Selçuklu Tarihi Entrikaya Kurban Edildi Yeni Diziye Tarihçilerden Büyük Tepki
AnalizATV’nin yeni tarih dizisi “Aşk ve Taht”, daha ilk bölümlerinden itibaren tarihçilerden büyük tepki aldı. Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil ve Dr. Talha Uğurluel, I. Alaeddin Keykubad döneminin aşk, harem ve saray entrikaları üzerinden anlatılmasına sert tepki gösterirken Erhan Afyoncu'nun diziyi tarih izleyicilerine tavsiye etmesi ise şaşkınlıkla karşılandı. Ancak dönemin tarihî kaynakları ve Mahperi Huand Hatun’dan günümüze ulaşan eserler, Şimşirgil ile Uğurluel’in özellikle bazı kurgu tercihleri üzerinde yaptıkları eleştirilerin haklılığını açıkça ortaya çıkardı.
ATV’nin yeni tarih dizisi “Aşk ve Taht”, daha ilk bölümlerinden itibaren tarihçilerden büyük tepki aldı. Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil ve Dr. Talha Uğurluel, I. Alaeddin Keykubad döneminin aşk, harem ve saray entrikaları üzerinden anlatılmasına sert tepki gösterirken Erhan Afyoncu'nun diziyi tarih izleyicilerine tavsiye etmesi ise şaşkınlıkla karşılandı. Ancak dönemin tarihî kaynakları ve Mahperi Huand Hatun’dan günümüze ulaşan eserler, Şimşirgil ile Uğurluel’in özellikle bazı kurgu tercihleri üzerinde yaptıkları eleştirilerin haklılığını açıkça ortaya çıkardı.
Türkiye Selçuklu Devleti'nin en kudretli hükümdarlarından I. Alaeddin Keykubad’ın hayatını konu alan “Aşk ve Taht”, yayın hayatına tartışmalarla başladı.
Dizinin yapım ekibi, hikâyeyi yalnızca siyasi ve askerî tarih üzerinden değil; aşk, ihanet ve iktidar mücadelesinin iç içe geçtiği bir anlatıyla ekrana taşıyor. Dizinin resmî tanıtımında da yapım, “aşk, ihanet, sadakat ve iktidar arzusuyla şekillenen” bir dönem hikâyesi olarak sunuluyor. Yönetmen Yağmur Taylan ise diziyi açıkça Alaeddin Keykubad döneminde geçen “güçlü bir aşk hikâyesi” olarak tanımlıyor.
Tam da bu tercih iki tarihçinin sert itirazına yol açtı.
Şimşirgil: “Selçuklu’yu entrikaya meze yapıyorlar”
Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, dizinin Türkiye Selçuklu tarihini anlatmak yerine günümüz seyircisine hitap edecek aşk ve entrika hikâyeleri üretmesine tepki gösterdi.
Şimşirgil, dizinin I. Alaeddin Keykubad gibi son derece önemli bir hükümdarı konu edinmesinin büyük bir fırsat olduğunu, ancak bu fırsatın yanlış kullanıldığını söyledi:
“Demek ki güzel bir konu seçmişler. Türk milletinin gençlerine bir sultanın, önemli bir sultanın hayat hikayesini verecekler diye düşünüyorsunuz. Fakat öyle değil.”
Şimşirgil Selçuklu sarayının belgelenmiş tarihinden çok, harem, aşk ve gizli ittifakların öne çıkarılmasına sert şekilde tepki gösterdi
“Dizileri tamamen günümüzün aklımıza gelebilecek entrikalarına meze yapıyorlar. Bu son derece üzüntü verici, esef verici, endişe verici bir durum.”
Şimşirgil ayrıca yapımcıların artık “tarihe uygun” söyleminden uzaklaşıp “tarihten esinleniyoruz” demeye başladıklarını ifade ederek dizinin tanıtımındaki “saray entrikaları”, “gizli ittifaklar” ve “haremdeki güç dengeleri” vurgularını eleştirdi.
Dizinin en tartışmalı iddiası: Alaeddin Keykubad’ı annesi mi zindana attırdı?
Şimşirgil’in özellikle üzerinde durduğu noktalardan biri de, dizinin Alaeddin Keykubad’ın zindana düşmesinde annesine rol vermesi oldu.
“Aşk ve Taht”ın resmî birinci bölüm özetinde Alaeddin’in “annesi ve baba gibi gördüğü atabeyinin ihanetiyle zindana düştüğü” açıkça ifade ediliyor. Aynı özette annesi Ümmühan Hatun’un Alaeddin’in zindana düşmesinde pay sahibi olduğu da anlatılıyor.
Şimşirgil buna şu sözlerle karşı çıktı:
“Peki Alaaddin Keykubad'ı kim sattı? Anası sattı. Yani anası bir anda ihanet eden bir kadın oldu.”
Ardından tarihî süreci hatırlattı:
“Peki anası sattı mı onu? Satmadı.”
Bu noktada tarihî kaynaklar Şimşirgil’in itirazını önemli ölçüde güçlendiriyor.
TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki I. Keykubad maddesine göre Alaeddin Keykubad’ın hapsedilmesinin sebebi annesinin ihaneti değil, babasının ölümünün ardından ağabeyi I. İzzeddin Keykâvus’a karşı giriştiği taht mücadelesiydi.
Keykâvus devlet erkânı tarafından sultan seçilince Alaeddin Keykubad bunu kabul etmedi; Ermeni Kralı Leon ve Erzurum Meliki Tuğrul Şah ile birlikte Kayseri’yi kuşattı. Başarısızlığın ardından Ankara Kalesi’ne çekildi, burada kuşatıldı ve kendisine ve şehir halkına zarar verilmemesi şartıyla teslim olarak hapse atıldı. Daha sonra ağabeyinin ölümünün ardından 1220’de serbest bırakılarak hükümdar ilan edildi.
Dolayısıyla dizide Alaeddin’in hapis hayatının “anne ihaneti” üzerinden dramatize edilmesi, bilinen temel tarih anlatısıyla örtüşmüyor.
Şimşirgil’in “Bu mücadeleleri mesela gösterseniz ne olur?” itirazının merkezinde de tam olarak bu nokta bulunuyor.
Talha Uğurluel: “Selçuklu’nun en ihtişamlı dönemini aşk, uçkur ve taht hırsına indirgersen…”
Diziye bir diğer sert tepki Dr. Talha Uğurluel’den geldi.
Uğurluel, Türkiye Selçuklularının sanat, kültür ve medeniyet bakımından zirve dönemlerinden birinin aşk ve taht kavgası merkezli anlatılmasına karşı çıkarak şöyle dedi:
“Çok isterdim şaşırmayı, bu kez tarihe sadık kalmışsınız demeyi. Ama olmadı, olmuyor.”
Uğurluel’in en sert sözleri ise dizinin genel anlatım tercihine yönelikti:
“Sen Türkiye Selçuklularının en ihtişamlı, en sanatlı, kültürlü, irfanlı dönemini aşk, uçkur ve taht hırsına indirgersen bu toplum seni izlemezzz!!!”
Uğurluel özellikle I. Alaeddin Keykubad ile Mahperi Hatun’un senaryodaki temsilini eleştirdi:
“Alaaddin Keykubat ve Mahperi Hatun bu senaryo karşısında senden davacı olacaksa bütün emeklere yazık.”
Mahperi Hatun gerçekten nasıl hatırlanıyor?
Uğurluel’in ikinci itirazı Mahperi Huand Hatun’un tarihî şahsiyetine yönelikti.
Dizide Alaeddin Keykubad ile Destina arasındaki yıllara yayılan romantik hikâye anlatının merkezine yerleştiriliyor. Resmî bölüm özetinde Destina’nın yıllarca Alaeddin’i unutamadığı, Alaeddin’in de zindandayken “yeşil gözlü” kadını düşündüğü anlatılıyor.
Uğurluel ise Mahperi Hatun’un tarihî mirasının bundan çok daha farklı olduğunu vurguluyor.
“Mahperi Hatun’a döneminde, ‘Asrın Meryemi, Zamanın Haticesi’ demişler.”
Uğurluel’in aktardığı bu ifade yalnızca bir yorum değil. Mahperi Hatun’un Kayseri’deki türbesinde bulunan sanduka kitabesi üzerine yapılan akademik çalışmalar da aynı ifadeleri kayıt altına alıyor.
Belleten’de yayımlanan akademik çalışmada Mahperi Hatun’un kitabesinde onun “ibadet etmeye düşkün”, “adalet sahibi”, “dünyada kadınların melikesi”, “afife”, “temiz”, “devrinin Meryem’i”, “zamanın Hatice’si” ve çok miktarda malını hayır için harcayan bir kadın olarak nitelendirildiği belirtiliyor.
Vakıflar Dergisi’ndeki çalışma da aynı sanduka kitabesindeki bu vasıfları doğruluyor.
Üstelik Mahperi Hatun’un tarihî mirası yalnızca kitabeden ibaret değil.
TDV İslâm Ansiklopedisi, 1238 tarihli Kayseri Huand Hatun Camii’nin Mahperi Hatun tarafından yaptırıldığını; cami, medrese, türbe ve hamamdan oluşan külliyenin Selçuklu mimarisinin önemli eserleri arasında bulunduğunu kaydediyor.
Uğurluel de tam bu noktadan hareketle şu tepkiyi gösterdi:
“Hâyır eserleri ile çevresini donatmış, döneminde hakkında bu ifadelerin kullanıldığı bir Kadınefendi’yi yaftalamak ayıptır.”
Şimşirgil: “Bir eserler sultanı sanki bu kadın”
Ahmet Şimşirgil de Uğurluel ile aynı noktaya dikkat çekiyor.
Mahperi Hatun’un Kayseri başta olmak üzere çok sayıda hayır eseri bıraktığını belirten Şimşirgil, dizinin bu yönü anlatmak yerine aşk kurgusuna yoğunlaşmasını eleştirdi:
“Muazzam bir külliye. Sadece Kayseri'de değil Anadolu'nun pek çok yerinde bu kadıncağız mescitleri var. Camileri var. Çeşmeleri var. Hanları var. Hamamları var. Ya bir eserler sultanı sanki bu kadın.”
Şimşirgil devamında:
“Bu kadın tarihlerimizde iffetiyle, namusuyla, güzelliğiyle, eserleriyle, dini eserleriyle, her şeyiyle meşhur olmuş bir kadın.”
ifadelerini kullandı.
Böylece Şimşirgil ve Uğurluel’in Mahperi Hatun hakkındaki itirazları aynı noktada birleşiyor: Tarihî şahsiyetin belgelenmiş hayırseverliği, mimari mirası ve toplumdaki itibarı geri plana itilirken romantik ve saray merkezli kurgu öne çıkarılıyor.
Erhan Afyoncu ise diziyi tavsiye etti
Prof. Dr. Erhan Afyoncu ise tarihi olayları çarpıtan diziyi tarih meraklılarına tavsiye etti.
Afyoncu, “Selçuklu'nun Muhteşem Yüzyılı” başlığıyla yaptığı değerlendirmede dizinin Türkiye Selçukluları hakkında yapılan ilk dizi olduğunu belirterek yapımı övdü.
Afyoncu:
“Dizide Türkiye Selçukluları'nın en parlak hükümdarı Alaeddin Keykubad, eşleri Mahperi Honad Hatun ve Melike Hatun ile Selçuklu'nun bu parlak dönemi anlatılıyor.”
ifadelerini kullandı.
Afyoncu, şehzadeler arasındaki taht mücadeleleri ile sultanın eşlerinin kendi oğullarını tahta geçirme mücadelelerinin kendisine “Muhteşem Yüzyıl” dizisini hatırlattığını belirtti ve yapımcı Mehmet Bozdağ için:
“Tarihi filmlerdeki ustalığını bu dizide de gösteriyor.”
diyerek diziyi tarih meraklılarına tavsiye etti.
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
Selçuklu sarayında siyasi rekabetin hiç yaşanmadığını söylemek tarihî açıdan doğru olmaz. Mahperi Hatun ile Melike Adile çevresindeki hanedan rekabetinin izlerini inceleyen akademik çalışmalar bulunuyor. Hatta bazı araştırmacılar iki kadının oğullarının saltanat varisliği etrafında bir rekabet yaşandığına dair işaretler bulunduğunu belirtiyor.
Ancak sarayda siyasi rekabet bulunması, dizideki her aşk, ihanet, gizli ittifak veya aile içi entrika sahnesinin tarihî olduğu anlamına gelmiyor.
Tartışmanın esas düğümlendiği yer de burası.
Şimşirgil’den Afyoncu’ya doğrudan tepki
Ahmet Şimşirgil, Erhan Afyoncu’nun diziye destek veren paylaşımına da doğrudan karşı çıktı.
Şimşirgil sosyal medya hesabından:
“Büyük Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubad aşk, meşk ile anlatılacak! Saffetü'd dünya ve'd din lakaplı Mahperi Huand hatun entrikaların odağında gösterilecek! Erhan hoca da bunu övecek... Akıl alır gibi değil... Selçuklunun karalanmasından zevk duyacaklar izlesin!”
ifadelerini kullandı.
Bu tartışmayı daha önemli hale getiren bir başka ayrıntı ise dizinin tanıtım dili.
ATV’nin kendi tanıtımında yapım, Alaeddin Keykubad’ın “gerçek ve çarpıcı hikâyesi” olarak nitelendiriliyor. Aynı tanıtımda dizinin aşk, ihanet ve iktidar arzusu etrafında şekilleneceği de belirtiliyor.
Fakat tarihî kaynakların Alaeddin Keykubad’ın zindana düşüşünü anlattığı olay örgüsü ile dizinin “annesi tarafından ihanete uğradı” kurgusu arasında belirgin bir fark bulunuyor.
Benzer biçimde Mahperi Hatun’un tarihî varlığı, külliyesi, sanduka kitabesi ve hayır faaliyetleri belgelenebilirken; dizinin merkezine yerleştirdiği uzun soluklu romantik hikâye dramatik senaryonun parçası olarak karşımıza çıkıyor.
Bu nedenle Şimşirgil ve Uğurluel’in itirazı “tarih dizisinde hiç kurgu olmasın” noktasından çok, kurgunun tarihî kişiliklerin gerçek hayatlarının önüne geçirilmesine yöneliyor.
Dolayısıyla Şimşirgil ile Uğurluel’in ortak sorusu önem kazanıyor:
Türkiye Selçuklularının böylesine güçlü bir siyasi, askerî, mimari ve kültürel dönemi ekrana taşınırken neden hikâyenin ana eksenlerinden biri aşk, harem ve entrika olmak zorunda?
İlginizi Çekebilir