Yaşlanmanın Çaresi Bulundu mu?
Sağlık“İnsanlık ilk kez yaşlanmanın biyolojik saatine doğrudan müdahale etmeye çalışıyor. Şimdilik yaşlanmayı durduran bir tedavi bulunduğunu söylemek için çok erken; ancak bilim, ilk kez yaşlanmanın kapısını ciddi biçimde çalmaya başladı.”
Yaşlanmanın Çaresi Bulundu mu?
Nörolog Dr Mehmet Yavuz Yazıyor…
İnsanlık tarihinin en eski hayallerinden biri ölümsüzlüktü.
Krallar, simyacılar ve filozoflar yüzyıllar boyunca "gençlik pınarı"nı aradılar. Bugün ise aynı arayış, laboratuvarlarda ve genetik araştırma merkezlerinde devam ediyor.
Son günlerde dünya basınında büyük yankı uyandıran bir gelişme yaşandı. Harvard Üniversitesi'nden genetik profesörü David Sinclair'in kurucu ortakları arasında bulunduğu Life Biosciences şirketi, yaşlanmanın biyolojik mekanizmalarını hedefleyen gen tedavisi için Amerika Birleşik Devletleri Gıda ve İlaç Dairesi'nden (FDA) insan çalışmaları izni aldı.
Peki bu ne anlama geliyor?
Gerçekten yaşlanmayı durduran bir tedavi bulundu mu?
Şimdilik bu sorunun cevabı: Hayır.
Ancak ilk kez insanlık, yaşlanmanın altında yatan bazı biyolojik süreçleri tersine çevirmeyi amaçlayan bir yaklaşımı insanlarda test etmeye hazırlanıyor.
Bu çalışmanın temelinde David Sinclair'in uzun yıllardır savunduğu "Bilgi Teorisi" (Information Theory of Aging) bulunuyor. Sinclair'e göre yaşlanmanın önemli sebeplerinden biri, hücrelerin epigenetik bilgilerini zamanla kaybetmeleri. Başka bir ifadeyle, hücreler gençlik dönemlerinde hangi genleri ne zaman açıp kapatacaklarını çok iyi bilirlerken, yaş ilerledikçe bu hassas düzen bozuluyor.
Tıpkı eskiyen bir CD'nin çizilmesi gibi...
Bilgi tamamen kaybolmuyor ama okunması zorlaşıyor.
İşte Life Biosciences'ın geliştirdiği ER-100 adlı gen tedavisi, bu epigenetik bilgiyi kısmen yeniden düzenlemeyi hedefliyor.
Bilim dünyasında bu yaklaşım "kısmi epigenetik yeniden programlama" olarak adlandırılıyor.
Burada dikkat çekici olan nokta ise kullanılan yöntem.
Araştırmacılar, Nobel Ödülü kazanan Yamanaka faktörlerinin tamamını değil, üç tanesini kullanarak hücreleri tamamen kök hücreye dönüştürmeden, daha genç bir duruma geri getirmeye çalışıyorlar. Çünkü tam yeniden programlama kontrolsüz hücre büyümesi ve kanser gibi ciddi riskler taşıyabiliyor.
Şimdilik bu tedavi yaşlanmayı tamamen durdurmak amacıyla uygulanmayacak.
FDA'nın onay verdiği ilk çalışma, yaşa bağlı görme kayıplarına neden olan iki önemli göz hastalığı üzerinde gerçekleştirilecek: Glokom ve optik sinir hasarı ile seyreden NAION hastalığı. Araştırmanın ilk amacı etkinlikten çok güvenliği değerlendirmek olacak.
Yani henüz elimizde "gençlik iksiri" yok.
Bu noktada aşırı iyimserlik kadar aşırı kötümserlik de doğru olmayabilir.
Çünkü yaşlanma biyolojisi son derece karmaşık bir süreçtir.
İnsan bedeni yalnızca birkaç genin kontrol ettiği basit bir sistem değildir. Genetik yapı, bağışıklık sistemi, damar sağlığı, metabolizma, çevresel faktörler ve yaşam tarzı birbirleriyle sürekli etkileşim hâlindedir.
Üstelik David Sinclair'in çalışmaları bilim dünyasında hem büyük heyecan hem de eleştiri uyandırmaktadır. Bazı araştırmacılar, Sinclair'in yaşlanmanın geri çevrilebileceğine dair iddialarının fazla iyimser olduğunu düşünürken; diğerleri ise insanlık tarihinde ilk kez gerçekten dönüştürücü bir teknolojinin eşiğinde olabileceğimizi savunuyor.
Peki, bu gelişme neden bu kadar önemli?
Çünkü insanlık tarihinde ilk kez "yaşlanmak zorundayız" cümlesi ciddi biçimde sorgulanıyor.
Belki de gelecekte tıp yalnızca hastalıkları tedavi etmekle kalmayacak.
Hastalık ortaya çıkmadan önce yaşlanma hızını da yönetmeye çalışacak.
Alzheimer hastalığı...
Parkinson hastalığı...
Kalp-damar hastalıkları...
Kas erimesi...
Görme kaybı...
Bütün bunlar yaşlanma biyolojisinin farklı yüzleri olarak yeniden değerlendirilebilir.
Ancak burada unutulmaması gereken önemli bir gerçek var.
Hayat süresini uzatmak ile sağlıklı yaşama süresini uzatmak aynı şey değildir.
Asıl hedef, insanlara yalnızca daha fazla yıl kazandırmak değil; o yılların içine sağlık, bağımsızlık ve hayat kalitesi katabilmek olmalıdır.
Belki de bundan sonraki büyük tıbbi devrim antibiyotiklerin keşfi kadar önemli olacak.
Belki de bu çalışmalar beklenen sonucu vermeyecek.
Bunu henüz bilmiyoruz.
Ama bildiğimiz bir şey var:
İnsanlık ilk kez yaşlanmanın biyolojik saatine doğrudan müdahale etmeye çalışıyor.
Ve belki de torunlarımız, bizim bugün kaçınılmaz kabul ettiğimiz birçok yaşlılık hastalığını, bir gün tarihin doğal bir parçası olarak okuyacaklar.
Şimdilik yaşlanmayı durduran bir tedavi bulunduğunu söylemek için çok erken.
Ama şunu rahatlıkla söyleyebiliriz:
Bilim, ilk kez yaşlanmanın kapısını ciddi biçimde çalmaya başladı.
İlginizi Çekebilir