73 fırkadan biri kurtuluş yolu
Analiz“Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılır. Bunlardan yetmiş ikisi cehenneme gidip, yalnız bir fırkası kurtulur.” Ashab-ı kiramdan bazıları, bu bir fırkanın kimler olduğunu sorunca: “Cehennemden kurtulan fırka, benim ve ashabımın gittiği yolda gidenlerdir” buyurdu.
Kurtuluş yolu
Peygamber efendimiz bir keresinde ashab-ı kirama buyurdular ki: “Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılır. Bunlardan yetmiş ikisi cehenneme gidip, yalnız bir fırkası kurtulur.” Ashab-ı kiramdan bazıları, bu bir fırkanın kimler olduğunu sorunca: “Cehennemden kurtulan fırka, benim ve ashabımın gittiği yolda gidenlerdir” buyurdu. Peygamber efendimiz daha pek çok hadis-i şeriflerinde ümmetinin tarihte Yahudi ve Hıristiyanlarda olduğu gibi çeşitli yanlış fırkalara ayrılacaklarını ve helak olacaklarını haber vermiştir. Bu fırkalara mensup olup da inkâr ve küfür yoluna sapmayarak, imanlı şekilde ölenlerin, yanlış itikat ve amelleri sebebiyle edindikleri günahlar kadar azap göreceklerini sonra cennete gidecekleri daha pek çok meşhur hadis-i şerifle bildirilmiştir. Cehennemden kurtulan fırka ise yine Peygamber efendimiz tarafından açıklanmıştır. Bunlar Peygamber efendimizin sünnetine uyanlar ve onun cemaati olan ashab-ı kiramın bildirdiği şekilde inanç ve itikat üzere gidenlerdir. Yani “Ehl-i sünnet ve’l cemaat” itikadında, inancında olan kimselerdir. Yine Peygamber efendimiz buyurdular ki: “İnsanların en hayırlısı benim ashabımdır. Bunlardan sonra hayırlısı, bunlardan sonra gelenlerdir. Onlardan sonra hayırlıları da onlardan sonra gelenlerdir. Daha sonra gelenler arasında yalan söyleyenler bulunacaktır”. Peygamber efendimizin ashab-ı kiram, tabi’in, tebe-i ta bi’in diye bildirdiği bu ilk devrin Müslümanlarına “selef-i salihin” denilmiştir. Selef-i salihin peygamberimizin vefatından sonra pek çok meselede yani iman ve amel hususunda söz birliğinde bulunmuş ve buna icma denilmiştir. İtikadi konularda bu yoldan ayrılan fırkalara ise bid’at fırkası, mensuplarına da bid’at ehli denilmiştir. Bid’at; Peygamber efendimiz zamanında olmayıp sonradan ortaya çıkarılan inanç ve ameller demektir. Bu bid’at fırkaları hadis-i şerifde “ümmetim” denildiği için tekfir edilmezler. Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli mezhepleri itikat ve inanç esaslarında aralarında fark olmayıp sadece amelde, fıkhi hükümlerde ayrılmışlardır. Bu sebeple hepsi Ehl-i sünnettir. Ehl-i sünnet ve’l cemaat itikadında olan Müslümanlar tarih boyunca aynı inanç esasları üzere beraber yaşamışlar ve amel etmişlerdir. Kurdukları devletler de Peygamber efendimizin ashabı ile birlikte Medine’de kurmuş oldukları devletin devamı hüviyetiyle hareket etmişlerdir. Hep onun izinde onun yolunda bulunmaya gayret etmişlerdir. Onun dinini onun bildirdiği inanç ve itikat üzere yaymayı gaye edinmişlerdir. Kendi aklınca farklı yollar tutanlar ya bir zaman devam edip sonra yok olmuşlar ya da Müslümanların arasından ayrılarak siyasi himayelerle varlıklarını devam ettirmişlerdir. Türkler Müslüman olduklarında Ehl-i sünnet itikadını benimsemiş ve tarih içinde Ehl-i sünnete göre İslamiyet’in sancaktarlığı vazifesini üstlenmişlerdir. Selef-i salihinden sonra fitneler çoğalmış, onların icmalarından ayrılan bid’at fırkaları zuhur etmeye başlamıştır. Bunların yanlış inanç ve itikatlarına karşı Ehl-i sünnet itikadının inanç esaslarını Peygamber efendimizin ve ashabının bildirdiği şekilde âlimler kaleme almışlardır. Bunlardan ilki İmam-ı Azam Ebu Hanife hazretleridir. Fıkh-ı Ekber kitabını yazarak doğru iman bilgilerini ve Ehl-i sünnet itikadının esaslarını bu kitabında toplamıştır. Daha sonra artan bid’at itikatlarına karşı gerekli izahları iki büyük âlim yapmıştır. Bunlardan biri Semerkandlı İmam-ı Ebu Mansur Maturidî diğeri ise İmam-ı Eş’arî’dir. İmam-ı Maturidî ashab-ı kiramdan Eyüp Sultan hazretlerinin soyundandır. Türkler itikatta Maturidî, amelde ise Hanefi mezheplerini kabul etmişlerdir. Hanefi mezhebi dışındaki diğer üç mezhebin çoğu Eş’arî’dir. Kurdukları devletler de bu mezheplerin bildirdiği şekilde İslamiyet’e hizmet etmiştir. Bu iki büyük âlimin bildirdikleri Kur’ân-ı kerim ve sünnet-i seniyyeye uygun olarak aynı şekildedir. Farklı coğrafyalarda yaşadıkları için İmam-ı Eş’arî’nin kitaplarını okuyanlara, onun izahlarına göre itikadını düzeltenlere Eş’arî diğerlerine ise Maturidî denilmiştir. Hadis-i şerifte bildirilen 72 bid’at fırkanın hepsi zuhur etmiştir. Her birinin kendine has birbirlerinden farklı inanç ve itikatları vardır. Pek çoğu başka büyük bid’at fırkaları içinde eriyerek kaybolmuştur. Haricilik, Mutezile (Kaderiyye), Cebriyye, Mücessime, Müşebbihe, Bâtınilik, Hurufilik, Şiilik, Vehhabilik İslam tarihinde varlığını devam ettiren bid’at fırkalarıdır. Bugün Ehl-i sünnet Müslümanları arasında bilhassa mezhepsizlik furyası en büyük fitne unsuru olarak durmaktadır. Zira bu yolu seçenler her ne kadar kendini Ehl-i sünnet olarak tanımlasalar da sıra inanış ve uygulamalara geldiğinde mezhepleri bir kenara bırakarak kendi aklına göre yorumlamaya kalkışmaktadır. Bu ise din adına binlerce görüş ve düşünceyi meydana çıkarmakta Müslümanlar arasında kaos ve kargaşa eksik olmamaktadır.
Mızraklı Hakikat- Prof.Dr.Ahmet Şimşirgil- KTB Yayınları
İlginizi Çekebilir