, 'hareket nesli' derken sizleri kast ediyordu. Üstad Necip Fazıl, 'büyük doğu nesli' derken sizlerden bahsediyordu. 'Asım'ın nesli diyordum ya, nesilmiş gerçek, işte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek' diyen merhum Mehmet Akif bu ülkenin siz genç yüreklerini müjdeliyordu. Teknofest kuşağının öncü neferleri olarak, rahmetli Nurettin Topçu hocamızın şu müjdesine bugün sizler nail oluyorsunuz. Ömerler ile Akiflerin tam ortasında duran Fatih'in ruhu hakikatte bizim vücudumuzda devam ediyor. Bu hissediyoruz. Fatih'i bir kılıçtan ibaret sananlar, bilsinler ki Fatih ölmüştür ama Fatih'in ruhununun ebedi hakimiyetine inanlara müjdeliyorum; Fatih'in ruhu ölmez, Fatih'in ruhu ebedi kalacaktır. İnanıyorum ki, Fatih'in ruhunu ihtiramla selamlayan, ecdatın emanetini gururla taşıyan gençler burada. Türkiye'yi aydınlık yarınlarıyla buluşturacak gençler burada. Milletimizin hayallerini gerçeğe dönüştürecek gençler burada. Rabbim sizleri kem gözlerden saklasın."<br><br>"Uyuyanları uyandıracak o çocukları şimdi karşımda görüyorum"<br>Karşısında, mazinin birikimini bugüne taşıyan, Türkiye'nin istikbalini var gücüyle omuzlayan kararlı bir gençlik gördüğünün altını çizen Erdoğan, "Şu an karşımda dünyaya yeni sözler söyleyen, dikkatleri üzerine çeken, hakkı ve hakikati seslendiren, ufuk sahibi gençlik görüyorum. Gazze'den Sudan'a, Somali'den Yemen'e, mazlumun, mağdurun gözü yaşlı kardeşlerinin hüzününü, kalbinin en derinlerinde hisseden merhametli bir gençlik hissediyorum. Şuan karşımda, deprem gecesi milletinin yardımına koşan, yangın bölgesinde sabahlayan, milletin derdiyle dertlenen gençlik görüyorum. Şuan karşımda vicdanlı bir gençlik, şuurlu bir gençlik, iman, idrak, basiret ve feraset sahibi gençlik görüyorum. Merhum Sezai Karakoç bu gençliği, yani sizleri yıllarca şu sözlerle bekledi; 'O çocuğu bekliyoruz. Dünyayı değiştirecek, yenileyecek, diriltecek çocuğu. O çocuğu ki, görüntüye değil öze, dışa değil, içe baksın. Ön planı değil, arka planı görsün. Reklam ve propaganda edilenleri değil, edilmeyenleri bilsin. Bu çocuk elbet gelecek, insanlık, beklenmedik her vakitte olduğu gibi yeni bir atılım yapacak. Diriliş gerçekleşecek, kutlu şehitlerin ruhları uyanacak. Bursa'nın, İstanbul'un, Konya'nın, Diyarbakır'ın, Erzurum'un, Şam'ın, Bağdat'ın, Semarkant'ın, Mekke'nin, Medine'nin ve hepsiyle birlikte Kahire'nin, Kuala Lumpur'un, Bingazi'nin, İslamabad'ın ruhları dirilecek. Elinde bir meşale, o çocuğun ulaştığı her kent dirilişe erecek' Bu şehirlerin mahşerinin önünde, soruyorum; kim durabilir? Şehirleri ayağa kaldıracak, yaralara merhem olacak, dirilişi şahlandıracak, uyuyanları uyandıracak o çocukları şimdi karşımda görüyorum" şeklinde konuştu.<br><br>"Milletten devlete uzanan zincirin en kritik halkası gençlerdir"<br>Cumhurbaşkanı Erdoğan, gençliğin 'yüreğin bentlerini yıkıp atması' olarak tanımlayarak, aynı zamanda gençliğin hayal, heyecan, dinamizm ve bir milletin lokomotifi olduğunu vurguladı. Toplumun enerjisini gençlerden aldığına dikkati çeken Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:<br>"Bireyden aileye, aileden millete, milletten devlete uzanan zincirin en kritik halkası gençlerdir. Asırların birikiminden süzülüp gelen değerler, kurumlar ve prensipler gençlerin eliyle geleceğe aktarılır. Tarihimize şöyle bir göz attığımızda bu hakikati çok net şekilde görebiliyoruz. Bu milletin sinesinde yetişen gençler, ne zaman elini taşın koymuşsa aile güçlenmiş, millet kenetlenmiş, devlet asıl misyonuna kavuşmuştur. Yalnızca İstanbul'u değil, kalpleri de fetheden Sultan Fatih'te işte bunu görürsünüz. Tuğrul Bey'de, Tarık Bin Ziyad'ta, Süleyman Şah'ta, Süleyman Gazi'de bu saf hakikati görürsünüz. En keskin dönemeçlerde, en zorlu mesuliyetleri yüklenerek istikbalin taşlarını döşeyen, istiklalin sancağını yücelten hep gençlerdir. Malazgirt'te, Çanakkale'de, Milli Mücadele'de, 15 Temmuz ihanetinin çelikten bir iradeyle püskürtülmesinde bu ruhu görürsünüz. Gençler güçlüyse, millette, devlet de güçlüdür. Gençler kendi aralarında gruplara bölünmüş, tuzaklara düşmüş, tahriklere kapılmış ve değerlerinden uzaklaşmışsa tarihimizin en sancılı dönemleri de o zaman yaşanmıştır."<br><br>"O günleri esefle ve acıyla hatırlıyoruz"<br>"Bu ülkenin gençlerini kimi zaman sağcı-solcu diyerek, kimi zaman Kürt-Türk diyerek, kimi zaman Alevi-Sünni diyerek, kimi zamanda ilerici-gerici diyerek birebirlerine düşman ettiler. Anne-babaların elleri yüreklerinde, akşam olunca evlatlarının sağ salim eve dönebilmesi için pencere kenarlarında dua ettiği günler yaşadık" ifadelerini kullanan Erdoğan, "Sadece başörtüsünden, sakalından, kılık kıyafetinden dolayı insanların eğitim ve çalışma hakkının elinden alındığı, istifaya zorlandığı, geleceğinin karartıldığı günler yaşadık. O günleri esefle ve acıyla hatırlıyoruz. AK Parti olarak, ülkeyi yönetme sorumluluğunu devraldığımız ilk günden itibaren Türkiye'nin hak ettiği seviyelere gelebilmesi için uğraştık. Üniversite okumak ve kamuda işe girebilmek için belirli bir giyim tarzına, yaşam biçimine, dünya görüşüne sahip olmanın şart koşulduğu, ideolojik aidiyetin liyakatın önüne geçtiği günler artık geride kaldı. Zengin fakir, şehirli köylü, doğulu batılı ayırmadan bu ülkenin evlatları arasında fırsat eşitliğini tam manasıyla biz sağladık" dedi.<br><br>"Hepsinden önemlisi gençlerimize cesaret ve özgüven kazandırdık"<br>En büyük yatırımı gençlere yaptıklarını anımsatan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Unutmayın gençler, önce seçilme yaşını 30'dan 25'e, ardından 18'e düşürerek gençlerimize duyduğumuz güveni çok net şekilde gösterdik. Türkiye'de siyaseti dar kadro siyaseti olmaktan çıkartarak, gençlerimizin eğitimde, bürokraside, sivil toplumda, kültür, sanat ve sporda önünü açtık. 23 yıldır hazırladığımız tüm bütçelerde aslan payını eğitime tahsis ettik. 2002'de yüksek öğretime ayrılan bütçe sadece 2,5 milyar liraydı, biz bunu 2026 itibariyle 651 milyar liraya çıkardık. Üniversite sayımızı 76'dan 208'e yükselttik. Yüksek öğrenim yurt sayımızı 190'dan 873'e, yatak kapasitemizi 182 binden 1 milyona ulaştırdık. Yıllar içerisinde, tüm burs miktarını, hem burs alan öğrenci sayısını artırdık, başvuran her üniversite öğrencimize burs veya kredi veriyoruz. 81 ilimizi gençlik ve spor tesisleriyle, bilim ve kültür merkezleriyle, spor salonları, futbol sahaları ve olimpik yüzme havuzlarıyla donattık. Hepsinden önemlisi gençlerimize cesaret ve özgüven kazandırdık. Bugün kendisini çok iyi yetiştirmiş, birkaç dil bilen, dünyayı tanıyan, sosyal zekası yüksek, deneyimli, donanımlı, yenilikçi ve aynı zamanda ahlaklı, imanlı bir neslin hamd olsun gümbür gümbür geldiğini görüyoruz" diye konuştu.<br><br>"Sizi sırf konu mankeni, vitrin süsü olarak kullanmak isteyen kifayetsizlere asla prim vermeyin"<br>Tüm dünyanın imrenerek baktığı Türkiye'nin savunma sanayisinin, genç mühendislerin, yazılımcıların, teknisyenlerin ve TEKNOFEST kuşağının genç neferlerinin omuzunda yükseldiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:<br>"Genç bilim insanlarımız, öğrencilerimiz, sanatçılarımız dünya ölçeğinde ses getiren başarılara imza atıyor. Genç yeteneklerimiz uluslararası turnuvalarda, olimpiyatlarda madalyalara her gün yenilerini ekliyor. Tekvando milli takımımız, engelli sporcularımızla birlikte 22 madalya kazanarak Avrupa şampiyonu oldu. Milletimizin göğsünü kabartan tekvandocularımızı tebrik ediyorum. Kazakistan ziyaretimizde ülkemizi e-spor alanında temsil eden gençlerle karşılaştık. İster geleneksek spor dallarında, ister teknolojiyle birlikte gelişen e-spor branşlarında olsun, gençlerimizin başarılarıyla gurur duyuyoruz. Bugünün ve yarının dünyasında, sizlerin hak ettiğiniz yeri almanız için yanınızda olmaya devam edeceğiz. Türkiye'nin geleceği sizlere emanettir, Türkiye'nin parlak yarınları sizlerin gayretleriyle şekillenecektir. Sadece ülkemizde değil, Türk dünyasında, İslam aleminde, Afrika'da, Asya'da, Latin Amerika'da sizi izleyen, Türkiye'deki her gelişmeyi yakından takip eden milyonlarca kardeşiniz var. Siyasi hayatının her aşamasında gençlerle yol yürümüş, çeyrek asra yaklaşan millete hizmet yolculuğunda gençliği daima önceleyen bir büyüğünüz olarak, sizlere her zaman güvendim ve güveniyorum. Sizler bu milletin göz bebeğisiniz, üzerine titrediği kır çiçeklerisiniz. Sizler geçmişi şanla, şerefle, başarılarla dolu milletin evlatlarısınız. Kimsenin sizi yolunuzdan döndürmesine, ümitlerinizi söndürmesine izin vermeyin. Sırf konu mankeni, vitrin süsü olarak kullanmak isteyen kifayetsizlere asla prim vermeyin. Sizi kirli ve karanlık siyasi emelleri uğruna aparat ve kaldıraç olarak kullanmak isteyenlere müsaade etmeyin. Sizi zayıflatmaya, zayıf göstermeye çalışanlara hiçbir suretle kulak asmayın."<br>(HFV-ÖZ-Y)<br><br>16.05.2026 22:17:52 TSI<br>NNNN<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 17 May 2026 10:54:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/erdogan-kifayetsizlere-prim-vermeyin-1779004534.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Her şeyi iki günde yok edebiliriz</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/her-seyi-iki-gunde-yok-edebiliriz-1038</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/her-seyi-iki-gunde-yok-edebiliriz-1038</guid>
                <description><![CDATA[İran'ın direncinin farkında olduğunu ve hiçbir şeyi hafife almadığını vurgulayan Trump, yine de istemesi halinde İran'a kısa süre içinde büyük zarar verebileceklerini savundu. İran'ın tüm altyapısına zarar vermediğini ifade eden Trump, "Her şeyi iki günde yok edebiliriz." dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">ABD Başkanı Donald Trump, Tahran'ın direncini hafife almadığını, ancak isterse İran'ın altyapısını "iki günde yok edebileceklerini" iddia etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Çin ziyaretinin yansımaları devam eden ABD Başkanı Trump, Fox News kanalına verdiği röportajda İran gündemini değerlendirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İran'ın direncinin farkında olduğunu ve hiçbir şeyi hafife almadığını vurgulayan Trump, yine de istemesi halinde İran'a kısa süre içinde büyük zarar verebileceklerini savundu. İran'ın tüm altyapısına zarar vermediğini ifade eden Trump, "Her şeyi iki günde yok edebiliriz." dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">AA'nın aktardığı habere göre, İran ile diplomaside tekrarlanan aksaklıklara atıfta bulunan ABD Başkanı, "Tahran'ın müzakerelerde güvenilmez ve öngörülemez" olduğunu savundu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Trump, "Bize istediğimiz her şeyi vereceklerdi, ama her anlaşma yaptıklarında, ertesi gün sanki o konuşmayı hiç yapmamışız gibi davranıyorlar. Bu herhalde beş kez oldu. Onlarda bir sorun var." dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Trump ayrıca olası bir çözümün askeri veya diplomatik olabileceğini ve bunun İran'ın tutumuna bağlı olacağını kaydederek, "Ya şiddetli olacak ya da şiddet içermeyecek, ben şiddet içermeyenini tercih ederim." diye konuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">3 Kasım'da ABD'de yapılacak Kongre seçimleri hakkındaki bir soruyu da yanıtlayan Trump, "Seçimlerin İran konusunda ne olacağına karar vermesine izin vermeyeceğim." diyerek Tahran'ın nükleer silaha sahip olamayacağı yönündeki söylemini yineledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"ÇİN ZİYARETİ, HARİKA BİR BAŞARI"<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ABD Başkanı Donald Trump, 2 günlük Çin ziyaretinin ardından Washington'a dönerken, gezisini "harika bir başarı" şeklinde nitelendirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ABD Başkanı Trump, Washington'a dönüşünde Beyaz Saray'a girerken basın mensuplarına kısaca ziyaretini değerlendirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Trump, "Bu (ziyaret) harika bir başarıydı. Çok iyi anlaşmalar ve ticaret anlaşmaları yaptık. (Çin'le) İyi ilişkilerimiz var. Muazzam bir başarıydı. Bence bu gerçekten tarihi bir andı." değerlendirmesini yaptı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ABD Başkanı Trump, 8,5 yıl aradan sonra Çin'i ziyaret etti. Önceki Başkan Joe Biden, iktidar döneminde Çin'e ziyaret gerçekleştirmemişti. ABD'den Çin'e lider düzeyindeki son ziyaret, Trump'ın ilk döneminde, 2017'de yapılmıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Çarşamba ve perşembe günleri yapılan görüşmeler sırasında ve sonrasında Trump, tarafların enerji ve tarım ticareti dahil olmak üzere çeşitli anlaşmalara vardığını söylemişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 16 May 2026 09:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/her-seyi-iki-gunde-yok-edebiliriz-1778911944.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Terörsüz Türkiye&#039;de büyük mesafe alındı</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/terorsuz-turkiyede-buyuk-mesafe-alindi-1035</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/terorsuz-turkiyede-buyuk-mesafe-alindi-1035</guid>
                <description><![CDATA[TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Bursa'daki programlarında küresel sistemde yaşanan güç değişimlerine, ekonomik adaletsizliklere ve "Terörsüz Türkiye" hedefine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Türkiye'nin küresel adalet arayışında öncü rol üstlendiğini belirten Kurtulmuş, terörün tamamen sona erdirilmesiyle birlikte Türkiye'nin önünde yeni bir dönemin başlayacağını söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">IHAAW231838-SIY/16-05-2026<br><br><br>- Kurtulmuş: "Terörsüz Türkiye hedefinde büyük mesafe alındı"<br>- Numan Kurtulmuş Bursa'da konuştu : "Bu işi hep beraber bitireceğiz"<br>- Numan Kurtulmuş Bursa'da STK temsilcileriyle buluştu<br><br><br>Ahmet Berke Erdal<br>BURSA (İHA) - TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Bursa'daki programlarında küresel sistemde yaşanan güç değişimlerine, ekonomik adaletsizliklere ve "Terörsüz Türkiye" hedefine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Türkiye'nin küresel adalet arayışında öncü rol üstlendiğini belirten Kurtulmuş, terörün tamamen sona erdirilmesiyle birlikte Türkiye'nin önünde yeni bir dönemin başlayacağını söyledi.<br>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Bursa programları kapsamında ilk olarak Bursa Uludağ Üniversitesi'nde düzenlenen "Küresel Adalet Arayışı" konferansına katıldı. Mete Cengiz Kültür Merkezi'nde öğrencilerle bir araya gelen Kurtulmuş, ekonomik ve siyasal alandaki adaletsizliklerin dünyayı büyük bir çıkmaza sürüklediğini belirterek, küresel adalet arayışının insanlığın ortak meselesi olduğunu söyledi. Her dönemde insanlığın ortak arayışlarından birisinin adalet olduğunu ifade eden Kurtulmuş, "İçinden geçtiğimiz dönem fevkalade zor bir süreçtir. Her şeyin altüst olduğu, yıkılıp neredeyse yeniden yapılmaya başladığı bir dönemin içerisinden geçiyoruz. Dolayısıyla bu süreçte insanlık alemi olarak ihtiyacımız olan en önemli meselenin adalet olduğunun farkında olarak, adalet arayışını küresel bir hale getirmek ve buna da öncülük etmek hepimizin ortak vazifesi olmalıdır" dedi.<br><br>"Ekonomik adaletsizlik insanlık için tehdit"<br>Konuşmasında ekonomik adaletsizliklere dikkat çeken Kurtulmuş, gelir dağılımındaki uçurumun giderek büyüdüğünü söyledi. Dünyanın en zengin yüzde 1'lik kesiminin toplam servetin yüzde 50'sine sahip olduğunu ifade eden Kurtulmuş, "Firavunlar dönemlerinde bile böyle bir eşitsizlik olmadı. Dolayısıyla bu insanlığın kaldırabileceği bir mesele değildir" diye konuştu. ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırıları sırasında piyasalarda yaşanan dalgalanmalara değinen Kurtulmuş, savaş ekonomisinin küresel sistemde büyük bir araca dönüştüğünü belirtti.<br><br>"Böyle bir dünyada BM'nin fonksiyonu yok"<br>Birleşmiş Milletler'in işlevsiz kaldığını ifade eden Kurtulmuş, Gazze'de yaşananların insanlık tarihinin en ağır sınavlarından biri olduğunu belirterek, "Böyle bir dünyada Birleşmiş Milletler'in ne önemi vardır, ne fonksiyonu vardır" dedi. Filistin'e destek veren futbolcu Lamine Yamal hakkında da konuşan Kurtulmuş, "Lamine Yamal'ın arkasındayız. O Filistin halkıyla dayanışmanın onurudur" ifadelerini kullandı.<br><br>"Küresel gelişmeler çerçevesinde Türkiye'nin geleceği toplantısına katıldı"<br>Kurtulmuş, Bursa programları kapsamında daha sonra Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi'nde düzenlenen "Sivil Toplum Buluşması"nın ardından Birlik Vakfı Bursa Şubesi'nin Geleneksel Cuma Meclisi'nde gerçekleştirilen "Küresel Gelişmeler Çerçevesinde Türkiye'nin Geleceği" toplantısına katıldı. Toplantıya Bursa Valisi Erol Ayyıldız, AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, Birlik Vakfı Bursa Şube Başkanı Muhammed Yılmaz ile vakıf üyeleri katıldı.<br><br>"Dünyada güç dengeleri değişiyor"<br>Burada konuşan Kurtulmuş, dünyada güç dengelerinin hızla değiştiğini belirterek çok kutuplu yeni bir dünya düzenine doğru gidildiğini söyledi. Avrupa ile Atlantik arasındaki gerilimlerin arttığını ifade eden Kurtulmuş, NATO ve Avrupa Birliği'nin yaşanan krizlerde etkisiz kaldığını savundu. Birleşmiş Milletler'in mevcut yapısıyla çözüm üretme kabiliyetini kaybettiğini belirten Kurtulmuş, "Böyle bir dünya sistemi yürümez" dedi.<br><br>"Türkiye güvenilir bir ortak olarak öne çıkıyor"<br>Türkiye'nin güvenilir bir ortak olarak öne çıktığını ifade eden Kurtulmuş, "Türkiye gücüne itibar edilen ve bu güçten istifade edilmesi gereken önemli bir müttefik olarak görülmeye başlanmıştır" diye konuştu. Türkiye'nin yeni bölgesel ve küresel ittifaklar kurabilecek kapasiteye sahip olduğunu kaydeden Kurtulmuş, siyasi istikrarın Türkiye'nin yükselişinin temel unsurlarından biri olduğunu söyledi.<br><br>"Terörsüz Türkiye hedefinde büyük mesafe alındı"<br>Konuşmasında "Terörsüz Türkiye" hedefine de değinen Kurtulmuş, Türkiye'nin yaklaşık 50 yılını kaybettiren terör sorununun ülkeye ağır ekonomik ve sosyal maliyetler yüklediğini ifade etti. "Büyük mesafe alınmıştır" diyen Kurtulmuş, terör örgütünün silah bırakmasının kritik eşik olduğunu söyledi. Sürece toplumun geniş kesimlerinin destek verdiğini belirten Kurtulmuş, "Bu işi hep beraber bitireceğiz" ifadelerini kullandı.<br><br>"Nizam-ı Alem davası devlet geleneğimizde var"<br>Devlet geleneğinde "Nizam-ı Alem" anlayışının bulunduğunu ifade eden Kurtulmuş, Türkiye'nin yalnızca kendi meseleleriyle değil dünyanın farklı bölgelerindeki mazlum halklarla da ilgilendiğini söyledi. Çeçenistan'dan Filistin'e, Somali'den Doğu Türkistan'a kadar birçok coğrafyada Türkiye'nin vicdani sorumluluk üstlendiğini kaydeden Kurtulmuş, "Terörü ortadan kaldıracağız. Demokrasiyi tam manasıyla tahkim edeceğiz. İnsan hak ve özgürlüklerini en ileri noktada uygulayacağız" dedi.<br>Toplantı daha sonra soru-cevap bölümüyle devam ederken, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş programlarının ardından Bursa'dan ayrıldı.<br>(ABE-AU-Y)<br><br>16.05.2026 00:49:45 TSI<br>NNNN<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 16 May 2026 08:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/terorsuz-turkiyede-buyuk-mesafe-alindi-1778910224.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Karar günü</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/karar-gunu-1033</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/karar-gunu-1033</guid>
                <description><![CDATA[ABD Başkanı Donald Trump, Pekin’de düzenlenen zirvenin son gününde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’e yönelik övgü dolu açıklamalarda bulundu. Trump, Şi ile ilişkisini çok güçlü diye tanımlarken, iki liderin İran’ın nükleer silah sahibi olmaması konusunda aynı görüşte olduğunu söyledi. Zirvenin ikinci günü ise görüşmelerin somut bir anlaşmayla sonuçlanıp sonuçlanamayacağını göstermesi açısından kritik bir aşama olarak değerlendiriliyor. Görüşmelerde Tayvan, ticaret, yapay zekâ rekabeti ve Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim öne çıkan başlıklar arasında yer aldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">ABD Başkanı Donald Trump, Pekin’de düzenlenen zirvenin son gününde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’e yönelik övgü dolu açıklamalarda bulundu. Trump, Şi ile ilişkisini çok güçlü diye tanımlarken, iki liderin İran’ın nükleer silah sahibi olmaması konusunda aynı görüşte olduğunu söyledi. Zirvenin ikinci günü ise görüşmelerin somut bir anlaşmayla sonuçlanıp sonuçlanamayacağını göstermesi açısından kritik bir aşama olarak değerlendiriliyor. Görüşmelerde Tayvan, ticaret, yapay zekâ rekabeti ve Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim öne çıkan başlıklar arasında yer aldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile ABD Başkanı Donald Trump, iki günlük Pekin zirvesinin son gününde Çin liderlik yerleşkesi Zhongnanhai’de bir araya geldi. Liderler, resmi temaslar öncesinde Zhongnanhai Bahçesi’nde yürüyüş yaptı ve ardından baş başa görüşmeye geçti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Trump, görüşme öncesinde gazetecilere yaptığı açıklamada Şi ile ilişkilerinin çok güçlü olduğunu ifade etti. ABD Başkanı, İran konusunda ortak bir tutum benimsediklerini belirterek, "Boğazların açık olmasını istiyoruz. Bunun sona ermesini istiyoruz çünkü orada durum biraz çılgın, biraz delice. Bu iyi bir şey değil, böyle olmamalı" ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">TRUMP’TAN Şİ’YE DİKKAT ÇEKEN ÖVGÜLER<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Trump, Pekin temasları boyunca Şi Cinping’e yönelik dikkat çekici ifadeler kullandı. Daha önce Fox News’e verdiği röportajda Çin lideriyle çok iyi bir ilişkisi olduğunu söyleyen Trump, "Gerçekten dostuz. O muazzam bir lider. Uzun süredir burada, çok güçlü, çok sağlam" demişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Zirvenin son gününde yapılacak görüşmeler öncesi kameralar karşısına geçen Trump, Şi hakkında, "O tamamen işine odaklanmış biri ve bu iyi bir şey. Oyalanması yok. Onun gibi birini bulamazsınız, fiziksel özellikleri bile öyle; bilirsiniz, uzun boylu, çok uzun boylu, özellikle de bu ülke için; çünkü buradaki insanlar genellikle biraz daha kısa boyludur" ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şi Cinping ise görüşmede Zhongnanhai Sarayı’nın Çin tarihindeki önemine değindi. Çin lideri, Trump’ın 2017’de Florida’daki Mar-a-Lago tesisinde kendisine gösterdiği misafirperverliği hatırlatarak, "2017'de bana gösterilen misafirperverliğe karşılık vermek için özellikle burayı seçtim" açıklamasını yaptı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ZİRVENİN SON GÜNÜ KRİTİK<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Pekin’de bugün gerçekleştirilecek temaslar, Trump’ın ABD’ye dönüşü öncesindeki son görüşmeler olacak. Diplomatik kaynaklar ve analistler, zirvenin ikinci gününün görüşmelerin somut sonuç üretip üretmeyeceğini ortaya koyacağını değerlendiriyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Beyaz Saray görüşmeleri daha çok ticaret, yatırım ve ekonomik ilişkilerin yeniden dengelenmesi ekseninde tanımlarken, Pekin yönetimi ise temasları uzun vadeli “stratejik istikrar” çerçevesinin başlangıcı olarak değerlendirdi. Çin tarafı, ilişkilerde rekabetin sınırlarının belirlenmesine ve kriz yönetimine vurgu yaparak, ilişkilerin istikrarlı şekilde sürdürülmesi gerektiğini savundu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Trump, devlet yemeğinde yaptığı konuşmada görüşmeleri son derece olumlu olarak nitelendirdi ve Şi’yi 24 Eylül’de Washington’a resmi ziyarette bulunmaya davet etti. Şi, Trump'ın Washington davetine olumlu yanıt verdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">TRUMP-Şİ ZİRVESİNDE&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/tayvan-gerilimi" target="_blank">TAYVAN GERİLİMİ</a><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şi Cinping görüşmeler sırasında en net mesajı Tayvan konusunda verdi. Çin lideri, zirvenin ilk gününde Tayvan’ın kendileri için en önemli mesele olduğunu belirterek, "Eğer doğru şekilde ele alınmazsa, iki ülke çatışacak, hatta karşı karşıya gelecek ve tüm ABD-Çin ilişkisini son derece tehlikeli bir duruma sokacak" uyarısında bulundu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Çin’in resmi&nbsp;<a href="http://www.hurriyet.com.tr/" target="_blank">haber</a>&nbsp;ajansı Xinhua’ya göre Şi, “ABD, Tayvan meselesini son derece dikkatli ele almalıdır” dedi. Trump ise gazetecilerin Tayvan sorularına "Çin çok güzel bir ülke" yanıtını verdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Trump ile birlikte Pekin’e giden ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise NBC’ye yaptığı açıklamada, Çin’in Tayvan’a yönelik olası askeri hamlesine karşı çıktı. Rubio, "Bizim bakış açımızdan, mevcut statükoda ve mevcut durumda zorla yapılacak herhangi bir değişiklik her iki ülke için de kötü olur" değerlendirmesinde bulundu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ORTA DOĞU'DAKİ DURUM VE HÜRMÜZ BOĞAZI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Trump’ın Çin ziyareti, 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından başlayan bölgesel gerilimin gölgesinde gerçekleşti. Bölgede kırılgan ateşkes sürerken Beyaz Saray, görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın açık tutulması ve İran’ın nükleer silah sahibi olmaması konusunda ortak yaklaşım sergilendiğini açıkladı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Trump, Şi’nin kendisine Çin’in Tahran’a “askeri teçhizat vermeyeceğini” söylediğini belirterek, Çin liderinin bir anlaşma yapılmasını görmek istediğini ve yardım teklifinde bulunduğunu ifade etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Buna karşın Çin’in İran petrolü ithalatını azaltacağına ilişkin net bir işaret vermediği kaydedildi. Washington yönetimi uzun süredir Pekin’i İran’ın ekonomik kapasitesini desteklemekle suçluyor.<span style="background-color:white;color:#262626;font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif;font-size:15.0pt;"><span style="line-height:107%;">&nbsp;</span></span><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">YAPAY ZEKA VE&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/ticaret-rekabeti" target="_blank">TİCARET REKABETİ</a>&nbsp;MASADAYDI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">CNBC'nin bildirdiğine göre zirvede yapay zeka alanındaki rekabet de gündeme geldi. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, iki ülkenin yapay zeka konusunda yeni bir diyalog mekanizması başlatacağını duyurdu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bessent, "İki&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/yapay-zeka" target="_blank">yapay zeka</a>&nbsp;süper gücü görüşmeye başlayacak. Çinlilerle yapay zeka konusunda sağlıklı görüşmeler yapabilmemizin nedeni, önde olmamızdır. Eğer onlar bizden bu kadar ileride olsalardı, aynı görüşmeleri yapabileceğimizi sanmıyorum" ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Perşembe günü Halkın Büyük Salonu’nda düzenlenen görüşmelere ABD tarafından iş insanı Elon Musk, Goldman Sachs CEO’su David Solomon ve Mastercard CEO’su Michael Miebach gibi iş dünyasının önde gelen isimleri de katıldı. Çin tarafında ise Şi ile birlikte üst düzey devlet yöneticileri görüşmelere katıldı. BYD ve DeepSeek gibi şirketlerden üst düzey yöneticiler, ABD ile temaslarda yer almadı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 15 May 2026 09:43:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/karar-gunu-1778827504.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>CHP’ye kara para hükümdar olmayacak</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/chpye-kara-para-hukumdar-olmayacak-1032</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/chpye-kara-para-hukumdar-olmayacak-1032</guid>
                <description><![CDATA[MUSTAFA Sarıgül’le yarıştığı kurultayda Deniz Baykal tarihi bir konuşma yapmıştı.
Baykal, “CHP Genel Başkanı olacak kişi CHP’yi satmamış, o kara günlerin acısını yaşamış, CHP’yi satın almaya kalkmamış biri olacak. CHP’ye kara para hükümdar olmayacak. CHP’ye Genel Başkan olacak kişi hesap vermekten aciz olmayacak” demişti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="background-color:hsl(0, 0%, 100%);color:hsl(0, 75%, 60%);"><strong>Hürriyet'ten Abdulkadir Selvi'nin makalesi</strong></span></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/abdulkadir-selvi/baykal-chpye-kara-para-hukumdar-olmayacak-demisti-43173850" target="_blank" rel="noopener noreferrer" download="file">https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/abdulkadir-selvi/baykal-chpye-kara-para-hukumdar-olmayacak-demisti-43173850</a></p><p class="MsoNormal">MUSTAFA Sarıgül’le yarıştığı kurultayda Deniz Baykal tarihi bir konuşma yapmıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Baykal,&nbsp;“CHP Genel Başkanı olacak kişi CHP’yi satmamış, o kara günlerin acısını yaşamış, CHP’yi satın almaya kalkmamış biri olacak. CHP’ye kara para hükümdar olmayacak. CHP’ye Genel Başkan olacak kişi hesap vermekten aciz olmayacak” demişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bugün CHP’de yaşananları görünce&nbsp;Baykal’ın uyarısının ne kadar önemli olduğunu anlıyoruz.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">SAĞLAM PAKET<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özkan Yalım’ın ek ifadesinden yeni bir bölüm ortaya çıktı.&nbsp;Özgür Özel’in CHP Genel Başkanlığına aday olduğu kurultay öncesinde 200 bin TL verdiğini ardından&nbsp;Özgür Özel’in kendisinden tekrar para istediğini anlatıyor.&nbsp;Özgür Özel’in WhatsApp üzerinden irtibata geçip, “Ne kadar para verebilirsen o kadar ayarla” dediğini anlatıyor.&nbsp;Özkan Yalım, kurultayda&nbsp;Özgür Özel’in kazanması için çalışıyor. 1 milyon Tl hazırladığını söylüyor.&nbsp;Özgür Özel&nbsp;kurultay çalışmaları için 14 Ekim tarihinde Denizli’ye gidecek. Bu konuşma 13 Ekim tarihinde yapılıyor. Özgür Özel WhatsApp’tan, “Özkan yarın sağlam bir paket olarak Denizli’de benim mavi valizin içine koy” diye yazıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">SPOR ÇANTA İÇİNDE<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">14 Ekim’de&nbsp;Özgür Özel&nbsp;Denizli’ye gidiyor.&nbsp;Özkan Yalım&nbsp;bu arada WhatsApp üzerinden&nbsp;Özgür Özel’e 1 milyon TL’yi getirdiğini söylüyor. O da kara kutusu olan&nbsp;Demirhan’a yönlendiriyor.&nbsp;Demirhan&nbsp;dediği kişi ise Manisa’da gözaltına alınan ve&nbsp;Özgür Özel’in sırdaşı olan&nbsp;Demirhan Gözaçan.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Devamını&nbsp;Özkan Yalım’ın ifadesinden aktarıyorum. “Demirhan&nbsp;benim olduğum yere&nbsp;Özgür Özel’e ait araçla geldi.&nbsp;Özgür Özel’in aracını bazen&nbsp;Demirhan Gözaçan&nbsp;kullanmaktaydı. Kendisine koyu renkli bir spor çanta içerisinde 1 milyon TL’yi nakit olarak teslim ettim” diyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">SIRT ÇANTASINDA<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı&nbsp;Muhittin Böcek’in oğlu&nbsp;Gökhan Böcek, Veli Ağbaba’nın kendisinden istediği 1 milyon Euro parayı sırt çantası içinde getirip CHP’nin 6’ncı katındaki görevliye teslim ettiğini açıklamıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özkan Yalım&nbsp;koyu renkli spor çanta,&nbsp;Gökhan Böcek&nbsp;ise sırt çantası kullanıyor.<br>Biri Türk parası veriyor diğeri Euro ile ödeme yapıyor. Demek ki&nbsp;Özgür Özel, Türk paracı&nbsp;Veli Ağbaba&nbsp;Eurocu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">KİRLİ PARA<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu paraları isteyenler CHP’nin Genel Başkanı&nbsp;Özgür Özel&nbsp;ve onun ‘abi’ dediği&nbsp;Veli Ağbaba. Bu paraları getirenler, biri CHP’nin Uşak Belediye Başkanı&nbsp;Özkan Yalım&nbsp;diğeri Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı’nın oğlu&nbsp;Gökhan Böcek.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Deniz Baykal, CHP’ye kara para hâkim olmayacak demişti ama CHP’ye kirli para hâkim olmuş. CHP Genel Başkanı hesap vermekten aciz olmayacak demişti ama CHP Genel Başkanı para dolu çantalarla dolaşmış.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ey CHP’liler hiç düşündünüz mü? Bu kirli para trafiği neden belli isimler etrafında dolanıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">EKO SİSTEM<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İstanbul’da&nbsp;Ekrem İmamoğlu&nbsp;ve ekibi.&nbsp;Özgür Karabat, Turan Taşkın Özer, Fatih Keleş, Tuncay Yılmaz, Adem Soytekin, Ertan Yıldız, Murat Gülibrahimoğlu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Onların uçaklarıyla kumar partilerine gidiliyor, para kuleleri onların etrafında örülüyor, rüşvet paralarında, imar yolsuzluklarında onların ismi geçiyor. Ankara’da ise her taşın altından&nbsp;Özgür Özel, Veli Ağbaba, Ali Mahir Başarır, Burhanettin Bulut&nbsp;çıkıyor? Neden?<br>Çünkü bunlar ekip.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Çünkü güç bunlarda.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">CHP’yi bunlar yönetiyor.<br><br>Ekrem İmamoğlu&nbsp;paranın gücüyle CHP kongresini aldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özgür Özel’in ekibi de paranın gücünün nelere kadir olduğunu gördü.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ASU KAYA, ÖZKAN YALIM’A İNANCINIZ TAM MI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İster iktidardan, ister muhalefet partisinden olsun bir parti yöneticisini istifaya davet etmek tarzım değildir. Ancak bu prensibimi CHP’nin Kadın Kolları Başkanı&nbsp;Asu Kaya&nbsp;için bozmuştum.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Otel odasında 21 yaşındaki belediye çalışanı ile basılan&nbsp;Özkan Yalım’a destek verdiği için “Asu Kaya istifa etmeli” diye yazmıştım.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özkan Yalım&nbsp;gözaltına alınınca&nbsp;Asu Kaya&nbsp;kameraların karşısına geçmiş, “Tek amacı Uşak’a hizmet etmekten başka bir şey olmayan Özkan Yalım yol arkadaşımızı, kıymetli belediye başkanımızı gözaltına aldılar. Bizim birbirimize olan inancımız tamdır” diye açıklama yapmıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">CHP’nin kadın kolları başkanının öncelikle Belediye Başkanı tarafından otel odasına atılan 21 yaşındaki belediye çalışanı kadına sahip çıkmasını beklediğim için eleştirmiştim.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">O gün bana ateş püskürdüler. Hakaret ettiler. Ne yandaşlığım kaldı ne CHP düşmanlığım.<br>Peki şimdi ne oldu?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özkan Yalım&nbsp;CHP’nin kadın milletvekillerinin namusuna dil uzattı. İftirada bulundu. CHP’li kadın milletvekilleri toplu olarak açıklama yapınca&nbsp;Asu Kaya’nın bunu paylaştığını gördüm.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">PİŞMAN MISINIZ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ne oldu&nbsp;Asu Hanım? Hani&nbsp;Özkan Yalım&nbsp;sizin yol arkadaşınızdı, kıymetli başkanınızdı. Sizin birbirinize olan inancınız tamdı?<span style="mso-ascii-font-family:Aptos;mso-bidi-font-family:Aptos;mso-hansi-font-family:Aptos;">&nbsp;</span>Özkan Yalım’ın&nbsp;Özgür Özel’le ve CHP’nin kadın milletvekilleriyle ilgili ahlaksızca, hayasızca yaptığı açıklamalara olan inancınız da tam mı?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Asu Hanım, Özkan Yalım&nbsp;için daha önce yaptığınız destek açıklamanızdan dolayı pişman mısınız?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bakın&nbsp;Asu Hanım&nbsp;size bir şey söyleyeyim mi yanında çalışan personeline kötü gözle bakan birisinden adam olmaz. Bu tür karaktersizlerin partisi, patırtısı olmaz. Bunların CHP’lisi, AK Partilisi olmaz. Karaktersiz, karaktersizdir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">O gün 21 yaşındaki belediye çalışanı ile basıldığı zaman nasıl tepki gösterdiysem, CHP’nin kadın milletvekillerinin namusuna dil uzattığı zaman da aynı duruşu sergiliyorum.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ÖZGÜR ÖZEL’İN&nbsp;TELEFON SKANDALLARI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">CHP’lilere tavsiyem akşam belli bir saatten sonra&nbsp;Özgür Özel’in elinden telefonu alsınlar. Çünkü gecenin bir yarısı birini arıyor ya da WhatsApp’ın başına geçiyor, hakaret, küfür ve tehdit dolu mesajlar atıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Çünkü&nbsp;Burcu Köksal’ı gece yarısı arıyor, “Kocanı boşa” diyor. Ardahan Göle Belediye Başkanı&nbsp;Gökhan Budak’ın eşini arıyor. “Senin kocan dik durmadı” diye konuşuyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Keçiören Belediye Başkanı&nbsp;Mesut Özarslan’a yazdığı küfürlü WhatsApp mesajları ile mahkemelik oldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özkan Yalım’a yazdığı WhatsApp mesajları ise “best seller” olacak durumda.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu gidişle&nbsp;Özgür Özel&nbsp;ne çekecekse telefonundan çekecek. O nedenle CHP’lilere diyorum ki belli bir saatten sonra&nbsp;Özgür Özel’in elinden telefonu alın yoksa skandallar bitmeyecek.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 15 May 2026 09:26:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/chpye-kara-para-hukumdar-olmayacak-1778826531.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hantavirüs&#039;te salgın riski yok</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/hantaviruste-salgin-riski-yok-1029</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/hantaviruste-salgin-riski-yok-1029</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Hantavirüs konusunda herkes bilsin ki şu anda böyle bir salgın riski yok. Toplumumuz bu konuda müsterih olsun. Spekülasyonlar değil, Sağlık Bakanlığımızın açıklamaları dikkate alınmalıdır" dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">IHAAW233022-SAG/14-05-2026<br><br><br>- Bakan Memişoğlu: "Hantavirüs konusunda bir salgın riski yok"<br><br>Furkan Doğan<br>ANKARA (İHA) - Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Hantavirüs konusunda herkes bilsin ki şu anda böyle bir salgın riski yok. Toplumumuz bu konuda müsterih olsun. Spekülasyonlar değil, Sağlık Bakanlığımızın açıklamaları dikkate alınmalıdır" dedi.<br>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, bir televizyon kanalında katıldığı canlı yayında sağlık gündemine dair açıklamalarda bulundu. Bakan Memişoğlu, "Hantavirüs konusunda herkes bilsin ki şu anda böyle bir salgın riski yok. Toplumumuz bu konuda müsterih olsun. Spekülasyonlar değil, Sağlık Bakanlığımızın açıklamaları dikkate alınmalıdır. Türkiye, COVID-19 pandemisinde sağlık sisteminin direncini ve kapasitesini dünyaya ispat etmiş bir ülke. Bunu en iyi şekilde yöneten ülkelerden bir tanesi olduk. Şu anda da sağlık sistemimiz ve insan gücümüzle her türlü salgını önlemeye ve takip etmeye muktediriz. Bu tip risklere karşı paydaşlarımızla birlikte hazırlıklıyız" dedi.<br>Hantavirüs testi yapılan 5 vatandaşın test sonuçlarının negatif olduğunu açıklayan Memişoğlu, "İki vatandaşımız gemiden daha önce ayrılmıştı, onları da karantinaya aldık. Üç vatandaşımızı kendi uçağımızla gemiden indikleri andan itibaren izole şekilde aldık. Bu beş kişinin Hantavirüs testleri negatif çıktı, 42 günlük karantina süreci devam ediyor" diye konuştu.<br><br>"Türkiye sağlık sistemiyle dünyada en iyi sağlık hizmeti sunan ülkelerden biri olmuş durumda"<br>Türkiye’nin sağlık sistemiyle dünyada en iyi sağlık hizmeti sunan ülkelerden biri olduğunu söyleyen Memişoğlu, "Bizim atalarımız ve medeniyetimiz sağlık sistemini hep ön planda tutmuş. Şimdi biz 2002’den beri Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, Sağlıkta Dönüşüm Projesi ile sağlık alanında inanılmaz bir gelişim süreci yaşadık. Türkiye sağlık sistemiyle dünyada en iyi sağlık hizmeti sunan ülkelerden biri olmuş durumda" şeklinde konuştu.<br><br>"TÜSEB son bir senede 2 bin projeyi destekledi"<br>TÜSEB’in son bir senede 2 bin projeyi desteklediğini aktaran Bakan Memişoğlu, "Türkiye esasında sağlık alanında üretim yapma konusunda TÜSEB’in, USHAŞ’ın kurulmasıyla son 10-15 yıl içinde önemli adımlar attı. Bu çalışmalar, bir buçuk sene evvel Sayın Cumhurbaşkanımızın ‘Sağlıklı Türkiye Yüzyılı’ vizyonunu ‘Koruyan, Geliştiren ve Üreten Sağlık’ modeliyle ortaya koymasıyla çok daha yoğunlaşmaya başladı. Biz ‘Üreten Sağlık’ modelinin merkezine Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığını koyduk. TÜSEB son bir senede 2 bin projeyi destekledi" ifadelerini kullandı.<br>CAR-T hücre tedavisindeki uygulamaların aralık ayından beri yapıldığı vurgulayan Bakan Memişoğlu, şunları kaydetti:<br>"Üreten Sağlık Portalı’nı oluşturduk. Bu portal vasıtasıyla, Türkiye Sağlık Enstitüsü Başkanlığında fikri, finansı ve üreticiyi bir araya getiriyoruz. Yani esasında yaptığımız şu; bilim insanının, fikir insanının fikrini, bilgisini alıp bunu finansla ve üreticiyle buluşturmak ve onu ticari ürün hâline getirmek. Ticari ürün haline getirme aşamasından itibaren Ticaret Bakanlığı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının desteğiyle de büyük bir sağlık üretim sistemi, ekosistemi oluşturmaya çalışıyoruz. Biz yaklaşık bir hafta evvel, yerli renkli doppler ultrasonografi cihazının üretim ve geliştirme süreçleri için imzaları attık. Böylece Türkiye iki sene sonra kendi doppler ultrasonografi cihazını üretebilir hâle gelecek. Hematolojik kanser, kan kanseri tedavileriyle ilgili 4-5 yere TÜSEB vasıtasıyla destek verdik. Yerli CAR-T hücre tedavisinde ilk üretim ve uygulamamızı aralık ayında Ankara Etlik Şehir Hastanemizde gerçekleştirdik ve birçok hastamıza başarıyla uyguladık. Antalya, İstanbul, Kayseri gibi başka illerde de başlıyor"<br><br>"Türkiye’nin yerli üreticisine ve bilim insanına çok büyük katkısı var"<br>Türkiye’nin yerli üreticisine ve bilim insanlarına katkısının yüksek olduğunu söyleyen Bakan Memişoğlu, "Türkiye’de 985 tane çok kapsamlı klinik çalışma var, bunların 10’u yerli fikirle üretilmiş. Biz istiyoruz ki bu sayıyı artıralım. Sağlık Bakanlığı ve TÜSEB olarak Türkiye’ye faydası olacak yerli bir fikrin klinik çalışmalarını birlikte yürütüyorsak bu klinik çalışmalardaki hastalarımızın maliyetini Sosyal Güvenlik Kurumunun karşılayacağı şekilde bir düzenleme yaptık. Bunun Türkiye’nin yerli üreticisine ve bilim insanına çok büyük katkısı var" dedi.<br><br>"Yerli kalp-akciğer makinesini ASELSAN’la beraber ürettik"<br>TÜSEB aracılığıyla 8 aşı için "Yerli Aşı Çağrısı"na çıkıldığını ve Hepatit A aşısını yerli üretim olarak yapıldığını söyleyen Bakan Memişoğlu, Hepatit A aşısının hastanelere verildiğini söyledi. Yutulabilir tablet şeklindeki endoskopi cihazını, dünyada birkaç ülkenin yapabildiğini ifade eden Bakan Memişoğlu, Türkiye’nin preklinik çalışmasını yaptığını açıkladı. Bakan Memişoğlu, "Yerli kalp-akciğer makinesini ASELSAN’la beraber ürettik. İlk olarak Bilkent Hastanesine teslim ettik. Önümüzdeki günlerde ilk defa kullanacağız. Biz yerli üretilen, gerçekten millî değerleriyle yeni şeyler söyleyen her türlü girişimi ve teknolojik yatırımı destekliyoruz. Böylece Türkiye esasında sağlıkla ilgili yeni büyük bir yol kat etmeye başladı. Türkiye; sağlık turizmi dâhil, ilaç sanayisi dâhil, malzeme ve cihaz üreticisi dâhil, altyapısıyla sağlık sektörü olarak büyük bir potansiyele sahip. Bunu her zaman ifade ediyorum; bizim hedefimiz 5 yılda 10 milyar dolar, 10 yılda 50 milyar dolarlık ihracat yapmaktır" diye konuştu.<br><br>"Bin 700 tane kendi sağlık üreticimiz var"<br>Bakan Memişoğlu, "Bu ihracat hedefini başarabilecek bir altyapı ve insan gücüne, artı şu anda bunu yapabilecek kapasiteye sahip bir ülke Türkiye. Bin 700 tane kendi sağlık üreticimiz var bizim. 800 tane ilaç fabrikamız, 200’ü kendi ilacını üreten fabrikamız var. Bunlara baktığınız zaman bilim insanlarıyla, şehir hastaneleriyle, TÜSEB’in desteğiyle biz bunu rahatlıkla başarabilecek bir kapasiteye sahibiz. Ama şu anda baktığınızda yaklaşık 2 milyar dolarlık bir ilaç ihracatımız, 2-3 milyar dolar arasında bir sağlık turizmi kapasitemiz var ama bu bize artık yetmez. Biz bunun çok daha üstüne çıkabilecek altyapıya sahibiz" dedi.<br><br>"SMA ilacımızı kendimiz üretiyoruz artık"<br>SMA ilaçlarının Türkiye tarafından üretildiğini ifade eden Bakan Memişoğlu, "Bilim insanımız, mühendisimiz, sağlık üreticimiz üretsin. Biz Sağlık Bakanlığı olarak bunları sağlık sistemimizde kullanmaya hazırız. Yeter ki onlar üretsinler. Baktığınız zaman 2.000 tane proje destekliyoruz. SMA ilacımızı kendimiz üretiyoruz artık. Klinik çalışmalar başladı. SMA ilacının özel sektör ve onlarla beraber TÜSEB’in desteğiyle, TİTCK’nin ruhsatını verdiği preklinik çalışmasının son aşamasına gelerek insanlarımıza kullandırdığımız kendi SMA ilacımızı üretiyoruz. Ben bunu uluslararası alanda da söylüyorum; Türkiye artık sağlıkta sadece bir pazar gibi gözükmesin. Türkiye sağlıkta artık teknolojisinde, üretiminde bir ortaktır, bir rol ortaya koyucudur diyoruz" şeklinde konuştu.<br><br>"Son bir sene içinde 7 milyon insanımızı taradık"<br>‘Koruyan Sağlık’ kapsamında yapılan çalışmalardan bahseden Memişoğlu, "‘Koruyan Sağlık’ kapsamında kanserle ilgili; biz ücretsiz olarak belli yaş grubundaki insanlara Aile Hekimliklerinde ve Sağlıklı Hayat Merkezlerinde kanser taraması yapıyoruz. Esasında tedaviden önce korunmayı ön plana tutmamız gerekiyor. Son bir sene içinde 7 milyon insanımızı taradık. Bunlardan 276 binini kanser şüphesiyle hastanemizden randevu alarak ikinci ve üçüncü basamaklarda takip ettik. Ve ileri tetkiklerle destekleyerek 28 bin kişiye erken kanser teşhisi koyduk. Böylece kanseri hem tedavi ettik hem de insanların yaşamını yeniden kazandırdık. ‘Kanserden korkmayın, geç kalmaktan korkun’ diyoruz. Bu erken taramaları, ücretsiz taramaları Aile Hekimliklerinde ve Sağlıklı Hayat Merkezlerinde toplumumuzun özellikle gidip yaptırmasını istiyoruz" dedi.<br>Sezaryen ameliyattan bahseden Bakan Memişoğlu, şunları kaydetti:<br>"Vatandaşımızın sağlıklı kalmak için de sağlık hizmetlerinden faydalanmasını istiyoruz. Sadece hastalık için bizden hizmet almasınlar. Sağlıklı kalmak, sağlıkla yaşamlarını sürdürmek için biz onları Sigara Bırakma Polikliniklerine, Sağlıklı Hayat Merkezlerine, Aile Sağlığı Merkezlerine bekliyoruz. Ben Sağlık Bakanıyım. İnsanlara sağlıklı olmayı ve nasıl sağlıklı kalınacağını da anlatmakla mükellefim. Nasıl sigara içmeyin diyorsam, sigara sağlığa zararlıdır diyorsam, sigara insanları öldürür, akciğer kanseri yapar, kalp krizi geçirme riskini artırır, damar hastalıklarına neden olur diyorsam; sezaryenin de bir ameliyat şekli olduğunu, zorunlu kalmadıkça sezaryen yapılmaması gerektiğini, fizyolojik olanın yani doğal olanın normal doğum olduğunu, vajinal doğum olduğunu, hem anne sağlığı açısından hem de çocuk sağlığı açısından normal olanın doğal doğum olduğunu söylüyorum."<br><br>"Türkiye’de ilk defa geçen sene sezaryen oranı düşme meyline girdi"<br>Türkiye’de sezaryen oranının ilk defa geçen sene düşme meyline girdiğini ifaden Bakan Memişoğlu, şu ifadeleri kullandı:<br>"Bu ameliyat türü (sezaryen) ne zaman gerekli? 10 doğumdan en fazla bir buçuğunda; yani 1 ile 1,5 arasında. Ama biz şu anda Türkiye’de 10 doğumdan 6’sını, yarısından çoğunu sezaryen yapıyoruz. 59,7 şu anda sezaryen oranımız. İlk doğumda sezaryen oranımız yüzde 30,4; yani 3 doğumdan 1 tanesi. Halbuki Dünya Sağlık Örgütü tıbbi olarak 10 doğumdan 1 tanesinin sezaryen olması gerektiğini söylüyor. Şimdi eğer siz 10 doğumdan 6’sını sezaryen yapıyorsanız demek ki en az 4’ünü isteğe bağlı sezaryen yapıyorsunuz. Biz her hastanede koordinatör ebeler görevlendirdik. Ebelerin doğuma girmesini ve onu koordine etmesinin mevzuatının altyapısını oluşturduk. İlk kez anne olacak anne adaylarına gebeliğinin son üç ayında ebelerimiz eşlik edecek. ‘Annelik Yolculuğu’ diye bir telefon uygulaması yaptık. Hastanelerimizde, Aile Hekimliklerimizde ve Sağlıklı Hayat Merkezlerimizde Gebe Okulları oluşturduk." "Ben anne adaylarımızla ve hekimlerimizle hep beraber sezaryen oranlarımızı sağlıklı hale getirmek istiyorum. Şu anda Türkiye’de ilk defa geçen sene sezaryen oranı düşme meyline girdi yıllar sonra. Bunu biz hep beraber daha da düşüreceğiz."<br>(FD-ÖZ-Y)<br><br>14.05.2026 23:35:33 TSI<br>NNNN<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 15 May 2026 08:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/hantaviruste-salgin-riski-yok-1778824003.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İmam Hatip Müdürü açığa alındı</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/imam-hatip-muduru-aciga-alindi-1027</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/imam-hatip-muduru-aciga-alindi-1027</guid>
                <description><![CDATA[İstanbul Pendik Şehit Olcay Duman İmam Hatip Ortaokulu’nda okul müdürü tarafından öğrencilere Yaşar Nuri Öztürk, Caner Taslaman ve Cemil Kılıç gibi modernist, sapkın isimlerin kitaplarının tavsiye edildiği iddia edilmişti. Okul müdür yardımcısı, "Böyle bir liste hazırlamadık" dedi. MEB ise konuya dair soruşturma başlatıldığını belirtti. İstanbul Valiliği'nden yapılan açıklamada da, "Olayla ilgili soruşturma başlatılmış olup, okul müdürü açığa alınmıştır." denildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>İstanbul Pendik Şehit Olcay Duman İmam Hatip Ortaokulu’nda okul müdürü tarafından öğrencilere Yaşar Nuri Öztürk, Caner Taslaman ve Cemil Kılıç gibi modernist, sapkın isimlerin kitaplarının tavsiye edildiği iddia edilmişti. Okul müdür yardımcısı, "Böyle bir liste hazırlamadık" dedi. MEB ise konuya dair soruşturma başlatıldığını belirtti. İstanbul Valiliği'nden yapılan açıklamada da, "Olayla ilgili soruşturma başlatılmış olup, okul müdürü açığa alınmıştır." denildi.<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">İstanbul’un Pendik ilçesinde bulunan Şehit Olcay Duman İmam Hatip Ortaokulu’nda okul müdürü Nihat Keskin'in öğrencilere tavsiye ettiği ileri sürülen kitap listesi velilerin tepkisine yol açtı. Sosyal medyada ortaya çıkan olayda öğrencilere müdür tarafından Yaşar Nuri Öztürk’ün “Allah ile Aldatmak”, Caner Taslaman’ın “İslam ve Kadın” ve Cemil Kılıç’ın “Cami ve Siyaset” isimli kitaplarının tavsiye edildiği öne sürüldü.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Velilerden tepki<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Bidat görüşleriyle bilinen, ehlisünnet anlayışını hedef alan, modernist ve reformist çizgideki isimler tepkiyle karşılandı ve şikayetçi olundu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Veliler, özellikle ortaokul çağındaki öğrencilerin itikadî, fıkhî ve ahlâkî bakımdan sağlam kaynaklarla yetiştirilmesi gerektiğini belirterek, bu yaş grubuna mezhep, sünnet, gelenek ve İslâmî otorite anlayışını baltalayan isimlerin yönlendirilmesini problemli buldu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yaşar Nuri Öztürk, Caner Taslaman ve Cemil Kılıç gibi isimler, Türkiye’de uzun süredir İslâm anlayışına yönelik eleştirileri, Ehli Sünnet'e yaklaşımları ve bâtıl yorumlarıyla tartışma konusu oluyor. Bu isimlerin kitaplarının bir imam hatip ortaokulunda öğrencilere tavsiye edildiği yönündeki iddialar, “<strong>İmam hatiplerde hangi din anlayışı öğretiliyor?</strong>” sorusunu gündeme taşıdı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Jet açıklama: Liste yayınlamadık<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Şehit Olcay Duman İmam Hatip Okulu’ndan açıklama geldi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Müdür Yardımcısı Eylül Deniz Ergül, “<strong>Böyle bir liste yayınlamadık</strong>” dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Soruşturma başlatıldı</strong>&nbsp;<strong><o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">Öte yandan Milli eğitim Bakanlığı, iddialar üzerine inceleme ve soruşturma başlattı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Valilik: Müdür açığa alındı<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal">İstanbul Valiliği'nden konuya dair basın açıklaması yapıldı. Açıklamada, okul müdürünün açığa alındığı belirtildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong><u>Valiliğin duyurusu şöyle:</u></strong>&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">14.05.2026 Perşembe günü çeşitli sosyal medya hesaplarından, Pendik İlçesi’nde bulunan bir okulumuzda hazırlandığı ileri sürülen kitap okuma listesi hakkında çeşitli iddialar paylaşılmıştır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İstanbul Valiliği ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından hazırlanan kitap okuma listelerinde, sosyal medya paylaşımlarında adı geçen kitaplar bulunmamaktadır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Konuyla ilgili görüşülen okul müdürü; söz konusu kitap okuma listesindeki imzanın kendisine ait olmadığını, imzasının taklit edildiğini, kendisin de bu listeden sonradan haberdar olduğunu beyan etmiştir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Olayla ilgili soruşturma başlatılmış olup, okul müdürü açığa alınmıştır.</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kamuoyuna saygıyla duyurulur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 May 2026 16:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/imam-hatip-muduru-aciga-alindi-1778765993.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Xi ve Trump’tan tarihi zirve</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/xi-ve-trumptan-tarihi-zirve-1014</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/xi-ve-trumptan-tarihi-zirve-1014</guid>
                <description><![CDATA[Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve ABD Başkanı Donald Trump, Çin’in başkenti Pekin’de gerçekleştirdikleri ikili görüşmelere başladı. Xi, görüşmenin basına açık kısmında "Çin ve ABD işbirliğinden kazançlı, çatışmadan ise zararlı çıkacaktır. Rakip değil, ortak olmalıyız" derken, Trump ise "Birlikte harika bir geleceğimiz olacak" ifadelerini kullandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">IHAAW080501-SIY/14-05-2026<br><br><br>- Çin Devlet Başkanı Xi ve ABD Başkanı Trump’tan tarihi zirve<br>- Liderler görüşmenin başında işbirliği vurgusu yaptı<br><br><br>Burak Ersoy<br>PEKİN (İHA) - Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve ABD Başkanı Donald Trump, Çin’in başkenti Pekin’de gerçekleştirdikleri ikili görüşmelere başladı. Xi, görüşmenin basına açık kısmında "Çin ve ABD işbirliğinden kazançlı, çatışmadan ise zararlı çıkacaktır. Rakip değil, ortak olmalıyız" derken, Trump ise "Birlikte harika bir geleceğimiz olacak" ifadelerini kullandı.<br>Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve ABD Başkanı Donald Trump, ülkenin başkenti Pekin’de bulunan Büyük Halk Salonu’nda ikili görüşmelere başladı. Xi, toplantının basına açık kısmında yaptığı konuşmada Trump’ı Pekin’de ağırlamaktan büyük mutluluk duyduğunu belirterek, "9 yıl aradan sonra Çin'e tekrar hoş geldiniz. Bütün dünya görüşmemizi takip ediyor" dedi. Dünya’nın büyük bir dönüşüm yaşadığını ve uluslararası durumun değişken ve çalkantılı olduğunu kaydeden Xi, "Dünya yeni bir yol ayrımında" diye konuştu. Çin ve ABD ilişkilerinin küresel zorlukların aşılması ve Dünyanın daha fazla istikrara kavuşması açısından önem taşıdığına işaret eden Xi, "İki ülke halklarının refahı ve insanlığın geleceği adına, ikili ilişkilerimiz için birlikte daha parlak bir gelecek inşa edebilir miyiz?" diye sordu.<br><br>"Farklılıklardan çok ortak çıkarlara sahibiz"<br>ABD’nin bağımsızlığının 250. yıl dönümü nedeniyle Trump’ı ve ABD halkını tebrik eden Xi, "Ülkelerimizin farklılıklardan çok ortak çıkarlara sahip olduğuna her zaman inanıyorum. Birimizin başarısı diğeri için bir fırsattır ve istikrarlı ikili ilişkiler dünya için iyidir. Çin ve ABD işbirliğinden kazançlı, çatışmadan ise zararlı çıkacaktır. Rakip değil, ortak olmalıyız. Yeni çağda, birbirimizin başarılı olmasına, birlikte gelişmesine yardımcı olmalı ve büyük ülkelerin birbirleriyle iyi geçinmesinin makul bir yolunu bulmalıyız" ifadelerini kullandı. Xi, "Sayın Başkan, ülkelerimiz ve dünya için önem taşıyan büyük meseleler üzerine yapacağımız görüşmeleri ve 2026'yı bir bir dönüm noktası yapmak üzere Çin-ABD ilişkilerinin rotasını belirlemek için sizinle birlikte çalışmayı sabırsızlıkla bekliyorum" şeklinde konuştu.<br><br>"Birlikte harika bir geleceğimiz olacak"<br>ABD Başkanı Donald Trump ise, sözlerine Xi’ye teşekkür ederek başladı. Onuruna düzenlenen karşılama törenini katılan çocuklar başta olmak üzere çok etkileyici bulduğunu vurgulayan Trump, "Siz ve ben birbirimizi uzun zamandır tanıyoruz. Aslına bakarsanız, iki ülkenin herhangi iki başkanı arasındaki en uzun süreli ilişkiye sahibiz ve bu benim için bir onur. Harika bir ilişkimiz oldu. Çok iyi anlaştık" dedi. Daha önce karşılaşılan zorlukları karşılıklı iletişim yoluyla çözdüklerini hatırlatan Trump, "Birlikte harika bir geleceğimiz olacak. Çin'e ve yaptığınız işlere büyük saygı duyuyorum. Harika bir lidersiniz" diye konuştu. Bazen insanların bunu dile getirmesinden hoşlanmadığını kaydeden Trump, "Ama ben yine de söylüyorum çünkü bu doğru. Ben sadece gerçeği söylerim" ifadelerini kullandı.<br><br>"Bu büyük ve önemli bir görüşme"<br>Çin ziyaretine ABD’li şirketlerin üst düzey yöneticilerini de getirdiğini hatırlatan Trump, "Bugün size ve Çin'e saygılarını sunmak için buradalar. Ticaret ve iş yapmayı sabırsızlıkla bekliyorlar ve bu bizim açımızdan tamamen karşılıklı olacak" dedi. Bu nedenle yapılacak görüşmeleri sabırsızlıkla beklediğini ifade eden Trump, "Bu büyük ve önemli bir görüşme. Bunun belki de gelmiş geçmiş en büyük zirve olduğunu söyleyenler var. Daha önce hiç böyle bir şeyi hatırlamadıklarını söylüyorlar. Şunu söyleyebilirim ki, ABD’de insanlar başka hiçbir şey konuşmuyor. Ancak sizinle burada olmak bir onur. Arkadaşınız olmak bir onur. Çin ile ABD arasındaki ilişki her zamankinden çok daha iyi olacak" diye konuştu.<br><br>Xi, Trump’ı resmi törenle karşılamıştı<br>9 yıl aradan sonra Çin’i ziyaret eden ilk ABD başkanı olan Donald Trump, dün gece ülkenin başkenti Pekin’e varmıştı. Trump, günün erken saatlerinde onuruna düzenlenen resmi törende Çin Devlet Başkanı Xi Jinping tarafından karşılanmıştı.<br>(KU-Y)<br><br>14.05.2026 08:05:36 TSI<br>NNNN<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 May 2026 08:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/xi-ve-trumptan-tarihi-zirve-1778737252.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Güç zehirlenmesi</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/guc-zehirlenmesi-1009</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/guc-zehirlenmesi-1009</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;mso-margin-bottom-alt:auto;mso-margin-top-alt:auto;mso-outline-level:1;text-align:center;"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14px;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;mso-font-kerning:18.0pt;"><strong><o:p></o:p></strong></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;mso-margin-bottom-alt:auto;mso-margin-top-alt:auto;mso-outline-level:1;"><span style="color:hsl(0,75%,60%);"><strong>Dr. Aliosman Dağlı</strong></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;mso-margin-bottom-alt:auto;mso-margin-top-alt:auto;mso-outline-level:1;"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14px;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;mso-font-kerning:18.0pt;"><strong>"Güçlü Birey" Yanılgısından Kulluk Makamına<o:p></o:p></strong></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;mso-margin-bottom-alt:auto;mso-margin-top-alt:auto;"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14px;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;">Modern çağın en sinsi hastalığı, insanın kendi acziyetini unutup kendine yettiğine inanmasıdır. Hümanist ve seküler bakış açısı, insanı "biricik, kendine yeten ve her şeye gücü yeten" değerli bir varlık olarak pazarlarken; İslam, insanın fıtratındaki fakirliği, zayıflığı ve acziyeti hatırlatır. Zira güç ve kuvvetin yegâne kaynağı Kavî ve Kâdir olan Yüce Allah’tır. Kul, kendi nefsinin zilletini ve fakrını tam olarak kavrayamadıkça, Allah’ın yüceliğini ve kudretini hissedemez; imanı ise sadece taklitte kalır.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;mso-margin-bottom-alt:auto;mso-margin-top-alt:auto;"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14px;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;">Tarih, kendinde güç vehmedenlerin hazin sonlarıyla doludur. Rabbimiz; Firavun, Nemrut, Karun ve Hâmân gibilerine mühlet tanımış, hatta azgınlıklarının zirveye çıkması için onlara "istidraç" kabilinden bazı imkânlar vermiştir. Ancak bu zalimlerin, önünde sonunda Allah’ın mutlak hükümranlığı karşısında nasıl boyun büktükleri Kur’an’da ibretle anlatılır. Bugünün dünyasında da Batılı fikirlerin etkisiyle dile pelesenk olan "güçlü birey", "güçlü kadın" veya "güçlü çocuk" gibi tabirler, aslında tevhid inancına aykırı, nefsi ilahlaştıran seküler birer tuzaktır. Müslüman için "güç", Allah'a yakınlıkta ve kulluktaki derinliktedir.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;mso-margin-bottom-alt:auto;mso-margin-top-alt:auto;"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14px;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;">İslam tasavvufu, "Nefsini bilen Rabbini bilir" düsturuyla en yüce hedef olarak "kulluğu" gösterir. Hz. Musa’nın (as) Medyen’de bir ağaç altında, "Rabbim! Bana göndereceğin her hayra muhtacım" diyerek fakrını dile getirmesi, onun önünü açan sır olmuştur. Ne zaman ki bir peygamber veya bir veli, Allah katındaki acziyetine tam bir teslimiyetle sarılmışsa; işte o zaman maddi ve manevi hükümranlık ona emanet edilmiştir. Peygamberlerin mucizeleri veya evliyanın kerametleri, kulların değil, söz sahibinin ancak Allah olduğunu hatırlatan ilahi ikazlardır.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;mso-margin-bottom-alt:auto;mso-margin-top-alt:auto;"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14px;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;">Kendini becerikli, seçilmiş veya bizzat değerli görenler, farkında olmadan Allah’ı kendilerine hasım edinmiş sayılırlar. Mütedeyyin ve muhafazakâr çevrelerin hümanist veya feminist akımların "güç" odaklı lisanına teslim olması, büyük bir zihni savrulmadır. Eğer acilen Allah’ın ve kulun sıfatlarına dair anlayışımızı gözden geçirmez, küfür kaynaklı bu eğilimlerden yüz çevirmezsek; toplumsal bir fitne ve helak kaçınılmazdır.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;mso-margin-bottom-alt:auto;mso-margin-top-alt:auto;"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14px;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;">Günümüzde bazı mütedeyyin çevreler dahi, Efendimiz’in (sav) <strong>"Kuvvetli mümin zayıf müminden daha hayırlıdır"</strong> (Müslim, Kader 34) hadis-i şerifini, Batılı manada bir "güçlü birey" vurgusu olarak algılama hatasına düşmektedir. Oysa bu nebevi ikaz; nefsi şımartan bir güç gösterisi değil; aksine nefse, şeytana ve şeytanlaşmış odaklara karşı gösterilecek bir <strong>mukavemet</strong> ruhudur. Mümin, Allah’tan yardım dileyerek asla acz göstermez; ancak bir sonuçla karşılaştığında "şöyle yapsaydım böyle olurdu" diyerek şeytana kapı açmak yerine, "Allah’ın takdiri budur" diyerek mutlak güce teslim olur.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;mso-margin-bottom-alt:auto;mso-margin-top-alt:auto;"><span style="font-family:&quot;Verdana&quot;,sans-serif;font-size:14px;"><span style="mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;mso-fareast-language:TR;">Sonuç olarak, gerçek izzet, güç devşirerek Firavun gibi ilahlık taslamakta değil, Allah’a tam bir acziyetle sığınmaktadır. Bizim için Bed’î (biricik) olan da, Kâdir (gücü yeten) olan da, A’lâ (en yüce) olan da yalnızca O’dur. Kulun en büyük gücü, güçsüzlüğünü idrak edip "Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh" sırrına ermesidir. Kendini güçlü görenlerin kibri, ilahi gazabın davetçisidir; kendini aciz bilenlerin gözyaşı ise rahmetin anahtarıdır.<o:p></o:p></span></span></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 13 May 2026 11:21:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/guc-zehirlenmesi-1778660721.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ya doğru olanı yapacaklar ya da işi sonuna kadar götüreceğiz</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/ya-dogru-olani-yapacaklar-ya-da-isi-sonuna-kadar-goturecegiz-1006</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/ya-dogru-olani-yapacaklar-ya-da-isi-sonuna-kadar-goturecegiz-1006</guid>
                <description><![CDATA[ABD Başkanı Donald Trump, Çin ziyareti için Beyaz Saray’dan ayrılmadan önce basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. İran ile müzakerelerin hangi noktada "bitmiş" kabul edileceği yönünde bir soru alan Trump, "Neler olacağını göreceğiz. Yalnızca iyi bir anlaşma yapacağız. Ama inanıyorum ki, şu ya da bu şekilde, bu Amerikan halkı için çok iyi olacak. Aslında İran halkı için de çok iyi olacağını düşünüyorum" dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">IHAAW220618-SIY/12-05-2026<br><br><br>- Trump: "İranlı liderler ya doğru olanı yapacaklar ya da biz bu işi sonuna kadar götüreceğiz"<br>- "Ukrayna’daki savaş sona çok yaklaştı"<br><br>WASHINGTON (İHA) - ABD Başkanı Donald Trump, "İranlı liderler ya doğru olanı yapacaklar, ya da biz bu işi sonuna kadar götüreceğiz" dedi.<br>ABD Başkanı Donald Trump, Çin ziyareti için Beyaz Saray’dan ayrılmadan önce basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. İran ile müzakerelerin hangi noktada "bitmiş" kabul edileceği yönünde bir soru alan Trump, "Neler olacağını göreceğiz. Yalnızca iyi bir anlaşma yapacağız. Ama inanıyorum ki, şu ya da bu şekilde, bu Amerikan halkı için çok iyi olacak. Aslında İran halkı için de çok iyi olacağını düşünüyorum" dedi.<br><br>Pakistan’ın ara buluculuğundan memnun<br>Pakistan’ın ara buluculuğu konusunda şüpheleri olup olmadığı sorusuna Trump, "Hayır, harikalar. Bence Pakistanlılar harikaydı. Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı ve Başbakanı kesinlikle harikaydı" dedi.<br><br>"Çok heyecan verici bir ziyaret olacak"<br>Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’e İran savaşı konusundaki mesajının ne olduğu sorusuna Trump, "Bu konuyu uzun uzun konuşacağız. Dürüst olmak gerekirse, onun nisbeten iyi davrandığını düşünüyorum. Ablukaya bakın, hiçbir sorun yok. (Çin) Petrolün büyük kısmını o bölgeden alıyor. Hiçbir sorun yaşamadık. Kendisi benim dostum ve anlaştığımız biri oldu. Bence iyi şeyler olacağını göreceksiniz. Bu çok heyecan verici bir ziyaret olacak. Çok sayıda iyi şey yaşanacak" dedi.<br><br>"İran konusunda herhangi bir yardıma ihtiyacımız olduğunu düşünmüyorum"<br>ABD Başkanı Donald Trump, İran konusunda Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in yardımına ihtiyacı olmadığını düşündüğünü ifade ederek, "Hayır, İran konusunda herhangi bir yardıma ihtiyacımız olduğunu düşünmüyorum. Bir şekilde kazanacağız. Barışçıl yoldan ya da başka türlü kazanacağız" ifadelerini kullandı.<br><br>"Petrol patlaması yaşayacaksınız"<br>İran ile ateşkeste kırmızı çizginin ne olacağı sorusuna Trump, "Bunu düşüneceğiz. Ama onların ordusunu çok ağır bir şekilde yendik. Bu iş artık bitti. Abluka son derece etkili. Yüzde 100 etkili oldu. Öyle ya da böyle, her şey çok iyi sonuçlanacak. Bence o kadar çok petrolünüz olacak ki, daha önce hiç görmediğiniz kadar büyük bir petrol patlaması yaşayacaksınız" ifadelerini kullandı.<br><br>"Biz oyun oynamayız. Onlar nükleer silaha sahip olamayacaklar"<br>Petrol fiyatlarındaki yükselişin İran Savaşı öncesinde öngördüğünden düşük kaldığına dikkat çeken Trump, "Dün petrol 99 dolardı. Düşündüğünüz zaman, bu razı olunacak bir şey. Durum çok basit, İran'ın nükleer silaha sahip olması söz konusu değil. Biz oyun oynamayız. Onlar nükleer silaha sahip olamayacaklar" dedi.<br><br>"Amerika’nın altın çağını göreceksiniz"<br>Savaşın sona ermesiyle birlikte petrol fiyatlarının hızla düşeceğini ve borsanın adeta patlama yapacağını söyleyen Trump, "Açıkçası Amerika’nın altın çağını göreceksiniz. Bunu şimdiden görüyorsunuz. Petrol yüklü yüzlerce gemi, dışarı çıkmayı bekliyor. Onlar çıkar çıkmaz, büyük bir petrol akışı yaşanacak ve enflasyon ciddi bir şekilde düşecek" dedi.<br><br>"Ukrayna’daki savaş sona çok yaklaştı"<br>Trump, Ukrayna savaşına ilişkin bir soru üzerine, "Bence sona çok yaklaştı. Ukrayna’daki savaş sona çok yaklaştı" dedi.<br>Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile arasında Rusya’nın Donbas’ı alması konusunda bir anlaşma olup olmadığı sorusuna, "Hayır" cevabını verdi.<br>Trump, "İran ile bir anlaşma yapacak mısınız" şeklindeki bir soruya cevabında, "Yapabiliriz, olabilir. Ama İran konusunda herhangi bir yardıma ihtiyacımız olduğunu düşünmüyorum. İranlı liderler ya doğru olanı yapacaklar, ya da biz bu işi sonuna kadar götüreceğiz" dedi.<br><br>Amerikan halkının İran savaşını anladığını savundu<br>İran savaşının oluşturduğu enflasyon ve Amerikan halkının gıda fiyatları hakkındaki endişelerine ilişkin bir soru üzerine Trump, "Her Amerikalı bunu anlıyor. Bir anket yapıldı ve yaklaşık yüzde 85 bunu anlıyor. İnsanlar, İran’ın nükleer silaha sahip olamayacağını anlıyor" dedi.<br>Trump, savaşın bitmesiyle enflasyonun düşeceğini ve ABD’nin "hiç görmediği bir altın çağ" yaşayacağını söyledi.<br>(ABA-ÖZ-Y)<br><br>12.05.2026 22:22:41 TSI<br>NNNN<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 13 May 2026 11:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/ya-dogru-olani-yapacaklar-ya-da-isi-sonuna-kadar-goturecegiz-1778659429.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gazze&#039;de hayat mücadelesi</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/gazzede-hayat-mucadelesi-1005</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/gazzede-hayat-mucadelesi-1005</guid>
                <description><![CDATA[Gazze Şeridi'nde İsrail saldırılarının ve derinleşen yoksulluğun ortasında yaşam mücadelesi veren çocuklar, ailelerine destek olabilmek için her gün çöp yığınları arasında plastik, hurda ve eski eşyalar topluyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">IHAAW095935-HMN/13-05-2026<br><br><br>- Gazze'de çocuklar, çöp yığınları arasında hayat mücadelesi veriyor<br><br>Muhammed Rabah<br>GAZZE (İHA) - Gazze Şeridi'nde İsrail saldırılarının ve derinleşen yoksulluğun ortasında yaşam mücadelesi veren çocuklar, ailelerine destek olabilmek için her gün çöp yığınları arasında plastik, hurda ve eski eşyalar topluyor.<br>İsrail saldırılarının yol açtığı yıkım ve ağır insani krizin derinleştirdiği Gazze Şeridi'nde çocuklar en temel yaşam ihtiyaçlarını karşılayabilmek için zor şartlar altında hayatta kalma mücadelesi veriyor. Derinleşen yoksulluğun ortasında ailelerine destek olabilmek amacıyla her gün çöp yığınları arasında satabilecekleri plastik, hurda ve eski eşyalar toplayan çocuklar, hem sağlıklarını hem de çocukluklarını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalıyor.<br><br>"Bunun sağlığımı etkilediğini biliyorum ama bunu yapmak zorundayım"<br>Çöp yığınları arasında topladığı plastiklerle dolu küçük çantayı taşıyan 8 yaşındaki Fadi Ubeyd, "Her gün gelir elde edebilmek için buraya çöp toplamaya geliyorum. Satmak için eski kıyafetler ve plastik topluyorum. Bunun sağlığımı etkilediğini ve hastalıklara yol açtığını biliyorum ama bunu yapmak zorundayım. Tek dileğim bu savaşın sona ermesi, onurlu bir hayat yaşayabilmek ve bir daha asla buraya dönmek zorunda kalmamak" dedi.<br><br>"Çöplüğe her geldiğimde üzülüyorum ama bu benim ve ailemin tek gelir kaynağı"<br>Çöplükte çalışmanın hiçbir zaman kendi tercihi olmadığını belirten 9 yaşındaki Mahir Hasan ise bunun zor yaşam şartlarının dayattığı bir mecburiyet olduğunu belirtti. Hasan, "Burada iş bulabilmek için çöp ve eski kumaş parçaları topluyorum. Bu acının sona ermesini, savaşın, öldürülmelerin ve her gün üzerimize yapan roketlerin bitmesini istiyorum. Çöplüğe her geldiğimde üzülüyorum ve burada bulunmaktan hoşlanmıyorum. Ama bu benim ve ailemin tek gelir kaynağı" şeklinde konuştu.<br>Sağlık uzmanları, çöp sahalarında çalışan çocukların karşı karşıya olduğu tehlikelere dikkat çekiyor. Çocuklar, kirli atıklarla doğrudan temas etmeleri nedeniyle her gün deri ve solunum yolu hastalıklarına maruz kalırken, savaş ve yoksulluğun yol açtığı psikolojik travmalarla da mücadele ediyor.<br>(FBY-BÇ-NSO-D)<br><br>13.05.2026 10:16:17 TSI<br>NNNN<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 13 May 2026 10:53:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/gazzede-hayat-mucadelesi-1778658996.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İran ABD&#039;nin teklifini kabul etmedi</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/iran-abdnin-teklifini-kabul-etmedi-988</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/iran-abdnin-teklifini-kabul-etmedi-988</guid>
                <description><![CDATA[İran basını, Tahran yönetiminin ABD’nin savaşı sonlandırmaya yönelik teklifini "teslimiyet" olarak nitelendirerek kabul etmediğini ve bunun yerine "ABD’den İran’a savaş tazminatı ödenmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenliğinin tamamen kabul edilmesi, yaptırımların kaldırılması ve el konulan İran varlıklarının iade edilmesi" talebinde bulunduğunu bildirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">IHAAW030545-GEN/11-05-2026<br><br><br>- İran basını ABD’nin teklifinin kabul edilmediğini duyurdu, Tahran’ın taleplerini açıkladı<br><br>TAHRAN (İHA) - İran basını, Tahran yönetiminin ABD’nin savaşı sonlandırmaya yönelik teklifini "teslimiyet" olarak nitelendirerek kabul etmediğini ve bunun yerine "ABD’den İran’a savaş tazminatı ödenmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenliğinin tamamen kabul edilmesi, yaptırımların kaldırılması ve el konulan İran varlıklarının iade edilmesi" talebinde bulunduğunu bildirdi. İran’ın ayrıca ABD’yi "Deniz ablukasını sona erdirmeye, daha fazla saldırı olmayacağına dair garanti sağlamaya ve İran petrol satışlarına yönelik ABD yasağını kaldırmaya" çağırdığı aktarıldı.<br>İran basını, Tahran yönetiminin ABD’nin savaşı sona erdirmeye yönelik teklifini kabul etmediğini bildirdi. Resmi İran televizyonunda yer alan haberlere göre; ABD’nin teklifini "teslimiyet" olarak nitelendiren Tahran yönetimi, bunun yerine "ABD’den İran’a savaş tazminatı ödenmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenliğinin tamamen kabul edilmesi, yaptırımların kaldırılması ve el konulan İran varlıklarının iade edilmesi" talebinde bulundu. Yarı resmi Tasnim Haber Ajansı ise, İran’ın yanıtında ABD'yi "Deniz ablukasını sona erdirmeye, daha fazla saldırı olmayacağına dair garanti sağlamaya ve İran petrol satışlarına yönelik ABD yasağını kaldırmaya" çağırdığı aktarıldı.<br><br>"İran’da hiç kimse Trump’ı memnun etmek için plan yapmıyor"<br>ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran yönetiminin yanıtını "kabul edilemez" olarak nitelendirmesini değerlendiren İranlı bir yetkili ise, "Trump’ın cevabı hiçbir şeyi değiştirmiyor. Eğer mutsuzsa, bu daha da iyi. İran’da hiç kimse Trump’ı memnun etmek için plan yapmıyor. Müzakere ekibi planları sadece İran halkı için hazırlıyor. Trump gerçeklerden hoşlanmıyor; bu yüzden İran'a karşı sürekli yeniliyor" açıklamasında bulundu.<br><br>Trump, İran’ın yanıtını beğenmediğini açıklamıştı<br>İran, ABD’nin savaşı sona erdirmeye yönelik son teklifine verdiği yanıtı Pakistan üzerinden ABD’ye iletmişti. ABD Başkanı Donald Trump ise, İran’ın yanıtını incelediğini belirterek, "İran'ın sözde ‘temsilcilerinden’ gelen cevabı az önce okudum. Hiç hoşuma gitmedi. Kesinlikle kabul edilemez" açıklamasında bulunmuştu.<br>(KU-Y)<br><br>11.05.2026 03:05:58 TSI<br>NNNN<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 11 May 2026 09:11:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/iran-abdnin-teklifini-kabul-etmedi-1778480002.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diyanet ne yapmak istiyor</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/diyanet-ne-yapmak-istiyor-987</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/diyanet-ne-yapmak-istiyor-987</guid>
                <description><![CDATA[Gün geçmiyor ki isminde Diyanet geçen bir kurumun yeni bir cinayetiyle karşılaşmayalım. Diyanet Vakfı Yayınları’ndan bahsediyoruz. Bu kurum neşriyatıyla adeta bir bozguncu gibi hareket ediyor. Kur’ân-ı kerîmin %40’ının atılmasını isteyen Mehmet Aydın’ın vaktiyle yerleştirdiği kadrolar anlaşılan Diyanet ile ilgili her yere hâkim.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="color:hsl(0, 75%, 60%);"><strong>Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil</strong></span></p><p class="MsoNormal">DİYANET NE YAPMAK İSTİYOR?</p><p class="MsoNormal">Damga vurmuşlar, ama nasıl?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gün geçmiyor ki isminde Diyanet geçen bir kurumun yeni bir cinayetiyle karşılaşmayalım. Diyanet Vakfı Yayınları’ndan bahsediyoruz. Bu kurum neşriyatıyla adeta bir bozguncu gibi hareket ediyor. Kur’ân-ı kerîmin %40’ının atılmasını isteyen Mehmet Aydın’ın vaktiyle yerleştirdiği kadrolar anlaşılan Diyanet ile ilgili her yere hâkim.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yayınevi’nin son çıkardığı kitaplardan bir tanesi, “Yüzyıla Damga Vuran Alimler” (Aralık, 2025) başlığını taşıyor. Enbiya Yıldırım imzasıyla çıkan kitapta çok sayıda isim var. İşin bozgunculuk tarafı, son asırda dini yıkmak üzere faaliyet gösteren nice zevatın orada olması. Anlaşılan Enbiya Yıldırım kitabını okuyanları yanlış adreslere sevk etmek istemiş.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kimler yok ki…<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Musa Carullah (v.1949), Seyit Kutub (v.1966), Mâlik bin Nebi (v.1973), Muhammed Tanci (v.1974), Muhammed Gazzali (v.1996), Mevdudi (v.1979), İsmail Raci Faruki (v.1986), Said Havva (v.1989), Muhammed Esed (v.1992), Muhammed Nasıruddin Elbani (v.1999), Ebu’l-Hasan En-Nedvi (v.1999), Muhammed Hamidullah (v.2002), Zeynep Gazzali (v.2005), Fethi Yeken (v.2009), Cevdet Said (v.2022), Şuayb Arnavut (v.2016) ve Yusuf Karadavi (v.2022) gibi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Diyanet, Enbiya Yıldırım’ın bu eserini “Yüzyıla Damga Vuran Âlimler” adıyla bastırmış. Okuyucularına da bu kişileri İslam davası için çırpınan, Müslümanların kendilerine gelmesi için yoğun çaba sarf eden ve takip edilecek yolu gösteren kimseler olarak göstermiş. Evet bunlar son yüzyıla damga vurdular. Fakat nasıl bir damga vurdular. Görelim bakalım:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bunlar dinde reform adı altında İslam’ın temel akıdeleri ile oynadılar. Mezhep âlimlerini her vesile ile aşağıladılar. Bize Kur’an ve Hadisler yeter diyerek Mezhepsizliği yaygınlaştırdılar. Sonra hadis-i şerifleri ele aldılar ve bu uydurma şu uydurma diyerek büyük muhaddislere olan güveni sarstılar. Kur’an-ı kerimi kafalarına göre yorumladılar. Sonunda Kur’an-ı kerimin âyetlerini tarihsel olarak nitelendirip işi âyet ayıklama noktasına kadar vardırdılar.&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dolayısıyla bahsettikleri damganın İslam’ın tepesine inen bir balyoz olduğunun idrakinde olmak gerekir. Diyanet ise maalesef bu kitabı parlak sözlerle överek pazarlamakla meşgul bulunuyor.<span style="mso-spacerun:yes;">&nbsp;</span><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bakınız bunlardan Yusuf Karadavi ne diyordu:&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Global bir köy hâline gelen, çok küçülmüş olan bir dünyada artık mezheplerle bir yere varamayız. Mezhep taassubunu bırakacağız”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yine onun, “Üniversiteye alınmayan başörtülü kızlar başlarını açabilir” (!) fetvası FETÖ’nün söylediğiyle birebir örtüşmüyor mu? FETÖ’ye haklı olarak karşı çıkarken Karadavi’ye ses çıkarmamak nasıl bir şuursuzluktur?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Seyit Kutub hakkında bu sütunlarda defalarca yazmıştım. Onun başta Hazreti Osman olmak üzere sahabe-i kiram efendilerimiz hakkında akıl almaz isnatlarına ve dinde açtığı onulmaz yaralara işaret etmiştim.&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aynı şekilde Mevdudi de Hilafet ve Saltanat isimli eserinde sahabe-i kiramın en önde gelenlerini karalamak için kalemini şuursuzca kullanmaktan geri durmamıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Hamidullah ise İslam Peygamberi isimli eserinde Peygamber efendimizin en bilinen mucizelerini inkâr edip ona kusur üzerine kusur isnat etmek için uğraşmıştı.&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><span style="mso-spacerun:yes;">&nbsp;</span>Musa Carullah ise dinleri hak ve batıl diye ayırmayı yanlış olarak telakki edip bütün kitaplarında İslam’ın ahkamını kaldırmaya gayret etmişti.&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Muhammed Esed’in Kur’an Mesajı isimli felaket eseri ise ayet-i kerimelere verilen yanlış manalar ve açık âyetlerin manalarının başka yönlere çekilmesi ile dolu. Dolayısıyla pek çok reddiye yapılan bu eserin yazarını gençlere takdim etmek dinde büyük bir cinayettir. Kendisi hakkında ayrıca bir yazı kaleme alacağım inşallah.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p><p class="MsoNormal">Peygamberimiz adına karar vermek!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Neredeyse mezheplere, hadis-i şeriflere ve hatta Kur’an-ı kerime savaş açmış bu kişileri son yüzyılın en parlak âlimleri olarak sunan Enbiya YıIdırım’ı da tanımak gerekmektedir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bilhassa DİYK üyesi olduğu dönemde ehl-i sünnet intibaı vermeye çalışan Enbiya Yıldırım aslında insanları ifsat konusunda oryantalistlerle yarışmaktadır. Mustafa İslamoğlu’nun kanalı Hilal TV’de kafadaşı Mehmet Okuyan’ın karşısında bakın neler söylüyor:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Şimdi bir çizgi çizmemiz için, kendimize bir rota belirlememiz için yapmamız gereken şey şudur: Peygamber aleyhisselâmı önce bu zamana bir getirmemiz lazım. Yani peygamber aleyhisselâm bu zamanda risaletle görevlendirilmiş olsaydı bizim sünnet diye, Peygamber aleyhisselâm yaptı diye taklit ettiğimiz, birebir yapmaya gayret ettiğimiz şeyleri yapar mıydı?.. Peygamber aleyhisselâm yine bir Arab olarak, yine Mekke'den ama bu çağımızda peygamber olarak görevlendirilseydi, yaptığı için taklide durduğumuz şeyleri aynen yapar mıydı? Peygamberimizi İstanbul'da Rabbimiz peygamberlikle görevlendirmiş olsaydı acaba taklit ede durduğumuz şeyleri Peygamberimiz bugün aynı ile yapar mıydı? Benim kanaatim o ki onları Peygamberimiz aynıyla yapmazdı. Seyircilerimizin zihinlerini açmamız için bir iki örnek vereyim. Mesela nedir? Peygamber aleyhisselâm hacamat yapıyordu. Hacamat nedir? Hacamat insanın rahatlamak için kan vermesi. Peygamber aleyhisselâm bugün acaba İstanbul'da olsaydı Japonya'da olsaydı aynı şekilde mi kan verecekti? Ne yapacaktı peygamber? Gidecekti bir hastaneye. Verecekti yarım litre kan. Ondan sonra şu faydası olacaktı oraya vermiş olduğu kanın. Bir, kanını analiz edeceklerdi, bakacaklardı, peygamberin kanında sarılık vesaire başka hastalıklar var mı? İki, bir sıkıntı yoksa, rahatsızlık yoksa peygamberin kanından başkaları da istifade edecekti. Peygamber de rahatlayacaktı, sıhhatine kavuşacaktı. Ama biz ne yapıyoruz? Birebir peygamberin yaptığını taklit edeceğiz ve bundan sevap kazanacağız düşüncesiyle o dönem örfündeki geleneği günümüzde aynıyla getirip insanlara din diye dayatıyoruz. Bu doğru bir şey değil.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şu ifadelerden anlıyoruz ki her şeyden önce Enbiya Yıldırım’da bir edep problemi var. Peygamber efendimizle alakalı kurduğu her cümle problemli. Sevgili Peygamberimiz adına konuşmakta hiçbir beis görmüyor. Şuraya gelseydi şöyle yapardı, buraya gelseydi böyle yapardı diyerek Resul-i zi-şan adına kendi kafasından görüş bildiriyor.&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Peygamber aleyhisselâm bu zamanda risaletle görevlendirilmiş olsaydı bizim sünnet diye, Peygamber aleyhisselâm yaptı diye taklit ettiğimiz, birebir yapmaya gayret ettiğimiz şeyleri yapar mıydı?” tarzında cümleler kurduktan sonra büyük bir cüretle cevabını da veriyor, “Benim kanaatim o ki onları Peygamberimiz aynıyla yapmazdı.” Biz de kendisine soralım herkes kendi kafasına göre peygamber benim kanaatime göre şöyle yapardı diyerek görüş belirtse ve ona göre hareket etse ortada din diye sünnet diye bir şey kalır mı? Bu nasıl bir hezeyandır?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Enbiya Yıldırım, ayrıca hacamatın o dönemde kaldığını belirterek tarihselci yapısı da ortaya koymuş bulunuyor.&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p><p class="MsoNormal">Hadis-i şeriflere inancı yıkmak!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yıldırım’ın Hadis-i şerifler ve eshab-ı kiram efendilerimiz hakkında kurduğu cümleler eğer din düşmanlığı adına yapılmıyorsa ruhi muvazenenin bozukluğuna işaret eder. Ona göre ashab-ı kiram efendilerimiz, Peygamber efendimizin mübarek ağızlarından çıkan o kelimeleri değil, tamamen manayı rivayet etmişler. Dolayısıyla Hadis-i şerifler günümüze kadar nesiller boyu değişe değişe gelmiş. Bunları toparlamak için hadisler yeniden inşa edilmeliymiş. Bunu yaparken de bakın nelere dikkat etmek icap ediyormuş:&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Hadisler yeniden inşa edilirken başta sahabiler olmak üzere ravilerin fizyolojilerinin, kişilik ve psikolojilerinin, sosyal ve psikolojik durumlarının, içinde bulundukları ortamın ve Arapların düşünme ve fikir yürütme yönteminin olabildiğince tespit edilmesine ihtiyaç vardır. Bu yapıldığı takdirde hadislerin geçirdiği değişim periyodunu anlama, buna bağlı olarak da muhtemel ilk halini tespit etme yönünde ciddi adımlar atılabilecektir. Batıda bu alanda yapılan çalışmalardan istifade etme imkânımız söz konusu olabilecektir” (Rivayetlerin Şekillenmesinde İnsan Olgusu Üzerine Bir Analiz s.163). Görülüyor ki Enbiya Yıldırım ve onun gibiler İslam âlimlerini yok sayarlarken batılı oryantalistlerden yardım almayı asla ihmal etmiyorlar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Sevgili peygamberimizi ise -haşa- bir “postacı” gibi görmek eğilimindeler. Nitekim “Kur'an'ı anlamada en üst yorumcu olarak Hz. Peygamber'i bir araç konumunda görmek durumundayız,” ifadesini açıkçası ancak İslam’ı yıkmak ve yok etmek isteyen insanlarda görebiliriz. Enbiya Yıldırım bu sözleri fütursuzca kullanabilmektedir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Buyurun: “Özellikle Kur'an'daki aşkın konular ile kevnî ayetler burada örnek olarak zikredilebilir. Hatta günümüz insanın(ın) kevnî ayetleri anlarkenki kavram dünyasının Hz. Muhammed'den daha kapsamlı olduğunu söylemek yanlış olmasa gerektir” (Rivayetlerin Şekillenmesinde İnsan Olgusu Üzerine Bir Analiz s.148).&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yani günümüz insanı “varlık alemiyle ilgili” ayetleri anlama konusunda daha kapsamlı bir kavram dünyasına sahipmiş. Bir anlamda demek istediği şey şu: Günümüz insanı uçağa biniyor, cep telefonu kullanıyor, televizyon seyrediyor… Hazret-i Muhammed “haşa” ne gördü ki. Tabii günümüz insanını böyle anlatınca kendisini hangi makamda görüyor varın hesap edin.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dinimiz üzerinde oynanmak istenen oyunlar ve Diyanet’in bunlara âlet olması asil milletimizin ne kadar uyanık bulunması gerektiğini ortaya koymaktadır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 10 May 2026 16:58:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/diyanet-ne-yapmak-istiyor-1778421699.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sahada Türk askeri varsa her şey değişiyor</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/sahada-turk-askeri-varsa-her-sey-degisiyor-986</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/sahada-turk-askeri-varsa-her-sey-degisiyor-986</guid>
                <description><![CDATA[Birleşmiş Milletler Barış Operasyonlarından Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Jean-Pierre Lacroix, Türk barış gücü personelinin Afrika ve Orta Doğu’daki performansını "olağanüstü ve profesyonel" olarak tanımlayarak dünya kamuoyuna önemli mesajlar verdi. Ankara ziyareti sırasında Türkiye ile eğitim ve kapasite geliştirme alanındaki iş birliğini derinleştirmek istediklerini belirten Lacroix, Türk asker ve polisinin sahadaki bağlılığının küresel barış için hayati bir direk olduğunu vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Birleşmiş Milletler Barış Operasyonlarından Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Jean-Pierre Lacroix, Türk barış gücü personelinin Afrika ve Orta Doğu’daki performansını "olağanüstü ve profesyonel" olarak tanımlayarak dünya kamuoyuna önemli mesajlar verdi. Ankara ziyareti sırasında Türkiye ile eğitim ve kapasite geliştirme alanındaki iş birliğini derinleştirmek istediklerini belirten Lacroix, Türk asker ve polisinin sahadaki bağlılığının küresel barış için hayati bir direk olduğunu vurguladı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Uluslararası barışı koruma çabaları kapsamında Türkiye'yi ziyaret eden Lacroix, ziyarete ve Türkiye'nin barış çabalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunu. Lacroix, Türkiye ve BM'nin birçok alanda çok güçlü bir işbirliğine sahip olduğunu belirterek, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Türkiye'ye yakın zamanda yaptığı ziyareti hatırlattı. Bu ziyaretin, BM ve Türkiye işbirliğinin bir başka göstergesi olduğunu dile getiren Lacroix, "Barışı koruma operasyonu alanında Türkiye ile çok güçlü ve çok eski bir işbirliğimiz var." dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Lacroix, uluslararası barışı koruma çabaları kapsamında Ankara'ya yaptığı ziyarete ilişkin, "Muhataplarım tarafından Ankara'daki görüşmemde yinelenen ve gerçekten takdir ettiğimiz barışı koruma desteğine sahibiz. Bu destek, birçok yönden hayata geçirildi. Bunlardan biri, Türk vatandaşlarının, özellikle polis ve subayların, barışı koruma operasyonumuzda bulunması." diye konuştu. İkinci hususun da, eğitim alanındaki işbirliği sayesinde alınan destek olduğunun altını çizen Lacroix, "Görüştüğümüz konulardan biri, Türkiye ile mevcut ilişkiyi sürdürmekle kalmayıp, BM barış gücü operasyonları için çok önemli olan eğitim ve kapasite geliştirme alanındaki işbirliğimizi yoğunlaştırarak, Türkiye ile işbirliğimizi nasıl artırabileceğimizdi." ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Lacroix, temaslarında, barış gücünde görev alan Türk kadın ve erkeklerin sayısının nasıl artırılabileceğinin de ele alındığını kaydetti. Lacroix, barışı koruma operasyonlarını daima ziyaret ettiğine işaret ederek, "Orta Doğu'ya, Afrika'ya gidiyorum. Farklı misyonlarda, özellikle de Afrika'daki misyonlarımızın çoğunda görev yapan ve bizim 'mavi kasklılar' olarak adlandırdığımız Türk barış güçleriyle, Türk kadın ve erkek görevlilerle çok sık karşılaştım." dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türk barış gücünün Afrika'daki başarısına dikkati çeken Lacroix, "Onların performansları, bağlılıkları ve profesyonellikleri olağanüstü. Bence bu, Türk vatandaşlarının barış gücündeki varlığını artırmayı düşünmemiz için de çok iyi bir zemin oluşturuyor." diye konuştu. Lacroix, BM'nin sıkı mali bir durum ortamında faaliyet gösterdiğini ancak bu sürecin gelişeceğini umduğunu söyleyerek, "Türkiye'nin barış gücüne katılımını sadece sürdürmek değil, daha da artırmak konusunda gerçekten istekliyiz." ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ankara ziyareti süresince, Türk Polis Akademisi'ni ziyaret ettiğini hatırlatan Lacroix, Polis Akademisi'nin barışı korumaya yönelik çok sayıda eğitim veren bir kurum olduğunu ve daha fazlasını da yapılabileceğini söyledi. Lacroix, Türk hükümetinin, güvenlik güçlerinin ve silahlı kuvvetlerinin, Birleşmiş Milletler için hayati önem taşıyan alanlarda barış gücü personelinin uygun eğitim ve donanımla korunması, dijital teknolojilerin etkin kullanımı ve dezenformasyonla mücadele konularında son derece yüksek düzeyde bilgi ve deneyime sahip olduğuna inandığını ifade etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ortaya çıkan yeni zorluklara ve gelişen teknolojilere uyum sağlayarak çalışmaların nasıl daha etkin hale getirilebileceği konusunda büyük bir istek taşıdıklarını vurgulayan Lacroix, "Bu çerçevede, bize katkı sunma kapasitesine sahip Türkiye gibi ortak üye devletlerle işbirliği yapmaya son derece istekliyiz." dedi. Lacroix, Türkiye'nin Kosova'daki barış misyonuna ilişkin, "Kosova'daki Barış Gücü (KFOR) ile mükemmel bir etkileşimimiz olduğunu düşünüyorum. Ayrıca, orada bir Kosova ekibimiz de var. Birleşmiş Milletler Kosova Geçici Yönetim Misyonu'ndaki (UNMIK) meslektaşlarımız farklı toplulukları bir araya getirmek konusunda büyük çaba gösteriyor. Bunun her türlü barış çabalarında kritik öneme sahip olduğunu düşünüyorum." diye konuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bunun barışın inşası ve diplomatik çabaların nasıl yürütüldüğüne dair BM'nin yaklaşımını iyi bir şekilde yansıttığını belirten Lacroix, yalnızca siyasi liderlerin değil aynı zamanda toplumlarında bir araya getirilmesi için çalışıldığını anlattı. Lacroix, "Güvenlik varlığımızla, ordumuzla, polisimizle daha iyi güvenlik sağlamak veya ateşkeslerin kırılmasını önlememiz gerekiyor. Tüm barış çabalarında, bu farklı boyutların birleşimi söz konusu ve tüm bu çabaları birlikte yürütmeniz gerekiyor. Bence bu gerçekten de sahip olduğumuz deneyim. Bu açıdan bakıldığında, tüm bu çabaları bir araya getirmek, koordine etmek ve entegre etmek, başarı için veya en azından hedeflerimize ulaşma şansımızı artırmak için bir reçete niteliğinde." değerlendirmesinde bulundu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Barışı koruma faaliyetlerinin savaştan farklı olduğunu vurgulayan Lacroix, bunun herkes tarafından anlaşılması gerektiğini ve bu nedenle personel güvenliğini artırmak için her türlü çabanın gösterilmeye devam edeceğini söyledi. Lacroix, Türkiye ile işbirliği yapılan önemli alanlardan birinin de bu olduğunu belirterek, şunları kaydetti: "Siyasi açıdan kutuplaşmış bir ortamda faaliyet gösteriyoruz. Operasyonel açıdan giderek daha tehlikeli hale gelen koşullarda görev yapıyoruz. Aynı zamanda mali kısıtlamalarla da karşı karşıyayız. Ama belki de verilmesi gereken en önemli mesaj şu: Barış gücü personelimiz ve barış gücü topluluğunun bir parçası olan Türk barış gücü personeli, her gün gerçekten çok büyük bir fark yaratıyor."<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 10 May 2026 12:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/sahada-turk-askeri-varsa-her-sey-degisiyor-1778405763.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Avrupalılardan Ukrayna için yeni müzakere adımı</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/avrupalilardan-ukrayna-icin-yeni-muzakere-adimi-980</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/avrupalilardan-ukrayna-icin-yeni-muzakere-adimi-980</guid>
                <description><![CDATA[Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Rusya-Ukrayna Savaşı’nı sona erdirmek amacıyla yürütülen müzakerelerde Fransa ve İngiltere ile yeni bir girişimde bulunmak istediklerini duyurarak, "Önümüzdeki haftalarda ve aylarda Fransa ve İngiltere ile E3 formatında müzakereleri yeniden başlatmak için yeni bir girişimde bulunmak istiyoruz" dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">IHAAW224609-SIY/8-05-2026<br><br><br>- Alman Bakan Wadephul: "Fransa ve İngiltere ile birlikte Rusya-Ukrayna müzakereleri için yeni bir girişimde bulunmak istiyoruz"<br>- Avrupalılardan Ukrayna için yeni müzakere adımı<br><br>İlhan Atasoy<br>BERLİN (İHA) - Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Rusya-Ukrayna Savaşı’nı sona erdirmek amacıyla yürütülen müzakerelerde Fransa ve İngiltere ile yeni bir girişimde bulunmak istediklerini duyurarak, "Önümüzdeki haftalarda ve aylarda Fransa ve İngiltere ile E3 formatında müzakereleri yeniden başlatmak için yeni bir girişimde bulunmak istiyoruz" dedi.<br>Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Alman basınına yaptığı açıklamada, Rusya-Ukrayna arasındaki savaşı sona erdirmeye yönelik çabalarda Avrupa'nın yeni bir girişimde bulunacağını duyurdu. Wadephul, "Daha fazla sorumluluk üstlenmeye hazırız ve bu konuda ABD ve Ukrayna ile görüşmelerimiz sürüyor. Önümüzdeki haftalarda ve aylarda Fransa ve İngiltere ile E3 formatında müzakereleri yeniden başlatmak için yeni bir girişimde bulunmak istiyoruz" dedi.<br>Alman medyasında yer alan haberlerde Avrupalıların yeni müzakere adımının arkasında ABD’nin Rusya-Ukrayna Savaşı’na değil, İran savaşına odaklanmış olmasının yattığına işaret edildi. Haberlerde Avrupa ülkelerinin Ukrayna savaşında daha güçlü rol oynamak için söz konusu adımı atmaya hazırlandıkları ifade edildi.<br><br>Kremlin: "Putin, Avrupalılarla müzakerelere hazır"<br>Rusya'dan ise Avrupalıların Rusya-Ukrayna Savaşı’ndaki yeni adımını nispeten destekleyen bir açıklama geldi. Kremlin'den yapılan açıklamada, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Avrupalılar da dahil olmak üzere herkesle müzakereye hazır olduğu bildirildi. Kremlin Sarayı Sözcüsü Dmitriy Peskov, "Rusya, Avrupa ile diyaloğa açık. Avrupalılar diyaloğa hazır olduklarında biz de hazır olacağız. Avrupalıların sergilediği pozisyon nedeniyle temasları başlatan biz olmayacağız" ifadelerini kullandı.<br>Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşı sona erdirmek üzere ABD arabuluculuğunda yürütülen görüşmelerde, Washington'un İran ile savaşa odaklandığı Şubat ayından ilerleme kaydedilmedi. Dışişleri Bakanı Wadephul’un yeni müzakere adımında dile getirdiği E3 formatı ise Fransa, İngiltere ve Almanya’dan oluşuyor ve İran ile yapılan nükleer anlaşmanın taraflarını oluşturuyor.<br>(AFB-ÖZ-Y)<br><br>8.05.2026 22:47:44 TSI<br>NNNN<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 09 May 2026 10:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/avrupalilardan-ukrayna-icin-yeni-muzakere-adimi-1778310423.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Neden halkın karşısına çıkmıyor</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/neden-halkin-karsisina-cikmiyor-977</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/neden-halkin-karsisina-cikmiyor-977</guid>
                <description><![CDATA[İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in ofisinin protokol sorumlusu Mazaher Hüseyni, Hamaney’in sağlık durumunun iyi olduğunu belirterek, güvenlik gerekçeleri nedeniyle şu an kamuoyu karşısına çıkmadığını ve "Zamanı geldiğinde halkla doğrudan konuşacağını" söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">IHAAW004633-SIY/9-05-2026<br><br><br>- İran Dini Lideri Hamaney’in neden kamuoyu karşısına çıkmadığı açıklandı<br><br><br>Aynur Sena Çabuk<br>TAHRAN (İHA) - İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in ofisinin protokol sorumlusu Mazaher Hüseyni, Hamaney’in sağlık durumunun iyi olduğunu belirterek, güvenlik gerekçeleri nedeniyle şu an kamuoyu karşısına çıkmadığını ve "Zamanı geldiğinde halkla doğrudan konuşacağını" söyledi.<br>İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in ofisinin protokol sorumlusu Mazaher Hüseyni, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta Hamaney’in konutunu hedef aldığı saldırıda yaşananlara ve Hamaney’in sağlık durumuna ilişkin açıklamalarda bulundu. Katıldığı bir halk buluşmasında konuşan Hüseyni, saldırı sırasında kendisinin de ofiste bulunduğunu belirterek olay anına ilişkin detaylar paylaştı.<br><br>"Bulunduğu yeri düzenli şekilde vuruyorlardı"<br>Hüseyni, saldırı sırasında Hamaney’in bulunduğu alanın doğrudan hedef alındığını belirterek, "Bombardıman sırasında ofisteydik. Yaklaşık 30 metre ilerimizde General Şirazi ve arkadaşlarının bulunduğu yer vuruldu. Yaklaşık 70-80 metre yakınımızda ise Ali Hamaney’in bulunduğu alan hedef alındı. Füze ve hava saldırıları sırasında içeride birkaç kişiydik. Ali Hamaney, Mücteba Hamaney’in genellikle ders verdiği bir yerde bulunuyordu ancak o gün orada değillerdi. Orayı tamamen yerle bir ettiler. Düzenli şekilde onun bulunduğu yeri vuruyorlardı" dedi.<br><br>"Belinde ve bacağında hafif yaralanmalar oluştu"<br>Saldırının etkisiyle Mücteba Hamaney’in yere savrulduğunu belirten Hüseyni, "Belinde ve bacağında hafif yaralanmalar oluştu ancak kısa sürede toparlandı. Şu anda sağlık durumu iyi ve tamamen iyileşmek üzere. Kendisiyle ilgili ortaya atılan alnından yaralandığı yönündeki iddiaların tamamı asılsızdır. Yalnızca kulağının arka kısmında küçük bir yara oluştu. Bunun dışında anlatıldığı gibi ciddi bir yaralanma söz konusu değil" ifadelerini kullandı.<br><br>"Zamanı geldiğinde halkla konuşacaktır"<br>Hüseyni, Hamaney’in kamuoyundan uzak tutulduğu yönündeki iddialara ilişkin ise güvenlik gerekçelerini işaret etti. Hüseyni, "Düşman, çeşitli söylentiler ve bahanelerle onun görüntüsünü ya da sesini elde ederek farklı amaçlar peşinde koşuyor. Bu nedenle şu an için acele edilmiyor. Zamanı geldiğinde kendisi doğrudan halkla konuşacaktır. Sağlığı, dirayeti ve halka liderlik etme gücü tamamen yerindedir" şeklinde konuştu.<br>(AU-Y)<br><br>9.05.2026 00:49:55 TSI<br>NNNN<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 09 May 2026 09:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/neden-halkin-karsisina-cikmiyor-1778309206.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye füze kapasitesini  geliştirmeye devam edecek</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/turkiye-fuze-kapasitesini-gelistirmeye-devam-edecek-973</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/turkiye-fuze-kapasitesini-gelistirmeye-devam-edecek-973</guid>
                <description><![CDATA[Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Türkiye'nin füze kapasitesini geliştirmeye devam edeceklerini belirterek, "Her bir SAHA Expo'da, her bir IDEF'te, her bir TEKNOFEST'te bu kabiliyetlerin her birinde Türkiye'nin birkaç basamak ilerlediğine, inşallah milletimiz ve bütün dünya şahit olmaya devam edecek." dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Türkiye'nin füze kapasitesini geliştirmeye devam edeceklerini belirterek, "Her bir SAHA Expo'da, her bir IDEF'te, her bir TEKNOFEST'te bu kabiliyetlerin her birinde Türkiye'nin birkaç basamak ilerlediğine, inşallah milletimiz ve bütün dünya şahit olmaya devam edecek." dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye ve Avrupa'nın en büyük savunma,&nbsp;<a href="https://www.trthaber.com/etiket/havacilik/" target="_blank">havacılık</a>&nbsp;ve&nbsp;<a href="https://www.trthaber.com/etiket/uzay/" target="_blank">uzay</a>&nbsp;sanayi kümelenmesi SAHA İstanbul'un organizasyonuyla&nbsp;<a href="https://www.trthaber.com/etiket/istanbul/" target="_blank">İstanbul</a>&nbsp;Fuar Merkezi'nde&nbsp;<a href="https://www.trthaber.com/etiket/saha-2026/" target="_blank">SAHA 2026</a>&nbsp;Uluslararası Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarı gerçekleştiriliyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bakan Kacır, fuarda, stantları gezdi ve basın mensuplarına değerlendirmelerde bulundu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">SAHA 2026'nın, Türk savunma sanayisi ekosisteminin dünya sahnesine çıktığı bir platform olduğunu bildiren Kacır, KOBİ'lerden teknoloji girişimlerine, enstitülerden&nbsp;<a href="https://www.trthaber.com/etiket/arastirma/" target="_blank">araştırma</a>&nbsp;merkezlerine kadar savunma sanayisinin "toplam güç" olduğunu söyledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kacır, etkinliğin ilk üç gününde 180'den fazla imza töreni gerçekleştirildiğini ve 170'ten fazla yeni ürünün tanıtıldığını aktararak, "Atılan imzaların toplam büyüklüğü 26 milyar doları aştı. Bunların 7 milyar dolardan fazlası ihracata yönelik anlaşmaların imzaları oldu. Bu aslında Türk savunma sanayisinin ne kadar yüksek bir ivmeyle büyümeyi sürdüreceğine de işaret ediyor. Atılan bu imzalar hızlı şekilde tedarik süreçlerine, hayata geçen projelere dönüşecek ve Türk savunma sanayisi elde ettiği bu hızla diğer sanayi sektörlerimizde de katma değer artışını ivmelendirecek." diye konuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Üç günde 80 bine yakın ziyaretçi"<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Savunma sanayisinin diğer sektörlerle etkileşimini önemsediklerine işaret eden Kacır, yüksek teknolojik kabiliyetlerin savunma sanayisi dışı sektörlere transferinin çok önemli olduğunu dile getirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kacır, Türkiye'nin ilk kez, savunma sanayisi müesseselerinin, firmalarının hayata geçirdiği projelerden elde ettiği teknolojik birikimi sivil alanlara transfer etmeye başladığına dikkati çekerek, sözlerine şöyle devam etti:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Sivil sektörlerden savunma sanayisine bilgi transferini de çok önemli görüyoruz. Çünkü savunma sanayisinde küresel ölçekte temel konulardan biri ölçek büyütme, hızlı seri üretim ölçekleri yakalayabilmek. Türkiye, çok farklı sektörlerde üretim kabiliyetlerine sahip bir ülke olarak, seri üretim kabiliyetlerini savunma sanayisine kazandırmak,&nbsp;<a href="https://www.trthaber.com/etiket/ar-ge/" target="_blank">AR-GE</a>&nbsp;süreçleri tamamlanan projeleri hızlı şekilde ölçekleyebilmek ve ihracat hacmini artırmak konusunda büyük fırsat sahibi. Bu anlamda SAHA, bu çift yönlü etkileşimin de sahnesi. 80 bine yakın ziyaretçi, ilk üç gün fuar alanını ziyaret etti, bunların önemli bir kısmı da diğer sektörlerden savunma sanayisine kazandırmakta olduğumuz girişimcilerimiz. Sayın Cumhurbaşkanı'mızın liderliğinde Milli Teknoloji Hamlesi'ni hayata geçirerek Türkiye'nin istiklal ve istikbalini güçlü şekilde sürdürmesi yolculuğunun, milletimizin desteğiyle inşallah hedeflerine erişeceğine yürekten inanıyorum."<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Türkiye, dünyada çok az ülkenin sahip olduğu kabiliyetler geliştirdi"<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye'nin füze ve mühimmat çeşitliliğinde dünyada çok az sayıda ülkenin sahip olduğu imkan ve kabiliyetler geliştirdiğini anlatan Kacır, Türkiye'nin artık hipersonik füzeler geliştiren, üreten bir ülke olduğunu söyledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kacır, ROKETSAN'ın öncülüğünde yürütülen projelerle TAYFUN'un test atışlarının yapıldığını, Türkiye'nin bu alanda hız ve menzil artırma yönündeki projelerini başarıyla sürdürdüğünü ifade etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Seyir füzelerinin de çok önemli olduğunu aktaran Kacır, şu değerlendirmede bulundu:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">"Bunlar, eş zamanlı olarak bir ülke sahip olduğunda karşı tarafın hava savunma sistemlerini etkisiz hale getirmesine vesile olacak kabiliyetler. Sizin kamikaze İHA'larınız, balistik füzeleriniz, hipersonik füzeleriniz, seyir füzeleriniz bir aradaysa ve yine hava unsurlarınızdan farklı füze unsurlarını kullanma imkanına sahipseniz, karşı tarafın hava savunma sistemlerini etkisiz hale getirmeniz çok daha mümkün. Türkiye, seyir füzelerinde de önemli kabiliyetler geliştirdi. ATMACA, ÇAKIR, SOM ve peşinden gelecek yeni seyir füzelerimizle Türkiye aslında bu alanda da her adımda menzilini uzatıyor, kabiliyetlerini artırıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bir de hava-hava füzeleri var ki bu gerek insanlı gerek insansız sistemler açısından çok değerli. Burada Türkiye'nin ilk hava-hava füzeleri malumunuz BOZDOĞAN ve GÖKDOĞAN oldu. Türkiye, insansız&nbsp;<a href="https://www.trthaber.com/etiket/savas/" target="_blank">savaş</a>&nbsp;uçağından kendi radarı marifetiyle kendi hava-hava füzesini fırlatan ve hedefi vuran dünyadaki ilk ülke oldu.&nbsp;<a href="https://www.trthaber.com/etiket/bayraktar/" target="_blank">Bayraktar</a>&nbsp;<a href="https://www.trthaber.com/etiket/kizilelma/" target="_blank">KIZILELMA</a>&nbsp;ile&nbsp;<a href="https://www.trthaber.com/etiket/aselsan/" target="_blank">ASELSAN</a>&nbsp;AESA radarı kullanılarak GÖKDOĞAN füzesiyle atış yaptık ve bu kabiliyeti elde eden dünyadaki ilk ülke olduk.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İnşallah burada da yeni projeler var, yine menzil uzatmak burada en önemli hedeflerden biri. Her bir SAHA Expo'da, her bir IDEF'te, her bir TEKNOFEST'te bu kabiliyetlerin her birinde Türkiye'nin birkaç basamak ilerlediğine, inşallah milletimiz ve bütün dünya şahit olmaya devam edecek."<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kacır, Avrupa'nın pek çok sanayi ülkesinin, İtalya, İspanya,&nbsp;<a href="https://www.trthaber.com/etiket/almanya/" target="_blank">Almanya</a>&nbsp;gibi ülkelerdeki üretim düzeylerinin halen Ocak 2020 dönemini yakalayamadığını, bugün Türk sanayisinin üretim düzeyinin Ocak 2020'nin yaklaşık yüzde 30 üzerinde olduğunu söyledi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu kabiliyetten Türkiye'nin taviz vermesinin ve vazgeçmesinin asla söz konusu olamayacağını belirten Kacır, "Biz bu yıl hazırlıklarını yürüttüğümüz yeni finansman programlarıyla, daha uygun koşullarda, daha uzun vadeli finansman imkanlarını çeşitlendirerek sanayicimizin yükünü hafifletmeyi ve ortaya çıkan ilave işletme sermayesi ihtiyaçlarını da karşılamayı amaçlıyoruz." dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 08 May 2026 14:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/turkiye-fuze-kapasitesini-gelistirmeye-devam-edecek-1778240788.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ateşkes teklifinde  hangi maddeler var</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/ateskes-teklifinde-hangi-maddeler-var-958</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/ateskes-teklifinde-hangi-maddeler-var-958</guid>
                <description><![CDATA[ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’ndaki “Özgürlük Projesi”ni durdurmasının ardından yürütülen müzakerelerde İran'a sunulan anlaşmanın ayrıntıları ortaya çıktı. Washington yönetiminin talepleri arasında İran’ın nükleer tesislerinin tamamen sökülmesi, tüm zenginleştirilmiş uranyum stoklarının teslim edilmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) talep ettiği her noktada anlık denetim yapabilmesi bulunuyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’ndaki “Özgürlük Projesi”ni durdurmasının ardından yürütülen müzakerelerde İran'a sunulan anlaşmanın ayrıntıları ortaya çıktı. Washington yönetiminin talepleri arasında İran’ın nükleer tesislerinin tamamen sökülmesi, tüm zenginleştirilmiş uranyum stoklarının teslim edilmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) talep ettiği her noktada anlık denetim yapabilmesi bulunuyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Washington, İran’ın nükleer altyapısının tamamen sökülmesini, uranyum stoklarının teslim edilmesini ve kapsamlı denetim mekanizmalarının kabul edilmesini istiyor. İran'ın teklife yanıt vermek için çarşamba gününden itibaren 48 saati olduğunu duyuran ABD Başkanı Donald Trump, anlaşma sağlanamaması halinde askeri seçeneğin devreye girebileceğini belirtti. Görüşmelerde Fordo, Natanz ve İsfahan tesisleri ile Hürmüz Boğazı’ndaki geçiş güvenliği başlıkları öne çıktı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Trump, nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandığını belirterek salı gecesi Hürmüz Boğazı’ndaki “Özgürlük Projesi”ni durdurdu. İran tarafının ise kabul edilmesi halinde 30 günlük ayrıntılı müzakere sürecine geçilmesini sağlayabilecek ABD çerçevesini değerlendirmeye aldığı bildirildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Washington yönetimi, İran’ın nükleer silah edinme hedefi taşımadığına dair güvence vermesini talep etti. ABD ayrıca Fordo, Natanz ve İsfahan tesislerinin sökülmesini, yer altındaki nükleer çalışmaların yasaklanmasını, talep üzerine denetim yapılmasını ve ihlal durumunda cezai yaptırımlar uygulanmasını istedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Trump, çarşamba günü yaptığı açıklamada, “Anlaşmazlarsa, bombalama başlar” ifadelerini kullandı. ABD Başkanı ayrıca, “ama onlarla daha önce de böyle hissetmiştim, bu yüzden ne olacağını göreceğiz” sözleriyle sürece ilişkin temkinli mesaj verdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">NÜKLEER TESİSLERİN SÖKÜMÜ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ABD, İran’ın yalnızca uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurmasını değil, mevcut altyapının tamamen ortadan kaldırılmasını da hedefliyor. Fordo, Natanz ve İsfahan’daki tesislerin sökülmesinin anlaşmanın temel şartları arasında yer aldığı belirtilirken, Kazma Dağı altındaki tesisin de kapsam dışında bırakılmaması gerektiği ifade edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Demokrasiyi Savunma Vakfı’ndan nükleer uzmanı Andrea Stricker, tüm santrifüjlerin, plütonyum yeniden işleme tesislerinin ve üretim kapasitesinin denetimli biçimde ortadan kaldırılması gerektiğini kaydetti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ZENGİNLEŞTİRİLMİŞ URANYUM<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ABD tarafı, İran’ın yalnızca yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş 440 kilogram uranyum stokuna odaklanmasını yeterli görmüyor. Yüzde 20 seviyesindeki uranyumun da silah üretimine giden süreçte kritik aşama oluşturduğu değerlendirilirken, düşük seviyede zenginleştirilmiş binlerce kilogram uranyumun İran’da bırakılmasının nükleer programın yeniden başlaması için temel oluşturabileceği belirtiliyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Direktörü (UAEA) Rafael Grossi, “Yüzde altmış açık bir öncelik, ancak yüzde yirmi bir önceki adım ve o da önemli. Seçilen seçeneğe bağlı olarak, sevkiyat veya seyreltme, yüzde 5'lik önemli bir miktar muhtemelen özel bir değerlendirme gerektirecektir.” açıklamasını yaptı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">DENETİMLER<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Washington, UAEA’nın yalnızca İran’ın “nükleer tesis” olarak tanımladığı alanlara değil, gerekli görülen tüm bölgelere erişim sağlamasını talep etti. ABD tarafı, askeri tesislerin denetim dışında bırakılmasının anlaşmanın uygulanabilirliğini zayıflatacağını savundu. İran’da sürekli görev yapacak tam zamanlı bir denetim ekibinin kurulmasının en etkili yöntemlerden biri olacağı öngörülüyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre,&nbsp;İran’ın geçmişte yürüttüğü nükleer faaliyetlere ilişkin tam bilgi vermesi anlaşmanın temel unsurları arasında bulunuyor. Sürecin ardından UAEA’nın doğrulama mekanizmasını devreye sokmasının planlandığı belirtildi. Haberde, İran’ın bu standart uygulamadan muaf tutulmasının geçmişte olduğu gibi denetim süreçlerini zayıflatabileceği görüşüne yer verildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">HÜRMÜZ BOĞAZI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Anlaşma taslağında İran’ın Hürmüz Boğazı’nı, ABD ablukasının gevşetilmesine paralel şekilde aşamalı olarak yeniden açması öngörülüyor. ABD, tanker trafiğindeki düşüşün ardından geçiş güvenliğinin açık şekilde garanti altına alınmasını istedi. Nihai anlaşmada tüm mayınların kaldırılması, zorunlu güzergâh uygulamalarının sona ermesi ve serbest geçişin yeniden sağlanması hedefleniyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">YAPTIRIMLAR<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Beyaz Saray, yaptırımların yalnızca anlaşmanın imzalanmasına değil, İran’ın şartlara uyup uymadığına bağlı olarak kaldırılacağını ifade etti. ABD, kısa ve belirli bir takvim çerçevesinde silahların sökülmesinin nükleer yaptırımların kaldırılmasını sağlayabileceğini değerlendiriyor. "Terörizm" ve insan haklarının ihlaline dayandırılan yaptırımlarının ise İran’ın politikalarında değişiklik olmadığı sürece devam edebileceği ifade edildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">'İRAN TRUMP'IN STRATEJİSİNDEN FAYDALANDI'<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Haberde İran’ın, Trump'ın yürüttüğü gecikme ve belirsizlik stratejisinden faydalandığı değerlendirmesi yapıldı. İran devlet medyasının çarşamba günü ABD teklifini eleştirdiği aktarılırken, üst düzey bir ABD yetkilisinin rejimin Washington’un kırmızı çizgilerine direnmeye devam edebileceğini söylediği kaydedildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ABD tarafı, İran’ın yerli zenginleştirme faaliyetlerine ihtiyaç duymadığını savunuyor. WSJ, Trump yönetiminin Barack Obama dönemindeki yaklaşımın aksine İran'da yönetimin zamanla değişeceği varsayımına güvenmemesi gerektiğini öne sürdü.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ayrıca gelecekte görev yapacak bir ABD başkanının yeniden sert&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/yaptirimlar" target="_blank">yaptırımlar</a>&nbsp;uygulayacağının garanti olmadığı belirtildi. Haberde, Trump’ın İran’a yönelik baskı politikasını sürdürmesinin anlaşmanın uygulanabilirliği açısından kritik olduğu değerlendirmesine yer verildi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 07 May 2026 11:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/ateskes-teklifinde-hangi-maddeler-var-1778141864.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tüm gelişmeleri yakından takip ediyoruz</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/tum-gelismeleri-yakindan-takip-ediyoruz-947</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/tum-gelismeleri-yakindan-takip-ediyoruz-947</guid>
                <description><![CDATA[Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Rusya-Ukrayna Savaşı ile ABD-İsrail ve İran arasında yaşanan savaş, bölgesel ve küresel güvenlik mimarisini derinden etkilediğini belirterek, "Bu kaotik ortamda kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; tüm gelişmeleri yakından ve çok boyutlu bir şekilde takip etmekte, savunma ve güvenliğimizi sağlamak için hiçbir ihtimali göz ardı etmeden gerekli tüm önlemleri kararlılıkla almaktadır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">IHAAW132814-GEN/5-05-2026<br><br><br>- Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, "sürdürülebilir savunma sanayii"ne vurgu yaptı<br>- "Karşı karşıya olduğumuz tablo dünya güvenlik mimarisini, caydırıcılık dengesini ve askeri doktrinleri yeniden şekillendirme potansiyeline sahiptir"<br>- "Türkiye sadece kendi sınırlarında değil bölgesel ve küresel barışı da tahkim eden en önemli unsurlardan biri olmayı sürdürecektir"<br><br>Zöhre Alagöz - Emirhan Toplu<br>İSTANBUL (İHA) - Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Rusya-Ukrayna Savaşı ile ABD-İsrail ve İran arasında yaşanan savaş, bölgesel ve küresel güvenlik mimarisini derinden etkilediğini belirterek, "Bu kaotik ortamda kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; tüm gelişmeleri yakından ve çok boyutlu bir şekilde takip etmekte, savunma ve güvenliğimizi sağlamak için hiçbir ihtimali göz ardı etmeden gerekli tüm önlemleri kararlılıkla almaktadır. Bu kritik dönemde şu gerçek artık net bir şekilde görülmüştür. Yalnızca güncel askeri hareketliliğe odaklanmak yeterli değildir. Karşı karşıya olduğumuz tablo; dünya güvenlik mimarisini, caydırıcılık dengesini ve askeri doktrinleri yeniden şekillendirme potansiyeline sahiptir. Modern savaş doktrininin en gelişmiş harp teknolojileriyle harmanlandığı bu yeni nesil konsept; bizlere her zaman hazır ve etkin bir orduya sahip olmanın yanı sıra bu orduyu destekleyecek güçlü ve sürdürülebilir bir savunma sanayii ekosisteminin varlığının da ne denli hayati olduğunu kanıtlamıştır" dedi.<br>SAHA 2026 Uluslararası Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarı kapılarını ziyaretçilere açtı. Yerli ve milli ürünler vitrine çıktığı fuarın açılışına Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Sanayi, Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Savunma Sanayi Başkanı Haluk Görgün, SAHA İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Bayraktar, Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar ve çok sayıda ziyaretçi katıldı.<br>Programda Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler de bir konuşma yaptı. Küresel güvenlik ortamının belirsizleştiği, çatışma ve savaşların pek çok coğrafyada aynı anda vuku bulduğu, hassas bir dönemden geçildiğini belirten Bakan Güler, "Özellikle son dönemde tanıklık ettiğimiz ve bölgemizi doğrudan etkileyen Rusya-Ukrayna Savaşı ile ABD-İsrail ve İran arasında yaşanan savaş, bölgesel ve küresel güvenlik mimarisini derinden etkilemiştir. Yakın dönemde meydana gelen bu çatışma ve savaşlar güvenlik doktrininde bizlere çok kritik veriler sunarken sorumluluklarımızı da bir o kadar artırmıştır. Bu kaotik ortamda kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; tüm gelişmeleri yakından ve çok boyutlu bir şekilde takip etmekte, savunma ve güvenliğimizi sağlamak için hiçbir ihtimali göz ardı etmeden gerekli tüm önlemleri kararlılıkla almaktadır. Bu kritik dönemde şu gerçek artık net bir şekilde görülmüştür. Yalnızca güncel askeri hareketliliğe odaklanmak yeterli değildir. Karşı karşıya olduğumuz tablo; dünya güvenlik mimarisini, caydırıcılık dengesini ve askeri doktrinleri yeniden şekillendirme potansiyeline sahiptir. Modern savaş doktrininin en gelişmiş harp teknolojileriyle harmanlandığı bu yeni nesil konsept; bizlere her zaman hazır ve etkin bir orduya sahip olmanın yanı sıra bu orduyu destekleyecek güçlü ve sürdürülebilir bir savunma sanayii ekosisteminin varlığının da ne denli hayati olduğunu kanıtlamıştır" dedi.<br><br>Bakan Güler'den Çelik Kubbe vurgusu<br>1980'li yıllara kadar savunma sanayii alanında büyük ölçüde tedarikçi olan Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın vizyoner liderliğinde ortaya konulan kararlı politikalar ve doğru yatırımlar sayesinde artık kendi sistemlerini tasarlayan, üreten ve ihraç eden bir ülke olduğunu belirten Bakan Güler, "Bu gelişim vizyonuyla; kara platformlarımızda modern teknolojileriyle donatılmış araçlarımız sahada yüksek hareket kabiliyeti sergilerken, denizlerimizde ise milli gemilerimiz ve insansız deniz araçlarımızla hak ve menfaatlerimiz kararlılıkta korunmaktadır. Tüm bunların yanında Türk savunma sanayinin asıl büyük devrimi, dünyada harp doktrinlerini yeniden yazdıran, gökyüzünün yeni hakimleri olan insansız hava araçlarımızla gerçekleşmiştir. Bugün İHA, SİHA ve stratejik seviyedeki TİHA teknolojilerimiz; sahip oldukları yapay zeka, hassas vuruş gücü ve yüksek irtifa kabiliyetleriyle küresel ölçekte etkiler oluşturmuş özellikle de Türk mühendisliğinin neleri başarabileceğini tüm dünyaya en çarpıcı şekilde göstermiştir. İnsansız sistemlerde ulaştığımız bu mümtaz seviye hava savunma stratejilerimizde de bizi çok daha ileri bir safhaya taşıma yoluna sokmuştur. Gök vatanımızı koruma irademizin en somut yansıması olan Çelik Kubbe bütünleşik hava savunma sistemimiz de bu stratejik aklı yansıtmaktadır. Hava savunma sistemlerimizin birbirleriyle tam bir uyum içinde çalışacağı bu yapı Türkiye'nin teknolojiye istikamet veren bir aktör haline gelme yolunda emin adımlarla ilerlediğinin de ispatıdır" diye konuştu.<br><br>"Türkiye müttefiklerine silah sistemleriyle birlikte teknoloji ve sürdürülebilir bir güvenlik ekonomisi sunmaktadır"<br>Türk savunma sanayii ürünlerinin bugün sadece kataloglarda değil dünyanın en zorlu çatışma bölgelerinde de kendini ispat etmiş sistemler olduğunu ifade eden Bakan Güler, "NATO standartlarında geliştirdiğimiz milli hassas güdümlü mühimmatlarımız, yabancı muadillerine göre sunduğu düşük maliyet avantajıyla orduların askeri kabiliyetlerini doğrudan artırmaktadır. Ekonomik maliyetin asimetrik bir silah haline geldiği bu çağda Türkiye; müttefiklerine silah sistemleriyle birlikte teknoloji ve sürdürülebilir bir güvenlik ekonomisi de sunmaktadır. Gururla söylemeliyim ki bu büyük dönüşüm Türkiye'nin yeni nesil harp anlayışlarını şekillendiren bir stratejik merkez haline gelmesini sağlamıştır. Bir zamanlar sınırlı ölçüde takip edebildiğimiz teknolojilerde bugün fikri mülkiyeti bize ait özgün ve yüksek katma değerli çözümler ortaya koymaktayız. SAHA EXPO gibi platformlar bu özgün çözümlerin uluslararası pazarda hak ettiği yeri bulması ve stratejik ortaklıkların kurulması için benzersiz bir zemin teşkil etmektedir" dedi.<br><br>"Türkiye sadece kendi sınırlarında değil bölgesel ve küresel barışı da tahkim eden en önemli unsurlardan biri olmayı sürdürecektir"<br>Bu çağda yerinde saymanın, geride kalmak olduğunu belirten Bakan Güler, "Dolayısıyla asimetrik tehditlere karşı hazırlıklı olmak adına İHA ve SİHA teknolojileri, otonom deniz ve kara platformları ile uzay ve siber savaş elektronik harp alanlarındaki imkan ve kabiliyetlerimizi daha üst seviyelere en hızlı şekilde taşıma gayretlerimizi artırmalıyız. Gerçek şu ki bugünün ve geleceğin dünyasında güç merkezi teknolojiyi öncü bir şekilde üretip daha yeni buluşlara imza atanlarda olacaktır. Bu bilinçle bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da başta Savunma Sanayii Başkanlığımız olmak üzere tüm paydaşlarımızla uyum içerisinde, etkin, verimli ve koordinasyona dayalı çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Çok iyi biliyoruz ki Türkiye; ordusu ve savunma sanayii ile ne kadar güçlü olursa, yarınlarımız da bir o kadar güvenli olacaktır. Diplomasi ve güvenlik politikalarımızı askeri yeteneklerle entegre ederek, uluslararası iş birliklerimizi de güçlendirmeye devam edeceğiz. Böylece Türkiye sadece kendi sınırlarında değil bölgesel ve küresel barışı da tahkim eden en önemli unsurlardan biri olmayı sürdürecektir" ifadelerini kullandı.<br>(RU-NSO-Y)<br><br>5.05.2026 13:56:44 TSI<br>NNNN<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 05 May 2026 14:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/tum-gelismeleri-yakindan-takip-ediyoruz-1777982044.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Avrupa&#039;nın çözüm ortağı Türkiye</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/avrupanin-cozum-ortagi-turkiye-946</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/avrupanin-cozum-ortagi-turkiye-946</guid>
                <description><![CDATA[Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, savunma sanayi ürünlerinde yüzde 80 dışa bağımlı olan Avrupa ülkeleri için Türkiye'nin bir çözüm ortağı olabileceğini belirterek, "Sektörümüz, Avrupa savunma ekosisteminin ihtiyaç duyduğu çözümleri sağlayabilecek konumdadır. Türkiye’nin Avrupa’nın güvenliğine eşsiz katkılar sunabileceği gerçeğini görmezden gelmek isteyenler, Türkiye’nin yükselişini yavaşlatamaz fakat Avrupa’nın teknolojik ihtiyaçlarını karşılamakta zafiyet yaşamasına neden olurlar. Türkiye’nin dışarıda tutulduğu herhangi bir program, Avrupa’yı telafisi güç stratejik kayıplarla baş başa bırakacaktır" dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">IHAAW133501-GEN/5-05-2026<br><br><br>- Bakan Kacır: "Avrupa'nın savunma sanayiinde ihtiyaç duyduğu çözüm ortağı Türkiye"<br>- SAHA 2026 Uluslararası Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarı kapılarını açtı<br><br>(Fotoğraflı)<br><br>Zöhre Alagöz<br>İSTANBUL (İHA) - Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, savunma sanayi ürünlerinde yüzde 80 dışa bağımlı olan Avrupa ülkeleri için Türkiye'nin bir çözüm ortağı olabileceğini belirterek, "Sektörümüz, Avrupa savunma ekosisteminin ihtiyaç duyduğu çözümleri sağlayabilecek konumdadır. Türkiye’nin Avrupa’nın güvenliğine eşsiz katkılar sunabileceği gerçeğini görmezden gelmek isteyenler, Türkiye’nin yükselişini yavaşlatamaz fakat Avrupa’nın teknolojik ihtiyaçlarını karşılamakta zafiyet yaşamasına neden olurlar. Türkiye’nin dışarıda tutulduğu herhangi bir program, Avrupa’yı telafisi güç stratejik kayıplarla baş başa bırakacaktır" dedi.<br>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, SAHA 2026 Uluslararası Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarı'nın açılışında konuştu.<br>Dünyada amansız bir mücadele yaşandığına dikkat çeken Bakan Kacır, "Ne yazık ki 2. Dünya Savaşı sonrasında barışı koruma umutlarıyla inşa edilen küresel düzen, dünyanın dört bir yanından şiddetlenen çatışmalar karşısında vaat ettiği huzur, güvenlik ve istikrarı sağlayamıyor. Meşru hak arama zeminlerinin zayıfladığı bu ortamda uzlaşmazlık aktörleri diplomasi yerine güç kullanımını daha fazla tercih ediyor. Uzun yıllardır savunma harcamalarını kısan, başka ülkelerin oluşturduğu güvenlik şemsiyesine kayıtsız itimat eden ülkeler, yapay huzur ikliminin bedelini ağır biçimde ödüyor. Teknolojide yaşanan gelişmelerle birlikte değişen ve dönüşen tehdit karakterleri, güvenlik rekabetini klasik harp sahalarının çok daha ötesine taşıyor. Artık bir ülkenin güvenlik kapasitesi yalnızca kara sınırlarını, hava sahasını, deniz yetki alanlarını koruma gücüyle değil, siber alanda dijital altyapılarda ve uzayda kurduğu teknolojik hakimiyetle de ölçülüyor. Bu yeni gerçeklik karşısında ülkeler caydırıcılıklarını arttırmak için çok daha yüksek maliyetleri göze alıyor. Küresel savunma harcamaları son on yılda yüzde 41 artarak 2.9 trilyon dolara ulaştı. Hız kesmeyen jeopolitik gerilimler bu artışın yükselerek devam edeceğine işaret ediyor. Ancak bilinmelidir ki savunmaya ayrılan devasa bütçeler güvenlik hedeflerini teminat altına almak için tek başına yeterli değildir. AR-GE ile, altyapılarıyla, seri üretim kabiliyetleri ve insan kaynağıyla bütüncül bir savunma sanayii kurmak tam bağımsızlığın ve yüksek caydırıcılığın vazgeçilmez şartıdır" dedi.<br>Türkiye'nin dünyada az sayıda ülkede bulunan bir savunma sanayi ekosistemine sahip olduğunu belirten Bakan Kacır, "Bugün dünyada satılan her üç asgari insansız hava aracının ikisini Türk firmalarımız üretiyor. Kendi savaş gemisini geliştiren 10 ülkeden biriyiz. Savunma sanayii gibi uzun soluklu bir alanda yalnızca son iki yılda hanemize eklediğimiz kazanımlar, teknolojide ulaştığımız seviyeyi ortaya koyuyor. Bu dönemde 5. nesil savaş uçağımız Kaan, gökyüzü ile buluştu. Bayraktar TB3 kısa pistli gemilere iniş kalkış yapmayı başaran ilk insansız hava aracı olarak dünya havacılık tarihine geçti. Hava-hava füzelerimiz Gökdoğan ve Bozdoğan ile dünyada bu teknolojiye sahip sayılı ülkeler arasına girdik" dedi.<br><br>"Avrupa'nın savunma sanayiinde ihtiyaç duyduğu çözüm ortağı Türkiye"<br>Türkiye'nin Avrupa ülkeleri için savunma sanayiinde bir çözüm ortağı olabileceğini vurgulayan Bakan Kacır, "Savunma ürünlerinde yüzde 80 dışa bağımlı olan ve güvenlik tehditleri karşısında savunma kapasitesini tahkim etmeye yönelen Avrupa’nın ihtiyaç duyduğu çözüm ortağının Türkiye olduğunu bu vesileyle ifade etmek isterim. Sektörümüz; sahada oyun değiştirici rolü kanıtlanmış, yüksek teknoloji odaklı ve maliyet etkin geniş bir ürün portföyüyle Avrupa savunma ekosisteminin ihtiyaç duyduğu çözümleri sağlayabilecek konumdadır. Türkiye’nin Avrupa’nın güvenliğine eşsiz katkılar sunabileceği gerçeğini görmezden gelmek isteyenler, Türkiye’nin yükselişini yavaşlatamaz fakat Avrupa’nın teknolojik ihtiyaçlarını karşılamakta zafiyet yaşamasına neden olurlar. Türkiye’nin dışarıda tutulduğu herhangi bir program, Avrupa’yı telafisi güç stratejik kayıplarla baş başa bırakacaktır. Avrupa’daki karar vericiler, miyop yaklaşımlara teslim olmadan, vizyoner bir perspektifle Türkiye ile çok daha sıkı bir iş birliğine bir an evvel yönelmelidir. NATO standartlarında üretim altyapımız; Türk savunma sanayi ürünlerinin müttefik ülkelerin platformlarına hızla entegre edilebilmesine imkân tanıyor" ifadelerini kullandı.<br><br>"Sanayi alanlarımızın büyüklüğünü mevcut 160 bin hektardan 350 bin hektara çıkaracak Sanayi Alanları Master Planı’nı hazırladık"<br>Türkiye'nin yapılan yatırımlar ve teşviklerle küresel üretimin merkez üslerinden biri haline geldiğini, sanayinin Anadolu'nun tamamına daha dengeli bir şekilde yayılması için kapsamlı adımlar attıklarını vurgulayan Bakan Kacır, sözlerini şöyle sürdürdü:<br>"Sanayimizin gelecek 30 yılına ışık tutacak, planlı sanayi alanlarımızın büyüklüğünü mevcut 160 bin hektardan 350 bin hektara çıkaracak Sanayi Alanları Master Planı’nı hazırladık. Mega endüstriyel bölgeler olarak kurguladığımız yeni sanayi alanlarıyla beraber, savunma sanayi üretimimizi geniş bir coğrafya yayacağız, Anadolu’da yeni savunma sanayii kümelenmeleri oluşturacağız. Tabi savunma sanayiinde geliştirilen kabiliyetlerin sivil alanlara aktarılması, yüksek teknoloji odaklı kalkınmamız açısından büyük önem taşıyor. Ancak bunun kadar öncelikli ve önemli gördüğümüz bir husus, sivil sanayimizdeki bilgi ve tecrübe birikiminin savunma sanayiimize kazandırılmasıdır. Savunma sanayimizin yükselişini hızlandırmak için üretim ve Ar-ge süreçlerine yeni bir bakış getirmeliyiz. Otomotiv ve mobiliteden bilişime, telekomünikasyondan sivil havacılık ve uzaya, enerjiden malzeme ve kimyaya, elektronikten makineye, sağlık ve biyoteknolojiden tekstile farklı sektörlerin sağladığı kabiliyetleri bu doğrultuda değerlendirmek arzusundayız. Üretim tecrübesine ve kapasitesine sahip olduğumuz bu alanlardaki yetkinliklerimizin savunma sanayiimize aktarılması; sektörümüz için daha hızlı prototipleme, daha çevik ürün geliştirme, Ar-Ge süreçlerini daha kısa sürede tamamlama, seri üretime daha hızlı geçiş anlamına geliyor. Daha açık ifadeyle. Tüm imalat süreçlerinde daha hızlı ve daha yüksek adetlerde üretim yapmanın yollarını, yöntemlerini hızla keşfetmeliyiz. Ve halihazırda Ankara ve İstanbul’da yoğunlaşmış savunma sanayii kümelenmelerini Anadolu’nun güçlü üretim merkezlerinde hızla çoğaltmalıyız."<br>(ÖFA-SO-Y)<br><br>5.05.2026 13:55:55 TSI<br>NNNN<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 05 May 2026 14:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/avrupanin-cozum-ortagi-turkiye-1777981595.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ABD&#039;nin yanıtını aldık, inceliyoruz</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/abdnin-yanitini-aldik-inceliyoruz-933</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/abdnin-yanitini-aldik-inceliyoruz-933</guid>
                <description><![CDATA[İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekayi, Pakistan arabuluculuğuyla ABD'ye ilettikleri teklife verilen yanıta ilişkin, "ABD'nin yanıtını aldık ve şu anda inceliyoruz. Görüşlerimizi, bir sonuca vardığımızda Pakistanlı arabulucu aracılığıyla açıklayacağız" dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">IHAAW144427-SIY/4-05-2026<br><br><br>- İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekayi: "ABD'nin yanıtını aldık, inceliyoruz"<br>- "Boğazdaki güvenlik, bizim için herkesten daha fazla önem taşımaktadır"<br><br>Aynur Sena Çabuk<br>TAHRAN (İHA) - İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekayi, Pakistan arabuluculuğuyla ABD'ye ilettikleri teklife verilen yanıta ilişkin, "ABD'nin yanıtını aldık ve şu anda inceliyoruz. Görüşlerimizi, bir sonuca vardığımızda Pakistanlı arabulucu aracılığıyla açıklayacağız" dedi.<br>İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, haftalık basın toplantısında ABD'nin İran politikaları, Avrupa ülkelerinin tutumu, ateşkes süreci, nükleer görüşmeler ve Hürmüz Boğazı'na ilişkin açıklamalarda bulundu. ABD Başkanı Donald Trump'ın Avrupa'daki ABD askerlerini azaltmaya yönelik kararına değinen Bekayi, Washington'un İran'a yönelik "düşüncesiz" adımlarının geniş sonuçlar doğurduğunu söyledi. ABD'nin İran'a yönelik eylemlerinin yalnızca bölgesel değil, müttefikler arasında da etkilere neden olduğunu belirten Bekayi, "Bu durum, daha önce ABD ile aynı çizgide olan ülkeler arasında ayrışma ve görüş farklılıklarına neden olmuştur. Bu da söz konusu ülkelerin, ABD'nin saldırgan yaklaşımının farkında olduğunu göstermektedir" dedi.<br><br>"Avrupa ağır bedel ödedi"<br>Alman yetkililerin açıklamalarına da değinen Bekayi, "Alman yetkililer, ABD'nin savaşa dahil olmasının Avrupa'ya ağır bedeller ödediğini ve bu adımın herhangi bir stratejiye dayanmadan atıldığını dile getirdi. Bu, durumun açık bir ifadesidir. ABD'nin bu askeri saldırısına ya doğrudan katılan ya da sessiz kalarak destek veren tüm ülkeleri sorumlu tutuyoruz" diye konuştu.<br>Avrupa'ya çağrıda bulunan İsmail Bekayi, "Artık Avrupa ülkelerinin, ABD politikalarını kayıtsız şartsız takip etmenin sonuçlarıyla yüzleşip, başta Batı Asya'daki gelişmeler ve İran'a ilişkin konular olmak üzere daha bağımsız bir çizgi belirlemesi gerekiyor" ifadelerini kullandı.<br><br>"Karar alma mekanizması tamamen açık"<br>İran'daki karar alma mekanizmasına ilişkin değerlendirmede de bulunan Bekayi, "İran'da karar alma mekanizması tamamen açıktır. Müzakerelere girme kararı aldığımızda bunu şeffaf bir şekilde yaptık. İran heyetinin, Muhammed Bakır Galibaf başkanlığında İslamabad'daki müzakerelere katılımı, İran'ın uluslararası konulara ilişkin açık gücünü ve sorumlu yaklaşımını gösterdi. Üç-dört hafta içinde kararlarımızı çok net bir şekilde aldık ve uyguladık. Bundan sonra da gelişmelere göre en iyi kararları alacağız" şeklinde konuştu.<br><br>"İsrail'i resmiyette tanımıyoruz"<br>ABD ile İran arasında varılan ateşkesin kapsamına ve İsrail'in bu süreçteki rolüne değinen Bekayi, "Ateşkes anlaşması İran ile ABD arasındaydı. ABD'nin resmi açıklamalarına bakıldığında, bu savaşa İsrail adına dahil olduğunu açıkça dile getirdiği görülüyor. Elbette çok sayıda çelişkili açıklama var, ancak şu net. ABD, 12 gün süren savaşta bu rejime çatışmanın başlaması için yeşil ışık yaktı, ardından da sürece bizzat dahil oldu. Son saldırıda da birlikte hareket ettiler. Eğer İran ile ABD arasında ateşkesin sona erdirilmesine dair bir anlaşma yapılırsa, bu durum İsrail'i de kapsamalıdır. İsrail'e ilişkin politikamız değişmedi ve hala resmiyette tanımıyoruz" dedi.<br><br>ABD'nin yanıtı inceleniyor<br>İran'ın Pakistan arabuluculuğuyla ABD'ye ilettiği teklif ve Washington'dan gelen yanıta da değinen Bekayi, "Görüşmeler Pakistanlı arabulucu üzerinden şeffaf bir şekilde sürdürülüyor. ABD'nin yanıtını aldık ve şu anda inceliyoruz. Görüşlerimizi, bir sonuca vardığımızda Pakistanlı arabulucu aracılığıyla açıklayacağız" ifadelerini kullandı.<br><br>Hürmüz Boğazı vurgusu<br>Hürmüz Boğazı'ndaki yeni bir düzene ilişkin tartışmalara da değinen Bekayi, "Ülkedeki tüm karar alıcı ve karar verici kurumlarla istişare halindeyiz. İran deniz alanları yasası, ülkenin dış askeri tehdit veya saldırıyla karşı karşıya olduğu durumlarda ulusal güvenliği korumak için gerekli tedbirlerin alınmasına imkan tanımaktadır" dedi.<br>Bekayi, "Biz Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne taraf değiliz, ancak uluslararası teamül hukuku gereğince tehdit veya saldırı durumlarında gerekli önlemleri alma hakkına sahibiz. Hem iç hukuk hem de uluslararası hukuk, Hürmüz Boğazı'ndan gemilerin güvenli geçişini sağlamak için mekanizma oluşturulmasına imkan tanımaktadır. Bu boğazdaki güvenlik, bizim için herkesten daha fazla önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı.<br>(FBY-BÇ-D)<br><br>4.05.2026 14:51:37 TSI<br>NNNN<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 May 2026 17:32:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/abdnin-yanitini-aldik-inceliyoruz-1777905384.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ABD savaş gemilerine karşı başka senaryolar hazır</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/abd-savas-gemilerine-karsi-baska-senaryolar-hazir-932</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/abd-savas-gemilerine-karsi-baska-senaryolar-hazir-932</guid>
                <description><![CDATA[İran basınına konuşan askeri bir kaynak, Tahran’ın ABD savaş gemilerine karşı müdahalede bulunduğunu belirterek, "İran Silahlı Kuvvetleri, ABD savaş gemilerinin geçişine izin vermeyecek. İran, ABD savaş gemilerine ateş açmanın yanı sıra, gerektiğinde devreye sokacağı başka senaryolar da hazırladı" dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">IHAAW155646-SIY/4-05-2026<br><br>- İran: "ABD savaş gemilerine karşı başka senaryolar hazır"<br><br>Aynur Sena Çabuk<br>TAHRAN (İHA) - İran basınına konuşan askeri bir kaynak, Tahran’ın ABD savaş gemilerine karşı müdahalede bulunduğunu belirterek, "İran Silahlı Kuvvetleri, ABD savaş gemilerinin geçişine izin vermeyecek. İran, ABD savaş gemilerine ateş açmanın yanı sıra, gerektiğinde devreye sokacağı başka senaryolar da hazırladı" dedi.<br>İran basınına konuşan bilgili bir askeri kaynak, Hürmüz Boğazı’nda ABD’ye ait savaş unsurlarına yönelik sert mesajlar verdi. Kaynak, İran’ın her türlü senaryoya hazır olduğunu belirterek, "ABD’liler, İran’ın Donald Trump ve ABD güçlerinin zorbalık yapmasına izin vermeyeceğini biliyor" dedi.<br><br>"Geçişlere izin verilmeyecek"<br>Kaynak, İran güçlerinin bazı ABD savaş gemilerine yönelik ilk atışları gerçekleştirdiğini ifade ederek, "İran silahlı kuvvetleri, 40 günlük savaşta olduğu gibi, ABD savaş gemilerinin geçişine izin vermeyecek ve Hürmüz Boğazı’ndaki her türlü geçiş de İran silahlı kuvvetlerinin izni olmadan gerçekleştirilmeyecektir. Tüm gemiler 40 günlük savaşın tecrübesinden ders çıkarmalı ve ABD'lilerin aptallığının bedelini ödememelidir" ifadelerini kullandı.<br><br>"Farklı senaryolar hazır"<br>Kaynak ayrıca, İran’ın askeri seçeneklerini geniş tuttuğunu belirterek, "İran, ABD savaş gemilerine ateş açmanın yanı sıra, gerektiğinde devreye sokacağı başka senaryolar da hazırladı" diye konuştu.<br>(FBY-ÖK-D)<br><br>4.05.2026 15:57:31 TSI<br>NNNN<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 May 2026 17:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/abd-savas-gemilerine-karsi-baska-senaryolar-hazir-1777904959.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Alman mayın arama gemisi  Fulda yola çıktı</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/alman-mayin-arama-gemisi-fulda-yola-cikti-930</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/alman-mayin-arama-gemisi-fulda-yola-cikti-930</guid>
                <description><![CDATA[Almanya, İran savaşının sona ermesi durumunda Hürmüz Boğazı'nda muhtemel görev için zaman kaybetmemek amacıyla Fulda isimli mayın arama gemisini Akdeniz’e sevk etti.
ABD ile İran arasında savaşın ne zaman sona ereceğine ilişkin belirsizlik sürerken, bazı ülkeler Hürmüz Boğazı’ndaki mayın çalışmaları için hazır bekliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">IHAAW164437-SIY/4-05-2026<br><br><br>- Alman mayın arama gemisi Fulda, muhtemel Hürmüz Boğazı görevi için yola çıktı<br><br>(Fotoğraflı)<br><br>İlhan Atasoy<br>KİEL (İHA) - Almanya, İran savaşının sona ermesi durumunda Hürmüz Boğazı'nda muhtemel görev için zaman kaybetmemek amacıyla Fulda isimli mayın arama gemisini Akdeniz’e sevk etti.<br>ABD ile İran arasında savaşın ne zaman sona ereceğine ilişkin belirsizlik sürerken, bazı ülkeler Hürmüz Boğazı’ndaki mayın çalışmaları için hazır bekliyor. Almanya savaş sonrası Hürmüz Boğazı’nda muhtemel görev için mayın arama gemisi Fulda’yı Akdeniz’e sevk etti. Alman donanmasına ait mayın arama gemisi Fulda’nın kritik göreve uğurlanma töreni, ülkenin kuzeyindeki Kiel-Wiek deniz üssünde yapıldı.<br>Fulda mayın arama gemisinde uzman mayın tespit ve imha uzmanlarının da olduğu yaklaşık 40 personelin bulunduğu bildirildi. Söz konusu personelin mayın arama ve tarama faaliyetleri için sonar sistemler ile uzaktan kumandalı sualtı dronları kullanma konusunda uzman oldukları belirtildi. Mühimmat, erzak, güneş ışınlarına karşı koruyucu ekipmanlarıyla yola yola çıkan Fulda’da görev yapan askerlere muhtemel Hürmüz Boğazı görevlendirmesinde giyecekleri bej renkli yazlık üniformalar da verildi.<br><br>"Fulda"nın Hürmüz Boğazında görev yapması için onay gerekiyor<br>Alman donanma gemisi Fulda, Akdeniz’e ulaştıktan sonra NATO'nun Akdeniz, Karadeniz ve Ege’deki mayın harbine yönelik deniz harekat ve eğitim faaliyetlerinden sorumlu NATO Daimi Mayın Karşı Tedbirleri (MKT) Görev Grubu-2’ye (SNMCMG-2) dahil olacak. Ancak Fulda’nın savaş sonrası Hürmüz Boğazı'na muhtemel bir konuşlandırma için Alman Federal Meclisi (Bundestag) tarafından yetkilendirilmesi gerekiyor. Hürmüz Boğazı’nda görev almasına karar verilmesi halinde ise Fulda mayın arama gemisi bölgede tek başına olmayacak. Bir hava savunma fırkateyni, bir ikmal gemisi ve bir deniz gözetleme uçağı Fulda ile birlikte Hürmüz Boğazı bölgesinde olacak. Alman Federal Meclisi, Fulda mayın gemisinin Hürmüz Boğazı’ndaki muhtemel görevinin kapsamında ve süresinde son sözü söyleyecek.<br><br>"Alman donanmasının Hürmüz’de görev yapmasının ön şartı, çatışmaların sona ermesidir"<br>Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, Hürmüz Boğazı'nda Alman donanmasının görev yapmasının ön şartının çatışmaların sona ermesi olduğunu ifade etmiş, Fulda’nın bölgede görev yapabilmesinin ise Alman Meclisinden yetki alınmasıyla mümkün olabileceğine işaret etmişti.<br>(FBY-ÖK-D)<br><br>4.05.2026 16:46:10 TSI<br>NNNN<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 May 2026 17:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/alman-mayin-arama-gemisi-fulda-yola-cikti-1777903878.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sahipsiz hayvanların yüzde 46&#039;sı toplanmıştır</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/sahipsiz-hayvanlarin-yuzde-46si-toplanmistir-929</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/sahipsiz-hayvanlarin-yuzde-46si-toplanmistir-929</guid>
                <description><![CDATA[İstanbul Valisi Davut Gül, kentte sahipsiz köpeklerin yüzde 46'sının toplandığını kalanların tamamı da toplanacağını belirterek, "Kanunun emri nettir. Sahipsiz hayvanlar derhal toplanacak, kısırlaştırılacak ve uygun şartlarda barınaklarda tutulacaktır" dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">IHAAW111710-GEN/4-05-2026<br><br><br>- İstanbul Valisi Davut Gül: "Sahipsiz hayvanların yüzde 46'sı toplanmıştır; kalanların tamamı da toplanacaktır"<br>- "Sahipsiz hayvanlar derhal toplanacak, kısırlaştırılacak ve uygun şartlarda barınaklarda tutulacaktır"<br><br>(Fotoğraflı)<br><br>İSTANBUL (İHA) - İstanbul Valisi Davut Gül, kentte sahipsiz köpeklerin yüzde 46'sının toplandığını kalanların tamamı da toplanacağını belirterek, "Kanunun emri nettir. Sahipsiz hayvanlar derhal toplanacak, kısırlaştırılacak ve uygun şartlarda barınaklarda tutulacaktır" dedi.<br>İstanbul Valisi Davut Gül, sokaklardaki sahipsiz köpeklere yönelik yapılan çalışmalara ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yaptı.<br>İstanbul Valisi Gül, sahipsiz hayvanların kontrol altına alınmasının bir tercih değil, açık bir zorunluluk olduğunu belirterek, "Aşırı yaklaşımlar çözüm değildir; ne toplu itlaf ne de başıboşluk veya kontrolsüzlük kabul edilebilir. Kanunun emri nettir. Sahipsiz hayvanlar derhal toplanacak, kısırlaştırılacak ve uygun şartlarda barınaklarda tutulacaktır. İstanbul'da sahipsiz hayvanların yüzde 46'sı toplanmıştır; kalanların tamamı da toplanacaktır. Sokaklarda sahipsiz tek bir köpek bulunmayacaktır. Sahiplenmek isteyen vatandaşlarımız, bu hayvanları yalnızca kendi evinde veya bahçesinde bakmak üzere sahiplenebilecektir. Yasaklı ırkların üretimi, satışı ve sahiplendirilmesi kanunen yasaktır. Bu kurallara aykırı hareket edenler hakkında idari ve adli işlem yapılmaktadır. Bu görev belediyelerindir. Tüm belediyeler bu yükümlülüğü derhal ve eksiksiz yerine getirecektir. İhmal ve gecikmeye kesinlikle müsamaha gösterilmeyecektir. Vatandaşlarımızın can güvenliği tartışmasız önceliğimizdir; kamu düzeni ve şehir güvenliği konusunda en küçük bir zafiyete dahi izin verilmeyecektir" dedi.<br>(RU-BA-Y)<br><br>4.05.2026 11:39:19 TSI<br>NNNN<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 May 2026 12:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/sahipsiz-hayvanlarin-yuzde-46si-toplanmistir-1777886312.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir faili meçhul hikayesi</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/bir-faili-mechul-hikayesi-927</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/bir-faili-mechul-hikayesi-927</guid>
                <description><![CDATA[Bakınız faili meçhullerden birisi de Trabzon’da Fenerbahçe kafilesine yapılan saldırı idi. Üzerine gidilmediği için futbolda adalet bir türlü sağlanamadı. Yıllardır öyle ince işçilik yürütülüyor ki bunlar amigo yorumcular tarafından bir türlü dile getirilmiyor. Zira onlar da menfaatleri gereği hep takımlarına yontmaya çalışıyorlar.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Feci bir cinayete kurban gittiği anlaşılan Gülistan Doku ciddi bir muhasebe yapmamızı gerekli kıldı. Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel oğlunu kurtarmak adına öyle işler yapmış ki sistemi baştan ayağa sorgulamak lazım geliyor. Cesedi ortadan kaldırmak, delilleri karartmak için yapılanlar geniş bir ekibin faaliyetine işaret ediyor. Bunlar vali de olsan tek başına becerebileceğin ameliyeler değil. Zaten savcılık tarafından, ‘Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme (TCK 281/1), sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme (TCK 244/2), özel hayatın gizliğini ihlal (TCK 134/1), kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirme (TCK 136) ve resmî belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek (TCK 205)’ suçlarından tutuklanmasının istenmesi hadisenin ne kadar organize olduğunu bütün netliğiyle ortaya koyuyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Münferit gibi görünen bu olay geldiğimiz tehlikeli noktayı bütün çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. Makam denebilecek bir konuma yükselen hemen herkes oradan şahsi menfaat temin etme yoluna gidiyor. Bunlar bugün o kadar ayyuka çıktı ki devlete olan güven sarsıldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Akın Gürlek Bey’in Adalet Bakanı olması ile yeni bir sayfanın açıldığını görmekteyiz. Bu sayfa inşallah kapanmamak üzere açılır ve milletimizin adalete olan inancı yeniden sağlanır. Akın Bey’in bütün faili meçhullerin üzerine gideceğiz ifadesi bunu göstermektedir. İnşallah nüfuzlu kimseler bunun önüne set çekmezler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aksi takdirde millet yine sabah kuşağı programlarında aylarca bir tane faili meçhul cinayet ortaya çıkacak diye ahlaksızlık hikâyeleri dinlemeye mecbur kalır. Aslında bu durum Emniyet Teşkilatımızı da ağır yaralıyordu. Sanki onların çözemediklerini bu programlar çözüyordu. Millet artık bu programlardan adalet dilenmeye başlamıştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Buyurun o zaman Gülistan Doku’nun ailesi Müge Anlı’nın programına şikâyette bulunsa vali beyi programlarına alabilirler ve günlerce sorguya tabi tutabilirler miydi? Elbette ki asla olmayacaktı. Ulaşılamayanlara ulaştığınızda milletin adaletin tesisine inancı başlar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bakınız faili meçhullerden birisi de Trabzon’da Fenerbahçe kafilesine yapılan saldırı idi. Üzerine gidilmediği için futbolda adalet bir türlü sağlanamadı. Yıllardır öyle ince işçilik yürütülüyor ki bunlar amigo yorumcular tarafından bir türlü dile getirilmiyor. Zira onlar da menfaatleri gereği hep takımlarına yontmaya çalışıyorlar.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Anadolu kulüplerine yapılan haksızlıklar, kıyımlar göz ardı ediliyor. Dört büyük kulübe yapılanlar ise günlerce tartışılıyor. Sonuçta adalet tamamen rafa kalkmış duruma geldi. Son olarak Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın skandal açıklamaları onun için toplumda büyük infiale sebep oldu. Zira adaleti sağlama mevkiinde olanlar taraf da olsalar tarafgirlikten azade olmak zorundalar. Aksi hâlde adalet buhar olur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dolayısıyla en hafifinden en ağırına kadar her hususta adaleti elden bırakmamak gerekiyor. Aslında bu resmî sivil herkes için olmazsa olmaz bir kaide. Kendi çocuğun da olsa kendin de olsan adaleti elden bırakmayacaksın.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Gazneli Mahmud’un hassasiyeti!</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ecdadımızı başarılı kılan en mühim amil adaletti. Osmanlı çağları her konuda olduğu gibi bu konuda da Türk tarihinde bir zirvedir. İdamı gerektirecek bir suç şehzade dâhil herkesin sonunu getirirdi. Kimse soyuna sopuna güvenerek suç işleme cesaretini kendinde bulamazdı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Neden Hıristiyanlar kendi aralarındaki davalarda dahi Osmanlı mahkemesini tercih ederdi? Bunu düşünmek ve hakkıyla idrak etmek lazım. Osmanlı kadıları bu benim dinimden diyerek Müslümanları kayırmazdı. Hak ve hukuk ne ise onun kararını verirdi. Kanun karşısında en âciz bir reaya ile vezir, padişah bir tutulurdu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Osmanlılar zulmü din düşmanlığıyla eş değer görüyordu. Adil padişah Allahü tealanın dostu, zalim ise düşmanıydı. Ünlü Şeyhülislam İbn Kemal’e kulak verelim:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Padişahlık emri azimdir. Azametindendir ki adil olan Allah’ın mahbubu ve mukarrebidir (yakınıdır), zalim olan Allah’ın düşmanıdır.” Onlar padişahın zulmü defetmek için geldiğine inanırlardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şeyh Bâlî Efendi es-Sofyavî ise “Risâle der Sîret-i Padişâhân-ı Pîşîn” isimli eserinde şöyle diyordu: “Ve padişah zulmedenleri def içündür”.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Padişahın birinci görevini ifade eden ne kadar keskin sözler bunlar!<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Aslında söz konusu hassasiyeti bütün Türk-İslam tarihinde müşahede etmemiz mümkündür. Mesela Gazneli Mahmud’un bir hadise üzerine attığı adımlar aynı hassasiyete işaret ediyordu:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bir gün sıradan bir vatandaş ağlayarak Sultan Mahmud’a geldi ve zalim biri hakkında şikâyetçi oldu. Sultan bu kişinin kendisine ne yaptığını sorunca o kişi gözleri yaşlı bir şekilde:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Geceleri zorla evime giriyor, beni döverek evimden çıkarıp mahremimle aynı yatakta yatıyor. Ne olur beni bu durumdan kurtar.” diye yalvardı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bu durumdan çok rahatsız olan Gazneli Mahmud:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“O saldırgan adam bir daha evine gelince sessiz bir şekilde sarayıma gelerek beni haberdar et” dedi. Saldırgan, bir kez daha adamın evine girdiğinde mazlum kişi, konuştukları üzere Gazneli Mahmud’u durumdan haberdar etti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gazneli Mahmud kılıcını alıp derhâl adamın evine vardı. Eve girince ilk işi mumu söndürmek oldu. Arkasından saldırganın karaltısını gördüğü gibi kılıcı sapladı ve adamı katletti. Işığı yaktıran Sultan, adamı gördükten sonra secdeye kapanıp bir bardak su içti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şikâyetçi adam, Gazneli Mahmud’a bu davranışının sebebini sorunca şöyle cevap verdi:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Mumu söndürmemin sebebi saldırgan insanın yüzünü görmek istemememdir. Belki tanıdığım biri olabilirdi, bu da adaletime gölge düşürebilirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Secdeye gitmemin sebebi öldürülen saldırgan oğlum veya herhangi bir akrabam da olabilirdi. Onlardan birisi olmadığı ve dolayısıyla onun günahına ortak olmadığım için Rabbime şükretmemdendir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Su içmemin sebebi ise senin bana bu haberi getirdiğinden beri bir yudum suyun ve bir lokma ekmeğin dahi boğazımdan geçmediğindendir.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Bin yıllık kriter</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ne yazık ki günümüz Türkiye’sinde yılların verdiği ihmal ile adalete olan güven her geçen gün biraz daha zayıflıyor. Bunun başlıca sebebi infaz kanunu. Verilen cezalar uygulanamıyor. Müebbet alan kişinin on sene sonra salına salına dolaştığını görebiliyorsunuz. O zaman o müebbetin hiçbir hükmü kalmıyor. Hemen bütün cezalar kâğıt üstünde kalıyor. İnsanların yürekleri soğumuyor. Bu bir toplumdaki sosyal düzeni altüst eden en mühim unsurdur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bir devlet suçluları kim olursa olsun hak ettiği gibi cezalandırabiliyorsa orada en azından asayiş vardır. Huzurun olup olmaması zulme düşüp düşülmediğiyle alakalıdır. Huzurun olduğu her yerde asayiş de vardır fakat tersi her zaman olmayabilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bugünkü en büyük problemlerden biri de yaşı 18’den küçük suçluların cinayette bile çok hafif cezalar almalarıdır. Alınan cezanın infaz kanunu sebebiyle kâğıt üstünde kalması ise meseleyi daha da işin içinden çıkılmaz bir hâle getirmektedir. Göz bebeği yavruları canice katledilen ailelere dram üstüne dram yaşatılmaktadır. Çünkü azılı katiller on sene geçmeden sokaklarda arz-ı endam etmektedir. Bu ise başta o ailede olmak üzere toplumun her kesiminde kapanmaz yaralar açmaktadır. Burada ölçünün bir Batı kriteri olan 18 yaş değil akıl bâliğlik olması gerekiyor. Allahü tealanın ebedî azap ve ebedî mükâfat için kriteri rüşd iken 18’de ısrar etmek Batı’nın bütün hatalarını ülkemize taşımak olur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Adalete itimat kalmazsa herkes kendi hakkını kendisi aramaya kalkacaktır. Bunu yapanlar terör estirecek, yapamayanlar küsüp kabuğuna çekilecektir. Bugün memleketimizde olan budur. Nice vatan evladı haydut ruhlu tiplerin elinde parelenirken hak edene uygun cezanın verilmemesi, verilse de uygulanmaması böyle bir netice doğurmuştur.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türk tarihi adaletten uzaklaştığında yıkılan devletlerle doludur. Liyakatin göz ardı edilmesi, rüşvet ve iltimasın yayılması hep adaletten uzaklaşmakla ilgilidir. Bu öyle bir yoldur ki idareciler güzergâh esnasında adaletten ayrılmadıklarına dair kendilerini kandırırlar. Hâlbuki zulmün kalınlığı her geçen gün artmaktadır.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Şu hâlde acilen ve hatta derhâl yapılması gereken iş, adaletin tam olarak sağlanmasıdır. Rüşvet ve iltimasın ne pahasına olursa olsun ortadan kaldırılmasıdır. Hiçbir memleket bunlar varken gerçek manada büyüyemez. Belki büyüyor gibi görünür fakat bu sabun köpüğü gibi bir büyümedir. Çok kısa zamanda kapladığı hacmi yitirir. Gerçek büyüme sosyal barışla mümkün olabilir. Sosyal barış huzuru da beraberinde getirir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bizim bin yıllık kriterimiz var. Eshab-ı kirâm efendilerimizden Gaznelilere, Selçuklulara, Osmanlılara geçen kriter. Yeniden ona dönersek Büyük Türkiye’nin yolunu da açmış oluruz. Aksi takdirde kellim kellim la-yenfa’yı mumla aratacak bir netice bizi bekliyor hiç şüpheniz olmasın.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 May 2026 11:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/bir-faili-mechul-hikayesi-1777887315.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aile güçlü olduğunda birey de güçlü olur</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/aile-guclu-oldugunda-birey-de-guclu-olur-914</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/aile-guclu-oldugunda-birey-de-guclu-olur-914</guid>
                <description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Evlilik yaşı yükselmekte, boşanma oranları artmakta, bunların bir sonucu olarak doğurganlık hızımız düşmektedir. Rakamlar hepimiz için tedirgin edicidir" dedi. Erdoğan, "Güçlü ve sağlıklı ailelerde aziz milletimizin mutlu ve müreffeh geleceğinin güvencesi, artan saldırılar karşısında sığınılabilecek en güvenli limandır" dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">- Cumhurbaşkanı Erdoğan, "<strong><u>Aile</u></strong>&nbsp;güçlü olduğunda bireyler de toplum da güçlü olur"<br>- "<strong><u>Aile</u></strong>, Güçlü ve sağlıklı&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>lerde mutlu ve müreffeh geleceğinin güvencesi, artan saldırılar karşısında sığınılabilecek en güvenli limandır"<br>- "3 çocuk çağrımızın haklılığı ortada"<br>- "Doğurganlık hızımız düşüyor, rakamlar hepimiz için tedirgin edici<br>- "<strong><u>Aile</u></strong>&nbsp;ve Gençlik Fonu’nu tüm Türkiye’de hayata geçirdik<br><br><br>İSTANBUL (İHA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Evlilik yaşı yükselmekte, boşanma oranları artmakta, bunların bir sonucu olarak doğurganlık hızımız düşmektedir. Rakamlar hepimiz için tedirgin edicidir" dedi. Erdoğan, "Güçlü ve sağlıklı&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>lerde aziz milletimizin mutlu ve müreffeh geleceğinin güvencesi, artan saldırılar karşısında sığınılabilecek en güvenli limandır" dedi.<br>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi'nde&nbsp;<strong><u>Aile</u></strong>&nbsp;ve Nüfus 10 Yılı Vizyon Tanıtım Programı'na katıldı. Programda açılış konuşmasını yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "10 yıllık bir dönemde&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>lerimizi güçlendirmek, nüfusumuzu artırmak, sosyal ve ekonomik hayatın her alanında&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>nin merkezi rolünü sağlamlaştırmak için güçlü bir irade ortaya koyan&nbsp;<strong><u>Aile</u></strong>&nbsp;ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızı gönülden tebrik ediyorum. Aynı şekilde artan tehditler ve tehlikeler karşısında&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>&nbsp;müessesesinin asli misyonunu icra etmesine katkı veren sivil toplum kuruluşlarımıza, medyada ve sosyal medyada bu mücadeleye destek olan her bir kardeşime kalpten teşekkür ediyorum" şeklinde konuştu.<br>"<strong><u>Aile</u></strong>&nbsp;güçlü olduğunda bireyler - toplum güçlü olur"<br>Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Şu bir gerçek ki; bir milletin gücü sadece ordusunun kudreti, ekonomisinin büyüklüğü veya teknolojisinin ileri olmasıyla ölçülemez. Bunların yanı sıra bir milletin gücü; yuvalarında tüten ocakta, beşiklerinde büyüyen evlatlarda, nesilden nesile taşınan değerlerde gizlidir.&nbsp;<strong><u>Aile</u></strong>&nbsp;ve Nüfus 10 Yılı Vizyon Belgemiz, bunun doğrultusunda atılacak adımların&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>&nbsp;kurumuna daha da büyük bir güç katacağına inanıyor; ülkemiz, milletimiz ve tüm&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>lerimiz için şimdiden hayırlı olmasını diliyorum. Bugün ayrıca 2025&nbsp;<strong><u>Aile</u></strong>&nbsp;Yılı kapsamında düzenlenen çeşitli yarışmalarda dereceye giren kardeşlerimize ödüllerini takdim edeceğiz. '<strong><u>Aile</u></strong>miz Geleceğimiz' temalı fotoğraf ve kısa film yarışmaları başta olmak üzere ödüle layık görülen tüm kardeşlerimizi de tebrik ediyorum" dedi.<br>"<strong><u>Aile</u></strong>, insanın hem en korunaklı çatısı hem de ilkokuludur"<br><strong><u>Aile</u></strong>, insanın hem en korunaklı çatısı hem de ilkokulu olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hepimiz bir annenin, bir babanın evlatlarıyız. Hepimiz varlığımızı&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>lerimize borçluyuz. Evlat olmamız da anne baba olmamız da&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>lerimiz sayesindedir.&nbsp;<strong><u>Aile</u></strong>, insanın hem en korunaklı çatısı hem de ilkokuludur. Hayata önce&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>de hazırlanılır. Merhamet, şefkat, empati kurmak ilkin&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>de öğrenilir. Sevgi ve kardeşliğin ilk tohumu&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>de atılır. Vatan, millet sevgisinin ilk adresi&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>dir. Şahsiyet&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>de oluşur ve o çatı altında tekamül eder. İnsan neslinin ayakta durabilmesini sağlayan da yine&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>dir.&nbsp;<strong><u>Aile</u></strong>&nbsp;güçlü olduğunda bireyler güçlü olur, dolayısıyla toplum güçlü olur.&nbsp;<strong><u>Aile</u></strong>&nbsp;zayıfladığında, zayıflatıldığında ise birey zayıflar, toplum kan kaybeder.&nbsp;<strong><u>Aile</u></strong>nin huzuru milletin huzurundan,&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>nin saadeti milletin saadetinden,&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>nin güvenliği milletin güvenliğinden,&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>nin birliği milletin birlik ve beraberliğinden ayrı düşünülemez. Anayasamızın 41. maddesinde yer alan '<strong><u>Aile</u></strong>&nbsp;Türk toplumunun temelidir' ilkesi hem bir yükümlülüğü hem de milletimizin asli kimliğini ortaya koyan son derece veciz bir ifadedir" ifadelerini kullandı.<br>"Vatanımızın anavatan olması tesadüf değildir"<br>Türk milleti tarih boyunca&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>&nbsp;bağlarının güçlülüğü, devamlılığı sayesinde varlığını sürdürmüş, maruz kaldığı tüm tehditleri bertaraf etmiş ve kültürel kodlarını korumayı başardığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Vatanımızın anavatan olması tesadüf değildir. Devletimizin devlet ana olması tesadüf değildir. İnsanımızın gönlünde tüten ocağın&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>&nbsp;ocağı, ana ocağı, baba ocağı olması asla ve asla tesadüf değildir. Bu kavramların her birinin temelinde binlerce yıllık hayat tecrübesi, kültür mirası, inanç dünyamızdan neşet eden kadim değerlerimiz vardır. Nasıl güçlü ve sağlıklı bireyler fertleri arasında hak ve ödevlerin dengeli dağıtıldığı, sorun çözme kapasitesi yüksek haneler olarak tarif ettiğimiz güçlü ve sağlıklı&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>nin temeli ise, güçlü ve sağlıklı&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>ler de aziz milletimizin mutlu ve müreffeh geleceğinin güvencesi, artan saldırılar karşısında sığınılabilecek en güvenli limandır. Dijital teknokültür çağında insana ve hayata dair hemen her şey gibi&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>&nbsp;de dönüşüyor, form değiştiriyor, elbette ciddi sınamalarla karşılaşıyor. Alışılagelmiş yapıların çözüldüğü, insanın yol ve yön arayışının arttığı bir dönemdeyiz. Böyle bir dönemde 86 milyonun sorumluluğunu taşıyan kadrolar olarak ülkemiz ve milletimiz için en iyisini yapmanın, muhtemel riskleri, tehditleri ve fırsatları öngörerek Türkiye'yi yarınlara hazırlamanın gayretindeyiz" şeklinde konuştu.<br>"<strong><u>Aile</u></strong>yi değersizleştirirken çok çocuklu&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>leri cehaletle, taşralılıkla, yobazlıkla suçladılar"<br>Ülkeyi yönetme vazifesini üstlendiğimiz 2002'den beri bunun mücadelesini verdiklerini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hatırlarsanız 2007 yılında en az 3 çocuk diyerek hızla yaklaşan bir tehlikeye dikkat çekmiştik. Bu çağrımız ülkeye dair her konuya ideolojik gözlükle bakanların tepkisini çekmiş, bizi son derece seviyesiz ifadelerle eleştirmişlerdi. Hayat tarzına müdahaleden inanç değerlerimizi hedef alan küstahlıklara kadar nice akıl ve ahlak dışı ithama, iftiraya, edepsizliğe maruz kaldık. Sonuçta ne oldu? Aradan geçen sürede 3 çocuk çağrılarımızın haklılığı ispat edilmiş oldu. O günlerde bizi eleştirenler bugün hakkımızı teslim etmek zorunda kalıyor. Şundan emin olunuz ki yarın tarih tekerrür edecek.&nbsp;<strong><u>Aile</u></strong>ye önem ve öncelik verdiğimiz için bizi bireyi önemsizleştirmekle veya kadını zayıflatmakla suçlayanların iddialarının absürtlüğü ortaya çıkacak.&nbsp;<strong><u>Aile</u></strong>nin korunmasına ve güçlendirilmesine yönelik çabalarımızın doğruluğu gelecekte çok daha iyi anlaşılacak. Bakınız bunu özellikle şunun için söylüyorum: Türkiye olarak&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>&nbsp;ve nüfus meselesinde sadece dünyada yaşanan hızlı değişimlerin etkilerini hissetmekle kalmıyoruz; aynı zamanda 1960’lardan itibaren devreye konulan yanlış politikaların ve algıların olumsuz sonuçlarıyla da yüzleşiyoruz. Bilhassa yaşı ellinin üzerinde olanlar çok iyi hatırlayacaklar; ülkemizde yıllarca şöyle bir propaganda yağmuruna tutulduk. Bize nüfusla kalkınma arasında birbirine zıt bir ilişkinin olduğu söylendi. Yani nüfus ve doğurganlık arttıkça yoksulluğun artacağı, refahın azalacağı ifade edildi. Nüfus kontrol politikalarını bir tabu haline getirerek en küçük bir aykırı sese, fikre müsaade etmediler. Ayrıca&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>yi değersizleştirirken çok çocuklu&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>leri cehaletle, taşralılıkla, yobazlıkla suçladılar" açıklamasında bulundu.<br>İstanbul’un göbeğindeki hastanelerde sırf ücret ödenmediği için cenazelerin rehin alındığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İstanbul'un göbeğindeki hastanelerde sırf ücret ödenmediği için cenazeler rehin alınırken sağlık sisteminin iyileştirilmesi için kullanılması gereken kaynaklar, dışarıdan reçete edilen nüfus kontrol politikalarıyla çarçur edildi. Bugün ise çocuğu&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>ye, nüfusu ülkeye yük gören anlayış tamamen iflas etmiş durumda. Hatta refah toplumu olarak dünyaya örnek gösterilen ülkelerin hemen hepsi nüfus artış hızının azalmasından dert yanıyorlar. Aynı şekilde küresel cinsiyetsizleştirme akımları karşısında&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>&nbsp;kurumunun irtifa kaybetmesine mani olamıyorlar. Kimi ülkelerde sorun öyle bir boyuta ulaştı ki eğer göçmenler olmasa ekonomi çökecek, hayat duracak, en temel hizmetler verilemeyecek. Ekonomik, ticari ve beşeri bakımdan dünya ile bütünleşmiş bir ülke olarak bütün bunlardan maalesef bizler de etkileniyoruz.&nbsp;<strong><u>Aile</u></strong>&nbsp;bağlarımız, evlilik yaşı yükselmekte, boşanma oranları artmakta, bunların bir sonucu olarak doğurganlık hızımız düşmektedir. Doğrusunu söylemek gerekirse rakamlar hepimiz için tedirgin edicidir. Mesela doğurganlık hızımız 2017’den itibaren nüfusun yenilenme seviyesi olan 2,1’in altına indi. 2024’te 1,48’e düşen oranın maalesef 2025 yılında daha da geriye gittiğini tahmin ediyoruz. Ülkemizde 2014’te yılda 1 milyon 351 bin bebek dünyaya gelirken 2023’te bu rakam 1 milyonun altına düştü. Oysa bizim kültürümüzde çocuk evin neşesi; bunun yanında kızdan torun bahçe gülü, oğuldan torun ise oğul balı olarak görülür. Ancak 10 yılda sofralarımızdan yarım milyona yakın küçük kaşık eksildi. Şurası da endişe vericidir, ortanca yaşımız 2025'te 34,9'a çıktı. Yani her iki vatandaşımızdan biri artık yaklaşık 35 yaşındadır. Yaşlı nüfus oranımız ise 2025 itibarıyla yüzde 11,1'e yükseldi. Üstelik kırsalda yaşayan yaşlı nüfus çocuk nüfusunu geçmiş durumda. Dikkatinizi çekmek istediğim bir başka oran artık 30,08'e düşen hanehalkı büyüklüğüdür. Tek kişilik hanelerin oranı ise yüzde 20,5'a ulaşmıştır. İlk evlenme yaşı erkeklerde 28,5'a, hanımlarda 26'ya çıkarken 20-24 yaş aralığında hiç evlenmemiş kadın oranı yüzde 79, erkeklerde yüzde 94'tür" dedi.<br>"<strong><u>Aile</u></strong>&nbsp;ve Gençlik Fonunu önce deprem bölgemizde, ardından tüm Türkiye'de hayata geçirdik"<br>Milletçe önümüzde geleceğimiz adına endişelenmemiz, bununla kalmayıp çözümü için harekete geçmemiz gereken bir tablonun bulunduğunu aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Burada ifade etmek isterim ki bu endişe verici tablo sadece Türkiye’nin meselesi değildir. Avrupa'dan Uzak Doğu'ya kadar birçok ülke yaşlanan nüfus, azalan doğum oranları ve çözülmeye başlayan&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>&nbsp;yapısıyla karşı karşıyadır. Oralarla kıyaslandığında Türkiye hamdolsun çok iyi bir konumdadır. Örneğin bizde 35'e yaklaşan ortanca yaş Avrupa'da 45'tir. Türkiye Avrupa Birliği'nden halen 10 yaş daha gençtir. Ama buna rağmen biz şimdiden gerekli tedbirleri almaya, tıpkı üç çocuk çağrımızda olduğu gibi yarının risklerini şimdiden azaltmaya çalışıyoruz. Hükümet olarak uzun bir süredir güçlü birey, güçlü&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>, güçlü toplum şiarıyla oldukça geniş kapsamlı politikalar uyguluyoruz.&nbsp;<strong><u>Aile</u></strong>&nbsp;ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızın ismindeki&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>&nbsp;ifadesine bile tahammül edemeyen marjinal zihniyete rağmen çok önemli adımlar attık. 2025 senesi&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>&nbsp;merkezli politikalarımızda bir dönüm noktası teşkil etti.&nbsp;<strong><u>Aile</u></strong>&nbsp;ve Gençlik Fonunu önce deprem bölgemizde, ardından tüm Türkiye'de hayata geçirdik. 2026 yılında kredi tutarını artırdık ve şartları kolaylaştırdık. Yuva kuracak gençlerimize verdiğimiz 150 bin liralık destek tutarını 200-250 bin liraya yükselttik. Genç çiftlerimize 2 yıl geri ödemesiz 48 ay vadeli kredi sağlıyoruz. 1 Ocak 2025 itibarıyla doğum yardımlarımızın tutarını yükselttik, Temmuz 2025'te yarı zamanlı çalışma yönetmeliğini yürürlüğe koyduk. Sosyal konutlardan yararlanmada 3 ve daha fazla çocuklu&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>lerimize öncelik tanıdık. En son biliyorsunuz doğum izni sürelerini yeniden düzenledik. Dün yürürlüğe giren kanuna göre çalışan anneler doğum izinlerini artık 24 hafta olarak kullanabilecek. Düzenleme ile özel sektör çalışanlarının babalık iznini kamu çalışanlarında olduğu gibi 10 güne çıkardık. Ayrıca koruyucu&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>&nbsp;olacaklara da 10 gün izin hakkı tanıdık. Yeni yasamızın başta annelerimiz olmak üzere tüm&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>lerimize hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum" diye konuştu.<br>2025&nbsp;<strong><u>Aile</u></strong>&nbsp;Yılı ile ülke genelinde bir bilinçlenmeye vesile olduklarını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Burada şunun da altını çizmekte fayda görüyorum: 2025&nbsp;<strong><u>Aile</u></strong>&nbsp;Yılı ile ülke genelinde bir bilinçlenmeye vesile olduk.&nbsp;<strong><u>Aile</u></strong>&nbsp;ve nüfus meselesini toplumun ve siyasetin gündemine taşıdık. Şimdi bunu bir üst seviyeye çıkarmak istiyoruz. Bu amaçla 2026-2035 dönemini '<strong><u>Aile</u></strong>&nbsp;ve Nüfus 10 Yılı' olarak belirledik.&nbsp;<strong><u>Aile</u></strong>&nbsp;ve Nüfus 10 Yılı;&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>yi toplumun temeli, nüfusu ise milletimizin geleceğinin teminatı olarak gören güçlü bir devlet iradesinin tezahürüdür. Vizyon belgemiz ise insanla başlayan,&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>yle köklenen, nesillerle büyüyen, nüfusla güçlenen, istikbale yürüyen Türkiye vizyonunun yol haritasıdır. Belgemizi birbirini tamamlayan beş stratejik öncelik üzerine bina ettik. Birinci stratejik önceliğimiz;&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>&nbsp;kurumunun ve nesillerin korunmasıdır. İkinci önceliğimiz; evlilik müessesesinin teşvikidir. Üçüncü önceliğimiz; doğurganlık hızının artırılmasıyken; dördüncüsü gençlerin nitelikli yetiştirilmesi ve yaşlı refahıdır. Beşinci ve son stratejik önceliğimiz ise kırsalın yerinde kalkınması ve nüfusun dengeli dağılımıdır. 10 yılın önceliklerini hayata geçirmek için araştırma, kurumsal kapasite, mevzuat, iletişim ve diplomasi cephelerinde de çalışmalar yürüteceğiz. Bundan böyle mayıs ayının son haftasını 'Milli&nbsp;<strong><u>Aile</u></strong>&nbsp;Haftası' olarak kutlamak toplumsal farkındalığın artırılmasını da sağlayacaktır. Kamu kurum ve kuruluşlarımız stratejik planlarını, bütçelerini, performans hedeflerini&nbsp;<strong><u>aile</u></strong>&nbsp;ve nüfus eksenini ihtiva edecek biçimde geliştirecektir. Biz de bunun en üst düzeyde takipçisi olmaya devam edeceğiz" dedi.<br>(SB-ÖK-Y)<br><br>2.05.2026 14:49:33 TSI<br>NNNN<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 02 May 2026 17:02:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/aile-guclu-oldugunda-birey-de-guclu-olur-1777730659.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kanuni Sultan Süleyman  doğumunun 531. yıldönümünde  Trabzon&#039;da anılıyor</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/kanuni-sultan-suleyman-dogumunun-531-yildonumunde-trabzonda-aniliyor-912</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/kanuni-sultan-suleyman-dogumunun-531-yildonumunde-trabzonda-aniliyor-912</guid>
                <description><![CDATA[Cihan Padişahı Kanuni Sultan Süleyman, doğumunun 531. yıl dönümünde Trabzon'da düzenlenen etkinliklerle anılıyor.
Türk-Macar Dostluk Parkı’ndaki Kanuni Anıtı’na çelenk sunulmasının ardından Kanuni Evi’nde düzenlenen programa Macaristan’ın Ankara Büyükelçisi Viktor Matis de katıldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">IHAAW150002-KLT/2-05-2026<br><br><br>-&nbsp;<strong><u>Kanuni</u></strong>&nbsp;Sultan Süleyman doğumunun 531. yıldönümünde Trabzon'da anılıyor<br>- Anma etkinliklerine Macaristan’ın Ankara Büyükelçisi Viktor Matis de katıldı<br><br>(Fotoğraflı)<br><br>Bekir Koca<br>TRABZON (İHA) - Cihan Padişahı&nbsp;<strong><u>Kanuni</u></strong>&nbsp;Sultan Süleyman, doğumunun 531. yıl dönümünde Trabzon'da düzenlenen etkinliklerle anılıyor.<br>Türk-Macar Dostluk Parkı’ndaki&nbsp;<strong><u>Kanuni</u></strong>&nbsp;Anıtı’na çelenk sunulmasının ardından&nbsp;<strong><u>Kanuni</u></strong>&nbsp;Evi’nde düzenlenen programa Macaristan’ın Ankara Büyükelçisi Viktor Matis de katıldı.<br>Anma etkinliklerinde konuşan Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, "Bu şehir kadim bir şehirdir, tarihi bir şehirdir, fetih şehridir. Ecdadımız Fatih Sultan Mehmet’in fetih yolculuğuna şahit olmuş, Yavuz Sultan Selim’in şehzadelik ve valilik yaptığı, Cihan Padişahı&nbsp;<strong><u>Kanuni</u></strong>&nbsp;Sultan Süleyman’ın doğup büyüdüğü şehirdir. Aynı zamanda Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de üç kez ziyaret ettiği özel bir şehirdir. Böylesine kıymetli bir şehrin belediye başkanı olmaktan büyük bir onur ve gurur duyuyorum" dedi.<br><br>"İki ülke arasında barışın sembolü"<br><strong><u>Kanuni</u></strong>&nbsp;Sultan Süleyman'ın Trabzon’da doğduğunu ve 17 yaşına kadar burada yaşadığını vurgulayan Başkan Genç, şöyle devam etti: "Şehrimizde onun ismini taşıyan birçok kurum, okul, yol, köprü ve tesis bulunmaktadır. Ayrıca&nbsp;<strong><u>Kanuni</u></strong>&nbsp;Parkı’nda Yavuz Sultan Selim ve&nbsp;<strong><u>Kanuni</u></strong>&nbsp;Sultan Süleyman’ın heykelleri yer almaktadır. Ancak Fatih Sultan Mehmet’in de burada temsil edilmesi gerektiğini düşünüyoruz ve bu konuda ilgili kurumlarımıza görüşlerimizi iletiyoruz. Dikkat çekici bir hususu da paylaşmak isterim:&nbsp;<strong><u>Kanuni</u></strong>&nbsp;Sultan Süleyman’ın kılıcında hamsi figürü yer almaktadır. Bu da Trabzon’a özgü bir simgedir. Bu yönüyle&nbsp;<strong><u>Kanuni</u></strong>, gücünü ve karakterini bu topraklardan almış bir cihan padişahıdır.&nbsp;<strong><u>Kanuni</u></strong>&nbsp;sadece Türkiye’de değil, Avrupa’dan Amerika’ya kadar birçok ülkede hukukçu kimliğiyle, 'kanun yapan hükümdar' olarak anılmaktadır. Biz de bu yönüyle onun meslektaşları sayılırız. Böylesine büyük bir mirasa sahip olmak hepimiz için büyük bir gururdur. Bu mirası yaşatma noktasında&nbsp;<strong><u>Kanuni</u></strong>&nbsp;Vakfı’nın ortaya koyduğu gayret ve sorumluluğu da ayrıca takdir ediyorum. Bu tür çalışmalar idareciler olarak bizim için bir lütuf değil, bir görevdir. İnşallah dostluk ve kardeşlik ilişkileri daha da güçlenecek,&nbsp;<strong><u>Kanuni</u></strong>&nbsp;Sultan Süleyman’ın mirası iki ülke arasında barışın ve dostluğun sembolü olmaya devam edecektir" diye konuştu<br><br>"İKİ ülke arasındaki ilişkiler gelişiyor"<br>Macaristan’ın Ankara Büyükelçisi Viktor Matis ise "Bugün bizim için gerçekten muhteşem bir gün. Bunu birçok nedenle söylüyorum. Bunlardan ilki, az önce Ganita sahilinde gerçekleştirdiğimiz çelenk sunma törenidir. Orada,&nbsp;<strong><u>Kanuni</u></strong>&nbsp;Sultan Süleyman’ın heykelinin hemen yanında anıt yaptık. Bu anıtta Zigetvar’daki Dostluk Parkı’nı görebilirsiniz. Orada&nbsp;<strong><u>Kanuni</u></strong>&nbsp;Sultan Süleyman ile Macar milli kahramanı Zrinyi yan yana duruyor. Hayatta birbirlerini hiç görmeyen bu iki tarihi figür, artık orada barışın sembolü olarak yan yana bulunmaktadır. Ayrıca, yine çok anlamlı bir gelişme olarak bugün&nbsp;<strong><u>Kanuni</u></strong>&nbsp;Evi’nde Macar milli kahramanı Zrinyi’nin büstünün açılışını gerçekleştiriyoruz. Bu da bizim için son derece özel bir andır. Macar tarihinin ve kültürünün Trabzon’da yaşatılması, bu bağın güçlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır" şeklinde konuştu.<br>Konuşmaların ardından&nbsp;<strong><u>Kanuni</u></strong>&nbsp;Evi’nde Hırvat asıllı Macar Komutan Miklos Zrinyi’nin büstünün açılışı gerçekleştirildi. Programın sonunda katılımcılara geleneksel&nbsp;<strong><u>Kanuni</u></strong>&nbsp;pilavı ikram edildi.<br>(BK-ÖS-Y)<br><br>2.05.2026 15:12:49 TSI<br>NNNN<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 02 May 2026 16:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/kanuni-sultan-suleyman-dogumunun-531-yildonumunde-trabzonda-aniliyor-1777727906.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ABD Almanya&#039;dan 5 bin askerini geri çekiyor</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/abd-almanyadan-5-bin-askerini-geri-cekiyor-909</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/abd-almanyadan-5-bin-askerini-geri-cekiyor-909</guid>
                <description><![CDATA[ABD'nin İran'a karşı yürüttüğü savaş nedeniyle Avrupa'daki önemli müttefiki Almanya ile arasındaki gerilim sürüyor. Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, ABD'nin Almanya'daki asker sayısı azaltma planına ilişkin açıklama yaptı. Pentagon Sözcüsü Sean Parnell yaptığı açıklamada, Almanya'daki ABD askerlerinden 5 binin çekileceğini ifade etti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">IHAAW125124-SIY/2-05-2026<br><br><br>- ABD, İran anlaşmazlığının ardından Almanya'dan 5 bin askerini geri çekecek<br><br>WASHINGTON (İHA) - ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), Almanya'daki 5 bin ABD askerinin 6-12 ay içinde geri çekeceğini açıkladı.<br>ABD'nin İran'a karşı yürüttüğü savaş nedeniyle Avrupa'daki önemli müttefiki Almanya ile arasındaki gerilim sürüyor. Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, ABD'nin Almanya'daki asker sayısı azaltma planına ilişkin açıklama yaptı. Pentagon Sözcüsü Sean Parnell yaptığı açıklamada, Almanya'daki ABD askerlerinden 5 binin çekileceğini ifade etti. Parnell, "Çekilmenin önümüzdeki 6-12 ay içinde tamamlanmasını bekliyoruz. Bu karar, Bakanlığın Avrupa'daki askeri varlığının kapsamlı bir şekilde gözden geçirilmesinin ardından ve sahadaki şartlar dikkate alınarak alınmıştır" ifadelerini kullandı.<br>ABD'nin Almanya'nın 20 farklı bölgesinde yaklaşık 39 bin askeri bulunuyor.<br><br>ABD-Almanya arasındaki gerilim<br>Almanya Başbakanı Friedrich Merz, geçtiğimiz hafta "ABD, İran yönetimi tarafından aşağılanıyor" açıklamasını yapmış, ardından ABD'nin İran savaşından bir çıkış stratejisi olmadığı eleştirisinde bulunmuştu. Trump ise Merz'e "Ne dediği hakkında hiçbir fikri yok" karşılığını vermiş, Almanya Başbakanı'nı İran'ın nükleer silahlara sahip olmasını hoş görmekle suçlamıştı. Trump daha sonra Almanya'daki askeri varlıklarını azaltmayı değerlendireceğini duyurmuştu.<br>(AB-ÖK-D)<br><br>2.05.2026 12:52:30 TSI<br>NNNN<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 02 May 2026 13:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/abd-almanyadan-5-bin-askerini-geri-cekiyor-1777719236.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>28 Şubat 2026&#039;da başlayan düşmanlıklar sona ermiştir</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/28-subat-2026da-baslayan-dusmanliklar-sona-ermistir-904</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/28-subat-2026da-baslayan-dusmanliklar-sona-ermistir-904</guid>
                <description><![CDATA[Beyaz Saray'dan ABD Kongresi'ne gönderilen mektupta, "28 Şubat 2026'da başlayan düşmanlıklar sona ermiştir. ABD'nin İran rejimine karşı yürüttüğü operasyonların başarısına ve kalıcı bir barışın sağlanmasına yönelik devam eden çabalara rağmen, İran'ın ABD ve silahlı kuvvetlerimiz için oluşturduğu tehdit önemli ölçüde devam etmektedir" denildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">IHAAW222535-SIY/1-05-2026<br><br><br>- Beyaz Saray'dan ABD Kongresi'ne: "(İran) 28 Şubat'ta başlayan düşmanlıklar sona erdi"<br>- ABD'de İran savaşına ilişkin yasal belirsizlik<br><br>WASHINGTON (İHA) - Beyaz Saray'dan ABD Kongresi'ne gönderilen mektupta, "28 Şubat 2026'da başlayan düşmanlıklar sona ermiştir. ABD'nin İran rejimine karşı yürüttüğü operasyonların başarısına ve kalıcı bir barışın sağlanmasına yönelik devam eden çabalara rağmen, İran'ın ABD ve silahlı kuvvetlerimiz için oluşturduğu tehdit önemli ölçüde devam etmektedir" denildi.<br>ABD'nin İsrail ile 28 Şubat tarihinde ortak olarak başlattığı İran'a yönelik saldırılar ve çeşitli askeri faaliyetlerin ABD içindeki yasal çerçevede oluşturduğu tartışma devam ediyor. ABD-İran arasındaki siyasi ve askeri gerginlik devam ederken Beyaz Saray, ABD Kongresi'ne İran ile çatışmaların sonlandığına ilişkin bir mektup gönderdi.<br>ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson'a gönderilen ve ABD Başkanı Donald Trump'ın imzasını taşıyan mektupta, "28 Şubat 2026'da başlayan düşmanlıklar sona ermiştir" ifadeleri kullanıldı ancak, savaşın henüz bitmekten çok uzak olabileceği de açıkça belirtildi. Mektupta, "ABD'nin İran rejimine karşı yürüttüğü operasyonların başarısına ve kalıcı bir barışın sağlanmasına yönelik devam eden çabalara rağmen, İran'ın ABD ve silahlı kuvvetlerimiz için oluşturduğu tehdit önemli ölçüde devam etmektedir" ifadeleri kullanıldı.<br><br>"Kongre'ye ek yetki zorunluluğu doğmuyor"<br>ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, bu değerlendirmeyle birlikte 1973 tarihli Savaş Yetkileri Yasası kapsamında 60 günlük yasal sürenin artık geçerli olmadığını savunarak, İran'la yaşanan askeri gerilimin yürürlüğe giren ateşkesle birlikte hukuken sona erdiğini ileri sürdü. Bu kapsamda, Kongre'ye ek yetki veya onay zorunluluğunun doğmadığı belirtildi.<br>Ancak ABD muhalefetindeki Demokrat Partili Kongre üyeleri bu yoruma karşı çıkarak, söz konusu yasa kapsamında ateşkes durumunun "çatışmaların sona ermesi" olarak kabul edilmediğini söyledi. Ayrıca, ABD Donanması'nın Hürmüz Boğazı'nda yürüttüğü ablukaya da değinilerek, bölgedeki ABD askeri varlığının devam etmesinin çatışmanın fiilen sürdüğüne işaret ettiği savunuldu.<br><br>ABD'nin 1973 tarihli Savaş Yetkileri Yasası<br>ABD'deki 1973 tarihli Savaş Yetkileri Yasası'na göre Kongre, çatışmaların başlamasının ardından 60 gün içinde savaş ilan etmeli ya da güç kullanımına yetki vermelidir. ABD Başkanı ek süre talep ederse bu süre sınırının 90 güne çıkarılabileceği biliniyor. Söz konusu 60 günlük zaman sınırı bugün dolmak üzereyken Kongre, söz konusu şartın uygulanması için herhangi bir girişimde bulunmamış ve Senato'nun Demokratların savaşı durdurmaya yönelik altıncı girişimini reddetmesinin ardından Perşembe günü bir haftalık tatil için dağılmıştı.<br>Öte yandan Trump yönetiminin de Kongre onayı alma konusunda hiçbir ilgi göstermediği değerlendiriliyor. Çatışmaların yeniden başlaması durumunda Trump'ın milletvekillerine yeni bir 60 günlük sürecin başladığını söyleyebileceği düşünülüyor.<br>ABD Kongresi'nin Vietnam Savaşı'na tepki olarak kabul ettiği 1973 tarihli Savaş Yetkileri Yasası'ndan bu yana hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat Partili ABD başkanlarının, kesintili askeri çatışmalar sırasında benzer yöntemleri defalarca kullandığı biliniyor.<br>(AFB-ÖZ-Y)<br><br>1.05.2026 22:45:03 TSI<br>NNNN<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 02 May 2026 09:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/28-subat-2026da-baslayan-dusmanliklar-sona-ermistir-1777704159.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Pentagon, 7 yapay zeka şirketiyle anlaşma imzaladı</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/pentagon-7-yapay-zeka-sirketiyle-anlasma-imzaladi-899</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/pentagon-7-yapay-zeka-sirketiyle-anlasma-imzaladi-899</guid>
                <description><![CDATA[ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), yapay zekanın "sınıflandırılmış" ağlarda kullanılması için 7 teknoloji deviyle anlaşmaya varıldığını duyurdu.
Pentagon'dan yapılan yazılı açıklamada, dünyanın önde gelen 7 yapay zeka şirketi olan SpaceX, OpenAI, Google, NVIDIA, Reflection, Microsoft ve Amazon Web Services ile yapay zeka sistemlerinin Savunma Bakanlığının sınıflandırılmış ağlarda kullanımı için anlaşmalar imzalandığı ifade edildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">IHAAW174439-SIY/1-05-2026<br><br><br>- Pentagon, 7 yapay zeka şirketiyle anlaşma imzaladı<br><br>WASHINGTON (İHA) - ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), yapay zekanın "sınıflandırılmış" ağlarda kullanılması için 7 teknoloji deviyle anlaşmaya varıldığını duyurdu.<br>Pentagon'dan yapılan yazılı açıklamada, dünyanın önde gelen 7 yapay zeka şirketi olan SpaceX, OpenAI, Google, NVIDIA, Reflection, Microsoft ve Amazon Web Services ile yapay zeka sistemlerinin Savunma Bakanlığının sınıflandırılmış ağlarda kullanımı için anlaşmalar imzalandığı ifade edildi. Anlaşmaların, ABD ordusunu yapay zeka odaklı bir savaş gücü olarak kurma yolundaki dönüşümünü hızlandıracağı ve askerlerin savaşın tüm alanlarında üstünlüğünü koruma yeteneğini güçlendireceği belirtildi. Açıklamada, "Yapay zeka sistemlerinin Bakanlığın ağlarına entegre edilmesi, veri sentezini kolaylaştıracak ve karmaşık operasyonel ortamlarda askerlerin karar verme süreçlerini güçlendirecektir. SpaceX, OpenAI, Google, NVIDIA, Reflection, Microsoft ve Amazon Web Services, hem IL6 hem de IL7 ortamlarında sistemlerini kullanıma sunmak için kaynak sağlayacak. Bu çalışma, Bakanlığın yapay zeka hızlandırma stratejisini destekleyerek savaş, istihbarat ve kurumsal operasyonlar olmak üzere üç temel alanda yeni yetenekler kazandırmayı amaçlamaktadır" denildi.<br>ABD merkezli "The Information" adlı haber sitesi 28 Nisan'da, teknoloji devi Google'ın yapay zeka modellerinin Pentagon tarafından gizli çalışmalarda kullanılmasına izin veren bir anlaşma imzalandığını aktarmıştı.<br>(AB-ÖZ-Y)<br><br>1.05.2026 17:51:27 TSI<br>NNNN<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 02 May 2026 07:19:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/pentagon-7-yapay-zeka-sirketiyle-anlasma-imzaladi-1777653793.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İran bir anlaşma yapmak için can atıyor</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/iran-bir-anlasma-yapmak-icin-can-atiyor-889</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/iran-bir-anlasma-yapmak-icin-can-atiyor-889</guid>
                <description><![CDATA[ABD Başkanı Donald Trump, "İran bir anlaşma yapmak için can atıyor" dedi.
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da emeklilik planlarına erişimi kolaylaştıran bir başkanlık kararnamesinin imza töreninde basın mensuplarının sorularına cevap verdi. ABD ekonomisinin İran savaşına rağmen çok iyi durumda olduğunu söyleyen Trump, "Ülke, askeri bir operasyona rağmen gerçekten çok iyi durumda. Ben buna savaş demiyorum, askeri operasyon diyorum" dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">IHAAW235751-SIY/1-05-2026<br><br><br>- Trump: "İran bir anlaşma yapmak için can atıyor"<br><br>WASHINGTON (İHA) - ABD Başkanı Donald Trump, "İran bir anlaşma yapmak için can atıyor" dedi.<br>ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da emeklilik planlarına erişimi kolaylaştıran bir başkanlık kararnamesinin imza töreninde basın mensuplarının sorularına cevap verdi. ABD ekonomisinin İran savaşına rağmen çok iyi durumda olduğunu söyleyen Trump, "Ülke, askeri bir operasyona rağmen gerçekten çok iyi durumda. Ben buna savaş demiyorum, askeri operasyon diyorum" dedi.<br>ABD Başkanı Trump, "İran bir anlaşma yapmak için can atıyor. Size sadece bunu söyleyebilirim. Detaylara girmek istemiyorum. Ama nükleer silah sahibi olmalarına izin verilemez" dedi.<br><br>"Bazılarının 'savaş' olarak adlandıracağı bir durumun içindeyiz"<br>Trump, İran’a yönelik saldırılara ilişkin, "İnsansız hava aracı (İHA) üretim tesislerinin yaklaşık yüzde 82’si, füze üretim tesislerinin ise yaklaşık yüzde 90’ı imha edildi. Ve birçok füzeleri de etkisiz hale getirildi. Bazılarını kullandılar ama biz, kullandıklarından daha fazlasını imha ettik. Olanlar, gerçekten dikkat çekici. Anlaşma yapmak istiyorlar" dedi.<br>Trump, "Bazılarının 'savaş' olarak adlandıracağı bir durumun içindeyiz" ifadelerini kullandı. ABD’de borsanın rekor kırdığı bir dönemde olduklarını savunan Trump, "Bir yangını söndürmemiz gerekiyor. Bu yangın İran’da yaşanıyor. Nükleer silah istiyorlar. Nükleer kapasitelerini tamamen yok ettik. Böylece nükleer bomba elde edemediler" dedi.<br>Mevcut durumda İran’ın çok kötü bir halde olduğunu söyleyen Trump, "Hiçbir şeyleri kalmadı. Liderleri de dahil. Liderleri ortadan kaldırıldı. Birinci kademe liderleri de gitti, ikinci kademe de. Şimdi, üçüncü kademe ile meşgulüz ama ne olacağını göreceğiz" dedi.<br><br>"Ekonomileri çöküyor"<br>İran’a uygulanan ablukanın çok güçlü olduğunu savunan Trump, "Ekonomileri çöküyor. Petrol gelirleri yok. Umarım yakında çözülür" dedi.<br>İran ile görüşmelerde tıkanma söz konusu olup olmadığı sorusuna Trump, "Anlaşma yapmak istiyorlar ama liderlerinin kim olduğu bile net değil. Bu da bir sorun. Liderlik, büyük ölçüde ortadan kaldırıldı" dedi.<br>ABD’de yakıtın galon fiyatının ortalama 4,30 dolar seviyesine yükselmesine ilişkin bir soruyu yarıda keserek cevaplayan Trump, "Ama İran’ın nükleer silahı olmayacak. Savaş bittiğinde fiyatlar hızla düşecek" dedi.<br>Trump, "Eğer İran nükleer silah elde etseydi ve bunu kullansaydı, dünyanın tamamı farklı bir yer haline gelirdi" şeklinde konuştu.<br><br>İspanya ve İtalya’dan asker çekmeyi düşünebileceğini söyledi<br>Almanya konusunda olduğu gibi İspanya ve İtalya’dan da asker çekmeyi düşünüp düşünmediğine ilişkin bir soru alan Trump, "Evet, muhtemelen. Neden düşünmeyeyim. İtalya bize hiçbir şekilde yardımcı olmadı. İspanya ise korkunçtu. Kesinlikle korkunç. NATO’yu biliyorsunuz. Mesele sadece kötü olmaları değil. Güzel bir şekilde "Tamam, yardım edeceğiz ama biraz yavaş ilerliyoruz" deseler başka bir şey" dedi.<br>ABD’nin Avrupa’ya Ukrayna konusunda büyük destek sağladığını vurgulayan Trump, "Ukrayna’yı berbat ettiler. Ukrayna’nın bizimle hiçbir ilgisi yok ama biz onlara Ukrayna konusunda yardım ettik. Bildiğiniz gibi arada okyanus var, bu onların meselesi. Onlar için bu adeta kapılarının önü" dedi.<br>Diğer yandan Avrupa’nın ABD’nin İran konusundaki yardım talebine bu duruma "karışmak istemedikleri" cevabını verdiklerini söyleyen Trump, "İşin ilginç tarafı, Hürmüz Boğazı’nı onlar kullanıyor. Biz kullanmıyoruz ve ihtiyacımız da yok. Çok petrolümüz var. Bu nedenle onların, 'Size yardım etmek isteriz' demesini beklerdik ama demediler. Almanya korkunç bir iş çıkarıyor. Göç sorunları var, enerji sorunları var, her türlü sorunları var. Ukrayna konusunda da büyük bir sorunları var çünkü karmaşa içindeler" dedi.<br><br>Merz’in eleştirilerine değindi<br>Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in kendisine yönelik eleştirilerine değinen Trump, "İran konusunda yaptığım şey yüzünden beni eleştirdi. Ama ben ona 'İran’ın elinde nükleer silah olmasını ister misin?' dedim. O da bana, 'Hayır, istemem' dedi. Ben de, 'O zaman sanırım haklıyım' dedim. Buna verecek bir cevabı yoktu. Sonuç olarak, bu dünya için, ülkemiz için, özellikle İsrail, Orta Doğu ve Avrupa için İran’ın nükleer silah sahibi olmasına izin veremezsiniz" dedi.<br><br>ABD basınını eleştirdi<br>ABD basınının savaşı sanki İran kazanıyormuş gibi gösterdiğinden şikayet eden Trump, "Bu korkunç bir şey. Biz müzakere ediyoruz, onlar bizim basınımızdan ne kadar iyi durumda olduklarını okuyorlar. Oysa bir mağarada oturuyorlar ve tüm liderleri ölü. Etraftaki herkes ölü. Füzeler her yerde. Donanmaları yok, hava kuvvetleri yok, hiçbir şeyleri yok. Tahran’ın ortasında vurulmadan uçuyoruz çünkü hava savunmaları yok. Ama savaşı kazandıklarını okuyorlar" dedi.<br>Trump, "İran’ı darmadağın ediyoruz. Bugün bize yakın olan bir ülkeden telefon aldım. Bir Orta Doğu ülkesi. Dedi ki, "Efendim, artık lütfen onları vurmayın. Zaten darmadağın oldular. "Lütfen" dedi. Gerçekten "lüften" dedi" şeklinde konuştu.<br>ABD Başkanı Trump İran'ın zenginleştirilmiş uranyumuna ilişkin, Nükleer tozu almak istiyoruz. Çok derinlerde. Onu çıkarmak için ekskavatörler ve başka şeyler gerekiyor ama almak istiyoruz. Bir şekilde alacağız. Ya bize nükleer 'tozu' verecekler ya da biz alacağız" dedi.<br>(AFB-ÖZ-Y)<br><br>1.05.2026 00:05:11 TSI<br>NNNN<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 01 May 2026 09:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/05/iran-bir-anlasma-yapmak-icin-can-atiyor-1777617434.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Basra Körfezi&#039;nde ve Hürmüz Boğazı&#039;nda yeni bir sayfa açılıyor</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/basra-korfezinde-ve-hurmuz-bogazinda-yeni-bir-sayfa-aciliyor-886</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/basra-korfezinde-ve-hurmuz-bogazinda-yeni-bir-sayfa-aciliyor-886</guid>
                <description><![CDATA[İran dini lideri Mücteba Hamaney, Ulusal Basra Körfezi Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda İslam devriminin Basra Körfezi'nde yabancı güçlerin etkisinin kırılmasında bir dönüm noktası olduğunu belirterek, "Bugün, zorba güçlerin bölgeye yönelik en büyük askeri yığınak ve saldırıları ile ABD'nin kendi planındaki utanç verici başarısızlığından iki ay sonra Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı'nda yeni bir sayfa açılıyor" dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="background-color:rgb(242,244,245);color:rgb(51,51,51);font-family:sans-serif;font-size:14px;"><span style="-webkit-text-stroke-width:0px;display:inline !important;float:none;font-style:normal;font-variant-caps:normal;font-variant-ligatures:normal;font-weight:400;letter-spacing:normal;orphans:2;text-align:start;text-decoration-color:initial;text-decoration-style:initial;text-decoration-thickness:initial;text-indent:0px;text-transform:none;white-space:normal;widows:2;word-spacing:0px;">30.04.2026 14:46:38 </span></span><strong style="-webkit-text-stroke-width:0px;background-color:rgb(242, 244, 245);box-sizing:border-box;color:rgb(51, 51, 51);font-family:sans-serif;font-size:14px;font-style:normal;font-variant-caps:normal;font-variant-ligatures:normal;letter-spacing:normal;orphans:2;text-align:start;text-decoration-color:initial;text-decoration-style:initial;text-decoration-thickness:initial;text-indent:0px;text-transform:none;white-space:normal;widows:2;word-spacing:0px;" id="strongSehir-Y1WPQ5aXUJWvYBWHI5OPEVC7EFGzYpWX">Tahran</strong><strong style="-webkit-text-stroke-width:0px;background-color:rgb(242, 244, 245);box-sizing:border-box;color:rgb(51, 51, 51);font-family:sans-serif;font-size:14px;font-style:normal;font-variant-caps:normal;font-variant-ligatures:normal;letter-spacing:normal;orphans:2;text-align:start;text-decoration-color:initial;text-decoration-style:initial;text-decoration-thickness:initial;text-indent:0px;text-transform:none;white-space:normal;widows:2;word-spacing:0px;" id="strongKategori-Y1WPQ5aXUJWvYBWHI5OPEVC7EFGzYpWX"> / Politika / 20260430AW694812</strong></p><p class="MsoNormal">IHAAW143724-SIY/30-04-2026<br><br><br>- İran dini lideri Hamaney: "Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı'nda yeni bir sayfa açılıyor"<br><br>Aynur Sena Çabuk<br>TAHRAN (İHA) - İran dini lideri Mücteba Hamaney, Ulusal Basra Körfezi Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda İslam devriminin Basra Körfezi'nde yabancı güçlerin etkisinin kırılmasında bir dönüm noktası olduğunu belirterek, "Bugün, zorba güçlerin bölgeye yönelik en büyük askeri yığınak ve saldırıları ile ABD'nin kendi planındaki utanç verici başarısızlığından iki ay sonra Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı'nda yeni bir sayfa açılıyor" dedi.<br>İran dini lideri Mücteba Hamaney, Ulusal Basra Körfezi Günü dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Hamaney mesajında, Basra Körfezi'nin yalnızca coğrafi bir alan değil, aynı zamanda bölge halklarının kimliği ve küresel ekonominin temel damarlarından biri olduğunu belirterek, yabancı güçlerin bu stratejik bölge üzerindeki müdahalelerini eleştirdi. Bölgenin tarih boyunca yabancı güçlerin hedefinde olduğunu vurgulayan Hamaney, "Avrupalı ve ABD'li güçlerin yıllar boyunca tekrarlanan saldırıları, bölgede güvensizlik, zarar ve çok sayıda tehdide yol açarken, bu durum dünya güçlerinin Basra Körfezi halklarına yönelik karanlık planlarının sadece bir kısmını yansıtıyor. Bunun son örneği ise büyük şeytanın (ABD) son dönemdeki saldırgan adımları oldu" ifadelerini kullandı.<br><br>"İslam devrimi dönüm noktası oldu"<br>İran halkının tarih boyunca Körfez'in bağımsızlığı için büyük fedakarlıklar verdiğini belirten Hamaney, "Portekizlilerin bölgeden çıkarılmasından Hürmüz Boğazı'nın özgürleştirilmesine, Hollanda ve İngiliz sömürgeciliğine karşı verilen mücadelelere kadar uzanan süreçte en büyük bedeli İran milleti ödedi. İslam devrimi ise Basra Körfezi'nde yabancı güçlerin etkisinin kırılmasında bir dönüm noktası oldu. Bugün, zorba güçlerin bölgeye yönelik en büyük askeri yığınak ve saldırıları ile ABD'nin kendi planındaki utanç verici başarısızlığından iki ay sonra Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı'nda yeni bir sayfa açılıyor" dedi.<br><br>"Bölgenin geleceği ABD'siz olacak"<br>Bölge ülkelerinin artık farklı bir tabloyla karşı karşıya olduğunu belirten Hamaney, "ABD'nin Basra Körfezi topraklarındaki varlığı ve yerleşimi, bölgedeki en büyük güvensizlik kaynağıdır. ABD'nin zayıf üsleri, bırakın bölgedeki müttefiklerine güvenlik sağlamayı, kendi güvenliğini dahi sağlayabilecek kapasiteden yoksundur. Basra Körfezi'nin parlak geleceği ABD'siz ve bölge halklarının ilerleme, huzur ile refahına hizmet eden bir gelecek olacaktır. Basra Körfezi ve Umman Denizi'ndeki komşularımızla ortak kaderi paylaşıyoruz. Binlerce kilometre öteden açgözlülükle burada fitne çıkaran yabancıların ise bu sularda yeri yoktur. Onları yeri olsa olsa suların derinliklerindedir. İran'ın izlediği direniş stratejileri ve politikalarıyla elde edilen bu başarılar, yeni bir bölgesel ve küresel düzenin başlangıcı olacaktır" dedi.<br><br>Hürmüz Boğazı'nda yeni yönetim vurgusu<br>Hamaney, Hürmüz Boğazı'na ilişkin yeni bir yönetim anlayışının hayata geçirileceğini belirterek, "İran milleti, sahip olduğu tüm bilimsel, teknolojik ve savunma kapasitesini ulusal bir değer olarak koruyacaktır. Hürmüz Boğazı üzerindeki yönetim yetkimizi etkin şekilde kullanarak Basra Körfezi'nde güvenliği sağlayacak ve düşmanların bu Körfezi istismar etmesine son vereceğiz. Hürmüz Boğazı'nda uygulanacak yeni hukuki düzenlemeler ve yönetim anlayışı, bölge halkları için huzur ve kalkınmayı beraberinde getirecek ve ekonomik getirileri de toplumda memnuniyet oluşturacaktır" ifadelerine yer verdi.<br>(AB-BÇ-CC-D)<br><br>30.04.2026 14:46:38 TSI<br>NNNN<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 15:11:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/04/basra-korfezinde-ve-hurmuz-bogazinda-yeni-bir-sayfa-aciliyor-1777551196.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Krizin sorumlusu Trump ve Netanyahu&#039;ya neden tepki yok</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/krizin-sorumlusu-trump-ve-netanyahuya-neden-tepki-yok-882</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/krizin-sorumlusu-trump-ve-netanyahuya-neden-tepki-yok-882</guid>
                <description><![CDATA[Avrupa Parlamentosu'nda çok sayıda parlamenter, İran savaşıyla ortaya çıkan krizin sorumlusu olarak gördükleri ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'den hiçbir eleştiri gelmemesine sert tepki gösterdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">29.04.2026 17:22:05&nbsp;<strong>Strasbourg&nbsp;/ Politika / 20260429AW694173</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">IHAAW164527-SIY/29-04-2026<br><br><br>- AP'den Von der Leyen'e tepki: "Krizin sorumlusu Trump ve Netanyahu'ya neden eleştiri yok"<br>- Alman parlamenter Martin Schirdewan:<br>- "Sayın Leyen, sizden Trump ya da Netanyahu'ya tek bir eleştirel söz duymadık"<br><br>STRASBOURG (İHA) - Avrupa Parlamentosu'nda çok sayıda parlamenter, İran savaşıyla ortaya çıkan krizin sorumlusu olarak gördükleri ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'den hiçbir eleştiri gelmemesine sert tepki gösterdi.<br>Avrupa Parlamentosu'nda (AP) "Orta Doğu'daki krize yönelik Avrupa Birliği (AB) stratejisi ve bunun enerji fiyatları ve gübre arzına etkileri" konulu genel kurul oturumu gerçekleştirildi. Oturumda söz alan AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB'nin Orta Doğu'daki savaşa ilişkin stratejisinden bahsederken AB'nin hedefinin diplomasi yoluyla barış ve istikrarı yeniden tesis etmek olduğunu söyledi. Çatışmanın etkilerinin aylarca, hatta yıllarca sürebileceğini ifade eden von der Leyen, "Kalıcı barış için İran'ın nükleer ve balistik füze programı da ele alınmalı" dedi.<br>Von der Leyen, enerji krizine ilişkin olarak ise AB'nin dört yıl içinde ikinci enerji krizi ile karşı karşıya kaldığına dikkat çekerek, "İthal fosil yakıtlara aşırı bağımlılığımız bizi savunmasız kılıyor" şeklinde konuştu.<br>AB Komisyonu Başkanı, "Sadece 60 gün içinde enerji ithalat faturamız, 27 milyar eurodan fazla arttı" ifadelerini kullanarak, AB'nin çözüm stratejisinin fosil yakıtlara bağımlılığı artırmak için yerli ve temiz enerji üretimini artırmak, elektrifikasyon ve nükleer enerji yatırımları olduğunu söyledi.<br><br>"İki ay önce Trump ve Netanyahu tarafından İran'a karşı yasa dışı bir savaş başlatıldı"<br>Öte yandan oturumda katılan AP üyeleri, İran savaşıyla ortaya çıkan krizin sorumlusu olarak gördükleri ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'den hiçbir eleştiri gelmemesine sert tepki gösterdi. Von der Leyen'in ardından söz alan İspanyol parlamenter Iratxe Garcia Perez, "İki ay önce Trump ve Netanyahu tarafından İran'a karşı yasa dışı bir savaş başlatıldı. Hızlı bir özgürlük savaşı vaat etmişlerdi, ancak gördüğümüz tek şey yıkım, ölüm ve fanatizm oldu. Şimdi İran'dan Gazze'ye ve Batı Şeria'dan Lübnan'a uzanan bir kan izi görüyoruz. Lübnan'da 2 bin ölüden, 1,2 milyon yerinden edilmiş insandan ve ülke topraklarının yüzde 10'unun işgalinden bahsediyoruz. Bu güvenlik değildir. Buna rahatlıkla yıkım diyebiliriz" dedi.<br>Garcia Perez, "Sayın von der Leyen, Avrupa, olanları bu şekilde durup izleyemez. Tarihin akışına seyirci kalamayız. Uluslararası hukukun, demokrasinin ve barışın garantörü olmamız gerek" diye konuştu.<br><br>"Filistinlilere ölüm cezası yasasının kabulü konusunda sizden hiçbir şey duymadık, bu kabul edilemez"<br>İsrail'in insanlığa karşı suçlar ile tüm kırmızı çizgileri aştığını vurgulayan İspanyol siyasetçi, "Sayın von der Leyen, Filistinlilere yönelik ölüm cezası yasasının kabulü konusunda sizden hiçbir şey duymadık. Bu kesinlikle kabul edilemez. Bu beni yaralıyor. Bir de milyonlarca Avrupalının, AB'nin bu suç ortaklığına varan sessizliği konusunda ne hissettiğini düşünün. Bu konuda gerçekleri istiyoruz. İsrail ile Ortaklık Anlaşması askıya alınmalı. Netanyahu hükümetine yaptırımlar uygulanmalı" dedi.<br><br>"Vatandaşlarımızı koruyacak adımlara ihtiyacımız var"<br>Portekizli parlamenter Antonio Tanger Correa, Avrupa'nın enerjisinin sadece yüzde 5'ini Hürmüz Boğazı'ndan almasına rağmen petrol fiyatlarındaki küresel artış nedeniyle krizden etkilendiğine dikkat çekti. Avrupa'da milyonlarca insan bu krizin yol açtığı şoklardan etkilenirken, AB yönetiminin tereddüt içinde olduğuna dikkat çeken Tanger Correa, "Tedbir ve önlemlere değil, vatandaşlarımızı koruyacak adımlara ihtiyacımız var" ifadelerini kullandı.<br><br>"Yarısı ABD'li olan petrol şirketleri, saniyede 3 bin euro kar ediyor"<br>Hollandalı parlamenter Bas Eickhout, İran'daki savaştan en çok ABD'li olan en büyük altı petrol şirketinin kar ettiğine işaret etti. Eickhout, "ABD ve İsrail'in İran'a yönelik yasa dışı saldırıları, küresel bir enerji krizini tetikledi ve bu saldırılar nedeniyle yarısı ABD'li olan en büyük altı petrol şirketi, saniyede yaklaşık 3 bin euro kar elde ediyor" şeklinde konuştu.<br>Hollandalı siyasetçi, "Bu bizim savaşımız değil ve bedelini biz ödememeliyiz. Avrupa, Orta Doğu'da barış, istikrar ve adalet için ayağa kalkmalı. Aynı zamanda toplumlarımızı Trump gibi liderlerden korumamız gerekiyor" dedi.<br><br>"Şimdiye kadar sizden Trump ya da Netanyahu'ya karşı tek bir eleştirel söz duymadık"<br>Alman parlamenter Martin Schirdewan, "Bu savaşı ABD ve İsrail başlattı. Trump ve Netanyahu, uluslararası hukuku defalarca ihlal etti. Artık Avrupa'nın harekete geçme zamanı gelmiştir. Beyaz Saray'daki bu kontrolsüz otokratla yüzleşmemiz gerekiyor" ifadelerini kullandı.<br>Schirdewan, "Sayın von der Leyen, sizin göreviniz açık bir şekilde konuşmaktır. Orta Doğu'da İran, Lübnan ve Gazze'deki savaşa açık bir şekilde ‘hayır' demelisiniz. Ancak şimdiye kadar sizden Trump ya da Netanyahu'ya karşı tek bir eleştirel söz duymadık" dedi.<br><br>"Küresel güvenlik açısından en büyük tehdidi, ABD ve İsrail'in oluşturduğundan şüphe yok"<br>İrlandalı parlamenter Lynn Boylan konuşmasına, "Küresel güvenlik açısından en büyük tehdidi, ABD ve İsrail'in oluşturduğundan şüphe yok" ifadeleriyle başladı. Boylan, "Sadece tarihin en kötü gaz ve petrol krizine sebep olmakla kalmadılar. Aynı zamanda AB'de yaşam maliyetlerinin fırlamasına neden oldular. İsrail ve ABD, yasa dışı savaşlar yürütüyor, okul çocuklarını bombalıyor, gazetecileri ve sağlık görevlilerini öldürüyor ve BM Barış Gücü askerlerini hedef alıyor" diye konuştu.<br>İrlandalı politikacı, "Diğer yandan AB vatandaşları, sadece bu yaşananlardan değil, aynı zamanda bu krizi bir doğal afet gibi ele alan temsilcilerinin tavırları nedeniyle de dehşete düşmüş durumda" ifadelerini kullandı. Boylan, AB'nin enerji krizi konusunda önlem almaması halinde birlik genelinde yakıt protestolarının başlayabileceği uyarısında bulundu.<br><br>"AB'nin İsrail ile Ortaklık Anlaşması'nı haklı gösterecek hiçbir sebebi kalmadı"<br>Alman parlamenter Michael von der Schulenburg, AB'nin Orta Doğu'da ne stratejisi ne de güvenilirliğinin kalmadığını savundu. Michael von der Schulenburg, "AB, İran'a karşı yürütülen savaş için hiçbir çıkış yolu sunamıyor. Lübnan, Gazze ve Batı Şeria'daki sivil nüfusun korunmasının önemli olduğunu söylüyorlar ama üye devletler, İsrail'e silah göndermeye devam ediyor. ABD'nin İran'a saldırıları için üslerini açmaya devam ediyorlar" dedi.<br>Alman siyasetçi, "AB'nin İsrail ile Ortaklık Anlaşması'nı haklı gösterecek hiçbir sebebi kalmadı" ifadelerini kullandı.<br><br>"İsrail ile Ortaklık Anlaşması'nın ticaret bölümünün askıya alınması derhal oylamaya sunulmalı"<br>Portekizli parlamenter Marta Temido, "Bu krizin temel nedenlerinden birinin uluslararası hukuk ve insan hakları ihlallerine karşı bu liderlerin cezasız kalmaları olduğunu görmezden gelmek imkansız. Bu kural ihlallerine karışan birden fazla ülke var fakat bunlardan biriyle Ortaklık Anlaşmamız bulunuyor" diye konuştu.<br>İsrail'in Gazze'de uluslararası hukuk ve insan haklarını sistematik bir şekilde ihlal etme politikası izlediğini ifade eden Temido, "Sözde barış planının başlamasından bu yana Batı Şeria'da 700'den fazla Filistinli hayatını kaybetti. Yalnızca Cenin ve Tulkerim mülteci kamplarında 32 bin kişi yerlerinden edildi ve 850 ev yıkıldı. Ayrıca sadece Filistinlilere yönelik ölüm cezası getirilmesi de var. Bir sonraki Avrupa Konseyi toplantısında İsrail ile Ortaklık Anlaşması'nın ticaret bölümünün derhal askıya alınması oylamaya sunulmalı" dedi.<br><br>"AB-İsrail Ortaklık Anlaşması askıya alınmalı"<br>Belçikalı parlamenter Kathleen van Brempt, "Trump ve Netanyahu, bizi yalnızca Orta Doğu'da yıkıcı bir çatışmanın içine sürüklemekle kalmadı, aynı zamanda dünyanın geri kalanını da kaosa sürüklüyor. Bedeli her zaman olduğu gibi sıradan insanlar ödüyor" şeklinde konuştu.<br>Avrupa'nın Rusya uluslararası hukuku ihlal ettiğinde harekete geçerken, başkaları aynı şeyleri yaptığında sessiz kaldığını söyleyen Van Brempt, "AB pazarına erişim, ortak değerlerimize bağlılık gerektirir. Gazze'de, Batı Şeria'da ve şimdi de Lübnan'da ihlaller sürekli olarak devam ediyorsa harekete geçmeliyiz. AB-İsrail Ortaklık Anlaşması askıya alınmalı" ifadelerini kullandı.<br><br>"Dünyadaki rolünün ne olduğunu da unutmaması gerekiyor"<br>Oturumda İtalyan parlamenter Nicola Procaccini de AB'nin Orta Doğu'daki duruma tepkisizliğinden şikayet ederek, "Kendimizi askeri maceralara sürükleyelim demiyorum ama aynı zamanda dünyadaki rolünün ne olduğunu da unutmaması gerekiyor" dedi.<br><br>"Diktatörleri desteklemekten vazgeçmemiz gerekiyor"<br>Fransız parlamenter Valerie Hayer de, AB'nin 50 yıldır enerjide dışa bağımlı olduğunu ve bu konunun çözümü için tepki göstermekte zorlandığını söyledi. Avrupa'nın yıllık fosil yakıt faturasının 400 milyar euro olduğunu söyleyen Hayer, "Enerji bağımsızlığımızı savunmamız ve paramızla popülizm ile diktatörleri desteklemekten vazgeçmemiz gerekiyor. Harekete geçmemiz gerekiyor" diye konuştu.<br><br>"Leyen daha fazla yenilenebilir enerji diyor ama enerji fiyatları iki kat arttı"<br>Polonyalı parlamenter Patryk Jaki, AB Komisyonu Başkanı Von der Leyen'in enerji politikalarını eleştirerek, "Von der Leyen geldiğinden beri 'daha fazla koordinasyon ve daha fazla yenilenebilir enerji' diyor ama AB'de enerji fiyatları iki kat, araç fiyatları yüzde 30 arttı" ifadelerini kullandı.<br>AB'nin küresel ekonomideki payının azaldığını ve jeopolitik gücünün zayıfladığını ifade eden Jaki, Polonya'da kömürün yenilenebilir enerji alternatiflerinden altı kat daha ucuz olduğunu ileri sürerek, birliğin enerji politikalarında değişiklik çağrısı yaptı.<br>(FBY-BÇ-CC-D)<br><br>29.04.2026 17:22:02 TSI<br>NNNN<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 10:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/04/krizin-sorumlusu-trump-ve-netanyahuya-neden-tepki-yok-1777534895.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>CENTCOM’dan  İran’a yönelik yeni  saldırı planları hakkında  brifing alacak</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/centcomdan-irana-yonelik-yeni-saldiri-planlari-hakkinda-brifing-alacak-879</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/centcomdan-irana-yonelik-yeni-saldiri-planlari-hakkinda-brifing-alacak-879</guid>
                <description><![CDATA[ABD Başkanı Donald Trump’ın ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Brad Cooper’dan İran’a yönelik muhtemel bir askeri harekatla ilgili yeni planlar hakkında brifing almasının beklendiği bildirildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">IHAAW091850-SIY/30-04-2026<br><br><br>- Trump’ın CENTCOM’dan İran’a yönelik yeni saldırı planları hakkında brifing alması bekleniyor<br><br>WASHINGTON (İHA) - ABD Başkanı Donald Trump’ın ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Brad Cooper’dan İran’a yönelik muhtemel bir askeri harekatla ilgili yeni planlar hakkında brifing almasının beklendiği bildirildi.<br>ABD’nin İran’a yönelik yeni saldırı planlarını değerlendirdiği öne sürüldü. ABD basınının adı açıklanmayan kaynaklara dayandırdığı haberlerde, ABD Başkanı Donald Trump’ın ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Brad Cooper’dan İran’a yönelik muhtemel bir askeri harekatla ilgili yeni planlar hakkında brifing almasının beklendiği bildirildi.<br>Haberlerde, CENTCOM'un çıkmaza giren müzakereleri yeniden başlatmak amacıyla İran'a yönelik muhtemelen altyapı hedeflerini de içeren "kısa ve güçlü" bir saldırı dalgası planı hazırladığı ifade edildi.<br>CENTCOM’un Trump’a vereceği brifingde Hürmüz Boğazı’nın bir kısmının kontrol altına alınması ve ticari gemi geçişine yeniden açılmasına ilişkin planlarında yer alacağı belirtilen haberlerde, kaynaklardan birinin böyle bir operasyonun kara kuvvetlerini de içerebileceğini belirttiği aktarıldı.<br>Haberlerde, brifingde gündeme gelmesi muhtemel bir başka planın ise, İran'ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu ele geçirmek amacıyla düzenlenecek bir özel kuvvetler operasyonu olduğu belirtildi.<br>Kaynaklar, Trump’ın şu anda ablukayı başlıca baskı aracı olarak gördüğünü, ancak İran’ın yine de boyun eğmemesi halinde askeri harekatı değerlendireceğini aktarırken, İran’ın ablukaya misilleme olarak bölgedeki ABD güçlerine karşı askeri harekat düzenleme ihtimalinin de değerlendirildiğini ifade etti.<br>Öte yandan, Cooper, ABD ve İsrail'in İran'a karşı savaş başlatmasından iki gün önce, 26 Şubat'ta Trump'a benzer bir brifing vermişti ve söz konusu brifingin Trump'ın savaşa girme kararında etkili olduğu iddia edilmişti.<br>(ABA-ÖK-D)<br><br>30.04.2026 09:19:44 TSI<br>NNNN<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 10:13:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/04/centcomdan-irana-yonelik-yeni-saldiri-planlari-hakkinda-brifing-alacak-1777533383.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Adres Türkiye</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/adres-turkiye-875</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/adres-turkiye-875</guid>
                <description><![CDATA[ABD ile İsrail’in İran’a saldırısı ve Tahran’ın buna Körfez ülkelerini vurarak cevap vermesi tüm dengeleri değiştirdi. Batı menşeili kimi ürünlerin sahada istenen performansı veremediğini gören Afrika ülkeleri için ilk adres Türkiye. Uzmanlar bunun geçici bir trend değil uzun soluklu bir alım dalgası olduğu görüşünde.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">ABD ile İsrail’in İran’a saldırısı ve Tahran’ın buna Körfez ülkelerini vurarak cevap vermesi tüm dengeleri değiştirdi. Batı menşeili kimi ürünlerin sahada istenen performansı veremediğini gören Afrika ülkeleri için ilk adres Türkiye. Uzmanlar bunun geçici bir trend değil uzun soluklu bir alım dalgası olduğu görüşünde.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.trthaber.com/etiket/abd/" target="_blank">ABD</a>&nbsp;ve&nbsp;<a href="https://www.trthaber.com/etiket/iran/" target="_blank">İran</a>&nbsp;arasındaki ateşkes pamuk ipliğine bağlı olsa da devam ediyor. Ancak bölgede sıcak çatışma ihtimali halen çok yüksek.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ateşkes sırasında en sık konuşulan konulardan biri de uzun yıllardır yüzlerce milyar&nbsp;<a href="https://www.trthaber.com/etiket/dolar/" target="_blank">dolar</a>&nbsp;ödeyip Batı ülkelerinin savunma şemsiyesi altına sığınan Körfez ülkelerinin durumu oldu. Bölgedeki kimi ‘son derece gelişmiş sistemler’ sahada istenen sonucu veremedi. Ve Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan,&nbsp;<a href="https://www.trthaber.com/etiket/katar/" target="_blank">Katar</a>&nbsp;gibi ülkeler kendileri için son derece stratejik olan yerleri tam anlamıyla koruyamadı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.trthaber.com/etiket/afrika/" target="_blank">Afrika</a>&nbsp;ülkeleri Körfez ülkelerinden ders aldı<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Körfez’in içine düştüğü bu durum sadece bölge ülkelerinde değil çok farklı coğrafyalarda da bir farkındalık oluşturdu. Son yıllarda&nbsp;<a href="https://www.trthaber.com/etiket/savunma-sanayii/" target="_blank">savunma sanayii</a>&nbsp;ürünlerine önemli yatırımlar yapan Afrika ülkeleri de bunlardan biri.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Afrika’daki en büyük savunma sanayii organizasyonuna imza atan BAMEX Yönetim Kurulu Başkanı ve The Peak Defense Genel Müdürü Harun Saraç, bu yeni dönemi en iyi bilen isimlerden biri.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Afrika ülkelerinin bir süredir artan güvenlik riskleri, sınır tehditleri ve bölgesel istikrarsızlık nedeniyle savunma yatırımlarını ciddi şekilde artırma yoluna gittiğini hatırlatıyor Saraç.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Karar vericilerin bu noktada ‘sahada kendini kanıtlayan, maliyet etkin ve hızlı teslimat kabiliyeti’ sunan ürünlere yoğunlaştığını belirtiyor. Elbette bu noktada Türk savunma sanayii öne çıkıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Şu an çok zorlu saha koşullarında dahi kendini ispat edebilen ülke sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Türkiye bu listenin en başındaki aktörlerden biri. Afrika ülkeleri de bunu biliyor. Körfez ülkelerinde son yaşananlar da tuzu biberi oldu. Şu sıralar Afrika ülkelerinde Türk savunma sanayii ürünlerine talep artışı rekor seviyeye ulaştı. Bu geçici bir trend değil. Ciddi ve uzun süreli bir alım dalgası.” diyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Türkiye alternatif değil birinci tercih oldu”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gelinen noktada Türk savunma sanayii ürünlerinin alternatif değil ‘birinci tercih’ konumuna yükseldiğini söylüyor Harun Saraç. İHA ve gözetleme çözümleri, zırhlı araçlar, haberleşme ve komuta-kontrol sistemleri gibi kritik alanlarda acil ve yüksek hacimli alım planlarının gündemde olduğunu belirtiyor. Ve devam ediyor:<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">“Bu durum üreticiler için kısa vadede ciddi fırsatlar yaratıyor. Pazara erken giren firmalar uzun vadeli stratejik avantaj elde edecek. Eldeki verilere göre Afrika, savunma sanayii açısından da dünyanın en hızlı büyüyen pazarlarından biri olacak.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İşte tam da bu nedenle Afrika’nın en büyük savunma sanayii fuarı olan BAMEX bu yıl çok daha farklı bir konumda olacak. Bilindiği üzere orada fuarın ilk iki günü katılımcılar ürünlerini sergiliyor. Son iki gün ise o ürünler bizzat sahada test ediliyor. Bunun dünyada pek örneği yok. Ama burada bizim en önemli çıkış noktamız yerli/milli savunma sanayii ürünlerine güvenimiz. Zaten bu ürünleri bir kez kullanan vazgeçemiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Afrika’nın dört bir yanından ve dünyanın farklı ülkelerinden çok üst düzey heyetlerin katılacağı fuarı bu yıl 9-13 Kasım 2026 tarihleri arasında düzenleyeceğiz. Geçen sene BAYKAR, Aselsan, Roketsan,&nbsp;<a href="https://www.trthaber.com/etiket/mke/" target="_blank">MKE</a>&nbsp;başta olmak üzere çok sayıda firmanın katılım sağlamıştı. Bu yıl da 30’un üzerinde Türk firmasının katılması öngörülüyor.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 09:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/04/adres-turkiye-1777444998.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ne anlaşma ne çatışma sinir harbi</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/ne-anlasma-ne-catisma-sinir-harbi-872</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/ne-anlasma-ne-catisma-sinir-harbi-872</guid>
                <description><![CDATA[ABD ve İran arasında müzakerelerin ikinci turuna bir türlü geçilememesi nedeniyle süreç sinir harbine dönüşmüş durumda. İran’da 40 günlük savaş nedeniyle binlerce çalışan işsiz kalırken, halkın yeniden sokaklara dökülebileceği ihtimali dile getiriliyor. ABD cephesinde ise yönetimin savaşa karşıt cephesinden Pentagon’un iyimser tablo çizdiği eleştirileri artmaya başladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">ABD ve İran arasında müzakerelerin ikinci turuna bir türlü geçilememesi nedeniyle süreç sinir harbine dönüşmüş durumda. İran’da 40 günlük savaş nedeniyle binlerce çalışan işsiz kalırken, halkın yeniden sokaklara dökülebileceği ihtimali dile getiriliyor. ABD cephesinde ise yönetimin savaşa karşıt cephesinden Pentagon’un iyimser tablo çizdiği eleştirileri artmaya başladı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">TAHRAN&nbsp;ve Washington arasında her iki tarafın da taleplerinden geri adım atmaması nedeniyle müzakerelerin çıkmaza girmesiyle süreç “ne savaş ne barış” olarak nitelenen bir belirsizlik evresine sürüklendi. İran’ın Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve savaşın sona erdirilmesini içeren ancak nükleer meselelerin daha sonraki bir aşamaya ertelenmesini önerdiği teklif, “müzakerelerde ABD’yi zayıf göstereceği” gerekçesiyle Başkan Donald Trump tarafından beğenilmedi. Tahran’da derinleşen ekonomik kriz ve bir türlü dinmeyen toplumsal huzursuzluk, Washington’da ise Trump yönetimi içindeki çatlaklar tarafları karşılıklı yoklamalarla ilerleyen bir sinir harbine itiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">PROTESTOLAR TETİKLENEBİLİR<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İran’da 40 gün süren savaşın yarattığı ekonomik yıkım, Tahran yönetimi üzerindeki iç baskıyı tırmandırıyor. ABD ve İsrail’in İran fabrikalarında yarattığı tahribat ve bu nedenle artan işsizlik oranları, henüz ocak ayında kitlesel protestoların kanla bastırıldığı ülkede halkı yeniden sokağa dökebilecek bir unsur olarak görülüyor. Muhalif İran diasporasına yakın Iran International’ın haberine göre bazı grupların İşçi Bayramı’nda protesto gösterileri düzenlenmesi çağrıları yapması nedeniyle gözler 1 Mayıs’a çevrilmiş durumda. Halktan sözkonusu çağrıya yanıt geldiği takdirde “protestolara dönüş” yaşanacağı yorumları yapılıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ateşkes süresince Tahran’da hayat normal seyrinde aksa da ülkede artan işsizliğin büyük bir huzursuzluk ortamı yarattığı belirtiliyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">TAHRAN’IN UMUDU ABD’NİN PES ETMESİ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Associated Press’in analizine göre ise Tahran yönetimi, krize rağmen fiilen kapalı tuttuğu Hürmüz kozuyla ilk geri adımı Washington’ın atacağını hesaplıyor. Onlarca yıllık uluslararası yaptırımlar altında kendi kendine yetebilecek hale gelen ekonominin, uzun süre Trump baskısına dayanabileceğine inanılıyor. Bu tabloya bir de basın arasındaki görüş ayrılıkları eklendi. Devrim Muhafızları’na yakınlığıyla bilinen Tasnim&nbsp;<a href="http://www.hurriyet.com.tr/" target="_blank">Haber</a>&nbsp;Ajansı’nın, müzakerelerde öne sürülen taleplerin diplomasiyle elde edilmesini “sihirli fasulye” benzetmesi kullanarak eleştirmesi, muhafazakâr Payidari grubu destekli Raja News’in tepkisini çekti. Analistlere göre iki cephenin temsilcileri arasında yaşanan gerginlik, ABD’ye karşı izlenecek yol konusunda aslında ortak bir çizginin bulunmadığına işaret ediyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">VANCE İYİMSER TABLONUN FARKINDA<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Washington cephesinde de tablo karışık. Amerikan The Atlantic dergisine göre Başkan Yardımcısı JD Vance, Savunma Bakanlığı’nın İran savaşına ilişkin sunduğu raporların gerçeği yansıtmadığından şüpheleniyor. Vance, füze envanteri ve İran’daki yıkımın boyutu konusundaki bilgilerin abartıldığını düşünürken, Savunma Bakanı Pete Hegseth ise “operasyonun tarihi bir zaferle sonuçlandığı” yönündeki iyimser açıklamalarla Trump’a duymak istediği tabloyu sunma eğiliminde.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">‘YENİ SOĞUK SAVAŞ’<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Trump yönetiminin iki önemli ismi arasındaki görüş ayrılıkları bu belirsizlik sürecinde ABD’nin nasıl bir yol izlemeyi tercih edeceği sorusunu da akıllara getiriyor. ABD merkezli Axios’a göre savaş, “Soğuk Savaş dönemini andıran” bir aşamaya girdi. ABD’nin savaş ve anlaşmanın olmadığı “donuk çatışma” durumuna sürüklenmekten endişeli olduğu kaydedilen haberde, Trump’a ilişkin yer alan değerlendirmede “Güç kullanmak istemiyor ama geri adım da atmıyor” ifadesi yer aldı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">ABD VE İRAN ARASINDA ‘KORSAN’ ATIŞMASI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/abd" target="_blank">ABD</a>&nbsp;ile&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/iran" target="_blank">İran</a>&nbsp;arasındaki gerilimde&nbsp;<a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/hurmuz-bogazi" target="_blank">Hürmüz Boğazı</a>&nbsp;merkezli “çifte abluka” sürerken, taraflar birbirlerini bu kez “korsanlıkla” suçladı. İran’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Said İravani, ABD’nin müdahalelerini “korsanlık ve rehine alma” olarak nitelendirerek, bu eylemlerin uluslararası hukuk ve BM Şartı’nı ihlal ettiğini savundu. ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Mike Waltz ise suçlamaya aynı sertlikle yanıt verdi. “Dünyanın hayati önem taşıyan su yolları, herhangi bir ülkenin pazarlık kozu değildir”diyen Waltz, İran’ı “Boğaz korsanı” olmakla suçladı. Waltz, Boğaz’da deniz ticareti güvenliğinin yeniden sağlanması için uluslararası koalisyon kurulması çağrısında bulundu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 09:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/04/ne-anlasma-ne-catisma-sinir-harbi-1777443672.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dünyanın en korkunç yolu</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/dunyanin-en-korkunc-yolu-871</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/dunyanin-en-korkunc-yolu-871</guid>
                <description><![CDATA[Bayburt ile Trabzon'u birbirine bağlayan D915 kara yolu üzerindeki Derebaşı Virajları, 3 bin 500 metre yükseklikteki Soğanlı Dağı'na kurulu keskin dönüşleri, dar yapısı ve sarp coğrafyasıyla Türkiye'nin en çarpıcı rotalarından biri.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong>Bayburt ile Trabzon'u birbirine bağlayan D915 kara yolu üzerindeki Derebaşı Virajları, 3 bin 500 metre yükseklikteki Soğanlı Dağı'na kurulu keskin dönüşleri, dar yapısı ve sarp coğrafyasıyla Türkiye'nin en çarpıcı rotalarından biri.<o:p></o:p></strong></p><p class="MsoNormal"><strong>Derebaşı Virajları: Dünyanın en tehlikeli yolları arasında gösteriliyor</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Trabzon ile Bayburt’u birbirine bağlayan D915 kara yolu üzerindeki Derebaşı Virajları, keskin dönüşleri, sarp coğrafyaya kurulu yapısı ve etkileyici manzarasıyla Türkiye’nin en dikkat çeken güzergâhları arasında yer alıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Tüm dünyadaki tehlikeli ve zorlu rotaların ele alındığı Dangerousroads.org sitesi, Derebaşı Virajlarını 'en tehlikeli yollardan biri' olarak tanımlıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Soğanlı Dağı üzerindeki zorlu güzergâh</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bayburt-Trabzon hattında, 3 bin 500 metre yüksekliğindeki Soğanlı Dağı üzerinde yer alan Derebaşı Virajları, D915 kara yolunun en dikkat çeken bölümlerinden birini oluşturuyor. Yaklaşık 35 kilometrelik kesimde uzanan güzergâh, sarp arazi yapısına işlenmiş keskin virajlarıyla sürücüler için dikkat gerektiren bir rota niteliği taşıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Dar yol yapısı, yüksek rakım, dik eğim ve peş peşe gelen sert dönüşler, güzergâhı benzer dağ yollarından ayırırken; sis, yağış ve değişken hava koşulları da sürüşü daha güç hale getiriyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Son yıllarda artan tanıtım çalışmaları ve sosyal medya paylaşımlarıyla daha geniş kitleler tarafından keşfedilen rota, adrenalin ve doğa tutkunlarının uğrak noktalarından biri haline geldi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Ulaşım yolundan turistik rotaya dönüştü</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Bir dönem ağırlıklı olarak bölge halkı tarafından kullanılan yol, son yıllarda yalnızca bir ulaşım güzergâhı olmanın ötesine geçerek turistik rota kimliği kazandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özellikle motosiklet grupları, off-road tutkunları, kampçılar ve bireysel gezginler, Derebaşı Virajları’nı Karadeniz seyahatlerinin önemli duraklarından biri olarak değerlendiriyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ziyaretçiler için rota artık yalnızca ulaşım sağlanan bir yol değil, başlı başına deneyimlenmek istenen bir güzergâh olarak öne çıkıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Sunduğu doğa manzarası yerli yabancı turistlerin ilgisini çekiyor</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Virajların sunduğu kuşbakışı görünüm ve çevresindeki dağ-doğa manzarası, bölgeyi fotoğrafçılar ve doğa tutkunları için de cazibe merkezine dönüştürüyor. Sisli havalarda oluşan manzara ile mevsim geçişlerinde değişen renkler, ziyaretçilerin bölgeye ilgisini artırıyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İlkbahar ve yaz aylarında yoğun yeşilliklerle öne çıkan güzergâh, sonbaharda sarı ve kızıl tonlara bürünen doğasıyla farklı bir görünüme kavuşuyor. Kış aylarında ise karla kaplanan bölge, bambaşka bir atmosfer sunuyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Bölge turizmine katkı sağlıyor</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yetkililer, Derebaşı Virajları’na yönelik artan ilginin çevredeki yaylalar ve doğal alanlara olan ziyaretçi hareketliliğini de artırdığını belirtiyor. Güzergâha yönelik yoğun ilginin, çevredeki turizm faaliyetlerine ve yerel ekonomiye katkı sunduğu değerlendiriliyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><strong>Derebaşı Virajları dünya çapında ilgi çekiyor</strong><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Derebaşı Virajları, uluslararası medya kuruluşlarının da dikkatini çekiyor. Trabzon Büyükşehir Belediyesinin açıklamasına göre Fransız-Alman ortak yayın kuruluşu Arte TV, bölgede çekim gerçekleştirerek virajları ekranlara taşıdı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 10:12:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/04/dunyanin-en-korkunc-yolu-1777360435.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Netanyahu&#039;ya karşı yeni koalisyon</title>
                <category>Analiz</category>
                <link>https://www.medyamit.com.tr/netanyahuya-karsi-yeni-koalisyon-868</link>
                <guid>https://www.medyamit.com.tr/netanyahuya-karsi-yeni-koalisyon-868</guid>
                <description><![CDATA[İSRAİL’de hükümet kurmak için 120 üyeli Knesset’te (parlamento) 61 sandalyeyi garantilemek gerekiyor. Anketlerde Netanyahu’nun Likud partisi önde gitse de aralarında Bennett’in partisiyle kılpayı bir fark görünüyor. Şimdi Bennett ile Yair Lapid’in partileri ‘Birlikte’ adlı seçim koalisyonu kuruyor. Ancak Netanyahu’yu devirmek için bu iki muhalif ismin eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot’un partisinin desteğini alması gerekiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="color:hsl(0, 75%, 60%);"><strong>Nilgün Tekfidan Gümüş- Hürriyet</strong></span><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">&nbsp;</p><p class="MsoNormal">İsrail’de en geç ekim ayı sonunda yapılması beklenen seçimler öncesinde siyasi saflar yeniden belirleniyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İsrail Başbakanı&nbsp;Binyamin Netanyahu’nun eski danışmanı&nbsp;Naftali Bennett&nbsp;ile eski başbakanlardan&nbsp;Yair Lapid’in ittifaka gitmesini kastediyorum.&nbsp;Netanyahu, 1.5 yıllık bir aranın dışında 18 yılı aşkın bir süredir İsrail Başbakanı. Aşırıcı isimlerle ülkenin en sağcı hükümetini kuran&nbsp;Netanyahu’nun bitmeyen savaşlarıyla seçimi yeniden kazanacağı garanti değil.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">SON DURUM NEDİR<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İSRAİL’de hükümet kurmak için 120 üyeli Knesset’te (parlamento) 61 sandalyeyi garantilemek gerekiyor. Anketlerde&nbsp;Netanyahu’nun Likud partisi önde gitse de aralarında&nbsp;Bennett’in partisiyle kılpayı bir fark görünüyor. Şimdi&nbsp;Bennett&nbsp;ile&nbsp;Yair&nbsp;Lapid’in partileri&nbsp;‘Birlikte’&nbsp;adlı seçim koalisyonu kuruyor. Ancak&nbsp;Netanyahu’yu devirmek için bu iki muhalif ismin eski Genelkurmay Başkanı&nbsp;Gadi Eisenkot’un partisinin desteğini alması gerekiyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">PEKİ KİM BUNLAR<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">* Naftali Bennett (52): Amerika’dan göç etmiş bir ailenin teknoloji zengini oğlu. Kendini güvenlikte şahin, ulusal konularda liberal olarak tanımlıyor,&nbsp;‘kutuplaşmayı bitirme’&nbsp;sözü veriyor.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">* Yair Lapid (62): Eski bir televizyon sunucusu. Seküler ve merkezci bir çizgide. Anketler mecliste 24 üyesi ile ikinci olan partisinin yarı yarıya oy kaybebileceğini gösteriyor.&nbsp;Bennett&nbsp;ile ortaklık partisine yarayabilir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">TÜRKİYE’YE BAKIŞLARI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">BURADA&nbsp;kilit mesele&nbsp;Gadi Eisenkot’un bu ittifaka destek verip vermeyeceği gibi duruyor. Ayrıca&nbsp;Binyamin&nbsp;Netanyahu’nun küçük ortaklarının seçim barajına takılma gibi durumları da ortaya çıkacak siyasi tabloda belirleyici unsurlar olmaya aday. Peki&nbsp;Netanyahu’nun gitmesi bölgesel dengeleri etkiler mi?<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Gazze savaşı sonrasında İsrail’in Suriye, Lübnan’a yönelik askeri müdahaleleri ve ardından gelen İran savaşıyla Türkiye ile ilişkiler iyice gerildi.&nbsp;Bennett, şubat ayında Kudüs’te yaptığı konuşmada&nbsp;‘Türkiye yeni İran’dır’&nbsp;diyen bir isim. 2022’te&nbsp;Netanyahu’nun gitmesiyle Türkiye ile ilişkilerin normalleşme penceresi açılmış o dönemde&nbsp;Yair Lapid&nbsp;Dışişleri Bakanı olarak Ankara’ya gelmiş, Başbakan olduğunda New York’ta Cumhurbaşkanı&nbsp;Tayyip Erdoğan&nbsp;tarafından kabul edilmişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">EUROFIGHTER’A KARŞI ÇIKMIŞTI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">HER&nbsp;ne kadar&nbsp;Lapid&nbsp;diplomasiyi önceleyen bir isim olsa da bitmeyen savaş ortamında Türkiye karşıtı açıklamalarıyla dikkat çekiyor. Almanya ve İngiltere’nin Türkiye’ye Eurofighter satışına karşı çıkmış, Şubat 2026’da yaptığı açıklamada Tevrat’a dayandırılan İsrail’e vaat edilmiş topraklar projesine destek vermiş, Türkiye ve Katar’ın Gazze’deki rolüne itiraz etmişti. Keza&nbsp;Eisenkot&nbsp;da Hamas ile bağlantılarından ötürü Türkiye ve Katar’ın Gazze’de görev almasına karşı çıkan bir siyasetçi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">HAKAN FİDAN UYARMIŞTI<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">DIŞİŞLERİ&nbsp;Bakanı&nbsp;Hakan Fidan, geçtiğimiz günlerde AA’ya verdiği röportajda İsrail muhalefetinin bu tavrıyla ilgili&nbsp;“İran’dan sonra İsrail düşmansız yaşayamaz”&nbsp;diyerek bunun bir devlet stratejisine dönüştürülmeye çalıştığını söylemişti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İsrail’de iktidar değişse bile İsrail muhalefetinden gelen sesler mevcut ortamda karşılıklı güvensizliğin süreceğine işaret ederken katliamlarla özdeşleşen&nbsp;Netanyahu’nun gitmesi bölgede pragmatist yaklaşımlara yer açar mı, yoksa&nbsp;Netanyahu&nbsp;ne yapıp ne edip iktidarda kalmayı başarabilir mi?<br><br>TRUMP’IN YANINDA BİR SİHİRBAZ<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Beyaz Saray Muhabirleri Derneği’nin bu yılki toplantısına sunucu olarak apolitik olması için ‘Zihin Okuyucusu Oz’ diye ünlenen sihirbaz Oz Pearlman (43) seçilmişti. Washington Hilton’daki etkinlik öncesi Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, Pearlman’a ‘Doğacak kızımın adı ne olacak’ diye sormuştu. Konuşmaları ABD Başkanı Donald Trump’ın sahneye çıkması üzerine kesilen şovmen daha sonra first lady Melania Trump ile Leavitt’in yanına gelerek bebeğin adının ‘Vivian’ olacağını söyledi. Sihirbaz bilmişti, kağıtta da yazıyordu. Melania şaşırmış, Trump da yandan izliyordu. O sırada lobiden patlama sesleri geldi. 3 yaşında ailesiyle İsrail’den göç eden, ABD’nin en ünlü illüzyonisti olan Pearlman şov öncesi zihin okuma için Trump üzerinde çalıştığını ve herkesin ‘Aman Tanrım, bu nasıl oldu’ diyeceğini söylüyordu. Şimdi Pearlman ile ilgili komplo teorileri gırla gidiyor.&nbsp;<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.medyamit.com.tr/images/haberler/2026/04/netanyahuya-karsi-yeni-koalisyon-1777358992.webp"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
