• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

Hekimlikte temsil problemi

Hekimlikte temsil problemi
Meslek odaları, varlık sebebi itibarıyla üyelerini korumak, yönlendirmek ve temsil etmek için vardır. Özellikle hekimlik gibi ağır sorumluluk, yüksek risk ve yoğun baskı barındıran bir meslekte bu temsil hayati önemdedir. Ancak bugün gelinen noktada, tabip odalarının bu temel işlevi ne ölçüde yerine getirdiği ciddi biçimde sorgulanmaktadır.

 

Hekimlikte Temsil Sorunu: Aidat, Kongre ve Sessizlik

 

Meslek odaları, varlık sebebi itibarıyla üyelerini korumak, yönlendirmek ve temsil etmek için vardır. Özellikle hekimlik gibi ağır sorumluluk, yüksek risk ve yoğun baskı barındıran bir meslekte bu temsil hayati önemdedir. Ancak bugün gelinen noktada, tabip odalarının bu temel işlevi ne ölçüde yerine getirdiği ciddi biçimde sorgulanmaktadır.

Bir hekimin meslek odasından beklentisi nettir:
Hakkı yenildiğinde yanında durması,
belirsizlik yaşadığında yol göstermesi,
devletle ve kurumlarla karşı karşıya kaldığında koruyucu bir şemsiye olması.

Sahadaki tablo ise bu beklentiden oldukça uzaktır. Bugün birçok hekim, tabip odalarını; yüksek aidatlar talep eden, bu aidatların kullanımına dair yeterli şeffaflık sunmayan, ancak hekimin gerçek sorunlarında sessiz kalan yapılar olarak algılamaktadır. Aidatların sanatsal etkinliklere, sembolik ya da ideolojik alanlara harcandığı yönündeki yaygın kanaat, meslek odalarının önceliklerini tartışmalı hale getirmektedir. Sanat elbette kıymetlidir; ancak bir meslek odasının asli görevi, üyelerinin hukukunu, emeğini ve mesleki geleceğini korumaktır. Bu denge bozulduğunda temsil krizi kaçınılmaz olur.

Bu krizin en somut örneklerinden biri, geçmişte kamu ve üniversite bünyesinde çalışan hekimlerin muayenehanelerinin kapatılması sürecinde yaşanmıştır. Binlerce hekimin mesleki özgürlüğünü ve ekonomik varlığını doğrudan etkileyen bu süreçte, tabip odalarından güçlü bir duruş ya da kapsayıcı bir savunma hattı yükselmemiştir. Muayenehanesi olan hekimler adeta yalnız bırakılmıştır.

Benzer bir sessizlik, bilimsel kongreler ve akademik etkinlikler alanında da dikkat çekmektedir. Bilimsel kongreler, teoride bilginin paylaşıldığı, deneyimin aktarıldığı ve bilimin canlı tutulduğu platformlar olmalıdır. Ancak bugün özellikle tıp alanında pek çok kongre, bilimsel üretimden çok ekonomik bir ekosistemin parçası haline gelmiş görünmektedir.

Artık birçok hekim için kongre takvimine bakmak, bilimsel içerikten önce kayıt ücretleriyle yüzleşmek anlamına gelmektedir. Son dönemde bazı kongrelerde ücretlerin geçmiş yıllara kıyasla düştüğü görülse de, tablo bütünüyle değişmiş değildir. Kayıt bedellerine ek olarak konaklama, ulaşım ve yan etkinlikler eklendiğinde, toplam maliyet kısa sürede ciddi rakamlara ulaşmaktadır. Özellikle kamuda çalışan, serbest hekimlik yapan ya da genç akademisyenler için bu yük hâlâ önemli bir eşik oluşturmaktadır.

Sistemin sunduğu “doğal çözüm” ise sponsorluk mekanizmalarıdır. Böylece bilimsel toplantılara katılım, bireysel mesleki çabadan çok; ilaç ve tıbbi cihaz firmalarıyla kurulan ilişkiler üzerinden mümkün hale gelmektedir. Bilime erişim, emekle değil; sponsor bulabilme imkanıyla ölçülür duruma geldiğinde, bu durum yalnızca ekonomik değil; bilimsel bağımsızlık açısından da ciddi bir kırılma alanı üretmektedir.

Kongre içeriklerinde yaşanan dönüşüm bu tabloyu daha da belirginleştirmektedir. Bilimsel programların içine eklenen “kurs”, “workshop” ve “sertifika programı” başlıklı etkinlikler çoğu zaman ayrı ücretlendirilmekte; katılımcı, zaten bir kayıt bedeli ödemişken bilgiye tam erişim için yeniden ödeme yapmak zorunda bırakılmaktadır. Bilgi, parçalara ayrılmış bir ürün gibi sunulmakta; bilimsel eğitim giderek ticari paketlere dönüşmektedir.

Bu ekosistemin en az konuşulan ama en kritik boyutlarından biri ise şeffaflıktır. Kongreleri ve bilimsel toplantıları düzenleyen derneklerin; hekimlerden toplanan kayıt ücretleri ve sponsor firmalardan elde edilen gelirlerin nasıl kullanıldığı konusunda açık, düzenli ve denetlenebilir bilgilendirme çoğu zaman yeterli değildir. Oysa bu yapılar ticari şirketler değil; bilimsel ve mesleki amaçla faaliyet gösteren kurumlardır. Şeffaflık bir tercih değil, etik bir sorumluluktur.

Bu noktada meslek örgütlerinin rolü yeniden sorgulanmaktadır. Tabip odaları ve ilgili meslek yapıları; kongre ekosisteminin erişilebilirliği, sponsorluk bağımlılığı ve ticarileşme riskleri karşısında yol gösterici ve koruyucu bir çerçeve sunmakta yetersiz kalmaktadır. Hekimleri bu yükten koruyacak ilkesel sınırlar ve yönlendirici politikalar ortaya konmamaktadır.

Sonuçta hekimler iki seçenekle baş başa kalmaktadır:
Ya sponsorluk ilişkilerine mahkum olmak,
ya da bilimsel ortamlardan dışlanmak.

Bu tablo yalnızca hekimleri değil; mühendislikten temel bilimlere, eczacılıktan sosyal bilimlere kadar bütün akademik alanları ilgilendirmektedir. Bilim, erişilebilir olduğu ölçüde gelişir. Bilgi, belirli bir kesimin imtiyazı haline geldiğinde; eleştirel düşünce daralır, üretim yavaşlar.

Bugün pek çok hekim kendine şu soruyu sormaktadır:
“Benim adıma konuşan kurum gerçekten benim yanımda mı?”

Bu soru cevapsız kaldıkça, meslek odalarının meşruiyeti zedelenir. Aidatla ayakta duran ama hekim lehine somut bir fonksiyon üretemeyen yapılar zamanla atıl kurumlara dönüşür. Aynı şekilde bilimsel kongreler de bilimin vitrini olmaktan çıkıp pazarlama alanına dönüştüğünde, bilim insanı özne olmaktan çıkar; katılımcı-müşteri konumuna itilir.

Belki de artık şu soruları daha sakin ama daha net sormanın zamanıdır:
Meslek odaları kimi temsil ediyor?
Bilimsel kongreler gerçekten kimin için düzenleniyor?

Bilim, ancak özgür, erişilebilir ve şeffaf olduğunda ilerler.
Aksi halde bilgi artar gibi görünür;
ama bilgelik eksilir.

Dr. Mehmet Yavuz

 

Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.